(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "El Mizan Fi Tefsiril Kuran - Allame Muhammed Hüseyin TABATABAi"

www.caferilik.com 



Maide Suresi 55-56 5 



55- Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulii ve namaz kilan ve 
ruku halinde iken zekat veren muminlerdir. 

56- Kim Allah'i, O'nun Resulunu ve sozti edilen muminleri veli 
edinirse, (bilsin ki) galip gelecek olanlar, yalniz Allah'm hizbidir. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Goruldugu gibi bu iki ayet Ehlikitab'i ve kafirleri veli edinmeyi 
yasaklayan ayetler arasmda yer ahyor. Bundan dolayi Sunn? tefsir- 
cilerin bir bolumu, bu iki ayetin onceki ve sonraki ayetlerle ayni 
anlami payla§tiklanni du^unerek hepsini ayni anlamda saymi§- 
lardir. Bu ortak anlam, muminlerin yardimci anlaminda §ahislari 
veli edinme konusun-daki gorevlerini acikhyor ve Yahudileri, Hiris- 
tiyanlan ve kafirleri veli edinmeyi yasakhyor, veliligi sadece Allah- 
'a, Peygamberine (s.a.a) ve namaz kilan ve riiku halinde iken ze- 
kat veren miiminlere mahsus kihyor. Cunku bunlar gercek mumin- 
lerdir. Boylece munafiklar ile kalplerinde hastahk olanlar difanda 
birakilarak gergek muminlerin veliliginin gerekliligi vurgulaniyor. 

Buna gore bu ayet, "Allah muminlerin velisidir." (Ai-i imran, 68) 
"Peygamber, muminler uzerinde kendilerinden daha gok yetki 
sahibidir." (Ahzab, 6) "Onlar birbirlerinin velileridirler." (Enfai, 72) 
"Mumin erkekler ve kadmlar birbirlerinin velileridirler, iyiligi em- 
reder, kotulukten sakmdinrlar." (Tevbe, 71) ayetleri ile ayni anlami 
ta§ir. Dolayisiyla bu ayet, yardimci olma anlaminda Allah'm, Pey- 
gamberinin ve muminlerin muminler uzerinde velayeti bulundu- 
gunu ifade etmektedir. 

Bu durumda ayette agiklanmasi gereken tek bir nokta kahyor. 
da, "zekat veren" ifadesiyle bagmtih olan "riiku halinde iken " 
§eklindeki hal ctimlesidir. Bu problem "ruku" kelimesinin mecazt 
anlamda kullanildigini kabul etmekle ortadan kalkar. Bu mecazt 
anlam, mutlak anlamda yiice Allah'a boyun egmek veya yoksulluk 



6 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gibi sebeplerle dusuk durumda olmaktir. zaman ayetin anlami 
soyle olur: Sizin velileriniz (yardimcilanniz) Yahudiler, Hiristiyanlar 
ve munafiklar degildirler. Sizin velileriniz (yardimcilanniz) Allah, 
O'nun Resulu ve namaz kilan, zekat veren ve butun bu durumlar- 
da Rablerine boyun egerek O'nun emirlerine kayitsiz sartsiz uyan 
veya gecim darhgi ceken fakirler olduklan halde zekat veren mu- 
minlerdir. 

Fakat bu iki ayet ile oncesi ve sonrasmdaki ayetlere, aynca 
surenin butunune yonelik irdeleyici ve dikkat yogunlastmci bir 
inceleme, bizi sozunu ettigimiz tefsircilerin soylediklerinin tersine 
sonuclara go-turur. Onlann sozlerindeki ilk yanhs, bu ayetler 
arasmda anlam birligi oldugu, ayetlerin yardimci olma 
anlammdaki velilige deginerek bunun hangisinin dogru ve 
hangisinin yanli§ oldugunu ayirt ettigi yolundaki aQiklamalandir. 

Qunku bu surenin Peygamberimizin son gunlerinde, Veda 
Hacci sirasmda indigi gergek olmakla birlikte, diger bir gergek de 
onun butun ayetlerinin hep birlikte inmemis olmasidir. Onun igin- 
deki bazi ayetlerin bundan daha once indigi stiphesizdir. Bunun 
kaniti, o ayetlerin icerikleridir. 

Aynca bu ayetlerin inis sebeplerine iliskin aktanlan rivayetler 
de bunu desteklemektedir. Dolayisiyla ne bir ayetin bir ayetin 6n- 
cesinde veya sonrasmda yer almasi, o ayetler arasmda anlam bu- 
tunlugiine delil sayilabilir, ne de iki ayet arasmda belirli bir muna- 
sebetin olmasi, o ayetlerin birlikte indiklerine veya anlamlan ara- 
smda butiinliik olduguna delil teskil eder. 

Ustelik bir de su var: Bu ayetlerin oncesindeki ayetler, yani "Ey 
inananlar, Yahudileri ve Hiristiyanlan ve/;' edinmeyin. Onlar birbir- 
lerinin velileridirler." diye baslayan ayetler, miiminlere Yahudileri 
ve Hiristiyanlan veli edinmeyi yasaklamakta, munafiklan ve kalp- 
lerinde hastahk olanlan onlara dogru kosmakla, onlann tarafmi 
tutmakla su?-lamakta, fakat Yahudilere ve Hiristiyanlara herhangi 
bir hitap yoneltmemekte, onlara herhangi bir mesaj vermemekte- 
dir. 

Buna karsilik bu iki ayetin sonrasmda yer alan ayetlerde, yani 
"Ey iman edenler, sakm sizden once kendilerine kitap verilenler- 
den ve kafirlerden dinlerinizi alaya alanlan, eglence konusu ya- 



Maide Suresi 55-56 7 

panlari veli edinmeyin..." diye baslayan ayetlerde durum boyle 
degildir. Bu ayetler, Yahudileri ve Hiristiyanlan veli edinmeyi ya- 
sakladigi gibi, onlarm durumunu ele alarak kendilerine hitap e- 
dilmesini emrediyor, sonra da onlan munafikhk ve fasikhkla 
sucluyor. Goruluyor ki, bu iki ayetin oncesinde ve sonrasmda yer 
alan ayetlerin amaclari farkhdir. Boyleyken nasil olur da aralarm- 
da anlam butunlugu olabilir?! 

Bir de su var: "Ey inananlar, Yahudileri ve Hiristiyanlan veli 
edinmeyin..." diye baslayan ayetleri incelerken gorduk ki, yardimci 
olma anlammdaki velilik bu ayetlerle bagdasmaz; bu ayetlerdeki 
ozellikler ve kullanilan ogeler, ozellikle "Onlar birbirlerinin velile- 
ridirler." ve "Sizden kirn onlan veli edinirse, onlardandir." ifadele- 
ri yardimcilik anlammdaki velilikle uyu§maz. Qunku iki kavim ara- 
smda yardimla§ma anla^masi yapilmasi, o kavimlerden birinin di- 
gerinden olmasmi, o kavimden sayilmasim gerektirmedigi gibi, 
boyle bir anla§-mayi yasaklamanin gerekgesi olarak, o falanca 
kavmin fertleri birbirlerinin velileri, yardimcilandir, demek de ye- 
rinde olmaz. 

Fakat sevgi anlammdaki velilik anla§masi yapmak boyle de- 
gildir. Qunku bu tur bir anla§ma, taraflar arasmda psikolojik ve 
ruhsal kayna§mayi gerektirir, taraflardan birinin digerinin hayatt 
meselelerinde ruhsal ve fiziksel tasarrufta bulunmasim mubah ha- 
le getirir, iki toplumu ahlakta ve davranislarda birbirine yaklastira- 
rak bu toplumlann kendine ozgu ozelliklerini giderir. 

§u da var ki, Peygamberimizi (s.a.a) yardimci anlaminda mu- 
minlerin velisi saymak caiz degildir. Bunun tersi dogrudur. Qunku 
yiice Allah'm onemle uzerinde durdugu ve Kur'an'm bircok ayetin- 
de sozunu ettigi bu yardim, din konusundaki yardimdir. Bu du- 
rumda, dinin yasamacisi ve kaninlarmin koyucusu oldugu icin, 
'Din Allah'mdir' denebilir. 

Bunun sonucu olarak Peygamberimiz veya miiminler ya da 
her ikisi Allah'm dinine yardim etmeye cagnhrlar veya Allah'm 
koydugu din hususunda Allah'm yardimcilari olarak adlandinhrlar. 
§u ayetlerde buyruldugu gibi: "Havarfler, 'Biz Allah'm 
yardimcilanyiz' dediler." (Saff, 14) "Eger siz Allah' a yardim ederse- 
niz, Allah da size yardim eder." (Muhammed, 7) "Allah peygamber- 
lerden soz aldi ki, ... ona inanacaksmiz ve ona yardim edeceksi- 



El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



niz." (Ai-i imran, 81) Bu anlamda daha bircok ayet vardir. 

Ayni sekilde ornegin dine cagirdigi, onu teblig ettigi icin 'Din 
Peygamberindir' veya biri yasamaci, digeri yol gosterici olmasi 
hasebiyle, 'Din Allah'm ve Peygamberinindir' de denebilir. Bunun 
sonucu olarak insanlar dine yardim etmeye cagrihr veya dine 
yardim ettikleri gerekcesi ile miiminler oviiliir. §u ayetlerde 
oldugu gibi: "Onlar ki, onu korudurlar ve ona yardim ettiler." (A'raf, 
157) "Onlar ki, Allah'a ve Peygamberine yardim ederler..." (Ha§r, 8) 
"Onlar ki, barmdirdilar ve yardim ettiler..." (Enfal, 72) Bu anlamda 
daha bircok ayet vardir. 

Yine dinin hukumleri ile yukumlu olduklan ve o hukumlerle 
amel ettikleri icin, 'Din Peygamberin ve muminlerindir.' de denebi- 
lir. Bu durumda da ytice Allah'm onlarm velisi ve yardim edicisi ol- 
dugu ifade edilir. §u ayetlerde oldugu gibi: "H/'c §uphesiz, Allah 
kendisine yardim edenlere yardim eder." (Hac, 40) "Biz peygam- 
berlerimize ve muminlere diinya hayatmda ve §ahitlerin (§ahitlik 
igin) ayaga kalktiklan giin mutlaka yardim ederiz." (iviu'min, 51) 
"Muminlere yardim etmek bizim uzerimize borgtur." (Rum, 47) Bu 
anlamda ba§ka ayetler de vardir. 

Fakat herhangi bir bakimdan dini muminlere tahsis etmek, o 
konuda muminleri temel kabul edip Peygamberimizi di§anda 
tutmak, sonra da onu o konuda muminlerin yardimcisi saymak 
dogru degildir. Qiinkii Peygamberimizin muminlere en guzel §e- 
kilde ortak olmadigi, en iyi §ekilde pay sahibi olmadigi hiQbir dint 
ustunluk yoktur. Bundan dolayi Kur'an'da Peygamberimizin (s.a.a) 
muminlerin yardimcisi oldugunu ifade eden bir tek ayet bile yok- 
tur. Hah? kelam, o benzersiz edebini gozetmeyi ihmal etmekten 
miinezzehtir. 

Bu ger?ek, Kur'an'da Peygamberimize izafe edilen veliligin ta- 
sarruf yetkisi veya sevgi ve muhabbet anlamina geldiginin en gii?- 
lu delillerindendir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Peygamber, 
miiminler uzerinde kendilerinden daha gok yetki sahibidir." 
(Ahzab, 6) "Siz'm vel'miz ancak Allah, O'nun Resulu ve... muminler- 
dir." (Maide, 55) Goruldugti gibi hitap, muminlere yoneltilmistir. Az 
once de belirtildigi uzere, Peygamberi muminlerin yardimcisi an- 
lammda onlarm velisi saymanm bir anlami yoktur. 



Maide Suresi 55-56 



Bu dediklerimizden su sonuc ortaya cikti: "Sizin veliniz ancak 
Allah, O'nun Resulu..." diye baslayan iki ayetin, oncesindeki ayet- 
lerin yardimci olma anlammdaki velilige degindikleri farz edilirse, 
bu iki ayetin icerigi o ayetlerin icerigi ile ayni degildir. ikinci ayetin 
sonundaki, "...galip gelecek olanlar, yalniz Allah'm hizbidir." ciim- 
lesi sakm seni yaniltmasm. Qunku galibiyet, yardim anlammdaki 
velayetle uyustugu gibi, tasarruf velayeti ve ayni sekilde sevgi ve 
muhabbet velayetiyle de bagdasir. Qunku din mensuplannin nihat 
hedefi olan dint galibiyet, muminlerin herhangi bir vesile ile Allah- 
'a ve Peygambere baglanmalari ile gerceklesir. 

Yuce Allah acik vaadi ile bu gercegi muminlere duyurmustur. 
§u ayetlerde oldugu gibi: "Allah, 'Ben ve peygamberlerim mutlaka 
galip gelecegiz' diye yazdi." (Mucadeie, 8) "Gonderilen peygamber 
kullanmiz hakkmda §u sozumuz gegmi§ti: Mutlaka kendilerine 
yardim edilecek ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordu- 

muzdur." (Saffat, 173) 

Ustelik, §it ve Sunn? kanallardan gelen 90k sayidaki rivayete 
gore, bu iki ayet namaz sirasmda yuzugunu sadaka olarak veren 
Hz. AM hakkmda inmi§tir. Buna gore, bu iki ayet genel degil, ozel 
anlamhdir. Bu konudaki rivayetlerin buyuk bir kismmi in§aallah 
ayetleri hadisler ifiginda incelerken nakledecegiz. 

Eger cokluklarma ve yogunluklanna ragmen bu tur rivayetler 
ayetlerin tefsirinde ini§ sebebi olarak kabul edilmeyecek ise, hig- 
bir ayette hicbir ini§ sebebine dayanmak dogru olmaz. Bu aciktir. 
Dolayisiyla bu iki ayeti genel anlamh sayarak muminlerin birbirle- 
rinin velileri olduklarmi ifade ettigini soylemenin hicbir dayanagi 
yoktur. 

Evet, bazi tefsirciler bu rivayetlere itiraz etmi§ler. Oysa bu ka- 
dar 90k sayidaki rivayete itiraz etmeleri yersizdir. ileri surdukleri i- 
tirazlarsunlardir: 

1) Bu rivayetler, bu ayetlerin yardimci olma anlammdaki veli- 
likle ilgili zahirt igerigi ile gelisir. Bu noktaya yukanda isaret edil- 
misti. 

2) Bu rivayetler, gogul kipi kullanildigi halde tekilin kastedil- 
mis olmasmi gerektirir. Qunku bu rivayetlere dayanildigi takdirde, 
"... namaz kilan ve ruku halinde iken zekat veren muminler"den 



10 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Hz. Ali'nin kastedildigi kabul edilecektir ki, dil kurallan boyle bir 
tefsire musait degildir. 

3) Bu rivayetler, zekattan maksadm yuzugu sadaka olarak 
vermek olmasmi gerektirir ki, buna zekat adi verilemez. 

Sozti edilen tefsirciler soyle demisler: Buna gore, ayeti genel 
anlamh saymah ve burada "kasr'ul-kalp" veya "kasr'ul-ifrad" sana- 
tinm soz konusu oldugunu kabul etmeliyiz. Qunku munafiklar 
Ehlikitab'm yardimma kosuyorlar ve bunu vurguluyorlardi. Bu se- 
beple yuce Allah, onlan boyle davranmaktan sakmdirdi ve onlarm 
velilerinin (yardimcilannin) Ehlikitap ve munafiklar degil, Allah, 
O'nun Resulu ve gercek muminler oldugunu ifade etti. Bu durum- 
da tek bir problem kahyor. da bu anlamin "ve ruku halinde i- 
ken" ifadesi ile bagdasmamasidir. Bu problem de "ruku" kelime- 
sinin Allah'a boyun egme veya fakirlik ve dusuk durumluluk sek- 
linde mecazt anlamda yorumlanmasi ile ortadan kalkar. iste soz 
konusu tefsircilerin ileri surdukleri itirazlar ve bu itirazlar ile ilgili 
aQiklamalan bunlardir. 

Fakat bu ve benzeri ayetleri incelemek, ileri surulen agiklama- 
lan tumii ile gegersiz kilmaktadir. 

Once bu ayetin yardim anlammdaki veliligi ifade eden bir an- 
latim iQinde yer aldigi, dolayisiyla bu anlamda yorumlanmasi ge- 
rektigi tezini ele alahm. Daha once belirtildigi uzere bu ayetlerin 
maksadi asla bu degildir. Eger daha onceki ayetlerin yardim an- 
lammdaki veliligi ele aldiklan farz edilse bile, bu ayet o ayetlerin 
bu maksadmi paylasmamaktadir. 

"...namaz kilan ve ruku halinde iken zekat veren muminler- 
dir" ifadesinde cogul kullanildigi halde tekilin kastedilmesi konu- 
suna gelince; bu kitabin ucuncu cildinde Mubahele ayeti incele- 
nirken bu konuda verilen aynntih cevabi biliyorsun. cevabm ozu 
su idi: Cogul kipi kullanip bununla tekil kastetmek ve cogul kipini 
tekil anlaminda kullanmak ile, uyarlanabilecegi orneklere uyar- 
lansin diye ?ogul lafzi ile genel bir hukum ortaya koymak ya da 
cogul lafzi ile bazi vasiflan haiz bir topluluktan haber vermek, an- 
cak bu genel hukmun uyarlanabilecegi ornegin ya da bu vasiflan 
tasiyan ferdin sadece bir tane olmasi, birbirinden farkh seylerdir. 
Birinci sikki dilbilgisi kurallan kabul etmez. Fakat ikincisi kurallara 



Maide Suresi 55-56 11 

uygundur ve kullanimi yaygmdir. 

Bu itirazi yapanlar, acaba "Ey iman edenler, du§manlanmi ve 
du§manlannizi ve/;' edinmeyin. Siz onlara sevgi yolluyorsunuz... 
Siz onlara gizlice sevginizi iletiyorsunuz." (Miimtehine, l) ayeti hak- 
kmda ne diyecekler? Qunku ayette Kureysliler ile mektuplasan 
Hatib b. Ebu Baltaa'nm kastedildigini biliyoruz. "Eger Medine'ye 
donersek, ustun olanlanmiz a§agi konumda olanlan oradan c/- 
karacak." (Miinafikun, 8) ayeti de oyledir. Qunku bu sozti Abdullah b. 
Obey b. Selul'un soyledigi biliniyor. "Sana, ne infak edeceklerini 
sorarlar." (Bakara, 215) ayeti de boyledir. Qunku bu soruyu soran 
tek kisidir. "Mallarmi gece-gunduz, gizli-agik (Allah yolunda) har- 
cayanlar..." (Bakara, 274) ayeti de bu kategoriye girer. Qunku riva- 
yetlere gore, ayette sozii edilen harcama Hz. AM veya Ebu Bekir ta- 
rafindan yapilmi§tir. Bu ce§it ayetler coktur. 

Bu orneklerin en §a§irticisi "Kalplerinde hastalik bulunanlarm, 
'Bize bir felaketin gelmesinden korkuyoruz' diyerek..." (Maide, 52) 
ayetidir. Qunku bu itirazi yapan tefsircilerin de kabul ettikleri ini§ 
sebebine ili§kin rivayetlere gore, bu sozii soyleyen Abdullah b. 
Ubey'dir ve bu ayet sozunii ettigimiz ayetler arasmda yer almak- 
tadir. 

§6yle denebilin Bu orneklerde, genellikle adi ge?en kisiler gibi 
dusunen veya onlann davranislanni onaylayan baska kimseler de 
vardir. Bu yuzden yiice Allah onlan ve onlar gibi olanlan cogul kipi 
ile ifade etmistir. 

Buna §6yle cevap verilebilir: Demek ki, bu kullanimi caiz kilan 
bir incelik soz konusu oldugu zaman dil kurallan bakimmdan bu- 
nun bir sakmcasi yoktur. halde, "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun 
Resulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren mumin- 
lerdir." ayeti de pekala bu kategoriye girebilir ve bunun inceligi de 
su gercege isaret olabilir: Ayette ifade edilen veliligin de aralarm- 
da bulundugu dint ustunlukler, bazi muminlere rastgele verilip di- 
gerlerine verilmeyen ayncahklar degildir. Bunlar, ihlasta ve amel- 
de one Qikmanm sonucudur, baska turlii elde edilemezler. 

Bir de su var: Sozunu ettigimiz rivayetleri nakledenlerin buyuk 
50-gunlugu sahabTler ile onlann hemen arkasmdan gelen tabimdir. 
Bunlar, dillerinin safhgi bozulmamis 6z Araplardir. Eger boyle bir 



12 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kullanim, dilbilgisi kurallanna aykin olup o dili kullananlarm ya- 
dirgadigi bir tarz olsaydi, onlann tabiati bunu kabul etmez ve buna 
itiraz etmek asil onlardan beklenirdi. Oysa onlann hicbirinden boy- 
le bir itiraz rivayet edilmemistir. 

Sozu edilen tefsircilerin "sadaka olarak yuzuk vermeye zekat 
adi verilmez" seklindeki itirazlanna gelince; buna su sekilde cevap 
veririz: "Zekat" kelimesi, seriat ehlinin dilinde bilinen istilaht an- 
lammi, onun dinde farz edildigini bildiren ayetin inmesinden sonra 
kazanmistir. Kelimenin sozltik anlami ise, seriat ehlinin dilindeki 
istilaht anlammdan daha genis kapsamhdir. Bu kelime, mutlak 
olarak veya namazla yan yana kullanildigmda "Allah nzasi igin 
mal harcama" anlamma gelir. Bu gergek, eski peygamberlerden 
soz eden ayetlerde acikca gorulur. Mesela Hz. ibrahim'den, Hz. 
ishak'tan ve Hz. Yakup'tan soz edilirken, "Onlara hayirli isler 
yapmayi, namaz kilmayi ve zekat vermeyi vahyettik." (Enbiya, 73) 
buyruluyor. 

Baska bir ayette Hz. ismail'den soz edilirken, "0, ehline na- 
maz kilmayi ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbi katmda bege- 
nilmi§ bir ki§i idi." (Meryem, 55) buyuruluyor. Hz. isa'nm besikte soy- 
ledigi sozleri nakleden su ayette de ayni sey soz konusudur: "Sag 
oldugum siirece bana namaz kilmayi ve zekat vermeyi emretti." 
(Meryem, 31) Oysa bu peygamberlerin seraitlerinde islamiyet'te bili- 
nen sekli ile maltzekatm olmadigi bilinen birgergektir. 

§u ayetler de bu kategoriye girer: "Gergekten kurtulmu§tur, ze- 
kat verip arman ve Rabbinin adini amp namaz kilan." (A'la, 15) "0 
kimse ki, malmi verip armir." (Leyi, 8) "Onlar ki, zekat vermezler ve 
onlar ahireti inkar ederler." (Fussiiet, 7) "Onlar ki, zekati verirler." 
(Mu'mi-nun, 4) 

Mekke inisli surelerde, ozellikle Fussiiet ve benzeri gibi 
Peygamberimizin (s.a.a) peygamberliginin baslangic doneminde 
inen surelerde bu turden baska ayetler vardir. siralarda henuz 
bilinen anlami ile zekat yasalasmis degildi. Acaba o donemde 
Muslumanlar bu ayetlerdeki "zekat" kelimesinden ne 
anliyftrtajjdjgkat ayeti olarak bilinen "Onlann mallarmdan bir mik- 
tar sadaka at ki, onunla onlari temizleyesin, armdirasin; ve onla- 
ra dua et, cunku senin duan onlann istiraplanni yati§tmr." (Tevbe, 



Maide Suresi 55-56 13 

103) ayeti, zekatm sadakanm bir turn oldugunu ve zekat admi al- 
masmm sebebinin, mutlak olarak sadakanm temizleyici ve armdi- 
nci olmasi oldugunu gosterir. Ne var ki, bununla birlikte "zekat" 
kelimesi gogunlukla ser'Tdildeki sadaka anlammda kullamlmistir. 

Butun bu anlattiklanmizdan agikga anlasihyor ki, mutlak sa- 
dakaya ve Allah yolunda yapilan malt harcamaya zekat adi veril- 
mesinin higbir engeli yoktur. Yine ortaya gikti ki, "riiku" kelimesi- 
ne mecazt anlam vererek onu zahirt anlammdan baska bir an- 
lamda kullanmanm gerekcesi yoktur. 

Ayrica "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... muminler- 
dir." ifadesinin orijinalinde "inne" edatmin ismi 
(veliyyukum=veliniz) tekil oldugu halde atfedilerek onun haberi o- 
lan cumlede (elleztne ame-nu=muminler) gogul getirilmesini goz 
onimde bulundurarak farkh yorumlar yapmanin da gerekgesi yok- 
tur. Bundan iyice faydalanmahsm. 

"Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... muminlerdir." Ragip 
isfahant, el-Mtifredat adh eserinde soyle diyor: "Vela ve tevalt ke- 
limeleri, iki ve daha 90k sayida nesnenin aralannda yabanci bir 
nesne olmayacak sekilde bir arada bulunmalan demektir. Bu ke- 
lime istiare yolu ile yer, nispet, arkadaslik, yardim ve inang baki- 
mmdan yakmlik anlammda kullanihr. Vilayet yardim, velayet ise 
bir isi iistlenmek demektir. Velayet ve vilayet kelimelerinin, tipki 
delalet ve dilalet gibi, her ikisinin de ayni anlami tasidigi ve o an- 
lamm, bir isi iistlenmek oldugu da soylenmistir. Veli ve mevla ke- 
limeleri de bu anlamda kullanihr. Bu kelimelerin her biri hem fail, 
yani muvalt, hem de mef'ul, yani muvala anlamma gelebilir. Mti- 
min igin '0 yuce Allah'm velisidir' denir, fakat 'mevlasidir' dendigi- 
ne nig rastlanmamistir. Fakat 'Allah, muminlerin velisi ve 
mevlasidir' denir." 

Ragip, sonra soyle devam ediyor: "Tevella fiili, kendiliginden 
gegisli (muteaddt binefsih) olarak kullanildigi zaman tipki 'velayet' 
gibi bir seyin diger seye daha yakm noktada yer aldigini ifade e- 
der. Ornegin, 'velleytu sem'T keza=kulagimi su yone gevirdim', 
'velleytu aynt keza=gozumu su tarafa gevirdim' ve 'velleytu vecht 
keza=yuzumu su yone dondurdum' dendigi zaman o uzuvlarm o 
yone dogru donduruldugu ve o yone daha yakm bir vaziyet aldigi 
anlamim ifade eder. Yuce Allah soyle buyuruyor: 'Seni razi olaca- 



14 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gin bir kibleye gevirecegiz. Artik yuzunu Mescid-i Haram'a do£ru 
gevir. Nerede olsaniz, yuzunuzu ona dogru gevirin.' [Bakara, 144] 
Ancak lafizda veya takdirde 'an' harf-i cerriyle gecisli (muteadd?) 
kihnirsa, o zaman bir seyden yuz cevirme, ondan uzaklasma an- 
lammi ifade eder." (Ragip'tan aktardigimiz burada son buldu.) 

Anlasilan o ki, velayet kelimesi ile ifade edilen yakmlik kav- 
rami, insan tarafindan ilk once cisimlerin yerleri ve zamanlan ara- 
smdaki yakmlik hakkmda kullanilmistir. Sonra da Ragib'in anlat- 
tigmm tersine istiare yolu ile manevt yakmhgi ifade etmek uzere 
kullanilmistir. insanm gelisme sureci ile ilgili arastirmalar bu so- 
nucu ortaya koyar. insanm, hayatinda somut nesneleri algilayip 
onlarla ilgilenmesi, kavramlar ve anlamlar hakkmda dusunup on- 
larda tasarrufta bulunmasmdan daha oncedir. 

Ozel bir yakmlik turu olan velilik, manevt meselelerde ele a- 
lindigmda bunun gerekli sonucu su olur: Veli, velisi oldugu kimse- 
nin ancak kendi sahip oldugu ve kendi aracihgi olmaksizin baska 
hig kimsenin sahip olmadigi bir hakka sahiptir. Dolayisiyla bir 
kimsenin kendisiyle ilgili baskasmi yerine koyabilecegi turn tasar- 
ruflarda, onun yerini velisi tutar, baskasi tutamaz. Oliinun velisi 
gibi. Oliinun saghginda mulkiyet gerek?esi ile uzerinde tasarrufta 
bulundugu malda velisi olan mirascisi, miras?ilik veliligi gerekgesi 
ile tasarrufta bulunur. Kucuk yastaki cocugun velisi, velilik gerek- 
gesi ile kucuk cocugun malt islerinde tasarrufta bulunarak islerini 
duzenler. Yardimci anlamindaki veli, yardim ettigi kimsenin isle- 
rinde savunmasmi kuvvetlendirme yonunde tasarrufta bulunur. 

Yuce Allah da kullarmin velisidir. Onlann dunya ve ahiret isle- 
rini planlayip duzenler. O'ndan baska veli yoktur. Allah muminlerin 
dinleri konusundaki islerini duzenleme konusunda onlann velisi- 
dir. Bu veliligi hidayet, hakka cagri, tevfik, yardim etme ve baska 
yollarla gerceklestirir. 

Peygamber de, yasa koymak ve hiikiim vermek suretiyle 
muminlerin lehine ve aleyhine hukmetmekle yetkili bir velidir. 
Devlet baskani da, hukumdarhk yetkisinin cercevesi iginde halka 
hukmeden bir velidir. Diger velilik turlerinde de bu olguler gegerli- 
dir. Kole azat etme, anlasma yapma, komsuluk, bosama ve amca 
oglu velilikleri, sevgi veliligi ve veliahthk veliligi gibi... 



Maide Suresi 55-56 15 

"Yuvellun'el-edbar" yani, sirtlanni savas meydanma dogru ce- 
viriyorlar. "Tevelleytum" yani, siz kendinizi veya yuzuniizii falan se- 
yin tersi yonune cevirerek onu kabul etmediniz. Veliligin degisik 
kullanim alanlanndaki ortak anlammm ozu, veliye tasarruf ve du- 
zenleme yetkisi veren bir yakmhk turudur. 

"Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... miiminlerdir." 
ayeti, bu ayette sozu edilen veliligin ayni turden tek bir velilik ol- 
duguna delalet eder. Qunku Allah, O'nun Resulu ve o muminler 
sayildiktan sonra hepsi birlikte "sizin velinizdir" ifadesine baglani- 
yor. Bundan butun bu sayilanlardaki veliligin ayni anlamda oldugu 
anlasihr. Bir sonraki ayetteki "galip gelecek olanlar, Allah'm hiz- 
bidir." ctimlesi de bunu teyit eder. Qunku bu ifade, Allah'i, O'nun 
Resulimu ve soz konusu muminleri veli edinenlerin tumunun Al- 
lah'm velayeti altmda olmalan hasebiyle O'nun hizbi oldugunu ima 
veya ifade ediyor. Dolayisiyla Peygamberin ve sozu edilen miimin- 
lerin velayeti, Allah'm velayeti tiiriinden bir velayettir. 

Yuce Allah, velayet turlerinden tekvint velayeti kendine izafe 
eder. Bu velayet O'nun her seyi tasarrufu altmda bulundurmasi, 
yaratiklarm islerini diledigi gibi duzenlemesi anlamma gelir. §u 
ayetlerde oldugu gibi: "Yoksa onlar Allah'tan baska veliler mi e- 
dindiler? Veli yalniz Allah'tir." (§ura, 9) "Sizin Allah'tan baska bir 
veliniz, bir sefaatginiz yoktur. Diisuniip ogiit almryor musunuz." 
(Secde, 4) "Dunyada ve ahirette benim velim sensin." (Yusuf, ioi) 
"Allah kimi saptinrsa, artik onun O'ndan baska bir velisi olmaz." 
(§Qra, 44) §u ayetler de okudugumuz ayetlerle ayni anlamdadir: 
"Biz insana sah damarmdan daha yakmiz." (Kaf, 16) "Biliniz ki, Al- 
lah ki§i He kalbi arasma girer." (Enfai, 24) 

Yuce Allah'm bazi ayetlerde kendine izafe ettigi yardim etme 
anlammdaki velayeti de tekvint velayetin kapsammda sayabiliriz. 
§u ayetlerde oldugu gibi: "Bu boyledir. Qunku Allah miiminlerin 
velisidir (yardimcisidir). Kafirlerin ise velisi (yardimcisi) yoktur." 
(Muhammed, 11) "O'nun (Peygamberin) velisi (yardimcisi) Allah'tir." 
(TahrTm, 4) §u ayet de ayni anlamdadir: "Muminlere yardim etmek 
uzerimize borgtur." (Rum, 47) 

Yine yuce Allah, muminlerin dint isleri ile ilgili olan yasa koy- 
ma, hidayet, irsat ve tevfik gibi konularda onlann veliligini de ken- 
dine izafe eder. §u ayetlerde oldugu gibi: "Allah muminlerin veli- 



16 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sidir, onlari karanliklardan aydmliga gikanr." (Bakara, 257) "Allah 
muminlerin velisidir." (Ai-i imran, 68) "Allah takva sahiplerinin veli- 
sidir." (Casiye, 19) §u ayet de ayni anlama gelir: "Allah ve Resulu 
bir i§te hiikum verdikleri zaman artik mumin bir erkek ve kadi- 
nm, i§lerini kendi istegine gore belirleme hakki yoktur. Kim Al- 
lah'a ve Resulune kar§i gelirse, apagik bir sapikliga dusmiis o- 

/ur."(Ahzab, 36) 

Yiice Allah'm Kur'an'da kendine izafe ettigi velayet turleri bun- 
lardir. Bunlar ozleri itibariyle "tekvint velayet" ile "te§ri? velayef'e 
donerler. Bunlara "hakikt velayet" ve "itibart velayet" de denebilir. 

Yiice Allah, Peygambere (s.a.a) mahsus velayet turn olarak 
te§ri? velayeti zikreder. Te§ri? velayet yasa koymayi, hakka ?agir- 
mayi, iimmeti egitmeyi, onlara htikmetmeyi ve aralannda hukum 
vermeyi i?erir. §u ayetlerde buyruldugu gibi; "Peygamber, mumin- 
ler uzerinde kendilerinden daha gok yetki sahibidir." (Ahzab, 6) 

§u ayetler de ayni anlamdadir: "Biz sana hak olarak kitabi in- 
dirdik ki, insanlar arasmda Allah'm sana gosterdigi gibi hukum 
veresin." (Nisa, 105) "Sen insanlan kesinlikle dogru yola iletirsin." 
(Sura, 52) "Allah, onlara kendilerinden olan ve onlara Allah'm ayet- 
lerini okuyan, onlari armdiran, kendilerine kitabi ve hikmeti ogre- 
ten bir peygamber gonderdi." (Cum'a, 2) "Sana da bu Kur'an'i in- 
dirdik ki, insanlara indirileni kendilerine agiklayasm." (Nahi, 44) 
"Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin." (Nisa, 59) "Allah ve 
Resulu bir i§te hiikum verdikleri zaman artik mumin bir erkek ve 
kadmm, islerini kendi istegine gore belirleme hakki yoktur." 
(Ahzab, 36) "Onlarm arasmda Allah'm indirdigiyle hiikmet. Onlarm 
keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah'm indirdiginin bir kismmdan 
seni §a§irtmasmlar." (Maide, 49) Fakat daha once de soyledigimiz 
gibi yiice Allah, iimmete yardimci olma anlammdaki veliligi Pey- 
gamber efendimize (s.a.a) izafe etmemistir. 

Biitiin bunlardan cikan ortak sonuca gore Peygamberimizin, 
iimmeti Allah'a sevk etme, onlari yonetme ve aralannda hiikiim 
verme konusunda onlar uzerinde velilik yetkisi vardir. Onlar da 
ona mutlak anlamda itaat etmekle yiikiimliidiirler. Buna gore 
Peygamberimizin (s.a.a) veliligi Allah'm tesrit veliliginin kapsami- 
na girer. Bununla sunu kastediyoruz: 



Maide Suresi 55-56 17 

Peygamberimize (s.a.a) iimmetin onderi olarak itaat etmek 
farzdir. Qunku ona itaat, Allah'a itaat ve onun velayeti Allah'm ve- 
layetidir. Az once okudugumuz ayetlerin bir kismi bunun delilidir. 
§u ayetler gibi: "Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin." (Nisa, 
59) "Allah ve Peygamber bir iste hukum verdikleri zaman..." 
(Ahzab, 36) Bu anlamdaki diger ayetler de oyledir. 

"Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... muminlerdir." 
ayetinde Allah'a ve O'nun Resultine atfedilerek muminler icin soz 
konusu edilen velilik de, Allah ve Peygamberimiz icin sabit olan 
bu anlamdaki veliligin aynisidir. Qunku ayetin akisi, bu veliligin bir 
velilik oldugunu ve bu veliligin asaleten yuce Allah'm, bagimh ola- 
rak ve Allah'm izni ile de Peygamberin ve ayette sozii gecen mu- 
minlerin hakki oldugunu gosteriyor. 

Eger ayette Allah'a izafe edilen velilik, muminlere izafe edilen 
velilikten ba§ka turde olsaydi, yanli§ anlama ihtimalini ortadan 
kaldirmak igin muminler igin ba§ka bir velilik zikredilmesi uygun 
oldurdu. Buna benzer durumlarda oldugu gibi. Nitekim yuce Allah 
§6yle buyuruyor: "0 sizin igin hayirli bir kulaktir. Allah'a inanir, 
muminlere inanir." (Tevbe, 61) Bu ayette "inanmak" kelimesi tek- 
rarlanmi§; Qtinku her iki yerdeki anlami birbirinden farkhdir. Bu- 
nun benzerini "Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin." (Nisa, 
59) ayetinde de goruyoruz. Kitabimizin onceki cildinde bu ayeti 
tefsir ederken bu hususa dikkat cekmi§tik. 

Ustelik "Sizin veliniz" ifadesindeki "veli" kelimesi tekil, izafe 
edildigi "muminler" kelimesi ise ?oguldur. Tefsirciler, bu durumu 
buradaki veliligin tek anlami oldugu ve bunun asaleten yuce Allah- 
'a, bagimh olarak da O'ndan baskalanna ait oldugu seklinde agik- 
lamislar. 

Biitun bu dediklerimizden, "Sizin veliniz ancak..." ifadesindeki 
sinirlamamn "kasr'ul-ifrad" anlaminda oldugu hususu da agikhk 
kazanmis oldu. Yani muhataplann, bu veliligin hem ayette sayilan- 
lar, hem de baskalan igin soz konusu oldugunu zannetmemeleri 
igin bu veliligin sadece ayette sayilanlara mahsus oldugu vurgu- 
lanmistir. Bu smirlama, "kasr'ul-kalb" anlammi ifade etmeye yone- 
lik bir smirlama olarak da yorumlanabilir. (Bu durumda, "Allah, 
O'nun Resulu ve ayette sozii edilen muminler sadece sizin veliniz- 
dir, baskalan degil" gibi bir anlam ortaya cikar.) 



18 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"...namaz kilan ve ruku halinde iken zekat veren..." Bu ifade, (ina- 
nanlarm velisi olarak bildirilen) "miiminler" hakkinda bir acikla- 
madir. "ve ruku halinde iken" ifadesi "zekat veren" ifadesiyle ilin- 
tili haldir. 

"Ruku" insan vucudunun belirli bir durumunu ifade eder. Beli 
biikiilmiis yash adama da "seyh-i raki" derler. §eriat dilinde ise i- 
badette belirli bir durum anlamma gelir. Yiice Allah, "rukua varan- 
lar ve secde edenler" (Tevbe, 112) buyuruyor. Ruku, Allah'a boyun 
egmeyi, O'nun karsismda alcalmayi temsil eder. Fakat secdenin 
aksine bu ibadet bicimi islam'da namaz dismda mesru degildir. 

Ruku, boyun egmeyi ve alcalmayi icerdigi icin bazen istiare yo- 
lu ile her boyun egme ve algalma veya fakirlik ve gecim sikmtisi 
gibi normal olarak ba§kasina boyun egme sonucunu doguran hal- 
ler anlaminda da kullanihr. 

"Kim Allah'i, O'nun Resulunu ve sozii edilen muminleri veil edlnlrse, 
(bllsin ki) galip gelecek olanlar, yalniz Allah'in hizbidir." Ayette gegen 
"yetevelle" fiilinin mastari olan "tevellt" veli edinmek demektir. 
"Muminler"den maksat, bir onceki ayette sozii edilen miiminler- 
dir. "Galip gelecek olanlar, yalniz Allah'in hizbidir." ifadesi, sartin 
cezasi yerindedir, ama ceza degildir. Bu ifade, hukmun sebebine 
delalet etsin diye biiyiik onermeyi sonug yerine koymak kabilin- 
dendir. 

Buna gore ayetin anlami, "Kim Allah'i, O'nun Resulunu ve sozii 
edilen muminleri veli edinirse galiptir. Ciinkii o Allah'in hizbinden- 
dir ve Allah'in hizbi kesinlikle galiptir" seklindedir. Buna gore bu 
ifade, o kimselerin Allah'in hizbi olduklanni kinaye yolu ile dile ge- 
tiren bir ifadedir. 

Ragip isfahant'nin agiklamasma gore "hizb" kati ve sert bir 
topluluk demektir. Yuce Allah, Kur'an'm baska bir yerinde de bu- 
radakine yakm bir icerigi bulunan bir ayette "Allah'in hizbi" tabirini 
kullanmis ve onlarm kurtulusa eren kimseler olduklanni belirtmis- 
tir. Soziinii ettigimiz ayet sudur: "Allah'a ve ahiret giinune inanan 
bir toplulugun babalan, oiullan, karde§leri ve akrabalan da olsa 
Allah'a ve Peygambere du§man olanlarla dost olduklanni gore- 
mezsin. Allah onlarm kalplerine imam yazmi§ ve onlari kendin- 
den bir ruh ile desteklemi§tir. Onlar Allah'in hizbidirler. lyi bil ki, 



Maide Suresi 55-56 19 

felaha erenler, yalnizAllah'm hizbidir." (Mucadeie, 22) 

Ayette gecen "felah" kelimesi, istenileni elde etme, hedefe 
kavusma anlammda zafer ve galibiyet demektir. Yuce Allah bu ga- 
libiyet ve felahi, muminlere en guzel ifadelerle vaat etmis, onlara 
buna kavusacaklari mujdesini vermistir. "Muminler kesinlikle fe- 
laha ermistir." (Mii'minun, l) ayetinde oldugu gibi. Bu anlamdaki 
ayetlerin sayisi coktur. Bu ayetlerin hepsinde "felah" kelimesi 
mutlak bicimi ile yer almistir. Buna gore maksat mutlak galibiyet, 
mutlak felahtir. Yani dunyada ve ahirette mutluluga ermek, hakka 
erismek, kotuluge galip gelmek ve batih yok etmektir. Bu sonuc, 
dunyada Allah'm dostlarmdan olusmus ve seytanin dostlanndan 
armmis takva sahibi saghkh bir toplumda varolabilen temiz hayat- 
la, ahirette ise alemlerin Rabbinin huzurunda ger?eklesebilir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

el-Kafi adh eserde AM b. ibrahim'den, o da babasmdan, babasi 
da ibn-i Ebu Umeyr'den, o da Omer b. Uzeyne'den, o da Zurare, 
Fudayl b. Yesar, Bukeyr b. A'yun, Muhammed b. Muslim, Bureyd b. 
Muavi-ye ve Ebu'l-Carud'dan imam Bakir'm (a.s) soyle buyurdugu 
nakledilir: "Yuce Allah, Peygambere (s.a.a) Hz. Ali'nin (a.s) veliligi- 
ni emretti, ona, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz 
kilan ve riiku halinde iken zekat veren muminlerdir.' ayetini in- 
dirdi ve ululemrin veliligini farz kildi. Ashap bunun ne oldugunu 
bilmediler. Bunun uzerine Allah, Hz. Muhammed'e (s.a.a) namazi, 
zekati, orucu ve hacci acikladigi gibi velayeti de aciklamasim em- 
retti." 

"Allah'tan bu emir gelince, Peygamber (s.a.a) sikmtiya kapildi. 
insanlann dinlerinden donmelerinden, kendisini yalanlamalanndan 
kork-tu. Bu sikmti uzerine yuce Allah ona, 'Ey Elgi, Rabbin tarafm- 
dan sana indirilen mesaji teblig et. Eger bunu yapmazsan, O'nun 
elgisi olma gorevini yerine getirmemis olursun. Allah seni insan- 
lardan korur.' (Maide, 67) ayetini indirdi. Bunun uzerine Peygamber 
(s.a.a) Allah'm emrini haykirdi. Gadir-i Hum gunu Toplamn' diye 
seslendi ve ayaga kalkarak Hz. Ali'nin (a.s) veliligini Man etti. Ar- 
dindan insanlara, orada olanlann olmayanlara bu mesaji duyur- 
malarim emretti." 



20 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Omer b. Uzeyne'nin Ebu'l-Carud dismdaki ravilerin tiimune 
dayanarak naklettigine gore imam Bakir (a.s) soyle buyurdu: "Bu, 
son farz idi. Velayet meselesi, son farz oldugu icin yiice Allah ar- 
kasmdan, 'Bugun sizin dininizi olgunla§tirdim ve size nimetimi 
tamamladim.' (Maide, 3) ayetini indirdi. Yuce Allah bu ayette, 'Bun- 
dan sonra size baska bir farz indirmeyecegim. Size ait farzlan ta- 
mamladim.' diyor." [Usul-i Kafi, c.l, s.289. h:4] 

el-Burhan ve Gayet'til-Meram adh eserlerde Seyh Saduk'un 
kendi rivayet zinciriyle Ebu'l-Carud'a dayanarak verdigi bilgiye gore 
imam Bakir (a.s) "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... 
miiminlerdir." ayeti hakkmda soyle buyurdu: "Aralannda Abdullah 
b. Selam'm, Esed'in, Salebe'nin, ibn-i Yamin'in ve ibn-i Suriya'nm 
bulundugu bir grup Yahudi, Musluman olmustu. Bunlar Peygam- 
berimize gelerek su soruyu sordular: 'Ey Allah'm elgisi! Hz. Musa, 
yerine Yusa b. Nun'u vasiyet etti. Senin vasin kimdir? Senden son- 
ra velimiz kim olacak?' Bunun iizerine, 'Sizin veliniz ancak Allah, 
O'nun Resulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren 
muminlerdir.' ayeti indi." 

"0 sirada Peygamberimiz onlara, 'Kalkm.' dedi, onlar da kalk- 
tilar ve mescide vardilar. iceri girerken disan cikan bir dilenci ile 
karsilastilar. Peygamberimiz ona, 'Ey dilenci, sana bir sey veren 
oldu mu?' diye sordu. Dilenci, 'Evet, bu yiizugu verdiler.' dedi. Pey- 
gamberimiz, 'Onu sana kim verdi?' diye sordu. Dilenci, 'Su namaz 
kilan adam.' dedi. Peygamberimiz, 'Sana yiiziigii verirken ne du- 
rumda idi?' diye sordu. Dilenci, 'Riiku halinde idi.' dedi. Bunun ii- 
zerine Peygamber tekbir getirdi ve arkasmdan mescittekiler de 
tekbir getirdiler." 

"Arkasmdan Peygamberimiz, 'Benden sonraki veliniz Ali'dir' 
dedi. Sahabtler de, 'Biz Allah'm Rabbimiz, Muhammed'in pey- 
gamberimiz ve Ali'nin velimiz olmasina razi olduk.' dediler. Bunun 
iizerine, 'Kim Allah'i, O'nun Resulu ve sozu edilen muminleri ve/;' 
edinirse, (bilsin ki) galip gelecek olanlar, yalniz Allah'm hizbidir.' 

ayeti indi." [el-Burhan, c.l, s.480; Gayet'ul-Meram, s.107] 

Tefsir'ul-KummT adh eserde miiellif, babasmdan, o da 
Safvan'dan, o da Eban b. Osman'dan, o da Ebu Hamza SumalT'den 
imam Bakir'm (a.s) soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz, 



Maide Suresi 55-56 21 

aralannda Abdul-lah b. Selam'm da bulundugu bir grup Yahudi ile 
oturdugu bir sirada bu ayeti indi. Peygamber mescide gitmek uze- 
re cikti. Karsisma bir dilenci cikti. Peygamber ona, 'Sana bir sey 
veren oldu mu?' diye sordu. Dilenci, 'Evet, su namaz kilan adam.' 
karsiligim verdi. Peygamberimiz yakma gelince onun Hz. Ali oldu- 
gunu gordu." 

Ben derim ki: Bu rivayet, Tefsir'ul-AyyasT'de de imam Bakir'- 
dan (a.s) nakledilmistir. [el, s.328, h:i39] 

el-Emalt adli eserde Seyh TusT, Muhammed b. Muhammed'- 
den -yani Seyh Mufid'den-, o Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed-i Ka- 
tip'ten, o Hasan b. Ali ZaferanT'den, o Ebu ishak ibrahim b. Mu- 
hammed Saka-ft'den, o Muhammed b. Ali'den, o Abbas b. Abdul- 
lah Anbert'den, o Abdurrahman b. Esved Kindt Yeskurfden, o Avn 
b. Ubeydullah'tan, o babasmdan, babasi dedesi Ebu Rafi'den soyle 
dedigini nakleder: "Bir gun Peygamberimizin yanma girdim. Pey- 
gamber uyuyordu. Odanm bir yanmda bir yilan gordum. Onu oldu- 
riip Peygamberimizi uyandirmak istemedim. sirada ona vahiy 
indigini dusundum. Bu yuzden Peygamber ile yilan arasinda yere 
uzandim ve, 'Eger yilandan bir kotuluk gelirse ona degil, bana gel- 
sin.' dedim." 

"Durumdan memnundum. sirada Peygamber (s.a.a) uyandi. 
Uyanirken 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... mumin- 
lerdir.' ayetini okuyordu. Ayeti sonuna kadar okuyup bitirince, 'A- 
li'ye yonelik nimetini tamamlayan Allah'a hamdolsun. Allah'm 
kendisine yonelik bu bagisi yuzunden ne mutlu ona!' dedi. Sonra 
bana donerek, 'Burada ne isin var?' diye sordu. Kendisine odadaki 
yilan meselesini anlattim. Bana, 'Oldur onu.' dedi. Ben de dedigini 
yaptim. Sonra bana, 'Ey Ebu Rati, bir gun gelecek bir grup Ali ile 
savasacak. Ali hak uzere ve o grup batil uzere olacak. gun sen 
ne yapacaksm? Onlara karsi cihat etmek hak olarak Allah icin ya- 
pilan bir cihattir. Buna gucu yetmeyen onlara kalbi ile karsi Qikma- 
hdir. Bunun otesinde baska bir sey yoktur.' dedi. Peygamberimize, 
'Ya Resulallah, benim igin Allah dua et ki, eger o zamani gorur- 
sem, bana onlarla savasma gucii versin.' dedim. Peygamberimiz 
benim icin dua etti ve 'Her peygamberin bir guvendigi kisi vardir. 
Benim guvenilir adamim da Ebu Rafi'dir.' dedi." 

Ebu Rati sozlerine soyle devam ediyor: "Osman'dan sonra halk 



22 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Hz. Ali'ye biat edip Talha ile Zubeyr ona karsi cikmca Peygambe- 
rimizin sozlerini hatirladim. Bunun tizerine Medine'deki evimi ve 
Hay-ber'deki arazimi sattim. Yanima cocuklarimi alarak Hz. AM ile 
birlikte sefere ciktim. Arzum onun onunde §ehit olmakti. Fakat 
ben bu arzuma yetisemeden o Basra'dan geri dondu. Sonra onun- 
la birlikte Siffin ve Nehrevan savaslarmda savastim. Kendisi sehit 
edilinceye kadar onun-la birlikte oldum. Sonra Medine'ye dondum. 
Orada ne evim ve ne arazim vardi. Hz. Hasan bana Yenbu'da bir 
parca arazi verdi ve Hz. Ali'nin evinin bir bolumunu bana ayirdi. 
Ben de ailemle birlikte orada oturmaya basladim." 

Tefsir'ul-Ayyast'de muellif, Hasan b. Zeyd'den, o babasi Zeyd b. 
Hasan'dan, o dedesinden Ammar b. Yasir'in soyle dedigini rivayet 
eder: "Bir gun Hz. AM nafile namazmda ruku halindeyken basma 
bir dilenci dikildi. Hz. AM parmagmdaki yuzugu cikarip dilenciye 
verdi. Dilenci vanp bunu Peygambere haber verdi. Bunun tizerine 
Peygambere, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz 
kilan ve ruku halinde iken zekat veren muminlerdir." ayeti indi. 
Peygamberimiz bu ayeti bize okudu ve arkasmdan soyle dedi: 
'Ben kimin mevlasi isem, AM de onun mevlasidir. Allah'im, ona 
dost olanlara dost, dusman olanlara dusman ol!" [el, s.327, h:i39] 

Tefsir'ul-Ayyast'de muellif, Mufaddal b. Salih'ten, o da arka- 
daslarmm birinden iki imamdan (a.s) birinin (imam Bakir veya 
imam Sadik) soyle buyurdugunu nakleder: "Sizin veliniz ancak Al- 
lah, O'nun Resulu ve... muminlerdir." ayeti inince, Peygamberimiz 
sikmtiya dus-tu, Kureyslilerin kendisini yalanlayacaklanndan kork- 
tu. Bunun tizerine ytice Allah, 'Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana in- 
dirilen mesaji teblig et...' ayetini indirdi. Peygamberimiz de Gadir-i 
Hum gunti bu gorevi yerine getirdi." [el, s.328, h:i40] 

Ayni eserde muellif Ebu Cemile'den, o da arkadaslannin birin- 
den iki imamdan (a.s) birinin (imam Bakir veya imam Sadik) soyle 
buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz soyle buyurdu: Allah ba- 
na su dort kimseyi sevmemi vayhetti: AM, Ebuzer, Selman ve 
Mikdad." Ravi diyor ki: "Ben, 'Onca kimse arasmda bunu (kimin 
veli oldugunu) bilen biri yok muydu?' diye sordum. Bunun tizerine 
imam, 'Uc kisi vardi.' karsiligmi verdi. 'Sizin veliniz ancak Allah, 
O'nun Resulu ve... muminlerdir.' ayeti ile 'Allah'a itaat edin, Pey- 
gambere ve sizden olan ululemre itaat edin.' ayetlerinin kimin 



Maide Suresi 55-56 23 

hakkinda indigini soran biri olmadi mi? diye sordum. imam, 'Bu 
ayetlerin kim hakkinda indigi bir yana, onlarm nereden kendileri- 
ne geldigini bile sormazlardi.' cevabmi verdi." [el, s.328, h:i4i] 

Gayet'til-Meram adh eserde muellif, Seyh Saduk'tan, o kendi 
rivayet zinciriyle Ebu Said Verrak'tan, o babasmdan, babasi Cafer 
b. Mu-hammed'den, o babasmdan ve babasi da dedesinden nak- 
lettigine gore Hz. Ali, Ebu Bekir'in halifeligi ustlendigi sirada ona 
bazi cagrilarda bulundu, kendi ustunluklerini anlatti ve bu konuda 
Peygamberden (s.a.a) kaynaklanan delilleri hatirlatti. Soyledikle- 
rinden biri suydu: "Allah adma soylemeni istiyorum: Yuzuk zekati 
ile ilgili ayette Peygamberin veliligi ile birlikte anilan velilik, Allah 
tarafmdan bana mi verildi, yoksa sana mi?" Ebu Bekir, Hz. Ali'ye, 
'Sana verildi.' dedi." [s.108, h:i6] 

Seyh, el-Mecalis adh eserinde kendi rivayet zinciriyle 
Ebuzer'den soyle naklediyor: "Hz. Ali, Sura Gunii Osman, Ziibeyr, 
Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Vakkas'a Allah adma cagrida bu- 
lundu. Aralannda Peygamberin sozleri de bulunan cesitli delillerle 
karsilanna cikti. Hep-si de soylediklerinin dogru oldugunu kabul 
ediyordu. Soylediklerinden biri su idi: icinizde ruku halindeyken 
sadaka verdigi i?in hakkinda, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Re- 
sulu ve... muminlerdir.' ayeti inen benden baska biri var mi?' Hep- 
si, 'Hayir, yok.' dediler." 

el-ihticac adh eserde verilen bilgiye gore imam Ali b. Muham- 
med Hadi (a.s), Ahvaz halkinm cebir ve tefviz konularma iliskin so- 
rulanna cevap olarak yazdigi mektupta soyle diyor: 

"Biitun islam ummeti, Kur'an'm hak oldugu ve onda hicbir 
siiphe olmadigi hususunda ittifak etmistir, aralannda higbir ihtilaf 
yoktur. Butun islam firkalannda bu boyledir. Onlar bu ortak gorus- 
lerinde isabetlidirler ve Allah'm indirdiklerini tasdik etmekle Pey- 
gamberimizin (s.a.a) 'Benim ummetim sapikhkta birlesmez.' ha- 
disinin isaret ettigi dogru yoldadirlar. Peygamberimiz bu hadisinde 
ummetin hep birlikte kabul ettigi, birbirlerine muhalefet etmedik- 
leri gorusun hak oldugunu bildirmistir. Hadisin anlami budur. Yok- 
sa onun anlami, cahillerin yorumlan ve inatcilarm soyledikleri de- 
gildir. Onlarm yorumlan, Kur'an'-m hukmunu ortadan kaldinp uy- 
durma hadislerin ve yaniltici rivayetlerin hukumlerine uymayi tel- 
kin ediyor. Yaptiklan is, Kur'an'm naslan-na ve isik sacan agik a- 



24 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yetlerin gergeklerine ters dusen helak edici, asagihk nefsant arzu- 
larm pesine takilmaktir. Allah'tan bizi namaz kilmaya muvaffak 
etmesini ve dogru yola iletmesini dileriz." 

imam (a.s) sozlerine soyle devam ediyor: "Kur'an bir haberin 
dogru ve gercek olduguna sahadet edince, eger ummetin bir bo- 
lumu bu haberi inkar ederse, ona bu uydurma hadislerden biri ile 
karsi cikarlar. Onlar bu haberi inkar etmekle ve Kur'an'i goz ardi 
etmekle sapikliga dusmus olurlar." 

"Kur'an tarafmdan dogrulandigi bilinen ve Peygamberimizin 
sozii oldugu ittifakla kabul edilen en sahih hadislerden biri sudur: 
Ben sizin aranizda iki halife birakiyorum: Allah'm kitabi ve 
ozsoyum. Bunlara sarildigmiz stirece benden sonra asla sapikliga 
dusmezsiniz. Bunlar birbirinden ayrilmaksizin (Kevser) havu- 
zun(un) basmda bana geleceklerdir." 

"Peygamberimizin ayni anlamdaki diger bir hadisi de soyledir: 
Ben sizin aranizda iki degerli emanet birakiyorum: Allah'm kitabi 
ve ozsoyum olan Ehlibeytim. Bu ikisi havuzun basmda benim ya- 
nima ge-linceye kadar birbirlerinden ayrilmayacaklardir. Onlara 
sarildigmiz stirece asla dalalete dusmezsiniz." 

"Kur'an'da bu hadisin dogruluguna delalet eden ayetler vardir. 
Mesela su ayet bunlardan biridir: 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun 
Resulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren 
muminlerdir.' ilim adamlarindan gelen rivayetler de su hususta 
gorus birligi halindedirler ki, Hz. AM, riiku halindeyken yuzugunu 
sadaka olarak verdi ve yuce Allah onun bu isini takdirle 
karsilayarak bu ayeti onun hakkinda indirdi." 

"Ayrica Peygamberimizin Hz. Ali'yi diger sahabtlerden farkh bi- 
cimde on plana gikardigmi belirten sozleri vardir. Bunlarm 
baslicalan sunlardir: 

"Ben kimin mevlasi isem, AM de onun mevlasidir. Allah'im onu 
seveni sev, ona dusman olana dusman ol!" 

"AM benim bor?lanmi oder, verdigim sozleri yerine getirir, o 
benden sonra basmizdaki halifemdir." 

"Peygamberimiz (sefere gikarken) Hz. Ali'yi Medine'de kendi 
yerine vekil biraktigmda Hz. AM, 'Beni kadmlar ve cocuklar tizerine 
mi halife birakiyorsun?' dedi. Peygamberimiz ona su cevabi verdi: 



Maide Suresi 55-56 25 

Musa icin Harun ne idi ise, sen de benim icin oyle olmaya razi de- 
gil misin? Yalniz benden sonra peygamber gelmeyecektir." 

"Boylece Kur'an'm bu rivayetleri dogruladigim ve bu delillerin 
gercek oldugunu gosterdigini ogrendik. Bu rivayetler Kur'an'a uy- 
gun olunca ummetin onlara inanmasi gerekir. Bu rivayetlerin 
Kur'an'a uygun oldugunu ve Kur'an'm da bu rivayetlere uygun ol- 
dugunu ve onlara isaret ettigini gordugumuzde onlara uymak farz 
olur. inatcilarm ve fesatcilarm dismda hi? kimse bu gercegi goz 
ardi edemez." [c.2, s.251-253] 

el-ihticac adh eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle buyurdugu nakledi- 
lir: "Mtinafiklar Peygambere soyle demislerdi: 'Rabbinin bize yuk- 
ledigi farzlar dismda yukleyecegi baska bir farz var mi? Eger varsa 
onu bize bildir ki, baska bir farz kalmadi diye rahatlayahm.' Bunun 
uzerine su ayetler indi: 'De ki: Size bir tek ogiit veriyorum...' (Sebe, 
46) Yani size velayeti ogiitliiyorum. 'Sizin veliniz ancak Allah, 0'- 
nun Resulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren 
muminlerdir.' Biitiin ummetin goriis birligi ile sabittir ki, o gun ru- 
ku halinde tek bir kisiden baska kimse zekat vermemistir..." 

§eyh Mufid el-ihtisas adh eserinde, Ahmed b. Muhammed b. 
isa'dan, o da Kasim b. Muhammed CevherT'den naklettigine gore 
Hasan b. Ebu'l-Ala soyle dedi: "imam Sadik'a (a.s), 'Peygamberin 
vasiyet ettigi kimselere itaat etmek farz midir?' diye sordum. Ba- 
na su cevabi verdi: Evet; onlar Allah'm haklannda soyle buyurdugu 
kimselerdir: 'Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden olan 
ululemre itaat edin.' (Nisa, 59) Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Re- 
sulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren muminler- 
dir. " [s.277] 

Ben derim ki: el-Kafi adh eserde bu rivayet, Huseyin b. Ebu'l- 
Ala' aracihgi ile imam Sadik'tan, 1 bu anlamda bir baska rivayet de 
Ahmed b. isa aracihgi ile yine imam Sadik'tan nakledilmistir. 2 Bu 
rivayetlerde Hz. Ali hakkmda inen ayetin butun Ehlibeyt imamlan- 
na izafe edildigi goruluyor. Bunun sebebi onlann tek bir aile olma- 
lan ve konumlarimn ayni olmasidir. 



1- [Usul-u Kafi, c.l, s.189, h:16] 

2- [Usul-u Kafi, c.l, s.187, h:7] 



26 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Sa'lebTTefsiri'nde su bilgiye yer verildigi aktanhyor: Bize Ebu'l- 
Hasan Muhammed b. Kasim Fakih, ona Abdullah b. Ahmed 
§a'rant, ona Ebu AM Ahmed b. AM b. Rezin, ona Muzaffer b. Hasan 
EnsarT, ona Sen b. AM Varrak, ona Yahya b. Abdulhamid CemanT, 
ona Kays b. RebT, ona A'mes, ona Abaye b. Rib'? bildirdigine gore 
bir gun Abdullah b. Abbas Zemzem kuyusunun yam basinda bize 
hadis naklediyordu. sirada basi ve yuzu sankla ortulmus bir a- 
dam gikageldi. Abdullah, "Peygamber dedi ki" dedikce, o da ona, 
"Peygamber dedi ki" diye karsilik veriyordu." 

ibn-i Abbas adama, "Allah adma sana soruyorum, sen kim- 
sin?" dedi. Adam yuzunu orten sangi acarak sunlan soyledi: "Ey 
insanlar, beni taniyan tanir. Tanimayanlara soyltiyorum ki, ben 
Ciindeb b. Cu-nade BedrT Ebuzer Gifart'yim. Peygamberimizden su 
iki kulagimla isittim. Yalan soyluyorsam kulaklanm sagir olsun. 
Onu bu iki goziimle gordum. Yalan soyluyorsam gozlerim kor ol- 
sun. Peygamber soyle dedi: AM, iyilerin onderi ve kafirlerin oldtire- 
nidir. Ona yardim edene Allah yardim eder. Onu yalniz birakani Al- 
lah yalniz birakir." 

"Ben giinlerden bir gun Peygamber (s.a.a) Me birlikte ogle na- 
mazi kiliyordum. Dilencinin biri mescit i?inde yardim istedi. Hi? 
kimse ona bir sey vermedi. Bunun uzerine ellerini havaya kaldira- 
rak: 'Allah'im sahit ol ki, ben Peygamberin mescidinde yardim is- 
tedim; fakat hi? kimse bana bir sey vermedi.' dedi. sirada ruku 
halinde olan Hz. AM dilenciye sag elinin yuzuk parmagim isaret et- 
ti. Hz. Ali'nin o parmaginda yuzuk vardi. Dilenci ona yaklasti ve 
parmagmdaki yuzugu gikarip aldi." 

"Bu olay Peygamberin gozii oniinde ger?eklesmisti. Peygam- 
ber namazi bitirince basmi havaya kaldirdi ve soyle dedi: 'Allah'im, 
Musa sana soyle dua etmisti: 'Rabbim, gogsumu benim igin ag, i- 
§imi bana kolayla§tir, dilimden dugumu goz ki, soylediklerimi an- 
lasmlar ve ailemden bana bir yardimci kil, karde§im Harun'u. 
Onunla arkami giiglendir ve onu i§ime ortak et.' [Taha, 25-32] 
Kur'an'da buyurduguna gore sen de ona su cevabi verdin: 'Pazunu 
karde§inle guglendirecegiz ve ikinize bir kudret verecegiz. Artik 
ayetlerimiz sayesinde onlar size eri§emeyecekler.' [Kasas, 35]" 

"Allah'im, ben senin peygamberin ve se?ilmis kulun Muham- 



Maide Suresi 55-56 27 

med'im. Allah'im, benim de gogsumu bana ac, isimi bana kolay- 
lastir ve ailemden bana bir yardimci kil, Ali'yi. Onunla arkami guc- 
lendir." 

Ebuzer soyle devam ediyor: "Peygamber (s.a.a) sozlerini 
tamamlar tamamlamaz Cebrail, Allah katmdan inerek ona, 'Ey 
Muhammed! Oku!' dedi. Peygamberin, 'Ne okuyayim?' demesi 
uzerine ona, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz 
kilan ve riiku halinde iken zekat veren muminlerdir, diye oku.' 
dedi." [Gayet'ul-Meram'dan naklen, s.103, h:l] 

Zerrrin, el-Cem'u Beyne's-Sihah'is-Sitte adh eserinin iicuncu 
cildinde, "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu..." ayetinin tefsi- 
rinde Neset'den naklen su bilgiye yer veriyor: Abdullah b. Selam 
dedi ki: "Peygambere (s.a.a) geldik ve ona, 'Allah'a ve Peygambe- 
re inandik diye kavmimiz bize dusman kesildi, bizimle konusma- 
yacaklarma yemin ettiler.' dedik. Bunun uzerine, 'Sizin veliniz an- 
cak Allah, O'nun Resulu ve namaz kilan ve riiku halinde iken ze- 
kat veren muminlerdir.' ayeti indi." 

"Arkasmdan Bilal ogle ezanmi okudu. insanlar namaza kalkti- 
lar. Kimi secdede, kimi de rukuda idi. sirada bir dilenci dilen- 
mekte ve yardim istemekteydi. AM riiku halinde iken ona yuziigii- 
nii verdi. Dilenci bunu Peygambere haber verdi. Peygamber de bi- 
ze su ayetleri okudu: Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve 
namaz kilan ve riiku halinde iken zekat veren muminlerdir. Kim 
Allah'i, O'nun Resulu ve sozii edilen muminleri veli edinirse, (bit- 
sin ki) galip gelecekler olanlar, yalniz Allah'm hizbidir." 

ibn-i Magazilt'nin Menakib adh eserinde "Sizin veliniz ancak 
Allah, O'nun Resulu ve... muminlerdir." ayetinin tefsiri sirasinda 
su bilgiye yer verildigi naklediliyor: Muhammed b. Ahmed b. Os- 
man'in, Ebu Bekir Ahmed b. ibrahim b. §azan Bezzaz'dan, onun 
Hasan b. AM Advt'den, onun Seleme b. §ebib'den, onun 
Abdurrezzak'tan, onun Miicahid'den rivayet ettigine gore ibn-i 
Abbas, "Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz kilan ve 
riiku halinde iken zekat veren muminlerdir." ayetinin Hz. AM (a.s) 
hakkinda indigini bildirmistir. 

Yine ayni eserde su bilgiye yer verildigi naklediliyor: Ahmed b. 
Muhammed b. Tavan'm, Ebu Ahmed Omer b. Abdullah b. §evzeb'- 
den, onun Muhammed b. Ahmed AskerT Dekkak'dan, onun 



28 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Muham-med b. Osman b. Ebu §eybe'den, onun Ubade'den, onun 
Omer b. Sa-bit'ten, onun Muhammed b. Saib'den, onun Ebu Salih'- 
ten rivayet ettigine gore ibn-i Abbas soyle dedi: 

"Hz. AM (a.s) ruku halindeyken yanina bir yoksul dilenci geldi. 
da yuzugunii ona verdi. Peygamber dilenciye, 'Bunu sana kim 
verdi?' dedi. Dilenci, 'Onu bana su ruku halindeki kisi verdi.' dedi. 
Bunun uzerine, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... mu- 
minlerdir.' ayeti indi." 

Yine ayni eserde su bilgiye yer verildigi naklediliyor: Ahmed b. 
Muhammed b. Tavan, Ebu Ahmed b. Abdullah b. §evzeb'den, o 
Mu-hammed b. Cafer b. Muhammed Askert'den, o Muhammed b. 
Osman-dan, o ibrahim b. Muhammed b. Meymun'dan rivayet etti- 
gine gore AM b. Abis soyle dedi: "Ben ve Ebu Meryem, Abdullah b. 
Ata'nin yanina gittik. Ebu Meryem ona, 'Dana once bana Ebu Ca- 
fer'den naklettigin hadisi, Ali'ye de naklet.' dedi." 

"Bunun uzerine Abdullah b. Ata sunlan soyledi: 'Ben bir gun 
Ebu Cafer'in yanmda oturuyordum. sirada Abdullah b. Selam'm 
oglu oradan gecti. Ben, 'Allah beni sana feda etsin, bu adam 
Kur'an ilmine sahip olan adamm oglu degil mi?' dedim. Ebu Cafer 
bana; Hayir, o dedigin vasiftaki adam imamimz Ebu Talib oglu A- 
li'dir. Onun hakkmda inen ayetler vardir. Bunlarm baslicalan sun- 
lardir:" 

"Sizinle benim aramda Allah'm ve kitap bilgisine sahip kim- 
senin sahitli^i yeter." [Ra'd, 43] 

"Rabbinden apagik bir delili bulunan ve kendisini yine 
kendisinden bir§ahit izleyen kimse..." [Hud, 17] 

"Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... muminlerdir." 

Hatib-i HarezmT'den aktarilan bilgiye gore Amr b. As Me 
Muaviye arasmdaki mektuplasmada, Amr b. As Muaviye'ye su ce- 
vabi vermistir: "Ey Muaviye, bildigin gibi Kur'an'da Hz. Ali'nin ra- 
kipsiz faziletleri hakkmda ayetler vardir. Bunlarm baslicalan sun- 
lardir:" 

"Verdikleri sozleri yerine getirirler." [insan, 7] 

"Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz kilan ve 
riiku halinde iken zekat veren muminlerdir." [Maide, 55] 

"Rabbinden apagik bir delili bulunan ve kendisini yine 
kendisinden bir§ahit izleyen ve ondan once..." [Hud, 17] 



Maide Suresi 55-56 29 

sinden bir§ahit izleyen ve ondan once..." [Hud, 17] 

"Allah'a verdikleri sozde duran erkekler..." [Ahzab, 23] 

"De ki: Ben bunun kar§iligmda yakmlarimi sevmenizden ba§- 
ka sizden bir ucret istemiyorum." [§ura, 23] 

Yine Hatib-i Harezmt'nin, kendi rivayet zinciriyle Ebu Salih'e 
dayanarak verdigi bilgiye gore ibn-i Abbas soyle demistir: "Abdul- 
lah b. Selam, yanmda kavminden islam'i kabul etmis bir grup Me 
birlikte Peygamberimize gelerek soyle dediler: 'Ey Allah'm Resulii! 
Evlerimiz uzaktadir. Bu toplantidan baska katilabilecegimiz bir 
toplanti ve konusma da yoktur. Soydaslanmiz bizim Allah'a ve 
Peygambere inandigimizi gorunce bizi terk ettiler. Bizimle oturup 
kalkmamaya, evlilik iliskisi kurmamaya ve konusmamaya karar 
verdiler. Bu bizim agnmiza gitti.' Bunun iizerine Peygamber onla- 
ra, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz kilan ve rii- 
ku halinde iken zekat veren muminlerdir.' ayetini okuyarak cevap 
verdi." 

"Bunun arkasmdan Peygamber odadan cikarak mescide gitti. 
insanlann kimi kiyamda, kimi rtikuda idi. Bu arada gordiigu bir di- 
lenciye, 'Sana bir sey veren oldu mu?' dedi. Dilenci, 'Evet, bir yii- 
zuk.' dedi. Peygamber, 'Onu sana kim verdi?' dedi. Dilenci Hz. Ali'- 
yi gostererek, 'Su ayaktaki adam.' dedi. Peygamber, 'Onu sana ne 
durumdayken verdi?' dedi. Dilenci, 'Onu bana ruku halindeyken 
verdi.' dedi. Bunun iizerine Peygamber tekbir getirdi ve arkasm- 
dan, 'Kim Allah'i, O'nun Resulunu... ve/;' edinirse, (bilsin ki) galip 
gelecek olanlar, yalniz Allah'm hizbidir.' ayetini okudu. Sair Has- 
san b. Sabit de bu olay iizerine su siiri soyledi: 

"Ey Ebu Hasan, canim ve ruhum sana feda olsun! 

Hidayet yolunda agir agir ve hizh sekilde yol alan herkesin cam 
da! 

Gerek benim bu ovgiim, gerekse sevenlerinin ovgiisii bosa mi 
gider? 

Allah nzasi icin yapilan ovgiiler bosa gitmez. 

Riikudayken sadaka veren sensin! 

Bu kavmin canlan sana feda olsun, ey rukua varanlarm en ha- 
yirhsi! 



30 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Miibarek yuzugunu sadaka olarak verdin, ey efendilerin en hayir- 
hsi! 

Ey alicilarm ve saticilann en hayirhsi! 

Yiice Allah veliligin en hayirhsmi senin hakkinda indirdi 

Ve senin veliligini dinin en saglam ilkelerinden kildi." 

Hameveynt'nin, kendi rivayet zinciriyle Ebu Hudbe ibrahim b. 
Hiidbe'den naklettigine gore Enes b. Malik soyle dedi: "Dilencinin 
biri, 'Borclusuna muhlet taniyip, borcunu tarn olarak odeyen birine 
bore verecek biri var mi?' diyerek mescide geldi. AM riiku halin- 
deyken eli ile, 'Parmagimdaki yuzugu cikar da al.' diye isaret etti. 
Bunun iizerine Peygamberimiz, Omer'e, 'Gerekli oldu.' dedi. Omer, 
'Ey Allah'm Resulu, anam ve babam sana feda olsun, ne gerekli 
oldu?' dedi. Peygamber (s.a.a) ona su cevabi verdi: 'Ona (Ali'ye) 
cennet gerekli oldu. Vallahi o yuzugu parmagmdan cikarir 
cikarmaz butun gunahlardan annmis oldu." 

Yine Hameveynfnin, kendi rivayet zinciriyle Zeyd b. AM b. Hu- 
seyin'den, onun babasmdan, babasmm dedesinden rivayet ettigi- 
ne gore Ammar b. Yasir soyle dedi: "Hz. AM nafile namazmda riiku 
halindeyken yanma bir dilenci geldi. da yuzugunu cikarip dilen- 
ciye verdi. Dilenci Peygambere gelerek bunu haber verdi. Bunun 
iizerine, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve namaz kilan 
ve riiku halinde iken zekat veren muminlerdir.' ayeti indi. Sonra 
Peygamber, 'Ben kimin mevlasi isem, AM de onun mevlasidir.' de- 
di." 

Hafiz Ebu Nuaym'm Ebu Zubeyr'den rivayet ettigine gore Cabir 
soyle dedi: "Abdullah b. Selam ile soydaslarmdan birkac kisi Pey- 
gamberimize geldi. Musluman olduklanndan beri soydaslarmin 
kendilerinden uzaklastiklanndan sikayetQi idiler. Peygamberimiz, 
'Burada dilenen biri olacak, onu bana bulun.' dedi. Mescide girdik. 
Dilencinin biri Peygamberimize yaklasti. Peygamber ona, 'Sana 
bir sey veren oldu mu?' dedi. Dilenci, 'Evet, riiku halinde olan biri- 
nin yanma gittim, bana yuzugunu verdi.' dedi. Peygamber, 'Git ba- 
na onu goster.' dedi. Gittik, gordtik ki, AM ayakta duruyor. Dilenci, 
'iste bu adam!' dedi. Bunun iizerine, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'- 
nun Resulu ve... muminlerdir.' ayeti indi." 

Yine Ebu Nuaym'm Musa b. Kays HadremT'den rivayet ettigine 



Maide Suresi 55-56 31 

gore Seleme b. Kuheyl soyle dedi: "AM ruku halindeyken yuzugunu 
sadaka olarak verdi. Bunun tizerine 'Sizin veliniz ancak Allah, 0'- 
nun Resulu ve...' ayeti indi." 

Yine Ebu Nuaym'm Avf b. Ubeyd b. Ebu Rafi'den, onun da ba- 
basmdan rivayet ettigine gore dedesi soyle dedi: "Bir defasinda 
Peygamberin yanina girdim. Peygamber uykuda kendisine vahiy 
geliyordu. Odanm bir tarafmda bir yilan gordum. Onu oldurup Pey- 
gamberimizi uyandirmak istemedigim icin kendisi ile yilanin ara- 
smda yere uzandim. Bir sey olursa bana olsun istedim. Az sonra 
Peygamber, 'Sizin veliniz ancak Allah, O'nun Resulu ve... mumin- 
lerdir.' ayetini okuyarak uyandi ve, 'Elhamdulillah!' dedi. Yanima 
geldi ve, 'Niye burada yatiyorsun?' dedi. 'Su yilanin varligi yuzun- 
den.' dedim. Bana, 'Kalk oldur onu!' dedi, ben de onu oldurdum." 

"Sonra elimi tutarak soyle dedi: 'Ey Ebu Rafi, benden sonra Ali 
ile savasan bir topluluk cikacak. Onlar ile cihat etmek Allah'a kar- 
si bir gorevdir. Onlara karsi eli ile cihat etmeye gucu yetmeyenle- 
rin dilleri ile, dilleri ile cihat edemeyenlerin kalpleri ile cihat etme- 
leri gerekir. Bunun otesi yoktur." 

Ben derim kh Bu iki ayetin yuzugun sadaka olarak verilmesi 
konusunda indigine dair rivayetler goktur. Bunlann bazilanni 
BahranT-nin Gayet'ul-Meram adh eserinden aldik. Bu rivayetler, bu 
eserin kaynak gosterdigi kitaplarda da vardir. Biz bu rivayetler i- 
ginden olayi degisik ibarelerle anlatan rivayetleri nakletmekle 
yetindik. 

Bu rivayetlerin nakledilmesinde Ebuzer, ibn-i Abbas, Enes b. 
Malik, Ammar, Cabir, Seleme b. Kuheyl, Ebu Rafi ve Amr b. As gibi 
90k sayida sahabt ve Hz. Ali, imam Huseyin, imam Seccad, imam 
Bakir, imam Sadik ve imam Hadi gibi Ehlibeyt imamlari (hepsine 
selam olsun) istirak etmistir. 

Bu rivayetleri Ahmed, NeseT, TaberT, TaberanT, Abd b. Humeyd 
ve digerleri gibi tamnmis tefsir imamlari ile hadis hafiz ve imam- 
Ian reddetmeden ittifakla nakletmislerdir. Kelamcilar tarafmdan 
da bu rivayetlerin dogrulugu kabul edilmistir. Fikih bilginleri de bu 
rivayetleri namazda "amel-i kesir" ve "nafile sadakalara zekat adi 
verilip verilemeyecegi" konulannda yer vermislerdir. ZemahserT ve 
Ebu Heyyan gibi edebiyetta taninmis tefsirciler de eserlerinde bu 



32 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rivayetlere yer verdikleri halde ayetler ile rivayetler arasmdaki u- 
yumlulugu tarti§ma konusu yapmami§lardir. Hepsi birer dil uzma- 
ni olan raviler de boyle bir tarti§mayi gtindeme getirmemi§ler. 

Butun bunlardan sonra bir tefsircinin, bu ayetin ini§ sebebinin 
yiizuk meselesi oldugu yolundaki rivayeti uydurma saymasma as- 
la itibar edilmez. Bu arada §eyh'ul-islam ibn-i Teymiye gibi biri de 
daha da ileri giderek bu rivayetin uydurma olduguna dair alimler 
arasmda ittifak oldugunu iddia etmi§tir ki, bu §a§irtici bir iddiadir. 
Gergegin ne oldugunu ise yukandaki aciklamamizda ortaya koy- 
mu§ bulunuyoruz. 



Maide Suresi 57-66 33 



34 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



57- Ey iman edenler, sakm sizden once kendilerine kitap ve- 
rilmis olanlardan, dininizi alay ve eglence konusu yapanlan ve ka- 
firleri dost edinmeyin. Eger gercekten miimin iseniz, Allah'tan ce- 
kinin. 

58- Namaza cagirdigimz zaman onu alay ve eglence konusu 
yaparlar. Bu, onlann akil erdirmeyen bir topluluk olduklanndandir. 

59- De ki: "Ey Ehlikitap, bizden yadirgadigimz, sirf bizim Allah- 
'a, bize indirilene ve daha once indirilenlere inanmis olmamiz ve 
cogunuzun fasik (yoldan cikmis) kimseler olusunuz degil midir?" 

60- De ki: "Karsilik bakimmdan Allah katmda bundan daha 
kotu konumda olanlan size bildireyim mi? Allah'm lanet ettigi, ga- 
zabina ugrattigi, aralarmdan bir bolumunu (carpitarak) maymuna 
ve domuza donusturdugu kimseler ile taguta tapanlar; iste bunlar 
yerleri daha kotu ve dumduz yoldan daha 90k sapmis olanlardir." 

61- Bunlar, size geldiklerinde, "iman ettik." derler. Oysa yani- 
niza kafir olarak girmis ve kafir olarak Qikmislardir. Allah onlann 
gizli tuttuklanni (herkesten) daha iyi bilir. 

62- Onlann cogunun gunahta, dusmanhkta ve haram yemekte 
birbirleri ile yanstiklanni gorursun. Yaptiklan sey ne kadar kotu- 
dur! 

63- Kendilerini Allah'a vermis bilginler ile din adamlari, onlan 
giinah soz soylemekten ve haram mal yemekten sakmdirsalar ya! 
Yaptiklan sey ne kadar kotudur! 

64- Yahudiler, "Allah'm eli kolu baghdir." dediler. Elleri kollan 
baglansm ve soyledikleri sozden oturu onlara lanet olsun. Tersine, 
O'nun iki eli de aciktir, diledigi gibi verir. Andolsun, Rabbin tara- 
fmdan sana indirilen, onlann cogunun azginhgmi ve kafirligini art- 
tiracaktir. Onlann arasma kiyamet gunune kadar surecek bir 
dusmanlik ve kin saldik. Ne zaman savas \q\n bir ates yaktilarsa, 
Allah onu sondurdu. Onlar yeryuzunde hep bozgunculuk pesinde 



Maide Suresi 57-66 35 

kosarlar. Oysa Allah bozgunculan sevmez. 

65- Eger Ehlikitap, iman edip sakmsalardi, kotuluklerini orter 
ve onlari nimetlerle dolu cennetlere koyardik. 

66- Eger onlar Tevrat'i, incil'i ve Rableri tarafmdan kendilerine 
indirileni yasatsalardi, baslan uzerinden ve ayaklan altmdan kay- 
naklanan nimetler yerlerdi. iglerinde olgulu bir kesim var. Fakat 
cogunun yaptiklan ne kotudur! 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Okudugumuz ayetlerde, Allah'i ve onun ayetlerini alaya alan 
Eh-likitab'i ve kafirleri dost edinmek yasaklaniyor. Onlarin kotu si- 
fatlarmdan bazilan sayihyor. Allah'a verdikleri sozleri ve taahhutle- 
ri bozmalan ve bunlarm uzantisi olan kotulukleri hatirlatihyor. Bu 
hatirlatmalar, bu surenin amaci olan verilmis sozleri tutmayi, ant- 
lasmalara bagh kalmayi tesvik etmeye, antlasmalan cignemeyi 
kmamaya uygun dusuyor. 

Bu ayetlerin tek ve kesintisiz bir akisi var gibidir. Gerci bazila- 
rinm ayn ve bagimsiz bir inis sebebinin olmasi da mumkundur. 

"Ey iman edenler, sakin sizden once kendilerine kltap verilmif olan- 
lardan dininizi alay ve eglence konusu yapanlan ve kafirleri dost edin- 
meyin." Ragip isfahant diyor ki: "Hu-ziiv" kelimesi, birinin arkasm- 
dan onu alaya almak demektir. Bu kelime alaya benzeyen davra- 
nislar icin de kullanilir... "La'b" saghkli bir gayesi olmayan davra- 
nis anlamma gelir. (Ragib'm sozii burada bitti.) 

Bilindigi gibi eger bir sey kendisine ciddt sekilde onem veril- 
meyi engelleyen bir nitelige sahip sayilirsa, o sey alaya alinir. Bu 
alayin maksadi o seyin onemsenmeye layik olmadigmi aQikla- 
maktir. Ote yandan eger bir seyin arkasmda ger?ek olmayan a- 
maglara alet edilmekten baska saghkli ve mantikh bir maksadm 
olmadigi kabul edilirse, o sey eglence konusu yapihr. 

Dinle alay etmek, onu eglence konusu yapmak, onun birtakim 
asilsiz, gayri ciddt ve sagliksiz amaclara karsilik verdigini aciga 
vurmak igindir. Eger dinle alay edenler, onu gercek bir din saysa- 
lardi, bu dini ortaya koyani, onu cagiram ve inananlanni ciddt ve 
samimt kabul etselerdi, bu dine ve baglilarma saygi duysalardi, 
onu bu konuma dusurmezlerdi. Yani onlarin dini alay ve eglence 



36 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

konusu yapmalan, dinin hicbir gercek ve deger tasimadigi, onun 
sadece alaya almmaya ve eglence konusu yapilmaya layik oldugu 
yolunda bir hukum verdiklerinin delilidir. 
Bu ayetten su sonuclar ortaya cikiyor: 

1) Dost edinilmesi yasaklanan kimselerin bir niteligi olarak 
dini alaya almalan ve eglence konusu yapmalarmin altinm cizil- 
mesi bu yasaklamanm gerekcesine yonelik bir isaret icermekte- 
dir. Qunku ruhsal kaynasmayi ve psikolojik, sosyolojik alanlarda 
tasarrufu gerektiren dostluk ile dostlardan birinin kutsal saydigi, 
hurmet ettigi ve kendi cam dahil olmak tizere her seyden onemli 
gordugu degerlerle karsi tarafin alay etmesi bagdasmaz. Boyle bir 
kimsenin dost edinilmemesi, ruh ve cisimde tasarruf dizginlerinin 
eline verilmemesi gerekir. 

2) "Ey iman edenler" ifadesinin "dininizi alay ve eglence ko- 
nusu yapanlan" ifadesinin karsisma konmasmin ve "dininizi" ifa- 
desinde dinin muminlere izafe edilmesinin ifade ettigi uyum dik- 
kat cekicidir. 

3) "Eger gergekten mumin iseniz, Allah'tan gekinin" ifadesi, 
"dininizi alay ve eglence konusu yapanlan dost edinmeyin" ifade- 
sini daha genel ve genis kapsamh sozlerle pekistirir gibidir. Qunku 
iman kulpuna sanlmis olan bir muminin, inandigi degerlerle alay 
edilmesine, onlann eglence konusu yapilmasma razi olmasi an- 
lamsizdir. Buna gore bu kimseler eger iman sahibi iseler -yani bu 
din onlann dini ise- soz konusu kimseleri dost edinmeme konu- 
sunda Allah'tan cekinmeleri kacimlmazdir. 

"Eger gergekten mumin iseniz, Allah'tan gekinin." ifadesinin 
birka? ayet once ge?en "Sizden kim onlari dost edinirse, o onlar- 
dandir." ifadesine isaret olmasi da muhtemeldir. zaman bu ifa- 
denin anlami, "Eger onlardan degilseniz, onlari dost edinme konu- 
sunda Allah'tan ce-kinin." seklinde olur. Fakat galiba ilk anlam 
daha uygundur. 

"Namaza cagirdi|miz zaman onu alay ve eglence konusu yapar- 
lar..." Bu ayet, onlann muminlerin dinini alay ve eglence konusu 
yaptiklarmin somut ornegi niteligindedir. Namaza cagirmaktan 
maksat da, gunluk farz namazlardan once okunan ezandir. Soy- 
lendigine gore Kur'an'da ezan sadece bu ayette zikredilmistir. 



Maide Suresi 57-66 37 

"Onu alay ve eglence konusu yaparlar..." ifadesindeki zamir 
ya namaza veya "gagirdiginiz" ifadesinden anlasilan mastara, ya- 
ni "cag-ri"ya donuktur. Mastara donuk olan zamir muzekker de, 
mtiennes de olabilir. "Bu, onlarm akil erdirmeyen bir topluluk ol- 
duklarmdandir." ifadesi, olann davranislarma cevap niteligi tasi- 
yan bir ektir. Bununla soz konusu davranislarimn, yani namazi ve- 
ya ezani alay ve eglence konusu yapmalannm akil erdirmeyen bir 
topluluk olduklanndan kaynaklandigi, bu ytizden dinin emrettigi 
bu ibadetler ve amellerdeki kul-luk gercegini, bunlann Allah'a yak- 
lastinci faydalanni, insanlann dunya ve ahiret mutlulugunu birlikte 
saglayan ozelliklerini kavrayamadiklan vurgulaniyor. 

"De ki: Ey Ehllkitap, blzden yadirgadiginiz, sirf bizim Allah'a... inan- 
mis olmamiz... degil midir?" Ragip isfahant, Mtif-redat'ul-Kur'an adh 
eserinde diyor ki: "Bir seyi sozle veya cezalandirmak suretiyle ya- 
dirgadigm zaman 'nekimtu's-sey'e' veya 'nekamtuhu' dersin. Yuce 
Allah buyuruyor ki: 'Sirf Allah ve Resulunun lutfu He onlari zengin 
etmesini yadirgadilar.' (Tevbe, 74) 'Onlardan, sirf aziz ve hamid o- 
lan Allah'a inaniyor olmalarmi yadirgadilar.' (Buruc, 8) '...bizden 
yadirgadiginiz...' (Maide, 59) 'Nikmet' de cezalandirmak anlamin- 
dadir. Yuce Allah buyuruyor ki: 'Sonunda onlari cezalandirdik, 
kendilerini denizde bogduk.' (A'raf, 136)" 

Buna gore bu ayetin anlami sudur: "Bizden yadirgadiginiz veya 
hoslanmadigimz, sirf bu gordugunuz durum, yani bizim Allah'a ve 
indirmis oldugu kitaplara inanmis olmamiz ve sizin fasik olusunuz 
degil mi?" Bu ifade halk arasmdaki su sozlere benzer: "Sirf senin 
ahlaksiz olmana karsin benim iffetli olusumdan hoslanmiyor degil 
misin?" Veya "Sirf senin fakir olmana karsin benim zengin olu- 
sumdan hoslanmiyor degil misin?" iki karsitm karsilastinldigi di- 
ger ifadeler de boyledir. Buna gore bu ayetin anlami soyledir: 
"Bizden yadirgadiginiz, sirf sizin cogunuzun fasik olmasma karsin 
bizim mumin olusumuz degil mi?" 

Bazi tefsirciler, "gogunuzun fasik kimseler olu§unuz" ifadesi- 
nin sebep bildirdigini soyluyorlar. Buna gore ayetin anlami, "Sirf 
gogunuzun fasik kimseler oldugunuz icin bizden hoslanmiyor degil 
misiniz? seklindedir. 

"Bize indirilene ve daha once indirilenlere" ifadesi, "bize ve 
size indirilen kitaplara" anlamindadir. indirilen kitaplann onlara 



38 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

izafe edilmemesinde onlara yonelik tariz vardir. Onlar Allah'a ver- 
dikleri soz-leri tutmadiklan ve kitaplanndaki emirleri yerine getir- 
medikleri icin bu kitaplar onlara inmemis sayilmis ve onlar bu ki- 
taplann ehli kabul edilmislerdir. 

Bu ifadenin anlami sudur: Biz ne Allah'm indirdigi kitaplar ara- 
smda ve ne O'nun peygamberleri arasmda ayinm yapmayiz. Bu i- 
fadede, onlann Allah'm peygamberleri arasmda ayinm yaparak, 
"Onlann bazilarma inaniyor ve bazilarma inanmiyoruz." dedikleri 
yoniinde bir tariz vardir. Nitekim onlar, "Muminlere inert kitaba 
giinun baslangicmda inanm, fakat giinun sonunda onu inkar e- 
d;'n."diyorlardi. 

Yiice Allah soyle buyuruyor: "Allah'i ve O'nun peygamberlerini 
inkar edenler, Allah He peygamberleri arasmda ayinm yapanlar, 
'Bir kismma inaniyor, bir kismmi inkar ediyoruz' diyenler ve bu- 
nun arasmda bir yol tutturmak isteyenler, gergek anlami He ka- 
firdirler. Biz kafirler igin onur kirici bir azap hazirladik." (Nisa, 151) 

"De ki: "Karfihk bakimindan Allah katinda bundan daha kotii ko- 
numda olanlan size bildireyim mi? Allah'm lanet ettigi..." Bu ayette yii- 
ce Allah, Peygamberine (s.a.a) soz konusu dini alay ve eglence 
konusu yapanlara seslenmesini emrediyor. Orta yollu bir ifade kul- 
lanilarak onlann dedikleri kabul ediliyor. Maksat, onlan kendi soz- 
leri ile baglamaktir. Yani eger onlar Allah'a ve peygamberlerine 
indirdigi kitaplara inaniyorlar diye muminleri kmiyorlarsa, asil 
kendilerini kmamalidirlar. Qunku onlar Allah'm lanetine ugradikla- 
n, garpitilarak maymunlara ve domuzlara donusturuldukleri ve 
taguta taptiklan igin daha kotii konumda ve dogru yoldan daha 
90k sapitmis durumdalar. Bunca kmama sebebi ortadayken, eger 
onlar kendilerini kinamiyorlarsa, bundan daha az kotii konumda 
olanlan kinamak onlara diismez. Bu kotii konum, eger Allah'a ve 
onun kitaplanna inanmak kotii kabul ediliyorsa, miiminlerin iman 
etmislik durumlandir ki, bu durum asla kotii olamaz. 

Ayetteki "mesubet=karsilik" kelimesi ile mutlak karsilik kas- 
tediliyor. Belki de bu kelime istiare yolu ile akibet ve aynlmaz sifat 
anlammdadir. Qunku "Kar§ilik bakimindan bundan daha kotii" i- 
fadesinin "Allah katinda" ifadesi ile kayitlanmasindan bu sonuc 
cikiyor. Sebebine gelince Allah katinda olan sey sabit ve 



Maide Suresi 57-66 39 

degismezdir. Yiice Allah o seye hiikmetmis, onu emretmistir. Su 
ayetlerde buyruldugu gibi: "Allah katmda olan kahcidir." (Nahl, 96) 
"O'nun hukmunun pe§ine dii§ecek kimse yoktur." (Ra'd, 41) Buna 
gore bu karsihk, yuce Allah katmda oldugu icin ayrilmaz bir karsi- 
hktir. 

Bu ifadede, bir tur dolayh bicimde ifade etme sanati vardir. 
Ciinkii soziin dogrudan akisimn geregine gore "Lanetleme, car- 
pilma ve taguta tapma, Allah'a ve O'nun kitaplanna inanmaktan 
daha kotu ve daha sapik bir durumdur." denmeliydi, "Allah'm la- 
net ettigi, gazabma ugrattigi, aralanndan bir boliimiinii carpitarak 
maymuna ve domuza doniistiirdiigii ve taguta tapan kimseler, 
daha kotu ve daha sapik konumdadirlar." denmeliydi. Ancak bu- 
rada sifati ta§iyanlann sifatm yerine konmu§ oldugu kabul edilir- 
se, problem kalmaz. Cunkii bu uslup Kur'-an'da yaygmdir. "Fakat 
iyilik, Allah'a inanan... kimsedir." (Bakara, 177) ayeti bunun bir 6r- 
negidir. 

Kisaca soylenmek istenen §udur: Eger bizim Allah'a ve 
peygamberlerine indirdigi kitaplara inanmamiz, sizce kotu bir §ey 
ise, o zaman durun, bundan daha kotu olani size bildireyim de 
onu yadirgaym. da, siz de bulunan sifattir. 

Bazi tefsirciler, ayetteki "bundan daha kotii" ifadesindeki "bu" 
ism-i isaretiyle "bizden yadirgadigmiz" ifadesinin delalet ettigi 
muminlerin tumune isaret edildigini soylemislerdir. Buna gore so- 
ziin akisi duzgundur, hicbir dolayh tarafi yoktur. Bu durumda aye- 
tin anlami, "Size muminlerden daha kotu konumda olup kinama- 
niz gerekenlerin kim oldugunu bildirelim mi? Siz kendinizsiniz. 
Cunkii siz lanete ugramis, ?arpitilmis ve taguta tapmaya ducar 
olmussunuz." seklindedir. 

Yine denebilir ki: "bundan daha kotii" ifadesindeki isaret eda- 
tiyla "bizden yadirgadigmiz" ifadesinin delalet ettigi mastara isa- 
ret ediliyor. Buna gore ayetin anlami soyle olur: "Ceza bakimmdan 
bu yadirgamanizdan daha kotii olanmi size bildireyim mi? Bu ma- 
ruz kaldigmiz carpitilma ve lanete ugrama gibi durumlardir." 

"Bunlar, size geldiklerinde, 'Jman ettik.' derler. Oysa yamniza kafir 
olarak girmis ve kafir olarak cikmislardir..." Yiice Allah, onlarm kalple- 
rinde miinafikhk olduguna, miiminlerle karsilastiklannda Allah'm 



40 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

hoslanmadigi duygularmi sakladiklanna isaret ederek, "size gel- 
diklerinde, 'Iman ettik.' derler." buyuruyor. Yani size geldikleri 
zaman iman ettiklerini belirtirler, oysa yanmiza kafir olarak geldik- 
leri gibi, kafir olarak da yanmizdan aynhrlar. Yani onlar yanmiza 
gelirken de, yanmizdan ayrihrken de bir tek haldedirler ki, o da ku- 
furdiir. Bu hallerinde hicbir degisiklik olmaz; sadece muminmis 
gibi gorunurler, oysa Allah onlann oteden beri iglerinde sakladigi 
hile ve duzeni bilir. 

"Oysa yanmiza kafir olarak girmi§ ve kafir olarak gikmi§lar- 
dir." ifadesi, bizim "Onlann kafirlik durumu degismemistir." sozii- 
muzle ayni anlamdadir. Orijinalde "gikmi§lardir" ifadesinin basmda 
yer alan "hum= onlar" zamiri, pekistirme islevi yanmda onlann bu 
konuda on plana ciktiklarim ve kafirliklerinin sabitlestigini de ifa- 
de ediyor. 

Bazi tefsircilere gore ise, bu ayette onlann kafirlikte halden 
hale gegtikleri ifade ediliyor. 

"Onlann ?ogunun gunahta, diifmanlikta ve haram yemekte birbirle- 
ri ile yariftiklanni gorursiin..." Anlasilan, ayetteki "ism=giinah" soz- 
cugunden maksat, muminlere inen ayetlere dil uzatmak, din ogre- 
tileri konusunda kafirligi ve fasikhgi gerektirecek pervasizhkta ileri 
geri sozler soylemektir. Bir sonraki ayetteki "...gu- nan soz soyle- 
mekten ve haram mat yemekten" ifadesi de bu anlami destek- 
lemektedir. 

Buna gore bu tic sey, yani gunah, dusmanhk ve haram yemek 
onlann sozlti ve fiilT fasikliklannin orneklerini olusturuyor. Yani on- 
lar hem sozle gunah islerler, ki bu sozlu gunahtir, hem de fiilt gu- 
nah islerler. Bu fiilt gunah ya kendileri ile muminler arasmda olur, 
ki bu muminlere yonelik dusmanhklaridir veya kendi aralarmda 
olur, ki bu da faiz, riisvet ve benzeri sekillerde haram mal yemele- 
ridir. 

Onlann boyle bir tutum i?inde olduklan vurgulandiktan sonra 
arkasmdan "Yaptiklan §ey ne kadar kotudur!" ifadesi ile bu dav- 
ranislan yeriliyor. Ardmdan da ilim adamlan ile din adamlanna 
yonelik bir kinama geliyor. Cunku onlar bu yapilanlarm sue ve gu- 
nah oldugunu bildikleri halde seslerini ?ikarmiyorlar, halki bu 
mahvedici suglari ve gunahlan islemekten sakmdirmiyorlar. Ytice 



Maide Suresi 57-66 41 

Allah'm bu kinamasi soyledir: "Kendilerini Allah'a vermi§ alimler 
He din adamlan, onlan gunah soz soylemekten ve haram mal 
yemekten sakmdirsalar ya! Yaptiklan §ey ne kadar kotudur!" 

"Gunah soz soylemekten ve haram mal yemekten" ifadesi, 
bir onceki ayetteki "Onlarm gogunun gunahta, diismanlikta ve 
haram yemekte birbirleri He yanstiklarmi gorursun." ifadesi ile 
karsilastmldigmda ikinci ayette "udvan=dusmanhk" kelimesine 
yer verilmedigi gorulur. Bundan su sonuc cikarilabilir: Gunah ve 
dusmanlik ile, ayni sey kastedilmektedir. Bu da, Allah'm koydugu 
smirlan sozle asmaktir. Bu-nun karsismda fiilt gunah yer ahr ki, 
bunun ornegi de haram mal yemeleridir. 

Buna gore, "Onlarm gogunun gunahta, diismanlikta ve haram 
yemekte birbirleri He yan§tiklarmi gorursun." ifadesinden mak- 
sat, onlarm gunah ve dusmanlik diye tabir edilen sozlti kotulukle- 
rinden ve haram mal yemelerinde belirginlesen fiilt kotuluklerin- 
den ornekler sergilemektir. 

Ayette gecen "yusariune=yansirlar" kelimesinin mastari olan 
"mu-saraat" kelimesi, agir ve yavas olmamn karsismda oldukga 
hizh ve sur'atli olma anlammdadir. Kullanildiklan yerlere gore 
siir'at ile acele arasmdaki farka gelince; sur'at daha 90k organla- 
rm isi, acele ise kalbin isiyle ilgilidir. Huzu ile husu, havf (korku) ile 
hasyet arasmdaki fark gibi. Ragip isfahant, el-Mufredat adh ese- 
rinde soyle diyor: "Sur'at, yavasligm ziddidir; cisimler ve fiiller iQin 
kullanihr..." 

Bazilanna gore, sur'at ile acele ayni anlama gelir. Yalniz sur'at 
daha 90k hayirh islerde kullanihr. Buna ragmen, -ayette yerme soz 
konusu oldugu ve "acele" kelimesinin yermeyi daha iyi ifade ede- 
bilecegi halde- "sur'at" kokunden bir kelimenin kullamlmasi, onla- 
rm bu yaptiklannda hakhlarmis gibi davrandiklanna isaret etmek 
igindir. 

"Yahudiler, 'Allah'm eli kolu baglidir.' dediler. Elleri kollan baglansin 
ve soyledlklerl sozden otiiru onlara lanet olsun. Tersine, O'nun Iki eli de 
aciktir, diledigi gibi verir." Kur'an'm gesitli ayetlerinden anlasilacagi 
uzere Yahudiler dint hukum-lerin neshedilmesini caiz 
gormuyorlardi. Bu yuzden Tevrat'm nesh-edilmis olmasmi kabul 
etmiyorlar ve Muslumanlari htikumleri neshet-mekle 
sugluyorlardi. Ayni sekilde tekvint olaylarda da "beda"yi caiz 



42 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gormuyorlardi. Nitekim, "Biz bir ayeti nesheder veya unutturur- 
sak, ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz." (Bakara, 
106) a-yetini tefsir ederken ve baska yerlerde bu konuda bazi soz- 
ler soylemistik. 

Bu ayet, yani "Yahudiler, 'Allah'm eli kolu baghdir.' dediler." 
ifadesi de, onlann bu genel gorusu ile ortusiiyor gibi gorunse de, 
yiice Allah'm onlara cevap niteligindeki "Tersine, O'nun iki eli de 
agiktir, diledigi gibi verir." agiklamasi, bu ihtimal ile bagdasmaz 
ve onlann bu gunah nitelikli sozti nzk konusunda soylediklerine 
delalet eder. 

Buna gore burada birka? ihtimal soz konusudur: Birinci ihti- 
mal; onlar bu sozti, muminlerin genelinin iginde bulundugu yaygm 
fakirlik ve gektigi gegim sikmtismdan dolayi muminler igin soyle- 
miflerdir. Bu durumda, istihza yollu yuce Allah'm mumin kullarmi 
zenginleftirmeye, onlan fakirlikten ve peri§anhktan kurtarmaya 
guciinun yetmedigini ima etmek istemi§ olurlar. Fakat bu ihtimal, 
bu ayetin Maide suresinde yer almasma uygun du§muyor. Tabi ki 
eger bu ayet surenin diger ayetleriyle birlikte inmi§ ise. Qunku 
Muslumanlar bu surenin indigi gunlerde bolluk, gegim rahathgi ve 
refah iginde yasiyorlardi. 

ikinci ihtimal; onlar bu sozu kendi sikmtilanndan dolayi soy- 
lemislerdir. Yani, baslarma bir kithk, bir pahahhk gelmis de bu 
yuzden sikmtiya dusmus, hayat duzenleri bozulmus ve maddT du- 
rumlan sarsilmis oldugu iQin boyle konusmuslardir. Nitekim ayetin 
inis sebebi hakkindaki bazi rivayetlerden de bu anlasilmaktadir. 
Fakat ayetlerin akisi bu ihtimalle bagdasmiyor. Qunku bu ayetler- 
de onlann Muslumanlara yonelik dusmanhklan ve hileleriyle ilgili 
bazi sifatlanna deginilmekte, kendileriyle ilgili olarak soyledikleri 
gunah birsozden bahsedilmemektedir. 

Uguncu ihtimal; onlar bu sozti, "Kim Allah'a guzel bir borg ve- 
rir." (Bakara, 245) ve "Allah'a guzel bir borg verin." (Muzzemmii, 20) 
gibi ayetleri isitince soylemislerdir. Bununla, alay ve istihza yollu 
Allah'm elinin kolunun bagh oldugunu, dinini yaymak, gagnsim 
hayata gegirmek \g\n gereken harcamalan karsilamaya gucu 
yetmedigini soylemek istemisler. Nitekim ayetin inis sebebi hak- 
kindaki baska bazi rivayetlerden de bu anlasilmaktadir. Bu ihtimal 



Maide Suresi 57-66 43 

daha akla yakmdir. 

Bu ihtimallerin hangisi gecerli olursa olsun, Yahudilerin el kol 
baglihgini ve bazi olaylar karsismda maglubiyeti Allah'a izafe et- 
meleri, dint inanclarimn ve Tevrat'ta yer alan goruslerin reddet- 
medigi bir yaklasimdir. Tevrat, giiclu insanlar gibi bazi etkenlerin 
yuce Allah'i aciz birakmasmi, O'nun bazi maksatlarmi gercekles- 
tirmesine engel olmasmi caiz goriir. Nitekim Tevrat'ta Hz. Adem 
ve diger peygamberlerle ilgili olarak hakkmda anlatilan bazi hika- 
yeler, bunu dogrular niteliktedir. 

Buna gore, onlarm inane tarzlannda, yuce Allah'm sanma ve 
yuceligine layik olmayan yakistirmalari O'na izafe etmenin ceva- 
zinm dayanaklan vardir. Dolayisiyla onlar bu sozu her ne kadar a- 
lay etmek maksadi ile soylemislerse de, bunun arkasmda bir i- 
nanc dayanagi vardir. Cunku insanlann her davrani§inin ardmda, 
gergekte onu o davrani§a surukleyici ve cesaretlendirici bir inane 
temeli vardir. 

Ayetteki "Ellen kollan baglansm ve soyledikleri sozden otiiru 
onlara lanet olsun." ifadesi, Yahudilere yonelik bir bedduadir. Bu 
beddua ile onlarm yuce Allah'a izafe ettikleri yaki§iksiz eksiklige 
benzer bir azaba carpilmalari gundeme getiriliyor. Allah'a izafe et- 
tikleri yakifiksiz eksiklik, elinin kolunun bagh ve istedigini gergek- 
le§tirecek gugten yoksun oldugu iddiasidir. 

Buna gore "ve soyledikleri sozden otiiru onlara lanet olsun." 
ifadesi, "elleri kollan baglansm" ifadesine yonelik tefsir ama?li bir 
atiftir. Yani, onlarm ellerinin kollannin baglanmasi, Allah'm kendi- 
lerine yonelik lanetinin delili ve gostergesidir. Zira Allah'm sozu, 
O'nun fiili ve uygulamasi demektir. Allah'm bir kisiye lanet etmesi 
onu ya dunyaya veya ahirete ait bir azaba carptirmasidir. Buna go- 
re lanet, ya onlarm ellerinin kollannin baglanmasma denk dusen 
veya daha genis kapsamh olan bir azaptir. 

"Elleri kollan baglansm" ifadesinin azap hiikmiinun gercek- 
lesmesini haber veren bir cumle olmasi da muhtemeldir. [Buna 
gore ayetin anlami soyle olur: Onlarm elleri kollan baglandi...] Bu 
azap, onlarm "Allah'm eli kolu baglidir." sozlerinde sembollesen 
kustahliklannin cezasidir. Birinci ihtimal daha akla yakmdir. 

"Tersine, O'nun iki eli de agiktir ve diledigi gibi verir." ifadesi, 



44 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Yahudilerin "Allah'm eli kolu baglidir." seklindeki sozlerine kokten 
reddedici bir kahpla verilmis bir cevaptir. 

"O'nun iki eli de agiktir." ciimlesi kudretin varhgim ifade eden 
ki-nayeli bir ifadedir. Bu ifade tarzinm kullanimi yaygmdir. 

Yahudilerin "Allah'm eli kolu baglidir." sozlerinde "el" kelimesi 
tekil oldugu halde, onlara cevap olarak verilen cumlede "el" keli- 
mesinin ikili siyga ile kullanilarak "O'nun iki eli" denilmesi, gug ve 
kudretin kemalini, tarn oldugunu ifade etmek icindir. §u ayetteki 
"el" kelimesi de ayni maksatla ikili siyga ile kullanilmistir: "Allah, 
'Ey iblis, iki elimle yarattigim varliga secde etmekten seni aliko- 
yan sebep nedir? Boburlendin mi, yoksa yucelerden miydin?' de- 
di." (Sad, 75) Bu ifade tarzmda, son derece gug kullanildigma yone- 
lik bir isaret veya de-lalet vardir. Bu anlamda Araplar, "Senin bu is- 
te iki elin yoktur." derler. Bu soz, her turlii gucu ve nimeti redde- 
den mubalagah bir ifade bicimidir. 

Dil bilginleri "el" kelimesi \q\n bildigimiz vucut organi dismda 
gesitli anlamlar sayarlar. Kudret, gug, nimet, mulkiyet, egemenlik 
gibi... Fakat kelime ashnda bildigimiz vucut organi anlamindadir. 
Bunun dismdaki anlamlarda kullamlmasi istiare yolu iledir. Qunku 
o anlamlar ile bildigimiz vucut organi anlami arasmda bir tur iliski 
vardir. Mesela, hayir severlik ve comertlik ile bildigimiz el arasmda 
elin acik olmasi bakimmdan, mulkiyet ile el arasmda tasarruf et- 
me, tutma, koyma ve kaldirma bakimmdan bir tur iliski ve baglan- 
ti vardir. 

Kur'an'da ve hadislerde Allah'a izafe edilen "el" kelimeleri 
kullanildiklan yerlere gore farkh anlamlar ifade ederler. Mesela 
"Tersine, O'nun iki eli de agiktir." (Maide, 64) ayeti ile "Iki elimle 
yarattigim varliga" (Sad, 75) ayetinde "el" kelimesinden kudret ve 
bu kudretin kemal derecesinde olusu kastedilmistir. Bunun 
yanmda, "Butun hayir-lar sadece senin elindedir." (Ai-i imran, 26) 
"Her §eyin egemenligi elinde bulunan Allah ne yucedir. " (YasTn, 83) 
"Egemenligi elinde bulunduran Allah ne kutludur." (Miiik, l) gibi 
ifadelerde "el" kelimesi egemenlik ve sulta anlaminda 
kullanilmistir. "Ey iman edenler, Allah'm ve Resuluniin iki elinin 
arasmda (huzurunda) one gegmeyin." (Hucurat, l) ayetindeki "el" 
ise huzur anlaminda kullanilmistir. 



Maide Suresi 57-66 45 

"Diledigi gibi verir." ifadesi, "O'nun iki eli de agiktir." ctimlesi- 
nin aciklamasidir. 

"Andolsun Rabbin farafmdan sana indirilen, onlarin cogunun azgin- 
ligini ve kafirllglni arttiracaktir." Bu ve bunu izleyen ayetin sonuna 
kadarki ifadeler, cumlelerin akismdan anlasilacagi uzere, "Yahudi- 
ler, 'Allah'm eli,kolu baglidir.' dediler. Elleri kollan baglansm ve 
soyledikleri sozden oturu onlara lanet olsun." ifadelerine acikhk 
getirme amaci tasiyor. 

"Andolsun Rabbin tarafmdan sana indirilen, onlarin cogunun 
azgmligmi ve kafirligini arttiracaktir." ifadesine gelince; bu ciimle- 
ler, Yahudilerin yuce Allah'a kar§i kustahga davranmalarmin, O'na 
"Allah'm eli kolu bailidir." gibi girkin sozlerle dil uzatmalarmin on- 
lardan beklenmeyecek davraniflar olmadigma i§aret ediyor. Qun- 
ku onlar 90k eskiden beri du§manlikla ve kufurle damgalanmif bir 
kavimdirler ve bu durum, azgmlik ve kiskangligi onlara miras bi- 
rakmiftir. Boyle bir karaktere sahip olan kimselerin, ba§kalarimn 
yiice Allah tarafmdan kendilerinin elde edemeyecekleri bir nimete 
sahip kilindiklarmi gordukleri zaman azginhklanni ve kafirliklerini 
arttirmalanndan emin olunamaz. 

Yahudiler kendilerini dunyanm efendisi ve onderi olarak gdru- 
yorlardi. Kendilerini Ehlikitap olarak adlandinyorlar, ilim ve din 
adamlan ile ovunuyorlar, ilim ve hikmetle iftihar ediyorlar ve diger 
milletleri iimmi (okuma-yazmasiz) olarak adlandinyorlardi. Sonra 
on-lann ilmi ve kutsal kitabi karsisinda eziklik duyan bir kavme 
"Kur'an" admda bir kutsal kitabm indigini gordtiler. Oysa cahiliye 
doneminde kendileri ile Araplar arasmda kendilerinin lehine isle- 
yen bir saygi duzeni egemendi. Sonra bu kutsal kitabi inceleyince 
gordtiler ki, bu kitap kendinden onceki semavt kitaplardan ustiin 
bir ilaht kitaptir. Apagik gercegi, yuce ogretiyi ve eksiksiz hidayeti 
icermektedir. Bunu gorunce, ovundukleri ve gururlandiklan ilim ve 
kitap alanmm kendisinde, eziklige ve asagihk duygusuna kapila- 
rak hayal uykulanndan uyandilar, dusmanhklanni arttirdilar, az- 
ginhklanni ve kufurlerini katmerlestirdiler. 

Dolayisiyla azgmlik ve kufurlerinin artismm Kur'an'a izafe e- 
dilmesi, onlarin azgm ve kiskanc nefislerinin, Kur'an'm inmesini ve 
icerdigi gergek bilgileri ve agik cagriyi gorunce kufurlerinde taskm- 
hk etmesi munasebetiyledir. 



46 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

§u da var ki, yuce Allah Kur'an'da bircok yerde hidayeti ve sap- 
tirmayi kendine izafe eder. §u ayette oldugu gibi: "Hepsine, 
bunlara da, onlara da (muminlere de, kafirlere de) Rabbinin ba- 
gi§mdan pay veririz. Rabbinin bagismdan kesilmi§ degildir." (isra, 
20) Kur'an hakkinda da soyle buyruluyor: "Kur'an'dan muminler i- 
gin §ifa ve rahmet olan ayetler indiriyoruz. Fakat bu ayetler, za- 
limlere ziyandan ba§ka bir §ey arttirmaz." (isra, 82) 

Saptirma ve benzeri durumlar, tek tarafh olarak ve dump du- 
rurken meydana getirilirse, kotu bir §ey sayihp yadirganabilir. An- 
cak Allah'm gazabmin inmesini gerektiren ve iginde bulunulan sa- 
pikhgm daha ileri boyutlara varmasma yol agan bir fasikhk ve gu- 
nahm ardmdan ceza olarak gelen saptirmanm higbir sakmcasi 
yoktur ve kmanacak bir durum da degildir. §u ayetlerde belirtildigi 
gibi: "Onunla sadece fasik-lan saptinr." (Bakara, 26) "Onlar egrilin- 
ce Allah da kalplerini egriltti." (Saff, 5) 

Sonug olarak Kur'an'm onlarm azginliklarmi ve kafirliklerini 
arttirmasi demek, ilaht tevfikten ve destekten mahrum birakilma- 
lan demektir. Boyle olunca iginde bulunduklan azginhktan ve Al- 
lah'm ayet-lerini inkar etme tutumundan vazgegip hak gagnsma 
uymak suretiyle teslimiyete ve imana yonelmeleri gergekle§miyor. 
Bu kitabm birinci cildinde, "Onunla sadece fasiklan saptinr." aye- 
tinin tefsiri sirasinda bu konu incelenmiftir. 

Soziin ba§ma donelim. "Andolsun Rabbin tarafmdan sana 
indirilen, onlarm go£unun azgmligmi ve kafirligini arttiracaktir." i- 
fadesi, kendilerini Ehlikitap diye adlandiran, Allah'm gocuklari ve 
sevdikleri olduklanni iddia eden bu adamlann "Allah'm eli kolu 
baglidir." gibi edep di§i ve seviyesiz sozlerle Allah'a kar§i ktistahlik 
etmelerinden kaynaklanan yadirgama ve §a§kmhgi ortadan kal- 
dirmayi amaghyor gibidir. 

Azgmhk ve kafirliklerindeki bu arti§ onlar igin gerekli ve kagi- 
nilmaz bir cezadir. Sarf ettikleri o seviyesiz soz de, bu artism bir 
sonucudur ve bunu baska girkin sonuglar izleyecektir. 
"Leyeztdenne=arttira-caktir" ifadesindeki lam-i kasem ve nun-i te- 
kit buna delalet etmektedir. 

Ayette azginligm kafirlikten once yer almasi, bunun tersi bir si- 
ralamanm yapilmamasi dogal bir siralamadir. Qunku kafirlik, az- 



Maide Suresi 57-66 47 

ginligm sonuclarmdan ve uzantilarmdan biridir. 

"Onlarin arasina kiyamet guniine kadar siirecek bir du§manhk ve 
kin saldik." "Onlar"dan maksat Yahudilerdir. Cunkii bu ayetlerin 
basmda genel olarak Ehlikitap soz konusu edilmisse de, soz aki- 
smm burasinda konu sadece Yahudilerdir. Buna gore bu ifadede 
yer alan dusmanlik ve kinden maksat, Yahudiler arasmdaki mez- 
hep ve gorus ayriliklarma donuk dusmanlik ve kindir. 

Kur'an'm bircok ayetinde bu noktaya isaret ediliyor. §u ayette 
oldugu gibi: "Andolsun, biz IsrailoguUarina kitap, hukum ve 
peygamberlik verdik... Onlar ancak kendilerine bilgi geldikten 
soma aralarmdaki gekemezlik yuzunden ayriUga dii§tuler. 
§uphesiz, Rabbin kiyamet gunii, anlasmazliga du§tukleri 
konularda onlarin arasmda hukum verecektir." (Casiye, 16-17) Bu 
anlamda daha baska ayetler de vardir. 

Ayetteki "adavet=dusmanlik"tan maksat, beraberinde fiilt sal- 
dinyi getiren kindir. Buna karsilik "bagda=kin" kelimesi, kalpte giz- 
li duran kini ifade eder, bu kinin fiilt saldinyi arkadan getirmesi 
sart degildir. Bu ikisinin bir arada olmasi, baskalarma zulmetmeyi 
gerektiren kin ile bunu gerektirmeyen kin anlamlarim birlikte ifa- 
de eder. 

Ayetteki "kiyamet giiniine kadar" ifadesi, Yahudi milletinin, 
dunyamn sonuna kadar varligmi surdurecegine agikga delalet et- 
mektedir. 

"Me zaman sava§ iqin bir ate§ yaktilarsa, Allah onu sondiirdu." "A- 
tesi yakmak" onu alevlendirmek, "sondurmek" ise onun alevlerini 
sakinlestirmek, onu etkisiz hale getirmek demektir. Bu ifadenin 
anlami a?iktir. "Ne zaman sava§ igin bir ate§ yaktilarsa" ifadesi- 
nin "onlarin arasina... dusmanlik ve kin saldik" ifadesinin a?ikla- 
masi olmasi da muhtemeldir. zaman ifadenin anlami, "Onlar ne 
zaman Peygambere (s.a.a) ve mtiminlere karsi savas atesini ko- 
ruklediler ise, Allah aralannda anlasmazhk Qikarmak suretiyle bu 
atesi sondiirdu." seklinde olur. 

Ayetten; Yahudilerin, yuce Allah'm dinine, Allah'a ve O'nun a- 
yetlerine inandiklan gerek?esi ile Muslumanlara karsi a?acaklari 
savasta kesinlikle hayal kirikligma ugrayacaklan anlasilmaktadir. 
Fakat hak dine karsi degil de siyast ve mill? ustunluk kurmak 



48 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

maksadi ile acmak isteyecekleri savaslar bu ayetin cercevesi di- 
smdadir. 

"Onlar yeryiiziinde hep bozgunculuk pe§Inde ko§arlar. Oysa Allah 
bozgunculan sevmez." "Sa'y" hizh adimlarla yurumek demektir, 
"fesaden" ise mef'uliin lehtir. Yani yeryiiziinde fesat cikarmak icin 
ugrasirlar. Allah ise fesat cikaranlari sevmedigi icin fesat cikarma 
emellerini gerceklestirmelerine firsat vermez ve boylece cabalari 
bosa gider. Yine de dogrusunu Allah bilir. 

Biitiin bunlar, onlarm ellerinin kollarmin bagh oldugunun ve 
soyledikleri sozden otiirii lanete ugradiklarimn aciklamasidir. 
Qiinkii onlar Peygambere (s.a.a) ve Miisliimanlara karsi savas a- 
tesi tutusturma maksatlanna ulasamamakta ve yeryiiziinde fesat 
Qikarma ?abalarinda basansizhga ugramaktalar. 

"Eger Ehllkltap, Iman edlp sakinsalardi, kotuluklerinl orter..." Bu 
ayetle tekrar genel olarak Ehlikitab'a doniiliiyor. Tipki genel olarak 
soze onlarla baslandigi gibi. Bu ayet, onlarm kacirdiklan diinya ve 
ahiret mutlulugu nimetine kisaca deginerek sozii noktahyor. Bu 
kacmlan nimet, nimetlerle dolu cennet ile mutlu hayat nimetidir. 

imandan sonra sozii edilen sakinma (takva), kesinlikle Allah- 
'm gazabmi ve cehennem atesini gerektiren haramlardan ve gii- 
nahlardan sakmmak demektir. Bunlar da Allah'a ortak kosmak ve 
hakkinda cehennem vaadi bulunan helak edici diger biiyiik gii- 
nahlardir. Buna gore yiice Allah'm ortecegini vaat ettigi kotuluk- 
lerden maksat kiiciik giinahlardir. Dolayisiyla bu ayet, "Eger size 
yasak edilen gunahlarm buyuklerinden kagmirsaniz, sizin kotu- 
luklerinizi (kiiguk gunahlarmizi) bagislanz ve sizi serefl; ve guzel 
biryere sokariz." (Nisa, 31) ayeti ile ayni anlami ifade ediyor. 

"Eger onlar Tevrat'i, incil'i ve Rableri tarafindan kendilerine Indlrileni 
yafatsalardi, ba§lan iizerinden ve ayaklan altindan kaynaklanan nimet- 
ler yerlerdl." Bu ayette sozii edilen Tevrat'tan ve incil'den maksat, 
Kur'an'da Hz. Musa'ya ve Hz. isa'ya indirildikleri bildirilen iki se- 
mavt kitaptir. Yoksa Ehlikitab'm elinde olan ve yine Kur'an'da tah- 
rif edildikleri bildirilen kitaplar kastedilmis degildir. 

Anlasilan, "Rableri tarafindan kendilerine indirilen"den mak- 
sat, vaktiyle Ehlikitab'm arasmda gorev yapmis peygamberlere ait 
diger kutsal kitaplardir. Kur'an'm Zebur adi ile andigi Davud Pey- 



Maide Suresi 57-66 49 

gambere ait Mezamir ve diger kutsal kitaplar gibi. 

"Rableri tarafmdan kendilerine indirilen" ifadesi ile Kur'an'm 
kastedilmis olmasi ihtimali uzaktir. Qunku Kur'an icerdigi hukum- 
lerle Tevrat'm ve incil'in seriatlarim neshetmistir. Boyle olunca 
Kur'an'm Tevrat ile incil'i kendisi ile birlikte saymasi ve o kitaplan 
nesheden Kur'an ile birlikte onlarla amel etmelerini temenni et- 
mesi dogru degildir. 

Kur'an ile amel etmenin ayni zamanda bu kitaplarla amel et- 
mek olacagmi soylemek de makul degildir. Bu durum islam'daki 
neshedici hukumlerle amel etmeye benzemez. Qunku Allah'm dini 
bir oldugu icin islam'daki neshedici hukumlerle amel etmek, 
neshedeni ve edileni birlikte iceren islam seriatmin butunu ile amel 
etmek demektir. Bu hukumler birbiriyle celismez; sadece bazi hu- 
kumler sureli ve gecicidir, ama geliski soz konusu degildir. Boyle bir 
sey soylemek de dogru degildir; Qiinku yuce Allah bu kitaplarm hu- 
kumlerinin "ikame" edilmesinden, yani ayakta tutulmasmdan, ya- 
satilmasmdan bahsediyor. Bu ifade neshedilen hukumlerle, 
neshedilmis olmalan hasebi ile bagdasmaz. 

Dolayisiyla Tevrat'm ve incil'in hukumlerinin ayakta tutulmasi, 
ancak bu iki seriatm baska bir seriatla neshedilmemis oldugu do- 
nem icin soz konusu olur. incil'e gelince; o, 90k az konu disinda 
Tevrat'm seriatim neshetmemisti. 

Ustelik "Rableri tarafmdan kendilerine indirilen" ifadesinde 
"indirilen"in Ehlikitab'a indirildigi ifade ediliyor. Oysa Kur'an-i Ke- 
rim'de Kur'an'm Ehlikitab'a indirildigine dair bir ifade gorulmemis- 
tir. 

Anlasilan, "Rableri tarafmdan kendilerine indirilen" ifadesin- 
den maksat, Tevrat'tan ve incil'den sonra israilogullan peygam- 
berlerine indirilen diger kutsal kitaplarla vahiy mesajlaridir. Davud 
Peygamberin Zebur'u ile diger ilaht mesajlar gibi. Bu kitaplan a- 
yakta tutmaktan, yasatmaktan maksat, bu kitaplardaki ilaht seri- 
atlan genel anlamda korumak, yuce Allah'm bu kitaplarda acikla- 
digi tevhit ve meada iliskin bilgilere inanmak ve bu mesajlan tah- 
rif etmekten, saklamaktan ve agikga bir yana birakmaktan sa- 
kmmaktir. iste eger kendilerine kitap verilenler bu kitaplan bu an- 
lamda ayakta tutsalardi, baslan uzerinden ve ayaklan altmdan 



50 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kaynaklanan nimetleryerlerdi. 

"Ba§lan uzerinden ve ayaklan altmdan kaynaklanan nimetler 
yerlerdi" ifadesine gelince, buradaki "yemek"ten maksat, mutlak 
anlamda nimetlerden yararlanmaktir. ister gida maddeleri icin ol- 
dugu gibi bildigimiz yemek anlammda, isterse diger seyler igin ol- 
dugu gibi baska yollarla yararlanmak olsun. "Yemek" fiilini mutlak 
tasarruf ve yararlanma anlammda kullanmak Arap dilinde yay- 
gmdir ve problemsizdir. 

"Baslari uzer"inden maksat gok ve "ayaklan altfndan maksat 
yeryiizudur. Bu cumle, onlarm gok ve yeryiizii nimetlerinden yarar- 
lanmalarmi ve bu nimetlerin bereketleri ile kusatilmalarim anla- 
tan kinayeli bir ifadedir. Tipki su ayette buyruldugu gibi: "Eger o 
§ehirlerin halklan iman edip sakmsalardi, uzerlerine gokten ve 
yerden bereketler (bolluklar) agardik. Fakat yalanladilar. Biz de 
onlan i§ledikleriyle cezalandirdik. " (A'raf, 96) 

Bu ayet gosteriyor ki insanoglunun imam ile iyi amellerinin, 
evrensel duzenin insanoglu ile iliskisinde onun yararma isleme- 
sinde etkisi vardir. Eger insanoglu iyi olursa, dunya duzeni de iyi ve 
yararh olur, insanoglunun mutlu yasamasi igin gerekli imkanlan 
saglar, sikmtisiz ve bol nimetli olur. 

Kur'an'm 90k sayidaki ayetinde bu gercek mutlak ifadelerle di- 
le getirilmistir. §u ayetlerde oldugu gibi: "Insanlarm elleriyle 
kazandiklan (gunahlar) yiizunden karada ve denizde fesat gikti. 
Allah, belki donerler diye, yaptiklarmin bir bolumunu boylece 
kendilerine tattinr. De ki: 'Yeryuzunde dola§m da oncekilerin 
sonunun nasil oldugunu gown. Onlarm cogu (Allah'a) ortak 
ko§anlardan idi." (Rum, 41-42) "Ba§miza gelen her musibet, kendi 
ellerinizle kazandigmiz (gunahlar) yuzundendir" (§Qra, 30) Bu 
kitabm ikinci cildinde amellerin hukumlerinden soz ederken bu 
konuya deginmistik. 

"iclerinde 6I9UIU bir kesim var. Fakat cogunun yaptiklan ne kotii- 
dur!" Ayetteki "muktesidetun" kelimesinin mastari olan "iktisad" 
6I9QIU davranmak demektir ki, bu da her konuda orta yolu benim- 
semektir. Olculu kesim, din ve Allah'm emrine teslim olma konu- 
sunda olculu olan kimseler anlamindadir. 

Bu ifade daha onceki ctimlelerin devami olmayan bagimsiz bir 



Maide Suresi 57-66 51 

ni-telik tasiyor ve sunu aciklamayi amachyor: Allah'm sinirlarmi 
cignedikleri, O'nun ayetlerini inkar ettikleri, bu yuzden onlann top- 
lumlarmm ilaht gazaba ve lanete ugradiklari yonunde kendilerine 
kitap verilenlere izafe edilen durumlarm tiimu, onlann gogunlugu 
hakkinda gecerlidir. Qogunlugu boyle oldugu icin de bu cirkin isler 
onlara izafe edilmistir. Fakat bununla birlikte iclerinde olculu dav- 
ranan ve anlatilan niteliklerde olmayan bir kesim de vardir. 

Bu da, Allah'm sozunde ne derecede insafa riayet edildigini, 
hicbir hakkm cignenmedigini, az da olsa hakkin goz ardi edilme- 
digini sergiliyor. Bu noktaya daha onceki ayetlerde de deginilmi§ti. 
Fakat o deginmeler bu ayetteki kadar acik degildi. §u ayetlerde 
buyruldugu gibi: "ve gogunuzun fasik (yoldan gikmi§) kimseler o- 
lu§unuz...", "Onlann gogunun gunahta, du§manlikta ve haram 
yemekte birbirleri He yari§tiklarmi gorurusun.", "Andolsun, 
Rabbin tarafmdan sana indirilen, onlann gogunun azgmligmi ve 
kafirligini arttiracaktir." 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

Tefsir'ul-Kummt'de "Bunlar size geldiklerinde, 'Iman ettik.' 
derler..." ayetinin tefsiri sirasmda §6yle ge?er: "Bu ayet Abdullah 
b. Ubeyy ve arkada§lan hakkinda inmi§tir. Qunku onlar islam'i ka- 
bul ettiklerini soylemelerine ragmen Peygamberimizin (s.a.a) ya- 
nma kafir olarak girdiler." 

Ben derim ki: Ayetlerin aki§indan, munafiklar hakkinda degil, 
Ehlikitap hakkinda indigi anlafilmaktadir. Yalniz bu ayetin tek ba- 
§ma munafiklar hakkinda indigi soylenirse, o ba§ka. 

Yine ayni eserde, "kafir olarak g\km\slard\r." ifadesi hakkinda, 
"ve kufurleri sebebi ile imandan cikmi§lardir." agiklamasi yer al- 
miftir. 

el-Kafi'de muellif, Ebu Basir'den, o da Omer b. Riyah'tan §6yle 
dedigini naklediyor: "imam Sadik'a (a.s), 'Aldigim bilgiye gore sen 
siinnete uygun bigimde esini bosamayan kisinin bosama karanni 
ge?ersiz sayiyormussun!' dedim. imam bana su cevabi verdi: 'Bu- 
nu ben soylemiyorum, Allah oyle buyuruyor. Vallahi eger biz size 
zulme dayah yanhs bir fetva verirsek, durumumuz sizinkinden da- 
ha kotii olur. Qunku yiice Allah, 'Kendilerini Allah' a vermi§ bilgin- 



52 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ler He din adamlan, onlan gunah soz soylemekten ve haram mal 
yemekten sakmdirsalar yal' buyuruyor." [Fiiru-i Kafi, c.6, s.57, h:i] 

Tefsir'ul-Ayyast'de Ebu Basir'den soyle dedigi naklediliyor: "i- 
mam Sadik'a (a.s) dedim ki: 'Omer b. Riyah'm anlattigma gore siz 
§ahitsiz yapilan bosamamn gegersiz oldugunu soyluyorsunuz?' 
imam bana su cevabi verdi: 'Bunu ben soylemiyorum, Allah oyle 
buyuruyor. Vallahi eger biz size zulme dayah yanhs bir fetva verir- 
sek, sizden daha kotii duruma dtiseriz. Yuce Allah, 'Kendilerini Al- 
lah'a vermi§ bilginler He din adamlan, onlan giinah soz soyle- 
mekten ve haram mal yemekten sakmdirsalar yal' buyuruyor." 

[c.l, s.330, h:144] 

§eyh Tust'nin el-Mecalis adh eserinde ibn-i Ebu Umeyr'den, 
onun da Hisam b. Salim'den naklettigine gore imam Sadik (a.s) 
"Yahudiler, 'Allah'm eli kolu baglidir.' dediler." ayeti hakkmda, 
"Onlar bu sozleri ile Allah'm kainatm isinden el gektigini 
soyluyorlar." buyurmustur. 

Ben derim ki: Tefsir'ul-Ayyast'de de Yakup b. §uayb ve 
Hamma-d'a dayanilarak imam Sadik'tan (a.s) bu anlamda bir ha- 
dis rivayet edilmistir. [c.l, s.330, h:i46-i47] 

Tefsir'ul-Kummt'de soyle deniyor: "Yahudiler, 'Allah kainatm i- 
sinden elini ?ekti. Artik ilk asamada takdir ettiginden baska hicbir 
sey meydana gelmez.' dediler. Allah onlann bu iddiasmi reddede- 
rek, 'Tersine, O'nun iki eli de agiktir, diledigi gibi verir.' buyurdu. 
Yani Allah olaylan one alabilir, geriye birakabilir, arttirabilir ve ek- 
siltebilir. Beda ve mesiyet O'nun yetkisindedir." 

Ben derim ki: Bu anlamda bir hadisi §eyh Saduk, el-Maan? adh 
eserinde ishak b. Ammar'a, o da kendisinden duydugu bir kisiye 
dayanarak imam Sadik'tan (a.s) nakletmistir. [s.18, h:i5] 

Tefsir'ul-Ayyast'de verilen bilgiye gore Hisam MesrikT soyle di- 
yor: "imam Riza (a.s) buyurdu ki: 'Allah, kendini niteledigi gibi 
tektir, hi?bir seye muhtag olmadigi halde her sey O'na muhtagtir 
ve nurdur. Onun iki eli de aciktir.' Bunun uzerine elimle onun elle- 
rini gostererek kendisine, 'Allah'm boyle iki eli mi var?' dedim. i- 
mam, 'Eger oyle olsaydi mahluk (yaratilmis) olurdu.' karsiligmi 

Verdi." [c.l, s.330, h:145] 

Ben derim ki: Bu hadisi Seyh Saduk da, Uyun-u Ahbar-ir Riza 



Maide Suresi 57-66 53 

adh eserinde MasrikT'ye dayanarak imam Riza'dan (a.s) naklet- 
mistir. [el, s.146] 

el-Maan? adh eserde verilen bilgiye gore Muhammed b. Mus- 
lim soyle diyor: "imam Sadik'a (a.s), 'Ey Iblis. iki elimle yarattigim 
varliga secde etmekten seni alikoyan sebep nedir?' ayetinin an- 
lamim sordum. Bana, 'yed=el' kelimesi Arapca'da guc ve nimet an- 
lamlarina gelir, dedikten sonra su ayetleri ornek gosterdi: 'Bizim 
eller sahibi (guglu) kulumuz Davud'u an.' [Sad, 17] 'Goiu kendi el- 
lerimizle (gucumuzle) gattik ve biz onu geni§letmekteyiz.' [Zariyat, 
47] 'Onlan kendinden bir run He teyit etti (giiglendirdi.)' [Miicadeie, 
22] Araplar, 'uzerimde nimeti vardir.' anlaminda, 'Falancanm be- 
nim uzerimde beyaz eli vardir.' derler." 

Tefsir'ul-Kummt'de "Eger onlar Tevrat'i, incil'i... ya§atsalar- 
di..." ayetinin tefsiri yapilirken soyle deniyor: "Yani Yahudiler ve Hi- 
ristiyanlar. 'Ba§lan uzerinden ve ayaklan altmdan kaynaklanan 
nimetler yerlerdi.' ayetindeki baslari uzerinden gelen nimetten 
maksat yagmur, ayaklan altmdan kaynaklanan nimetten maksat 
da bitkilerdir." 

Tefsir'ul-Ayyast'de "iglerinde olgulii bir kesim var." ayetinin 
tefsirinde verilen bilgiye gore Ebu Sahba Kubra soyle diyor: "Hz. AM 
(a.s) Re'sulcalut'un ile Hiristiyanlann piskoposunu gagirarak onla- 
ra, 'Ben size sizden daha iyi bildigim bir konuyu sormak istiyorum. 
Benden dogruyu saklamaym.' dedikten sonra Hiristiyan piskopo- 
suna donerek sozlerine soyle devam etti: 'incil'i Hz. isa'ya indiren 
ve onun ayagmi bereketli kilan Allah askina soyle ki, Hz. isa ana- 
dan dogma korii ve alacahyi iyilestiriyor, goz sancilarmi gideriyor, 
oliiyu diriltiyor, size Qamurdan kus yapiyor, yediginiz ve sonraya bi- 
raktigmiz yiyeceklerinizi size haber verebiliyordu.' Piskopos, 'Bu 
kadar yemine gerek yok, dogru cevap verecegim.' dedi." 

"Hz. AM (a.s) ona, 'israilogullan Hz. isa'dan sonra ka? firkaya 
aynldi?' dedi. Piskopos, 'Hayir, Allah'a andolsun, onlar bir tek fir- 
kadir.' dedi. Hz. AM piskoposa, 'Yalan soyluyorsun! Kendisinden 
baska ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, onlar yetmis iki fir- 
kaya ayrildilar. Biri disinda bu firkalann hepsi cehennemliktir. Yu- 
ce Allah, 'Iglerinde olgulii bir kesim var. Fakat gogunun yaptiklan 
ne kotudur.' buyuruyor. Cehennemden kurtulacak olan, iste o 61- 
culii kesimdir.' dedi." 



54 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Yine Tefsir'ul-AyyasT'de, Zeyd b. Eslem'den Enes b. Malik'in 
soy-le dedigi naklediliyor: "Peygamberimiz (s.a.a) soyle diyordu: 
'Musa'nin ummeti yetmis bir firkaya ayrildi. Bunlarm yetmisi ce- 
hennemlik ve bir tanesi cennetliktir. isa'nin ummeti yetmis iki fir- 
kaya ayrildi. Bunlarm yetmis biri cehennemlik ve bir tanesi cen- 
netliktir. Benim ummetim Yahudi ve Hiristiyanlardan bir tane da- 
ha fazla firkaya bolunecektir. Bunlarm yetmis iki tanesi cehen- 
nemlik ve bir tanesi cennetliktir.' Sahabtlerin, '0 cennetlikler kim- 
lerdir?' diye sormalan uzerine, 'Cemaatler, Cemaatler.' karsiligim 

Verdi." [c.l, s.330-331, h:150] 

Yine Tefsir'ul-Ayyast'de, Yakub b. Yezid'den soyle dedigi nak- 
ledilir: "Hz. AM (a.s), bu hadisi Peygamberimizden (s.a.a) naklettik- 
ten sonra su ayetleri okurdu: 'Eger Ehlikitap iman edip sakmsa- 
lardi, kotuluklerini orter ve onlari nimetlerle dolu cennetlere ko- 
yardik... Fakat gogunun yaptiklan ne kotudur!', 'Yarattiklanmizm 
iginde hak He do£ru yola ileten ve hakka uygun, adil hiikumler 
veren bir ummet vardir.' (A'raf, 181) Bunlar Muhammed'in umme- 
tidir." [c.l, s.331, h:151] 



Maide Suresi 67 55 



67- Ey Elci, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et. 
Eger bunu yapmazsan, O'nun elcisi olma gorevini yerine getirme- 
mis olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah kafirleri (bu mesa- 
ji inkar edenleri) amaclarma ulastirmaz. 

AYETiN AQIKLAMASI 

Ayetin anlami kendiliginde (tek basma ele ahndigmda) gayet 
aciktir. Tehdit uslubu Me Peygamberimize (s.a.a) aldigi mesaji teb- 
lig etmesini emrediyor ve yiice Allah'm kendisini insanlardan ko- 
ruyacagim vaat ediyor. Fakat bulundugu yer bakimmdan incelen- 
diginde hayret verici bir durum ortaya Qikiyor. Qunku Ehlikitab'm 
durumuna deginen, Allah'm haramlarmi gesitli sekillerde gigne- 
meleri ve ayetlerini inkar etmeleri gerekgesi ile onlan kmayan ve 
azarlayan ayetler arasmda yer ahyor. Zira oncesinde, "Eger onlar 
Tevrat'i, Incil'i ve Rableri tarafmdan kendilerine indirileni ya§at- 
salardi, ba§lan uzerinden ve ayaklan altmdan kaynaklanan ni- 
metler yerlerdi..." ayeti ve sonrasmda, "Ey Ehlikitap, sizler Tevrat- 
'i, incil'i ve Rabbiniz tarafmdan size indirilenleri ayakta tutma- 
dikga (ya§atmadikga), bir §ey (temel) uzerinde dei'ilsiniz." ayeti 
bulunuyor. 

Aynca ayetin kendisi ve igindeki ctimleler arasmdaki baglanti 
uzerinde derin bir incelemeye girisilince insanm hayreti ve saskm- 
hgi kat kat artiyor. 

Eger ayet, Ehlikitap konusu ile ilgili olarak ayni soz butunlugu 
bag-laminda onundeki ve arkasmdaki ayetlere bagh olsaydi anlami 
su olurdu: Yuce Allah, Peygamberimize Ehlikitap konusunda indir- 
digi mesaji vurgulu bir dille teblig etmeyi emrediyor ve sozun akisi 
hasebi ile Rab-binden kendisine gelen mesajdan maksat da, "Ey 
Ehlikitap, sizler Tev-rat'i, incil'i ve Rabbiniz tarafmdan size indirilen- 
leri ayakta tutmadikga (ya§atmadikga)..." ayetinde teblig edilmesi 



56 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

emredilen mesajdir. 

Oysa ayetin akisi bu ihtimali reddeder. Qunku "Allah seni 
insanlardan korur" ciimlesi gosteriyor ki, Peygambere indirilen ve 
duyurulmasi emredilen konu onemli bir konudur ve Peygamberin 
sahsi veya tebliginin basarisi acismdan Allah'm dini ile ilgili tehlike 
icermektedir. Ote yandan Yahudilerin ve Hiristiyanlarm Peygam- 
berimize yonelik tehlikelerini, onun tebligi durdurmasma veya bir 
sure icin ertelemesine yol acacak kadar biiyiik gormek ve bu ge- 
rekce ile Allah'm onu koruyacagini vaat etmesine ihtiyac duydu- 
gunu dusunmek de anlamsizdir. Qunku Medine'ye go? ettigi ilk 
gunlerde bile Peygamberimiz icin boyle buyuk bir tehlike soz ko- 
nusu olmamistir ki, o gunlerde Yahudiler Hayber gibi catismalara 
yol acacak derecede siddet ve saldirganhk gosteriyorlardi. 

Ustelik bu ayet, Yahudilere yonelik siddetli bir emir ve keskin 
bir ifade de icermiyor. Oysa daha once Yahudilere bundan daha 
siddetli, daha agir ve daha sert emirleri teblig etmesi istenmistir. 
Genel tebliginde Peygamberimiz bundan daha agir mesajlan teb- 
lig etmekle gorevlendirilmistir. Kureys kafirlerine ve miisrik Arap- 
lara tevhit ilkesini ve putperestlikten vazgecmelerini teblig etmis- 
tir. Ustelik Kureysli kafirler ile musrik Araplar Yahudilerden ve di- 
ger Ehlikitap'tan daha kaba, daha saldirgan, daha kan dokucu ve 
daha cur'etli idiler. Buna ragmen yuce Allah onlara yonelik tebli- 
ginde Peygamberimizi ne tehdit etmis, ne de kendisini onlardan 
koruyacagini vaat etmisti. 

§u da var: Ehlikitab'm durumunu ele alan ayetler, Maide sure- 
sinin biiyiik bolumunu olusturur. Bu surenin Ehlikitap hakkmda 
indigi kesindir. Bu surenin indigi sirada Yahudilerin gucu kinlmis, 
atesleri son-mustu. Baslanna ilaht gazap ve lanet ?6kmustu. "Ne 
zaman sava§ igin bir ate§ yaktilarsa, Allah onu sondurdii." 

Bu yiizden Peygamberimizin (s.a.a) Allah'm dini hakkmda 
onlardan korkmasimn anlami yoktur. Qunku o sirada islam'm ege- 
menlik alani iginde bans ortamma girmisler ve Hiristiyanlarla bir- 
likte cizye vermeyi kabul etmislerdi. Bu yiizden Allah'm, Peygam- 
berimize onlardan korktugunu ve aldigi emri onlara teblig etme 
konusunda sikmtiya diistugiinu soylemesi de anlamsizdir. 

Ustelik Peygamber (s.a.a), onlara bundan daha onemli emirler 



Maide Suresi 67 57 

teblig etmis, bundan once daha tehlikeli ve korkutucu durumlarm 
ortasmda kalmistir. 

Dolayisiyla bu ayetin anlam butiinlugu bakimmdan onceki ve 
sonraki ayetlerle ortak bir nitelik tasimadigi, onlarla baglantih ol- 
madigi, tek basma inmis, ayn bir ayet oldugu hususunda suphe 
etmemek gerekir. 

Bu ayet yiice Allah'm Peygambere indirdigi bir emrin soz ko- 
nusu oldugunu ortaya koyuyor. Bu emir ya dinin butunu veya bazi 
bolumleri ile ilgilidir. Peygamberimiz bu emri insanlara duyurmak- 
tan korktugu icin onu uygun bir zamana erteliyordu. Eger Pey- 
gamberimizin korku sebebi ile o emri duyurmaktan kacmmasi soz 
konusu olmasaydi, "Eger yapmazsan, O'nun elgisi olma gorevini 
yerine getirmemi§ olursun." ifadesiyle tehdit edilmesine ihtiyac 
duyulmazdi. 

Nitekim peygamberliginin ilk doneminde bu tur vurgulayici 
emirler almisti, ama bu emirler tehdit icermiyordu. §u ayetlerde 
oldugu gibi: "Oku yaratan Rabbinin adiyla...." diye baslayan Alak 
suresinin butunu, "Ey elbiselerine burunen ki§i, kalk ve uyar." 
(Miiddessir, 1-2) "O'na dogru yonelin, O'ndan af dileyin. O'na ortak 
ko§anlarm vay haline!" (Fussiiet, 6) Kur'an'da bunlar gibi baska a- 
yetler de vardir. 

halde Peygamberimiz insanlardan korkuyordu. Fakat bu 
korku yuce Allah karsisinda kendi cam ile ilgili degildi. Allah yo- 
lunda canmi feda etmekten cekinmez, Allah'm dini ugruna kani- 
nin akitilmasinda cimrilik yapmazdi. 0, boyle olmaktan 90k daha 
yiice idi. Onun hayat hikayesi ve cizdigi goruntu boyle bir ihtimali 
tekzip eder. 

Ustelik yuce Allah, butun peygamberleri hakkmda bunun ter- 
sine sahitlik eder. Nitekim soyle buyuruyor: "Allah'm kendisi a- 
yirdigi seyofe Peygambere herhangi bir sikmti yoktur. Bu, Allah'm 
onceden gegip giden peygamberler hakkmda da gegerli olan bir 
yasasidir. Allah'm ;'s; olgulup bigilmi§ bir i§tir. peygamberler Al- 
lah'm emirlerini teblig ederler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan 
ba§ka hig kimseden korkmazlar. Allah yeterli hesap gorucudur. " 

(Ahzab, 38-39) 

Allah bu tur farzlarla ilgili olarak soyle buyuruyor: "Eger ger- 



58 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gekten mumin iseniz, onlardan degil, benden korkun." (Ai-i imran, 
175) Yuce Allah bir bolum kulunu, insanlar kendilerini korkuttukla- 
n halde onlardan korkmadiklan icin soyle ovmektedir: "0 kimse- 
ler ki, insanlar kendilerine, 'Insanlar size saldirmak igin yigmak 
yaptilar, onlardan korkun.' dediler de bu soz daha da onlarm i- 
manmi artirdi ve 'Allah bize yeter, ne giizel vekildir.' dediler." 
(Al-i imran, 173) 

§6yle demek de dogru degildir: Peygamber oldiiriilmekten ve 
bunun sonucunda yaptigi cagrimn bo§a gitmesinden ve arkasmm 
kesilmesinden korktugu igin kendisine gelen emrin aciklanmasim 
boyle bir sakmcanin soz konusu olmayacagi bir zamana 
erteliyordu. Bu da dogru degildir. Qunku yuce Allah ona, "Bu ko- 
nuda senin yapabilecei'm bir §ey yok." (Ai-i imran, 128) diyor. Yuce 
Allah, Peygamber oldurulse bile, istedigi herhangi bir vesile ile, di- 
ledigi herhangi bir sebeple davetini yurutmekten aciz degildir. 

Evet, "Allah seni insanlardan korur." ifadesinin anlamma da- 
yanilarak soyle farz edilebilir: Peygamber bu emri teblig ettigi 
takdirde islam gagnsini ebedt bir zarara ugratacak bir suglama ile 
karsilasabileceginden korkmus olabilir. Bu tur gorus ve ictihatlar 
Peygambere caiz ve sakmcasizdi ve bu gibi durumlardaki korku 
Peygamberin kendisi ile ilgili degildi. 

Bundan anlasihyor ki, bu ayet bazi tefsircilerin soyledigi gibi, 
peygamberligin baslangicmda inmemistir. Qunku o zaman "Allah 
seni insanlardan korur." ifadesinin tek anlami su olurdu: Pey- 
gamberimiz kendisi ile ilgili olarak oldurulur de hayattan mahrum 
olur veya oldurulur de islamiyet'i yayma cabalari bosa gider diye 
korktugu igin teblig konusunda ihmalkarhk ediyor, agir davrani- 
yordu. Dolayisiyla butun bu faraziyelerin hi?biri muhtemel degildir. 

§u da var ki, eger bu ayetteki Rabbinden kendisine indirilen- 
den maksat, dinin ozu veya biitunii olsa, o zaman "Eger bunu 
yapmazsan, O'nun elgisi olma gorevini yerine getirmemi§ olur- 
sun." ifadesinin an-lami soyle olur: Ey Peygamber dini teblig et. 
Eger dini teblig etmezsen, dini teblig etmemis olursun! 

Bazi tefsirciler bu ifadeyi sair Ebu Necm'in su misrasi gibi 
saymak istemisler: "Ben Ebu Necm'im ve siirim siirimdir." tak- 
dirde ayetin anlami soyle olur: Eger peygamberlik gorevini yap- 



Maide Suresi 67 59 

mazsan, Allah'm sana israrla emrettigi konuya kosmakta ihmal- 
kar ve onu teblig etmekte kusurlu davranmis olma sucunu islemis 
olursun. Nitekim Ebu Necm'in yukandaki misrasinm anlami da 
"Ben Ebu Necm'im ve Benim siirim, belagati ve guzelligi ile mes- 
hur olan siirimdir" seklindedir. 

Bu ihtimal de gecersizdir. Qunku Ebu Necm'in kullandigi bu 
soz sanati genel-ozel, mutlak-kayith ve benzeri yerlerde soz konu- 
su olabilir. zaman bu tur ifade tarziyla o iki seyin ayni oldugu i- 
fade edilmis olur. Buna gore Ebu Necm'in "§iirim, siirimdir" sozu- 
nun anlami soyledir: Hi? kimse benim siir yetenegimin kayboldu- 
gunu veya olaylar beni yiprattigi \g\n eskiden soyledigim kalitede 
§iir soyleyemedigimi sanmasm. Bu gun soyledigim siir, dun soyle- 
digim siirin aynisidir. 

"Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma gorevini yerine 
getirmemi§ olursun." ifadesinde ise boyle bir soz sanati gegerli 
degildir. Qunku eger bu ayetin, peygamberligin baslangicinda 
indigi farz edilirse, buradaki elcilik gorevi dinin butununu veya 
ozunti teblig etmek olur ki, o zaman ortahkta tek sey olur, farkh ve 
degisik iki sey olmaz ki, "Eger bu gorevi teblig etmezsen, o gorevi 
veya o gorevin ozunii teblig etmemis olursun" demek dogru olsun. 
Qunku bu farza gore teblig edilmesi istenilen gorev, dint bilgilerin 
tumu demek olan elQilik gorevinin ozudur. 

Boylece ortaya ?ikti ki, bu ayet bu icerigi ile peygamberligin 
baslangicinda inmis kabul edilmeye elverisli degildir ki, burada 
Peygambere (s.a.a) indirilen mesajdan maksat, dinin biitunu veya 
ozu olabilsin. Bundan su da ortaya ?ikiyor: Bu ayet peygamberligin 
baslangici dismdaki baska bir zaman diliminde dinin butununu 
veya oziinu teblig etme konusunda inmis kabul edilmeye de elve- 
risli degildir. Qunku yine "Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma 
gorevini yerine getirmemi§ olursun." ifadesinin anlamsiz kalmasi 
problemiyle karsi karsiya kahnz. 

Ustelik, eger ayetteki peygamberlik gorevi ile dinin butununun 
ve-ya oziinun kastedildigi farz edilirse, "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan 
sana indirilen mesaji teblig et." ifadesi, ayetin peygamberligin 
baslangici dismdaki herhangi bir zaman diliminde inmis olmasi ile 
uyusmaz. Bu aciktir. 



60 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ustelik, "Allah seni insanlardan korur." ifadesinin, Peygambe- 
rimizin tebliginde insanlardan korktuguna delalet etmesi sakmca- 
si da aynen devam eder. 

Butun bunlardan ortaya cikan sonug sudur: Peygamberimize 
indirilen ve ayetin teblig edilmesini israrla istedigi emir, varsayila- 
bilecek butun ihtimalleri dahil dinin butunii veya ozu degildir. 
halde bu emrin dinin bir bolumu oldugunu soylemeliyiz. zaman 
ayetin anlami "Rabbin tarafmdan sana indirilen hukmu teblig et, 
eger bunu yapmazsan peygamberlik gorevini ifa etmemis olur- 
sun." seklinde olur. Bu varsayim, "peygamberlik gorevi" deyimin- 
den maksadm, Peygamberin yuklenmis oldugu dint gorevin tiimu 
olmasmi gerektirir. Aksi halde ifadenin anlamsiz duruma dtismesi 
sakmcasi aynen ge?erli olur. Qunku "peygamberlik gorevi" deyimi 
ile soz konusu hukumle ilgili gorevin kastedildigi takdirde ayetin 
anlami, "Bu hukmu teblig et; eger onu teblig etmezsen, onu teblig 
etmemis olursun." seklinde olur ki, bu ifade acik bir sekilde an- 
lamsiz olur. 

Dolayisiyla ayetin anlami soyledir: "Bu hukmu teblig et; eger 
onu teblig etmezsen, peygamberlik gorevinin oztinu veya biitunii- 
nu teblig etmemis olursun." Bu da dogru ve mantiga uygun bir an- 
lamdir. Boyle olunca bu ifade, Ebu Necm'in "Ben Ebu Necm'im ve 
siirim siirimdir." ifadesinin kullanildigi duruma benzer bir durum- 
da kalmis olur. 

§6yle bir varsayim da ileri surulebilir: Bu hukum teblig edilmez 
ise, peygamberlik gorevi ifa edilmemis gibi olur. Bunun sebebi, 
dint bilgilerin ve hukumlerin birbirine siki sikiya bagh olmalandir. 
Oyle ki, bu karsilikh bagliligm gayet siki olmasindan dolayi ozellik- 
le teblig konusunda eger bir emir ihlal edilirse, butun emirler ihlal 
edilmis olur. 

Bu varsayim her ne kadar sakmcasiz ise de, ayetin devami o- 
lan "Allah seni insanlardan korur. Allah kafirleri dogru yola 
iletmez." ifadesi ile uyusmaz. Qunku ayetin bu son bolumunden, 
iman etmemis olan kafir bir toplulugun Peygambere inen bu 
hukme karsi gikmayi kararlastirdigi veya durumlannin bu hukme 
siddetle karsi gikacaklanni, bu gagnyi ge?ersiz kilmak, bosa qi- 
karmak, etkisiz ve faydasiz hale getirmek iQin ellerinden gelen her 



Maide Suresi 67 61 

tedbiri alacaklanni gosterdigi anlasilmaktadir. Bu yuzden de yuce 
Allah Peygamberini onlardan koruyacagmi, onlann hilelerini bosa 
cikaracagmi, onlan komplolannda basanya erdirmeyecegini vaat 
ediyor. 

Bu anlam ise, Allah'm indirdigi herhangi bir hukumle 
bagdasmaz. Qunku islam'm ogretilerinin ve hukumlerinin tumu 
ayni derecede degildir. Bunlarm icinde dinin diregi olan vardir; 
bunlarm iginde yeni ayi (hilali) gorunce dua etmek de vardir. Bun- 
larm icinde evli birinin zina etmesi vardir; bunlarm icinde yabanci 
kadma bakmak da vardir. Bu hukumlerin hepsi hakkinda Pey- 
gamberimizin korkuya dustugunu ve Allah'm ona koruma vaat et- 
tigini farz etmek dogru degildir. Bu korku ve koruma bazi hukum- 
lerle ilgilidir. 

Dolayisiyla bu hukmun teblig edilmemesinin diger hukumlerin 
teblig edilmemif olmasmi gerektirmesi, o hukmun ihmalinin as- 
hnda diger hukumlerin ihmal edilmesi anlamma gelecek derece- 
de onemli bir konumda olmasmdan, o hukmun hayat, hareket ve 
duygunun kaynagi olan ruh, diger hukumlerin ise beden mesabe- 
sinde olmasmdan kaynaklanmaktadir. Buna gore ayet, yuce Allah- 
'm Peygamberimize (s.a.a) dini tamamlayip istikrara kavusturacak 
nitelikte bir hukum emrettigini ortaya koymaktadir. Bu hukum 6y- 
le bir hiikumdur ki, insanlarm ona karsi gikmasi, Peygamberimizin 
gayretlerini bosa cikarabilir, kurdugu din binasmm temellerini yi- 
kabilir, pargalannin dagihp gitmesine yol acabilir. 

Peygamberimiz (s.a.a) bu ihtimali sezdigi ve insanlarm 
tepkisinden korktugu i?in bu hukmun tebligini art arda 
erteliyordu. Maksadi, uygun bir firsat ve guvenli bir ortam bularak 
cagrisimn basanya ulasabilecegi sartlan yakalamak ve gabasinin 
bosa gitmemesini saglamakti. Fakat yuce Allah, kendisine hemen 
o hukmu teblig etmesini emretti, hukmun onemini agikladi; 
kendisini O'nun insanlardan koruyacagmi, onlann komplolarim 
basanya erdirmeyecegini ve kutsal cagriyi alt-Cist etmelerine izin 
vermeyecegini vaat etti. 

Peygamberimizin (s.a.a) cagrisimn alt-tist edilmesinin, islam'm 
yayilmasmdan sonra emeklerinin bosa cikarilmasimn musrikler, 
Arap putperestler veya baskalan tarafmdan olmayacagmi diisun- 
mek gerekir. Aksi halde bu ayet hicretten once Mekke'de inmis de 



62 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Peygamberimizin insanlardan korkusu, musriklerin iftiralanndan 
ve kendisine yonelik suclamalarmdan yanaymis gibi olur. 
Kur'an'm naklettigi bu iftiralarm bazi ornekleri sunlardir: 

"0, egitilmi§ bir delidir." (Dunan, 14) "0 bir §airdir, zamanm 
§artlan iginde olecegini bekliyoruz." (Tur, 30) "0, ya bir buyucu ya 
da bir delidir." (Zariyat, 52) "Siz ancak buyulenmi§ bir adamm pe- 
§inden gidiyorsunuz." (isra, 47) "Bu ancak eskilerden o£renilmi§ 
bir buyudur." (Miiddessir, 24) "Bu (Kur'an) eski milletlerin masalla- 
ridir. (Muhammed) onlari adamlarma yazdirmi§; bunlar sabahlan 
ve ak§amlan ona okunmaktadir." (Furkan, 5) "Onu (Kur'an'i), bir 
insan ona ogretiyor." (Nahl, 103) "Yiiruyun, ilahlarmiza baglilikta 
direnin. Sizden istenen budur." (Sad, 6) Mii§riklerin Peygamber 
(s.a.a) hakkinda bu turden daha birgok sagma sozleri vardir. 

Biitun bu iftiralar ve hakaretler dinin temelini zayiflatmayi ge- 
rektirecek §eyler degildir. Bunlann kanitladigi tek §ey, mu§riklerin 
ne diyeceklerini, ne yapacaklanni bilemedikleri ve belirli bir tutum 
sahibi olamadiklandir. Ustelik bu iftiralar ve hakaretler sadece 
Peygamberimize yapilmif degil ki, onlari sezince sikintiya du§stin 
ve gergekle^melerinden korksun. Qiinkii diger peygamberler de 
onun gibi bu belalara ve sikintilara maruz kalmi§lar, ummetlerinin 
bu tur naho§ tepkileri ile kar§ila§mi§lardir. Nitekim yuce Allah, Hz. 
Nuh'un ve ondan sonra gelip Kur'an'da adi ge?en diger peygam- 
berlerin kar§ila§tiklan bu turden sikmtilan nakletmektedir. 

Eger bir §ey varsa -ki var- bu emrin hicretten ve islam toplu- 
munda dinin yerlesmesinden sonra geldigi dusunulmelidir. gu- 
nun Muslumanlan karmasik bir yapi arz ediyorlardi. Bir kesimi 
salih muminlerdi. Bir bolumu munafiklardi. Bunlar kucumsenme- 
yecek bir guce sahiptiler. Diger bir kesimi hasta kalplilerdi. Bunlar 
Kur'an'm deyimi ile disardan gelen sozlere kulaklan son derece 
duyarh idi. Bunlar Peygamberimize gergekten veya goriiniiste i- 
nanmis olmakla birlikte onu bir padisah gibi goruyor ve Allah'm 
dininin hukumlerine de besert ve mill? kanunlar gozu ile bakiyor- 
lardi. Bu durum bu kitabin daha onceki ciltlerinde tefsir edilen ba- 
zi Kur'an ayetleri tarafmdan ortaya konmustu. 1 



1- Al-i imran suresindeki Uhud Sava§ina ili§kin ayetler ile Nisa suresinin 
105-126. ayetleri buna ornektir. 



Maide Suresi 67 63 

Bu yiizden bazi dint hukumlerin teblig edilmesi, zihinlerde 
Peygamberimizin koydugu kanunlarla kisisel yarar sagladigi veh- 
mini uyandirabilir, bu kanunlann uygulanmasi ile de peygamber 
goruntusunde bir padisah ve yasalan da din goruntusunde padi- 
sahhk kanunlan olarak algilanabilirdi. Nitekim bazilarmin sozle- 
rinde bu carpik algilamanm delillerine rastlanmaktadir. 1 

Bu oyle bir siiphedir ki, eger kendisi veya benzeri insanlarm 
kalplerinde meydana gelmis olsa, dinde hicbir giiciin gideremeye- 
cegi, higbir tedbirin duzeltmeyecegi capta buyuk bir yikim ve zarar 
meydana getirir. Demek oluyor ki, Peygambere inen ve kendisine 
teblig edilmesi emredilen bu hukum, Peygamberimizin faydasma 
olacagi sanilan ve ona diger Muslumanlann ortak olamayacaklari, 
hayatt bir imtiyaz sagladigi dusunulen bir hukumdu. Zeyd olaym- 
da, 90k eslilik konusunda, ganimetlerin beste birini alma ayncah- 
gmda ve bunlara benzer hukumlerde oldugu gibi. 

Yalniz su var ki, eger ayncahklar Muslumanlann genelini 
ilgilendirmeyen konularda olmazsa, dogal olarak kalplerde suphe 
de uyandirmaz. Mesela evlathgm esi ile evlenmek sadece 
Peygamberimize mahsus bir imtiyaz degildi. Eger Peygamber 
(s.a.a) dortten 90k kadmla evlenmeyi Allah'm izni olmaksizm 
kendi arzusu ile gerceklestirmis olsaydi, ayni serbestligi diger 
Muslumanlara da tanimaktan geri durmazdi. Allah adma ve 
kendine ayirdigi ganimet mallarinda ve diger hususlarda 
Muslumanlan kendine tercih eden tutumu da, bu konularda en 
ufak bir stipheye yer birakmayacak kadar acikti. 

Buttin bu anlattiklanmizdan su ortaya gikiyor: Bu ayet, 
Peygamberimizin faydasma olacagi izlenimini veren ve ona 
baskalannin da sahip olmak istedigi bir imtiyaz sagladigi 
dusunulen bir hukum ortaya koyuyor. Bu hukmun teblig edilip 
hayata gecirilmesi, halkm o imtiyazdan mahrum olmasmi 
gerektiriyordu. Peygamber de bu yiizden onu aciklamaktan 
cekiniyordu. Fakat yuce Allah ona bu hukmu teblig etmeyi israrla 
emrediyor ve kendisini insanlardan koruyacagmi, bu konuda 
komplo kurmak isteyenlerin komplolarinda basanya 
ula smayacaklarmi vaat ediyor. 

1- Osman'm halifelige getirildigi toplantida Ebu Siifyan'in soyledigi sozler 
bunun ornegidir. 



64 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bu aciklama, her iki mezhep kanah ile gelen rivayetlerce de 
dogrulanmaktadir. Bu rivayetlere gore, bu ayet Hz. Ali'nin (a.s) ve- 
layeti hakkinda inmis ve yiice Allah Peygambere (s.a.a) bu mesaji 
teblig etmesini emretmisti. Peygamber, amcasmin oglunu tuttugu 
seklindeki suclamalardan korktugu icin bu emrin tebligini art arda 
erteliyordu. Fakat sonunda bu ayet inince bu mesaji Gadir-i Hum 
konusmasinda teblig etti ve o konusmada, "Ben kimin mevlasi i- 
sem, AM de onun mevlasidir." dedi. 

Ummetin basmda bir velinin olmasmin islam dini icin kacmil- 
maz bir zorunluluk oldugu aciktir. Bir din dusunun ki, butun insan- 
Mga, butun asirlar ve butun bolgelere sesleniyor. Temel meselele- 
re, ahlak prensiplerine, insanm turn davranislan ile ilgili butun ay- 
rmtih huktimlere iliskin ilkeleri bir butun olarak belirliyor. Diger 
butun genel kanunlann tersine insanlarm hem bireysel, hem de 
sosyal hayatmi duzenliyor. Boyle bir dinin gercek anlamda bir ko- 
ruyucuya ihtiyag duymayacagi dusuniilebilir mi? Butun toplumlar 
baslannda bir yoneticinin bulunmasmi gerekli gortirken islam 
ummeti, islam toplumu bu sosyal kanunun dismda kalarak bassiz, 
yoneticisiz ve yurutucusuz ayakta kalabilir mi? Boyle bir basi bos- 
luga, Peygamberimizin sosyal ve idart uygulamalanna dayanan bir 
mazeret bulunabilir mi? 

Bilindigi gibi Peygamberimiz herhangi bir sefere ciktigi zaman 
yerine toplum carkim dondurecek bir vekil birakirdi. Nitekim 
Tebuk seferine ?ikmadan once de yerine Hz. Ali'yi vekil birakmisti 
da Hz. AM (a.s), "Beni kadinlann ve Qocuklarm basina mi vekil bi- 
rakiyorsun?" demisti. Bunun uzerine Peygamberimiz (s.a.a) ona su 
cevabi vermisti: "Harun Musa icin ne idi ise, sen de benim icin o 
olmak istemez misin? Yalniz benden sonra baska bir peygamber 
gelmeyecek." 

Peygamberimiz (s.a.a) Mekke, Taif, Yemen gibi Miisliimanla- 
rm elinde olan beldelere hukumdar yetkileri ile donatilmis genel 
valiler tayin ediyor, sefere gikardigi mufrezelerin ve ordularm ba- 
sina komutanlar getiriyordu. Bu konuda onun hayatta oldugu do- 
nem ile oliimiinden sonrasi arasmda ne fark var? Tek fark su ola- 
bilir: Onun olumunden sonra bu uygulamaya olan ihtiyac kat kat 
artmis ve zaruriligi daha kagmilmaz hale gelmistir. 



Maide Suresi 67 65 

"Ey El?i, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et." Pey- 
gambere (s.a.a) resul (elgi) sifati ile hitap ediliyor. Qunku ayetin 
teblig edilmesini emrettigi Man? hukme en uygun dusen sifat bu- 
dur. Bu sifat, ayetin acikladigi ve Peygamberimize kesin bir dille 
isittirdigi tebligin gerekliligini ortaya koyan acik bir delildir. Qunku 
resulun (elcinin) yegane fonksiyonu tasidigi mesaji teblig etmek- 
tir. Elcilik gorevini tasimak, Peygamberi teblig fonksiyonunu ger- 
ceklestirmekle yukumlu kilar. 

Ayette Peygamberimize (s.a.a) indirilen mesajin iceriginin ne 
oldugu acikca bildirilmiyor. Onun sadece niteligine deginilerek "o- 
na indirilmis bir sey" oldugu soyleniyor. Bu ifade tarzi, indirilen 
mesajin onemi ve yuceligini bildirir. Ayni zamanda bu konuda 
Peygamberin yapacak bir seyi olmadigma, bir yetkisi bulunmadi- 
gma, dolayisiyla o mesaji gizlemeye, duyurulmasim ertelemeye 
hakki olmadigma da delalet eder. Aynca Peygamberin (s.a.a) o 
mesaji insanlara agiklamasi i?in de bir mazeret olusturur. Bunla- 
rm yam sira bu ifade tarzi, onun insanlar hakkmdaki o mesajla il- 
gili sezgi ve korkusunun hakh oldugunu teyit etmekle birlikte, o 
mesaji acik agik dile getirmek zorunda oldugunu da vurgular. 

"Eger bunu yapmazsan, O'rtun elgisi olma gorevini yerine getirme- 
mi§ olursun." Ayetteki "risaletehu=el5ilik gorevi" kelimesinin 
"risalatihi" seklinde, yani ?ogul siygasi ile okundugu da nakledil- 
mistir. Bu kelimeden maksat, yukanda soyledigimiz gibi, yuce Al- 
lah'm Peygamberimize yiikledigi mesaj iletme gorevlerinin butu- 
niidur. Yine az once soyledigimiz gibi bu ifade, ustu kapah bicimde 
deginilen hukmun onemli oldugunu, teblig edilmedigi takdirde 
Peygamberin iletmekle yukumlu kilmdigi higbir mesajin teblig e- 
dilmedigi anlamma gelecek derecede yuksek bir konumu oldugu- 
nu vurguluyor. 

Ayetin uslubu tehdit bicimindedir. Ozu ise hukmun onemini 
vurgulamak ve bu mesajin halka ulasmadigi, hakki gozetilmedigi 
takdirde bunun dinin hiQbir hukmunun hakkmin gozetilmedigi an- 
lamma gelecegi bildirilmektedir. "Eger bunu yapmazsan, O'nun 
e/c; olma gorevini yerine getirmemi§ olursun." ciimlesi bir sart 
ctimlesidir. Fonksiyonu, oldukga onemli olan cezanin (karsiligm) 
kendisine bagh oldugu sartm onemini belirtmektir. 

Ayetteki sart kosma bizim aramizda gegen sart kosmalarla 



66 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ayni nitelikte degildir. Qunku biz insanlar yaptigimiz sart kosma- 
larda sartin gerceklesecegini bilmedigimiz icin cezanin (karsihgm) 
gerceklesip gerceklesmeyecegini bilmeyiz. Fakat buradaki durum 
farkhdir. Qunku Peygamberimizin (s.a.a) Allah'tan gelen bir emri 
teblig etmeyecegi ihtimalini Kur'an'm onun icin farz edecegi 
diisunulemez. Qunku yuce Allah "Allah, kime peygamberlik gorevi 
verecegini herkesten iyi bilk." (En'am, 124) buyuruyor. 

Kisacasi "Eger bunu yapmazsan..." ctimlesi zahiri Me tehdit i- 
ceriklidir; ama gercekte Peygamberimize (s.a.a) ve diger insanlara 
bu hukmun onemli oldugunu ve Peygamberin bu hukmu teblig 
etmekte mazur oldugunu bildirmektedir. 

"Allah seni insanlardan korur. Allah kafirleri amaclanna 
ulaftirmaz." Ragip isfahant soyle diyor: "Ayette ge?en 'y a ' s i mu - 
ke=seni korur' kelimesinin kokii olan 'asm' tutmak, engellemek 
demek-tir. Bu kelimenin baska bir turevi olan 'itisam' ise tutun- 
mak demektir... isam'da bir seyi baglamaya yarayan bag anla- 
mmdadir. Peygamberlerin ismeti, onlann Allah tarafindan korun- 
masi demektir. Yuce Allah bu korumayi ?esitli sekillerde ger?ek- 
lestirmistir. En basta onlara maya ve karakter safhgi bagislamis. 
Sonra onlan cismanT ve ruhant ustunluklerle donatmis. Sonra on- 
lara destegini sunarak ayaklanni yere saglam basmalanni sagla- 
mis. Sonra onlara huzur ve sukunet indirmis, kalplerini korumus 
ve onlara basan nasip etmistir. Nitekim yuce Allah Peygamberi- 
mize (s.a.a), 'Allah seni insanlardan korur.' buyurmustur." 

"Bilezik gibi kola takilan takiya da 'ismet' denir. Bilezigin kol 
uzerindeki yerine ise 'mi'sem=bilek' denir. Bunun gibi bukagihkta- 
ki beyazhga da bilezige benzetilerek 'ismet' denir. Tipki ayaktaki 
beyazhga 'bag' dendigi gibi. Bunun gibi kizilca kargaya da 
'Gurabun A'sem' denir." (Ragip'tan ahnan ahnti burada son buldu.) 

Ragib'm peygamberlerin korunmuslugu (ismeti) hakkmda soy- 
ledikleri guzeldir, fena degildir. Yalniz bu soylenenler, "Allah seni 
insanlardan korur." ayeti ile ortiismez. Olsa olsa su ayetle orttisur: 
"On-lar sana higbir zarar veremezler. Qunku Allah, sana kitabi ve 
hikmeti indirdi ve sana bilmedigin gergekleri ogretti. Allah 'm sa- 
na liitfu gergekten buyuktur." (Nisa, 113) 

"Allah seni insanlardan korur." ifadesinden anlasilan; bu ko- 



Maide Suresi 67 67 

ruma, Peygamberimizi insanlarm, onun sahsma veya dint amacla- 
rma ya da tebliginin basarisma ve gayretlerinin hedefe varmasma 
yonelik kotuluklerinden koruyup kollamak anlammdadir. 

Her neyse; kelimenin kullanildigi yerlerden cikan sonuca gore 
an-lami tutmak ve kavramaktir. Korumak anlamma gelmesi istia- 
re yolu iledir. Aralannda lazim-melzum iliskisi vardir. Qunku koru- 
mak, tutmayi gerektirir. 

Ayette korumanin insanlardan olacagi belirtiliyor. Fakat ko- 
rumanin onlann nesinden olacagi aciklanmiyor. Bu koruma insan- 
larm oldurme, zehirleme ve suikast gibi bedene yonelik saldinlan- 
na karsi olabilir. Sovme ve iftira atma gibi sozel saldinlanna karsi 
olabilir. Tuzak kurma, hile yapma ve aldatma yolu ile isleri bozma 
girisimlerine karsi olabilir. Korumanin neye karsi olacagmm soy- 
lenmemesi, genellik ifade etmek icindir. Fakat kesin olan, Pey- 
gamberimizin (s.a.a) islerinin bozulmasma ve yucelttigi islam san- 
cagmm yere dusmesine yol acacak kotuluklere karsi olusudur. 

Ayette ge?en "nas=insanlar" mutlaktir, insan ozelligini benli- 
ginde tasiyan kisi demektir. Bu tammlama da ne erkeklik-kadmlik 
gibi dogal ve yapisal ozellikler, ne de bilgi, erdem, zenginlik gibi 
dogal olmayan ozellikler goz ontine almir. Bundan dolayi cogun- 
lukla fertler i?in degil, topluluklar icin kullanihr. Yine bundan dola- 
yi bazen fazilet sahibi insanlar anlamma gelir. Yalniz bu, o fazilet- 
te insanhk ozelliginin gozetildigi zaman olur. "Kendilerine, 'Insan- 
larm iman ettigi gibi siz de iman edin.' dendigi zaman..." (Bakara, 
13) ayetinde oldugu gibi. Yani kendilerinde insanhk ozelligi bulu- 
nan kisilerin iman ettigi gibi. Bu ozellik, hakki idrak etme, onu ba- 
tildan ayirt etme yetenegidir. 

Bu kelime, bazen de seviye dusuklugu anlaminda kullanihr. 
Bu da, iizerinde konusulan konunun, genel insanhk anlammin ote- 
sinde bir-takim insant erdemlerin varhgma ihtiyag gosterdigi za- 
man olur. "Fa-kat insanlarm cogu bilmezler." (Rum, 30) ayetinde 
oldugu gibi. Veya "insanlarm sozune, guvenme; onlara bel bagla- 
ma." sozunde oldugu gi-bi. Bu sozle anlatilmak istenen sudur: Sirf 
insan ismini tasiyan kimselere guvenmek, bel baglamak dogru 
degildir. Ancak ahde vefakarhk ve kararlannda sebatkarhk gibi 
ustunluklere sahip olan insanlara guvenilir ve bel baglanabilir. 



68 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bu kelime, genel insanhk anlami dismda bir amacla ilgili ol- 
madigi bazi durumlarda ise, ne ovgu ve ne yergi anlami tasimaz. 
"Ey insanlar, biz sizi bir erkek He bir di§iden yarattik ve tanisasi- 
niz diye sizi milletler ve kabileler yaptik. §uphesiz, Allah katmda 
en deierliniz, (kotuliiklerden) en gok sakmanizdir." (Hucurat, 13) 

"Allah seni insanlardan korur." ifadesindeki "insan" kelimesi, 
mu-minleri, munafiklan ve kalbi hasta olanlan icerecek sekilde 
genel anlammda kullamlmis olmahdir. Qunku bu zumreler birbi- 
rinden ayirt edilmeyecek §ekilde birbirine kan§mi§lardi. Dolayisiy- 
la korkuldugunda onlarm genelinden korkulur. 

Belki de "Allah kafirleri amaglarma ula§tirmaz." ifadesi bu an- 
lama i§aret ediyor. Qunku bu ifade "Allah seni insanlardan korur." 
cumlesinin sebebi, gerekgesi konumundadir. Daha once soyledi- 
gimiz gibi bu ayet hicretten ve islam'm egemenliginin percinlen- 
mesinden sonra inmiftir. donemde insanlarm gogu Musluman 
gorunuyordu. Her ne kadar aralannda mtinafiklar ve digerleri var- 
diysa da di§ gorunu§ buydu. 

Ayetteki "kafirler"den maksat, nitelikleri belirtilen, fakat kim- 
ler olduklan soylenmeyen insanlardir. Yuce Allah bunlarm komplo- 
larmi bo§a cikaracagmi, Peygamberini onlarm §errinden koruya- 
cagmi vaat ediyor. 

Yine ayetin zahirinden anla§ilan o ki, bu ifadedeki kufurden 
maksat, Allah'm ayetlerinden birini inkar etmektir ki bununla, 
"Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaj" ifadesindeki hukiim 
kastediliyor. Hac ile ilgili su ayette oldugu gibi: "Kim inkar ederse, 
(bilsin ki) Allah'm alemlere ihtiyaci yoktur." (Ai-i imran, 97) Kelime-i 
sahadetten yuz cevirme anlammdaki kufur ise, bu ayetin icerigi ile 
bagdasmamaktadir. Boyle bir anlamin soz konusu olabilmesi icin 
"Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaj" ifadesi ile dinin biitiin 
mesajlarimn kastedildigini ileri stiren goriisu kabul etmek gerekir 
ki, bunun dogru bir yorum olmadigi yukanda anlatilmisti. 

Soz konusu kafir toplulugu Allah'm hidayet etmeyeceginden 
maksat sudur: Yuce Allah onlan tuzaklannda ve hilelerinde basa- 
nya erdirmez. Cari sebeplerin onlara boyun egmesini engeller, 
boylece amag edindikleri kotuluge ve fesada ulasmalanna mey- 
dan vermez. Su ayetlerde buyruldugu gibi: "Allah fasiklan amag- 



Maide Suresi 67 69 

larma erdirmez." (Mu-nafikun, 6) "Allah zalimleri amaglarma 
erdirmez." (Bakara, 258) Bu kitabm ikinci cildinde bu konuyu ince- 
lemistik. 

Buradaki hidayet etmemenin imana hidayet etmeme anla- 
mmda olmasi ise kesinlikle dogru degildir. Qunku bu anlam tebli- 
gin ve davetin ozu ile celisir. Yani, "Onlan Allah'a veya Allah'm 
htikmunu benimsemeye cagir. Fakat ben onlan buna hidayet et- 
mem. Senin tebligin sadece kiyamet giinu sigmacaklari bir baha- 
neleri kalmasm diyedir." demek, yerinde ve dogru olmaz. 

Ustelik yuce Allah bircok kafiri hidayet etmis ve etmeye de- 
vam ediyor. Bunu somut orneklerde goruyoruz. Nitekim soyle bu- 
yuruyor: "Allah diledigini dogru yola iletir." (Bakara, 213) 

Acikca anla§ildi ki, bu ayetteki kafirleri hidayet etmemekten 
maksat, onlarm hak sozu ge?ersiz kilma ve Allah tarafindan indiri- 
len huk-mun nurunu sondurme yolundaki amaglarma ermelerine 
firsat vermemektir. 

Qunku kafirler, ayni §ekilde zalimler ve fasiklar, nefislerinin 
kotuliigu ve goru§lerinin sapikhgi ciheti ile, Allah'm evrende yurur- 
lukte olan yasalanni degi§tirmek, sonuglara dogru giden sebepleri 
arzulanna gore yonlendirmek, alemlerin Rabbine isyan etmeleri 
asla soz konusu olmayan hak sebeplerin mecralarmi bozuk amag- 
larma, batil maksatlanna dogru cevirmek isterler. Fakat onlarm 
gorunufteki gugleri alemlerin Rabbi ile ba§a gikamaz. Kaldi ki, o 
gugleri onlara veren, btinyelerine yerle§tiren Allah'tan ba§kasi de- 
gildir. 

Onlar zaman zaman cabalarinda ilerleyebilirler. Birkag anhgi- 
na amaglarma erebilirler. Belirli bir sure igin yukselis kaydedebilir- 
ler, is-leri yolunda gidebilir. Fakat gok gegmeden planlan bozulur 
ve kazdiklan kuyuya kendileri duserler. Kotu tuzak, ancak sahibini 
kusatir. iste boylece Allah hak ile batili orneklerle agiklar; batil su 
kopugu misali ucar gider, insanlara fayda saglayan cevher ise yer- 
yuzunde kahr. 

Buna gore, "Allah kafirleri amaglarma ula§tirmaz" ciimlesi 
"Allah seni insanlardan korur." ciimlesinin tefsiridir. Yalniz koruma 
kav-ramini smirh anlamda almak gerekir. 

zaman korumadan maksat, Peygamberimizi (s.a.a) insanla- 



70 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rm kotuluklerinden koruyarak onun bu hukmu teblig edip iimmet 
arasma yerlestirme amacmi gerceklestirmesini onlemelerine 
meydan vermemektir. Mesela amacma ulasmadan once Pey- 
gamberimizi (s.a.a) oldurmelerine, ona karsi isyan edip islerini alt 
ust etmelerine, ona muminlerin dinlerinden donmelerine yol aca- 
cak suclamalar yoneltmelerine, bu hukmu oldurup topraga gome- 
cek komplolar duzenlemelerine firsat vermemek gibi... 

Bunlar yerine yiice Allah hak sozii ustlin getirir ve diledigi gibi, 
diledigi yerde, diledigi zaman, diledigi kimselerde dinini hakim ki- 
lar. §u ayette buyurdugu gibi: "Ey insanlar, eger Allah dilerse sizi 
goturur de ba§kalarmi getirir. Allah'm giicu bunu yapmaya yeter." 

(Nisa, 133) 

"Allah seni insanlardan korur." ciimlesini tasidigi genis kap- 
samh mutlak anlamda ele almak Kur'an'a, sahih hadislere ve ke- 
sin tariht ger?eklere ters diiser. Qunku Peygamberimiz (s.a.a) kafi- 
ri, miimini ve munafigi ile bir biitun olarak ummetinden o kadar 
90k musibet, sikmti, engelleme ve eziyet cekti ki, ondan baska h\q 
kimse bunlara katlanamazdi. Nitekim meshur bir hadisinde soyle 
buyurmustur: "Benim ?ek-tigim eziyetleri baska hi?bir peygamber 
cekmedi." 

AYETiN HADiSLER I^IGINDA AQIKLAMASI 

Tefsir'ul-Ayyast'de muellif Ebu Salih'ten, o da ibn-i Abbas ve 
Ca-bir b. Abdullah'tan soyle dediklerini rivayet eder: "Yiice Allah, 
Peygamberine Hz. Ali'yi insanlar arasmda alem olarak dikerek 
onun veliligini Man etmesini emretti. Peygamber; insanlann, am- 
casinm oglunu kayirdigmi soyleyerek kendisini suglayacaklanndan 
korktu. Fakat Al-lah ona, "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indiri- 
len mesaji teblig et. Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma go- 
revini yerine getirmemi§ olursun. Allah seni insanlardan korur." 
ayetini indirdi. Bunun uzerine Peygamber, Gadir-i Hum gunu onun 
veliligini Nan etti." [el, s.33i, h:i52] 

Yine Tefsir'ul-Ayyast'de muellif, Hannan b. Sedir'den, o da ba- 
basmdan imam Muhammed Bakir'm (a.s) soyle buyurdugunu ri- 
vayet eder: "Veda Hacci sirasinda Cebrail, Peygamberimize Hz. A- 
li'nin halifeligini emreden "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indiri- 



Maide Suresi 67 71 

ten mesaji teblig et..." ayetini indirince, Peygamber Cuhfe'ye ge- 
linceye kadar insanlann korkusundan uc gun durdu (sustu) ve A- 
li'nin elini tutmadi (veliligi ve halifeligini Man etmedi)." 

"Gadir-i Hum gunu Cuhfe'ye vannca, Mehyaa denen yerde ko- 
nakladi ve 'Haydin namaza!' diye seslendi. insanlar toplanmca, 
'Size kendinizden evla kimdir?' diye sordu. insanlar yuksek sesle, 
'Allah ve O'nun Peygamberi.' diye bagirdilar. Peygamber ayni 
soruyu ikinci ve ucuncu kez sordu. Yine, 'Allah ve O'nun Peygam- 
beri.' dediler." 

"Arkasmdan Hz. Ali'nin elini tutarak soyle dedi: 'Ben kimin 
mev-lasi isem, AM de onun mevlasidir. Allah'im, onu dost edineni 
dost edin, ona dusman kesilene dusman kesil. Ona yardim edene 
yardim et; onu yalniz birakani yalniz birak. benden ve ben de 
ondanim. Harun, Musa icin ne idi ise, o da benim icin odur. Yalniz 
benden sonra baska peygamber gelmeyecektir." [el, s.332, h:i53] 

Yine Tefsir'ul-AyyasT'de Ebu'l-Carud'dan naklen imam Muham- 
med Bakir'm (a.s) soyle buyurdugu kaydedilir: "Ey Elgi, Allah tara- 
fmdan sana indirilen mesaji teblig et. Eger bunu yapmazsan, O'- 
nun elgisi olma gorevini yerine getirmemi§ olursun. Allah seni in- 
sanlardan korur. Allah kafirleri amaglarma ula§tirmaz." ayeti in- 
diginde Peygamber, Hz. Ali'nin elini tutarak soyle buyurdu: 'Ey in- 
sanlar, benden onceki peygamberlerin hepsi bir sure yasadiktan 
sonra Allah tarafmdan cagnhp bu cagriya icabet ettiler. Ben de 
cagri ahp bu cagriya icabet etmek uzereyim. Ben sorumluyum; siz 
de sorumlusunuz. Ne diyeceksiniz?' Hep bir agizdan, 'Senin Allah- 
'm mesajmi teblig ettigine, insanlara nasihat ettigine ve gorevini 
yerine getirdigine sahitlik ederiz. Allah seni diger peygamberlere 
verdigi mukafatlarm en ustiinu ile mukafatlandirsm.' dediler. Bu- 
nun uzerine Peygamber, 'Allah'im, sahit ol.' dedi." 

"Sonra sozlerine soyle devam etti: 'Ey Musliimanlar, sozlerimi 
burada olanlar olmayanlara iletsin. Bana inananlara, bani tasdik 
edenlere Ali'nin veliligini vasiyet ediyorum. Haberiniz olsun ki, Ali'- 
nin veliligi benim veliligimdir. Bu, Allah'm bana yonelik bir ahdidir, 
bunu size teblig etmemi emretti. Soylediklerimi isittiniz mi?' - 
Bunu uq kez tekrarladi.- Bu arada birisi soyle dedi: isittik ey Allah- 
'm elgisi!" [c.l, s.334, h:155] 



72 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

el-Besair adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Fudayl b. 
Yesar'dan soyle rivayet eder: "imam Muhammed Bakir (a.s), 'Ey 
Peygamber, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et. 
Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma gorevini yerine getir- 
memi§ olursun.' ayetindeki mesajin Ali'nin velayeti oldugunu bu- 

yurdU." [s.515, h:40] 

Ben derim ki: Bu ayetin velayet ve Gadir-i Hum konusu hak- 
kmda oldugunu el-Besair'in yam sira KuleynT de el-Kaf i'de kendi ri- 
vayet zinciriyle Ebu'l-Carud'dan naklettigi uzun bir hadiste imam 
Muham-med Bakir'dan (a.s) nakleder. 1 Ayni anlami, Seyh Saduk 
el-Maan? adh eserinde kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. Feyz 
b. Muhtar'dan, o da babasmdan rivayet ettigi uzun bir hadiste i- 
mam Muhammed Ba-kir'dan nakleder. Ayni anlami, Tefsir'ul- 
Ayyast'de muellif, Ebu'l-Ca-rud'dan aktardigi uzun bir hadiste ve 
Amr b. Yezid'den, onun da babasmdan rivayet ettigi kisa bir hadis- 
te imam Sadik'tan nakleder. [el, s.233, h:i54] 

Sa'lebt Tefsiri'nden nakledilen bilgiye gore imam Cafer Sadik 
(a.s) soyle buyurur: "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen me- 
saji tebiig et..." ayeti, Hz. Ali'nin ustunlugii hakkmda indi. Bu ayet 
inince Peygamber, Hz. Ali'nin elini tutarak, 'Ben kimin mevlasi i- 
sem, AM de onun mevlasidir.' dedi." 

Yine Sa'lebt Tefsiri'nin KelbT'ye, onun da Ebu Salih'e dayana- 
rak ibn-i Abbas'm bu ayet hakkmda soyle dedigi nakledilir: "Bu 
ayet, AM b. Ebutalip hakkmda indi. Allah, Peygambere bu ayette 
Hz. Ali'nin ve-liligini teblig etmesini emretti. Bunun uzerine Pey- 
gamber Ali'nin elini tuttu ve sunlan soyledi: 'Ben kimin mevlasi i- 
sem, AM de onun mevla-sidir. Allah'im, onu seveni sev ve ona 
dusman olana dusman ol." 

el-Burhan tefsirinin ibrahim Sakafi'ye dayanarak verdigi bilgi- 
ye gore HudrT, Bureydet'til-EslemT ve Muhammed b. AM bu ayetin 
Gadir-i Hum gunu Hz. AM (a.s) hakkmda indigini bildirirler. 

Sa'lebt Tefsiri'nden aktarilan bilgiye gore imam Muhammed 
Bakir (a.s) soyle buyurdu: "Bu ayetin anlami, 'Rabbin tarafmdan 
AM hakkmda sana indirilen emri teblig et' seklindedir." 



1- [el-Kafi, c.l, s.290, h:6] 



Maide Suresi 67 73 

el-Menar tefsirinde ise Sa'lebt Tefsiri'nden nakledilerek soyle 
deniyor: "Peygamberimizin (s.a.a) Hz. Ali'nin (a.s) veliligi hakkm- 
daki bu sozleri kisa surede islam beldelerinde yayildi ve dalgalan- 
di. Haris b. Nu'man FihrT, bu haberi ahnca, devesinin sirtinda Pey- 
gambere geldi. Peygamber o sirada Ebtah denen yerde idi. Haris 
devesinden indi ve onu bagladi. Arkasmdan sahabtlerden olusan 
bir grup arasmda bulunan Peygamberimize, 'Ey Muhammed, sen 
bize Allah'tan baska Nan olmadigma ve senin O'nun Resulti oldu- 
guna sahitlik etmemizi emrettin, biz de kabul ettik.' dedi. Sonra is- 
lam'm diger temel ilkelerini saydiktan sonra sozlerine soyle de- 
vam etti: 'Sonra bunlarla yetinmedin ve amcanin oglunun ellerini 
kaldirarak onu bize ustun kildin ve 'Ben kimin mevlasi isem, Ali de 
onun mevlasidir.' dedin. Bu, senin gorusun mudur, yoksa Allah'm 
emri midir?' Peygamberimiz, 'Kendisinden baska ilah olmayan Al- 
lah'a yemin ederim ki bu, Allah'm emridir.' dedi. Bunun uzerine 
Haris, arkasmi donup devesine dogru yurudu. Giderken, 'Allah'im, 
eger bu, senin katmdan gelmis ger?ek ise, uzerimize gokten bir 
tas yagdir veya bize aci bir azap getir.' diyordu." 

"Bunun uzerine henuz devesinin yanma varamadan Allah tara- 
fmdan uzerine bir tas atildi ve bu tas tepesinden girerek makatm- 
dan ?ikti. Arkasmdan, 'Isteyen bin, kafirlerin ba§ma gelecek bir 
azap istedi. Oyle bir azap ki onu defedecek bin yok.' (Mearic, 1-2) 

ayetleri indi." [el-Menar, c.6, s.464] 

Ben derim ki: el-Menar tefsiri, bu hadisi naklettikten sonra su 
aciklamayi yapiyor: "Bu rivayet uydurmadir. Ciinku sozu edilen 
Mearic suresi Mekke doneminde inmistir. Allah'm, bazi Kureys ka- 
firlerinin sozu olarak bize hikaye ettigi "Allahim, eger bu senin ka- 
tmdan gelmi§ gergek ise..." (Enfal, 32) ayeti ise, onlarm hicretten 
once soyledikleri bir sozu hatirlatma amacini tasiyor. Bu hatirlat- 
ma Enfal suresinde yer ahyor ve bu sure Bedir Savasmdan sonra, 
Maide suresinden birkac yil once inmistir. Bu rivayetten anlasildi- 
gma gore olayda adi gecen Haris b. Nu'man Musluman idi, fakat 
dinden dondu. Oysa adi sahabe arasmda gecmiyor. "Ebtah" denen 
yer de Mekke'dedir ve Peygamber (s.a.a) Gadir-i Hum'dan Mek- 
ke'ye donmedi, Veda Haccmdan sonra Gadir-i Hum'a ugradiktan 
sonra Medine'ye dondu." 

el-Menar yazannin ne kadar delilsiz sozler sarf ettigi agikga 



74 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

goriiluyor. "Bu rivayet uydurmadir. Qiinku sozu edilen Mearic sure- 
si Mekke doneminde inmistir." seklindeki sozunu ele alahm. 
boyle derken ibn-i Abbas ile ibn-i Ztibeyr'den gelen ve Mearic su- 
resinin Mekke doneminde indigini bildiren bir rivayete dayaniyor. 
Fakat merak ediyorum, acaba bu rivayet ile o rivayet arasinda ne 
fark var ki, bunu ona tercih ediyor?! Qiinku bu rivayetlerin her ikisi 
de haber-i vahid turundendir. 

Kabul edelim ki, Mearic suresi Mekke'de inmis. Nitekim ayet- 
lerinin cogu icerikleri bu ihtimali destekliyor. Fakat bu, o surenin 
biitiin ayetlerinin Mekke'de indiginin delili olamaz. Sure Mekke i- 
nisli olmakla beraber bu iki ayeti Mekke'de inmemis olabilir. Ni- 
tekim incelemekte oldugumuz Maide suresi, Peygamberimizin 
(s.a.a) son doneminde inmis bir Medine suresidir. Fakat sozunu 
ettigimiz "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig 
et." ayeti bu surede yer ahyor. Oysa el-Menar yazari, baska bazi 
tefsirciler gibi israrla bu ayetin peygamberligin baslangicinda 
Mekke'de indigini iddia ediyorlar. Mekke'de indigi soylenen "Ey 
Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et." ayetinin 
Medine'de inen bir surede yer almasi caiz olduguna gore, Medi- 
ne'de inen "Isteyen biri... istedi." ayetinin Mekke'de inen Mearic 
suresinde yer almasi da caiz gorulmelidir. 

el-Menar yazarmin "Allah'm bazi Kureys kafirlerinin sozu ola- 
rak bize hikaye ettigi..." diye baslayan sozu ise, onceki sozu gibi 
delilden yoksundur. Farz edelim ki, Enfal suresi Maide suresinden 
birkac yil once inmis olsun. Bu durum, surenin duzenlenmesi sira- 
smda daha sonra inmis olan bazi ayetlerin bu sureye yerlestiril- 
mesine engel midir? Nitekim faiz ayeti ile bu tefsircilere gore Pey- 
gambere (s.a.a) en son inen ayet olan "Allah'a ddnduriileceginiz, 
gikarilacaginiz giinden sakmm." (Bakara, 281) ayeti, hicretin basla- 
nnda inen Bakara suresinde yer almis. Oysa Enfal suresi Maide 
suresinden sadece birkac yil once inmis. 

Bunlann yam sira el-Menar yazarmin, "Hani onlar, 'Allah'im, 
eger bu, senin katmdan gelmi§ gergek ise..." ayetinin Mekke 
miisrikleri tarafmdan hicretten once soylenmis bir sozu hatirlatma 
amacmi tasidigma iliskin sozu de, bir baska delilden yoksun iddi- 
adir. Ashnda ayetin icerigi bu iddianin tersine delil olarak da kabul 
edilebilir. Qiinku bu ayette, yani "Allah'im, eger bu, senin katmdan 



Maide Suresi 67 75 

gelmi§ gergek ise, uzerime gokten bir ta§ yagdir veya bize aci bir 
azap getir." ayetinde isaret ismi olan "haza=bu", ayrici zamir olan 
"huve=o", basmda tarif edati bulunan "hakk=gercek" kelimesi ve 
"min indike=senin katindan" ifadesi yer ahyor. 

Soz usluplan hakkmda bilgi sahibi olan hie kimse, ifadenin bu 
nitelikleri karsisinda hie tereddut etmeden su sonuca vanr: Bu i- 
fade, hakki maskaraya alan, onunla alay eden musrik bir putpe- 
restin sozu degildir. Tersine bu soz, rububiyet makamma ikrar e- 
den, gerceklerin O'nun tarafindan belirlendigine ve ornegin serait- 
lerin O'nun katindan indigine inanan bir insanm sozudur. Fakat bu 
insan, yuce Allah'a izafe edilen ve kesinlikle gergek oldugu iddia 
edilen bir konuda tereddude dusuyor. Adam bunu hazmedemiyor. 
Mesele agrma gidiyor ve tukenmis kusmus, hayattan bikmis bir 
uslupla kendine beddua ediyor. 

el-Menar yazannin "Bu rivayetten anlasildigma gore olayda adi 
gecen Haris b. Nu'man Musluman idi, fakat dinden dondu. Oysa 
adi sahabe arasinda gecmiyor." seklindeki sozu de, baska bir de- 
lilsiz ifade ornegidir. Acaba Peygamberimizi (s.a.a) gorup ona ina- 
nanlann veya ona inandiktan sonra dinden donenlerin tarn bir lis- 
tesinin kaydedildigini iddia edebilecek bir kimse var mi? Eger boy- 
le bir sey varsa, bu rivayet de o kategoriye giren bir beige sayilsm. 

el-Menar yazannin "Ebtah denen yer de Mekke'dedir ve 
Peygamber (s.a.a) Gadir-i Hum'dan Mekke'ye donmedi." soziine 
gelince; anlasilan, yazar 'Ebtah' kelimesini kumlu yer, col demek 
olan genel anlaminda degil, Mekke'deki belli bir yer anlaminda 
kabul etmistir. Onun kabul ettigi anlami destekleyecek hicbir delil 
yoktur. Tersine, genel anlami destekleyen deliller vardir. Bu riva- 
yet de o deliller arasmdadir. Baska delillerin yam sira asagidaki 
beyit de bu anlami destekleyen bir delildir: 

"Ben kurtuldum; oysa ibn-i Mulcem, kihcmi Ebatih'in seyhi (bu- 
yiigu) olan Ebu Talib'in oglunun kani ile suladi." 

Bu beyitten, Mekke ve civarmin 'Ebatih' (ebtah'm gogulu) ola- 
rak adlandinldigi anlasilmaktadir. 

Merasid'ul-ittila adh eserde soyle geger: "iginde kuguk gakil 
bulunan sel yatagma 'ebtah' denir. ibn-i Dureyd, 'Ebtah ve betha, 
toprak yuzeyine yayilmis ince kum tabakasi demektir.' diyor. Ebu 



76 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Zeyd ise su bilgiye veriyor: 'Ebtah, genis ya da dar sel yatagi de- 
mektir. Ebtah, Mekke ve Mina'ya uzakhkta olan bir yerin de ismi- 
dir. Belki Mina'ya daha yakmdir." Burasi cakNMk bir bolge oldugu 
icin 'Muhassab' ismiyle de bilinir. Buraya 'Bent Kinane Yamaci' da 
denir. (Merasid'ul-ittila'dan alman almti burada son buldu.) 

Kaldi ki, bu rivayetin aynismi Sa'lebT'den baskasi da naklet- 
mis, ama bu nakilde Ebtah'tan soz edilmemektedir. Az sonra ele 
alacagimiz bu rivayet, Mecma'ul-Beyan adli eserde yer aliyor ve 
hem SunnT, hem de diger kanallardan naklediliyor. 

Butun bunlar bir yana, bu rivayet haber-i vahid turundendir. 
Mu-tevatir olmadigi gibi dogrulugunu kanitlayacak kesin bir ipucu 
da yoktur. Daha onceki arastirmalarimizi okuyanlar bilirler; biz ay- 
nnti niteligindeki (fer'T) hukumler dismda diger konularda ahad 
haberlere dayanmayi uygun gormeyiz. Boyle yaparken insanm ha- 
yatinda dayandigi genel akil olcusune bagli kaliyoruz. Deminden 
beri yaptigimiz incelemenin maksadi ise, yazarm bu rivayetin uy- 
durma oldugu sonucunu cikarmak \g\n dayanak olarak kullandigi 
delillerin sakathgmi gostermektir. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde soyle deniyor: "Bize Seyyid Ebu'l- 
Hamd, ona Hakim Ebu'l-Kasim HaskanT, ona Ebu Abdullah §irazt, 
ona Ebu Bekir CurcanT, ona Ebu Ahmed BasrT, ona Muhammed b. 
Sehl, ona Ensar'm azathsi Zeyd b. ismail, ona Muhammed b. 
Eyyub VasitT, ona Sufyan b. Uyeyne bildirdi ki, imam Cafer Sadik 
(a.s) atalanndan sunu rivayet etti: Peygamber (s.a.a) Gadir-i Hum 
gunu Ali'yi veli olarak tayin edince, 'Ben kimin mevlasi isem, AM 
de onun mev-lasidir.' dedi. Bu haber butun beldelere yayildi. Bu- 
nun uzerine Nti'man b. Haris FihrT Peygambere gelerek soyle dedi: 
'Allah'tan aldigm direktif ile bize, Allah'tan baska ilah olmadigma 
ve senin Allah'm resulti olduguna sahadet etmemizi, cihat etme- 
mizi, hacca gitmemizi, orug tutmamizi, namaz kilmamizi, zekat 
vermemizi emrettin. Biz de kabul ettik. Sonra bunlarla yetinmeyip 
bu delikanhyi basimiza tayin ettin ve 'Ben kimin mevlasi isem, AM 
de onun mevlasidir.' dedin. Bu tayin, senin goriisun mudur, yoksa 
Allah tarafmdan bir emir midir?" Peygamberimiz, 'Kendinden 
baska ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, bu tayin Allah tara- 
fmdandir.' dedi." 



Maide Suresi 67 77 

"Bunun uzerine Nu'man b. Haris geri dondu. Giderken, 'Allah- 
'im, eger bu senin katmdan gelmis bir gercek ise, uzerimize gok- 
ten bir tas yagdir.' diyordu. Tarn o sirada Allah tarafmdan basina 
bir tas atildi ve bu tas onu oldurdu. Arkasmdan, 'Isteyen biri, kafir- 
lerin basma gelecek bir azap istedi...' ayetleri indi." 

Bu anlamdaki bir rivayet, el-Kafi'de de yer almistir. [c.8, s.57, 
h:18] 

Hafiz Ebu Nuaym'm Nuzul'ul-Kur'an adh eserinden nakledildi- 
gine gore, Hafiz Ebu Nuaym, merfu olarak AM b. Amir'den, o, Ebu 
Haccaf'tan, o, A'mes'ten, o da Atiyye'den soyle rivayet eder: "Ey 
Peygamber, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et." 
ayeti, Hz. AM (a.s) hakkinda Resulullah'a (s.a.a) indi. sirada yuce 
Allah ayrica soyle buyurdu: "Bugun sizin dininizi kemale erdirdim, 
size yonelik nimetimi tamamladim ve size din olarak Islam'a razi 

Oldum." (Maide, 3) 

Malikt'nin el-Fusul'ul-Muhimme adli eserinde soyle dedigi 
nakledilir: "Ebu'l-Hasan VahidT, Esbab'un-Ntizul adh eserinde kendi 
rivayet zinciriyle merfu olarak Ebu Said Hudrt'den soyle dedigini ri- 
vayet eder: "Ey Peygamber, Rabbin tarafmdan sana indirilen me- 
saji teblig et. ayeti, Gadir-i Hum gunu Hz. AM hakkinda indi." 

Ben derim ki: Feth'ul-Kadtr adli eserde de ayni rivayet ibn-i 
Ebu Hatem, ibn-i Murdeveyh ve ibn-i Asakir aracihgi ile Ebu Said 
Hud-rt'ye dayandinlarak nakledilir. 1 Ayni rivayet, ed-Diirr'iil- 
Mensur'da da yer almistir. 

Seyh Muhyiddin Nevevt'nin verdigi bilgiye gore, "Hum" Cuhfe'- 
nin iis mil uzakligmda bir bahgenin adidir. "Gadir" ise bu bahgenin 
yam basmdaki meshur bir golektir. 

Feth'ul-Kadtr adli eserde verilen bilgiye gore ibn-i Murdeveyh, 
ibn-i Mesud'un soyle dedigini bildirir: "Biz Resulullah'm zamanmda 
'Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen (Ali'nin mtiminlerin veli- 
si oldugu yolundaki) mesaji teblig et. Eger bunu yapmazsan onun 
elgisi olma gorevini yerine getirmemi§ olursun. Allah seni insan- 
lardan korur. ' diye okurduk." [c.2, s.57] 

Ben derim ki: Bunlar, "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indiri- 



1- [Feth'ul-KadTr, c.2, s.58] 



78 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

len mesaji teblig et..." ayetinin Gadir-i Hum'da Hz. AM (a.s) hak- 
kmda indigine delalet eden rivayetlerin bir bolumudur. "Ben kimin 
mevlasi isem, AM de onun mevlasidir." seklindeki Gadir-i Hum ha- 
disine gelince; yuzu askm Si? ve Sunn? kanaldan rivayet edilen, 
mutevatir bir hadistir. 

Bu hadis, 90k sayida sahabtden rivayet edilmistir. Bunlann 
basli-calari sunlardir: Bera b. Azib, Zeyd b. Erkam, Ebu Eyyub 
EnsarT, Omer b. Hattab, Ali b. Ebu Talib, Selman-i FarisT, Ebuzer-i 
GifarT, Am-mar b. Yasir, Bureyde, Sa'd b. Ebu Vakkas, Abdullah b. 
Abbas, Ebu Hureyre, Cabir b. Abdullah, Ebu Said HudrT, Enes b. 
Malik, imran b. Husayn, ibn-i Ebu Evfa, Sa'dane ve Zeyd b. 
Erkam'm esi. 

Ote yandan Ehlibeyt imamlarmin tumu (selam olsun onlara) 
bu hadisin dogru oldugu gorusundedirler. Hz. Ali (a.s), Rahbe de- 
nen yerde insanlan bu hadis hakkmda yemin etmeye cagirmis ve 
o toplantida bulunan bir grup sahabt ayaga kalkarak Gadir-i Hum 
gunii Resulul-lah'tan (s.a.a) bu hadisi isittiklerine dair sahitlik et- 
mislerdir. 

Bu konudaki rivayetlerin bir?ogunda verilen bilgiye gore Pey- 
gamberimiz (s.a.a), "Ey insanlar, benim muminlere kendilerinden 
evla oldugumu bilmiyor musunuz?" diye sordu. Ashap, "Evet, bili- 
yoruz." diye cevap verdiler. Bunun uzerine Peygamber, "Ben kimin 
mevlasi isem, Ali de onun mevlasidir." dedi. 

Ahmed b. Hanbel'in, Musned adli eserinde veya baskalannin 
nakl-ettigi 90k sayida rivayet, bu sekildedir. Sunn? ve Sit hadisgiler, 
sirf bu rivayetlerin nakil zincirlerini saymak ve metinlerini incele- 
mek igin ayn eserler hazirlamislar ve haklannda enine boyuna 
genis incelemeler yapmislardir. 

Hameveynt'nin es-Simtayn adli eserinde Ebu Hiireyre'ye daya- 
narak verdigi bilgiye gore, Peygamberimiz (s.a.a) soyle buyurdu: 
"Yedinci kat goge gikanldigim gece Arsm altmdan, 'AM, hidayet 
ayeti ve bana inananlann sevdigidir. Ali'nin veliligini teblig et.' di- 
yen bir ses isittim." Peygamberimiz yerytizune indiginde bu gorev 
kendisine unutturuldu. Bunun uzerine, 'Ey Elgi, Rabbin tarafmdan 
sana indirilen mesaji teblig et.' diye baslayan ayet indi." [c.2, s.57] 

Feth'ul-Kadtr adli eserde ibn-i Ebu Hatem'e dayanilarak verilen 



Maide Suresi 67 79 

bilgiye gore Cabir b. Abdullah soyle dedi: "Peygamber (s.a.a), Bent 
Enmar savasi doniisunde Zat'ur-Rakt denen yerde bir hurmahgin 
basmda mola verdi. Bir kuyunun basmda oturdu ve ayaklanni ku- 
yuya sarkitti. sirada Neccar kabilesinden Varis admda bir adam 
'Muham-med'i oldurecegim.' dedi. Arkadaslarimn, 'Onu nasil oldu- 
receksin?' diye sormalan uzerine Varis, 'Ondan kihcini isteyece- 
gim. Kihcini bana verince onunla kendisini oldurecegim.' dedi. Ar- 
kasmdan Peygamberin yanma gelerek, 'Ey Muhammed, kihcini 
ver de onu koklayayim.' dedi. Peygamber ona kihcini verdi. Fakat 
bu sirada eli titremeye basladi ve kihc elinden dustu. Bunun uzeri- 
ne Peygamber (s.a.a), 'Senin ile yapmak istedigin is arasma Allah 
girdi.' dedi. Arkasmdan, 'Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen 
mesaji teblig et' diye baslayan ayet indi." [c.2, s.57] 

Ben derim ki: Feth'ul-Kadtr adh eserde daha sonra su bilgi ve- 
riliyor: "ibn-i Hibban bu rivayeti Sahih adh eserinde nakletmistir. 
ibn-i Murdeveyh de bu hikayenin bir benzerini olaym kahramam- 
nin admi belirtmeden nakletmistir. ibn-i Cerir de, Muhammed b. 
Kab KurezT-nin hadisinde bunun bir benzerini nakletmistir. Gavras 
b. Haris'in hikayesi de sahih nakil ile sabittir. Bu hikaye bilinen, 
meshur bir hikayedir." (Feth'ul-Kadtr'den yapilan alinti burada so- 
na erdi.) Fakat mesele, bu olaym ayetin anlami ile ortusiip ortiis- 
medigidir, ki kesinlikle ortusmemektedir. 

ed-Durr'til-Mensur, Feth'ul-Kadtr ve baska eserlerde ibn-i 
Murde-veyh'e ve Ziya'nm el-Muhtare adh eserinde ibn-i Abbas'a 
dayanilarak verilen bilgiye gore, Peygambere, "Gokten indirilen 
ayetler icinde senin i?in en sikmtih olani hangisidir?" diye soruldu. 
Peygamber bu soruya su cevabi verdi: "Hac donemi gtinlerinde 
Mina'da idim. Musrik Araplar ile halktan kendini bilmez bazi kim- 
seler hac dolayisiyla toplanmislardi. Cebrail inerek bana, 'Ey Elgi, 
Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et.' ayetini getirdi." 

"Bunun uzerine (Cemre-i) Akabe'nin yaninda ayaga kalkarak 
insanlara soyle seslendim: Ey insanlar, Rabbimden gelen mesaji 
teblig etmeme kim yardimci olacak ki, ona cennet verilsin? Ey in- 
sanlar, 'La ilahe illellah' deyin ve benim Allah'm resulu oldugumu 
ikrar edin ki, felaha, kurtulusa eresiniz ve cennete giresiniz." 

"Bu sozlerim uzerine oradaki erkek, kadm, cocuk, butun kala- 
bahk hep birlikte bana toprak ve tas atmaya, yuzume tukurmeye 



80 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ve 'Yalanci! Dinsiz!' diye hakaret etmeye basladilar. sirada biri 
yanima gelerek bana, 'Ey Muhammed, tarn zamani geldi, eger 
gercekten peygamber isen, tipki Nuh Peygamberin yaptigi gibi 
kavminin helak edilmesi icin beddua et.' dedi." 

"Fakat Peygamber, beddua yerine, 'Allah'im kavmimi dogru 
yola ilet. Qunku onlar bilmiyorlar.' dedi." 

"Bir sure sonra Peygamberin amcasi Abbas gelerek onu on- 
lardan kurtardi ve kalabaligi ondan uzaklastirdi." 

Ben derim ki: Daha once aciklandigi uzere ayetin tamami, bu 
hikaye ile ortusmez. Ancak eger bu rivayetin, ayetin sadece "Ey 
Elgi, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et." boliimii- 
nun o gun indigini ifade ettigi kabul edilirse, o baska. Ne var ki ri- 
vayetin zahiri, boyle bir ihtimale yer birakmiyor. Asagidaki rivayet 
de bunun gibidir. 

ed-Diirr'ul-Mensur ve Feth'ul-Kadtr'de Abd b. Humeyd'e, ibn-i 
Cerir'e, ibn-i Ebu Hatem'e ve Ebu's-§eyh'e dayanilarak verilen bil- 
giye gore, Mucahid soyle dedi: "Ey Elgi, Rabbin tarafmdan sana 
indirilen mesaji teblig et." ayeti inince Peygamber, "Ya Rabbi, ben 
tek bir kisiyim, bunu nasil yapabilirim? insanlar uzerime yurur." 
dedi. Bunun uzerine, "Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma 
gorevini yerine ge-tirmemi§ olursun." ifadesi indi. 

Ayni eserde Hasan'a dayanilarak verilen bilgiye gore, Pey- 
gamber soyle dedi: "Allah beni mesajim insanlara iletmekle gorev- 
lendirerek gonderdi. Ben bu gorevde sikintiya dustum. insanlann 
beni yalanlayacaklanni anladim. Fakat Allah, mesajim teblig et- 
mezsem, beni azaba ?arptirmakla tehdit etti ve 'Ey Elgi, Rabbin 
tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et.' ayetini indirdi." 

Ben derim ki: Bu iki rivayette, rivayet zincirlerindeki kopukluga 
ilaveten onceki rivayette olan sorun (ayet ile ortiismezlik) vardir. 
Peygamberimizin (s.a.a) korumalan oldugunu, fakat bu ayet inin- 
ce bu korumalara yol vererek, "Allah beni koruyacagmi vaat etti." 
dedigini ileri stiren bazi rivayetler de kansikhk bakimmdan bu iki 
rivayete benzemektedir. 

el-Menar adh tefsirde soyle deniyor: "Hadislere dayah tefsir 
yazarlarm TirmizT'nin, Ebu's-§eyh'in, Hakim'in, Ebu Nuaym'in, 
BeyhakT-nin ve Taberfnin sahabeden bazi kisilerden naklettikleri- 



Maide Suresi 67 



ne gore, Pey-gamberimiz (s.a.a) Mekke'de bu ayetin inisinden on- 
ce muhafizlar tarafindan korunuyordu. Fakat ayet inince korun- 
maya son verdi. Ebu Talip, onu korumaya onem verenlerin basin- 
da geliyordu. Abbas da onu koruma gorevini ustlenmisti." 

Ayni eserde soyle deniyor: "Bu konu ile ilgili olarak Cabir'den 
ve ibn-i Abbas'tan gelen bir rivayete gore Peygamber, muhafizlar 
tarafindan korunuyordu. Amcasi Ebu Talip, her gun Hasim ogulla- 
rmdan birkac erkegi onu korumakla gorevlendiriyordu. Fakat bu 
ayet inince Peygamber, 'Amca, Allah beni koruma altma aldi, artik 
gonderdigin adamlara ihtiyac kalmadi.' dedi." [c.6, s.473] 

Ben derim ki: Goruldugu gibi bu iki rivayet suna delalet ediyor: 
Bu ayet, Peygamberin Mekke'de ikamet ettigi donemin ortalann- 
da indi. Peygamber bu donemde mesaj iletme gorevini bir sure 
gerceklestirdi. Fakat insanlann kendisine yonelttikleri eziyetler ve 
yalanlamalar agirlasti. Oyle ki, onlardan kendine zarar gelecegine 
korkmaya basladi. Bunun uzerine teblig ve cagn cahsmalarma son 
verdi. Fakat ikinci bir teblig emri aldi. Bu emir, yuce Allah tarafin- 
dan tehdit iQerikli idi. Ayni zamanda kendisine koruma vaat edili- 
yordu. Bunun uzerine daha once yaptigi gorevi tekrar yapmaya 
koyuldu. Bu iki rivayetten bu sonuc gikiyor. Ama bu varsayim, 
Peygamber (s.a.a) i?in soz konusu olamaz. 

ed-Diirr'ul-Mensur ile Feth'ul-Kadtr'de soyle gecer: Abd b. Hu- 
meyd, TirmizT, ibn-i Cerir, ibn-i Miinzir, ibn-i Ebu Hatem, Ebu's- 
§eyh, Hakim, ibn-i Mtirdeveyh, Ebu Nuaym ve BeyhakT-her ikisi de 
ed-Delail adh eserde- Ayse'den soyle dedigini naklederler: 
"Peygamber, 'Allah seni insanlardan korur.' ayeti ininceye kadar 
muhafizlar tarafindan korunuyordu. Bu ayet inince odasinm 
bacasmdan basmi gikararak muhafizlarma, 'Ey insanlar, dagihn 
artik; Allah beni koruma altma aldi.' dedi." 

Ben derim ki: Bu rivayet, bu ayetin Medine doneminde indigi- 
ne acikca delalet ediyor. 

TaberT Tefsiri'nde "Eger bunu yapmazsan, O'nun elgisi olma 
gorevini yerine getirmemi§ olursun." ayeti hakkmda ibn-i 
Abbas'tan soyle rivayet eder: "Yani, eger sana inen ayeti saklar- 
san, Allah'm elgisi olma gorevini yerine getirmemis olursun." [c.6, 

s.198] 



82 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ben derim kh Eger ibn-i Abbas, bu sozleri ile Peygambere 
(s.a.a) indirilenlerin icinden belirli bir ayeti veya belirli bir hukmu 
kastetmis ise, bu aciklama dogru olabilir. Fakat eger bu sozler ile 
herhangi bir ayet veya herhangi bir hukumle ilgili bir tehdit kas- 
tetmis ise, daha once soyledigimiz gibi ayet, bu rivayetin icerigi ile 
bagdasmaz. 



Maide Suresi 68-86 83 



84 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



Maide Suresi 68-86 85 

68- De ki: "Ey Ehlikitap, sizler Tevrat'i, incil'i ve Rabbiniz tara- 
fmdan size indirilenleri ayakta tutmadikca (yasatmadikca) hicbir 
sey (temel) uzerinde degilsiniz." Rabbin tarafmdan sana indirilen 
ayetler, onlarm cogunun azginhgini ve kafirligini arttirmaktadir. 
halde kafir topluluk icin uzulme. 

69- iman edenler, Yahudiler, Sabitler ve Hiristiyanlardan Allah- 
'a ve ahiret gunune inanip iyi isler yapanlara ne bir korku vardir, 
ne de onlar uzuleceklerdir. 

70- Biz israilogullarmdan kesin soz aldik ve onlara peygamber- 
ler gonderdik. Fakat ne zaman bir peygamber onlara canlarmin is- 
temedigi bir sey getirdiyse, (onlardan) bir kismini yalanladilar, bir 
kismini da olduruyorlardi. 

71- (Bu cinayetlerinin sonucunda) hicbir fitne olmayacagmi 
sandilar. Gozleri kor, kulaklan sagir oldu. Sonra Allah onlara done- 
rek tovbelerini kabul etti. Sonra yine kor ve sagir oldular, elbette 
onlarm gogu. H\g suphesiz, Allah onlarm yapmakta olduklarmi go- 
riir. 

72- "Allah, Meryem oglu Mesih'tir." diyenler, kesinlikle kafir 
olmuslardir. Oysa Mesih demisti ki: "Ey israilogullan, benim 
Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Dogrusu kim Al- 
lah'a ortak kosarsa, Allah ona cenneti kesinlikle haram etmistir; 
onun varacagi yer cehennemdir ve zalimlerin higbir yardim edeni 
yoktur." 

73- "Allah, ucun UQunctisudur." diyenler, kesinlikle kafir ol- 
muslardir. Bir tek ilahtan baska bir ilah yoktur. Eger onlar bu de- 
diklerinden vazgegmezlerse, onlardan kafir olanlara kesinlikle aci 
bir azap dokunacaktir. 

74- Onlar Allah'a doniip tovbe etmez, O'ndan af dilemezler 
mi?! Allah affedici ve merhametlidir. 

75- Meryem oglu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan once 
bircok peygamber gelip gecmistir. Onun annesi de ozu-sozu dogru 
bir kadmdi. Her ikisi de (obur insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, 
biz onlara ayetleri nasil acik acik anlatiyoruz ve sonra bak, onlar 
(bu ayetlerden) nasil cevriliyorlar! 

76- De ki: "Allah'i birakip size ne zarar ve ne yarar dokundur- 
ma guctine sahip olmayan seylere mi tapiyorsunuz?" Oysa Allah 



86 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

her seyi isitir, her seyi bilir. 

77- De ki: "Ey Ehlikitap, dininizde haksiz yere asmhga kapil- 
maym ve onceden sapitmis, bircoklarim saptirmis ve duz yoldan 
sasmis olan bir kavmin keyft isteklerine uymayin." 

78- israilogullarmdan kafir olanlar Davud'un ve Meryem oglu 
isa'nm diliyle lanetlendi. Qunku onlar karsi geldiler ve smirlan 
cigniyorlardi. 

79- Onlar, isledikleri kotuluklerden birbirlerini sakindir- 
mazlardi. Yaptiklan ne kotti bir seydi! 

80- Onlarm cogunun, kafirleri dost edindiklerini gorursun. 
Kendilerinin kendileri icin hazirladiklan sey ne kotudur! Allah on- 
lara gazap etmis ve surekli azapta kahcidirlar. 

81- Eger onlar Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansa- 
lardi, onlan (kafirleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlarm cogu fasik 
(yoldan cikmis) kimselerdir. 

82- insanlar arasmda muminlere dusmanhkta en siddetli o- 
lanlann, Yahudiler ve Allah'a ortak kosanlar oldugunu gorursun. 
Muminlere sevgice en yakin olanlarm da, "Biz Hiristiyaniz." diyen- 
ler oldugunu gorursun. Bu, onlarm arasmda kesisler ve rahiplerin 
varolmasmdan ve onlarm buyukluktaslamadiklanndan dolayidir. 

83- Peygambere indirileni (Kur'an'i) isittikleri zaman, ger?egi 
tanimalarmin sonucu olarak gozlerinden yaslar akarken onlarm 
soyle dediklerini gorursun: "Ey Rabbimiz, inandik, bizi de (gercege) 
sahit olanlar arasmda yaz." 

84- "Rabbimizin bizi iyi kullar arasma katacagini umarken Al- 
lah'a ve bize gelen gercege nicin inanmayahm?" 

85- Boylece, Allah onlan bu sozlerinden dolayi altlanndan ir- 
maklar akan iQlerinde temelli olarak kalacaklan cennetler ile 6- 
dullendirdi. Bu iyi kullarm mukafatidir. 

86- Kafir olup ayetlerimizi yalan sayanlar ise, onlar cehennem- 
liktirler. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Ayetler arasmda baglanti ve i?erik uyumu vardir. Fakat "Ey El- 



Maide Suresi 68-86 87 

gi, Rabbin tarafmdan sana indirilen mesaji teblig et..." ayetine 
goz yumularak, bu ayetler ile "Eger onlar Tevrat'i, incil'i... ya§atsa- 
lardi..." arasmda boyle bir baglantidan soz edilemez. "Ey Elgi... 
teblig et..." ayetinin baglantisi hakkmda ise daha once konusmus- 
tuk. 

Gorulen o ki, bu ayetler surenin basindan buraya kadar olan 
ayetler ile ayni soz akisini paylasiyorlar. Yani "Allah, 
Israilogullarindan kesin soz almisti ve iglerinden on iki gozetici 
baskan gondermi§tik..." (Maide, 12) ayetinden inceleme konumuz 
olan bu ayetlerin sonuna ka-darki butun ayetler arasmda icerik 
baglantisi vardir. Bunun daha once inceledigimiz velayet ayeti, 
teblig ayeti vs. gibi birkac istisnasi vardir. Surenin sonlarma dogru 
olan ayetler ile bu ayetler arasmdaki baglanti icin de ayni sey soy- 
lenebilir. Qunku bu ayetlerin ortak niteligi Ehli-kitap hakkmda ol- 
malandir. 

"De ki: Ey Ehlikitap, sizler Tevrat'i, incil'i... ayakta tutmadikca, hicblr 
fey uzerinde degilsiniz..." insan guc ve siddet kullanmayi gerektiren 
bir ise giristigi zaman duz bir zemin uzerinde durmasi, ona da- 
yanmasi gerektigini gortir. Agir bir seyi ?ekmek, itmek, kaldirmak 
veya tasimak isteyen biri gibi. Boyle bir kimse once ayaklanni yere 
saglam basar, sonra istedigini yapar. Qunku boyle yap-mazsa, is- 
tedigi isi yapamayacagmi bilir. Bu gercek bu konuyu inceleyen ilim 
dallannda anlatilmaktadir. 

Bu gergegin isigi altmda, insanm ruhsal isleri veya ruhsal isleri 
ile iliskili organik hareketleri gibi manevt isleri ele aldigimizda su 
sonuca vanriz: Onemli ve biiyiik islerin ger?eklesmesi, manevt bir 
iissun ve giiglu bir ruhsal temelin varligma baglidir. Buyuk islerin 
sabra, direnmeye, gayret yuceligine, azim guglulugiine bagli ol- 
masi, kulluk alanmdaki basarmin gergek takvaya, Allah'm haram- 
lanndan kaginmaya bagli olmasi gibi. 

Buradan ortaya ?ikiyor ki, yuce Allah'm "higbir §ey (temel) u- 
zerinde degilsiniz." buyrugu, Ehlikitab'm Tevrat'i, incil'i ve Rableri 
tarafmdan kendilerine indirilen hukumleri ayakta tutup yasata- 
bilmeleri igin ayaklanni basacaklan saglam bir dayanaklarmin 
olmadigmi kinaye yolu ile dile getiren bir ifadedir. Bu kinayeli ifa- 
de ile su gercege isaret ediliyor: Allah'm dini ve hukmu, sabit bir 
temele dayanmayan kisinin tasiyamayacagi kadar agirdir; insanm 



El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



sirf istemesiyle, arzu etmesiyle ayakta tutulup yasatilmasi mum- 
kun degildir. 

Nitekim yuce Allah, Kur'an baglammda bu gercegi su sekilde 
ifade ediyor: "Biz sana agir bir soz indirecegiz." (Muzzemmii, 5) "£- 
ger biz bu Kur'an'i bir daga indirmi§ olsaydik, o dagi Allah korku- 
sundan pargalanmis ve gokmu§ olarak gorecektin. Biz, belki in- 
sanlar du§unurler diye bu ornekleri veriyoruz." (Ha§r, 21) "Biz bu 
emaneti goklere, yere ve daglara sunduk, onlar onu yuklenmek- 
ten kagmdilar, sorumlulugundan korktular." (Ahzab, 72) 

Yuce Allah, Tevrat hakkmda Musa Peygambere (a.s) §6yle hi- 
tap ediyor: "Bu kitaba simsiki saril ve kavmine de ondaki dgiitle- 
rin en guzelini tutmalarmi emret." (A'raf, 145) israilogullarma ise 
§6yle hitap ediyor: "Size verdigimiz kitaba simsiki sanlm." (Bakara, 
63) Yahya Peygambere de (a.s) soyle hitap ediyor: "Ey Yahya, bu 
kitaba simsiki saril." (Meryem, 12) 

Buna gore bu ayetin anlami soyledir: Ey Ehlikitap, siz Allah 
tarafmdan size indirilen kitaplardaki Allah'm dinini hayata 
gecirmek icin dayanmaniz gereken temelden yoksunsunuz. Bu 
temel takva, surekli bicimde Allah'a yonelme, O'nunla baglantih 
olma, O'nun dergahma sigmmadir. Ama siz, tersine buyukluk 
taslayarak O'na itaat etmekten yuz ?eviriyor, O'nun koydugu 
smirlan ?igniyorsunuz. 

Yiice Allah'm Peygambere (s.a.a) ve mtiminlere yonelik su a- 
yetinde bu gercek agikga vurgulaniyor: "Allah, dinden Musa'ya 
emrettiklerini, sana vahyettigimizi, Ibrahim'e, Musa'ya ve Isa'ya 
emrettiklerimizi sizin igin din olarak yasala§tirdi." Boylece Allah, 
dinin butununii, saymis oldugu seriatlarda birlestirdikten sonra 
soyle devam ediyor: "Dini ayakta tutasmiz ve onda tefrikaya 
du§meyesiniz diye." Boylece bu seraitlerin hepsinin, dini bir butiin 
olarak, hicbir unsurunu ayirt etmeden ayakta tutmaya dayandik- 
larmi a?ikladiktan sonra, "Sizin, mu§rikleri gagirdigmiz §ey (tevhit 
dini) onlara agir geldi." buyuruyor. Ciinkii dine uymada ittifak ve 
istikamet onlara agir geldi. 

Arkasmdan, "Allah, diledigini ona (tevhit dinine) dogru seger 
ve (kendisine) yonelenleri ona iletir." diye buyurarak dini ayakta 
tutmanm ancak Allah'm hidayeti ile mumkun olacagmi, bu hida- 



Maide Suresi 68-86 89 

yete layik olabilmek icin mutlaka Allah'a bagh olmak gerektigini, 
O'ndan hie kopmamak icap ettigini, bunun icin surekli bicimde 
O'nun dergahma yonelmenin sart oldugunu bildiriyor. 

Daha sonra, "Onlar, ancak kendilerine bilgi geldikten sonra 
kiskanglik ve azgmliktan dolayi aynliga du§tuler." diye buyurarak 
Ehli-kitab'm aynliga dusmelerine ve dini ayakta tutmalarma yol 
acan tek sebebin, azgmhklari ve kendileri icin belirlenen orta yol- 
dan sapmalan oldugunu vurguluyor. (§ura, 13) 

Yuce Allah yukandaki ayetin benzeri ayetlerde de soyle buyu- 
ruyor: "Yuziinu Allah' i birleyici olarak dogruca dine gevir; Allah' in 
yaratma kanununa (uygun olan dine) ki, insanlan ona gore ya- 
ratti. Allah'm yaratmasi degi§tirilmez. I§te dogru din budur. Fakat 
insanlarm cogu bilmez. Yalniz O'na yonelin ve O'ndan korkun, 
namazi kilm ve Allah'a ortak ko§anlardan, dinlerini pargalayip 
boliik boluk olanlardan olmaym; ki onlarm her firkasi kendi go- 
ru§u He sevinip ovunmektedir." (Rum, 32) Yuce Allah, bu ayetlerde 
de fitrat dinini ayakta tutmanm tek yolu olarak Allah'a yonelmeyi, 
O'nunla baglantiyi korumayi, O'nun sebeplerinden hig kopmamayi 
vurguluyor. 

Bu gercege, uzerinde konu^ulan bu ayetten onceki ayetlerde 
de i§aret edilmi§tir. Bu ayetlerde Allah'm, koydugu smirlan cigne- 
dikleri gerekcesi Me Yahudilere lanet ve gazap ettigi, aralanna 
du§manhk ve kin saldigi bildirilmi§tir. Bu gergege surenin ba§ka 
bir yerinde Hiristiyanlar baglaminda §6yle deginilmiftir: "Bu yuz- 
den kryamet guniine kadar aralanna du§manlik ve kin saldik." 
(Maide, 14) 

Yuce Allah, Yahudilerin ve Hiristiyanlarm ba§larina gelecek bu 
musibetin benzeri konusunda Muslumanlan uyarmif, onlara Ya- 
hudilerin ve Hiristiyanlarm Tevrat'i, incil'i ve Rableri tarafmdan 
kendilerine indirilen diger mesajlan asla ayakta tutmayacaklarmi 
haber vermistir. Nitekim tarihin akisi Kur'an'm verdigi bu haberi 
dogrulamistir. Tarih boyunca Yahudiler ile Hiristiyanlarm kendi ara- 
lannda 90k sayida mez-hep aynliklanna dustukleri, aralannda kin 
ve dusmanligm kol gezdigi gorulmustur. Yuce Allah Rum suresinin 
birka? ayetinde, "Allah'i birleyici olarak yuziinu dogruca dine ge- 
vir." (Rum, 30) diye buyurarak islam ummetini Rablerinden kopma 
ve O'na yonelmeme konusunda Ehlikitab'm izinden gitmemeleri 



90 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yolunda uyarmistir. 

Bu kitabm daha onceki ciltlerinde bu gercege isaret eden bazi 
ayetler etrafmda konusulmustu. insallah ileride bu ayetlerin diger 
bazi benzerleri de inceleme konusu yapilacaktir. 

"Rabbin tarafmdan sana indirilen ayetler, onlann gogunun 
azgmligmi ve kafirli£ini arttirmaktadir." ifadesinin ne anlama 
geldigini daha once incelemistik. "0 halde kafir topluluk igin u- 
zulme." ifadesi, yiice Allah tarafmdan Peygamberine (s.a.a) yonel- 
tilmis, uzulmeyi yasaklama biciminde birtesellidir. 

"iman edenler, Yahudller, Sabitler ve Hirlstlyanlardan..." Ayetten an- 
lasilan o ki, "es-Saibun=Sabi?ler"ifadesi, "elleztne amenu=i-man 
edenler" ifadesinin mahalline matuftur. Nahv (dilbilgisi) bilginle- 
rinden bir grup, "inne" edatmin haberi gegmeden ismine merfu 
olarak atif yapilamayacagi gorusundeler. Ancak bu ayet onlara 
karsi bir delildir. 

Bu ayet bize su gercegi a?ikliyor: Mutluluga kavusmak igin 
isimler ve unvanlar onemli degildir. Bazi gruplann Musluman, 
diger bazilannm Yahudi, baskalannin SabiT ve obtirlerinin 
Hiristiyan adi ile anilmalan gibi. Onemli olan, Allah'a ve ahiret 
giinune inanmak ve iyi isler yapmaktir. Bu kitabm birinci cildinde 
yer alan Bakara suresinin 62. ayetinin tefsiri sirasmda bu 
mesggyj&aqeg^nittfftiban kesin soz aldik ve onlara peygamberler gon- 
derdlk..." Bu ayet, bundan sonraki birka? ayetle birlikte Ehlikitab'm 
durumuna deginiyor ve bir anlamda "De ki: 'Ey Ehlikitap, sizler 
Tevrat'i, Incil'i ve Rabbiniz tarafmdan size indirilenleri ayakta 
tutmadikga (ya§atmadikga) higbir §ey (temel) uzerinde degilsi- 
niz." ayetinin iceriginin delilini ortaya koyuyor. Cunku bu ayette 
sayilan suclar ve curumler, insanla Allah arasinda higbir bag bi- 
rakmiyor ki, bu baga dayanilarak Allah'm kitaplarmi ayakta 
tutmak mumkun olsun. 

Bu ayetlerin "Iman edenler, Yahudiler, Sabitler ve 
Hiristiyanlardan..." ayeti ile baglantih olmasi da muhtemeldir. 
zaman bu ayetler isimlerin ve unvanlann mutluluk asamasinda 
higbir ise yaramayacagi gergeginin dogrulamasi olur. Cunku eger 
bunlar ise yarasaydi, Ehli-kitab'i, peygamberleri oldurmekten ve 
yalanlamaktan, helak edici fitneler ve gtinahlar ile mahvolmaktan 



Maide Suresi 68-86 91 

tan, helak edici fitneler ve gunahlar ile mahvolmaktan ahkoymasi 
gerekirdi. 

Bu ayetlerin "Iman edenler, Yahudiler, Sabifler ve 
Hiristiyanlardan..." ayetinin, bu ayetin de "De ki. Ey Ehlikitap, 
sizler... higbir §ey (temel) uzerinde degilsiniz..." ayetinin 
aciklayicisi mesabesinde olmasi da mumkundur. Bu durumda 
ayetin m^Ymflfytoanladilar, bir kismmi da olduruyorlardi." Bu 
ifadede iki kere kullanilan "far?kan=bir kismmi" kelimesi, daha 
sonra gelen fiillerin mef uludur. Mef'ullerin fiillerden once getiril- 
mesinin sebebi, onlarm onemine dikkat cekmektir. ifade bir butun 
olarak, "Fakat ne zaman peygamber onlara... bir §ey getirdiyse" 
ibaresinin cevabidir ve anlami soyledir: Ne zaman bir peygamber 
Yahudilere hoslarma gitmeyen bir mesaj, bir hukum getirdiyse, 
onlara kotuliikle karsilik ve cevap vererek, onlan iki gruba ayirdi- 
lar: Bir grubunu yalanladilar, bir grubunu da oldurduler. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde soyle deniyor: "Eger, 'bir kismmi 
yalanladilar, bir kismmi da 6lduruyorlar[di].' ifadesinde simdiki 
zaman siygali fiilin nigin gecmis zaman siygali fiile atfedildigi so- 
rulacak olursa, buna soyle cevap veririz: Maksat, onlarm iginde bu- 
lunduklan durumu anlatmaktir. Bu ifadeyle su anlam ifade edil- 
mektedir: Onlar yalanladilar ve oldurduler ve de yalanhyorlar ve 
olduriiyorlar. Aynca 'y e ktulune=6lduruyorlar' ifadesi ayetin sonu 
olmasi itibariyle obur ayetlerin sonlanyla uyumlu olmasi istenmis- 
tir." 

"(Bu clnayetlerinin sonucunda) higbir fltne olmayacagini sandilar. 
Gozleri kor, kulaklan sagir oldu..." Bu ifade, onceki ayetteki sozun 
tamamlayicisidir. Ayetin orijinalinde gegen "ha-sibu" fiilinin koku 
olan "husban" sanmak anlamindadir. "Fitne" insani aldatan, yanil- 
tan zorluk veya her turlu kotulugu ve belayi kapsayan musibet 
demektir. "Ama=k6rluk" ise ger?egi gormemek, iyilik ile kotulugu 
birbirinden ayirt etmemek anlamina gelir. 

"Samem=sagirhk" kelimesi ise ogutleri isitmemek, nasihatlere 
kulak asmamak demektir. Bu korluk ve sagirhk, Yahudilerin fitne 
olmayacagini sanmalarindan kaynaklaniyor. Anlasilan, bu zanla- 
rmm sebebi de kendilerini ustun saymalaridir. Qunku onlar 
israilogullan olmalan hasebi ile Allah'm evlatlan ve sevdikleri ol- 



92 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

duklarmi ileri suruyorlar ve bu sozde ayncaliklan sayesinde ne ya- 
parlarsa yapsmlar, ne cinayet ilerlerse islesinler bir kotulukle kar- 
silasmayacaklarma inaniyorlar. 

Dogrusunu Allah bilir, ama ayetin anlami sudur: Onlar kendile- 
ri igin inandiklan Yahudi olma ustunlugu sayesinde, isledikleri sug- 
lar nedeniyle baslarma bir kotuluk gelmeyecegini veya fitneye 
dusmeyeceklerini sandilar. Bu zan gozlerini kor ettigi igin gergegi 
goremediler ve yine bu zan kulaklarmi sagirlastirdigi igin peygam- 
berlerinin kendilerine faydah olacak gagrilarim isitemediler. 

Bu anlam, bu ayetlerin "Iman edenler, Yahudiler..." ayetinin 
agiklayicisi mesabesinde oldugu yolundaki muhtemel gordugu- 
muz goruse agirhk kazandinyor. Bu durumda ayetin anlami soyle 
olur: isimler ve unvanlar hig kimseye birsey kazandirmaz. Nitekim 
Yahudilerin isimleri sebebi ile kendileri igin varsaydiklan ayncahk- 
lar onlara higbir sey kazandirmadi. Tersine, onlarm gozlerini kor 
etti ve peygamberlerini oldurmeleri ve yalanlamalan sebebi ile de 
helake ve fitneye stiruklenmelerine yol agti. 

"Sonra Allah onlara donerek tovbelerlnl kabul etti. Sonra yine kor ve 
sagir oldular, elbette onlarm cogu. Hi? §uphesiz, Allah onlarm yapmakta 
olduklarmi gorur." Allah'm kullanna yonelik tovbesi, O'nun rahmeti 
ile onlara yonelmesi demektir. Bu da gosteriyor ki, yuce Allah on- 
lan rahmetinden ve yardimmdan uzaklastirmisti. Bunun sonucun- 
da sozunii ettigimiz asilsiz zanna kapildilar, korluge ve sagirhga 
yakalandilar. 

Fakat yuce Allah onlara ikinci kez tovbe ile yonelerek soz ko- 
nusu asilsiz zanni kalplerinden atti, gozlerindeki ve kulaklanndaki 
korlugu ve sagirhgi giderdi. Bunun uzerine Allah katmda takvadan 
baska higbir ayncaliklan olmayan siradan kullar olduklarmi idrak 
ettiler, hakki gorduler ve yuce Allah'm peygamberlerinin dili ile 
kendilerine yaptigi ogutleri isittiler. Boylece isim takmmanm higbir 
ise yaramadigini anladilar. 

"Sonra yine kor ve sagir oldular, elbette onlarm gogu." Korluk 
ve sagirhgm once gogul kipinde onlarm topluluguna izafe edilip 
daha sonra "elbette onlarm gogu." diye bir agiklama getirilmesi, 
soz soylerken insafa riayet edilmesinin bir gostergesidir. Boyle bir 
ifadenin kullanilmasiyla oncelikle su husus anlatilmak istenmistir: 



Maide Suresi 68-86 93 

Kdrlugun ve sagirhgm onlann topluluguna izafe edilmesi, pargamn 
hukmunun tume izafe edilmesi kabilindendir. Yoksa gergekte bu 
iki sifati tasiyanlar onlann tiimu degil, gogudur. 

ikinci olarak; ilk defa sozii edilen korlugun ve sagirhgm onlann 
hepsini kapsadigi ima edilmek istenmistir. Bunu ikinci asama igin 
sozii edilen karsit ifadeden anhyoruz. 

Uguncii olarak da; Allah'm onlara donup tovbelerini kabul et- 
mesinin etkisiz kalmadigi ve tamamiyla bosa gitmedigi, tersine 
bu tovbe sonucu onlann bir bolumunun kurtuldugu ve bir daha 
onceki korluge ve sagirhga donmedigi vurgulanmak istenmistir. 

Yiice Allah bu ayeti, "H/'c §uphesiz, Allah onlann yapmakta ol- 
duklarmi gorur." cumlesi ile noktahyor. Bununla yiice Allah'm hig- 
bir seyden gafil olmayacagi gergegi vurgulaniyor. Allah'tan baska- 
si bir kavme bir ayncahk sununca, bu bagis onlann kotuluklerini 
ve kusurlanni gormesine engel olan bir perde olarak gozlerine i- 
ner. Ama yiice Allah igin boyle bir sey soz konusu degildir. Tersine, 
gorendir, higbir sey O'nunla gorecegi seyler arasma girip o seyle- 
ri gormesine engel olamaz. 

"Allah, Meryem oglu Mesih'tir, diyenler, kesinlikle kafir olmuf lardir." 
Bu ifade, Hiristiyanlarm, Hiristiyan olmalarmin ve Hz. isa'ya (a.s) 
bagliliklarmin kafirlik damgasi yemelerini engellemedigine yone- 
lik bir agiklamadir. Qiinku onlar "Allah, Meryem oglu Mesih'tir." 
dedikleri igin O'na ortak kosmuslar, O'na gergek anlamda inan- 
mamislardir. 

Meryem oglu isa'nm uluhiyet cevherini kapsamasi meselesin- 
de Hiristiyanlar arasinda gorus aynhgi vardir. Bir bolumu, Mesih 
unsuru olan ilmin, hayat demek olan Rab unsurundan turemis ol- 
dugunu ileri surer. Bir bolumu, Rab unsurunun donusum yolu ile 
isa haline geldigini iddia eder. Bir bolumu de Rab unsurunun isa'- 
nm bedenine hulul ettigini (sizdigmi) ileri surer. Bu kitabm uguncu 
cildinde Al-i imran suresinin tefsiri sirasmda Meryem oglu isa ko- 
nusunu incelerken bu meseleyi ayrmtih bigimde ele almistik. 

Fakat bu gortislerin her iigu de "Allah, Meryem oglu Mesih'- 
tir." sozii ile ortusiir. Anlasilan bu sozu soyleyenlerden maksat sa- 
dece Allah'm isa'ya donustugiinu iddia edenler degil, isa (a.s) ile 
ilgili asin goruslere saplanmis biitun Hiristiyanlardir. 



94 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Hz. isa'nm, Meryem oglu sifati ile nitelenmesinde Hiristiyanla- 
rm kafir olmalarmin sebebine yonelik bir delalet veya isaret vardir. 
Bu sebep, onlarm her ikisi de topraktan yaratilmis olan bir insan 
oglu insana ilahhk izafe etmeleridir. Oysa toprak nerede, yiice Al- 
lah nerede! 

"Oysa Meslh demisti kl: Ey israllo|ullari, benlm Rabblm ve slzln 
Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin..." Bu ifade, Hz. isa'nm kendi sozii 
ile Hiristiyanlarm kafirliklerine ve goruslerinin asilsizhgma yonelik 
bir protestodur. Qiinkii Hz. isa'nm, "Benim Rabbim ve sizin 
Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin." sozii, kendisinin onlar gibi 
Rabbi olan bir kul oldugunu gosterir. 

Yine Hz. isa'nm, "Dogrusu kirn Allah'a ortak ko§arsa, Allah 
ona cenneti kesinlikle haram etmi§tir." sozii de, ilahhkta Allah'a 
ortak kosanlarm musrik ve kafir olup cennetten mahrum kalacak 
kimseler olduklanni gosterir. 

Yuce Allah'm Hz. isa'nm (a.s) dilinden hikaye ettigi "Allah ona 
cenneti kesinlikle haram etmi§tir; onun varacagi yer cehennem- 
dir ve zalimlerin higbir yardim edeni yoktur." ifadesi, Hiristiyanlar 
tarafmdan Hz. isa'ya izafe edilen "kendisini feda ettigi" seklindeki 
iddianm asilsiz oldugunu gosterir. Onlara gore Hz. isa garmiha ge- 
rilmeyi tercih etmekle kendisini onlar icin feda etti. Bu yuzden on- 
larm gunahlan affedilmistir, ilaht yukumlulukler omuzlanndan 
kaldinlmistir. Gidecekleri yer cennettir, cehennem atesi kendileri- 
ne degmeyecektir. Al-i imran suresinin tefsiri sirasinda Meryem 
oglu isa konusunu incelerken bu meseleyi ele almistik. Feda etme 
ve carmiha gerilme hikayesi sirf bu maksatla ortaya atilmistir. 

Ayetin Hz. isa'nm sozii olarak hikaye ettigi tevhide davet, 1 
miisrikin ibadetinin ge?ersizligi 2 ve zalimlerin ebedt olarak cehen- 
nemde kalacaklan 3 gibi hususlara gesitli incillerin degisik boliim- 
lerinde rastlamaktayiz. 

"Allah, iigun uguncusudur, dlyenler kesinlikle kafir olmuslardir." 
Yani Allah, iiQiin biridir. Sozii edilen iic sey Baba, Ogul ve Ruh'ul- 



1- Markus incili, Bap 12: 29. 

2- Matta incili, Bap 6: 24. 

3- Matta incili, Bap 13: 50. 



Maide Suresi 68-86 95 

Kudus'tur. Yani Allah, bu iic unsurun her biri Me ortiisiir. Bu ifade 
onlann, "Baba ilahtir, Ogul ilahtir, Ruh ilahtir. Onlar ugtur ve ayni 
zamanda birdir." seklindeki goruslerinin gerektirdigi bir sonuctur. 
Onlar boyle demekle "Amr oglu Zeyd insandir." soziine benzer bir 
soz soylemis olduklanni ileri suruyorlar. Bu sozde iic unsur vardir: 
Zeyd, Amr'm oglu ve insan. Ama ortada bir unsur var, o da bu si- 
fatla nitelenen kimseden ibarettir. 

Hiristiyanlar boyle derken su gercegi goz ardi ediyorlar: Bu 
cokluk eger itibart degil de gercek bir cokluk ise, nitelenenin ger- 
cek anlamda 90k olmasmi gerektirir. Eger nitelenen unsur gercek 
anlamda bir ise, bu durumda coklugun gercek degil, itibart olmasi 
gerekir. Buna gore, sayica coklugu ve sayica tekligi, nitelenen un- 
sur olan Zeyd'de ger?ek anlamda bir araya getirmek akla ve man- 
tiga sigmaz. 

Bu yuzden bazi Hiristiyan misyonerler zaman zaman soyle der- 
ler: "Teslis meselesi ilmt 6l?ulerle ?6zumu kabul etmeyen, eski 
kusaklarm goruslerinden miras kalmis bir formuldur." Boyle diyen- 
ler, kulaklanna gelen her iddia icin delil aramakla yukumlu olduk- 
lannin farkinda degildirler. Bu iddia ister eskilerden kalma olsun, 
ister yeni donemlerde ortaya atilmis olsun, fark etmez. 

"Bir tek ilahtan ba§ka bir ilih yoktur..." Bu ifade, Hiristiyanlann 
"Allah, ugun uguncusudur." seklindeki sozlerine yonelik bir reddi- 
yedir. §6yle ki, yuce Allah zatmda hicbir anlamda ?oklugu kabul 
etmez. Yuce Allah zatmda tektir. Yuce Allah sifatlan ile 
nitelendiginde ve adlan ile anildigmda, bu durum O'nun zatma bir 
sey eklemez. Bunun gibi, Allah'm bir sifati baska bir sifatma izafe 
edildiginde bu durum sayisal cokluga yol agmaz. Qunku yuce Allah 
zatmda tektir; ne gercekte, ne hayalde, ne de akilda parcalara 
boliinmez. 

Yuce Allah zatmda asla birkac seye aynlmaz ve yine yuce 
Allah'm zatma bir sey izafe edildiginde zati iki veya daha 90k 
olmaz. Nasil olabilir ki?! Oysa yuce Allah hayalde, varsayimda 
veya ger?ekte kendisine izafe edilmek istenen seyle birliktedir, 
ondan ayn degildir. 

Dolayisiyla yuce Allah zatmda tektir. Fakat bu teklik, coklukla- 
n meydana getiren diger nesnelerdeki sayisal teklik degildir. ne 



96 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

zatinda, ne isminde ve ne sifatinda coklukla nitelenmez. Nasil ni- 
telensin ki?! Oysa gerek bu sayisal teklik ve gerekse bu birimden 
olusan cokluk, bunlann her ikisi O'nun yarattigi, var ettigi seyler- 
dir. yarattigi seylerle nasil nitelenebilir?! 

"Bir tek ilahtan baska bir ilah yoktur." ifadesinde baska hicbir 
ifadede bulunmayan pekistirme (tekit) unsurlan vardir. Bir defa i- 
fade, "Higbir ilah yoktur; bir tek ilahtan baska." seklinde ilk bolu- 
mu olumsuz, ikinci bolumu istisnah bir cumle yapisma sahiptir. 
Sonra olumsuz bolumun basina yaygmhgi pekistiren "min" edati 
getirilmistir. Arkasmdan, istisna edilen bolumdeki "ilahun 
vahid=bir tek ilah" ifadesi, turu ifade etmek uzere nekire (tarif e- 
datsiz) olarak kullanilmistir. Eger bu iki kelime marife (tarif edath) 
olarak kullanihp "ille'l-ilahu'l-vahid" denseydi, tevhit gergegi amag- 
landigi giJQte ifade edilemezdi. 

Bu durumda ifadenin anlami sudur: Varhkta bir tek ilahin di- 
smda ilah cinsinden bir sey yoktur. Bu bir tek ilahin tekligi oyle bir 
tekliktir ki, asla sayiya vurulmayi, gogalmayi kabul etmez. Ne zat- 
ta ve ne sifatlarda, ne gergekte ve ne varsayimda ?okluga a?ik 
degildir. Eger "Bir tek olan Allah'tan baska bir ilah yoktur." denmis 
olsaydi, bu ifade ile Hiristiyanlann "Allah, iigiin uguncusudur." sek- 
lindeki sozleri reddedilmis olmazdi. Qunku Hiristiyanlar ytice Allah- 
'm birligini inkar etmiyorlar. Sadece "0 tic sifati ile beliren tek bir 
zattir. gercek anlamda 90k olmakla birlikte ayni zamanda bir- 
dir." diyorlar. 

Hiristiyanlann bu yorum tarzi, ancak kendisinden asla cokluk 
olusmayan bir tekligi ispat ederek reddedilmis olur. iste Kur'an'm 
"Bir tek ilahtan ba§ka bir ilah yoktur." ifadesi, bu amaci ger?ek- 
lestiren bir nitelik tasir. 

Bu mana, tevhit anlamimn hakikati hakkmda Kur'an'm isaret 
ettigi inceliklerden biridir. Bu konuyu ileride ozel Kur'anT bir aras- 
tirmada, sonra aklt bir arastirmada, daha sonra naklt bir arastir- 
mada enine boyuna inceleyerek hakkini verecegiz. 

"Eger onlar bu dedlklerinden vazgegmezlerse, onlardan kaflr olanla- 
ra kesinlikle aci bir azap dokunacaktir." Bu ifade, onlan aci bir ahiret 
azabi ile tehdit ediyor. Ayetten anlasilan, budur. 

"Allah, ugun uguncusudur." soziiniin i?erdigi teslis inanci, si- 



Maide Suresi 68-86 97 

radan insanlarm akillarmin alabilecegi bir soz olmadigi icin cogu 
Hiristiyanlar bu sozu basma kahp bir ifade olarak dint bir inane bi- 
ciminde kabul ediyorlar. Bu sozun manasmi ne anliyorlar, ne anla- 
yabileceklerini umuyorlar. Nitekim saglikli aklm da onu dogru bir 
sekilde anlayabilmesi mumkun degildir. Saglikli bir akil, onu sa- 
dece imkansiz varsayimlardan biri olarak algilar. insan olmayan 
insan gibi. Ne bir, ne 90k, ne gift, ne tek olan sayi gibi. 

Bundan dolayi siradan Hiristiyanlar, bu inanci, anlamini ince- 
lemeden basma kahp bir dogma olarak kabul ediyorlar. Bunlar, 
ogulluk-babahk iliskisinde bir tur onurlandirma olduguna inaniyor- 
lar. Bunlar, ashnda teslis ehli degildirler. Onlar bunu agizlannda 
sakiz cigner gibi geveliyorlar. Ona gorunuste baghhk gosteriyorlar. 
Fakat siradan halkm dismdaki Hiristiyanhk temsilcileri oyle degil- 
dirler. Bunlar, ytice Allah'm inang ayriliklarmi kendilerine izafe et- 
tigi ve bu ayriliklarm onlann azgmligmdan kaynaklandigmi vurgu- 
ladigi kimselerdir. Nitekim soyle deniyor: "Dini ayakta tutun ve 
onda ayriliga du§meyin... Onlar ancak kendilerine bilgi geldikten 
sonra aralarmdaki gekemezlik yuzunden aynliga du§tuler." (§Qra, 

14) 

Dolayisiyla istizafa dayah olmayan, yani tevhidi inkar etmeyi 
ve Allah'm ayetlerini yalanlamayi iceren gercek kafirlik, onlann 
hepsi igin degil, bir bolumii \g\n soz konusudur. Ytice Allah, sadece 
tevhidi inkar edip Allah'm ayetlerini yalanlayanlan cehennem aza- 
bi ile tehdit ederek soyle buyuruyor: "Inkar edip Allah'm ayetlerini 
inkar edenlere gelince; onlar, iginde feme//;' kalmak uzere ce- 
hennemliktirler." (Bakara, 39) Bu anlamda daha baska ayetler de 
vardir. Nisa suresinin doksan sekizinci ayetinin tefsiri sirasinda bu 
meseleyi incelemistik. 

Ayetteki "onlardan kafir olanlara aci bir azap dokunacaktir." 
seklindeki acikca aymm gozeten ifadenin sirn belki budur. Ya da 
bu ayinmci ifade ile, teslis sozunu etmeyen ve Hz. isa'nm sadece 
Allah'm kulu ve resulti olduguna inanan Hiristiyanlann varoldugu- 
na isaret edilmek isteniyor. Nitekim tarihin kaydettigine gore Ha- 
besistan ve baska yorelerin Hiristiyanlan boyle idi. 

Buna gore ayetin anlami soyledir: Eger Hiristiyanlar soyledikle- 
rinden (bazilarmin sozu hepsine izafe ediliyor) vazgecmezlerse, 
aralarmdaki kafirlere (bunlar teslis dogmasma inanan Hiristiyan- 



98 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lardir) aci bir azap dokunacaktir. 

Bazi tefsircilerin yorumuna gore de, "onlardan kafir olanlara 
aci bir azap dokunacaktir." ifadesinde zamir yerine ismi zahir kul- 
lamlmistir. Yoksa ifadenin ash, "onlara aci bir azap dokunacaktir." 
seklindedir. Zamir yerine de ism-i mevsul ile silasmm konmasmm 
sebebi ise, soyledikleri soztin Allah'i inkar etmek anlamma geldi- 
gini ve Allah'i inkar etmenin tehdit edildikleri azaba gerekce oldu- 
gunu bildirmektir. 

Eger ayet "Allah, iigun uguncusudur, diyenler kesinlikle kafir 
olmuslardir." seklinde baslamamis olsaydi, bu yorum sakmcasiz 
olurdu. Uzak bir ihtimal olma bakimmdan bu gorusun bir benzeri 
de, ayetteki "minhum=onlardan" ibaresindeki "min" edatmin acik- 
lama amach (beyaniye) oldugunu ileri stiren goriistiir. Qiinkii bu 
goriis, higbir delili olmadan ileri surulen bir gorustiir. 

"Qnlar Allah'a donup tovbe etmez, Q'ndan af dllemezler mi?! Oysa 
Allah affedici ve merhametlidir." Bu ayet, tovbeye ve af dilemeye yo- 
nelik bir ozendirme, Allah'm affediciligi ve rahmeti ile ilgili bir ha- 
tirlatma veya yapilan kotuluklere yonelik bir yadirgama veya azar- 
lamadir. 

"Meryem o|lu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan once de blr- 
cok peygamber gellp gecmiftlr. Onun annesi de ozii-sozii dogru bir ka- 
dindi. Her ikisi de (obur insanlar gibi) yemek yerlerdi." Bu ifade, Hiristi- 
yanlann, "Allah, iigun uguncusudur." sozlerine veya bu sozleri ile 
birlikte daha onceki ayette nakledilen ve isa Peygamberin ilahhk 
cevherine sahip oldugu anlamma gelen "Allah, Meryem oilu Me- 
sih'tir." seklindeki sozlerine yonelik bir reddiyedir. Ayette vurgula- 
nan gercek sudur: 

isa Peygamber (a.s) kendisinden once olen diger Allah resulle- 
rinden farkh biri degildir. Onlar, Allah'm mesajmi teblig etmekle 
gorevlendirilmis birer insandi. Yuce Allah dismda Rab olmalan soz 
konusu degildi. isa Peygamberin annesi de yuce Allah'm ayetlerini 
tasdik eden, ozii-sozii dogru bir insandi. 

isa Peygamberle annesinin her ikisi de, obiir insanlar gibi ye- 
mek yerlerdi. Yemek yemek ve bunu izleyen eylemler, miimkiin- 
luk ve yaratilmishgin ilk belirtisi olan muhtac olmaya dayanir. Bu- 
na gore isa Peygamber miimkiinden dogmus bir miimkundii. An- 



Maide Suresi 68-86 99 

nesi aracihgi ile yaratilmis, peygamber olan bir kuldu. Her ikisi de 
Allah'a kulluk ederler, ihtiyaclarim karsilama pesinde kosarlardi. 
Dolayisiyla rab olmasi soz konusu degildi. 

Hiristiyanlarm ellerindeki incil'lerde bu gercek itiraf ediliyor. 
Bu kitaplar Meryem'in Allah'a inanan, O'na kulluk eden bir bakire 
oldugunu, isa Peygamberin insandan turemis bir insan olarak on- 
dan dogdugunu, isa Peygamberin obur peygamberler gibi Allah 
tarafindan insanlara gonderilmis bir peygamber oldugunu, kendi- 
sinin ve annesinin siradan insanlar gibi yiyip ictiklerini acikca dile 
getiriyorlar. 

Bu saydiklarimiz cesitli incil'lerde aciklanan hususlardir. Bun- 
lar isa Peygamberin (a.s) bir kul ve peygamber oldugunu kanitla- 
yan delillerdir. 

Bu ayetin isa Peygamber ile birlikte annesinin de ilahligmi red- 
detmeyi amac edinmis olmasi da mumkundur. Nitekim ileride 
okuyacagimiz "Sen mi insanlara, 'Allah'tan baska beni ve annemi 
de iki tanri edinin' dedin?" (Maide, 116) ayetinden Meryem'i, isa gibi 
Mali sayanlar oldugu anlasihyor. 

Ayetin maksadi, Hiristiyanlarm ilim ve din adamlarim ilah e- 
dindikleri tarzda Meryem'i de ilah edindiklerini ifade etmek de o- 
labilir. Bu ilah edinme, Meryem'e ve din adamlarma diger insan- 
lardan daha 90k saygi ve baghhk gostermek anlammdadir. 

Her neyse bu duruma gore ayet, isa Peygamber ile annesinin 
ilahligmi birlikte reddediyor. Bunun icin isa Peygamberin diger 
peygamberler gibi bir peygamber oldugunu, annesinin Allah'm a- 
yetlerine inanan, ozu-sozu dogru bir kadin oldugunu ve her ikisinin 
de siradan insanlar gibi yiyip ictiklerini acikhyor ki, bunlarm tumu 
ilahhkla gelisen niteliklerdir. 

"Ondan once birgok peygamber gelip gegmistir." ifadesinde 
peygamberlerin Hz. isa'dan once goctukleri, yani oldukleri belirtili- 
yor. Bu da onun tipki obur peygamberler gibi olebilecek ve yasa- 
yabilecek bir insan olduguna yonelik delilleri pekistirmektedir. 

"Bak, biz onlara ayetleri nasil a?ik aqtk anlatiyoruz ve sonra bak, on- 
lar (bu ayetlerden) nasil cevriliyorlar!" Hitap, Peygambere (s.a.a) yo- 
neliktir ve hayret ettirme maksadi tasimaktadir. Yani, bizim onla- 
ra ayetleri, delilleri aciklama tarzimiza hayret et. En agik ayeti, en 



100 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

belirgin tarzda acikhyoruz ve bu ayet onlarm isa Peygamberin ilah- 
hgi ile ilgili iddialarmin boslugunu, dayanaktan yoksun olusunu 
kanithyor. 

Aynca, onlarm bu ayetler uzerinde dusunmekten nasil yuz 
cevirdiklerine, bunlardan yuz cevirip de nereye yonelmek 
istediklerine ve bu ayetlerin iddialarmin asilsizhgmdan ibaret olan 
sonuclarim nicin dusunmediklerine de hayret et. 

"De kl: 'Allah'i birakip size ne zarar ve ne yarar dokundurma guciine 
sahip olmayan seylere mi tapiyorsunuz?' Oysa Allah her seyi isitir, her 
seyi bllir." Tarihin en eski caglanndan beri insanlar arasmda bir ila- 
ha tapma egilimi egemendi. Bu egilim ozellikle siradan halk kitle- 
leri arasmda barizdi. Bu kitlelerin cogunlugu putlara tapardi. TarihT 
arastirmalardan elde edilen sonuclara gore, halk kitleleri bu ilah- 
lara kendilerinden kotulugu gidermeleri ve kendilerine fayda sag- 
lamalan icin tapiyorlardi. Allah'a sirf Allah oldugu i?in kulluk eden- 
ler, sadece peygamberler ve onlarm ummetleri icindeki Allah'a 
bagh segkinlerdi. 

iste bundan dolayi yuce Allah, Peygambere, onlara siradan in- 
sanlarm egilimleri dogrultusunda hitap etmesini emrediyor. Onla- 
rm Allah'a kulluk etmekteki sade fitrt beklentilerine karsilik ver- 
mesini oneriyor. Tipki putperestlere hitap ederken kullandigi dili 
kullaniyor. On-lara hatirlatiyor ki, insani Rabbe ibadet etmeye zor- 
layan faktor, iyiligin ve kotulugiin, faydanin ve zararm dizginlerinin 
Rabbin elinde oldugunu inancidir. insan, zararm ve faydanin mali- 
ki oldugu \g\n Rabbe kulluk eder. insan ona kulluk etmekle zarar- 
dan korunmayi ve faydayi elde etmeyi bekler. 

Allah'm dismdaki butun sozde ilahlar zaran onleme ve fayda 
saglama adma higbir guce sahip degildirler. Qunku o sozde ilahlar 
kesinlikle Allah'm mulkunun bir pargasidirlar ve 6z gugten yok- 
sundurlar. halde nasil olur da, onlara kulluk sunulabilir ve hem 
onlarm, hem diger butun varliklann maliki olan Allah'a yoneltilen 
kulluga onlar da ortak edilir?! 

Buna gore, kullugun sirf Allah'a yoneltilmesi, O'na bu konuda 
baska ortak kosulmamasi gerekir. Qunku isitmek ve karsilik ver- 
mek sirf O'na mahsustur. Bu sifatla 0, sikmtiya dusenlerin kendi 
dergahma yonelttikleri gagnlan isitir ve onlara karsilik verir. Sirf 



Maide Suresi 68-86 101 

O'dur ki, kullannin ihtiyaclarim bilir, onlardan gafil kalmaz ve on- 
larla ilgili yanhshkyapmaz. O'nun dismdaki sozde ilahlarm bu nite- 
liklere sahip olmasi soz konusu degildir. sozde ilahlar sadece Al- 
lah'm verdigi seylere sahiptirler ve Allah'm kendilerine bagisladigi 
guc oranmda gucludurler. 

Bu aciklamadan sunlar ortaya cikiyor: 

1- Her ikisi de isa Peygamberin ve annesinin mumkun (varhgi 
zorunlu olmayan) ve muhtac kullar olduklan mukaddimesine bag- 
h olmakla birlikte bu ayetin icerdigi delil bir onceki ayetin igerdigi 
delilden farkhdir. Bir onceki ayetin delili suydu: isa Peygamber ve 
annesi iki muhtac insan ve Allah'a itaatkar iki kuldurlar. Bu du- 
rumda olan birinin tapilan Nan olmasi soz konusu olamaz. Bu aye- 
tin delili ise sudur: isa Peygamber sonradan yaratilmis, muhtac bir 
varhktir; kendisi Allah'm mulkudur, zarar ve yarar dokundurma 
gucune sahip degildir. Bu durumda olan kimsenin Allah dismda i- 
lah olmasi ve tapmilmasi soz konusu olamaz. 

2- Bu delil, bir Nana tapan siradan insanin amaci bakimindan 
basit anlayism ve sade akhn kavrayabilecegi niteliktedir. Boylesi- 
ne siradan bir insan, zaran gidermek ve fayda elde etmek icin ilah 
edinip ona tapar. Bu guc ise, Allah'm tekelindedir. Baska higbir 
varhk bu guce sahip degildir. zaman Allah'tan baskasma tap- 
manm higbir amaci kalmiyor. halde insanin Allah'tan baskasma 
tapmayi reddetmesi gerekir. 

3- "Size ne zarar ve ne yarar dokundurma gucune sahip ol- 
mayan sey/ere..." ifadesinde, isa Peygamber akil sahibi bir varhk 
oldugu halde, akil sahipleri icin kullanilan "men=kimseler" edati 
degil, akh olmayan varhklar icin kullanilan "ma=seyler" edatma 
yer verilmesinin sebebi sudur: 

Bu delil, akil sahibi olmayan seylere tapan putperestler icin de 
gundeme getiriliyor. isa Peygamberin akil sahibi bir varhk olmasi, 
delilin eksiksiz olmasim etkileyecek bir faktor degildir. Bu delil, Al- 
lah dismda tapilan butun muhtemel ilahlar hakkmda eksiksizdir. 

Ustelik, Allah dismdaki varhklar akil sahibi de olsalar, vucutla- 
rmm diger yetenekleri ve organlan gibi, akillan ve bilin?leri kendi- 
lerinden degildir. Nitekim yuce Allah soyle buyuruyor: "Allah'm di- 
smdaki taptiklarmiz tipki sizin gibi hirer kuldurlar. Eger onlarla 



102 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ilgili du§unceniz dogru ise gagirin onlari da size kar§ilik versinler 
bakalim. Onlarm yuruyecek ayaklan mi var? Tutacak elleri mi 
var? Gorecek gozleri mi var? Yoksa i§itecek kulaklan mi var? De 
ki: Allah'a ortak kostugunuz §eyleri yardima ga£irin, soma hig 
gbz agtirmadan bana tuzak kurun." (A'raf, 195) 

Ayrica, "ne zarar ve ne fayda" ifadesinde zarara faydadan on- 
ce yer verilmesinin sebebi, yukanda degindigimiz sade fitratm 
mantigma ve tercihine uygun bir siralama yapmaktir. Qunku insan 
dogasi geregi, sahip oldugu nimetleri, elinde oldugu surece kendi 
mail olarak gorur. Ne yok olabileceklerini du^unur ve ne elinden 
gittikleri takdirde duyacagi elemi tasavvur edebilir. Fakat fiilen 
kar§ila§tigi zarar ile elinden kacirdigi icin acismi ya^adigi kayip 
nimetler ile ilgili durum boyle degildir. zaman fitrat, insani bu 
zaran ve kaybi telafi edecek ve kendisine fayda getirecek bir ilaha 
siginmasi icin uyanr. §u ayetlerde buy-ruldugu gibi: 

"Insanin basma bir sikinti gelince yatarken, otururken ve 
ayaktayken bize yalvanr. Fakat sikmtisini giderdigimizde basma 
gelen sikmtidan dolayi bize hig yalvarmami§ gibi olur." (Yunus, 12) 
"Eger kendisine dokunan bir zarardan sonra insana bir rahmet 
tattinrsak, 'Bu benim hakkimdir.' der." (Fussiiet, 50) "insana bir 
nimet verdik mi yuz gevirir, yan gizer. Fakat ona bir kotuluk do- 
kununca yalvanr durur." (Fussiiet, 51) 

Bundan su sonuc cikiyor: Sikmtiyla kar§ila§mak, fayda elde 
etmeye gore insani inandigi ilaha saygi gostermeye, ona kulluk 
etmeye daha kuvvetle sevk eden bir faktordiir. iste bundan dolayi 
yiice Allah, "size ne zarar ve ne fayda dokundurma gucune sahip 
olmayan §eylere" ifadesinde zarara menfaatten once yer vermis- 
tir. 

Buna benzer ayetlerde de ayni siranm gozetildigini goruyoruz. 
§u ayette oldugu gibi: "Mu§rikler Allah'i bir yana birakarak higbir 
§ey yaratamayan, kendileri hirer yaratik oian, kendilerine ne za- 
rar ve ne fayda dokundurma gucu bulunmayan, olum, yasama ve 
yeniden dirilme kendi ellerinde olmayan ilahlar edindiler." 
(Furkan, 3) 

4- "De ki: Allah'i birakip..." ayeti biitiinii ile, kullugu sirf Allah'a 
yoneltmenin, bu konuda O'na baskasmi ortak kosmamamn gere- 



Maide Suresi 68-86 103 

gine delildir. Bu delil, asagidaki sekilde ozetleyecegimiz iki delile 
cozumlenir: 

[1-] ilah edinmek ve Rabbe kulluk etmek, zarari gidermek ve 
faydayi elde etmek maksadi ile yapihr. Buna gore, kendisine kul- 
luk sunulan ilahm buna gucunun yetmesi gerekir. Bu konuda hic- 
bir seye gucii yetmeyen sozde ilahlara kulluk sunmak akil kari 
degildir. 

[2-] Yuce Allah ise isitendir, dergahma yoneltilen cagnya kulak 
verir; ihtiyacm mahiyetini bilendir, bilmemek O'nun icin soz konu- 
su degildir. Fakat O'nun dismdaki varhklar boyle degildir. halde 
O'na hicbirseyi ortak kosmaksizm kulluk sunulmasi gerekir. 

"De ki: Ey Ehlikitap, dininizde haksiz yere a§irihga kapilmayin." 
Peygambere (s.a.a) yonelik bir baska hitaptir. Bu hitapta Allah 
ona, kendilerine kitap verilenleri dinleri konusunda asmhklara ka- 
pilmamaya gagirmasmi emrediyor. Kendilerine kitap verilenlerin, 
ozellikle de Hiristiyanlann bu hastahga kapildiklan gorulur. Smiri 
a§arak ifrata kagan kimseye "gait" ["guluv" kokunden ism-i fail] 
denir. Bunun tefrit tarafmdaki kar§itma da [ihmalkar, agir davra- 
nan anlaminda] "kalt" denir. 

Yuce Allah'm indirdigi kitaplann aQikladiklan din, tevhidi em- 
reder, Allah'a ortak ko§mayi reddeder, Allah'a ortak ko§mayi ya- 
saklar. Kendilerine kitap verilenler, Yahudi ve Hiristiyan kesimleri 
ile genel olarak bu hastahga yakalanmislardir. Gerci bu konuda 
Hiristiyanlann durumu daha vahim, daha fecidir. 

Nitekim yuce Allah soyle buyuruyor: "Yahudiler, Vzeyr, Allah'm 
oiludur.' dediler. Hiristiyanlar da, 'Mesih, Allah'm ogludur.' dediler. 
Bunlar, onlarm agizlarmda geveledikleri (dayaniksiz) sozlerdir. (Boy- 
le demekle) daha onceki kafirlerin sozlerine ozeniyorlar. Allah 
kahretsin onlari! Nasil da (haktan) gevriliyorlar! Onlar Allah'i bir 
yana birakarak alimlerini, rahiplerini ve Meryem o£lu Mesih'i Hah 
edindiler. Oysa onlara sadece kendisinden ba§ka Hah olmayan 
bir tek Haha tapmalan emredilmi§ti. 0, onlarm ko§tuklan sozde 
ortaklardan uzaktir." (Tevbe, 30-31) 

Gerci bugunun Yahudilerinin Uzeyr'in Allah'm oglu oldugunu 
soyledikleri gorulmuyor. Fakat ayet, indigi asirda onlarm bu sozu 
soy-lediklerine tanikhk ediyor. 



104 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Anlasilan, bu onursal bir unvandi. Uzeyr, Yahudilere hizmet et- 
mis-ti. Babil esaretinden sonra tekrar Urselim'e (Beyt'til-Makdis'e) 
don-melerine yardimci olmustu. Buhtunnussar istilasi sirasinda 
kaybolan Tevrat'i tekrar toplamisti. Bu hizmetlerinin karsihgi ola- 
rak ona onursal bir unvan olarak Allah'm oglu unvanmi vermisler- 
di. Tipki gunumuz Hiristiyanlannm babahgi onursal bir unvan ola- 
rak kullandiklan ve papalara, patriklere ve kesislere baba dedikle- 
ri gibi. (Pap ve papa, baba demektir.) Nitekim yuce Allah, "Yahudi- 
ler ve Hiristiyanlar, 'Biz Allah'm ogullan ve sevdikleriyiz.' dediler." 
(Maide, 18) buyuruyor. 

Hatta ikinci ayet, yani "Onlar Allah'i bir yana birakarak alim- 
lerini, rahiplerini ve Meryem oglu Isa Mesihi Hah edindiler." (Tevbe, 
31) ifadesi, buna delalet ediyor bile. Qunkii burada isa Peygambe- 
rin adi geciyor, fakat Uzeyr'in adi gegmiyor. Dolayisiyla ayet, onun 
"alimlerini, rahiplerini" ifadesinin kapsamma girdigine, onlarm a- 
limlerine oldugu gibi Uzeyr'e de Allah'm oglu unvanmi verdiklerine 
delalet ediyor. Yukanda soyledigimiz gibi bu arada ozellikle 
Uzeyr'in admi anmalannm sebebi, ona kendilerine yaptigi hizmet- 
lerinden dolayi ozellikle tesekktir etmek istemis olmalandir. 

Sozun kisasi; Yahudilerin ve Hiristiyanlann peygamberlerini, 
alimlerini ve rahiplerini ilah yerine koyarak onlara karsi Allah'tan 
baskasma karsi sergilenmesi caiz olmayan bir huzu sergilemeleri, 
dinleri konusunda saplandiklan bir asinhktir ki Allah, Peygambe- 
rinin dili ile onlardan buna son vermelerini istiyor. 

Dinde asiriligm "haksizhk"la kayitlandinlmasi -ki asirihk mut- 
laka haksiz olur- pekistirme amacini tasir. Aynca asiriligm ka?i- 
nilmaz sonucunu asinhkla birlikte zikretme (lazimi melzumla bir- 
likte zikretme) istegine dayanir. Boylece uyanya muhatap olanla- 
rm bu gercegi goz ardi etmemeleri amaglanmistir. Qunku asinhga 
dusenler asinhga dtiserlerken bu gercegi goz ardi etmis veya goz 
ardi etmis gibi davranmislardi. 

Baba unvanmi butun maddt ve cismant noksanhklarmdan so- 
yutlayarak sirf yoktan var edici ve yetistirici anlammda her turlu 
eksiklikten munezzeh olan Allah'a itlak etmenin, ayni sekilde ogul 
kelimesini analitik soyut anlammda (Allah'm yaratiklanndan biri 
hakkinda) kullanmamn aklen higbir engeli olmasa da seriat buna 



Maide Suresi 68-86 105 

izin vermez. Qunku yuce Allah'm isimleri sayih ve belirlidir. Eger 
O'na degisik isimler takmak serbest olursa, bundan bircok sakin- 
calar dogar. 

Yahudiler ve Hiristiyanlarm ozellikle de Hiristiyanlarm kilise 
onderlerinin baba ve ogul unvanlarmi Allah Me 
irtibatlandirmalarmdan yuz yillar boyunca dogan ve gunumuzde 
de etkisini surduren sakmcalar bu konuda yeterli bir ornektir. 

"Ve onceden sapitmis, bircoklarim saptirmis ve diiz yoldan sasmis 
olan bir kavmin keyft isteklerine uymaym." Ayetin akismdan anlasil- 
digina gore burada nefsani isteklerine uyulmasi yasaklanan ka- 
vimden maksat, kendilerine uyulan, goriislerine ve emirlerine ita- 
at edilen kimselerdir. Buna gore, bunlarm sapitmis olmalan, kendi 
goriislerine baghliklan yuziinden olurken bircoklarim saptirmis 
olmalan da baskalarmin onlara uymalan yolu ile gerceklesmek- 
tedir. Diiz yoldan sasmis olmalan ise, kendi sapmalarmin ve bas- 
kalanni saptirmalarinm sonucudur. Bu, sapikhk ustune sapikhktir. 

Yine ayetin akismdan anlasildigma gore, bu kavimden maksat 
put-perestlerdir. Qunku ayetin akismdan anlasilan, sadece Pey- 
gamberimizin (s.a.a) zamanmdaki Ehlikitab'a degil, butun zaman- 
larm Ehlikitabi-na yoneliktir. Eger hitap sadece Peygamberimizin 
zamanmdaki Ehli-kitab'a yonelik olsaydi, ayetin sonraki 
Ehlikitab'a eski atalanna uymayi yasakladigi dusunulebilirdi. [Fa- 
kat hitap butun zamanlarm ki-tap ehline yonelik oldugu icin uyul- 
mamasi istenenlerin putperestler ol-dugu sonucu ?ikiyor.] 

"Yahudiler, Vzeyr, Allah'm ogludur' dediler. Hiristiyanlar da 
'Mesih, Allah'm ogludur' dediler. Bunlar onlarm agizlarmda 
geveledikleri (dayanaksiz) sozlerdir. (Boyle demekle) daha 
onceki kafirlere ozeniyorlar." (Tevbe, 30) ayeti de bu ihtimali 
guclendirmekte, hatta ona delil olusturmaktadir. 

Boylece burada, Kur'an'm isaret ettigi bir tariht analiz gercegi 
ile karsi karsiyayiz. Bu tariht gercek sudur: Babahk ve ogulluk gibi 
sapik dogmalar Yahudilerin ve Hiristiyanlarm inane sistemlerine 
kendilerinden once yasamis putperestler tarafmdan sizmistir. Bu 
kitabm ucuncu cildinde Al-i imran suresinde yer alan Hz. isa ile il- 
gili hikayelerin incelenmesi sirasmda bu goriisun, Hind ve Qin'deki 
Brahman ve Budist putperestlerin sozleri ve gorusleri arasmda yer 



106 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

aldigim belirtmistik. Eski Misirhlar ile diger putperestler arasinda 
da bu tur sapik goriislere rastlanmistir. Ne var ki bu goriis, kitaph 
dinlere kendi davetcilerinin eliyle dint bir kihfa sokularak sizdml- 
mistir. Boylece tevhit dini ismini tasiyan bir putperestlik ortaya 
cikmistir. 

"israllogullanndan kafir olanlar Davud'un ve Meryem o|lu isa'mn di- 
liyle lanetlendi... Yaptiklan ne kotii bir seydi!" Bu ayetlerde, 
israilogullarmdan kafir olanlann kendi peygamberlerinin dili ile 
lanetlendigi bildiriliyor. Burada, bu ayetlerde Allah'm kafir oldukla- 
rmi bildirdigi Yahudilere yonelik bir tariz vardir. Onlarin kendi pey- 
gamberlerinin bedduasi ile lanetlendikleri belirtiliyor. Buna gerek- 
ce olarak da, onlarin kendi peygamberlerine karsi gelmeleri ve su- 
rekli Allah'm sinirlanni ?ignemeleri gosteriliyor. "Onlar, i§ledikleri 
kotuluklerden birbirlerini sakmdirmazlardi." ifadesi, "ve sinirlan 
gigniyorlardi." ifadesinin a?iklamasi mahiyetindedir. 

"Onlarin gogunun kafirleri dost edindlklerini gorursun..." Bu ifade, 
onlarin Allah'm koydugu sinirlan cignediklerini gos-teren somut bir 
ornek veriyor. Qiinkii onlar eger ger?ek anlamda dinlerine deger 
verselerdi, ona bagh olurlar ve onun ?izdigi sinirlan cignemezlerdi. 
Bunun geregi tevhit inancma bagh olanlan dost edinip Allah'i inkar 
edenlerden uzak durmalandir. Qiinkii bir toplumun kutsal degerle- 
rinin diismanlan ayni zamanda o toplumun da diismanlandir. E- 
ger o toplum, kutsal degerlerinin diismanlarmi sever, dost edinirse 
bu tutum, o toplumun kutsal degerlerinden yiiz cevirdigini, onlar- 
dan koptugunu gosterir. Qiinkii diismanm dostu diismandir. Bu- 
nun arkasmdan onlar, "Kendilerinin kendileri igin hazirladiklan 
§ey, ne kotudiir." ifadesi ile yeriliyorlar. 

Kendileri igin hazirladiklan seyden maksat, nefislerinin arzu- 
suna uyarak kafirleri dost edinmektir. Bu davranism karsihgi ve 
cezasi su oldu: "Allah onlara gazap etmi§ ve surekli azapta kali- 
cidirlar." Bu ayette davranism sonucu ve cezasi davranism kendisi 
yerine konmustur. Bununla da adamlann bu davranisi yapmakla 
sanki bu davranism cezasmi kendileri gerceklestirmis, hazirlamis 
olduklan vurgulaniyor. 

"Eger onlar Allah'a, Peygambere ve ona indirilene inansalardi, onlari 
(kafirleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlarin gogu fasik (yoldan gikmis) 
kimselerdir." Yani, su kendilerine kutsal kitap verilenler Allah'a, 



Maide Suresi 68-86 107 

Muhammed Peygambere (s.a.a) ve ona indirilen kutsal kitaba ve- 
ya ornegin kendi peygamberleri Musa'ya ve ornegin ona indirilen 
Tevrat'a inansalardi, o kafirleri dost edinmezlerdi. Qunkii iman, di- 
ger sebepleri etkisiz hale getirir. Fakat onlarm cogu fasik, yani 
iman etmemekte inatla direnen kimselerdir. 

Tefsirciler bu ayet icin baska bir yorum tarzmi muhtemel gor- 
muslerdir. Buna gore, "kanu" ve "yuminune" fiillerindeki zamirler 
ile "ittehazuhum" ifadesindeki "hum" zamiri, (bir onceki ayetteki) 
"ellezt-ne keferu=kafirleri" ibaresine donuktur. zaman ayetin an- 
lami soyle olur: "Eger Ehlikitab'm dost edindigi o kafirler Allah'a, 
Peygambere ve Kur'an'a inansalardi, Ehlikitap onlan dost 
edinmezdi. Onlan dost edinmelerinin sebebi, onlarm kafir olmasi- 
dir." Bu yorum tarzi haddi zatmda sakmcasiz olsa da "Fakat onla- 
rm cogu fasik (yoldan gikmis) kimselerdir." ifadesindeki soz akisi 
degismesi ile uyusmaz. 

"insanlar arasinda mumlnlere dii§manhkta en §iddetli olanlarin, 
Yahudller ve Allah'a ortak ko§anlar oldugunu gorursun. Mumlnlere sev- 
gice en yakin olanlarin da, 'Biz Hi-ristiyaniz' diyenler oldugunu gorursun." 
Daha onceki ayetlerde genel olarak Ehlikitab'm ortak kotulukleri 
ile bunlarm bazi kesimlerinin ozel kotulukleri agiklanmistir. Mese- 
la Yahudilerin "Allah'm eli kolu baglidir." seklindeki ve Hiristiyan- 
lann, "Allah Meryem og/u Mesih'tir." bi?imindeki sozleri hatirla- 
tilmistir. 

Bu ayetlerde ise, bu iki gruptan her birinin muminlere ve mu- 
minlerin dinlerine karsi takmdiklan ozel tavirlarma dikkat gekil- 
mis, bunlarm tutumlanna mtisriklerin tutumu da eklenmistir. Boy- 
lece Musluman olmayan ummetlerin islam ile aralanndaki yakm- 
hk ve uzakhk konusu hakkinda son soz soylenmistir. 

Bu son soz sudur: Hiristiyanlar, bu ummetlerin sevgice Mus- 
lumanlara en yakin olani ve islam'in hak gagnsma kulak vermeye 
en yatkm olanidirlar. 

Hiristiyanlann, Muslumanlara en 90k sempati besleyen kesim 
olarak sayilmalarimn gerek?esi, bir sonraki "Peygambere indirile- 
ni i§ittikleri zaman, gercegi tanimalarmm sonucu olarak gozle- 
rinden ya§lar akarken..." ayetinde anlasilacagi uzere bunlarm a- 
rasmda Peygambere (s.a.a) iman edenlerin bulunmasidir. Fakat 
eger bir grup Hiristiyan'm iman etmis olmasi onlarm butunu hak- 



108 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kmdaki bu iyimser yaklasimi hakh cikarabilseydi, Yahudilerin ve 
musriklerin de Hiristiyanlar gibi sayilmalan ve onlar icin de ayni i- 
yimser yaklasimm benimsenmesi gerekirdi. Cunku Yahudilerden 
bir grup da Musluman olmustu. Abdullah b. Selam ve arkadaslan 
gibi. Arap musriklerinin bir bolumu de Musluman olmustu. Ustelik 
bunlar o gunku Musluman nufusun cogunlugunu olusturuyorlardi. 

halde Hiristiyanlara, "Peygambere indirileni isittikleri za- 
man..." ayeti gibi bir ifade ile ozellik taninip Yahudiler ile musrikle- 
re boyle bir ozellik tanmmamasi, Hiristiyanlann islam cagrisim gu- 
zel bir sekilde karsiladiklarmi ve Peygamberin davetine icabet et- 
tiklerini gosterir. Oysaki onlar dinlerine bagh kahp cizye vermek ile 
islam'i kabul etmek veya savasmak siklan arasmda serbest 
birakilmislardi. 

Ama musriklerin durumu boyle degildi. Onlardan kabul edile- 
bilecek tek davranis, islam gagnsmi kabul etmekti. Bu yuzden on- 
lardan 90k kisinin iman etmesi, bu cagriyi guzel bir sekilde karsi- 
ladiklarmi gostermez. Ustelik onlann Peygamberimize (s.a.a) ?ek- 
tirdikleri eziyetler, Muslumanlara yaptiklan baskilar ve kabahklar 
bilinmektedir. 

Yahudiler de oyle. Onlar da tipki Hiristiyanlar gibi dinlerine 
bagh kahp Muslumanlara cizye verme arasmda serbest birakildik- 
lan halde Muslumanlara tepeden bakmayi surdurduler, taassupla- 
rmi pekistirdiler, hilelere ve entrikalara basvurdular, verdikleri soz- 
leri gignediler, Muslumanlara karsi hep firsat kolladilar, onlara 
hep istirap ve aci tattirdilar. 

Hiristiyanlar ile Peygamberimiz (s.a.a) ve islam cagrisi arasm- 
daki bu yakinhk ve buna karsilik Yahudiler ile musriklerin sergile- 
dikleri serkeslik ve taassup Peygamberden sonra da aynen devam 
etti. Daha sonraki yuzyillarda bircok Hiristiyan grup islam'in gagri- 
smi kabul ederken Yahudiler ile putperestlerden Musluman olan- 
lar az sayida kaldilar. Bu kesimlerin ayette sozti edilen ozelliklerini 
tarih boyunca surdurmeleri Kur'an'm onlar hakkmdaki hukmunun 
dogrulugunu kanitlamaktadir. 

Bilindigi gibi, "Insanlar arasmda muminlere diismanlikta en 
§iddetli olanlarm..." ayeti, genel bir kurah ozel bir hitap ?er?eve- 
sinde ifade ediyor. Bunun benzeri, daha onceki "Onlann gogunun 



Maide Suresi 68-86 109 

kafirleri dost edindiklerini gorursiin." ve "Onlarm cogunun giina- 
ha... ko§tuklarmi gorursiin." ayetleridir. 

"Bu, onlarm arasmda kesisler ve rahiplerin varolmasindan ve onla- 
rm buyukluk taslamadiklarmdan dolayidir." Ayette gecen "kissts" ke- 
limesi "kesis" kelimesinin Arapcalastmlmis bigimidir. Yine ayette 
yer alan "ruhban" kelimesi "rahib" kelimesinin coguludur, bazen 
tekil olarak da kullanihr. Ragip isfahant soyle diyor: 

"Rehbet ve Ruhb, sakinmayla birlikte olan korku demektir... 
Te-rehhub, tapmma demektir. Rehbaniyet (ruhbaniyet), asm kor- 
kudan kaynaklanan tapmmada 90k ileri gitmek anlamina gelir. 
Yiice Allah 'Onlarm uydurdugu rehbaniyet...' diye buyurmustur. 
'Ruhban' kelimesi hem cogul, hem de tekil olarak kullanihr. Onu 
tekil olarak kullananlar cogulunu 'rehabtn' seklinde getirirler." 
(Ragip'tan alman almti burada son buldu.) 

Yiice Allah, Hiristiyanlarm muminlere en 90k yakinhk goste- 
ren, en fazla sempati besleyen kesim olmalarim, Yahudilerde ve 
putperestlerde bulunmayan su tic sebep ile izah ediyor: 1) Hiristi- 
yanlarda alimler vardir. 2) Hiristiyanlarda rahipler ve zahitler var- 
dir. 3) Hiristiyanlar buyukluk taslayan ve baskalarmi hor goren bir 
kesim degildirler. Bunlar onlarm mutlulugu elde etmeye hazirhkh 
olmalannm anahtarlanni olustururular. 

Soylemek istedigimiz sudur: Dint hayatm mutlulugu, ilme da- 
yah salih amel ile gergeklesir. Baska bir deyisle bu mutluluk, hak- 
km kabul edilmesi ve buna uygun amellerin yapilmasi demektir. 
Bunun icin dinin hakikatinin yani hak dinin idrak edilmesini sagla- 
yacak bilgiye ihtiyac vardir. 

Hakka uygun amel etmeye hazir hale gelmek icin hakki idrak 
etmek tek basma yeterli degildir. insanm nefsindeki iyi amel 
yapmayi engelleyen niteligin de ortadan kalkmasi gerekir. Bu en- 
gel, taassup ve benzeri sebeplerle buyukluk taslayarak haktan yuz 
gevirmektir. insan eger faydah bilgi ile donanir ve hakka karsi bu- 
yukluk taslamayi birakip hakka karsi insafh davranmayi ilke edi- 
nirse, hak uyannca amel etmeye hazir hale gelir. 

Yalniz bunun icin ortamm buna ters olmamasi sarttir. Qunku 
ameller ve davranislarda ortamm davranisa uygunlugunun etkisi 
buyuktiir. Toplumun genelinin butunu birtakim davranislan be- 



110 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

nimsemesi, fertlerini onlara uygun sekilde yetistirmesi ve fertlerin 
bu kahplasmis davramslari gelenek haline getirerek nesilden 
nesile aktarmasi durumunda, bu davramslar mutlulugu bozan za- 
rarh davramslar olsa bile, fertler bunlarm uzerinde dusunmeye, on- 
lan irdelemeye ve onlardan kurtulmaya firsat bulamaz. 

Yararh davrams kahplan icin de ayni sey soz konusudur. Eger 
yararh ve iyi isler bir toplumda yerlesirse, fertlerin onlan birakmasi 
zor olur. Nitekim "Ahskanhk, ikinci bir tabiattir." denmistir. Bun- 
dan dolayi bir ferdin eskiye aykin ilk davranisi yapmasi son derece 
zordur. Ayni zamanda bu ilk aykin davrams, ferde boyle yapmanin 
mumkun oldugunu gosterir. Sonra bu aykin davranism her tekrar 
edilisi, isi kolaylastiran ve zorlugun oranmi dusuren yeni bir adim 
olur. 

Bu nedenle insan, herhangi bir davranism yararh ve hak oldu- 
gunu kavrayip hakka karsi gelip buyukluk taslama duygusunu ye- 
nerek icindeki inati sokup attiginda, onun igin en etkili destek, bir 
baskasmm o davranisi yaptigmi gormek ve boylece kendisinin ay- 
ni davranisi yapabilecegini anlamaktir. 

Bundan su anlasihyor: Bir toplumun hakki kabul etmeye hazir 
hale gelebilmesi igin oncelikle hakki bilen ve ogreten alimlere sa- 
hip olmasi gerekir. Arkasmdan hakka uygun davranan oncu kisile- 
rin bulunmasi gerekir. sayede siradan halk, o davranism yapila- 
bilecegini kavrar ve gtizel oldugunu gortir. Bunlarm yam sira sira- 
dan halkm, hak ortaya giktiginda ona boyun egmeye, ondan yuz 
gevirmemeye ahsmasi gerekir. 

iste bundan dolayi yuce Allah, Hiristiyanlarm dinin hak gagn- 
smi kabul etmeye yakin olmalannin gerekgesi olarak onlann ara- 
smda kesisler ile rahiplerin bulunmasmi ve onlann buyukluk tas- 
lamadiklarmi gosteriyor. Buna gore onlann arasmda kendilerine 
hakkin ve dint bilgilerin onemini surekli olarak sozle hatirlatan i- 
lim adamlan bulundugu gibi onlara Rablerinin yuceligini, dunyevT 
ve uhrevt mutluluklannin onemini amelleri ile hatirlatan rahipler 
de vardir. Aynca onlar hakki kabul etmeyi engelleyen serkeslikten 
de uzaktirlar. 

Yahudilere gelince, gerci onlann arasmda da bilgi sahibi din 
adamlan vardir. Ama onlar serkes ve gururludurlar. inatlan ve 



Maide Suresi 68-86 Ill 

kendilerini ustun gormeleri, hakki kabul etmeye hazir hale gelme- 
lerine imkan vermiyor. 

Musriklere gelince, onlar hem ilim adamlanndan ve zahit kisi- 
lerden yoksundurlar, hem de kendini begenmislik illetinin pence- 
sindedirler. 

"Peygambere IndlrllenI (Kur'an'i) ifittikleri zaman, gergegi tanimala- 
rinin sonucu olarak gozlerlnden yaflar akarken onlann §6yle dediklerinl 
gorursiin..." "Fazet'il-aynu bi'd-dem'i" demek, "Gozden yaslar bo- 
sandi." demektir. "Min'ed-dem'i" iba-resindeki "min" edati baslan- 
gic, "mim-ma" ibaresindeki kaynak, "min'-el-hakki" ibaresindeki 
ise, aciklama anlami tasir. 

"Rabblmlzln bizi iyl kullar arasina katacagini umarken Allah'a ve bl- 
ze gelen ger£ege ni?in inanmayalim?" Bu ayette yer alan "yudhilena" 
fiili "ca'l" anlamim igeriyor gibidir. Bu yuzden "maa" edati aracihgi 
ile muteaddi (gegi§li) fiil yapilmi§tir. Ayetin anlami "Rabbimizin bi- 
zi salihlerle beraber kilarak bizi onlann arasina katacagini umar- 
ken..." seklindedir. 

Hiristiyanlann bize Allah tarafmdan nakledilen bu davranislan 
ve sozleri onlann muminlere daha 90k sempati duyduklan yolun- 
daki ilaht agiklamayi dogruluyor. Aynca bu davranislan ve sozleri, 
aralannda faydah bilgi ile iyi amellerin bulunduguna ve hakka bo- 
yun egmis insanlar olduklanna kesinlik kazandinyor. Qunku onla- 
nn arasinda kesisler ve rahipler vardi ve onlar buyukluk 
taslamiyorlardi. 

"Boylece Allah onlari bu sozlerinden dolayi... odullendirdi. Bu, Iyi kul- 
lann mukafatidir. Kafir olup... onlar cehen-nemliktirler." "isabe" karsilik 
vermek, odiillendirmek demektir. ilk ayette onlann miikafati, i- 
kinci ayette ise, onlara ters dusenlerin cezasi anlatihyor. Bu anla- 
timda buttin siklar karsitlik ilkesi gozetilerek ele almmistir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AgiKLAMASI 

Maani'l-Ahbar adh eserde imam Riza'dan (a.s), onun da 
atalarmdan naklettigine gore Hz. AM (a.s) soyle buyurmustur: "Her 
ikisi de yemek yerlerdi, ifadesinin anlami, her ikisi de ayak yoluna 
giderdi, seklindedir." 

Ben derim ki: Bu rivayet, Tefsir'ul-Ayyast'de de merfu olarak 



1 12 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ak-tarilmistir. [el, s.335, h:i59] 

el-Kafi adh eserde Ebu Ubeyde el-Hazza'ya dayanilarak verilen 
bilgiye gore, imam Sadik (a.s) "Israilogullarmdan kafir olanlar 
Davud'un ve Meryem oglu Isa'nm diliyle lanetlendi." ifadesi hak- 
kmda soyle buyurdu: "Domuz kihgma sokulanlar Davud'un diliyle, 
maymun kihgma sokulanlar Meryem oglu isa'nm diliyle lanetlendi- 

ler." [c.8, s.200, h:240] 

Ben derim ki: Bu rivayet, Tefsir'ul-Kumm? ve Tefsir'ul-AyyasT'de 
de imam Sadik'tan (a.s) nakledilmistir. 1 Ehlisunnet kanahyla 
Muca-hid'den, Katade'den ve baskalanndan nakledilen bir rivayete 
gore "May-mun kihgma sokulanlar Davud'un diliyle, domuz kihgma 
sokulanlar ise Meryem oglu isa'nm diliyle lanetlendiler." seklinde- 
dir. ileride gdrulecegi uzere bazi §i? kaynakh rivayetler de bu riva- 
yetle ayni icerigi tasiyor. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde verilen bilgiye gore, imam Muham- 
med Bakir (a.s) soyle buyurdu: "iyle halki Cumartesi avlanma ya- 
sagmi ?ignediginde Davud Peygamber onlara lanet etti. Onlann 
yasagi gignemeleri onun zamanma rastlamisti. Davud Peygamber, 
'Allah'im, onlara laneti cubbe gibi ve iki belin iki yakasmi saran 
kusak gibi giy-dir' dedi. Allah da onlan maymuna donusturdu. Hz. 
isa ise kendilerine gokten yemek sofrasi indigi halde arkasmdan 
kafir olanlara lanet etti. Onlar zorba hukumdarlan dost ediniyorlar 
ve diinya menfaati elde edebilmek \g\n onlann ihtiraslanni guzel 
gosteriyorlardi." 

Ben derim ki: Kur'an, Cumartesi yasagmi ?igneyen Yahudilerin 
maymuna donusturulduklerini dogruluyor. §u ayetler bunun delil- 
dir: "Iginizden Cumartesi yasagmi gigneyenleri elbette bilmi§si- 
nizdir. Onlara, "AsagiUk maymunlara donun.' dedik." (Bakara, 65) 
"Onlara deniz kryismdaki kasabanm halkmdan sor. Hani onlar 
Cumartesi yasagmi gigniyorlardi. Cunku Cumartesi gunu onlara 
akin akin batik geliyordu. Fakat diger gunlerde onlara batik 
gelmiyordu... Hani o kasabalilardan bir grup 'Allah'm yok edecegi 
veya agir bir azaba garptiracagi bir topluma ne diye ogiit veriyor- 
sunuz?' dedi de ogiit verenler, 'Rabbinize kar§i bir mazeretimiz 



1- [Tefsir'ul-Ayya§T, c.l, s.335, h:210] 



Maide Suresi 68-86 113 

olsun ve belki onlar sakmirlar.' dediler... Sakmdirildiklari kotulu- 
gu israrla ve kiistahga i§lemeye devam edince kendilerine, 'A§a- 
£ihk maymunlar olun.' dedik." (A'raf, 163-166) 

ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde Abd b. Humeyd, Ebu's-Seyh, Tabe- 
rantve ibn-i Murdeveyh aracihgi ile ibn-i Mesud'a dayanilarak veri- 
len bilgiye gore, Peygamberimiz (s.a.a) soyle buyurdu: 
"israilogullan gunah isleyince alimleri onlan tazir yolu ile sakmdir- 
dilar. Sonra daha dun gunah islememisler gibi onlarla oturdular, 
yiyip ictiler. Yuce Allah bu durumu gorunce onlarm kalplerini birbi- 
rine benzetti ve peygamberlerden birinin diliyle hepsine lanet etti." 

Sonra Resulullah (s.a.a) soyle buyurdu: "Vallahi, ya iyiligi em- 
reder, kotulukten sakindinrsiniz ve onlarm hakka boyun egmeleri- 
ni sag-larsiniz veya Allah kalplerinizi birbirine benzetir ve size 
israilogullan gibi lanet eder." 

Yine ed-Diirr'ul-Mensur tefsirinde Abd b. Humeyd aracihgi ile 
Muaz b. Cebel'e dayanilarak verilen bilgiye gore, Peygamberimiz 
(s.a.a) soyle buyurdu: "Hediyeleri hediye olduklan stirece aim. Eger 
verilen sey dininizden bir rusvet ise onu almaym. Fakirlik ve korku 
sizi bunu kabul etmeye itmesin. Yecucogullan gelmistir artik. is- 
lam garki ise, donmeye devam edecek. Kur'an ?arki ne yonde do- 
nerse, siz de o yonde donun. Kur'an ile sultanm savasacagi ve bir- 
birlerinden ayn dusecekleri gtinler yakmdir. Basmiza oyle hukum- 
darlar ge?ecek ki, sizin icin baska ve kendileri \g\n baska hukum- 
ler verecekler. Onlara itaat etseniz, sizi yoldan gikaracaklar, karsi 
giksaniz, sizi oldurecekler." 

Ashap, "Ya Resulullah! gunleri gortirsek, ne yapmahyiz?' di- 
ye sordular. Peygamber soyle buyurdu: "isa Peygamberin arkadas- 
lan gibi olursunuz. Onlan testere ile bicerek bedenlerini ikiye ayir- 
dilar ve dar agacmda astilar. itaat ugruna olmek, isyan icindeki 
hayattan daha iyidir. israilogullannin ilk eksikligi su oldu: Onlar, 
tazir gelenegi uyannca iyiligi emredip kotulukten sakindinrlardi. 
Fakat onlardan biri sucladigi bir arkadasi ile karsilasinca onunla 
yer ve icerdi. Sanki onu nig suclamamis gibi davranirdi. Bu yuzden 
Allah, israilogullanni Davud Peygamberin dili ile lanetledi. Bu la- 
net onlarm Allah'm emirlerine karsi gelmelerinin ve Allah'm koy- 
dugu smirlan asmalannin sonucu idi." 



1 14 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"Canimi elinde tutan Allah'm adma yemin ederim ki, ya iyiligi 
emredip kotulukten sakindinrsiniz veya Allah aranizdaki kotuleri 
basmiza musallat eder. zaman aranizdaki iyiler dua ederler, 
ama dualanniz kabul olmaz." 

"Canimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiligi emre- 
dip kotulukten sakindinrsiniz, zalimin elini tutup onu hakka boyun 
egmeye zorlarsmiz veya Allah kalplerinizi birbirine benzetir." 

Yine ed-Diirr'ul-Mensur tefsirinde soyle gecer: ibn-i Raheveyh, 
BuharT -el-Vahdaniyyat adh eserinde-, ibn'iis-Seken, ibn-i Mundih, 
Ba-verdT -Marifet'iis-Sahabe adh eserinde-, TaberanT, Ebu Nuaym 
ve ibn-i Murdeveyh, ibn-i Abza'dan, o da babasmdan soyle tahric 
eder: "Peygamberimiz bir hutbe verdi. Once Allah'a hamd-u sena 
etti. Arkasmdan Muslumanlardan bazi gruplan anarak onlan ha- 
yirh sozler ile ovdu. Sonra soyle dedi: "Bazi kavimler nicin komsu- 
lanni bilgilendirmiyorlar, onlara dini egitim vermiyorlar, iyiligi em- 
redip kotulukten sakindirmiyorlar? Bazi kavimler nicin komsula- 
rmdan ogrenmiyorlar, dini egitim almiyorlar ve bu yolla bilgilerini 
gelistirmiyorlar. Canimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim 
ki, onlar ya komsularim bilgilendirirler, onlar da onlardan dini egi- 
tim ahrlar ve bu yolla bilgilerini gelistirirler veya onlan daha dun- 
yadayken cezaya carptinnm." 

Peygamberimiz bu konusmamn arkasmdan minberden inerek 
evine gitti. Ashap, "Peygamber, bu sozleri ile kimi kastetti aca- 
ba?" diye sordular ve aralannda soyle dediler: "Peygamber, bu 
sozleri ile Es'arT kabilesini kastetmis olmahdir. Onlar fakih ve alim 
kimseler olmalanna ragmen kaba ve cahil komsulan vardir. 

Bu konusmayi haber alan Es'arT kabilesinden bir heyet bir ara- 
ya gelerek Peygambere (s.a.a) geldiler ve "Muslumanlardan bazi 
gruplan hayirla, bizi ise kotu bir dille anmissmiz, halimiz ne ola- 
cak?" dediler. Peygamberimiz onlara, "Ya komsulanmzi bilgilendi- 
rir, onlan dini konularda egitir, iyiligi emredip kotulukten sakindi- 
nrsiniz veya daha dunyadayken sizi cezalandinnm." dedi. Onlar 
da, "Ey Allah'm Resulu, bize bir yil sure tani. Bir yil icinde biz onlan 
bilgilendiririz, onlar da gerekli bilgileri ogrenirler." dediler. Bunun 
iizerine Peygamber onlara bir yil sure tanidi. Arkasmdan 
"Israilogullarindan kafir olanlar Davud'un ve Meryem oglu Isa'nm 



Maide Suresi 68-86 115 

diliyle lanetlendi. Cunkii onlar kar§i geldiler ve smirlan 
cigniyorlardi. Onlar, i§ledikleri kotuluklerden birbirlerini 
sakmdirmazlardi. Yaptiklan ne kotii bir§eydi!" ayetlerini okudu. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Muhammed b. Heysem Temimt'ye dayanila- 
rak verilen bilgiye gore, imam Sadik (a.s) "Onlar, i§ledikleri kotu- 
liik-lerden birbirlerini sakmdirmazlardi. Yaptiklan ne kotii bir 
seyd/7" ayeti hakkinda soyle dedi: "Onlar, o kotii isleri yapanlarm 
girdikleri yere girmiyor, onlarla dusup kalkmiyorlardi. Fakat onlar- 
la karsilastiklarmda yuzlerine guluyor, onlara yakmhk gosteriyor- 
lardl." [c.l, s.335, h:161] 

Yine Tefsir'ul-AyyasT'nin Mervan'a, onun da bir arkadasma da- 
yanarak verdigi bilgiye gore, imam Sadik (a.s) Hiristiyanlarm 
Muslumanlara yonelik dusmanhklanni anlattiktan sonra dedi ki: 
"Yiice Allah'm 'Bu onlarin arasinda ke§i§ler ve rahiplerin 
varolmasmdan ve onlarin buyukluk taslamadiklanndan 
dolayidir.' ayetinde soziinii ettigi Hiristiyanlar, isa Peygamber ile 
Muhammed Peygamber arasinda yasayan ve Muhammed 
Peygamberin gelisini bekleyen kimselerdir." [c.l, s.335, h:i62] 

Ben derim ki: Ayetten onun anlamimn smirh oldugu degil, ge- 
nel oldugu anlasihyor. Her halde imamm maksadi, bu ovgunun o 
Hiristiyanlar tutumlarmi degistirmedikleri stirece kendileri iQin ge- 
gerli oldugu yolundadir. Nitekim Muslumanlara yonelik herhangi 
bir ovgii iQin de ayni kural gegerlidir. 

ed-Durr'ul-Mensur'da Abd b. Humayd, ibn-i Munzir, ibn-i Ebu 
Hatem, Ebu's-§eyh ve ibn-i Mtirdeveyh'e dayanilarak verilen bilgi- 
ye gore Said b. Cubeyr, "Bu, onlarin arasinda ke§i§ler ve rahiple- 
rin varolmasmdan... dolayidir." ayeti hakkinda soyle dedi: "Bunlar, 
Habesistan hukumdan Necast'nin elgileridir. NecasT onlan Muslii- 
man oldugunu, kavminin islam'a girdigini haber vermek icin gon- 
derdi. Bunlar yetmis segme kisi idi, kavimlerin en bilgililerinden ve 
en yashlanndan olusuyorlardi." 

Bu rivayetin baska bir ifadesinde Said b. Cubeyr'in sozleri 
soyledir: "Habesistan hukumdan, en secme arkadaslanndan 
olusmus otuz kisilik bir heyeti Peygambere gonderdi. Bunlar 
Peygambere gelip de yanma girince Peygamber onlara Yastn 
suresini okudu. Onlar da Kur'-an'i isitip de onun hak oldugunu 
anlayinca aglamaya basladilar." 



116 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

basladilar." 

"Bunun uzerine onlar hakkmda "Bu, onlarm arasmda kes/s/er 
ve rahiplerin varolmasmdan... dolayidir." ayeti indi. Su ayet de on- 
lar hakkmda indi: 'Bundan once kendilerine kitap verdiklerimiz 
de ona (Kur'an'a) inanirlar... Onlara sabretmi§ olmalarmdan do- 
layi mukafatlan iki kat verilir.' (Kasas, 52-54)" 

Yine ed-Diiir'ul-Mensur'da ibn-i Cerir, ibn-i Ebu Hatem ve ibn-i 
Miirdeveyh'e dayanilarak verilen bilgiye gore, ibn-i Abbas soyle 
dedi: "Peygamberimiz Mekke'de oldugu sirada mtisriklerin asha- 
bina bir kotuluk yapacagmdan korktugu icin aralannda Cafer b. 
Ebu Talib'in, ibn-i Mesud'un ve Osman b. Maz'un'un da bulundugu 
bir grup Muslu-mani Habesistan huktimdari Necast'ye gonderdi." 

"Musrikler bu haberi almca hemen Amr b. As'in baskanliginda 
bir heyeti Habesistan'a gonderdiler. Soylendigine gore musriklerin 
heyeti Peygamberimizin ashabmdan daha once NecasT'nin yanma 
vardi. Musrikler Necast'ye 'Bizim aramizda bir adam ortaya cikti. 
Kureys kabilesinin akillanni ve hayallerini bozdu. Peygamber ol- 
dugunu iddia ediyor. Bu gunlerde sana bir heyet gonderdi. Maksat- 
lan kargasa ?ikarmak ve kavmini senin aleyhine cevirmektir. Sa- 
na gelip onlarm durumunu bildirmek istedik.' dediler." 

"Huktimdar, 'Eger bana gelirlerse, ne dediklerine bakanm.' 
dedi. Resulullah'm (s.a.a) ashabi geldiklerinde NecasT'nin sarayi- 
nin kapismda, 'Allah'm dostlanna izin ver.' dediler. Huktimdar, 
'Buyursunlar, Al-lah'm dostlan hos geldiler.' dedi. iceri girince hu- 
kumdara selam verdi-ler. Bunun uzerine musrikler, 'Ey huktimdar, 
gordtin mil, biz sana dogruyu soylemistik. Bu adamlar senin se- 
lamladigm bigimde seni selamlamadilar.' dediler. Huktimdar Mus- 
liimanlara 'Niye benim selamladigim bi?imde beni selamlamadi- 
niz?' diye sordu. Mtisltimanlar, 'Biz seni cennettekilerin ve melek- 
lerin selami ile selamladik.' dediler." 

"NecasT Musltimanlara, 'Arkadasmiz, Hz. isa ve annesi hak- 
kmda ne diyor?' diye sordu. Mtisltimanlar, diyor ki: 'Hz. isa Allah- 
'm kulu ve elcisidir. Allah'm bir kelimesi, Meryem'e aktardigi bir 
ruhudur. Meryem ise el degmemmis bir bakire kizdir.' dediler. Bu- 
nun uzerine NecasT eline yerden bir dal parcasi alarak 'Hz. isa ve 
annesi, arkadasmm bu dediklerinden su dal parcasi kadar fazla 



Maide Suresi 68-86 117 

bir sey soylemedi.' dedi. Musrikler NecasT'nin bu sozlerinden hos- 
lanmadilar. Yuzlerinin ren-gi degisti." 

"Necas? Muslumanlara, 'Size indirilen kitaptan bir parga okur 
musunuz?' diye sordu. Muslumanlarm 'Okuruz' demeleri uzerine, 
'Haydi okuyun.' dedi. sirada kesisler, rahipler ve diger Hiristiyan- 
lar Neca-sT'nin cevresinde idi. Miisliimanlar Kur'an'dan ayetler o- 
kumaya basladilar. Ayetler okundukca NecasT'nin cevresindeki Hi- 
ristiyan kesisler ve rahiplerden bir grup hak mesaji tanimanm so- 
nucu olarak gozyasi doktiiler. Yuce Allah soyle buyuruyor: 'Bu on- 
lann arasmda ke§i§ler ve rahiplerin varolmasmdan ve onlarm 
buyukluk taslamadiklarmdan dolayidir. Peygambere indirileni, i- 
§ittikleri zaman gergegi tanimanm sonucu olarak gozlerinden 
ya§lar akt\g\n\ gorursun." 

Ben derim kk Tefsir'ul-Kummt'de bu olay uzun bir rivayetin 
zim-nmda anlatihyor ve sonunda §6yle deniyor: "Habe§istan elgile- 
ri Neca-ft'nin yanma donup kendisine Peygamber hakkmda bilgi 
verdiler ve Peygamberin kendilerine okumu§ oldugu ayetleri ona 
okudular. Ayetler okunurken Neca§T ve ke§i§ler agladilar. Neca§T 
Musluman oldu. Fakat kendisine kotuliik ederler diye korktugu i- 
§in Musluman oldugunu Habesistan halkina aQiklamadi. Peygam- 
berimizin yanma varmak igin Habesistan'dan aynldi. Fakat kizil 
denizi ge?ince oldu..." 

KUR'AN'DA TEVHiDiN ANLAMI 

Genel kavramlar hakkmda derinlesen hicbir arastirmaci suphe 
etmez ki, tevhit meselesi bu tur meselelerin en derin boyutlusu, 
tasavvur ve idrak edilmesi en zor olani ve en karmasigidir. Qunku 
tevhit meselesi, zihinlerin algiladigi siradan genel meselelerden, 
vicdanlarm asina oldugu, kalplerin yabancisi olmadigi gundem 
tartisma konularmdan daha ust duzeydedir. 

Akillar bu nitelikte bir meseleyi idrak edip onaylama konu- 
sunda farkhhk gosterirler. Qunku diisunce gesitliligi insanm fitra- 
tindan kaynaklanir. Sebebine gelince vucut yapisi bakimindan 
farkh olduklan igin bu durum idrak organlannm isleyislerinin fark- 
hhgina yol agar. Bu da kavrama ve dusunme yeteneklerini etkiler. 
Yani kimi insan keskin zekah, kimi aptal olur. Kimi iyi kavrayish, 



118 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kimi kotu kavrayish olur. Kiminin dusuncesi isabetli ve tutarh, ki- 
minin dusuncesi egri ve sapik olur. 

Bunlarm hepsi suphe edilmez gerceklerdir. Kur'an'm cesitli 
ayetlerinde bu farkhhk vurgulanmaktadir. §u ayetlerde oldugu gi- 
bi: "Hig bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akli basinda 
kimseler ogiit alir." (Zumer, 9) "Zikrimizden (bizi anmaktan veya 
bizim hatirlatmamizdan -Kur'an'dan-) yuz gevirip diinya hayatm- 
dan baska bir §ey is-temeyenlerden yuz gevir. Bu, onlarm bilgile- 
rinin erecegi son noktadir." (Necm, 30) "Ne olmu§ bu adamlara, 
nerdeyse higbir sozu anlamryorlar." (Nisa, 78) incelemekte oldu- 
gumuz ayetler arasmda bulunan Maide suresinin yetmi§ be§inci 
ayetinin su son bolumu de bunun delillerinden biridir: "Bak biz on- 
lara ayetleri nasil agik agik anlatryoruz ve sonra bak, onlar (bu 
ayetlerden) nasil gevriliyorlar?" (Maide, 75) 

Bu farkliligm en somut orneklerinden biri, yuce Allah'm birligi- 
ni kavrama tarzlannda gorulen anlayis farkhhgidir. Qunku yuce Al- 
lah'm varhgini degerlendirme konusunda insanlar arasmda buyiik 
bir farkhhk ve genis ?aph inis-?ikislar vardir. Oysa insan fitrati, gizli 
ilhami ve ince isareti Me Allah'm varhgina dair butun insanlara or- 
tak anlayis telkin etmektedir. 

Bu konuda bazi insan fertlerinin diisiincesi o kadar alcalmis 
ki, edindikleri putlan, agagtan, tastan, hatta davar sidigi ile yog- 
rulmus Qamurdan yapilmis heykelleri Allah'a ortak ve denk kos- 
muslar. Bunlara Allah'a kulluk eder gibi tapiyorlar. Allah'tan bir 
sey diler gibi onlardan dilekte bulunuyorlar. Allah'a boyun eger gi- 
bi onlara boyun egiyorlar. Hatta bu insan burada bile durmamis, 
putlan yuce Allah'tan ustiin saymis, Allah'i birakarak onlara yo- 
nelmis, Allah'tan degil de putlardan medet ummus. 

Bu tur insan Allah'm varhgini tipki kendi eli ile yaptigi veya 
kendisi gibi bir insanm yaptigi putlann varhgi gibi gormektedir. Bu 
nedenle, bunlar taptiklan putlann her biri icin varit gordtikleri bir- 
lik kavrammm aynisini yuce Allah hakkmda da gecerli sayiyorlardi. 
Bu birlik, sayilan olusturan sayisal birliktir. §u ayette buyruldugu 
gibi: "On-lar, aralarmdan bir uyarici gelmesine sasirdilar. Inkarci- 
lar, 'Bu, yalanci bir buyucudur.' Tannlari tek tanri mi yaptr? Bu 
cidden sasilacak bir §eydir. ' dediler. " (Sad, 6) 



Maide Suresi 68-86 119 

Bu anlayistaki kimseler, Kur'an'm tevhit cagnsim sayisal cok- 
lugun karsiti olan sayisal birlik cagrisi olarak telakki ediyorlardi. 
§u ayetlerde buyruldugu gibi: "ilahiniz tek bir ilahtir, O'ndan ba§- 
ka ilah yoktur." (Bakara, 163) "0 diridir, O'ndan baska ilah yoktur. 
halde dini yalniz O'na has kilarak O'na yalvarm." (iviu'min, 65) 
Kur'an'da bunlar gibi, 90k sayida ilahlan reddeden ve tek Allah'a 
yonelmeye cagiran daha bircok ayet vardir. "Bizim ilahimiz da, si- 
zin ilahiniz da birdir." (Ankebut, 46) ayeti gibi bircok ayet de, Tanri'- 
ya tapmakta ayrihga dusmeyi reddetmeye cagmyor. Qiinkii her 
ummet, her toplum, hatta her kabile sadece kendine ait bir tann, 
bir ilah ediniyor ve baskalarmin ilahma boyun egmiyordu. 

Kur'an yuce mesajmda yiice Tanri'mn sayisal birligini redde- 
der. Qunku bu tur bir birlik ancak, bu biri obur birden ayrilmaya 
zorlayan sinirhlik ve olgululukle gergeklesir. Bunun ornegi bir ha- 
vuzdaki sudur. Bu suyu 90k sayidaki kaba bolusturdugumuz za- 
man her kaptaki su diger kaptaki sudan ayn "bir su"dur. Her kap- 
taki suyun obur kaptaki sudan ayn "bir su" olmasi, obur kaptaki 
suyun beriki kaptaki sudan ayn olmasi, onunla bir arada olmama- 
si yuziindendir. Tipki bunun gibi, su insanin "bir insan" olmasi, 6- 
bur insanin sahip oldugu varhga, varhksal ozelliklere sahip olma- 
masmdan ileri gelir. Eger boyle olmasaydi, hem bu insana, hem 
de su insana itlak edilen insanhk unvanmin sayisal anlamda bir 
veya 90k olmasi mumkun olmazdi. 

Buna gore sayisal biri, bir olmaya zorlayan faktor, varolusun 
mah-dudiyeti, sinirlihgidir. Sonra bazi yonlerden bu birligin ortadan 
kalkmasi ile, mesela bir tur toplanmaya ve bir araya gelme niteli- 
ginin belirmesi ile sayisal gokluk olusur. 

Yiice Allah, Kur'an ogretisinde vurgulandigi uzere makhur ol- 
mayan bir kahir ve hicbir seyin yenemeyecegi bir galip oldugu iQin, 
O'-nun hakkmda sayisal anlamda birlik veya yine sayisal anlamda 
?okluk tasavvur edilemez. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "0, birdir, 
her §eye boyun eidirendir." (Ra'd, 16) "Cok sayida ilah mi, yoksa 
her seye boyun eidiren bir Allah mi daha iyidir? Allah '1 birakarak 
taptiginiz §eyler, sizin veya atalarinizm taktigi birtakim (bo§, ige- 
riksiz) adlardan baska bir §ey dei'ildir. " (Yusuf, 40) "Her §eye boyun 
eidiren tek bir Allah'tan baska ilah yoktur." (Sad, 65) "E£er Allah 
evlat edinmek isteseydi, yarattiklarmdan istedigini segerdi. 



120 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

(boyle bir §eyden) miinezzehtir. her §eye boyun egdiren bir Al- 
lah'tir." {Zumer, 4) 

Goruldugu gibi bu ayetlerin akisi, goklukla baglantih ve birligin 
karsiti olan her birligi reddeder. Bu birlik, ister sayisal birlik olsun. 
Herhangi bir turun bir tek ferdi gibi ki, eger yam basmda bir baska 
ferdin de varligi farz edilse iki olurlar. Bu fert, "bu, o degildir." di- 
yebildigimiz ve bunun yam basmda farz ettigimiz oteki ferdin giz- 
digi simrla sinirlandmlmis, bu smira boyun egmis "bir ferf'tir. is- 
terse tursel, cinsel veya aym cinsten bir goklukla baglantih ba§ka 
bir genel birlik olsun. insan turu gibi ki, kendinden ve at, sigir ve 
davar gibi turlerden olusan bir 90k tur iginde "bir tur"dur. Bu tur, 
benzerlerinden olusan diger turlerin cizdigi smira boyun egmis bir 
turd Li r. 

Yiice Allah ise zatmda, sifatmda ve fiilinde asla ve asla hicbir 
seyin baskisi, galebesi altmda degildir. Tersine, her seyin ustunde 
kahir olan, her seye boyun egdiren O'dur. Dolayisiyla 0, kendisi ile 
ilgili hig bir seyde mahdut ve simrlandirilmis degildir. 0, tizerine 
yokluk golgesi dusmeyen bir varhktir; batila maruz kalmayan bir 
haktir; olume bulasmayan bir diridir; cahilligin sizmasma ugrama- 
yan bir bilendir; acizlige yenik dusmeyen bir gucludur; higbir yonu 
baskasimn mtilkiyeti altmda olmayan bir malik ve bir egemendir; 
zilletle hie ilgisi olmayan bir azizdir. her yonuyle iste boyledir. 

Boylece 0, her turlu kemalin katiksizma sahiptir. Eger bu 
Kur'an gercegini daha iyi anlamak istiyorsan biri sinirh ve oburu 
sonsuz olan iki sey dusun. Sonsuz olamn sinirh olam gepegevre 
kusatmis oldugunu, sinirh olamn sonsuz olam var sayilan higbir 
kemalinden alikoymadigim, tersine sonsuz olamn tamamen simr- 
hya egemen oldugunu, sinirlimn her yonuyle sonsuzun 
hegomanyasi altmda bulundugunu ve kemal rukunlerinin higbi- 
rinde onu kaybetmedigini, sonsuz olamn kendi kendine ayakta 
durdugunu, sinirh olam gozetim ve denetim altmda tuttugunu ve 
her yonuyle onu kusatmis oldugunu gorursim. 

Bu iki hususu dusundukten sonra da bu bilginin isiginda su 
ayetin anlamim kavramaya gahs: "Rabbinin her §ey uzerinde §a- 
hit oldugu (her §eyi gozlem altmda bulundurdugu) gergegi onlar 
igin yeterli degil mi? Haberiniz olsun ki, onlar Rableri He bulusa- 



Maide Suresi 68-86 121 

caklarmdan kuskudadirlar. Haberiniz olsun ki, her §eyi ku§at- 
m;§f;r."(Fussiiet, 54) 

Hasir (kesin aidiyet) icerikli veya bu anlama isaret eden ve yu- 
ce Allah'm sifatlarmi bildiren ayetlerin butunu bu anlama delalet 
eder. §u ayetlerde oldugu gibi: "0 kendisinden baska Hah olma- 
yan Allah'tir. En guzel isimler O'nundur." (Taha, 8) "(0 gun...) Allah- 
'm apagik gergek oldugunu bileceklerdir." (Nur, 25) "0 diridir, O'n- 
dan baska Hah yoktur." (iviu'min, 65) "0 her §eyi bilen ve her §eye 
giicu yetendir." (Rum, 54) "Guq butunu He Allah'a mahsustur." (Ba- 
kara, 165) "Nlulk ve hamd ona mahsustur." (Tegabun, l) "izzet butii- 
nu He Allah'a mahsustur." (Yunus, 65) "Hak (gergek), Rabbinden 
gelendir." (Bakara, 147) "Siz Allah'a muhtagsmiz, Allah'm ise higbir 
§eye ihtiyaci yoktur." (Fatir, 15) Kur'an'da bu anlami ifade eden 
ba§ka ayetler de vardir. 

Goruldugu gibi bu ayetler, du§untilebilecek her kemal sifatinin 
asaleten yiice Allah'a mahsus oldugunu yuksek sesle haykinyor- 
lar. O'-nun di§mdakilerinin ise O'nun verdiginden baska bir seyleri 
yoktur. Fakat biz yaratiklarm baskalarma verdiklerimizden ayn 
dustugumuz gibi 0, verdiginden ayn dusmez, verdigini kaybetmez. 

Kemalden nasip almis ve Allah'm karsismda O'nun ikincisi ve 
ortagi olarak farz ettigimiz her varhgm kemal namina sahip oldu- 
gu her sey ashnda sirf Allah'mdir. 0, her seyin maliki olan haktir. 
O'nun dismdakiler ise kendinden higbir seye malik olmayan batil- 
lardir. Nitekim yiice Allah soyle buyuruyor: "0 sozofe Hahlar kendi- 
leri igin ne bir zarara ve ne de bir yarara maliktirler. Ne olume 
maliktirler, ne hayata ve ne de yeniden diriltmeye." (Furkan, 3) 

iste sayisal birligi yiice Allah'tan nefyeden, uzaklastiran anlam 
budur. Cunku eger Allah sayisal anlamda bir olsaydi, yani zati ile 
diger varhklan kusatmayan, sinirh bir varhk olsaydi, akhn onun gi- 
bi ikinci bir varhgi farz etmesi mumkun olurdu. ister farz edilen bu 
ikinci varhgm dis dunyada gergeklesmesi mumkun olsun, ister 
olmasin, degisen bir sey olmaz. Yine bu sinirh varhgm, dis dunya- 
da imkansiz oldugu farz edilse bile, kendiliginde Qokluk ile nite- 
lenmesi mumkun olurdu. Oysa boyle seyler mumkun degildir. 

Yiice Allah birdir, su anlamda: oyle bir varhktir ki, higbir si- 
nir-la sinirh degildir ki bu sinirm otesinde O'nun bir ikincisi farz edi- 



122 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lebilsin. Su surenin anlami iste budur: "De ki: Allah birdir 
(ehad). Allah sameddir. Do£urmami§ ve dogrulmami§tir. Higbir 
kimse O'nun dengi degildir." (ihiasSuresi) 

"Ehad=bir" kelimesi, mukabilinde sayi farz etme imkanim or- 
tadan kaldiran bir anlam ta§ir. Mesela, "Ma caenT ehadun=bana 
hig kimse gelmedi" dendiginde bu sozle bir, iki ve 90k kisinin gel- 
mesi reddedilmis olur. Yiice Allah, "Eger mu§riklerden bin sana 
sigmirsa..." (Tev-be, 6) buyuruyor. Bu ifade bir kisiyi, iki kisiyi ve da- 
ha 90k kisiyi kapsamma ahr, higbir sayiyi kapsam disi birakmaz. 
Yine yiice Allah, "Ve-ya iginizden bin heladan gelmi§ ise..." (Nisa, 
43) buyuruyor. Bu ifade de bir ve birden 90k kisiyi kapsamma ahr, 
higbir sayiyi disanda birakmaz. 

"0 Allah birdir." ayetinde "ehad=bir" kelimesinin olumsuzluk 
icermeksizin, izafetle veya sifatla kayitlandmlmaksizin kullanil- 
masi su anlami ifade eder: Yuce Allah'm varhgi oyle bir varhktir ki 
O'nun herhangi bir sekilde, bir veya birden 90k benzerini farz et- 
mek mumkiin degildir. Boyle bir seyin dis alemdeki imkansizhgi- 
nm yam sira saghkh birfarzi dahi mumkiin degildir. 

Bundan dolayi yuce Allah (ihlas suresinde) bu "bir"i ilkin "sa- 
in ed" olmakla niteliyor. Yani O'nun olmadigi bir bosluk, O'nun bu- 
lunmadigi bir yer yoktur. ikinci olarak "dogurmamishk"la, uguncu 
olarak "dogurulmamishk"la ve dorduncu olarak da "higbir dengi 
bulun-mamak"la niteliyor. Qunku butun bu sifatlar, bir tur sinirlihgi 
ve yoksunlugu gerektirir. 

iste baskalannin nitelemelerinin yuce Allah ile tarn ortusme- 
mesi-nin sirn budur. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Allah onlann 
taktiklan sifatlardan miinezzehtir. Allah'm halis kilmmi§ kullan 
bunun di§mdadir." (Saffat, 160) "insanlarm bilgisi O'nu 
ku§atamaz." (Taha, 110) Qunku bizim Allah'a taktigimiz sifatlar, si- 
nirh kavramlardir. Oysa yuce Allah smirdan ve kayittan miinezzeh- 
tir. Peygamberimizin su meshur soziinde kastettigi incelik de bu- 
dur: "Ben senin i?in higbir ovgii sayip dokemem. Sen kendini 6v- 
diigiin gibisin." 

Bu anlamdaki birlik, Hiristiyanlarm teslis dogmasmi reddeder. 
Onlar, iic unsurlu ilah anlayislanna ragmen Allah'm birligine ina- 
nirlar. Fakat onlann birlikten anladiklan sey sayisal birliktir. Bu an- 



Maide Suresi 68-86 123 

layis ise, bir baska yonden coklugu reddetmez. Onlar soyle 
diyorlar: "Uknumlar, yani 'baba, ogul ve Ruh'ul-Kudus', baska bir 
deyisle 'Zat, ilim ve Hayat' uc oldugu gibi ayni zamanda birdir. 
Tipki 'diri, bilgili insan' gibi. Burada 'diri, bilgili insan' diye bir fey- 
den soz edildigi halde, ayni zamanda 'insan, dirilik ve bilgi' diye uc 
seyden de soz ediliyor. 

Fakat Kur'an'm ogretisi bunu reddeder. Qunku Kur'anin ogreti- 
si, Allah'm zati ve sifatlan ile ilgili olarak hicbir sekilde cokluk ve 
bolunme varsayimi ile bagdasmayan bir bilgiyi ongoriir. Bu alanda 
varsayilan her sey digerinin aynisidir. Qunku smirlama yoktur. Bu- 
na gore yuce Allah'm zati sifatlannm aynisidir. Yuce Allah, ortak 
kosanlarm kostuklan ortaklardan ve insanlann taktiklan, yakistir- 
diklan sifatlardan munezzehtir. 

Bundan dolayi yuce Allah'i kahharhkla (her seye boyun egdi- 
ren ustun irade ve gug sahibi olmakla) niteleyen ayetlerin, once 
birlik sifatmi vurguladiktan sonra O'nu kahharhkla niteledikleri go- 
rulur. Maksat, O'nun birliginin higbir anlamda bir ikincisinin veya 
benzerinin farz edilmesine imkan tanimadigmi vurgulamaktir. Ne- 
rede kaldi ki, bu ikinci ve benzer dis alemde varolabilsin ve ger- 
ceklige, subuta kavusabilsin. §u ayette goruldugu gibi: "Qok sayi- 
da Hah mi, yoksa her §eye boyun egdiren (kahhar) bir Allah mi 
daha iyidir? Allah'i birakarak taptigmiz §eyler, sizin veya atalari- 
nizm taktigi birtakim (bo§, igeriksiz) adlardan ba§ka bir §ey de- 
gildir." (Yusui, 40) 

Allah'm varsayilan her ortagi kahredici, ortahktan kaldinci bir 
birlikle nitelenmesi, kendi dismdaki butun sozde ilahlara bos birer 
isimden baska bir sey birakmiyor. Yine su ayetlerde oldugu gibi: 
"Yoksa onlarm Allah'a kostuklan ortaklar tipki Allah gibi (birta- 
kim yaratiklar) yarattilar da onlar bu iki yaratma eylemini birbi- 
rinden ayirt edemediler mi? De ki: Herseyin yaraticisi Allah'tir. 
birdir, her §eye boyun egdiren (kahhar)dir." (Ra'd, 16) "Bugiin miilk 
kimindir? Sadece her §eye boyun egdiren (kahhar) bir Allah'm- 

C///\" (MLi'min, 16) 

Qunku yuce Allah'm mutlak mulku, kendi dismda farz edilecek 
herhangi bir yaratigm malik olmasma imkan tanimaz. Tersine o 
varhgin kendisi ve mulku, birlikte Allah'm mulkiyetindedir. Veya su 
ayetlerde goruldugu gibi: "Her §eye boyun egdiren bir Allah'tan 



124 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ba§ka higbir Hah yoktur." (Sad, 65) "E£er Allah evlat edinmek iste- 
seydi, yarattiklarmdan istedigini segerdi. (boyle bir §eyden) 
munezzehtir. her §eye boyun egdiren bir Allah'tir." (Ziimer, 4) G6- 
ruldugu gibi bu ayetlerin hepsinde kahharhk sifati, birlik sifatmm 
ardica gelmistir. 

TEVHiDiN HADiSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

et-Tevhid ve el-Hisal adh eserlerinde muellif kendi rivayet zin- 
ciriyle Mikdam b. §ureyh b. HanT'den, o da babasmdan soyle nak- 
leder: "Cemel olayi giinii bir bedevt ayaga kalkarak Hz. Ali'ye, 'Ey 
Emir'ul-Mu'minin! Allah birdir mi, diyorsun?' diye sordu. Bu soru 
iizerine halk bedevtye yiiklenerek, 'Ey bedevt, Emir'ul-Mu'minin'in 
§u giinlerde ne sikmtilar i?inde oldugunu gormuyor musun?' dedi- 
ler. Bunun iizerine Hz. AM, 'Birakm adami! Bu bedevtnin istedigi, 
bizim kar§imizdakilerden istedigimizin aynisidir.' dedikten sonra 
sozlerine §6yle devam etti: 

"Ey bedevt, 'Allah birdir' sozu dort anlamda soylenebilir. Bu an- 
lamlarm ikisi Allah hakkmda caiz degildir, diger ikisi O'nun hak- 
kmda sabittir. Allah hakkmda caiz olmayan anlamlannin biri, sa- 
yisal anlamda 'Allah birdir' demektir. Bu caiz degildir. Qunku ikin- 
cisi olmayan bir varhk sayi kapsamma girmez. "Allah ugun ugun- 
cusudiir." diyenlerin kafir olduklanni gormuyor musunuz? Cinse 
bagh bir turu kastederek, '0, bir insandir' dendigi gibi demek de 
caiz degildir. Qunku bu bir benzetme olur ve yuce Allah bundan 
munezzehtir." 

"O'nun hakkmda caiz olan diger iki anlama gelince; birincisi '0 
birdir, §eyler i?inde onun benzeri yoktur' demektir. Rabbimiz boy- 
ledir. ikincisi ise, 'Allah tek bir gercektir' deyip bu sozden O'nun ne 
di§ alemde, ne akilda ve ne hayalde bolunmeyi kabul etmedigini 
kastetmektedir ki, yiice Rabbimiz boyledir." [et-Tevhid, s.83, h:3. ei- 
Hisal, cl, s.2, h:l] 

Ben derim ki: Bu rivayeti, el-Meant adh eserde de muellif, ba§- 
ka bir rivayet zinciri ile Ebu Mikdam b. §urayh b. Hant'den, o da 
babasmdan, o da Hz. Ali'den nakletmistir. [s.5, h:2] 



Maide Suresi 68-86 125 

Nehc'ul-Belaga'da 1 soyle gecer: "Dinin baslangici O'nu (Allah'i) 
tanimaktir. O'nu tanimanm kemali, O'nu dogrulamaktir. O'nu 
dogrula-mamn kemali, O'nu birlemektir. O'nu birlemenin kemali, 
sirf O'na yonelmektir (ihlas). Sirf O'na yonelmenin (ihlasin) kemali, 
sifatlan O'n-dan nefyetmektir. Cunku her sifat, mevsuftan baska 
oldugunun tanigi, her mevsuf da sifattan ayn oldugunun sahididir. 
Bu nedenle, Allah'i vasfeden, O'nu (o sifata) yanasik kilmis olur. 
O'nu yanasik kilan, O'nu ikilemis olur. O'nu ikileyen, O'nu parcala- 
ra bolmus olur. O'nu parcalara bolen, O'nu tammamis olur. O'nu 
tanimayan, O'na isaret etmis olur. O'na isaret eden, O'nu smirla- 
mis olur. O'nu smirlayan, O'nu sayiya sokmus olur..." 2 

Ben derim ki: Bu beyan, tevhit hakkmda esi-benzeri gorulme- 
mi§ en guzel a?iklamadir. Agiklamanm birinci bolumunun ozu §u- 
dur: Allah'i tanimanm kemal yontindeki son asamasi, sifatlan 
O'ndan nefyetmektir. Birinci bolume bina edilen ikinci bolumun, 
yani "Bu nedenle, Allah'i vasfeden, O'nu (o sifata) yanasik kilmis 
olur." ifadesinden sona kadar olan bolumun ozu ise sudur: Yuce 
Allah'a birtakim sifatlar ispat etmek, O'nun hakkmda mumkun 
olmayan smirlamaya bagh sayisal birligi ispat etmeyi gerektirir. 
Bu iki mukaddimeden cikan sonug ise sudur: Allah'i tanimanm 
kemali, sayisal birligi O'ndan nefyedip, baska bir anlamdaki birligi 
O'nun hakkmda ispat etmektir. Hz. Ali'nin (a.s) bu aciklamadan 
maksadi da iste bu anlamdaki birligi (tevhidi) ispat etmektir. 

Sifatlan O'ndan nefyetmek konusuna gelince; Hz. AM (a.s), 
"Dinin baslangici O'nu tanimaktir." seklindeki soztiyle bunu acik- 
lamistir. Cunkii agiktir ki, Allah'i hicbir sekilde tanimayan, daha 
din alanma girmemistir. Tanima, bazen tammayla baglantih bir 
amelle ve tanimanm gereklerini yerine getirmekle birlikte olur, 
bazen de herhangi bir amelle birlikte olmaz. Bilindigi gibi ameller- 
le arasinda bir tur baglanti bulunan bilgi, ancak onun ameltgerek- 
leri yerine getirilirse, insanin ozbenliginde sabit ve kahci olur. Aksi 
takdirde, karsit amelleri yapmakla bilgi zayiflamaya yuz tutarak 
silinip gider ya da hicbir etkisi olmayan faydasiz bir seye donusiir. 



1- [Buradan s.l37'deki "TarihT Bir inceleme" ba§hgma kadar olan bolumun 
terciimesi Seyyid Seccad Karaku§ tarafmdan yapilmi§tir.] 

2- [Nehc'iil-Belaga, 1. hutbenin ba§lan] 



126 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Hz. AM (a.s) Nehc'ul-Belaga'da da aktanlan bir sozunde bu konuda 
soyle buyurur: "Bilgi amelle yan yanadir. Bilen amel eder. Bilgi, 
amele cagmr. Bilgi sahibi, bu cagriya kulak verirse, (bilgi onda ka- 
hr) aksi takdirde ondan ayrihp gider." 1 

Bir seye yonelik bilgi ve tanima, ancak bilen ve taniyan sahsm 
bilinen ve tanman seye samimiyetle baglanmasi ve bunu icine ve 
disina, gonlune ve davramslarma yansitmasiyla, yani ruhen ve 
cismen onun karsismda egilmesiyle kamil olur. insanin icine ve 
disina yayilan bu egilmeye iman denir. Hz. AM (a.s), "O'nu tanima- 
nin kemali, O'nu dogrulamaktir." sozuyle bu anlami kastediyor. 

Her ne kadar "O'nu dogrulamak" olarak adlandmlan bu egil- 
me (huzu), putperestlerin hem Allah, hem de diger ilahlarmin kar- 
sismda egildikleri gibi, karsismda egilen Rabbe ortak kosmakla 
da mumkunse de, ancak a?iktir ki, baskalanndan yuz gevirmedik- 
?e bu egilme tarn ve eksiksiz bir egilme sayilamaz. Dolayisiyla i- 
lahlardan biri karsismda egilme, digerlerinden yuz gevirme ve on- 
lara bir tur bas kaldirma anlamini tasir. Boylece Allah'i dogrula- 
mak ve makami karsismda egilmek, ancak 90k sayida ilahlar i- 
nancmdan vazgegip onlara tapmaktan kacmmakla kamil olur. 
"O'nu dogrulamamn kemali, O'nu birlemektir" sozu, bunu anlat- 
mak istiyor. 

Birlemenin (tevhidin) de biri digerinin ustunde cesitli asamala- 
n vardir. En List ve kamil asamasi, tek Nana, ilahlik hakkmi eksik- 
siz teslim etmekle gerceklesir. Bunun \g\n insanin O'nu "tek Man" 
olarak adlandirmasi yetmez. Varlik ve kemal adma sahip oldugu - 
yaratma, nzk verme, diriltme, oldiirme, verme, engelleme gibi- her 
seyi butunuyle O'na izafe etmesi gerekir. Bunun yanmda egilme 
ve tapmayi da O'na hasretmesi, O'na ozgulemesi, baskasi karsi- 
smda hi?bir ve?hile egilme-mesi gerekir. Hatta ancak O'nun rah- 
metini ummali, ancak O'nun gazabindan korkmali, ancak O'nun 
katmdakinde goz dikmeli ve ancak O-nun kapisma yonelmelidir. 

Baska bir ifadeyle, ilim ve amelde, bilgi ve davranista sirf O'na 
yonelmelidir (ihlas). "Birlemenin kemali, sirf ona yonelmektir." i- 
fadesinin anlami budur. 



1- [Nehc'iil-Belaga, Kisa Sozler: 366] 



Maide Suresi 68-86 127 

insan sirf Allah'a yonelerek ihlas makamma erisip Allah'm 
yardimiyla Allah'm dostlan arasina girdigi zaman, O'nu hakkiyla 
tanimaktan, buyuklugu ve yuceligine yarasan bir sifatla nitele- 
mekten aciz oldugunu anlar. Hatta bazen yuce Allah'a yakistirdigi 
sifatlarm, karsilastigi yapilmis ve yaratilmis seylerden algiladigi 
anlamlar ve gozlemledigi mumkun varhklarin analizinden ulastigi 
kavramlar oldugunu gorur. Oysa bu yolla algilanan anlamlar, bir- 
takim smirh ve kayith kavramlardir ki, birbirini iter, birbiriyle ka- 
risma ve birlesmeyi kabul etmezler. Ornek olarak varhk, ilim, kud- 
ret, hayat, nzk, izzet, gma vs. kavramlanna bakabilirsiniz. 

Smirh kavramlarm birbirlerini itmesinin nedeni, her kavramm 
oteki kavramdan bosaltilmis olmasi, oteki kavrami icermemesi- 
dir. ilim kavrami ile kudret kavrammi ele ahrsak, gorecegiz ki, il- 
min anlammi tasavvur ettigimiz zaman kudret anlamim igerme- 
yen bir anlami tasavvur ediyoruz. ilmin ifade ettigi anlamda kud- 
retin anlammi bulamiyoruz. Ayni sekilde bir sifat olarak ilmin an- 
lammi tasavvur ettigimizde gorecegiz ki, onu, ilim sifatina sahip 
olan zatm anlamindan ayn olarak dusunuyoruz. 

Bu kavramlar, bilgiler ve algilar, yuce Allah'a hakkiyla intibak 
etmekte, yuce Allah'i oldugu gibi anlatmakta yetersiz kahrlar. Bu 
nedenle ihlas makamma ermis olan kimse, Rabbini vasfetmede 
telafisi mumkun olmayan aczini ve yetersizligini ikrar etmekten 
baska bir garesi olmadigmi anlayarak donup ispat ettigini 
nefyeder ve kurtulusu olmayan bir hayrete diiser. Hz. Ali'nin sirf 
O'na yonelmenin (ihlasin) kemali, sifatlan O'ndan nefyetmektir. 
Qunkii her sifat mevsuftan baska oldugunun tanigi, her mevsuf da 
sifattan ayn oldugunun sahididir." seklindeki sozunun anlami bu- 
dur. 

Hz. Ali'nin (a.s) bu sozlerinin hemen oncesinde hutbenin ba- 
smdaki sozleri de bizim bu agiklamamizi desteklemektedir. Konu 
uzerinde derin dusiinen zeki bir insan bunu teslim eder. Orada 
soyle buyuruyor Hz. AM (a.s): "0, oyle bir mabuttur ki, himmetler 
yiicelere Qikmakla O'nu idrak edemez. Ustun zekalar derinlere 
dalmakla O'na ulasamaz. 0, oyle bir mabuttur ki, sifatmm belirli 
bir smiri, mevcut bir niteligi, sayih bir vakti ve sureli bir muddeti 
yoktur." 



128 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"Bu nedenle, Allah'i vasfeden, O'nu (o sifata) yanasik kilmis 
olur." ifadesinden sona kadar olan sozleriyle de Hz. AM (a.s), sifat 
ispat etmeyi cozumleme yoluyla, yuce Allah'm smiri olmadigi ve 
sayiya sigdmlmayacagi sonucuna vanyor. Tipki birinci bolumdeki 
sozleriyle tanima ve bilmeyi gozumleme yoluyla sifati nefyetme 
sonucuna vardigi gibi. 

Boylece Allah'a sifat yakistirmaya kalkisan, O'nu o sifata ya- 
nastirmis, o sifatla yan yana koymus olur. Cunku bilindigi gibi sifat 
ile mevsuf ayn ayn seylerdir. iki ayn seyi bir araya toplamak, onla- 
n birbirine yanastirmakla olur. O'nu sifatma yanastiran, O'nu iki- 
lemis olur. Cunku bu durumda O'nu bir mevsuf, bir de sifat olarak 
ele almis olur. Mevsuf ile sifat da iki seydir. O'nu ikileyen, O'nu iki 
parcaya bolmus olur. O'nu parcalara bolen, kafasmin bir kosesin- 
de aklt bir isaretle O'na isaret ederek O'nu bilmemis, tanimamis 
olur. O'na isaret eden, O'na sinir belirlemis, O'nu smirlamis olur. 
Qunku isaret, isaret edenle isaret edilenin arasinda bir nevi mesa- 
fenin varsayimiyla birinciden baslayip ikincide biten bir eylem ol- 
duguna gore aralannda isaretin gergeklesmesi igin isaret edilenin 
isaret edenden ayn olmasim gerektirir. O'nu smirlayan, O'nu sayi- 
ya sokmus, O'nu sayisal anlamda birlemis, "bir" bilmis olur. Qunku 
sayi, varhksal bolunme ve ayrilmanin geregidir. Allah bundan mu- 
nezzehtir, yucedir. 

Yine Nehc'til-Belaga'da soyle ge?er: Hz. Ali'nin (a.s) bir hutbe- 
sinden: "Hamd Allah'a ki, higbir hali (sifati) otekinden once degil- 
dir. Evvel (ilk) olusu, ahir (son) olusundan once degildir. Zahir (a- 
91k) olusu, batm (gizli) olusundan once degildir. O'nun dismda 'bir' 
diye adlandinlan her sey azdir. O'nun dismda her aziz, zelildir. O'- 
nun dismda her guglu, gugsuzdur. O'nun dismda her malik, mem- 
luktur. O'nun dismda her bilen, ogrencidir. O'nun dismda her gucu 
yetenin, gucu yettigi de olur, aciz kaldigi da olur. O'nun dismda her 
duyan, ince (hafif) sesleri duymaz, buyuk (yuksek) sesler kendisini 
sagir eder, uzaktaki seslerden haberi olmaz. O'nun dismda her 
zahir (acik), batmdir (gizlidir). O'nun dismda her batm (gizli), zahir- 
dir (agiktir)." 1 



1- [Nehc'iil-Belaga, Hutbe: 65] 



Maide Suresi 68-86 129 

Ben derim ki: Bu aciklama, yuce Allah'm smirsiz, O'ndan bas- 
kasinm ise smirh olduguna dayah bir aciklamadir. Bu ve benzeri 
kavramlar ve nitelikler smirh olarak ele almdiklarinda baska kav- 
ramlar ve niteliklerle bir tur ortusum halinde olurlar. Boyle olunca 
sinirhlik, bu kavramlar ve niteliklerin kendilerinden kopmalanna 
ve karsit kavramlar ve niteliklere donusmelerine sebep olur. 

Mesela; zahir (acik) olmanm smirh olusu, bir yonden veya bir 
seye gore zahir, baska bir yonden veya baska bir seye gore ise ba- 
tm ve gizli olusu anlammdadir. Ayni sekilde smirh bir izzetin anla- 
mi, sinirm otesinde olmayisi ve sininn otesine gore zillet olusudur. 
GQ9, sininnm otesine gore zaaftir, gucsuzluktur. Acikhk, smirlan 
dismda gizliliktir. Gizlilik, smirlan dismda acikhktir. Mulkiyetin si- 
nirh olusu malikin, mukliyetini smirlandiran kimsenin hegemon- 
yasi altmda oldugu, kendisi ve mulkunun onun mulku oldugu an- 
lammdadir. Bilginin smirh olusu, sahibinden olmadigi, bilakis bas- 
kasmdan almdigi, baskasmm ogretmesiyle kazanildigi anlammi 
tasir. Qunku bir sey kendisini simrlandiramaz. Diger kavramlar ve 
nitelikler de boyledir. 

Hz. Ali'nin (a.s) bu aciklamadaki "Onun dismda her duyan, ince 
(hafif) sesleri duymaz..." seklindeki ifadesi, bu a?iklamanin "sinir" 
kavrami uzerine kurulu bir agiklama oldugunun delilidir. Qunku bu 
ifade ve sonrasi, acikca yaratilanlann smirh olduguna isaret et- 
mektedir, ifade tarzi degisikligi de soz konusu degildir. 

Hz. Ali'nin (a.s) bu sozlerini nakletmekten asil amacimiz olan 
"O'-nun dismda 'bir' diye adlandinlan her sey azdir" ifadesinin "si- 
nir" kavramma dayah oldugu ise oldukca a?iktir. Qunku "bir" diye 
adlandinlan seyin smirh olmasmdan sonuglanan sayisal birlik, bo- 
lunurlugti ve cogalmayi kabul eden bir kavramdir. Bolunme ve 90- 
galma arttikga "bir" denen sey de, olusan coklugun karsismda da- 
ha bir azhga ve zaafa gomulecek, daha az ve daha zayif olacaktir. 
Sayisal anlamda "bir" denen her sey, karsismdaki varsayilan 
"?ok"a gore azdir. Fakat "smin ve sonu olmayan" anlammdaki 
"bir"in karsismda "qoW'u farz etmek mumkun degildir. Qunku bu 
anlamdaki "bir"in ne bir smin, ne de bir ayinci niteligi vardir. ifade 
ettigi anlamm kapsami dismda kalan bir sey de yoktur ki, onun 
eklenmesiyle cogahp guclensin, ayrilmasiyla da azahp zayiflasm. 



130 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bu anlamdaki "bir" karsismda farz edilen her ikinci, ondan baska 
degil, onun kendisidir. 

Yine Nehc'ul-Belaga'da soyle gecer: Hz. Ali'nin (a.s) bir hutbe- 
sinden: "Hamd Allah'a ki, yaratiklarmi varligimn, yaratiklannin ha- 
dis olusunu (sonradan meydana gelmis olmasmi) ezeltyetinin, on- 
lann birbirlerine benzemelerini benzersizliginin delili kilmistir. Algi- 
lama organlan O'na dokunamaz (O'nu algilayamaz), perdeler O'nu 
ortemez. Cunku yapan (yaratan) ile yapilan (yaratilan), smirlayan 
ile smirlanan, (egitip yetistiren, gozetip kollayan) Rab ile (egitilip 
yetistirilen, gozetilip kollanan) merbub birbirinden farkhdir." 

"0 birdir, sayiya donen anlamda degil. Yaratandir, cahsip yo- 
rulma anlammda degil. Duyandir, bir aracla degil. Gorendir, bir a- 
leti kullanarak degil. §ahittir (her yerde hazirdir), dokunma soz 
konusu olmadan. Ayndir, arada mesafe bulunmadan. Zahirdir, 
gozle gorulur anlammda degil. Batmdir, latif bir cisim oldugundan 
degil. Biitiin §eylere htikum siirmekle, onlara gug yetirmekle on- 
lardan ayrilmi§tir. Biitun her §ey de O'na boyun egmekle, O'na 
donmekle O'ndan aynlmi§tir. Kim O'nu vasfederse (nitelerse), O'- 
nu saymi§ olur. O'nu sayan, O'nun ezelt olu§unu zedelemi§ olur." 1 

Ben derim ki: Hz. Ali'nin (a.s) bu sozlerinin ilk bolumu su teme- 
le dayanmaktadir: Mumkun olan varhklarda gozlemlenen biitun 
kavramlar ve sifatlar, birtakim smirh seylerdir ki kaQinilmaz olarak 
bir smirlayani, bir yapip yaratani, bir gozetip yetistireni vardir. da 
yiice Allah'tir. Smirlama, yuce Allah'm yapimi oldugu igin, sinirhlik 
O'ndan asagi bir mertebedir, O'nda soz konusu degildir. O'nun yu- 
ce kati bu smirlardan munezzehtir. Bu demektir ki, lafzimiz ifade 
edemese de, kavramimiz yetersiz kalsa da, O'nun sifatlan da her- 
hangi bir sinirla smirlanmis degildir. Boylece birdir, ancak smirh- 
hgi gerektiren sayisal anlamda degil. Yaratmasi, isitmesi, gorme- 
si, sahit (hazir) olmasi ve diger sifatlan da boyledir. 

Bunun ayrintilanndan biri de, yaratiklarmdan ayrihginin onlar- 
dan uzakta oldugu, onlarla arasmda mesafe bulundugu anlamm- 
da olmadigidir. 0, yaratiklanna bitisik veya onlardan arah olmak- 
tan, yaratiklannin iQinde veya dismda olmaktan yuce mi yucedir. 



1- [Nehc'iil-Belaga, Hutbe: 152] 



Maide Suresi 68-86 131 

Yaratiklarmdan ayrihgi her halukarda onlara egemen oldugu, on- 
lara guc yetirdigi, yaratiklarm da her halukarda O'na boyun egmis 
olduklan, O'na donuste olduklan anlammdadir. 

"Kim O'nu vasfederse (nitelerse), O'nu simrlamis olur. O'nu si- 
nir-layan O'nu saymis olur. O'nu sayan, ezelt olusunu zedelemis 
olur." Hz. AM (a.s) bu sozleriyle, sayisal birligi soz konusu etmenin, 
ezeliyeti ortadan kaldiracagmi ifade etmistir. Ciinku ezeliyetin ha- 
kikati, yuce Allah'in zati ve sifatmm sonsuz ve smirsiz olusudur. 
O'ndan once olmus olan bir seyin sonrasmda olmadigi acismdan 
bakildiginda, bu O'-nun ezeliyeti olur. [Ezeliyet: Bir oncenin sonra- 
smda olmayis.] O'ndan sonra olacak olan bir seyin oncesinde ol- 
madigi acismdan bakildiginda, bu O'nun ebediyeti olur. [Ebediyet: 
Bir sonranin oncesinde olmayis.] Her iki acidan bakildiginda da, 
bu O'nun devamlihgi, surekliligi olur. [Devamhhk: Bir oncenin son- 
rasmda ve bir sonranin oncesinde olmayis.] 

Yuce Allah'in ezeliyetini, "Zamanm sonsuzlugunda bir zaman- 
lar vardi ki, yaratiklardan ne bir haber vardi, ne bir iz; fakat yuce 
Allah vardi. Boylece yuce Allah sonsuz zamanlarda, sonradan 
meydana gel-mis olan yaratiklarmdan oncedir" seklindeki aQikla- 
ma buytik bir hata ve rezalettir ki, bircoklan buna dugar olmustur. 
Oysa hareket halinde olanlann hareketinin miktanndan ibaret o- 
lan "zaman" nerede, yuce Allah'in ezeliyetinde O'na ortak olma 
nerede?! 

Yine Nehc'iil-Belaga'da soyle ge?er: Hz. Ali'nin (a.s) bir hutbe- 
sinden: "Hamd, kullan yaratan, yeryuzunu yayip doseyen, aleak 
yerlerinden sular akitan, yiiksek yerlerinde bitkiler yeserten Allah- 
'a mahsustur. Evvelliginin (ilkliginin) baslangici, ezeliyetinin bitisi 
yoktur. ilktir, hep ilk olmustur. Bakidir, sonu yoktur. Almlar, kar- 
sismda secdeye kapanmis; dudaklar, birligini ikrar etmistir. §eyle- 
ri (varhklan) yarattigmda onlan smirladi ki, onlara benzerligi soz 
konusu olmasin." 

"Vehimler (hayaller) belirledigi smirlarla, dusunsel 
performanslanyla, tasavvur ettigi uzuvlar ve aletlerle O'nu 
taniyamazlar. Hakkmda 'Ne zaman?' denmez. O'na 'su zamana 
kadar' diye bir sure belirlenemez. Zahirdir (apagik ortadadir), 
neden, nereden ortaya cikti denmez. Batindir (gizlidir), nerede 
gizlidir denmez. Karalti degil ki bitsin, sona ersin. Ortulu degil ki, 
bir seyce ihtiva edilsin. §eylere (varhklara) yakmhgi yapismak 



132 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lere (varhklara) yakmhgi yapismak suretiyle degil, onlardan uzak- 
hgi da ayrilmak suretiyle degildir." 

"Kullarm ne bir anhk bir goz altmdan bakislari, ne tekrarladik- 
lan bir kelime, ne bir tepeye yaklasmalari, ne de karanlik bir ge- 
cede ya da aydmlatici aym degisik haletleriyle hafiften aydmlattigi 
sakin bir gecede attiklan yavasca bir adim O'na gizli degildir. Ki o 
gecenin ardindan, giderken (batarken) de, donerken (dogarken) 
de isikh olan, gelen bir gecenin gelmesi ve sirt ceviren bir gundu- 
zun gitmesinden olusan zamanlar ve asirlarm degismesine rag- 
men hala isik sacan gunes gelir." 

"Her son ve siireden, her sayim ve sayidan oncedir. 0, smirla- 
yanlann izafe ettikleri olculerle ilgili sifatlardan, boyutlara donuk 
yakistirmalardan, meskenlere yerlesmis olmaktan, mekani bulun- 
maktan mu-nezzehtir. Sinir, ancak O'nun yarattiklarmin ustune bi- 
?ilmis bir kaftandir, onlara yakistinlacak bir niteliktir. §eyleri (ya- 
ratiklan) ezelt koklerden, ebedt baslangiglardan yaratmamistir. 
Yarattigini yaratirken smirh yaratmistir. §ekillendirdiklerini sekil- 
lendirirken en guzel bi?imde sekillendirmistir." 1 

Yine Nehc'til-Belaga'da soyle geger: Hz. Ali'nin (a.s) bir hutbe- 
sinden: "O'na nitelik izafe eden, O'nu birlememis olur. O'nu ornek- 
le agiklayan, hakikatine ulasmamis olur. O'nu (bir seye) benzeten, 
O'nu kastetmemis olur. O'na isaret eden, O'nu hayal eden, O'na 
yonelmemis olur. Zatiyla tanman-bilinen her sey, yapilmis- 
yaratilmistir. Baskalanyla ayakta duran her sey, sonugtur (bir var 
edici nedeni vardir). yapip edendir, herhangi bir uzvu olmadan, 
herhangi bir alet edevat kullanmadan. Olcup bicendir, dusunmek- 
sizin. Zengindir, kazanmaksizm. Zamanlar O'na eslik etmez. Ede- 
vat O'na yardimci olmaz." 

"Varolusu zamanlardan, varhgi yokluktan, ezeltligi baslangig- 
tan oncedir. Hisleri, sezgileri yaratmasiyla hissi, sezgisi olmadigi 
bilinmistir. Karsit seyleri yaratmasiyla karsiti olmadigi bilinmistir. 
Birbirine denk seyleri var etmesiyle dengi olmadigi bilinmistir. Isigi 
karanhkla, a?ikligi kapahhkla, kurulugu yashkla, sicakhgi soguk- 
lukla karsitlamistir. Bansik olmayan seyleri birbiriyle kaynastinr, 



1- [Nehc'iil-Belaga, Hutbe: 163] 



Maide Suresi 68-86 133 

zitlan bir araya toplar, uzaklan birbirine yakmlastmr, yakmlan bir- 
birinden ayinr." 

"Smirlamayla kapsanmaz, saymakla hesaplanmaz. Edevat, 
ancak kendilerini smirlandinrlar. Aletler, ancak kendi benzerlerine 
delalet ederler. 'Falan zamanlardan beri var' denmesi, varliklarm 
kadim olmasma manidir. 'Su zamanda gerceklesmistir' denmesi, 
onlarm ezelt olmasma engeldir. 'Eger soyle olmasaydi, soyle 
olurdu' denmesi, onlan kamil olmaktan uzaklastirmistir. Onlan 
yapan (yaratan) onlarla akillara tecelli etmis, onlarla gozlere 
gortinmez olmustur." 

"O'nun hakkmda hareket ve durgunluk gecerli degildir. O'nun 
gecerli kildigi sey nasil kendi hakkmda gecerli olabilir ki?! O'nun 
baslattigi sey nasil kendine donebilir ki?! O'nun meydana getirdigi 
sey nasil kendinde meydana gelebilir ki?! Eger boyle bir sey soz 
konusu olsaydi, zati degismis, kunhu parcalara boltinmus olurdu, 
hakkmda ezeltligin anlami kalmazdi. Bu durumda onu oldugu icin 
arkasi da olmus olurdu; eksikligi oldugu igin tamamlanmak, ol- 
gunlasmak isterdi. Yine eger boyle bir sey soz konusu olsaydi, ya- 
pilmislik (yaratilmislik) belirtisi O'nda belirmis olur ve ayetlerin de- 
lalet ettigi yaratici olmaktan cikip kendi bir yaraticiya delalet eden 
ayete donusurdii." 1 

Ben derim ki: Hz. Ali'nin (a.s) sozunun evveli, yuce Allah'm kut- 
sal zatmm smir kabul etmezligini ve O'ndan baska her seyin smirh 
oldugunu agiklamaya yoneliktir. Bu konuyu daha once kisaca a- 
cikladik. 

"Smirlamayla kapsanmaz, saymakla hesaplanmaz." ifadesi, 
dncesindeki agiklamanm sonucu niteligindedir. "Edevat, ancak 
kendilerini smirlandinrlar. Aletler, ancak kendi benzerlerine dela- 
let ederler" ifadesi, "Smirlamayla kapsanmaz, saymakla 
hesaplanmaz." sozunun bir baska aciklamasidir. Ciinku onceki a- 
giklama, konuya su agidan yaklasmistir: Yaratilmislarm aynlmaz 
niteligi olan bu smirlar, yuce Allah'm kutsal zatmm koydugu, var 
ettigi seyler oldugu \g\n, fiilin (isin) failden (isi yapandan) sonraki 
mertebede olmasi turunden bir sonrahkla Allah'm yuce zatindan 



1- [Nehc'iil-Belaga, Hutbe: 186] 



134 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sonraki mertebededirler. Dolayisiyla Allah'm yuce zatinm bu smir- 
larla simrlanmis olmasi mumkun degildir. Qunku zatin bulundugu 
mertebede fiil yoktur. 

"Edevat, ancak kendilerini smirlandinrlar..." ifadesi ise, mese- 
leyi bir baska acidan ele almistir. §6yle ki: Bu edevat ve sinirlarm 
kacimlmaz ozelligi olan smirlandirma ve olculendirme, ancak tur- 
sel benzerlik oldugunda soz konusu olur. Mesela; bir agirhgi olcme 
birimi olan "miskal" ile ancak agirhklar olgulur ve ornegin renkler 
ve sesler olculmez. Veya hareketin miktarmdan ibaret olan "za- 
man" ile ancak hareketlerin smiri belirlenir. Veya ornegin "insan", 
sahip oldugu ortalama toplumsal agirhgiyla ancak bu ydnde ken- 
disi gibi olan insanlar icin bir olcu olusturur. Kisaca bu smir ve 61- 
culerden her biri, smirlandirdigi ve olculendirdigi §eye kendi anla- 
mma benzer bir anlam kazandinr. Varhgi zorunlu olmayip olasi o- 
lan her varhgm turn ozellikleri ve niteligi de belli bir smir ve olguye 
dayahdir, belli bir stiresi ve sonu vardir. Oyleyse bu varliklarm smir- 
h anlamlarmi nasil ezelt, ebedtve sonsuz birzata yukleyebiliriz?! 

imam'm (a.s) maksadi da budur. Bu nedenle de bu sozunun 
ardmdan "Falan zamandan beri var, denmesi..." buyurmu§tur. Ya- 
ni, varhklar i?in "Falan zamandan beri var." ve "§u zamanda ger- 
9ekle§mi§tir." soylenmesi, onlann zaman acismdan hadis oldukla- 
rmi gosterir ve kadimlik ve ezeltlik vasiflanyla nitelendirilmelerine 
engel olur. Ayni §ekilde "Eger §6yle olmasaydi, §6yle olurdu" den- 
mesi, onlann eksik oldugunu ve kamillesmeleri onunde bir enge- 
lin varoldugunu, dolayisiyla her yonden kamil olmadigmi gosterir. 

"Onlan yapan (yaratan), onlarla akillara tecelli etmis onlarla 
gozlere gortinmez olmustur." 

Her iki cumledeki zamirler, varhklara donuktur. Yani varhklar, 
yiice Allah'm ayetleri (nisaneleri) olduklan i?in sadece ayet sahibi- 
ni gosterirler. Bunlar tipki ayna gibidirler ve yuce Allah'tan baska- 
smi gostermezler. Boylece yuce Allah onlar vasitasiyla akillara te- 
celli etmistir. Ayni sekilde onlar vasitasiyla gozlere goriinmesi im- 
kansiz olmustur. Qunku yuce Allah'a bakmanm tek yolu bu ayetle- 
re bakmaktir. Bu ayetler de sinirh olduklan icin ancak kendileri 
gibi bir seye ulastinrlar, her seyi ihata etmis, kusatmis olan Rable- 
rine ulastirmazlar. Gozlerin O'nu gormesinin imkansiz olusunun 



Maide Suresi 68-86 135 

nedeni budur iste. Qunku gozler, smirlar uzerine kurulu bilesik a- 
letler olduklan icin ancak smirh seylerde etkin olabilirler. izzet sa- 
hibi yuce Allah'm kutsal zati ise her turlu smirdan munezzehtir. 

imam'in (a.s) "O'nun hakkmda hareket ve durgunluk gecerli 
degildir..." sozu, baska bir ifadeyle sozun basma doniis mesabe- 
sindedir. Bu sozle sunu aciklamak istiyor: Hareket ve durgunlukla 
noktalanan bu isler ve olaylar, O'nun hakkmda gegerli olmaz, O'na 
donmez, O'nun zatmda meydana gelmez. Qunku bu isler, O'nun 
baskasma yonelik etkilemesinden ileri gelen etkilerdir. Etkileme- 
nin anlami, etkileyenin zatmdan kaynaklanan etkisini baskasma 
yoneltmesidir. 

Buna gore bir seyin kendini etkilemesi anlamsizdir. Bir seyin 
ken-dini etkileyebilmesi icin parcalardan olu§mu§, 90k yonlu bile- 
§ik bir zata sahip olmasi gerekir (ki, bir parcasi veya yonu oteki 
pargasi veya yonunu etkilesin). Mesela insan, ruhuyla bedenini i- 
dare eder; eliyle ba§ma vurur, tabip tababetiyle hastaligini tedavi 
eder. Butun bunlar, parcalar ve yonlerin degi§ik olmasi nedeniyle 
mumkiin ve sahih oluyor. Yoksa, bir seyin kendini etkilemesi 
mumkiin olmazdi. Mesela, gorme duyusu higbir zaman kendini 
gormez. Ates, hicbir zaman kendini yakmaz. Ayni sekilde higbir 
etken kendini etkileyemez. Bunun icin, daha once de soyledigimiz 
gibi, unsurlardan bilesmis, pargalardan olusmus olmasi gerekir. 
imam'in "Eger boyle bir sey soz konusu olsaydi, zati degismis, 
kiinhu pargalara bolunmus olurdu, hakkmda ezeltligin anlami 
kalmazdi..." sozunun anlami budur iste. 

"Yine eger boyle bir sey soz konusu olsaydi, yapilmislik (yara- 
tilmislik) belirtisi O'nda belirmis olur ve ayetlerin delalet ettigi ya- 
ratici olmaktan gikip kendi bir yaraticiya delalet eden bir ayete 
donusurdu." Yani, bu smirlar ve olculerin O'nun hakkmda gegerli 
olmasi durumunda, eksiklik O'na lazim gelirdi. Eksiklik ise yapil- 
mislik (yaratilmislik) alametlerinden ve mumkunluk nisanelerin- 
dendir. Bu durumda, da -yuce ve kutsaldir- yapilmishgina dela- 
let eden delilin geregince diger yapilmislar gibi baska bir ezelt, 
varhgi kamil ve zati smirsiz varhga delalet ederdi ki, smirlar ve ol- 
culerin kisitlayamayacagi, varsayilan her eksiklikten munezzeh 
olan ilah, o olurdu. 



136 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Burada su hususun da bilinmesinde yarar vardir. imam'm bu 
sozunde, delaletin (delilligin) mumkunluk ve yapMmisligm nisanesi 
oldugu yoniindeki tesbiti, onun diger sozlerinde veya diger Ehli- 
beyt imamlarmin (a.s) sozlerinde, yiice Allah'm zatiyla, baskalari- 
nin ise O'nunla biliniyor olmasi, O'nun kendi, kendi zatina delalet 
ettigi, ayni zamanda yaratiklarma da O'nun delalet ettigi yolunda- 
ki sozleriyle celismemektedir. Ciinkii bu bilinmeyle o bilinme, bu 
delalet Me o delalet ayn ayn seylerdir. Umarim yuce Allah bizi ko- 
nuyla ilgili gelecek incelemelerimizden birinde bu konuyu acikla- 
maya ve hakkmda genisce konusmaya muvaffak eder. insaallah. 

et-Tevhid adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle imam Ca- 
ter Sadik'tan soyle rivayet eder: "Miiminlerin Emtri Hz. AM (a.s), 
Kufe Camiinde minber tizerinde hutbe okudugu sirada, 'Zi'lib' is- 
minde keskin dilli, hitabesi guclu, yuregi cesaretli bir adam ayaga 
kalkarak, 'Ey Mtiminlerin Emiri! Hi? Rabbini gordiin mii?' diye sor- 
du." 

"Emir'til-Muminin, 'Yaziklar olsun sana ey Zi'lib!' dedi, Ben gor- 
medigim bir Rabbe ibadet edecek, kulluk sunacak biri degilim." 

"Zi'lib, 'Ey Miiminlerin Emtri!' dedi, O'nu nasM gordiin?" 
"Emir'iil-Miiminin soyle buyurdu: 'Ey Zi'lib! Gozler gozlemleriyle 
O'nu gormezler, fakat kalpler iman hakikatleriyle O'nu goriirler. 
Vay sana ey Zi'lib! Rabbim latif mi latiftir, ama incelikle 
nitelenmez. Yiice mi yiicedir, ama kocamanlikla nitelenmez. Bii- 
yiik mii biiyiiktiir, ama irilikle nitelenmez. Ulu mu uludur, ama ka- 
balikla nitelenmez. Her seyden oncedir, 'O'ndan once bir sey vardi' 
denmez. Her seyden sonradir, 'O'nun bir sonrasi var.' denmez. §ey- 
leri (varliklan) var etmeyi diledi, herhangi bir caba gostermeksizin. 
idrak edendir, herhangi bir araca ihtiyac duymaksizm." 

"Varliklann i?indedir, onlara kansmis degildir, onlardan ayn da 
de-gildir. Apagik ortadadir, dokunulmaz. Asikardir, gozle goriilmez. 
Ayndir, mesafe soz konusu degildir. Yakindir, yaklasiklik soz ko- 
nusu degildir. Latiftir, cisimlesme soz konusu degildir. Vardir, yok- 
luktan sonra degildir. Yapandir, gabalama olmadan. Olgiip bigen- 
dir, hareket etmeden. irade edendir, himmet etmeden. Duyandir, 
aletle degil. Gorendir, aracla degil. Mekanlar O'nu icermez. Za- 



Maide Suresi 68-86 137 

manlar O'na eslik etmez. Sifatlar O'nu smirlandirmaz. O'nu uyuk- 
lama tutmaz. Varolusu za-manlardan, varhgi yokluktan, ezeltligi 
baslangictan oncedir. Hisleri, sezgileri yaratmasiyla hissi, sezgisi 
olmadigi bilinmistir." 

"Cevheri cevher etmesiyle cevheri olmadigi anlasilmistir. Kar- 
sit §eyleri yaratmasiyla karsiti olmadigi bilinmistir. Birbirine denk 
seyleri var etmesiyle dengi olmadigi bilinmistir. Isigi karanhkla, 
kurulugu yashkla, soguklugu sicakhkla karsitlamistir. Bansik ol- 
mayan seyleri birbiriyle kaynastmr, yakmlan birbirinden ayinr. On- 
lan birbirinden ayirmasiyla onlan ayirana, onlan birbiriyle kaynas- 
tirmasiyla onlan kaynastirana delalet etmistir. Aziz ve yuce Allah- 
'm "Her §eyden bir gift yarattik ki, du§unup ogut alasmiz." [Zariyat, 
49] sozuniin anlami da budur." 

"Boylece Allah once ile sonrayi birbirinden ayirdi ki, kendisinin 
oncesi ve sonrasi olmadigi bilinmis olsun. Varhklarda iQguduler 
koymasi, bunlan koyanm icgiidusu olmadigma taniktir. Onlar igin 
bir sure belirlemesi, bu sureleri belirleyenin suresi olmadigmi ha- 
ber verir. Var-liklann bir kismini bir kismindan perdelemistir ki, 
O'nunla yaratiklan arasmda yaratiklanndan baska bir perde ol- 
madigi bilinmis olsun. Hicbir merbub (yonetilen, egitilen) yokken, 
Rab (yoneten, egiten) idi. HiQbir tapan yokken, tapilan mabut- 
tu. HiQbir bilinen yokken, bilendi. Hicbir isitilen yokken, isiten- 
di." 

"Hz. AM (a.s) sonra su siiri okumaya basladi: 

Mevlam surekli ovguyle tanmagelmistir. 

Efendim hep comertlikle nitelenmistir. 

Aydmlatan hicbir isik yokken vardi. 

Ufuklan saran bir karanhk yokken de vardi. 

Boylece Rabbimiz butun yaratilmislarin tersinedir. 

Hayallerde tasavvur edilen her seyin aksinedir." 1 

Ben derim ki: imam'in (a.s) bu sozleri Allah'm zatmm ve zatiyla 
ilgili sifatlarmin birliginin anlammi a?iklamak icin serdedilmistir. 
Bu agiklamada Allah'm zatmm sonsuz ve smirsiz oldugu, dolayisiy- 



1- [et-Tevhid, s.308, h:2] 



138 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

la zatmin karsismda hicbir zatin bulunmadigi vurgulanmaktadir. 
Qunku eger boyle bir sey olsaydi, bu zat O'nu sinirhlikla tehdit e- 
der, olcululuge mahkum kilardi. Boyle bir sey olmadigma gore 
her seyi kusaticidir, her is ustunde egemen guctur. Boyle (sonsuz) 
bir varligm zatmdan aynsan bir sifat da olmaz. Qunku bu durumda 
ezeltligi bozulmus olur, sinirsizhgina halel gelir. 

Yuce Allah'm kemal sifatlan da baskasini dislayacak veya 
baskasi tarafmdan dislanacak bir smirla sinirh degildir. Bizdeki i- 
lim kudretten baska bir seydir. Bu ikisi arasmda kavram ve mis- 
dak olarak itisme vardir. Ancak yuce Allah hakkmda bu iki sifat 
arasmda herhangi bir itisme soz konusu degildir. Yuce Allah hak- 
kmda her sifat kendisinin aynisi oldugu gibi Allah'm diger yuce si- 
fatlarmin her birinin de aynisidir. Yuce Allah'm her ismi de oteki 
guzel isimlerinin aynisidir. 

Bu konuda bundan daha ince ve daha derin bir yaklasim var- 
dir. §6yle ki: Bu anlamlar ve kavramlar, akil \g\n birer olcu ve tarti 
mesabesindedirler. Akil bu anlamlar ve kavramlarla zihnin dism- 
daki varhgi ve gercek alemdeki varolusu olger, tartar. Buna gore 
bu kavramlar, bu ozellikten ayrilmayan sinirh smirlardir. Bu kav- 
ramlan birbirine eklememiz, birinden otekisi iQin yardim almamiz 
da onlan sinirhliktan ?ikarmaz. Dolayisiyla bu kavramlar, ancak 
kendileri gibi sinirh seyleri kosamlayabilirler. Bu nedenle smirsiz 
bir seyi varsayip bu sinirh olculerle ona yonelirsek, ondan ancak 
sinirh bir seye ulasinz ki bu, o degildir. Bu smirsiz seye ulasmak i- 
gin ne kadar derinlesirsek, o kadar bizden uzaklasir, o kadar yuce- 
lir. 

ilim kavrammi ele ahrsak; bu kavramm zihnin dismdaki alem- 
deki sahibi icin kemal sayilan sinirh bir sifattan algilanmis bir an- 
lam oldugunu goruruz. ilim kavrammdaki sinirhlik, ornegin kudret 
ve hayati kapsamasma engeldir. Bu ilim kavrammi yuce Allah 
hakkmda kullanip sonra, "diger ilimler gibi olmayan bir ilim" diye- 
rek sinirlihgi giderici bir kayitla kayitlandirdigimizda, bir olgude 
onu sinirhliktan kurtanp kapsammi genisletmis olsak da, bu onu, 
otesini kapsamama ozelligi tasiyan bir kavram olmaktan 
cikarmaz. Qunku her kavramm kapsami altma alamayacagi bir 
otesi vardir. Kavrama kavram katmak da bu ozelligi yitirmesine 
sebep olmaz. Bu oldukca aciktir. 



Maide Suresi 68-86 139 

Beyinli insani, yuce Allah hakkmda akh ve beyninin ispat ettigi 
sifatlar konusunda hayrete dusurup saskmliga surukleyen nokta 
iste budur. Hz. Ali'nin bu sozundeki "Sifatlar O'nu smirlandirmaz." 
ifadesinden, ayni sekilde daha onceki hutbesindeki "Sirf O'na yo- 
nelmenin (ihlasm) kemali, sifatlan O'ndan nefyetmektir." ifadesi 
Me ayni hutbedeki "Sifatmm smirlandinci bir smiri, varolan bir nite- 
ligi yoktur." ifadesinden de bu husus anlasilmaktadir. 

Goruldugii gibi Hz. AM (a.s), bir yandan Allah'a sifat ispat eder- 
ken, ote yandan o sifati veya o sifatm sininni O'ndan nefyetmek- 
tedir. Agiktir ki, sifati ispat etmek, smir getirmekten ayrilmaz. Bu- 
na gore sifattan smiri nefyetmek, o sifati ispat ettikten sonra nef- 
yetmek anlamma gelir. Bundan da soyle bir anlam cikar: Yuce Al- 
lah hakkmda kemal sifatlanndan birinin ispati, oteki sifatlarmi 
nefyetmez. Bu da demektir ki, yuce Allah'm sifatlan hem birbiriy- 
le, hem de zatiyla birdir ve herhangi bir smir soz konusu degildir. 
Aynca yuce Allah hakkmda herhangi bir kemal sifatmm ispati, o 
sifatm otesinde bilmedigimiz, anlamadigimiz ve de anlatamadi- 
gimiz sifatlan da nefyetmez. Bunu anlamaya calls. 

Eger kavramlar, soylenen anlamda yuce Allah'm azameti ve 
buyuklugu sahasma golge diisurdugunde igerigini yitirmeseydi, 
aklm, al-gilamis oldugu genel ve muphem kavramlarla O'nu ku- 
satmasi ve "O'-nun diger zatlar gibi olmayan bir zati var. O'nun 6- 
teki ilimler gibi olmayan bir Mmi var. Baskasmin kudreti gibi olma- 
yan bir kudreti var. Diger hayat kisimlari gibi olmayan bir hayati 
var" diyerek O'nu nitelemesi miimkun olurdu. 

Cimkii boyle bir nitelemeyle de nitelenen seyin turn sifatlan 
sayilmis ve o sey mucmel bir sekilde kusatilmis olur. Bu durumda 
da aklm mucmel olarak yuce Allah'i kusatmasimn mumkun oldu- 
gu, mum-kun olmayanm ise ayrmtili kusatma oldugu sonucu orta- 
ya gikardi. Oysa yuce Allah, "O'nu bilgice ku§atmazlar" (Taha, 110) 
ve "BHin ki, her §eyi ku§aticidir." (Fussiiet, 54) buyurmustur. Do- 
layisiyla hicbir sey, higbir yonden, higbir sekilde O'nu kusatamaz. 
O'nun kutsal zati mucmel kusatma ve ayrmtili kusatma diye bir 
bolunmeye konu olamaz. Mucmelinin bir hukmu ayrintilismin 
baska bir hukmu var, denemez. Bunu anlamaya calls! 

el-ihticac adli eserde Hz. Ali'nin (a.s) bir hutbesinde soyle bu- 
yurdugu kaydedilir: "Delili ayetleridir. Varligi ispatidir. Tanmmasi 



140 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

birlenmesidir. Birlenmesi yaratiklanndan ayirt edilmesidir. Yara- 
tiklardan ayirt edilmesi, onlardan uzakta, onlardan kopuk olmasi 
degil, onlar gibi olmamasi anlammdadir. 0, yaratan, yonetendir; 
yaratilan yonetilen degildir. Tasavvur edilen her sey O'nun tersine- 
dir... Zati ve ozu bilinen, ilah olamaz. 0, delil ile kendine delalet 
eden, bilgi ile kendine ulastiran ilahtir." 

Ben derim ki: Onceki sozlerimiz uzerinde dusunuldugunde bu 
hutbenin yuce Allah'm birliginin sayisal olmayan bir birlik oldugu- 
nu beyan etmek icin serdedilmis oldugu ortaya cikmaktadir. Qun- 
ku acik bir sekilde yuce Allah'i tanimanm O'nu birlemekle esit ol- 
dugu vurgulanmistir. Yani, O'nun varhgmi ispat etmek, birligini is- 
pat etmekle esittir. Eger bu birlik sayisal olsaydi, zattan baska bir 
sey olurdu. Bu durumda sirf zatm ispati, birligin ispati icin yeterli 
olmazdi, birligin ispati icin zatm subutu dismda baska bir gerekge 
gerekirdi. Bu sozler, Allah'm birligi (tevhit) konusunda hayret verici 
bir mantigi ve oldukca net bir anlatimi icermektedir. Bu sozlerin 
serhi, bu kitabm inceleme tarzma sigmayacak genis bir firsati ge- 
rektirmektedir. Bu hutbedeki en latif konulardan biri, su guzel 
cumlede ifade edilmistir: "Varhgi ispatidir." Bu sozle sunu kastedi- 
yor: O'nu ispat edecek kanit, bizzat O'nun distaki varhgidir. Yani 0, 
zihne girmez, akla sigmaz. 

"Tasavvur edilen her sey O'nun tersinedir." ifadesiyle kastedi- 
len, O'nun zihinsel bicimden baska oldugu degildir. Ciinku butun 
dis (objektif) varhklar boyledir. Tarn tersine maksat sudur: Yuce Al- 
lah, ne olursa olsun zihinsel tasavvurun hikaye ettigi, anlattigi se- 
yin tersinedir, o degildir. Dolayisiyla hi?bir zihinsel bicim O'nu 
kusatamaz. Hatta O'nun kutsal katinm bu tasavvurdan, yani "0 
her tasavvurun tersinedir" tasavvurundan da mtinezzeh oldugun- 
dan gaflet etmemelisin. 

"Zati ve ozu bilinen, ilah olamaz" ifadesi, yuce Allah'm her- 
hangi bir bilgiye konu olmaktan, herhangi bir anlama ve algilama- 
ya yenik dtismekten 90k daha yuce oldugunu beyan etmek icin 
serdedilmistir. Qunku zati ve ozuyle bizim bilgi ve tanimamiza ko- 
nu olan her sey, bizden ve bilgimizden baska bir seydir ki, bilgimi- 
ze konu olabiliyor. Fakat yuce Allah bizi de, bilgimizi de kusatici- 
dir; bizi de, bilgimizi de var edici, ayakta tutucudur. Boylece higbir 
sekilde kendimizi ve bilgimizi O'nun zatmm kusatmasmdan ve e- 



Maide Suresi 68-86 141 

gemenliginin kapsammda ol-maktan kurtaramayiz. Kurtarama- 
yinca da O'nun hakkinda, ayn bir seyin ayn bir seye olan bilgisi gi- 
bi bir bilgimizin olmasi mumkun degildir. 

Hz. AM (a.s) bu gercegi, "0, delil ile kendine delalet eden, bilgi 
ile kendine ulastiran ilahtir." sozuyle beyan etmistir. Yani, kendisi- 
ne delalet edecek delili, kendisine dogru kilavuzlayacak kilavuzu 
var edip kendisine delalet etmesini, kilavuzlamasmi saglayan delil 
ve kilavuz, yine yuce Allah'm kendisidir. Ayni sekilde bilginin ken- 
disine ulasmasim, kendisiyle bir tur ilintili olmasmi saglayan, yine 
yiice Allah'm kendisidir. Bunun sirn sudur: Her sey, ama butun her 
sey, O'nun kusatmasi ve hegemonyasi altmdadir. halde bir seyin 
O'na yol bularak O'nu kusatmasi nasil mumkun olabilir?! Oysa 0, 
onun kendisini de, yol bulmasmi da kusatmis bulunmaktadir. 

el-Meant adh eserde muellif, kendi rivayet zinciriyle Omer b. 
Ali'den soyle rivayet eder: Hz. AM (a.s), Resulullah'm (s.a.a) soyle 
buyurdugunu soyledi: "Tevhidin (Allah'm birliginin) zahiri batmm- 
dadir, batmi da zahirindedir. Zahiri nitelenir, gorulmez; batmi var- 
dir, gizli degildir. Her yerde aranir, hicbir yer bir anligma olsun O'n- 
dan bos degildir. Hazirdir, smirli degil; gaiptir, yitirilmis degil." [s.io, 
h:l] 

Ben derim ki: Hz. Resulullah'm (s.a.a) bu sozu yuce Allah'm 
herhangi bir smirla smirli olmamasma dayali sayisal olmayan bir- 
ligini beyan etmek i?in serdedilmistir. Yiice Allah'm tevhidi ve tav- 
sifinin (O'nu birleme ve nitelemenin) zahirinin batmindan, batinin 
da zahirinden ayn olmamasim saglayan, bu smirsizligidir. Zahir ile 
batm, ancak smirla baskalasir, birbirinden ayrMir. Smir kalktigmda 
zahir ile batm birbirine kansir, "bir" olur. 

Ayni sekilde nitelenen zahirin kusatilmis olmasi, ancak smir- 
lanmalan ve kendileri igin belirlenen smiri asmamalanyla mum- 
kun olur. Bir seyin yanmda hazir olanm, butun varligiyla onun ya- 
ninda hazir ol-masi, bir seyden de gaip olanm, ona gore yitik ol- 
masi, onlann smirli olmalarindan kaynaklanir. Yoksa smirlilik ol- 
masa, hazinn, turn varligiyla bir sey icin hazir olmasi, gaibin de 
gaybet perdesi arkasmda gizli kalmasi mumkun olmaz. Cunku 
boyle bir seyi, kendinden, kendi sinirsizligmdan baska bir sey giz- 
lememektedir. Bunda anlasilmayacak bir sey yoktur. 



142 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

TARiHt BiR iNCELEME 

Kainatm bir yaraticismm oldugu gorusu, ayni sekilde onun bir 
oldugu gorusu, insan turunun dusunurleri arasinda gundemde o- 
lan en eski meselelerden biridir. insanoglunu bu sonuclara fitrt 
sezgisi iletmektedir. Hatta Allah'a ortak kosma esasina dayanan 
putperestligin bi-le mahiyeti derinligine irdelendiginde, yaraticmm 
birligi esasina dayandigi, bunun yanmda yaraticiya ulastiracak a- 
racilar ispat etme pesinde oldugu gorulur. "Biz onlara, ancak bizi 
Allah'a yakla§tirsmlar diye kulluk ediyoruz." (Zumer, 3) ayetinde 
buyruldugu gibi. Gerci putperestlik zamanla cigmndan cikmis ve 
Allah dismdaki ilahlara istiklal ve asalet tanima sapikhgma sap- 
lanmistir. 

Tek ilah inancina gagiran fitrat, yukandaki ayetlerin isigmda 
anlatildigi uzere, her ne kadar insani zati ve sifatlan Me yticeligi ve 
ululugu smirsiz olan tek bir ilaha gaginyor ise de, fakat bir yandan 
insanm hayati boyunca hep sayisal birlerle ic i?e yasiyor olmasi, 
ote yandan dindarlann putperestlere, dualistlere ve diger sapik 
inanglilara karsi 90k ilahh inanci reddetmek amaci ile mucadele 
vermeleri, Allah'm birligine sayisalhk damgasi vurmus ve sozunu 
ettigimiz fitratm me-sajini etkisiz birakmistir. 

Bundan dolayi eski Misir, Yunan ve iskenderiye filozoflan ile 
on-lardan sonra gelen digerlerinin bize kadar ulasan sozlerinin sa- 
yisal birligi destekledikleri gorulur. Hatta Ebu AM ibn-i Sina gibi biri 
de, es-§ifa adli eserinde bunu acikca ifade etmistir. Yaklasik HicrT 
bin yilma kadar gelen diger filozoflarm da gorusleri bu yonde ol- 
mustur. 

Kelam alimlerinin tevhit ilkesi etrafmdaki tartismalan da sayi- 
sal birligin otesinde bir sonug vermemistir. Oysa bu alimler delille- 
rinin buyuk bir cogunlugunu Kur'an'dan almislardir. Bu mesele 
hakkmda inc-eleme yapanlann sozlerinden cikan sonu? budur. 

Kur'an'm, tevhidin anlami ile ilgili agiklamalan, bu gercegin 
ogretilmesi yontindeki ilk adimi olusturur. Fakat sahabenin, tabit- 
nin ve daha sonra gelenlerin igindeki tefsirciler ve Kur'an ilimleri 
ile ugrasanlar, bu yuce meseleyi incelemeyi ihmal etmisler. a- 
limlerden bize kalan hadis eserleri ve tefsir kitaplan incelendigin- 
de, bu gercek hakkmda ne doyurucu bir aciklamaya ve ne delile 



Maide Suresi 68-86 143 

dayah bir cahsmaya rastlanmaz. 

Bu gergegin tizerindeki perdeyi kaldiran tek kaynagin, imam 
AM b. Ebutalib'in (selamin en iistunti ozellikle ona olsun) sozleri 
oldugunu gortiyoruz. Onun sozleri bu gercegin kapismi agmis, tize- 
rindeki orttiyti ve perdeyi kaldirmistir. Bunu en acik ve berrak delil- 
lerle ortaya koymustur. Ondan sonra da HicrT bin yili sonrasi islam 
filozoflannin bu yoldaki sozlerini goruyoruz. Bu filozoflar da gortis- 
lerini Hz. Ali'nin sozlerinden istifade ettiklerini acikca belirtmisler- 
dir. 

Yukandaki "Tevhidin Hadisler Isigmda Aciklamasi" boltimtinde 
Hz. Ali'nin (a.s) isikli sozlerinden yaptigimiz secmelerle yetinme- 
mizin sirn iste budur. Qtinkti bu meseleye apacik delillerin isigmda 
yaklasma uslubunu ondan baskasmm sozlerinde bulmak mtim- 
ktin degildir. 

Sirf bundan dolayi bu mesele ile ilgili aynca felseft bir incele- 
meye girismedik. Qtinkti bu amagla ortaya konan delillerin btittinti 
Hz. Ali'nin o sozlerinde aciklanan mukaddimelerden (onctillerden) 
olusmustur, onun sozlerine yeni bir sey eklenmemistir. Bu delille- 
rin hepsi varligm salthgi ve ytice Allah'm zatmm birligi onctiltine 
dayalidir. 1 



1- Meseleleri derinlemesine irdeleyen ara§tirmacilarm, bazi alimlerin tu- 
tumlari kar§isinda §a§malan gerekir. Bu alimler Nehc'iil-Belaga'da yer alan 
hutbelerin uydurma olduklarmi ileri surmu^lerdir. Onlarm bazilarma gore bu 
hutbeleri §erif RazT uydurmu§tur. Bu sagmahk hakkmda daha once gereken 
sozleri soylemistik. Burada soylemek istedigimiz sudur: Bu hutbelerin MmTsevi- 
yesi o kadar yiiksektir ki, islam alimleri bunlari ancak bin yil sonra kavrayabil- 
mislerdir. tarihe kadar yiizyillarca siiren fikrTgelismelere, islam'm bu gergek- 
lere kapi acmis ve iizerlerindeki ortiiyu kaldirmis olmasma ragmen bunlar an- 
lasilamamistir. Hz. AN dismdaki sahabTler ile tabim bile bu dusunce yukunun al- 
tmdan kalkamamislardir. Peki ilmT seviyesi bu kadar yiiksek olan bu hutbeleri 
kim, nasil uydurmus olabilir?! Bu ihtimal hie mantiga sigar mi?! Ashnda bu 
sacma iddiayi ortaya atanlar en yiiksek sesleri ile sunu soylemek istiyorlar: 
Kur'an'm gergekleri ve onun ifade ettigi yiice prensipler siradan halkm zihm se- 
viyesini asmayan basit kavramlardir. Yalniz daha fasih ve edebT bir dille ifade 
edilmek gibi bir ustunlukleri vardir! 



144 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



87- Ey iman edenler, Allah'm size helal kildigi hosa giden sey- 
leri haram etmeyin ve smirlan asmaym. Hie suphesiz, Allah simrla- 
n asanlari sevmez. 

88- Allah'm size bagisladigi hosa giden helal seylerden yiyin ve 
iman etmis oldugunuz Allah'tan korkun. 

89- Allah sizi (agiz ahskanhgi ile yaptigmiz) bos yeminleriniz- 
den dolayi sorumlu tutmaz; fakat pekistirdiginiz (bilerek yaptigi- 
niz) yeminlerden dolayi sizi sorumlu tutar. (Boyle bir yemini bozar- 
saniz,) cezasi (keffareti), ya ailenize yedirdiginiz yemegin ortala- 
masi uzerinden on yoksulu doyurmak ya onlan giydirmek veya bir 
kole azat etmektir. Bunlarm hi?birini bulamayan (yapamayan) 
kimse tic gun orug tutar. iste yemin ettiginiz (ve bozdugunuz) za- 
man yeminlerinizin cezasi (keffa-reti) budur. Yeminlerinizi tutun. 
iste Allah, stikredesiniz diye size ayetlerini boyle agikhyor. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Okudugumuz bu tig ayet ile ardmdan surenin yuz kusuruncu 
ayetine kadar gelen ayetler, bazi fer'T hukumleri acikhyorlar. Bu 
ayetlerin hepsi Hz. isa'yi ve Hiristiyanlan konu edinen ayetler ara- 
sma girmis ara ayetler gibidirler. Bu ayetler degisik hukumler 
hakkinda inmis ve her biri anlam bakimindan bagimsiz bir nitelik 
tasiyan ayn ayn ktimeler olusturduklan \g\n bunlarm bir arada ve 



Maide Suresi 87-89 145 

bir defada mi, yoksa surenin geriye kalan ayetleri esliginde mi in- 
dikleri hakkmda hukum ver-mek zordur. Qunku iceriklerinde bu 
konuda bir belirti yoktur. Nuzul sebepleri hakkindaki rivayetlere 
gelince; bunlarm onemlilerden bazilarma, "Ayetlerin Hadisler Isi- 
gmda Aciklamasi" bolumunde yer verilecektir. 

Ele aldigimiz uc ayet hakkmda da soyleyeceklerimiz aynidir. 
Clcuncu ayet, anlam bakimmdan bagimsizdir. Birinci ayet de u- 
cuncii ayetten bagimsizdir. Gerci aralannda bir tur baglantidan 
soz edilebilir. Bu baglanti, agiz aliskanligi ile yapilan bos yeminle- 
rin konularmdan birinin ytice Allah'm helal kildigi temiz nimetleri 
haram kilma girisimi ile ilgili olabilecegi bakimmdandir. Nuzul se- 
bebi olarak uc ayetin her ucunun agiz aliskanligi ile yapilan bos 
yemin hakkmda indigini soyleyen kimsenin dayandigi gerekge de 
bu olmahdir. 

Birinci ayetle ucuncu ayetin durumu budur. ikinci ayete gelin- 
ce; bu ayet birinci ayetin tamamlayicisi gibidir. "Iman etmi§ oldu- 
gunuz Al-lah'tan korkun." seklindeki son cumlesi belirli oranda 
bunu gosteriyor. Hatta ayetin bas tarafi da bunu gosteriyor. Qunku 
atif harfi ile bashyor. Aynca birinci ayetin haram kihnmasim yasak- 
ladigi helal ve temiz nimetleri yemeye iliskin bir emri igeriyor. Bu 
yuzden ayni igerige sahip bu iki ayet, anlamca uyusmakta ve hu- 
kumce birlesmektedir. 

"Ey iman edenler, Allah'm size helal kildigi ho§a giden seyleri haram 
etmeyin." Ragip isfahant el-Mtifredat adh eserinde soyle diyor: "Ha- 
ram, men edilen sey demektir. Bu men ya ilaht bir mudahele ya 
zorlama yolu ile ya da akil veya seriat veya emrine uyulan bir 
merci tarafmdan olur." 

Yine soyle demistir: "Hall'in asil anlami dugumu Qozmektir. 
'Dilimdeki dugumii goz.' [Taha, 27] ayeti bunun bir ornegidir. 
'Haleltu', 'kondum' demektir. Bunu ash, konarken yuklerin (ipleri- 
nin) gozulmesi anlamma dayanir. Sonra soyutlanarak konma an- 
lammda kullanihr olmus ve 'halle hululen=kondu, yerlesti' ve 
'ehallehu gayrehu=baskasmi kondurdu, yelestirdi' denmistir. 'Veya 
(bu belalar) yurtlarmin yakmma konar.' [Ra'd, 31] ve "Milletlerini 
helak yurduna kondurdular." [ibrahTm, 28] ayetleri buna ornektir. 
Borcun odeme zamani geldiginde 'haM'ed-deynu' denir. Bir yere 
konan, yerlesen kavme de 'hille' ve 'hay-ytin hilaT denir. 'Mahalle' 



146 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ise konulan yer anlamma gelir. 'Dugum co-zuldu' anlammdan isti- 
are edilerek de 'falanca sey helal oldu' denir. Ni-tekim yiice Allah 
'Allah'm size bagisladigi hosa giden helal seylerden yiyin.' [Maide, 
88] ve 'Bu helal, §u da haramdir.' [Nahl, 116] buyurmustur." (el- 
Miifredat'tan ahnan ahnti burada son buldu.) 

Anlasilan, "hill=helallik" Me "hiirmet=haramhk" arasmdaki kar- 
sithk, ayni sekilde "hill= Harem bolgesinin disi ve ihram halinde 
olmama" Me "Harem" ve "ihram" arasmdaki karsitlik, "hiirmet" ke- 
limesi Me diger iki kelimenin "men" anlammi icerdiginden ve 
"men"de de dugum ve baglama oldugunun hayal edilmesinden 
kaynaklaniyor. Daha sonra "htirmet" kelimesi istiare yolu Me "ce- 
vaz ve mubahhk" anlamma gelen "hill" kelimesinin karsiti olarak 
kullanMmistir. "Hill" ve "hiirmet" kelimeleri, islam oncesi Arap ge- 
leneginde yeri olan kelimelerdir, bunlar seriatm ve seriat ehlinin 
ilk olarak ortaya cikardigi terimler degildir. 

"Ey iman edenler... haram etmeyin." ayeti mtiminlere, Allah'm 
kendilerine helal kildigi seyleri haram etmeyi yasakhyor. Allah'm 
helal kildigi seyi haram etmek, Allah onu nasM helal kildiysa, ayni 
sekilde haram etmek demektir. Bu islem, ya kanuna karsi kanun 
koymakla ya men etmekle veya sakinmakla, yani helal bir isi 
yapmaktan kagmarak veya kendini veya baskasmi o isten ahkoya- 
rak o isi terk etmekle olur. Bunlann hepsi haram kilma, men et- 
me, Allah'm egemenligine karsi ?ikmaya kalkismak, O'na karsi 
smirlan asmak demektir ki, bu tutumlar Allah'a ve O'nun ayetleri- 
ne iman etmekle celisir. Bundan do-layi yiice Allah bu yasaklama- 
ya "Ey iman edenler" hitabi Me girmistir. Bunun anlami sudur: Al- 
lah'm size helal kildigi seyleri haram etmeyin. Qunku O'na iman 
etmis, emrine teslim olmussunuz. 

Bir sonraki ayetin sonundaki "ve iman etmi§ oldugunuz Allah'- 
tan korkun." ifadesi de bu anlami teyit eder. 

Ayette "Allah'm size helal kildigi" ifadesine "ho§a giden §ey- 
ler" izafe edilmistir. Oysa ifade, bu kelime olmaksizin tamdir. Bu- 
nunla soz konusu yasagm sebebinin tamamlanmasina isaret e- 
dilmek istenmistir. Qunku muminlerin, Allah'm kendilerine helal 
kildigi seyleri haram etmeleri, Allah'm egemenligine yonelik bir 
tecavuz, Allah'a olan imanlan ve O'nun emirlerine teslim olmalan 



Maide Suresi 87-89 147 

ile celi§en bir davram§ oldugu gibi ayni zamanda fitratin hukmune 
kar§i cikmaktir. Qunku insan fitrati, bu helallerden ho§lamr, onlar- 
dan igrenmez. 

Nitekim su ayette yiice Allah, Peygamberini ve onun getirdigi 
§eriati overken bu gercegi §6yle vurguluyor: "Admi ellerindeki Tev- 
rat'ta ve Incil'de yazilmis bulduklan, iyiligi emreden, kotulukten 
sakmdiran, guzel ve ho§ §eyleri kendilerine helal eden, pis §eyleri 
onlara haram kilan, agir yuklerini ve uzerlerindeki zincirleri kaldi- 
ran §u ummf (okuma-yazmasiz) peygambere inananlar, evet ona 
inananlar, ona saygi gosterenler, ona yardim edenler ve onunla 
birlikte indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar, iste kurtulusa erenler 
bunlardir. " (A'raf, 157) 

Bu agiklamamizdan su sonuglar ortaya gikiyor: 

1- Allah'm helal kildigi §eyleri haram etmekten maksat, ba§- 
kalarmi veya kendisini helalleri terk etmeye zorlamaktir. 

2- Buradaki "helal", "haram"m kar§iti olarak kullanihyor. Buna 
go-re bu terim, kar§ithgm hakkmi veren bir yorumla mubahlan, 
muste-haplan, hatta farzlan da kapsamma ahr. 

3- "Ho§a giden §eyler" kelimesinin "Allah'm helal kildiii" ifa- 
desine izafe edilmesi aciklama anlamhdir. 

4- "Ve smirlarmi asmaym." ctimlesinde soz konusu edilen si- 
nirlan a§ma eylemi, yiice Allah'm kanun koyma yetkisine tecavuz 
etmek veya O'na itaat ve teslimiyetten ?ikip helal kildigi §eyleri 
haram etmektir. Talak ayetinin sonunda buyruldugu gibi: "Bunlar 
Allah'm koy-dugu smirlardir, onlari a§maym. Kim Allah'm koydugu 
smirlan asarsa, i§te onlar zalimlerin ta kendileridirler." (Bakara, 

229) 

Miras ayetlerinin sonundaki ifadeler de bu gercegi vurguluyor: 
"Bunlar Allah'm koydugu smirlardir. Kim Allah' a ve Peygamberi- 
ne itaat ederse, Allah onlari iginde feme//;' kalacaklan, altlarm- 
dan irmaklar akan cennetlere yerle§tirir. Iste buyiik kurtulu§, bu- 
yuk basan budur. Buna karsilik kim Allah'a ve Peygamberine 
kar§i gelir, O'nun cizdigi smirlan cignerse, Allah onu, iginde fe- 
me/// kalmak uzere cehenneme atar ve onun igin onur kirici bir 
azap vardir." (Nisa, 14) Goruldugu gibi bu ayetler, Allah'm koydugu 
yasalan benimseyip onlara bagh kalmayi Allah'a ve Peygamberine 



148 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

itaat sayarak ovguye deger bulurken teslimiyetten, baghhktan ve 
boyun egmekten cikmayi tecavuz ve Allah'm koydugu smirlan cig- 
nemek olarak niteliyor ve bunlan yerilmis ve cezalandirilacak tu- 
tumlar olarak kabul ediyor. 

incelemekte oldugumuz ayet, sonucta Allah'm helal kildigi 
seylerden sakmarak, onlara yaklasmaktan kacmarak onlan ha- 
ram etmeyi yasakhyor. Qunku boyle bir eylem Allah'a ve O'nun a- 
yetlerine iman etmeye ters dusmekle birlikte, bu helallerin kendi- 
lerinden uzak durul-masi gereken kotu ve pis seyler degil, guzel ve 
hos seyler olmalan Me de bagdasmaz. Bu ise bir tecavuzdur, Allah- 
'm koydugu smirlan asmaktir. Oysa Allah, koydugu smirlan asan- 
lan sevmez. 

"Ve smirlan as mayin. H\g siiphesiz Allah smirlan asanlan sevmez." 
Daha once vurguladigimiz uzere ayetin akismdan anlasilan, bura- 
daki "siniri asmak"tan maksat, bir onceki ctimlede sozu edilen 
haram etmektir. Buna gore, buradaki "smiri a§maym" ifadesi "ha- 
ram etmeyin" ifadesini pekistirmektedir. 

Bazi tefsircilere gore buradaki "smiri asmak"tan maksat, zuht 
ve ruhbaniyet amaci ile helallerden kaginmanin, onlardan yarar- 
lanmamanin karsiti olarak onlara asiri derecede yuklenerek, on- 
lardan haz almayi ileri boyutlara vardirarak itidal sinirmi asmaktir. 
Bu yoruma gore ayetin anlami soyle olur: Allah'a kulluk etmek ve 
O'na yaklasmak dusuncesi ile Allah'm size helal kildigi hosunuza 
giden temiz seylerden yararlanmayi israrla terk ederek onlan 
kendinize haram etmeyin. Buna karsilik bu helal seylere ifrat de- 
recesine varan bir asinhga dalarak vucutlarmiza ve ruhlanniza za- 
rar verecek bicimde itidal sinirmi asmaym. 

Baska bir yoruma gore buradaki "smiri asmak"tan maksat, 
guzel ve temiz helalleri asarak pis haramlara dalmaktir. zaman 
ifadenin anlami soyle olur: Helalleri bir yana birakarak haramlan 
irtikap etmeyin. Baska bir deyisle: "Allah'm size helal kildigi seyleri 
haram edip Onun size haram kildigi seyleri helal etmeyin." 

Bu iki anlamin her ikisi de ashnda dogrudur ve kesinlikle 
Kur'an'a uygundur. Fakat bu anlamlarm hi?biri bu ve bundan son- 
raki ayetin igerigi ile ortusmemektedir. Her dogru olan anlam, ice- 
rigine ve bulundugu yere bakilmaksizm her kelimeye yuklenemez. 



Maide Suresi 87-89 149 

"Allah'in size bagisladigi hosa giden helal feylerden yiyin..." Bu a- 
yetteki "yiyin" ifadesinin bir onceki ayetteki "haram etmeyin" ifa- 
desine atfedilmesinin amaci, anlasildigi kadanyla bir onceki aye- 
tin icerigini tekrar etmek ve pekistirmektir. Bu ayetin bas tarafm- 
daki "ho§a giden helal" ifadesi ile bir onceki ayetteki "Allah'in size 
helal kildigi ho§a giden §eyleri" ifadesi arasmdaki paralellik bunu 
destekliyor. Ayetin sonundaki "ve iman etmi§ oldugunuz Allah'tan 
korkun." ifadesi ile bir onceki ayetteki "Ey iman edenler" ifadesi 
arasmdaki paralellik de bunun bir baska teyididir. Buna daha on- 
ce de deginmistik. 

Buna gore "yiyin" ifadesi yasaklamayi izleyen bir emir niteli- 
gindedir [ve cevazi bildirir.] "...ho§a giden seyleri haram etmeyin" 
ifadesindeki genellemeden sonra "yiyin" ifadesi ile yapilan sinir- 
lama da, sadece (manayi etkilemeyen) lafzt bir smirlamadir. Dola- 
yisiyla yemekten maksat, Allah'in nzk olarak bagisladigi hosa gi- 
den nimetler ile ilgili her turlu kullanimdir. Bu kullanim, gida alma 
anlaminda yeme biciminde olabilecegi gibi, baska bir kullanim bi- 
ciminde de olabilir. Daha once de defalarca degindigimiz gibi "ye- 
me" fiilinin her turlu "kul-lamm" anlaminda kullamlmasi yaygm bir 
kullanim bicimidir. 

Buradaki "yemek"ten gergek anlammin kastedilmis olmasi da 
muh-temeldir. Bu ihtimale gore bu iki ayetin inis sebebiyle ilgili 
olarak soyle denebilir: Bu ayetlerin, indigi siralarda bazi muminler 
hosa giden yiyecekleri kendilerine haram kilmislar ve bu ayetler o 
muminleri bu haram kilma tutumlarmdan vazge?irmek i?in inmis- 
tir. ilk ayetteki yasaklama, yeme eylemi ile birlikte diger kullanim 
bicimlerini kapsayacak sekilde genellestirilmis olmasimn sebebi 
ise, genel kurah ortaya koymaktir. Qunku bu yasagm gerekcesi, 
helal yiyecekler ile diger helalleri ayinmsiz sekilde kapsamakta- 
dir. 

Bu iki ayetten cikardigimiz anlamm geregi, "Allah'in size ba- 
gisladigi §eylerden" ifadesinin "yiyin" ifadesinin mef'ulu ve "ho§a 
giden helal" ifadesinin ise onceki ifadedeki [seyler anlammdaki] 
mevsulun iki hali olmasidir. Boylece iki ayet arasmda uyum ger- 
ceklesmis olur. Bazi tefsirciler ise, "hosa giden helal" ifadesinin 
"yiyin" ifadesinin mef'ulu ve "Allah'in size bagisladigi seylerden" 
ifadesinin "yiyin" ifadesi ile baglantih oldugunu veya "helal" keli- 



150 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

mesinin hali olup nekire (belirsiz) oldugu icin "helal" kelimesinin 
oniine gectigini ya da "helal" kelimesinin hazfedilmis bir mastarm 
sifati oldugunu ve ifadenin anlammin "hosa giden helal nzk" sek- 
linde oldugunu soylemislerdir. Bu ifadeler ile ilgili daha baska go- 
riisler de vardir. 

Ayetteki "helal" kelimesinin varhgim delil gostererek nzkin he- 
lali ve harami oldugunu, aksi halde bu kaydm bosuna olacagini i- 
leri siiren de olmustur. 

Buna verecegimiz cevap sudur: Bu kayit helal ve hos olmayan 
nz-ki disarida birakmak icin konan ihtirazt bir kayit degil, kayit- 
landinlan kavramla esit anlam tasiyan bir aciklama kaydidir. ifa- 
dede yer almasindaki incelik, daha once degindigimiz gibi, bu nz- 
kin helal ve hos olmasimn onu kullanmaktan kagmmaya higbir 
mazeret birakmadigmi vurgulamaktir. Bu kitabin UQuncti cildinde- 
ki Al-i imran suresinin yirmi yedinci ayetinin tefsiri sirasmda nzk 
kelimesinin ne anlama geldigini anlatmistik. 

"Allah sizi (agiz ali§kanli|i ile yaptiginiz) bo§ yeminlerinizden dolayi 
sorumlu tutmaz; fakat peki§tlrdiglniz (bllerek yaptiginiz) yemlnlerden 
dolayi sizi sorumlu tutar." Ayette ge?en "lagv=bos" kelimesi amelt 
bir sonucu gerektirmeyen davranis demektir. Yine ayetteki 
"eyman" kelimesi "yemin"in goguludur. Yemin de ant ve ahit de- 
mektir. Ragip isfahant bu kelime hakkinda su aciklamayi yapiyor: 
"Yemin kelimesi, [ant ve ahit anlami i?in] 'el kelimesinden istiare 
edilmistir. Bu istiarede ahdedenin, ant icenin yaptigi eylem goz 
oniine almmistir. Yuce Allah soyle buyuruyor: 'Yoksa sizin lehinize 
kiyamet gunune kadar siirecek yeminler mi uzerimizde?' (Kaiem, 
39) 'Yeminlerinin biitun gucuyle Allah adma ant /'center...' (Maide, 
53) 'Allah'm sizi (ag\z al\skanlig\ He yaptiginiz) bo§ yeminleriniz- 
den dolayi sorumlu tutmaz. "(Maide, 89) (Ragip'tan alman almti bu- 
rada son buldu.) 

"(Agiz aliskanligi He yaptiginiz) bo§ yeminler" ifadesinin, "pe- 
kistirdiginiz yeminler" ifadesinin karsiti olarak kullanilmasmdan, 
bos yemin demekle yemin edenin yemin etme maksadi ile yap- 
madigi, kisisel veya toplumsal bir ahskanhk sonucu agizdan kagan 
yeminin kast-edildigi anlasihyor. Bu da ozellikle ahs veris sirasmda 
soylenen "hayir, vallahi; evet, vallahi" gibi yeminlerdir. Pekistirilen 
yemin ise, yemin edenin bir isi yapacagi veya yapmayacagi yolun- 



Maide Suresi 87-89 151 

da kararh bir sekilde kendini baglayarak yaptigi yemin tiiriidiir. 
"Vallahi sunu yapacagim, vallahi sunu yapmayacagim" demek gi- 
bi. 

Ayetten anlasilan, budur. Bu anlam, seriatm "Vallahi, su ha- 
ram isi yapacagim; vallahi su farzi terk edecegim" gibi yeminleri, 
riichan unsuru icermemesi gerekcesiyle gecersiz yeminlerden 
saymasiyla celismez. Qiinkii bu tur yeminler siinnetce bos yemin- 
lere ilhak edilmistir ve stinnette belirlenen her hukum hakkinda 
Kur'an'da delil bulunmasi sart degildir. 

"Fakat peki§tirdiginiz yeminlerden dolayi sizi sorumlu tutar." 
ifadesi, sadece §eriat acismdan gegerli olan yeminleri kapsar. 
Qiinkii bu ifadenin devammda "yeminlerinizi tutun." buyruluyor. Bu 
ifade, her ne kadar lafzi mutlak oldugu icin her tiirlii yemini kap- 
sasa da, ancak yiice Allah gegersiz saydigi yeminleri tutmayi em- 
retmeyecegine gore ayetteki bo§ yeminlerden maksat, peki§me- 
yen, baglayici olmayan yeminlerdir. Peki§tirilen yeminden maksat 
da gecerli sayilan yeminlerdir. 

"(Boyle bir yemini bozarsaniz,) cezasi (keffareti), ya ... on yoksulu 
doyurmak ya onlari giydirmek veya bir kole azat etmektlr." Ayette ge- 
?en "keffaret" kelimesi, ortme anlammdaki "kiifr" kokiinden gelir. 
§er'T bir terim olarak giinahm kotiiliigiiniin bir sekilde ortiilmesini 
saglayan davranis anlammi tasir. Yiice Allah soyle buyuruyor: 
"...kugiik gunahlarmizi orteriz (affederiz)." (Nisa, 31) Ra-gip 
isfahant, "Keffaret, giinahi orten davranistir. Yemin keffareti de bu 
kategoriye girer." diyor. 

Ayetteki "keffaretuhu=keffareti" ibaresi, gizli bir ifade varsa- 
yimi ile yeminin sonucudur. varsayilan ifade ile birlikte soyle bir 
anlam ci-kar: "Eger yemininizi bozarsaniz, bunun keffareti sudur." 
Qiinkii "kef-faret" kelimesinde, keffaret gerektiren bir giinaha de- 
lalet vardir. Soz konusu giinah yeminin kendisi degildir. Eger boyle 
olsaydi, ayetin devammda "yeminlerinizi tutun" ifadesi yer 
almazdi. Qiinkii giinah olan bir seyi tutmak anlamsiz olur. Buna 
gore keffaret yeminin kendisi ile degil, yemini bozmakla iliskilidir. 

Bundan anlasihyor ki, "Fakat peki§tirdiginiz yeminlerden do- 
layi sizi sorumlu tutar." ifadesinde sozii edilen sorumlu tutma, 
yemin etmenin kendisi karsiligmda degil, yemini bozma karsili- 



152 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gindadir. Sorumlu tutmanm yemine izafe edilmesi, sorumlu tut- 
maya konu olan ye-mini bozmanm yemin ile ilgili olmasmdan do- 
layidir. Buna gore "kef-faretuhu" ibaresi ashnda ayetin metninde 
bulunmayan, fakat varsayilan "yemini bozma"nm sonucudur. 
Qiinku "sorumlu tutar." ifadesi bu-na delalet eder. Ayetin deva- 
mmda yer alan "l§te yemin ettiginiz zaman yeminlerinizin 
keffareti budur." ifadesinde de ayni sey gecerlidir. Buna gore bu 
ifadenin de acilimi soyledir: "Yemin edip de yemininizi bozdugu- 
nuz zaman yeminlerinizin keffareti budur." 

"...ya ailenize yedirdiginiz yemegin ortalamasi uzerinden on 
yoksulu doyurmak ya onlan giydirmek veya bir kole azat etmek- 
tir." Bu ifade tarzi, yemin bozuldugunda bu uc maddeden birinin 
belirlenmesine delalet eder. Arkadan gelen "Bunlarm higbirini bu- 
lamayan (yapamayan) kimse ug giin orug tutar." ifadesi, soz ko- 
nusu ug maddenin ayetteki siralamayi gozetmeksizin se?meye a- 
91k oldugunu kanitlar. Oyle olmasaydi, "bunlarm higbirini bulama- 
yan" ifadesindeki sonuc anlami gecersiz olur ve ayetin akisi uya- 
rmca "veya ug giin oru? tutar" denmis olmasi gerekirdi. Bu ayetten 
cikan birgok fer'T meseleler var ki, onlar iQin fikih ilmine basvur- 
mak gerekir. 

"i§fe yemin ettiginiz (va bozdugunuz) zaman yeminlerinizin cezasi 
(keffareti) budur." Daha once soyledigimiz gibi bu ifadenin acilimi, 
"Yemin edip de yemininizi bozdugunuz zaman'" seklindedir. "/s- 
fe... yeminlerinizin cezasi (keffareti) budur" ve "l§te Allah, ...size 
ayetlerini boyle agiklryor." ciimlelerinde bir tur muhatap degistir- 
me, mtiminlere yonelik hitabi Peygamberimize (s.a.a) yonelik hi- 
taba donusturme vardir. Bu degisiklikteki muhtemel nukte su o- 
labilir: Bu iki cumle Allah'm insanlara yonelik agiklamasidir ve Al- 
lah'm aciklamasi Peygamber (s.a.a) aracihgi ile yapilmaktadir. 
Boylece Peygamberimizin (s.a.a) kendisine vahyedilen mesaji in- 
sanlara a?iklamadaki fonksiyonun onemi vurgulaniyor gibidir. §u 
ayette buyruldugu gibi: "Sana da Zikr'i (Kur'an'i) indirdik ki, insan- 
lara indirilen §eyi onlara agiklayasm..." (Nahi, 44) 

"i§fe Allah, fiikredeslniz diye, size ayetlerini boyle acikhyor." Yani 
Allah, Peygamberi aracihgi ile size hukumlerini aQikhyor ki, o hu- 
kumleri ogrenip uygulamak suretiyle O'na sukredesiniz. 



Maide Suresi 87-89 153 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

Tefsir'ul-Kummfde "Ey iman edenler, Allah'm size helal kildigi 
ho§a giden §eyleri haram etmeyin..." ayeti hakkmda soyle deni- 
yor: Babam bana, ona da ibn-i Ebu Umeyr, ona da ashabmdan biri 
anlatti ki: imam Sadik (a.s) soyle buyurdu: "Bu ayet Hz. AM, Bilal ve 
Osman b. Maz'un hakkmda indi. Hz. AM geceleri hig uyumamaya, 
BMal higbir gunu orugsuz gegirmemeye ve Osman b. Maz'un da hig 
esi Me cinsel iliskide bulunmamaya yemin etmislerdi." 

"Giizel bir kadm olan Osman b. Maz'un'un esi bir gun Ayse'nin 
yanina geldi. Ayse ona, 'Senin kMigmi-kiyafetini ozensiz goruyo- 
rum. Sebebi nedir?' diye sordu. Kadm da Ayse'ye su cevabi verdi: 
Kime susleneyim ki? Vallahi esim bana su kadar zamandan beri 
hig yaklasmadi. Ruhbanliga yonelmis, kegi kMmdan bir elbiseye 
burunmus ve dunyadan elini etegini gekmistir." 

"Peygamber (s.a.a) eve gelince Ayse ona bu durumu anlatti. 
Bunun uzerine Peygamber disan cikarak insanlan namaza gagirdi. 
insanlar toplaninca minbere gikti. Allah'a hamd ve senadan sonra 
sunlan soyledi: Bazilarina ne oluyor da hosa giden seyleri kendile- 
rine haram ediyorlar?! Haberiniz olsun ki, ben geceleri uyurum, e- 
simle yatip kalkarim ve gundtizleri yer-igerim. Kim benim siinne- 
timden yuz gevirirse benden degildir." 

"Adi gegen sahislar ayaga kalkarak, 'Ey Allah'm Resulu, biz bu 
konularda yemin ettik.' dediler. Bunun uzerine, 'Allah sizi (ag\z a- 
liskanligi He yaptigmiz) bo§ yeminlerinizden dolayi sorumlu 
tutmaz; fakat pekistirdiginiz (bilerek yaptigmiz) yeminlerden do- 
layi sizi sorumlu tutar. (Boyle bir yemini bozarsaniz,) cezasi 
(keffareti), ya ailenize yedirdiginiz yemegin ortalamasi uzerinden 
on yoksulu doyurmak ya onlari giydirmek veya bir kole azat et- 
mektir. Bunlarm higbirini bulamayan (yapamayan) kimse ug gun 
orug tutar. I§te yemin ettiginiz (Ve bozdugunuz) zaman yeminleri- 
nizin cezasi (keffareti) budur. ' ayeti indi." 

Ben derim ki: "Allah sizi (agiz ali§kanliii He yaptigmiz) bos 
yeminlerinizden dolayi sorumlu tutmaz; fakat pekistirdiginiz (bi- 
lerek yaptigmiz) yeminlerden dolayi sizi sorumlu tutar..." ayetinin 
adi gegen sahislarm yeminleri Me ortusmesi agik ve net degildir. 
Daha once bu konuya kisaca deginmistik. TabersT, Mecma'ul- 



154 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Beyan adh tefsirinde bu olayi imam Sadik'tan (a.s) nakletmis, fa- 
kat son bolumune yer vermemistir. Dolayisiyla bunun uzerinde 
dusunmekgerekir. 

el-ihticac adh eserde imam Hasan b. Ali'den (a.s) nakledilen 
bir hadiste imamm Muaviye ve yandaslarma soyle dedigi kaydedi- 
lir: "Allah askina soyleyin, Peygamberin (s.a.a) ashabi icinde Hz. 
Ali'nin, nefsinin arzularmi kendisine haram eden ilk kisi oldugunu 
ve bunun uzerine, 'Ey iman edenler, Allah'm size helal kildigi ho§a 
giden §eyleri haram etmeyin.' ayetinin indigini biliyor musunuz?" 
[c.l, s.407] 

Mecma'ul-Beyan adh tefsirde bu ayet hakkinda soyle deniyor: 
"Tefsircilerin verdikleri bilgiye gore, Peygamberimiz (s.a.a) bir gun 
yere oturdu ve insanlara ogut verip kiyameti anlatti. Bunun uzeri- 
ne dinleyenler duygulanip aglamaya basladilar. Arkasmdan as- 
haptan on kisi Osman b. Maz'un el-Cumaht'nin evinde toplandi. 
Bunlar Ali, Ebu Bekir, Abdullah b. Mes'ud, Ebuzer GifarT, Ebu 
Huzeyfe'nin kolesi Salim, Abdullah b. Omer, Mikdad b. Esved el- 
Kindt, Selman-i FarisT ve Malik b. Mukrin idi. Bunlar gunduzleri o- 
ru? tutmaya, geceleri ibadet etmeye, dosek uzerinde uyumamaya, 
et ve yag yememeye, kadmlara yaklasmamaya, guzel koku su- 
runmemeye, keq\ kihndan orulmus kaba elbiseler giymeye, dunya 
ile ilgilenmemeye, yerytizunde geziler dtizenlemeye ve bazilan er- 
keklik organlanni kesmeye karar verdiler." 

"Bu haber Peygamberimize (s.a.a) ulasmca, Osman b. 
Maz'un'un evine gitti. Fakat onunla karsilasamadi. Aktar olan esi 
Ebu Llmeyye kizi Havla Ummu Hekim'e, 'Kocan ve arkadaslan 
hakkinda isittiklerim dogru mu?' diye sordu. Kadm hem Peygam- 
beri yalanlamak istemedigi ve hem de esinin durumunu a?ikla- 
maktan cekindigi i?in, 'Ey Allah'm Resulti, eger bu durumu sana 
Osman haber verdiyse, dogru soylemistir.' dedi. Peygamber ora- 
dan ayrildi. Osman eve gelince esi olup biteni ona haber verdi." 

"Bunun uzerine Osman ve arkadaslan Peygambere (s.a.a) git- 
tiler. Peygamber onlara, '§u su kararlan aldigmizi size haber ver- 
medim mi?' dedi. Onlar, 'Evet, fakat maksadimiz sadece iyilikti.' 
dediler. Peygamber, 'Bana boyle seyler emredilmedi.' dedikten 
sonra sozlerine soyle devam etti: Nefislerinizin sizin uzerinizde 
hakki var. Hem oru? tutun, hem yiyin-i?in. Geceleri hem ibadet e- 



Maide Suresi 87-89 155 

din, hem uyuyun. Ben geceleri hem ibadet eder, hem uyurum. 
Giindiizleri hem oruc tutarim, hem yer icerim. Et de yerim, yag da 
yerim. Kadmlara da yaklasmm. Kim benim sunnetimden yuz cevi- 
rirse benden degildir." 

"Sonra insanlan topladi ve onlara su konusmayi yapti: 'Bazila- 
rma ne oluyor da, kendilerine kadmlara yaklasmayi, yemek yeme- 
yi, giizel koku suriinmeyi, uyumayi, dunyevt istekleri haram ettiler. 
Ben size ke-sisler ve rahipler gibi olun demiyorum. Benim dinimde 
et yememek, kadmlara yaklasmamak ve manastira kapanmak 
yoktur. Benim ummetimin seyahati oruc, ruhbanhgi ise cihattir. Al- 
lah'a kulluk edin, O'-na hicbir seyi ortak kosmaym. Hacca ve urn- 
reye gidin, namazi kihn, zekati verin, ramazanda orug tutun ve 
dosdogru olun ki, karsihginda dogruluk goresiniz. Sizden onceki 
milletler asirihk yuzunden helak oldular. Onlar gorevlerini agirlas- 
tirdikga Allah da yukumluluklerini agirlastirdi. iste simdi kilise ko- 
selerinde ve manastirlarda onlann kalin-tilarmi goruyorsunuz.' Bu 
olay uzerine Allah bu ayeti ['Ey iman edenler, Allah'm size helal 
kildigi... §eyleri haram etmeyin.'] indirdi." 

Ben derim ki: Ehlistinnet rivayetlerine muracaat edildiginde, 
[Mecma'ul-Beyan'm naklettigi] bu rivayetin aslmda bu konuda 
nakledilen rivayetlerin bir ozeti oldugu anlasilmaktadir. Bu konu- 
daki rivayetlerin sayisi oldukca goktur. [Merhum] TabersT bu riva- 
yetlerin farkli iceriklerini toplayip tekrarlarmi atarak onlan bir ri- 
vayet halinde zikretmistir. Bu rivayetlerin kendine bakildigmda, 
sayilannin Qokluguna ragmen hicbirinde sahabtlerin adlan bir a- 
rada zikredilmemistir. Bilakis bu rivayetlerin lafiz agisindan en 
kapsamh olanmda, sahabeden "Osman b. Maz'un ve arkadaslan" 
diye soz edilmistir. Bazilannda ise "Peygamberin ashabmdan bazi 
insanlar" diye, bazilannda da "Peygamberin ashabmdan bazi kisi- 
ler" diye soz edilmistir. 

Bu boyle oldugu gibi, bu rivayette genis ve ayrmtili olarak yer 
alan Peygamberimizin sozleri ve halka yonelik konusmasinin 
metni, bu rivayetlerde daginik bir sekilde mevcuttur. Sozu edilen 
kisilerin terk etmek istedikleri veya terkine yemin ettikleri davra- 
nislarda da durum aynidir. Bu rivayetler soz konusu sahabtlerin 
hepsinin bu davranislann tumunu terk etmeyi kararlastirdiklarmi 
agikga belirtmemislerdir. Tersine bazi rivayetlerde terk etmek is- 



156 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tedikleri veya terkine yemin ettikleri davranislarm farkh oldugu 
belirtilmistir. 

Mesela BuharT ile Muslim'in Ayse'den naklettikleri rivayete go- 
re, Peygamberin ashabmdan bazi insanlar, Peygamberin eslerine 
onun gizlide nasil davrandigim, neler yaptigmi sordular. Aldiklan 
cevaplar tizerine kimisi, "Artik ben et yemiyecegim." kimisi, "Artik 
ben kadmlara yaklasmiyacagim." kimisi de, "Artik ben hie dosek 
uzerinde uyumayacagim." dedi. Bu haber, Peygamberimize ula- 
smca, "Bazilanna ne oluyor da her biri soyle soyle diyor? Ben hem 
oruc tutarim, hem yer-icerim. Hem uyurum, hem gece ibadetine 
kalkanm. Et yerim ve kadmlara yaklasmm. Kim benim sunnetim- 
den yuz cevirirse, benden degildir." dedi. 

Soz konusu rivayetteki "Bunlar gunduzleri orug tutmaya... ka- 
rar verdiler." seklindeki ifadeden, onlann her birinin bu davranisla- 
rm hep-sini kararlastirdigi degil de, hepsinin toplam olarak bu 
davranislan kararlastirmis olduklan da kastedilmis olabilir. Arala- 
nnda zayifi, miirseli ve muteberi bulunan bu rivayetlerin icerikleri 
farkli olmakla birlikte birden degerlendirildiginde su sonuca gu- 
venle varmak gerekir: Ashaptan bazi kisiler bu tur bir zuht ve iba- 
dete karar verdiler. Bunlann arasmda Hz. AM ve Osman b. Maz'un 
vardi. Bunun uzerine Peygamber onlara, "Kim benim siinnetimden 
yiiz cevirirse, benden degildir." dedi. Yine de dogrusunu Allah bilir. 
Bu konuda bilgi edinmek i?in Tefsir-i TaberT, ed-Durr'til-Mensur ve 
Feth'ul-Kadtr gibi rivayetlere dayanan tefsirlere basvurmak gere- 
kir. 

ed-Diirr'ul-Mensur'da soyle deniyor: TirmizT -hasen bir hadis ol- 
dugunu belirterek-, ibn-i Cerir, ibn-i Ebu Hatem, ibn-i AdT el-Kamil 
adh eserinde, Taberan? ve ibn-i Murdeveyh ibn-i Abbas'tan soyle 
dedigini bildirmisler: "Adamin biri Peygambere (s.a.a) gelerek, 'Ey 
Allah'm Resulu, ben et yedigimde kadmlara karsi ilgim artiyor ve 
sehvetim kabanyor. Bu yiizden kendime et yemeyi haram ettim.' 
dedi. Bunun uzerine, 'Ey iman edenler, Allah'm size helal kildigi 
ho§a giden §eyleri haram etmeyin. ' ayeti indi." 

Yine ed-Diirr'ul-Mensur'da ibn-i Cerir ve ibn-i Ebu Hatem'in 
Zeyd b. Eslem'den soyle tahric ettikleri kaydedilir: "Abdullah b. Re- 
vaha'ya akrabalanndan biri misafir gelmisti. Kendisi o sirada 



Maide Suresi 87-89 157 

Peygam-berin (s.a.a) yanmda idi. Bir sure sonra evine donunce ai- 
lesinin misafire yemek yedirmedigini, yemek yemek icin onun eve 
gelmesini bek-lediklerini gordu. Esine, 'Benim yuzumden misafi- 
rimi a? biraktm. Bu yemek bana haram olsun.' dedi. Kansi, 'Bana 
da haram olsun.' dedi. Misafir de, 'Bana da haram olsun.' dedi. 
Abdullah bu durumu gortince elini yemege uzatarak, 'Allah'm adiy- 
la yiyin.' dedi. Sonra Peygambere (s.a.a) gidip durumu anlatti. 
Peygamber (s.a.a), 'Dogrusunu yaptm.' dedi. Bunun uzerine, 'Ey 
iman edenler, Allah'm helal kildigi ho§a giden §eyleri haram et- 
meyin. ' ayeti indi." 

Ben derim ki: Son iki rivayette inis sebebi olarak anlatilanlann 
ravilerin ayeti olaya uyarlamasi olmasi da muhtemeldir. Ayetlerin 
inis sebepleri ilgili rivayetlerde bu duruma sik sik rastlanir. Aynca 
bir ayetin inisi ile ilgili birden 90k sebebin olmasi da mumkundur. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Abdullah b. Sinan'dan soyle nakledilir: "i- 
mama, 'Eger ben haram veya helal bir icecek icersem, esim bos 
olsun veya kolem azat olsun.' diyen bir adamm durumunu sor- 
dum. imam su cevabi verdi: 'Haram olan i?ecege yemin etse de, 
etmese de yaklasma-masi gerekir. Helal icecegi de terk etmemesi 
gerekir. Qunkii Allah'm helal kildigi seyi haram etmeye yetkili de- 
gildir. Zira yiice Allah, 'Ey iman edenler, Allah'm helal kildigi ho§a 
giden §eyleri haram etmeyin.' buyuruyor. halde helal i?ecek ile 
ilgili yemininden dolayi ona hicbir sorumluluk gelmez." [el, s.336, 

h:162] 

el-Kafi'de muellif, kendi rivayet zinciriyle Mes'ade b. Sadaka'- 
dan soyle dedigini nakleder: "imam Sadik'm (a.s) 'Allah sizi (agiz 
al\§kan-l\g\ He yaptigmiz) bo§ yeminlerinizden dolayi sorumlu 
tutmaz.' ayeti hakkmda soyle buyurdugunu duydum: 'Bu ayette 
ge?en 'lagv=bos' kelimesinden maksat, kisinin hi?bir seye ciddt 
olmaksizm, 'Evet vallahi, hayir vallahi' soylemesidir." [c.7, s.443, h:i] 

Ben derim ki: Tefsir'ul-AyyasT'de de bu rivayetin benzeri Abdul- 
lah b. Sinan'dan nakledilmistir. 1 Bir benzeri de Muhammed b. 
Muslim'den nakledilmistir. Muhammed b. Muslim'den aktanlan 
rivayette "Kisinin soyledigi soze ciddt kasti olmaksizm" ifadesi yer 



1- [Tefsir'Lil-Ayya§T, c.l, s.336, h:163] 



158 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ahyor. 1 

ed-Durr'ul-Mensur'da ibn-i Cerir'in ibn-i Abbas'tan soyle tahric 
ettigi kaydedilir: "Kendilerine kadmlara yaklasmayi ve et yemeyi 
haram kilan kimseler hakkinda 'Ey iman edenler, Allah'm helal 
kildigi ho§a giden §eyleri haram etmeyin.' ayeti indiginde bu kim- 
seler, 'Ey Allah'm Resulu, yaptigimiz yeminler ne olacak?' dediler. 
Bunun uzerine 'Allah sizi (agiz al\§kanl\g\ He yaptigmiz) bo§ ye- 
minlerden dolayi sorumlu tutmaz. ' ayeti indi." 

Ben derim kk Bu rivayet, bu incelemenin basmda naklettigi- 
miz rivayetin son boliimii ile benzerlik gosteriyor. Yalniz bu rivayet, 
ayetten anlasilan anlam ile bagdasmiyor. Qunku bir farzin veya bir 
mubahm terk edilecegine dair yapilan yeminde kararhhk ve kasit 
unsurunun olmadigi soylenemez. 

Ayette "(agiz al\§kanl\g\ He yaptigmiz) bo§ yeminler" ifadesi- 
nin karsihgi olarak "peki§tirdiginiz yeminler" ifadesine yer veril- 
mistir. Bu durum, bos yeminin pekistirilmeyip baghhk getirmeyen 
yemin olduguna delalet eder. Ayetten anlasilan bu anlam sadece 
bos yemini ciddt bir kasit i?ermeyen 'Hayir vallahi, evet vallahi' gi- 
bi sozlerle a?iklayan rivayetlerle bagdasir. §eriatin gegersiz saydi- 
gi yeminlerde ise yemin konusu seylerle ilgili kasit vardir. Ortaya 
9ikan sonuc, bu tur yeminin gegersizliginin Kur'an'a degil, sunnete 
dayandinlmasidir. 

Ustelik ayetin i?erigi, onun yemin keffaretini bildirmek ve ye- 
minleri tutmayi emretmek olduguna dair en kesin delildir. Ayet 
yemini tutmayi, bu (rivayetteki) tefsirin gerektirdigi gibi baska bir 
konuya bagh olarak degil, bagimsiz olarak ele ahyor. 



1- [Tefsir'Lil-Ayya§T, c.l, s.336, h:165] 



Maide Suresi 90-93 159 



90- Ey inananlar! icki, kumar, putlar (veya dikili taslar) ve 
(hayvan etini bolusmekte yararlanilan) sans oklan, seytan isi pis- 
liklerdir. Oyleyse bunlardan kacimn; umulur ki kurtulusa erersiniz. 

91- §eytan, icki ve kumarla sadece araniza dusmanhk ve kin 
sokmak, sizi Allah'i anmaktan ve namaz kilmaktan ahkoymak is- 
ter. Artik bunlardan vazgececek misiniz? 

92- Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sakmm. Eger 
yuz gevirirseniz bilin ki, Elgimize dti§en, sadece agikga duyurmak- 
tir. 

93- inanip iyi ameller isleyenlere, takvayi gozetip inandiklan 
ve iyi ameller yaptiklan, sonra takvayi gozetip inandiklan ve sonra 
takvayi gozetip amelleri guzel sekilde yaptiklan takdirde (sayilan 
bu haramlardan) yedikleri ve ictikleri seyler yiizunden bir gunah 
yoktur. Allah isleri iyi sekilde yapanlan sever. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Okudugumuz ayetler arasmda sanki bir defada veya birbirine 
yakm zamanlarda inmisler gibi akis agisindan uyum vardir. Bu a- 
yetlerin sonuncusu, asagida ayrmtili bigimde anlatacagimiz uzere 



160 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

zihinlerde uyanan bir supheyi giderecek bir konuma sahiptir. Do- 
layisiyla bu ayetlerin hepsi ickiyi konu ediniyor, bazilan ise ickiye 
kuman, anit taslarim ve sans oklarmi da ekliyor. 

Daha once kitabimizm ikinci cildinde, "Sana igkiyi ve kuman 
sorarlar. De ki: Onlarda hem buyiik giinah, hem insanlar igin fay- 
dalar var; ama giinahlan faydalarmdan daha biiyiiktiir." (Bakara, 
219) ayetinde ve yine kitabimizm dordiincii cildinde, "Ey inananlar! 
Ne soylediginizi bilmeniz igin, sarhosken namaza yakla§maym." 
(Nisa, 43) ayetinde degindigimiz gibi bu iki ayet, "De ki: Rabbim 
ancak agik ve gizli kotiiliikleri, giinahi... haram kilmi§tir." (A'raf, 
33) ayeti ve aciklamasim yapmakta oldugumuz "Ey inananlar! /c- 
ki, kumar, putlar (veya dikili ta§lan) ve §ans oklari §eytan isi pis- 
liklerdir. Oyleyse bunlardan kagmm... Artik bunlardan vazgege- 
cek misiniz?" (Maide, 90-91) ayetler birbirlerine eklendiklerinde, 
farkli icerikleri ile §eriat koyucunun igki yasaginda a§amah sureci 
izledigine delalet ederler. 

Fakat bu tedrictlik, tenzih etmekten ho§lanmamaya ve oradan 
kesin yasaklamaya varan ve boylece nesh sonucunu doguran bir 
gelifme sureci degildir. Ayni sekilde bu tedrictlik seriat hukumle- 
rinin yururluge konmasmda dint siyasetin menfaati gozetilerek 
kapah isaretten acik beyana, gizli kinayeden sarih ifadeye gecilme 
anlammda bir tedrtcilik degildir. 

Qunkii "gunah" olarak anlamlandirdigimiz "ism" ifadesi, A'raf 
suresinde yer almis Mekke doneminde inen bir ayette geciyor. E- 
ger bu ifade hicretten sonra inmis ilk uzun sure olan Bakara sure- 
sindeki "De ki: Onlarda buyiik giinah... vardir." ifadesi ile bir ara- 
da degerlendirilirse, bundan mazeret ve tevil pesinde olan kimse- 
ye hicbir imkan birakmayan a?ik bir icki yasagi sonucu gikar. 

Bu yasaklamadaki tedrictligin anlami sudur: ilk asamada \qk\ 
yasagi genel bir yasaklama ?er?evesinde gundeme geldi. Bu ge- 
nel qerqeve "gunah" kavrami ile cizildi. Arkasmdan nasihat uslubu 
ile ozel bir yasaklama geldi. "De ki: Onlarda hem buyiik giinah, 
hem insanlar igin faydalar var; ama giinahlan faydalarmdan da- 
ha buyuktiir." ayeti bu amaci tasiyor. "Ne soylediginizi bilmeniz i- 
c/'n sarhosken namaza yakla§maym." ayetindeki sarhosluktan 
maksat eger uyku sarhoslugu degil de iQkinin verdigi sarhosluk i- 



Maide Suresi 90-93 161 

se, bu ayet de ogut uslubu ile ozel igki yasagim dile getirmis olu- 
yor. Arkasmdan israrh ve agir ifadeli bir baska ozel yasaklama ge- 
liyor. Bu kesin yasaklamayi, "Igki, kumar, putlar (veya dikili fas/a- 
n) ve §ans oklan, §eytan isi pisliklerdir... Artik bunlardan vazge- 
gecek misiniz?" ayetleri kanithyor. 

Bu iki ayet igki yasagi hakkmda inmis son ayetlerdir. Buna, bu 
ayetlerde yer alan gesitli pekistirme yontemleri delalet ediyor. Bi- 
rincisi "innema=ancak" ibaresidir. Sonra ickinin ve onunla ayni ka- 
tegoride sayilan gunahlarm "igrenclik, pislik" olarak adlandmlma- 
lan gelir. Arkasmdan bu gunahlarm seytana izafe edilmis olmalan 
gelir. Sonra bunlardan kagimlmasi yolundaki agik emir karsimiza 
gikiyor. Arkasmdan kurtulusun bu gunahlardan kagmmakta a- 
ranmasi telkin ediliyor. Sonra igki icmekten dogacak kotu sonug- 
lara parmak basihyor. Sonra bunlara son verilip verilmeyecegi so- 
ruluyor. Arkasmdan Allah'a ve Peygambere (s.a.a) itaat edilmesi, 
onlara karsi gikmaktan sakmilmasi ve eger karsi gikma olursa, Al- 
lah'm ve Peygamberinin (s.a.a) bunlardan mustagni oldugu ve bu 
itaatsizligi yapanlarm zarar gorecegi vurgulaniyor. 

Okudugumuz ayetlerin sonuncusu olan "Inanip iyi ameller /'s- 
leyenlere, takvayi gozetip inandiklan... takdirde bir giinah yok- 
tur." ayetinde de ileride aciklanacagi uzere bu ayetlerin igki yasagi 
hakkmda inmis son ayetler olduguna dair belirli oranda delalet 
vardir. 

"Ey inananlar! igki, kumar... Umulur ki kurtulufa erirsiniz." Bu sure- 
nin basmda, bu ayette sayilan "hamr, meysir, ensab ve ezlam" ke- 
limelerinin ne anlama geldikleri hakkmda bilgi verilmisti. "Hamr", 
akh bulandiran ve fermantasyon islemi ile uretilen her turlu sar- 
hos edici sividir. "Meysir" kelimesi, mutlak anlamda kumar de- 
mektir. "Ensab" kelimesi, putlar veya uzerinde kurban kesmek i- 
gin konmus olan taslardir. Bu taslar saygm ve kutsal kabul edili- 
yordu. "Ezlam" kelimesi, hayvan etinin bolunup paylann belirlen- 
mesinde arag olarak kullanilan sans oklan demektir. Bu kelime, 
bir ise girisirken veya karar verirken ornegin bir yolculuga gikar- 
ken veya benzeri bir isi yapmak isterken isin hayir mi, ser mi ol- 
dugunu belirlemek amaciyla gekilen fal oklan igin de kullanilmis- 
tir; fakat bu kelime surenin baslannda birinci anlamda kullanil- 
mistir. Qunku yasak yiyecekler anlatihrken gundeme gelmisti. Bu- 



162 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

na dayanarak burada da ayni anlamda kullamlmis olmasi ihtimali 
pekistirilmis olur. 

Eger desen ki: "Meysir" kelimesi genel anlami ile hayvanm e- 
tini paylastirmada kullanilan sans oklan anlammda almacak 
"ezlam" kelimesinin anlammi da kapsar. Acik bir nukte ve incelik 
olmaksizm genel bir ifadeden sonra ozel bir ifadeye yer vermenin 
anlami yoktur. halde "ezlam" kelimesinin cahiliye donemi Arap- 
lan arasmda isin hayir mi, ser mi oldugunu belirlemek amaciyla 
90k yaygm olarak kullanilan fal oklan anlammda oldugunu kabul 
etmek gerekir. Nitekim bir sair soyle diyor: 

"Eger CezTme kabilesinin ileri gelenlerinin bircogu olduruldu 
ise de, / Kadmlan fal oklan ile fal bakarlar." 

Rivayetlere gore bu fal islemi soyle yapihrdi: Ok biciminde uq 
tane ince tahta parcasi hazirlanirdi. Birinin tizerine "Bu isi yap.", 
obiirunun tizerine "Bu isi yapma." yazihr, ticuncusunun tizerine ise 
hicbir sey yazilmazdi. Fal bakacak olan kimse bu oklan yaninda 
tasidigi deri torbaya atardi. Bu oklar birbirinin benzeri olurdu. A- 
dam yolculuk gibi onem verdigi bir ise girisecegi zaman elini deri 
torbaya daldinp bu oklardan birini cikanrdi. Eger gikardigi ok uze- 
rinde "Bu isi yap." yazisi olan ok olursa, niyetlendigi ise girisirdi. 
Yok eger uzerinde "Bu isi yapma." yazisi bulunan ok eline geldi i- 
se, o isten vazgecerdi. Eger eline gelen ok, uzerinde yazi bulunma- 
yan ok olursa, onu tekrar torbaya atar ve ok cekme islemini yazih 
bir ok gikarincaya kadar tekrarlardi. Bu isleme "paylastirma, pay 
arama" admin verilmesinin sebebi, bu islem ile kendisine ait nz- 
km veya bir baska iyiligin istenmesidir. 

Bu ayet bu islemin yasak olduguna delalet ediyor. Qunku bu 
islem, gaybi bilme iddiasmi cagnstmyor. Buna benzeyen diger bu- 
tun islemler de boyledir. Tespih taneleri ile istihare yapmak ve 
buna benzer seyler gibi. 

Buna karsihk olarak §6yle derim: Bilindigi gibi bu surenin ba- 
smdaki "fal oklan He bolmeniz" (Maide, 3) ifadesi agikga hayvanm 
etini oklarla bolmekle ilgili bir tur kumardan soz ediyor. Qunku 
yenmesi haram seyler arasmda sayilmistir. Bundan dolayi "ezlam" 
kelimesinin bu ayette de ayni anlama geldigi ihtimali gtic kazani- 
yor. 



Maide Suresi 90-93 163 

Eger surenin bas tarafmdaki konumu ile kelimenin bu anlama 
gelisinin kuvvetli ihtimal haline geldigi kabul edilmez ise, o zaman 
maksadi hususunda aciklayici niteligi olacak hicbir karine tasi- 
mayan iki anlamh bir kelime ile karsi karsiya geliriz ki, o takdirde 
kelimenin an-lammi belirlemek, sunnet kaynakh aciklamaya kahr. 
Nitekim kararsizhk durumlannda tespih taneleri ile veya baska bir 
yolla hayir talep etmenin caiz oldugu yolunda Ehlibeyt imamlarm- 
dan gelen bircok rivayet vardir. 

Bu meselenin mahiyeti sudur: insan bir ise girismek istedigin- 
de, neyin kendisi icin faydah oldugunu ogrenmek isteyebilir. Bu- 
nun sakmcasi yoktur. Bu bilgiyi ya Allah'm kendisine bagisladigi 
diisunme yetenegi ile elde etmeye cahsir veya dogru ile egriyi ayirt 
edecek duzeyde olan kisilere damsir. Eger bu yollardan dogru sik- 
km hangisi oldugunu ogrenemez de §a§kmhk iginde, tereddiitte 
kahrsa, hangi §ikki se?ecegini belirlemek icin herhangi bir yolla 
Rabbine yonelmesinde hi?bir sakmca yoktur. 

insanm bu tur bir istihare ile bir tercihte bulunmasinda, ne 
gaybi bilme iddiasi, ne ytice Allah'm ilahhk yetkisine tecavuz giri- 
§imi, ne i§leri planlamasmda bafkalanni Allah'a ortak etme gibi 
bir f irk eylemi ve ne ba§ka bir dint sakmca vardir. isi farz kil- 
mak, haram etmek veya baska bir yukumluluk hukmune bagla- 
mak soz konusu degildir. Aynca bu iste gayb perdesini agip iyiligi 
ve kotulugu kesinlikle belirleme talebi de yoktur. Sadece kisinin 
hayrmin girisilecek isi yapmakta mi, yoksa yapmamakta mi oldu- 
guna dair bir arayis ve boylece saskmhktan ve kararsizhktan kur- 
tulus vardir. 

istihareden sonra bir isi yapmayi veya yapmamayi izleyecek 
olan gelismeler iyi de olabilir, kotti de olabilir. Bu ihtimal, dusune- 
rek veya danisarak vanlacak olan karann sonu?lari ile ayni duzey- 
dedir. Buna gore istihare, tipki dusunmek ve danismak gibi te- 
sebbiis asamasmda saskmhgi ve kararsizhgi gideren bir yoldur. \s- 
tihareye uyularak yapilan isin gerekli kildigi sonug, dusunerek ve- 
ya danisarak yapilan isin gerekli kildigi sonuc gibidir. 

Evet, Kur'an'la veya baska bir yolla istihare edildiginde, gaybi 
bilme iddiasma bulasildigi sanilabilir. Belki de insanm icinden bu 
uygulama konusunda bir ugurluluk veya ugursuzluk duygusu ge- 
Qebilir. insan bu uygulamadan hayir veya ser, fayda veya zarar 



164 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

bekleyebilir. Fakat her iki mezhep kanah ile rivayet edilen hadisle- 
re gore, Peygamberimiz (s.a.a) hayra yorar ve ona emrederdi. Bu- 
na karsihk ugursuzluk duygusuna saplanmayi men eder ve boyle 
bir kotumserlik ortaya cikmca onu umursamamayi ve Allah'a te- 
vekkiil etmeyi tavsiye ederdi. 

Buna gore Kur'an'la veya benzer bir yolla istihare etmenin 6- 
niinde hicbir engel yoktur. Eger bu yolla iyiye yonelik bir isaret ah- 
nirsa, mesele yoktur. Aksi halde Allah'a tevekkul edilerek diisunii- 
len ise girisilir. Boyle bir istiharenin saglayacagi fayda, mutluluk ve 
fayda saglayacagi sezilen islerde insanm moralini duzeltmekten 
baska bir sey degildir. Yeri geldiginde bu meselenin hakkmda ge- 
nis bir inceleme yapilacaktir. 

Bu soylediklerimizden ortaya cikti ki, bazi tefsirlerde yapildigi 
gibi bu ayetteki "ezlam" kelimesini, fal ve sans oku anlamma al- 
mak ve buna dayanarak istiharenin haram oldugu sonucunu qi- 
karmak, dogru bir yorum tarzi degildir. 

"§eytan ;'s; pisliklerdir." ifadesinin orijinalinde ge?en "rics" ke- 
limesi, Ragip isfahant'nin el-Mufredat adh eserindeki agiklamaya 
gore "pis ve igrenc sey" demektir. Dolayisiyla "recaset", "necaset 
ve kaza-ret" kelimeleri gibi, insan tabiatmin igrendigi \g\n kendi- 
sinden uzak durulan ve tiksinilen seyin tasidigi nitelik anlamma 
gelir. 

Ayette sayilan icki, kumar, putlar ve fal oklannm pislik olarak 
nitelenmeleri, insan tabiatmin bunlara yaklasmayi istememesine 
yol acan bir nitelik tasimalan yuzundendir. Bu da bunlann insana 
mutluluk verecek butun unsurlardan yoksun olmalan durumudur. 
Herhangi bir zamanda katiksiz ve saf olmasi mumkun olan bir 
mutluluktan bahsediyoruz. Yuce Allah da su ayette bu gergege i- 
saret ediyor: 

"Sana igkiyi ve kuman sorarlar. De ki: Onlarda hem buyiik 
gunah, hem insanlar igin faydalar var; ama giinahlari faydalann- 
dan daha buyuktur." (Bakara, 219) §6yle ki, yuce Allah bunlann gu- 
nahlannin faydalarma baskin oldugunu ifade ediyor ve bu durum 
igin istisna ifadesi kullanmiyor. [Her zaman igin gunahi faydasm- 
dan daha buyuktur deniliyor.] 

Her halde bu sebeple bu pislikler seytana isnat edilmis ve bu 



Maide Suresi 90-93 165 

konuda ona hie kimse ortak edilmemistir. [§6yle ki eger bunlarda 
bir hayir yon olsaydi, bu mutlaka seytandan kaynaklanmiyor ola- 
cakti. Bu da bir baskasimn seytana ortak olmasi demek olurdu.] 
Bir sonraki ayette de soyle buyruluyor: "Seytan igki ve kumarla 
sadece araniza du§manlik ve kin sokmak, sizi Allah' i anmaktan 
ve namaz kilmaktan alikoymak ister. " 

Bunu soyle aciklayabiliriz: Yuce Allah, seytam Kur'an'da insa- 
nin diismani, onun icin asla iyilik istemeyen biri olarak tamtmistir. 
§u ayetlerde buyruldugu gibi: "Seytan, insanm apagik bir diisma- 
nidir." (Yusuf, 5) "Bu §eytana ili§kin, kesinle§mi§ hukme gore kim 
onun pe§inden giderse kendisini dogru yoldan gikarir." (Hac, 4) 
"Onlar higbir hayirla ili§kisi olmayan §eytandan ba§kasma tap- 
mazlar. Allah onu lanetlemi§..." (Nisa, 117-118) Dolayisiyla Allah 
onu lanetine ugratti ve onu her turlu hayirdan mahrum etmi§tir. 

Yiice Allah, §eytanm insana sokulmasinm, insana yonelik 9a- 
h§masinm ki§kirtma, vesvese verme, ayartma yontemleri ile kalbe 
sizma oldugunu agikladi. Nitekim §eytamn sozlerini bize aktararak 
§6yle buyuruyor: "Iblis dedi ki: 'Ey Rabbim, beni ki§kirtip sapikliga 
du§urdugiin igin dunyada kotiilugu onlara cazip gostererek hep- 
sini yoldan gikaracagim. Sadece onlarm arasmdaki segkin kili- 
nan kullarm harig. ' Allah dedi ki: l§te bana ula§tiran dogru yolum 
budur. Sana uyan sapiklar di§mda kullarim uzerinde senin higbir 
nufuzun yoktur." (Hicr, 42) 

Goruliiyor ki, iblis insanlan tehdit ediyor. Fakat elindeki yega- 
ne silah kiskirtmadir. Yuce Allah ise onun yoldan cikmis baghlan 
dismdaki insanlar uzerindeki higbir etkinligi olmayacagmi 
vurguluyor. Yiice Allah, seytanm kiyamet gunii insanlara ne soyle- 
yecegini naklederek soyle buyuruyor: "Benim sizi zorlayacak bir 
gucum yoktu. Sadece sizi yoluma gagirdim, siz de gagrima uyu- 
verdiniz." (ibrahTm, 22) 

Allah, seytanm gagrismin niteligini soyle belirtiyor: "Ey Ade- 
mogullari, sakm §eytan sizi sasirtip bir belaya du§urmesin... Sizin 
§eytani ve adamlarmi goremeyeceginiz yerlerden onlar sizi gorur- 
ler." [A'raf, 27] Ayette a?iklaniyor ki, seytanm ?agnsi bir insanm 
baska bir insani karsilikh ikna yolu ile bir seye cagirmasi gibi de- 
gildir. Onun cagnsinda gagnlan, gagiranm tek yanh gozetimi altm- 
dadir. Bunun tersine dondugu hig gortilmez. 



166 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bu konuya nokta koyan soz, "Insanlarm goguslerine (kotu dii- 
sunceler) fisildayan o sinsi vesvesecinin serrinden... insanlarm 
Rab-bine... sigminm." (Nas, 4) ayetleridir. Bu ayetlerde aciklamyor 
ki, sey-tanm insana yonelik cahsmasi insanm kalbine kotu duygu- 
lar fisildayarak onu bu yolla sapikhga cagirmasidir. 

Butun bunlardan anlasihyor ki, ickinin ve onunla birlikte ayette 
sayilan kotuluklerin seytan isi olmalan demek, bu kotuluklerin 
seytana ozgu i§lere dayaniyor olmalandir. Bu kotuluklere davetiye 
cikaran tek sey, insani sapikhga cagiran seytanT fisiltilar ve sinsi 
telkinlerdir. Bundan dolayi Allah bu kotuluklere pislik ve igrenclik 
admi verdi. Ytice Allah zaten sapikhga pislik admi vermistir. §u 
ayette oldugu gibi: "Allah kimi saptirmak isterse, gogsunii sanki 
goge gikiyormu§ gibi dar ve tikanik yapar. Allah, inanmayanlarm 
iistune i§te boyle pislik gokertir. Bu senin Rabbinin dosdogru yo- 

ludur." (En'am, 125-126) 

Arkasmdan bir sonraki ayette bu kotuluklerin seytan isinden 
kaynaklanan birer igrenclik olmalarmin anlami soyle anlatihyor: 
"§eytan igki ve kumarla sadece araniza du§manlik ve kin sok- 
mak, sizi Allah' i anmaktan ve namaz kilmaktan alikoymak ister." 
Yani seytan sizi bu kotuluklere cagmrken istedigi tek sey serdir. 
Bu yuzden bu kotulukler ona ozgu eylemlerin bir pargasi olan ig- 
renglikler olmuslardir. 

§6yle denebilin Bu soylenenlerin ozeti sudur: ickinin ve onunla 
bir arada sayilan kotuluklerin igrenclik olmalarmin anlami, bunlan 
yapmanm ve mesela igki icmenin seytanm sadece kalplere fisilti 
asilamasma ve insani saptirmasma yol acmasidir. Oysa birgok ri- 
vayetten anlasildigma gore seytan, insan kihgmda ortaya cikarak 
ilk kez igki uretmis ve onu hazirlamayi insana ogretmistir. 

Buna verecegimiz cevap sudur: Evet, bu rivayetler her ne ka- 
dar mutevatir ve dolayisiyla delil kabul edilecek nitelikte degiller 
ise de, elimizde bu nitelikte degisik alanlarla ilgili birgok rivayet 
vardir. Bu rivayetler seytanm, peygamberler, veliler ve diger insan- 
lara gdrundugune delalet ediyor. 

Baska bazi rivayetlerden de meleklerin somut kihklarda go- 
rundtiklerini, diger bazi rivayetlerden ise dunyanm, insan davranis- 
lannm veya baska seylerin somut kihklara burunduklerini ogreni- 



Maide Suresi 90-93 167 

yoruz. Allah'm kitabi da bu somutlasmalari bir dereceye kadar te- 
yit ediyor. Su ayette oldugu gibi: "Bu sirada ona ruhumuzu (Cebra- 
il'i) gonderdik. 0, ona normal bir erkek kiligmda goriindu." (Mer- 
yem, 17) insallah bu konuyu isra suresinin ilk ayetinin tefsiri sira- 
smda veya baska uygun bir yerde enine-boyuna inceleyecegiz. 

Bu konuda bilinmesi gereken sudur: Eger bir veya birkag riva- 
yette bir hikaye yer alirsa, bu hikaye veya hikayeler baska ayetler- 
le acikca desteklenen bir ayetin anlaminm degismesini 
gerektirmez. Seytamn insan uzerindeki tek silahi dusunceye yone- 
lik tasarruftur. Ayetler geregince bu imkanm bazi durumlarda ona 
tanindigini biliyoruz. Eger §eytan bir insana somut bir kilikta go- 
riinse ve bir i§ yapsa veya insana bir sey yapmayi ogretse bu du- 
rum, onun insanm fikrine yonelik tasarrufuna, etkisine yeni birsey 
eklemez. Bu konuda yapacagimiz incelemenin beklenmesini tav- 
siye ediyoruz. 

"Oyleyse bunlardan kagmm; umulur ki kurtulu§a erersiniz." 
ifadesi, bu kotuluklerin yol actiklari zararlarm agiklanmasmdan 
sonra gelen ag\k bir yasaklamadir. Maksat vicdanlar tizerinde gti?- 
I O bir etki yapmaktir. Sonra bu kotuluklerden ka?inildigi takdirde 
kurtulusun umulabilecegine deginiliyor. Bu ifade tarzi yasaklama- 
yi gu?lu bir dille pekistirmektedir. Qunku bu igrengliklerden uzak 
durmayanlar iQin hig-bir kurtulus umidi olmadigi vurgulaniyor. 

"§eytan, Igki ve kumarla sadece araniza du§manlik ve kin sokmak, 
sizi Allah'i anmaktan ve namaz kilmaktan ahkoymak ister." Ragip 
isfahant, el-Mtifredat adli eserinde soyle diyor: "Bu ayette ge?en 
'adavet' kelimesinin kokti olan 'adv' tecavuz ve uyusmazlik de- 
mektir. Bu kelime kimi zaman kalple ilgili olarak kullanilir. za- 
man 'adavet ve muadat'[=dusmanlik] seklinde olur. Kimi zaman 
yurumekle ilgili uyumsuzlukta kullanilir. zaman 'adv' [=kos-mak] 
seklinde kullanilir. Bazen insanlar arasi iliskilerde adaleti ihlal 
etme anlamma gelir. zaman 'udvan ve adv' seklinde kullanilir. 
'Ta§kmliga kapilarak koru korune Allah'a soverler.' [En'am, 108] 
ayeti buna ornektir. Bazen de oturulan yerin bolumlerinin uyum- 
suzlugu anlamma gelir. zaman 'adva" seklinde kullanilir ve bo- 
lumleri birbiri ile uyumsuz ikametgah demek olur. 'Muadat' ve 
dusmanhk anlammda olan 'aduvv=dusman' kelimesi, hem dus- 
tman kisi [tekil], hem de dusman kavim [^ogul] icin kullanilir. Ytice 



168 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Allah soyle buyuruyor: 'Bazmiz bazmiza du§mandir.' Hem 'ida', 
hem de 'a'da' olarak cogul baglamr. Nitekim yuce Allah soyle bu- 
yurmustur: 'Allah'm dii§manlari afese suruklendikleri gun...' 
(Fussiiet, 19)" (el-Miifredat'tan alman alinti burada sona erdi.) 

Yine ayette gecen "bagza" ve onun kokii olan "bugz" sevme- 
nin ziddi demektir. Ayetteki "yesuddune" fiilinin koku olan "sadd" 
ah koyma ve "muntehun" kelimesinin mastan olan "intiha" keli- 
mesi, yasagi benimseme ve baslamamn ziddi anlamma gelir. 

Bu ayet -daha once dedigimiz gibi- "seytan isi" veya "seytan isi 
pislik" ifadesine aciklama getiriyor. Yani ayette siralanan kotuluk- 
lerin §eytan i§i veya §eytan i§i igreng §eyler olmalannin mahiyeti 
§udur: §eytan isi birer pislik olmaktan baska bir nitelikleri olma- 
yan igki ve kumarda seytanm tek amaci, sinirlarmizi gigneterek 
birbirinizden nefret etmenizi saglayarak sizin araniza dusmanhk 
ve kin tohumlan ekmek ve sizi Allah'i anmaktan ve namazdan a- 
hkoymaktir. Bu kotuluklerin hepsindeki, yani ickideki, kumardaki, 
putlara saygi gostermenizi saglamaktaki ve size sans oklanni kul- 
landirmaktaki maksadi budur. 

Ayette kin ve dusmanhk tohumlan ekme eylemi, sadece i?ki- 
ye ve kumara izafe edildi. Qunku bu iki zarar, onlarm acik sonugla- 
ndir. Mesela, igkiyi ele alahm. icki igmek sinir sistemini kontrolsuz 
bir hareketlilige sevk eder. Bunun sonucunda akil bulanir ve asabi 
heyecanlar on plana gikar. Eger bu heyecan kabarmasi ofke bigi- 
minde ortaya ?ikarsa, sarhosun islemeyecegi hi?bir cinayet yok- 
tur. Bu cinayetler alabildigine buyuk ve yirtici canavarlarm goze 
alamayacaklan derecede feci olabilirler. 

Eger bu heyecan kabarmasi sehvet ve hayvanhk bi?imine bii- 
runurse, her turlu al?aklik ve igrenglik sarhosa cazip gozukur. Bu 
alcakhklar ve igrenglikler kendi benligine, mahna, irzina, saygi 
gosterdigi ve kutsal bildigi dint deger ve sosyal kurallara zarar ve- 
rebilir. Hirsizhk, hiyanet, degerleri ?igneme, sirn ifsa etme ve in- 
sanhgm mahvma yol acacak islere girisme gibi davranislar bu ka- 
tegoriye girer. icki icmenin yaygm oldugu toplumlarda islenen ci- 
nayetlerde ve ?esit ?esit igren?liklerde i?kinin en buyuk faktor ol- 
dugunu, istatistik veriler ortaya koymaktadir. 

Kumara gelince; o, insanm uzun zaman harcayarak kazandigi 



Maide Suresi 90-93 169 

mail ve itiban 90k kisa zamanda kaybettirir. Kimi zaman mal kay- 
bini can, namus ve mevki kaybi izler. insan eger kumarda rakiple- 
rini yener de para kazanirsa, bu durum ona normal ve dengeli ha- 
yat tarzmi terk ettirerek onu genis olcude eglencenin ve ahlaksiz- 
hklann kucagma atar; tembellige, aylakhga, cahsmamaya ve 
mesru yollardan hayatmi kazanmaktan vazgecmeye surukler. E- 
ger kumarbaz oyunda yenilirse, para kaybetmesi ve gayretlerinin 
bosa gitmesi, kazanan rakibine karsi icinde kin ve dusmanliga, 
pismanhga ve ofkeye yol acar. 

Gerci bu zararlar az sayida, bir veya iki kez gerceklestiklerinde 
siradan saf insanlarm gozlerine batmaz. Fakat seyrek rastlanan 
facialar yaygm gelismelere davetiye cikarir. Az, coga dogru gotu- 
rur. Bir, iki derken olaylann sayisi kabanr ve eger kokten 
onlenemezse, 90k gecmeden kalabahklan sarar, toplumun bun- 
yesine i§ler ve vahfi bir bela haline gelir ki, azgm ihtiraslardan ve 
mahvedici arzulardan ba§ka higbir §ey hakim olamaz. 

Butun bu a?iklamalardan anla§iliyor ki, "§eytan, igki ve ku- 
marla sadece araniza du§manlik ve kin sokmak, sizi Allah'i an- 
maktan ve namaz kilmaktan alikoymak ister." ayetindeki hasre- 
dici nitelik, bu sayilan kotuluklerin hepsine bir butun halinde yone- 
liktir. Fakat Allah'i anmaktan ve namazdan ahkoyma zaran hep- 
sinin ortak niteligi iken dti§manligi ve nefreti kortiklemek, nitelik- 
lerinin geregi olarak igkiye ve kumara mahsustur. 

"Sizi Allah'i anmaktan ve namaz kilmaktan" ifadesinde, na- 
mazm Allah'i anmanm bir ornegi olmasina ragmen ayn zikredil- 
mesi, Allah'i anmanm eksiksiz bir ornegi olmasi hasebiyle buna 
verilen yogun ihtimama delalet ediyor. Nitekim sahih rivayetlere 
gore Peygamberimiz (s.a.a) "Namaz dinin diregidir." buyurmu§tur. 
Kur'an'm birgok ayetinde namazin onemi son derece kuvvetli bir 
israrla vurgulanmistir. Bu siiphe goturmez bir gercektir. Bu israrh 
vurgulamanm bazi ornekleri sunlardir: 

"Muminler kurtulu§a ermi§lerdir. Onlar ki, hu§u iginde namaz 
kilarlar..." (Mu'minun, 2) "Onlar ki, kitaba simsiki sanhrlar ve na- 
mazi kilarlar. Hig §uphesiz biz iyi i§ler yapanlarm mukafatini 
kayba ugratmaksizm tarn olarak veririz." (A'raf, 170) "Dogrusu in- 
san hirsli ve bencil yaratildi. Kendine kotuluk dokununca sizlanir, 
fakat kendine hayir dokununca eli siki olur. Ancak namaz kilan- 



170 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tar boyle degildir." (Mearic, 22) "Sana vahyedilen kitabi oku ve na- 
maz kil. Hig §uphesiz namaz, insani igreng i§lerden ve kotuluk- 
lerden alikoyar. Allah'i anmak, daha buyuktiir." (Ankebut, 45) "Al- 
lah'i anmaya ko§un." (Cum'a, 9) Bu ayette Allah'i anmaktan kaste- 
dilen, namazdir. "Beni anmak igin namazi kil." (Taha, 14) Ayni an- 
lami tasiyan daha bircok ayet vardir. 

Yiice Allah bu ayette once kendi adini anmaya yer verdi, onu 
namazm onune aldi. Qiinkii ilaht cagrimn tek hedefi budur. 0, kul- 
luk vucuduna can veren ruhtur, dunya ve ahiret mutlulugunun 
mayasidir. Dini ilk olarak yasala§tirdigi gun yiice Allah'm Hz. A- 
dem'e soyledigi sozler, bu ger?egin delilidir: "Allah dedi ki, her i- 
kiniz de yere inin. Sizler birbirinizin du§manismiz. Benden size bir 
hidayet geldiginde kirn benim dogru yola ga£iran mesajima u- 
yarsa, o ne sapitir ve ne sikmtiya dii§er. Ama kirn benim uyarici 
mesajima (zikrime) sirt gevirirse, o gegim sikmtisma dii§er ve ki- 
yamet gunu onu kor olarak toplanti yerine sureriz." (Taha, 124) 
"Rabbin mu§rikler He onlarm Allah'i bir yana birakarak taptiklan 
duzmece ilahlan bir araya getirdigi gun, duzmece ilahlara Su kul- 
larimi siz mi saptirdmiz, yoksa kendileri mi yoldan giktilar?' der. 
Duzmece ilahlar derler ki: Sen her turlu noksanliktan munezzeh- 
sin. Senin dismda korucular ve dayanaklar edinmek bize 
yara§maz. Fakat sen onlara ve atalanna o kadar bol nimetler 
verdin ki, sonunda seni anmayi unutarak yok edilmeyi hak eden 
bir topluluk oldular." (Furkan, 18) "Bizi anmaktan yuz geviren ve 
diinya hayatmdan baska bir §ey istemeyen kimselerden yiiz ge- 
vir. Onlarm eri§ebilecekleri bilgi siniri budur." (Necm, 30) 

Ayetlerde sozu edilen Allah'i anmanm (zikrin) kar§iti, Allah'i 
unutmaktir ki, bu unutmayi kullugu ve dine baghhgi unutmak gelir 
ki, bu olmadan insan ruhunu mutlu etmek mumkun degildir. Ni- 
tekim yiice Allah, "Allah'i unuttuklarmdan dolayi Allah'm onlara 
kendilerini unutturdugu kimseler gibi olmaym." (Ha§r, 19) buyuru- 
yor. 

"Artik bunlardan vazgegecek misiniz?" ifadesi, azarlama ice- 
rikli birsoru ciimlesidir. Bu cumle Miisliimanlarm bu yasaga kadar 
bu kotiiliikleri i§lemeye son vermediklerine belirli bir oranda delil 
teskil ediyor. "Seytan, igki ve kumarla sadece araniza du§manlik 
ve kin sok-mak... ister." ayeti, "De ki: Onlarda hem biiyuk gunah, 



Maide Suresi 90-93 171 

hem de insanlar igin faydalar varsa; ama gunahlan faydalarm- 
dan daha buyuktiir." ayetinin tefsiri gibi bir konuma sahiptir. Yani, 
icki ve kumarda varoldugu farz edilen ve gunahla birlikte bulunan 
yarann, gunahtan veya kendisinden daha baskin olan gunahtan 
zaman zaman aynlmasi mumkun degildir. Hem gunah, hem de 
fayda iceren yalan gibi mesela. Yalanm bazen faydasi gunahtan 
aynlabiliyor. insanlan baristirmak gibi bir yaran elde etmek igin 
soylenen yalan gibi. 

Cunku "Bunlar §eytan isi pisliklerdir." ifadesinden sonra gelen 
"§eytan, igki ve kumarla sadece araniza du§manlik ve kin sok- 
mak... ister." ifadesindeki hasredici usluptur. Yani ayetin anlami 
soyledir: ic-ki ve kumar seytan isi olmaktan baska bir nitelikle or- 
taya ?ikmazlar. §eytanm igki ve kumar araciligi ile istedigi yegane 
§ey, aranizda kin ve nefret meydana getirmek, sizi Allah'i anmak- 
tan ve namazdan alikoymaktir. Buna gore bunlarda sadece fay- 
danin gorulecegi bir durum-la hicbir zaman karsilasilamaz ki, o 
durumda mubah gorulsunler. Bu noktayi iyi anlamakgerekir. 

"Allah'a ifaat edin, Peygambere itaat edin, onlara kar§i gelmekten 
sakinm." Bu ayet, daha onceki ayette soz konusu edilen igrenclik- 
lerden kagmma ile ilgili emri pekistiriyor. Bu pekistirme ilk once 
kanun koyma yetkisi olan Allah'a itaat etmeyi emretmekle, ikinci 
asamada yuriitmenin yetkisi olan Peygambere itaat etmeyi em- 
retmekle ve ucuncii adimda acik bir uyan ile dile getiriyor. 

Bunun yam sira "Eger yiiz gevirirseniz bilin ki, Elgmize dii§en, 
agikga duyurmaktir." ifadesinde tehdit i?erikli bir pekistirme var- 
dir. Ozellikle ayetteki "bilin ki" ifadesi bu pekistirmeyi daha da 
giJQlendirmektedir. Qunku bu ifade sunu ima ediyor: Eger siz bu 
emre sirt cevirip soz konusu gunahlan islerseniz galiba saniyorsu- 
nuz ki, Peygamberin koydugu yasaga karsi gelerek ona kafa tut- 
tunuz ve onu yendiniz. Fakat onun bizim tarafimizdan gorevlendi- 
rilmis bir peygamber oldugunu bilememis veya unutmus oldunuz. 
Onun gorevi sadece kendisine vahyedilen ve teblig etmekle emre- 
dildigi direktifleri a?ik bir dille duyurmaktir. Siz ashnda Rabbinizle, 
onun Rabligi konusunda gatisiyorsunuz. 

Yukanda soyledigimiz bu ayetler, soz konusu kotulukleri 
yasaklama konusunda degisik pekistirme yontemlerini i?eriyorlar. 
Bu yontemleri soyle siralayabiliriz: Soze "Ey inananlar!" hitabi ile 



172 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

baslanmis olmasi; hasir ifade eden "innema" ibaresinin kullaml- 
masi; soz konusu kotuluklerin igrenclik olarak nitelenmeleri; bun- 
larm seytan isi olmalarmin belirtilmesi; acikca bunlardan kacinil- 
masinm emredilmesi; kurtulusun bu kacinmadan beklenebilece- 
ginin bildirilmesi; bu kotuluklerin kin ve nefret, Allah'i anmaktan 
ve namazdan ahkoymak gibi genel zararh sonuclarimn zikredil- 
mesi; bu kotuluklere son vermeyenlerin azarlanmasi; Allah'a ve 
Elgiye itaat edilmesinin emredilmesi ve onlara karsi gelmekten 
sakindmlmasi; acik tebligden sonra bu yasaga sirt cevirenlerin 
tehdit edilmesi. 

"inamp iyi ameller isleyenler... Allah, isleri iyi sekilde yapanlan se- 
ver." Ayetteki "taimu" fiilinin kokleri olan" ta'm ve taam" kelimele- 
ri yemek yemek anlamina gelir. Bu kelime yiyecekler icin kullani- 
hr, icecekler icin kullanilmaz. Medinelilerin dilinde ise ozel olarak 
bugday anlamina gelir. Bu kelime bazen de tatmak anlamina ge- 
lir. zaman yemek anlaminda kullanildigi gibi icmek anlaminda 
da kullanihr. Nitekim, "Kim ondan (irmagm suyundan) igerse, ar- 
tik o benden degildir. Kim de onu tatmazsa, bendendir; eliyle bir 
avug igenler ba§ka." (Bakara, 249) ayetinde i?mek anlaminda kul- 
lanildi. Bazi rivayetlere gore de Peygamberimiz (s.a.a) zemzem 
suyu hakkmda "0 hem bir icecek, hem de hastahklar icin sifadir." 
buyurarak bu kelimeyi icecek anlaminda kullanmistir. 

Bu ayete akisi itibariyle uygun tek yorum, onun kendinden 6n- 
ceki ayetlerle butunlesmis sayilmasidir. takdirde icki yasagm- 
dan veya bu ayetlerin inisinden once icki icmis olan muminlerin 
durumu ile ilgili supheyi ortadan kaldirmis olur. Qunku bu ayetteki 
"yedikleri ve igtikleri §eyler" ifadesi mutlaktir, onu kayitlamaya 
elverisli bir seyle kayitlanmis degildir. 

Ayetin amaci bu mutlak yiyecek ve i?ecekten sakmcayi kal- 
dirmaktir. Oysa bu sakmcanm kaldmlmasi, "takvayi gozetip inan- 
diklan ve iyi ameller yaptiklan, sonra takvayi gozetip inandiklan 
ve sonra takvayi gozetip amelleri guzel §ekilde yaptiklan takdir- 
de" ifadesi ile kayitlandinhyor. icinde takvanin uc kez tekrarlandi- 
gi bu kayitlayici ifadedeki takvanin anlami, kelimenin gergek an- 
lamindaki siddetli takvadir. 

Takva sahibi miiminler i?in mutlak (helal) yiyecek ve i?ecekle- 



Maide Suresi 90-93 173 

rin sakmcasiz oldugunu bildirmek, eger diger muminler ve kafirler 
hakkinda mutlak yasagi sabit saymak amacmi tasiyorsa, boyle bir 
yorum su ve benzeri ayetlerle gelisir: "De ki: Allah'm kullan igin 
gikardigi susii ve temiz rizklan kirn haram etti? De ki: diinya 
hayatmda inananlar igindir, kiyamet gunu ise sadece onlanndir." 
(A'raf, 32) Ustelik bu dinin ozunu kavrayanlar iyi biliyorlar ki o, insan 
fitratmin hayatta mubah saymak zorunda oldugu helal ve temiz 
seyleri hi? kimseye yasaklamaz. 

Yok, eger ayetin amaci bu mutlak yiyecek ve igecekleri takva 
sahipleri disinda kalan insanlara yasaklama amaci tasimiyorsa, 
ayetin anlami soyle olur: iman edip iyi ameller isleyenler takva 
sahibi olmalari, yine takva sahibi olmalan, yine takva sahibi olma- 
lan sarti ile bu yiyecek ve iceceklerden yararlanmalan caizdir. Oy- 
sa bunlardan yararlanmanm sadece iman edip iyi ameller isleyen- 
ler igin caiz olmadigi, bu cevazm onlarla birlikte digerleri igin de 
gecerli oldugu bilinen bir gercektir. Eger bu cevazm sadece onlara 
mahsus oldugunu farz etsek bile bunun igin bu agir sart kosulmaz. 

Eger "yedikleri ve igtikleri §eyler yuzunden" kaydi, helal ve 
mutlak yiyecekler ve icecekler anlamina almirsa, tefsircilerin yap- 
tiklan yo-rumlann higbirisi bu iki gikmazin birinden kurtulamaz. 
Qunkii bu yorumlarm hepsi su ifadenin smirlan iginde kahr: "iman 
edip iyi amel isleyenler eger haramlardan kagmirlarsa, helallerden 
yararlanmalannda sakinca yoktur." Agikga anlasilacagi gibi bu an- 
lam az once anlattigimiz iki gikmazin birinden kurtulamaz. 

Bir tefsirci bu ayette hazfedilmis kelimeler yani "...ftma taimu 
ve gayrihi" oldugunu ve bu takdire gore ayetin anlamimn soyle ol- 
dugunu soyliiyor: "iman edip iyi ameller isleyenler haramlardan 
kagmdiklan takdirde onlar igin yiyip igtikleri 've diger yararlandik- 
lan igin' bir sakinca yoktur." Bu yorum, delilsiz bir takdiri gerek- 
tirmis olmasi yanmda, ustelik az once sozunu ettigimiz gikmazi da 
ortadan kaldirmiyor. 

Bir baska tefsirci soyle diyor: Burada iman ve iyi amelin her i- 
kisi de gergek sart degildir. Maksat haramlardan kaginmamn ge- 
rekliligini vurgulamaktir. imanin ve iyi amelin buna eklenmesi, ha- 
ramlardan kaginmamn gerekliligine delalet etsin diyedir. 

Bu yorum hakkinda soyleyecegimiz sudur: Ayetten anlasildigi 



174 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kadanyla maksat, yiyeceklerin ve iceceklerin sakincasizhgini ifade 
etmektir. Az once soyledigimiz gibi bu sakmcasizhk icin iman, iyi 
amel veya haramlardan kacmma sarti soz konusu degildir. Bu yo- 
rum ayetten anlasilan anlama, son derece uzak dusmektedir. 

Baska bir tefsir bilgini soyle diyor: Mumin icin sakmcasizdir 
demek uygundur. Ama kafir, azaba mustahak oldugundan dolayi 
onun icin bu ifadeyi kullanmak dogru olmaz. 

Bu yoruma verecegimiz cevap sudur: Ozellikle mtimini zikret- 
mek dogru degildir. Nitekim "De ki: Allah'm, kullan igin gikardigi 
susu ve temiz rizklan kirn haram etti?" (A'raf, 32) ayetinde mumin 
kelimesi yer almiyor. "De ki: Bana vahyolunanda yiyen kimse igin 
haram kilmmi§ bir §ey bulamryorum; ancak le§ yahut akitilmi§ 
kan... akar kandan olursa ba§ka." (En'am, 145) ayetindeki hitapta 
da miiminden ve kafirden soz edilmemektedir. "Ey insanlar, biz 
sizi bir erkek He bir di§iden yarattik. Allah katmda en ustununuz, 
(kotuluklerden) en gok sakmanmizdir." (Hucurat, 13) ayetinde de 
mtimini ile kafiri ile butun insanlara seslenilmistir. 

Bir baska tefsir bilgini de, "Harami ve helali bilme yolunu ken- 
dine kapattigi igin ayette sadece miiminden soz edilmistir" diyor. 
Bu yorum da daha onceki yorumdaki problemle karsi karsiyadir. 
Ustelik "takva sahibi olduklarmda" ifadesinden kaynaklanan 
problemi de or-tadan kaldirmiyor. 

Bu ayet hakkinda yapilmasi yerinde olan yorum sudur: Bu a- 
yet, kendisinden onceki ayetlerle butunlestigi igin onlarla ayni an- 
lami paylasiyor. Ayet daha once az veya ?ok i?ki icmis veya kumar 
oynayarak bir seyler elde etmis ya da kutsal sayilan taslar uzerin- 
de hayvan bogazlamis muminlerin durumuna deginiyor. Sanki 
muminler bu yasaklama ayetinin inisinden sonra vaktiyle igki \q- 
mis veya \qk\ igmenin yam sira ayette sayilan diger kotulukleri de 
islemis ve o gun hayatta olan veya hayatinda Allah'm hukmune 
teslim olup ancak simdi olmus bulunan kardeslerinin durumunu 
sordular da bu ayet onlann sorusuna cevap olarak inmistir. 

Sorulanna verilen cevap sudur: Sozti edilen muminler eger 
iman edip iyi amel isleyenlerden iseler, Allah'a iman ve iyi amelle, 
daha sonra Peygambere inen butun hiikiimlere inanmak ve inen 
hiikumleri titizlikle uygulamakla takva yolu uzerelerse, gecmis 



Maide Suresi 90-93 175 

gunahlanndan oturu sorumlu tutulmayacaklardir. 

Bununla ortaya cikiyor ki, "ftma taimu (tattiklan seyler)" iba- 
resindeki ism-i mevsulden, icecek bir sey olmasi hasebi ile icki ve- 
ya tatma anlamma uygun gelecek nitelikleri hasebi ile ayette sayi- 
lan igki, kumar, kutsal sayilan hayvan kesim taslari ve sans oklan 
gibi haramlarm tumu kastedilmektedir. zaman ayetin anlami 
soyle olur: iman edip iyi ameller isleyenler, yasaklayici hukmun 
inmesinden once ictikleri ickiden veya igki ile birlikte sayilan diger 
haramlardan oturu sorumlu tutulmayacaklardir. 

"Takvayi gozetip inandiklan ve iyi ameller yaptiklan, sonra 
takvayi gozetip inandiklan ve sonra takvayi gozetip amelleri gu- 
zel §ekilde yaptiklan takdirde" ayetindeki "Takvayi gozetip inan- 
diklan ve iyi ameller yaptiklan" ifadesi, "inanip iyi ameller ;'s/e- 
yenlere... bir giinah yoktur." ifadesindeki konuyu tekrarlamakta- 
dir. Bu tekrarlama, ikinci ifadedeki iman edip iyi ameller isleme 
niteliginin, birinci ifadedeki sakmcasizhk hukmu tizerinde etkisi 
oldugunu vurgulamak amaciyla yapilmistir. Yuce Allah'm su ayet- 
teki mtiminlere yonelik hitabmda ayni incelik vardir: "l§te, iginiz- 
deki Allah' a ve ahiret guniine inanan kimseye bununla ogiit veri- 
lir." (Bakara, 232) Bu uslup Arap dilinde yaygmdir. 

"Sonra takvayi gozetip inandiklan" ifadesinden, imandan son- 
ra imanin muteber oldugu anlasihyor. Buradaki ikinci iman, tafsilt 
imandir. Bu da Peygamberin Allah katindan getirdigi hukumlerin 
butuntine, hi?birini reddetmeksizin ve hicbirine itiraz etmeksizin 
inanmak de-mektir. Boyle bir iman, Peygamberin emirlerine ve 
yasaklanna teslim olmayi gerektirir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: 
"Ey inananlar! Allah' a ve Peygambere inanin." (HadTd, 28) "Biz her 
peygamberi, Allah'm izni He, kendisine itaat edilmesi igin gon- 
derdik... Hayir! Rabbine andolsun ki, aralarmda gikan anla§maz- 
liklar hususunda seni hakem kilip, sonra da verdigin hukmu, ;'c- 
lerinde higbir sikmti duymaksizm tarn anlamiyla kabullenmedik- 
ge inanmis olmazlar." (Nisa, 65) Bu anlamdaki ayetlerin sayisi 50k- 
tur. 

"ve sonra takvayi gozetip amelleri guzel §ekilde yaptiklan 
takdirde" ifadesinden ihsanm (iyi isler yapmanin) imandan sonra 
imana izafe edilmesinin muteber oldugu anlasihyor. Bu ifadede 
gecen "ihsan" kelimesi higbir bozuk niyet tasimaksizin bir isi guzel 



176 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sekliyle yapmak demektir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Iman 
edip iyi ameller isleyenlere gelince, biz iyi i§ler yapanlan kesin- 
likle odiilsuz birakmayiz." (Kehf, 30) "Yara aldiktan sonra yine Al- 
lah'm ve Peygamberin (Uhud Savasmda mu§riklerin ordusunu 
takip etme) gagnsma icabet edenler, onlarm iginden iyilik yapan- 
lar ve (giinahlardan) sakmanlar igin buyuk bir mukafat vardir." 
(Ai-i imran, 172) Yani bunlann sava§ gagrisma uymalan, Allah'm n- 
zasmi kazanmak ve emrine tes-lim olmak igindir, ba§ka bir mak- 
sada dayanmamaktadir. ihsanm bafkalarma donuk bir turn de 
vardir. Bu da guzel gorunen bir §eyin ba§kalarma ulaftinlmasidir. 
"Ana-babaya iyilik edin." (Bakara, 83) ayeti ile "Allah sana nasil iyi- 
lik ediyorsa, sen de insanlara iyilik et." (Kasas, 77) ayetleri ihsanm 
bu anlaminm ornekleridir. 

Ayetin yeri goz onune almdiginda, buradaki ihsanm iki anla- 
mmdan birincisinin uygun oldugu gorulur. Bu anlamda, bir isi gu- 
zel yonii uzere yapmak demektir. Dint takvanm hakki, sadece i- 
man etmek ve dinin ger?egini tasdik etmekle tarn verilmis olmaz. 
Bunun igin dinin hukumlerine tek tek, aynntili olarak inanmak ge- 
rekir. Bu hukumlerin bir tekini reddetmek, dini kokten reddetmek 
anlamina gelir. 

§eriat hukumlerine tek tek tafsilath bigimde inanmakla da 
takvanm hakki verilmis olmaz. Bunun igin o seriat hukumlerini 
uygulamak ve uygularken bunu guzel sekilde yapmak gerekir. Bu 
hukumlerin gerektirdigi yapmalan ve yapmamalan harfiyen yerine 
getirmek gerekir. Bu yerine getirme islemi, Allah'm emirlerine ve 
yasaklanna boyun egmekten ve uymaktan kaynaklanmah, muna- 
fikga bir art niyete dayanmamahdir. Takva azigi ile aziklanan kim- 
senin Allah'a inanip iyi amel islemesi, Peygamberin (s.a.a) getirdi- 
gi hukumlere butunu ile inanmasi, butun bunlarda uymayi ve ih- 
sani esas alan tutumu benimsemesi gerekir. 

Takvanm bu ayette tig kez tekrarlanmasina ve iman, iyi amel 
ve ihsandan olusan tic asamamn bununla kayitlanmasma gelince; 
bu durum, bu tic asamamn gergek takva ile birlikte olmasi, bu a- 
samalann higbirinde dint olmayan baska bir amacm soz konusu 
olmamasi gerektigine yonelik isareti pekistirmek igindir. Daha 
onceki bazi incelemelerde belirttigimiz gibi takva, ozel bir dint 
makam degildir; o butun dint makamlan kapsamma alan bir ruh 



Maide Suresi 90-93 177 

halidir. Yani her dint makamm kendine mahsus bir takva hali var- 
dir. 

Butun bu anlattiklanmizdan su sonuc ortaya cikiyor ki, "Inanip 
iyi ameller i§leyenlere, takvayi gozetip inandiklan... bir giinah 
yoktur." ifadesinden maksat sudur: iman edip iyi ameller isleyen- 
ler, vaktiyle ictikleri ickiden veya isledikleri ayette sayilan diger 
haramlardan sorumlu degildirler. Yalniz bunun icin butun davra- 
mslarmda takvaya bagh olmalan, Allah'a ve Peygambere imanla 
donanmis olmalan, yap-tiklan amelleri iyi sekilde yapmalan, farz- 
lan yerine getirmeleri ve kendilerine yasaklanan haramlardan ka- 
cmmalan sarttir. Bu durumda eger yasaktan once veya yasaklayi- 
ci direktifin kendilerine ula§masindan once ya da bu yasagm bi- 
lincine varmalanndan once bu §eytan? pisliklere bula§mi§larsa, 
bunun onlara zaran yoktur. 

Bu ayetin benzeri, kible degi§ikligi ile ilgili ayetlerdir. ayetler 
de Musliimanlarin Kabe'den ba§ka tarafa donerek kildiklan na- 
mazlarm hukmu ile ilgili sorularma cevap niteligindedir. Yuce Al- 
lah bu ayetlerin birinde, "Allah sizin imanmizi bo§a gikaracak de- 
gildir." (Bakara, 143) buyurmu§tur. 

Buradaki soz aki§i, "Inanip iyi ameller i§leyenlere..." ayetinin 
kendinden onceki ayetlerle baglantih olduguna, onun o ayetlerle 
birlikte indigine dair bir ba§ka delildir. Bu ayetlerin dilinden anla§i- 
hyor ki, onlar \qk\ yasagi konusunda inmi§ en son ayetlerdir; ayet- 
lerin dilinin isaret ettigi gibi bazi Muslumanlar -yukanda vardigi- 
miz sonuca gore- daha onceki yasaklayici ayetler ile bu ayetler a- 
rasinda ge?en siirede i?ki i?meye son vermemislerdi. 

Arkasmdan bu ayetlerin inmesinden sonra o giine kadar \qk\ 
igenlerin durumu soruldu. Bunlardan bazilan yasaklayici ayetlerin 
inmesinden once \qk\ igmisti. Bazilan yasagm bilincine varmadan 
once icki icmisti. Bazilannin da one surecek hicbir mazereti yoktu. 
Bunlann hepsine ozel durumlan goz onune almarak cevap verildi. 
ihsan ilkesine bagh bir muminken, yasak hukmunun inmesinden 
once veya yasaklandigmin farkmda olmayarak icenler sorumlu 
olmayacakti. Fakat durumu bu tarife uymayarak icki icenlerin 
hiikmu, yukandakinden farkh olacakti. 

Tefsirciler bu ayet uzerinde uzun incelemeler yapmislardir. 



178 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bunlarm bir boliimii "fima taimu=yedikleri ve igtikleri §eyler" ifa- 
desi ile ilgilidir ki, bu konuya kisaca deginmistik. Bir boliimii ise 
ayetin devami ile ilgilidir. Bu bolumde takva iic kez, iman iki kez 
tekrarlanmis ve iyi amel vurgulandiktan sonra ihsan ilkesine par- 
mak basilarak ayet noktalanmistir. iste bu tekrarlar ve vurgula- 
malar tefsirciler tarafindan inceleme konusu yapilmistir. 

Bir tefsirci su yorumu yapmistir: "Takvayi gozetip inandiklan 
ve iyi ameller yaptiklan" ifadesinden maksat, haramlardan kaci- 
nip iman-da ve iyi amel islemede sebat etmektir. "Sonra takvayi 
gozetip inandiklan" demek, sonra icki gibi kendilerine haram edi- 
lenlerden kacmdilar ve bunlarm haram olduguna inandilar, de- 
mektir. "Ve sonra takvayi gozetip amelleri iyi §ekilde yaptiklan 
takdirde" demek, giinahlardan kacmmayi sebatla devam ettirdiler 
ve giizel islerle mesgul oldular, demektir. 

Bir baska tefsir bilgini ise bu tekrarlan soyle yorumluyor: Bu 
tekrarla su uq hale isaret edilmistir: 1- insanin takva ile imam 
kendisi ile nefsi arasinda kullanmasi. 2- insanin takva ile imam 
kendisi ile insanlar arasinda kullanmasi. 3- insanin takva ile imam 
kendisi ile Allah arasinda kullanmasi... Anlasildigi kadanyla buna 
gore ihsan, insanlara iyilik etmek anlaminadir. 

Baska bir tefsircinin goriisune gore bu tekrarla su tic asama 
goz onune almmistir: Baslangig, orta ve son olarak vanlan nokta. 
Bu uq nokta, gergek takvadir. 

Bir baska tefsir bilgini soyle diyor: Bu tekrarlarda sakimlacak 
seyler goz onune almmistir. §6yle ki, ilaht azaptan sakmmak i?in 
haramlann terk edilmesi, haramlara diismemek icin supheli sey- 
lerden uzak durulmasi, nefsi pislikten korumak ve tabiatin yapimn 
kirlerinden annmak i?in bazi mubahlara yanasilmamasi gerekir. 

Baska bir tefsirciye gore ilk takva, icki icmekten uzak durmak, 
ilk iman, Allah'a inanmak; ikinci takva, birinci takvayi devam et- 
tirmek, ikinci iman birinci imam devam ettirmek; ucimcu takva, 
farzlan yapmak ve ihsan da nafileleri yapmak demektir. 

Bir diger tefsir bilginine gore ilk takva akilla ilgili giinahlardan 
sakmmak, ilk iman, Allah'a ve bu gunahlann cirkinligine inanmak; 
ikinci takva, nakil [Kur'an ve sunnet] ile sabit olan giinahlardan 
sakmmak, ikinci iman bu giinahlardan kacinmak gerektigine i- 



Maide Suresi 90-93 179 

nanmak demektir. Clguncu takva, kullara yonelik zulumlere, bas- 
kalanna karsi yapilan haksizliga ve fesada mahsustur. ihsandan 
maksat ise, insanlara iyilik etmektir. 

Diger bir goruse gore birinci sart gecmise mahsustur. ikinci 
sart birinci sartm devami ve onun geregine uymayi surdurmekle 
ilgilidir. Clguncu sart ise kullara yonelik zulumlere mahsustur. 

Bu konuda daha baska gortisler de vardir. Bu gortisleri savu- 
nanlann soyledikleri butun sozler, ayetin yorumunu dayandirmayi 
gerektirecek ne ayetin sozlerinden kaynaklanan bir delile ve ne de 
baska bir delile dayanmiyor. Bu goruslerin icerigini degerlendir- 
mek ve daha once soylediklerimize donmek, bu gercegi acikca or- 
taya koyar. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

Tefsir'ul-AyyasT'de Hisam b. Salim'in imam Cafer Sadik'tan 
(a.s) soyle duydugu rivayet edilir: "Hamza b. Abdulmuttalib ile ar- 
kadaslan bir gun sukurke adi verilen bir icki basmdaydilar. sira- 
da deve etinden yapilan bir yemek olan serif'ten [devenin horgii- 
cunden yapilan bir gesit yemek] soz edildi. Hamza 'Onu nasil ya- 
panz?' dedi. Arkadaslan '[Yakmda bulunan deveye isaret ederek] 
iste su, kardesinin oglunun disi devesi' dediler. Hamza hemen de- 
venin yanina gelerek onu bogazladi ve cigeri ile sirt etlerini alarak 
arkadaslarma getirdi." 

imam Cafer Sadik (a.s) sonra soyle devam etti: "Hz. AM gelip 
devesinin bogazlandigmi gortince bu ise kizdi. Oradakiler, 'Bu isi 
amcan Hamza yapti' dediler. da Peygambere (s.a.a) giderek 
Hamza'yi sikayet etti." 

"Peygamber efendimiz (s.a.a) Hz. AM (a.s) ile birlikte yola ko- 
yuldu. Hamza'ya, 'Peygamber (s.a.a) kapida' diye haber verdiler. 
Hamza ofkeli bir sekilde kapiya gikti. Resulullah (s.a.a) onun ofke- 
li yuzunu gorunce, geri dondu. Hamza ona 'Eger Ebu Talib'in oglu 
seni dizginle gutmek isteseydi, bunu yapardi' dedi. Hamza bu soz- 
lerden sonra iceri girdi ve Peygamber (s.a.a) de geri dondu." 

imam (a.s) daha sonra soyle devam etti: "Bu olay Uhud 
Savasmdan once meydana geldi. Bu arada icki yasagi ayeti indi. 
Ayet inince Peygamberimizin (s.a.a) emri uzerine icki dolu kaplar 
kirildi. gunlerde Uhud Savasi icin seferberlik Man edildi. 



180 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

di. gunlerde Uhud Savasi icin seferberlik Man edildi. Peygambe- 
rimiz, Muslumanlar ve o arada Hamza sefere ciktilar. Hamza bu 
gunlerde Peygamberden (s.a.a) uzak duruyordu. Ordular karsi kar- 
siya gelince, Hamza dusman uzerine yurudu ve dusman askerleri 
arasmda kayboldu. Az sonra sag olarak yerine dondii. Musluman- 
lar ona, 'Ey Peygamberin amcasi, aman Peygamber sana kirgm 
iken olume gitme.' dediler. Hamza ikinci kez dusman saflanna yu- 
rudu ve gozlerden kayboldu. Fakat yine sag olarak yerine dondii. 
Arkadaslan onu yine, 'Aman ey Peygamberin amcasi, Peygamber 
sana kirgm iken olume gitme.' dediler." 

"Bunun uzerine Peygambere dogru yurudu. Peygamber onun 
kendisine dogru gelmekte oldugunu gorunce, o da ona dogru yu- 
rudu. Kucaklastilar ve Peygamberimiz onu gozleri arasmdan optu. 
Arkasmdan dusman uzerine yurudu ve sehit diistu. Peygamber 
onu nemire adh parcadan [siyah ve beyaz cizgili ytinden yapilan 
hirka veya ince kadife] bir kefene sardi." 

imam (a.s) kapidaki perdeye isaret ederek "0 ortu, bunun 
benzeri idi, dedi. kumas su kapidaki perdenin kumasindandi. 
Boyu uzun oldugu icin yuzu ortulunce ayaklan, ayaklan ortulunce 
de yuzu agikta kahyordu. Peygamber o parcayla yuzunu orttti ve 
ayaklarmi izhir otuyla [yapragi genis giizel kokulu bir tur ot] kapat- 
ti." 

"Bu sirada Muslumanlar bozguna ugrayip savas alanindan 
kactilar. Sadece Hz. AM kaldi. Peygamber (s.a.a), 'Ne yapacaksin?' 
diye sordu. Hz. AM (a.s), 'Yerimde kalip direnecegim' dedi. Pey- 
gamber (s.a.a), 'Senden beklenen zaten budur.' dedikten sonra, 
'Allah'im, bana yaptigm vaadi yerine getir, eger sen istemezsen, 
sana ibadet edilmez.' dedi." [el, s.339, h:i83] 

Zemahseri, RabT'ul-Ebrar adli eserde soyle diyor: "i?ki hakkin- 
da ug ayet indi. ilki, 'Sana igki ve kuman sorarlar...' [Bakara, 219] 
diye baslayan ayettir. Bu ayet uzerine kimi Muslumanlar ickiyi terk 
ederken kimileri de icmeye devam ettiler. Bu arada adamm biri 
bir gun ickiyi icip namaza kalkti; namazda sapitmca, 'Ey inanan- 
lart... sarho§ken namaza yakla§maym.' [Nisa, 43] diye baslayan 
ayet indi. Buna rag-men kimi Muslumanlar igki icmeye devam et- 
tiler. Bunlar arasmda Omer de vardi. Bir gun ickili iken devenin a- 



Maide Suresi 90-93 181 

giz kemigini ahp Abdur-rahman b. Avf'a vurarak basim yardi. Ar- 
kasmdan yere oturup Esved b. Ya'fur'un Bedir oluleri icin soyledigi 
su agiti okudu: 

"Nice cariyeler ve degerli kadeh arkadaslari Bedir kuyusunda 
gomuldu. 

Nice buyukler, buyuklukleri ile Bedir kuyusuna gomiildu. 

Ebu Kebse bize tekrar dirilmeyi mi vaat ediyor? 

insan kuslara donustukten sonra nasil tekrar dirilir? 1 

Eger dogru soyluyorsa benden olumu geri cevirsin. 

Kemiklerim curudukten sonra beni diriltmek niye? 

Hey, benden Rahman'a kim haber iletecek ki? 

Ben Ramazan ayinda oruc tutmayacagim. 

Allah'a soyle de beni icmekten alikoysun! 

Allah'a soyle de beni yemekten alikoysun!" 

"Peygamber (s.a.a) bu olayi isitince ofkeli bir sekilde Omer'e 
dogru yola cikti. Ofkesinden cubbesi yerlerde surunuyordu. Elinde 
olan bir cismi Omer'e vurmak icin havaya kaldirdi. Bunu goren 
Omer, 'Allah'm ve Peygamberin ofkesinden Allah'a sigimrim.' dedi. 
Bunun uzerine, '§eytan, igki ve kumarla sadece araniza du§man- 
lik ve kin sokmak... ister. Artik bunlardan vazgegecek misiniz?' 
ayeti indi. Bunun uzerine Omer, 'Vazgegtik.' dedi." [RabT'ui-Ebrar, c.4, 
s.51] 

ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde ibn-i Cerir, ibn-i Munzir, ibn-i Ebu 
Hatem, Ebu's-§eyh, ibn-i Mtirdeveyh ve Nasih adh eserinde Nuhas, 
Saad b. Vakkas'tan soyle dedigini rivayet ederler: "igki yasagi be- 
nim hakkimda indi. Bir defasinda Ensardan bir arkadasimiz ye- 
mek hazirladi ve bizi davet etti. Davete bircok kisi geldi. Yediler, 
ictiler ve kup gibi sarhos oldular. Bu olay, igki yasaklanmadan on- 
ce oldu. Arkadaslar karsilikh ovunme yansma girdiler. Ensar, 
'Ensar daha ustundur.' dedi. Kureysliler de, 'Kureysliler daha us- 
tundur.' dediler. sirada adamm biri bir devenin agiz kismimn 
kemigini uzerime atarak burnumu yardi. -Nitekim Saad b. Vakkas 
yank burunlu olarak kaldi.- Ben de Peygambere (s.a.a) vararak du- 



1- [Cahiliye donemi insanlan, oliimden sonra ruhun mezarhkta yasayan 
"sady ve ham" adh kusa doniistugune inanirlardi.] 



182 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rumu anlattim. Bunun uzerine, 'Ey inananlar! Igki, kumar, putlar 
ve sans oklari §eytan isi pisliklerdir.. .' ayeti indi." 

Ben derim ki: Ehlisunnet kanahyla nakledilen islam'da igki ya- 
sagi ile sonuglanan hikayeler sayica goktur. Aynca bu rivayetler 
arasmda buyuk farkhhklar vardir. 

Yasaktan sonra igki igen sahabtler hakkmdaki hikayeler, 
yapmak-ta oldugumuz tefsirle ilgili inceleme agisindan bizi 
ilgilendirmiyor. Yalniz bu rivayetler daha once vurguladigimiz su 
gergegi dogruluyor: igki yasagi ile ilgili ayetlerde Bakara suresin- 
deki ayetin inisinden sonra bazi sahabtlerin igki igmeye devam et- 
tiklerine ve bu kotu ahskanhgi Maide suresindeki ayetin inmesine 
kadar terk etmediklerine dair isaret veya delalet vardir. 

Evet, bazi rivayetlerde Hz. AM (a.s) ile Osman b. Maz'un'un ya- 
sak ayetlerin inisinden once igkiyi kendilerine yasakladiklan bildi- 
riliyor. Aynca el-Milel-u ve'n-Nihal adh eserde verilen bilgiye gore, 
bazi Araplar daha cahiliye doneminde igki icmeyi kendilerine ya- 
saklamislardi. Bunlardan bazilan islam donemine ermis ve Mus- 
luman olmuslardi. Amir b. Darab UdvanTve islam donemine ermis 
olan Kays b. Amir Temim? igkiyi daha cahiliye doneminde birak- 
mis kimselerdi. Safvan b. Umeyye b. Muhris KinanT, Afif b. 
Ma'dikereb el-Kindt ve Uslum-i Yamtde bunlar arasmda idi. Bu so- 
nuncu kisi igki ile birlikte zinayi da kendine yasaklamisti. Bunlar 
dillerine hak soz cari olmus tek tuk kisilerdi. Cahiliye donemi A- 
raplarmm ezici gogunlugu ise tipki o gunun Yahudiler dismdaki di- 
ger toplumlan gibi ayetlerle yasaklanmcaya kadar higbir sakmca 
gormeden igki igiyorlardi. 

Ayetlerden anladigimiza gore, igki hicretten once Mekke do- 
neminde yasaklandi. Bunun delili, "De ki, Allah sadece agik-gizli 
biitun kotulukleri, giinahi, haksiz saldiriyi haram kildi." (A'raf, 33) 
ayetidir. Bu ayet Mekke doneminde indi. Eger bu ayet, Medine do- 
neminde hicretin baslannda inen, "Sana igki ve kumari sorarlar. 
De ki: Onlarda hem buyuk gunah, hem de insanlar igin yararlar 
var; ama gunahlan faydalarmdan daha buyuktur." ayeti ile bir a- 
rada mutalaa edilirse, igkinin o gun Muslumanlara haram edildigi 
konusunda stiphe kalmaz. 

Eger Maide suresinde yer alan bu konudaki ayetlerin igerigini 



Maide Suresi 90-93 183 

iyi incelersek, ozellikle "Artik bunlardan vazgegecek misiniz?" i- 
fadesi ile "Inanip iyi ameller i§leyenlere... yedikleri ve igtikleri 
§eyler yuzunden bir giinah yoktur." ifadesi uzerinde iyi dusunur- 
sek anlanz ki, Bakara suresi ayeti ile Maide suresi ayetleri arasin- 
da icki icen Muslumanlarm bu davranisi eski kotu aliskanhgin bir 
uzantisi olarak ortaya cikmisti. Tipki ramazan gecelerinde kadin- 
lara yaklasmalarmdaki emirlere uymama hali gibi ki, bunun uze- 
rine, "Orug gecesinde kadmlarmiza yakla§mak size helal kilmdi. 
Onlar sizin ortuleriniz, siz de onlara ortusunuz. Allah sizin nefisle- 
rinize ihanet etmekte oldugunuzu bildi. Bunun igin rahmetiyle si- 
ze donup tovbenizi kabul etti ve sizi bagisladi." (Bakara, 187) ayeti 
indi. 

Anlasildi ki, bu rivayetler hakkmda iki bakimdan soylenecek 
soz vardir: 

Birincisi: Bu rivayetlerdeki igki yasaginm tarihi ile ilgili farkhhk 
meselesidir. Mesela yukanda yer verdigimiz rivayetlerin birincisin- 
de, igkinin Uhud Savasi oncesinde yasaklandigi bildirilmisti. Bazi 
rivayetlere gore bu yasak Ahzab Savasmdan once ger?eklesmis- 
tir. 1 Fakat bu farkhhgi aQiklamak bir dereceye kadar kolaydir. 
Qunku bu rivayette kastedilen igki yasaginm Maide suresindeki 
ayetlerin koydugu yasak oldugu kabul edilebilir. Ger?i bazi rivayet- 
lerin ifadeleri bu yoruma tarn anlami ile uymaz. 

ikincisi: Bu rivayetlerin Maide ayetlerinin inisine kadar ickinin 
yasak edilmedigine veya o gune kadar halkin yanmda ve ozellikle 
sa-habtlerin yanmda iQkinin haram olusunun netlik kazanmadigi- 
na delalet etmeleridir. Oysa her turlu gunahm haram oldugunu a- 
giklayan A'-raf suresindeki ayet ile igki icmeyi net bir dille giinah 
diye adlandiran Bakara suresindeki ayet, meseleyi gayet acik bir 
biQimde aydmlatiyordu. Bu durum tevil kabul etmez bir husustur. 

Bir de sunu dusunelim: Her turlu gunahm haram oldugu, Mek- 
ke doneminde inen ve belli bash haramlan i?eren "De ki, Allah 
sadece agik-gizli butun igrenglikleri, giinahi, haksiz saldiriyi, Al- 
lah tarafmdan haklarmda higbir delil indinlmemis §eyleri, O'na 



1- Bu yoldaki rivayet, TaberT tefsirinde ve SuyutT'nin ed-Durr'ul-Mensur tef- 
sirinde TaberT'den ve ibn-i Munzir'den nakledilerek ve Katade'ye dayanilarak yer 
verilmi§tir. 



184 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ortak ko§manizi ve Allah hakkmda bilmediklerinizi soylemenizi 
haram kildi." (A'raf, 33) ayeti bir yanda duracak. Sonra bu ayet uze- 
rinden uzun bir sure gececek de muminler bu ayetin aciklanmasi- 
ni Peygamberlerinden istemeyecek. Hatta en biiyiik arzulan, bul- 
duklarmi sandiklan her firsati degerlendirerek Kur'an'a itiraz et- 
mek, onu gozden dusurmek olan musrikler bu ayetin aciklanma- 
smda israr etmeyecekler. Bu, gercekten uzak bir ihtimaldir. Tersi- 
ne, tarihin bize verdigi bilgiye gore Peygamberimizin (s.a.a) ickiyi 
yasaklamasi, putperestligi ve zinayi yasaklamasinda oldugu gibi 
musrikler tarafmdan biliniyordu. ibn-i Hisam'm es-STret'un- 
NebevTye adli eserinde Hallad b. Kurre ve baskalannin Bekir b. 
Vail kabilesinin ileri gelen alimlerinden naklettigine gore, 
"Kaysogullan kabilesinin sairi A'sa, Musluman olmak arzusu ile 
Peygamberimizle (s.a.a) goriismek uzere yola cikmisti. Bu arada 
Peygamberimizi (s.a.a) oven bir beyti soyle olan bir siir soylemisti: 

"Goz agnsi ?ektigin gecelerde gozlerini hi? kapatmadm mi? / 
Yilan sokmus birisi gibi hi? uyumadan mi geceyi gecirdin?" 

"§air A'sa, Mekke'ye veya Mekke yakmlarma vannca Kureysli 
bir musrikle karsilasti. Kureysli ona nereye gittigini sordu. §air de 
Peygamberi (s.a.a) goriip Musluman olmak arzusu ile Mekke'ye 
geldigini soyledi. Kureysli ona, 'Ey Ebu Basir, Muhammed zinayi 
yasakhyor' dedi. A'sa 'Vallahi benim zina yapmak gibi bir amacim 
yok' dedi. Kureysli musrik, 'Ey Ebu Basir, Muhammed ickiyi de 
yasakhyor' dedi. Bunun uzerine A'sa, 'ickiye gelince ona karsi i- 
gimde hala arzu var. Oyleyse simdi geri doneyim ve bu yil i?ki ile 
ilgili arzumu tatmin edeyim de sonra Muhammed'e gelip Muslu- 
man olurum' dedi ve geri dondu. Fakat o yil icinde oldugu i?in 
Peygamber (s.a.a) ile gortismeye gelemedi." 

Buna gore, bu rivayetlerde soz konusu edilen goruslerin saha- 
benin ayetler hakkmda ictihatlarina dayandiklanni ve bunu yapar- 
ken A'raf suresindeki ayetin anlamim goz ardi ettiklerini dusiin- 
memiz gerekir. Tefsir bilginleri bu rivayetlerin anlamlanni birbirine 



Maide Suresi 90-93 185 

yaklastirmak icin sasirtici yorumlara girismislerdir. 1 

Su, bu, bir yana birakilacak olursa gorulur ki, Kur'an icki yasa- 
gmin hicretten once gergekle§tigini acikca belirtmistir. Maide su- 
resinde-ki icki yasagma iliskin ayetler sadece insanlarm bu yasaga 
uyma ve onu uygulamada gosterdikleri ihmalkarlik karsismda bir 
pekistirme amaci ile inmistir. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Hisam'dan, o da giivendigi bir raviden, o da 
ravilerin adini vermeden imam Cafer Sadik'tan (a.s) soyle nakledi- 
lir: "Ona 'Sizden ayetteki icki, kumar ve dikili taslar ile birtakim 
sahislar kastedildigi soyleniyor, dogru mu?' diye soruldu. imam bu 
soruya su cevabi verdi: Allah, kullarma anlamadiklan §eylerle hi- 
tap etmez." [el, s.34i, h:i88] 

Yine ayni eserde Abdullah b. Sinan kanahyla imam Cafer Sa- 
dik-tan (a.s) soyle rivayet edilir: "Bir gun Kudame b. Mez'un, Omer- 
'in yanma getirildi. icki icmisti ve bu konu sahitlerle kanitlanmisti. 
Omer ona ne ceza verilmesi gerektigini Hz. Ali'ye (a.s) sordu. Hz. 
AM de ona seksen kirbac vurulmasi gerektigini soyledi. Kudame, 
'Ey Emir'el-Muminin, bana had cezasi uygulanmamasi gerekir. 
Cunkii ben, 'Inanip iyi ameller i§leyenlere... yedikleri ve igtikleri 
yuzunden bir gunah yoktur.' ayetinin kapsamma giriyorum.' dedi 
ve bu ayeti sonuna kadar okudu. Ama Hz. AM (a.s) ona su cevabi 
verdi: Hayir, yalan soyluyorsun. Sen bu ayetin kapsamma 
girmiyorsun. Bu ayetin kastettigi kimselerin yedikleri ve igtikleri 
kendilerine helal idi. [Cunkii yasaklanmadan once idi.] Onlar ken- 
dilerine helal olan yiyecekleri ve icecekleri yiyip iciyorlardi." [el, 

s.341, h:189] 

Ben derim ki: AyyasT bu anlamda bir rivayeti Ebu Rabi kanahy- 
la imam Sadik'tan (a.s) nakletmistir. 2 Yine boyle bir rivayeti Seyh 
TusT, Tehzib'ul-Ahkam adh eserinde ibn-i Sinan araciligi ile imam 
Cafer Sadik'tan (a.s) nakletmistir. 3 Yine bu anlamda rivayetler Eh- 



1- Hatta bir tefsirci, sahabTlerin "De ki: Onlarda buyiik giinah vardir..." §ek- 
lindeki Bakara suresinde yer alan ayeti, buradaki gunahtan, katiksiz gunahm 
kastedildigi seklinde yorumladiklarmi ileri surmiistur. Oysa daha once icki ic- 
menin giinah oldugunu A'raf suresindeki ilgili ayet acik bir dille bildirmistir. 

2- [Tefsir'ul-AyyasT, c.l, s.341, h:190] 

3- [Tehzib'ul-Ahkam, c.l, s.93, h:17] 



186 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lisunnet kanahndan da nakledilmistir. 

Hz. Ali'nin (a.s) "Bu ayetin kastettigi kimselerin yedikleri ve ig- 
tikleri kendilerine helal idi..." sozu bizim yukanda ayetin anlami 
hakkinda yaptigimiz agiklama ile uyum halindedir. agiklamami- 
za basvurulabilir. 

TaberT tefsirinde §a'bi'den soyle nakledilmistir: "igki hakkinda 
dort ayet indi. ilki, 'Sana igki ve kumari sorarlar.' [Bakara, 219] aye- 
tidir. Bu ayet inince Muslumanlar igkiyi biraktilar. Sonra 'Hurma 
agaglarmm meyveleri He uzumlerden igki He yararli besin elde 
edersiniz.' [Nahl, 67] ayeti indi. Bu ayet iizerine Muslumanlar tekrar 
igki igmeye basladilar. Daha sonra Maide suresindeki su iki ayet 
yani, 'Igki, kumar, putlar (veya anit ta§lan) ve §ans oklari §eytan 
;'s; pisliklerdir... Artik bunlardan vazgegecek misiniz?' ayetleri in- 
di." 

Ben derim ki: Bu yorumdan, Nahl suresindeki ayetin Bakara 
suresindeki ayeti, arkasmdan da Maide suresindeki iki ayetin Nahl 
suresindeki ayeti neshettigi anlasihyor. Bu yorumun asilsiz oldu- 
guna karar vermek icin daha fazla agiklama yapmanm gerekme- 
digi kanaatindeyiz. 

el-Kafi ve et-Tehzib adh eserlerde muellifler kendi isnad zincir- 
leriyle imam Bakir'dan (a.s) soyle rivayet ederler: "Allah higbir pey- 
gamber gondermis degil ki, o peygamberin dinini kemale er- 
dirdiginde igki yasagmi igerecegi onun bilgisi dahilinde olmasin. 
igki hep haram olmustur. Yalniz her peygamber doneminde bu 
yasak asama asama gergeklesti. Eger boyle olmayip bu yasak in- 
sanlara birden ytiklenseydi, insanlar dinle aralanndaki bagi keser- 
lerdi." 

Ardmdan imam (a.s) sunlan ekledi: "Hig kimse Allah'tan daha 
yu-musak tutumlu degildir. Yumusak tutumunun bir sonucu ola- 
rak o insanlan bu yasaga asama asama ahstinyor. Eger onlara bu 
yasagi birden yiikleseydi mahvolurlardi." [el-Kafi, c.6, s.395, h:3; et- 
Tehzib, c.9, s.102, h:178] 

el-Kafi'de, Amr b. §imr kanahyla imam Bakir'dan (a.s) soyle ri- 
vayet eder: "Igki, kumar, putlar (veya anit ta§lan) ve sans oklari 
§eytan /'s; pisliklerdir. Oyleyse bunlardan kagmm." ayeti inince, 
Peygamberimize (s.a.a) 'Ey Allah'm resulu, [ayette gegen] meysir 



Maide Suresi 90-93 187 

nedir?' diye sordular. Peygamberimiz '0, asik kemikleri ve cevizler 
de dahil olmak uzere kendisi ile kumar oynanan her seydir' ceva- 
bini verdi. Peygamberimize, 'Peki, [ayette gecen] ensab nedir?' di- 
ye sordular. Peygamberimiz, 'Putperestlerin sozde ilahlan icin bo- 
gazladiklari.' cevabmi verdi. Peygamberimize, 'Peki, [ayette ge- 
cen] ezlam nedir?' diye sorduklarmda 'Putperestlerin sans aramak 
icin kullandiklan oklardir' dedi." [c.5, s.122, h:i] 

Yine ayni eserde Ata b. Yesar kanahyla imam Muhammed Ba- 
kir'dan (a.s) Resulullah'm (s.a.a) "Her sarhos edici madde, haram- 
dir ve her sarhos edici madde, ickidir." buyurdugu rivayet edilir. 

Ben derim kk Bu rivayet Ehlisunnet kanahndan da Abdullah b. 
Omer'e dayandinlarak Peygamberimizden (s.a.a) nakledilmistir. 
Soz konusu rivayetin lafzi, "Her sarhos edici madde, ickidir ve bu- 
tun ickiler, haramdir." seklindedir. Bu rivayeti BeyhakT ve digerleri 
nakletmistir. 'Her sarhos edici madde, haramdir ve kumar araci 
yapilan her sey ayetteki meysir kelimesinin kapsamma girer." ri- 
vayeti bircok kanalla Ehlibeyt imamlanndan rivayet edilmistir. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Ebu Sabbah'tan soyle rivayet edilir: "imam 
Ca-fer Sadik'a (a.s) 'icki ile nebiz [=uzum ve hurma sulan] bir mi- 
dir?' diye sordum. Bana soyle cevap verdi: Hayir. Uziim ve hurma 
sulan icki ile ayni sey degildirler. Allah ickinin azmi da cogunu da 
haram kildi. Tip-ki olu hayvan etini, kani ve domuz etini haram 
kildigi gibi. Peygamber (s.a.a) sarhos eden icecekleri haram kildi. 
Resulullah'm (s.a.a) haram kildigi seyler, Allah'm haram kildigi 
seylerdir." [el, s.340, h:i84] 

el-Kafi ve et-Tehzib adh eserlerde imam Musa Kazim'dan (a.s) 
soyle rivayet edilir: "Allah, ickiyi gunahmdan dolayi degil, yol actigi 
sonugtan dolayi haram kildi. Buna gore alkollu i?ki ile ayni sonuca 
yol a?an her madde, i?kidir." Baska bir rivayete gore imamin soz- 
lerinin sonu "icki ile ayni etkiyi yapan her madde ickidir" seklin- 
dedir. [Usul-i Kafi, c.6, s.412, h:2, Tehzib'iil-Ahkam, c.9, s.112, h:221] 

Ben derim ki: Her iki mezhep tarafmdan nakledilen ve igki ile 
kuman kottileyen rivayetler sayilamayacak kadar Qoktur. Bu ko- 
nuda genis bilgi edinmek isteyenler hadis kitaplanna basvurabilir- 
ler. 



El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



94- Ey inananlar! Allah, sizi ellerinizin ve mizraklarmizin erise- 
bilecegi bir avla mutlaka smar ki, gayb hususunda kendisinden 
kimin korktugunu bilsin [kendisinden korkanlan ortaya gikarsin]. 
Kim bundan sonra haddi asarsa, onun igin aci bir azap vardir. 

95- Ey inananlar! ihramh iken av oldurmeyin. Sizden kim onu 
bilerek oldururse, yaptigi isin vebalini tatmasi igin uzerine iginiz- 
den iki adil kisinin karar verecegi deve, sigir ve davar cinsinden, 
oldurdugii hayvana denk, Kabe'ye varacak bir kurban olmak uzere 
ceza veya yoksullara yedirme seklinde bir keffaret ya da buna 
denk oru? vardir. Allah ge?mistekini affetmistir. Fakat kim tekrar- 
larsa, Allah ondan 69 ahr. Allah stiphesiz gu?lu ve 69 ahcidir. 



Maide Suresi 94-99 189 

96- Hem kendinize, hem de (ihramh olmayan) yolculara bir 
gecimlik olmak uzere deniz avi ve yiyecegi size helal kilmdi. ih- 
ramh oldugunuz surece size kara avi haram kilmdi. Huzuruna top- 
lanacagimz Allah'tan korkun. 

97- Allah Kabe'yi, o saygideger evi insanlar icin bir dayanak 
kildi; haram ayi, (isaretsiz) kurbani ve gerdanhk(h kurban)lan da. 
Bu, Allah'm goklerde ve yerde ne varsa bildigini ve Allah'm her seyi 
bilen oldugunu anlamamz icindir. 

98- Bilin ki, Allah siiphesiz azabi agir olandir ve Allah nig sup- 
hesiz affedici ve merhametlidir. 

99- Elgiye dusen, duyurmaktan baska bir sey degildir. Allah 
gizlediginizi ve agiga vurdugunuzu bilir. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Bu ayetlerde ihramh iken kara ve deniz hayvanlarmi avlamak- 
la ilgili hukumler aQiklaniyor. 

"Ey inananlar! Allah, sizi ellerinizin ve mizraklannizin eri§ebilecegi 
bir avla mutlaka sinar" Ayette gegen "yebluvenne" fiilinin koku olan 
"bela", imtihan ve deneme demektir. Bu fiilin basmda gelen ve a- 
dina lam-i kasam denilen lam harfi ve fiilin sonunda gelen seddeli 
nun harfi, her ikisi tekit amaghdir. 

Ayetteki "bi-sey'in min'es-sayd=bir avla, avdan bir sey aracihgi 
ile" ifadesi, kugumseme amacmi tasir. Bununla muhataplara yapi- 
lan telkin, bir sonraki ayette karsilasacaklan yasaga uymalanna 
yardimci olsun diyedir. 

"Ellerinizin ve mizraklannizin eri§ebilecegi bir avla" ifadesi, 
av-lanma kolayhgi ve zorlugu bakimmdan av hayvanlanna doniik 
bir genellemedir. Mesela, kus yavrulan, kuguk vahsi hayvanlar ve 
kus yumurtalan kolayca avlanabilir. Buyuk vahsi hayvanlar ise 
normal olarak ancak silahla avlanabilir. 

Ayetten, onun bir sonraki ayette ifade edilen siddetli hukme 
gegis gibi bir nitelik tasidigi anlasihyor. Bundan dolayi bu girisin 
arkasmdan, "ki, gayb hususunda kendisinden kimin korktugunu 
bilsin." ifadesine yer verildi. Qunku bu ifadede ortada yasaklama, 
men etme nitelikli bir emir olduguna dair isaret vardir. Yine bu gi- 
risi, "Artik kirn bundan sonra haddi a§arsa, onun igin aci bir azap 



190 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

vardir." ifadesi izledi. 

"gayb hususunda kendisinden kimin korktugunu bilsin." Bu ifade 
kinayeli bir ifade olup anlatilmak istenen su olabilir: Allah sizi su- 
nu sunu bilmek icin imtihan ediyor. Yani oyle bir ortam olustura- 
cak ki, bu ortam aracihgi ile gormeden kendisinden korkanlan, 
ondan korkmayanlardan ayirt edecek. Qunku Allah icin bilmemek 
soz konusu olamaz ki, bu bilgisizligi ilim ile gidersin. Al-i imran su- 
resindeki "Cennete gireceginizi mi sandmiz?" (Al-i imran, 142) aye- 
tinin tefsiri sirasmda imtihanin ne anlama geldigini enine boyuna 
incelemistik. Aynca buradaki ilmin baska bir anlamma da daha 
once deginmistik. 

"gayb hususunda kendisinden kimin korktugu" ifadesine ge- 
lince; buradaki gaybdan korkmak, insanm Rabbinden korkarak 
kendisini kor-kuttugu ahiret azabmdan ve aci cezasmdan sakm- 
masidir. Bunlar tumu ile insanm bilgisi ve algisi disinda kalan sey- 
lerdir. ZahirT duyu organlan ile onlan musahade edemez. §u ayet- 
lerde buyruldugu gibi: 

"Sen ancak Kur'an'a uyan ve gaybla ilgili Rahman'dan kor- 
kan kimseyi uyarabilirsin." (YasTn, li) "Cennet, takva sahiplerine 
uzak ol-mayacak bir §ekilde yakla§tinlir. I§te size vaat edilen bu- 
dur. Surekli Allah'a yonelen ve O'nun buyruklarmi koruyanlar igin 
hazirlandi. Gayb hususunda Rahman'dan korkan ve hakka yo- 
nelmi§ bir kalple gelen herkesin mukafati budur." (Kaf, 33) "Onlar 
gormeden Rablerin-den korkarlar ve kryamet gununun deh§etin- 
den urkerler." (Enbiya, 49) 

"Kim bundan sonra haddi a§arsa" yani kim bu smavdan sonra 
Allah'm ?izdigi smirlan asarsa, "Onun igin aci bir azap vardir." 

"Ey inananlar! ihramli iken av oldurmeyin..." Ayette ge?en "hu- 
rum" kelimesi sifat-i musabbehe olan "haram" kelimesinin cogu- 
ludur. Mecma'ul-Beyan tefsirinde soyle gecer: "Racul'un haram'un 
ve muhrim'un, bir anlama gelir [yani ihramli kisi]. 'Racul'un 
helal'un ve muhiM'un' bir anlama gelir [yani ihramdan cikan sa- 
his]. 'Ahrem'er-recul' haram aya girmek, Harem-i §erif'e girmek ve 
hac igin ihrama girmek anlamlarina gelir. Haram da ihram anla- 
mma gelir. 'Ben Peygambere ihramli iken gtizel koku siirerdim.' 
rivayetinin orijinalinde kullanilan 'harem' bu anlama ornektir. Ke- 



Maide Suresi 94-99 191 

limenin asil anlami engellemektir. Kadmlara 'harem' denmesinin 
sebebi, erkeklerin onlan baskalarmdan korumalandir. Bu kokten 
tureyen 'mahrum' kelimesi de nzki engellenmis kimse demektir." 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde devamla soyle deniyor: "Misl ve 
me-sel, ayni sekilde 'sibh' ve 'sebeh' kelimeleri ayni anlamda 
[benzer anlammda] kullanihrlar. 'Neam' kelimesi Zeccac'm belirt- 
tigine gore sozluk anlami itibariyle deve, sigir ve davar demektir. 
Sadece deveyle ilgili olarak da kullanihr; ancak sadece sigir ve 
davarla ilgili olarak kullamlmaz. Ferra'nm belirttigine gore, 'adl' bir 
seyin kendi cinsinden olmayan karsiligma denir. 'idl' ise, benzer 
anlamma gelir. Benzer koyunu veya kolesi olma durumunda 'indt 
idl'u gulamike ev satike' denir. Ancak kendi cinsinden olmayan 
karsihgi belirtilmek istenirse, 'adl' kullanihr. Basrah alimlere gore, 
'adl ve idl' kelimeleri 'benzer' anlamma gelir; benzerinin kendi cin- 
sinden olup olmamasi arasmda birfarkyoktur. 'VebaT kelimesi bir 
seyin hosa gitmeyen agirhgi demektir. Hazmi zor ve agir olan ye- 
mek ve hafif olmayan su hakkmda "taam'un vebtl ve ma'un vebtl" 
kullanihr. "Biz de onu agir ve sert §ekilde yakaladik." (Muzzemmii, 
16) ayeti buna ornektir. Qamasir ?irpan kimsenin kullandigi tahta 
hakkmda da "vebtl" kullanihr. (Mecma'ul-Beyan tefsirinden alinan 
almti burada sona erdi.) 

"Ihramli iken av oldurmeyin." ifadesi, av hayvani oldiirmeye 
yonelik bir yasaklamadir. Fakat daha sonra gelen "Deniz hayvan- 
larmi avlamak size helal kilmdi." ciimlesi, bu ifadeyi bir dereceye 
kadar acikhyor [ve yasagin sadece kara hayvaniyla smirh oldugu- 
nu belirtiyor]. Oldurmenin anlami bakimmdan bu ifadeyi, "Sizden 
kim onu bilerek oldururse... ceza... vardir" ifadesi acikhyor. 

Ayetteki "mutaammiden (bilerek)" kelimesi, "men katelehu" 
ibaresinin halidir. Buradaki "taammud (bilerek oldurme)" yanhshk- 
la oldurmenin karsitidir. Yani istemeyerek oldurme. Mesela adam 
bir hedefi vurmak icin atis yapiyor. Fakat attigi mermi yanhshkla 
bir av hayvanma isabet ediyor. Eger adam av hayvanini oldurme 
kasti ile atis yapti ise keffaret gerekir. ihramli oldugunun akhnda 
olmasi veya bunu unutmus olmasi veya yanilmasi fark etmez. 

"Uzerine iginizden iki adil ki§inin karar verecegi deve, sigir ve 
davar cinsinden, oldurdugu hayvana denk, Kabe'ye varacak bir 
kurban olmak uzere ceza vardir." ifadesi a?ik olup anlami sudur: 



192 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ihramh iken av hayvani oldurenin cezasi vardir. Bu ceza oldurulen 
av hayvanmm benzeridir. Bu ceza oldurdugu hayvanin dengi olan 
bir hayvandir. Bu cezanin denkligine, dinlerinde adil olan icinizden 
iki kisi karar verir. Bu ceza Kabe'ye ulastmlacak bir kurbanhktir. 
Harem-i §erif'te Mekke'de veya Mina'da kesilir. Bu is nebevt sun- 
netin belirledigi yerde yapihr. 

Buna gore, ayette gecen "ceza'un" haberi hazfedilmis bir 
mupteda-dir ki, buna cumle yapisi delalet ediyor. [TakdirT acilimi 
soyledir: "Fe-aleyhi ceza'un" yani onun uzerine ceza vardir.] "Misl'u 
ma katele [oldurdugu hayvana denk], min'en-neam'i [deve, sigir 
ve davar cinsinden] ve yahkumu bihi... [...karar verecegi] ifadeleri 
"ceza" kelimesine yonelik niteliklerdir. "Hedy'en balig'el-Kabe" i- 
fadesi ise, sifat ve mev-suftur. [Yani "balig'el" kelimesi, "hedy'en" 
kelimesinin sifatidir.] "Hed-y'en" kelimesi ise, onceden de belirtil- 
digi uzere "ceza" kelimesinden haldir. Bunu iyice kavramahsm. 
Fakat, acikladigimiz anlam dismda ayetin kelimeleriyle ilgili ola- 
rak farkh gortisler de belirtilmistir. 

"Veya yoksullara yedirme §eklinde bir keffaret ya da buna 
denk orug vardir." ifadesinde ihramh iken av hayvani oldiirmenin 
diger iki keffaret turn dile getiriliyor. Buradaki "veya" kelimesi, iki 
sik arasmda serbest birakmamn otesinde bir anlam tasimaz. iki 
sik arasmda tercih anlami getirecek olan kaynak sunnettir. Yalniz 
"veya keffaret olarak" ifadesi bir tercih karinesi kabul edilebilir. 
Qunku yoksullara yemek verme sikki keffaret diye adlandinldik- 
tan sonra buna denk gelecek sayida gun kadar orug tutma goz 
oniine ahnmistir. Bu durum, bu iki sik arasmda sira gozetildigine 
dair bir isaret sayihr. 

"I§inin vebalini tatmasi igin (=liyezuka vebal'e emrihi)" ifade- 
sindeki lam edati gayet anlaminadir. "Liyezuka" fiili "ceza'un" ke- 
limesiyle ilintilidir. Dolayisiyla bu, agiklanan htikmun bir tur ceza 
olduguna delalet eder. 

"Allah gegmi§tekini affetmi§tir. Fakat kim tekrarlarsa, Allah 
ondan 6c alir..." Affin gecmiste islenen suglarla iliskilendirilmesi, 
gegmisteki suclar derken bununla ayetin inisinden once gercekle- 
sen suglann kastedildigine dair bir karinedir. Qunku ayetin inisi si- 
rasinda ve inisinden sonra gerceklesen suglar ile af arasmda iliski 



Maide Suresi 94-99 193 

kurmak bu konuyu htikme baglama islemi ile celisir. Bu husus a- 
ciktir. Dolayisiyla bu cumle keffaret hukmunun, ayetin inisinden 
onceki suclari da kapsamma aldigi yolundaki supheyi gidermeyi 
amachyor. 

Bu ayet, gunah olmayan fiiller hakkmda da affin soz konusu 
olabilecegini gosteren delillerden biridir. Bunun icin o fiilin kotti 
sonuclara yol actigi icin tabiati geregi ilaht yasagi gerektirmesi ye- 
terlidir. "Fakat kirn tekrarlarsa, Allah ondan 6c alir. Allah §uphe- 
siz guglu ve 6c alicidir." Ayette gegen "avd=geri donmek" anla§il- 
digi kadanyla fiilin tekrarlanmasi demektir. Fakat bu tekrardan 
maksat, yasaklanmadan once i§lenen fiilin aynismin tekrarlan- 
masi degildir. zaman anlam soyle olur: Kim yasaktan onceki fii- 
lin aynismi bir daha yaparsa Allah ondan 69 alir, seklinde olur. 
Qunku o zaman soz konusu fiil, "Sizden kirn onu bilerek oldurur- 
se, uzerine ceza vardir..." ifadesinin getirdigi hiikmiin kapsamma 
girer ve ilaht intikam ile bilfiil sabit olan keffaret hukmu kastedil- 
mis olur. Oysa "Allah ondan 6c alir." ifadesi, anlasildigi kadanyla 
ilerideki bir durumdan haber veriyor, mevcut ve fiili bir htikme 
deginmiyor. 

Bu da gosteriyor ki, buradaki geri ddnmekten maksat, 
keffaret gerektiren bir fiili ikinci kez yapmaktir ve ilaht intikamla 
da, belirlenen keffaretin disinda ilaht azap kastedilmektedir. 

Buna gore bu ayet basi ve sonu ile, ihramh iken av hayvani 61- 
durmenin farkh ttirlerine deginiyor. Yasak hukmunun inisinden 
onceki avlanmalann affedildigi bildiriliyor. Hukum konduktan son- 
rasina gelince; kim av hayvani oldururse, ona ilk defada oldurdu- 
gii av hayvanma denk bir hayvani bogazlamasi cezasi verilir; fakat 
ayni sucu tekrarlarsa, Allah ondan 69 alir, artik kendisine keffaret 
diismez. Bu ayetin tefsiri ile ilgili Ehlibeyt imamlarmdan nakledi- 
len rivayetlerin gogunlugu bunu kanithyor. 

Eger ayetin anlami boyle kabul edilmezse, "Allah ondan 6c a- 
lir." ifadesindeki 65 almayi, keffaret hiikmunii de i?erecek sekilde 
genis anlamda yorumlamak ve geri donmek ile de ayetin inisin- 
den onceki av hayvani oldtirme fiilinin aynismi tekrarlamamn kas- 
tedildigini kabul etmek zorunlulugu gibi bir durum ortaya cikar. 
Yani "Bu hukumden oncekinin aynisi olan av hayvani oldtirme su- 
gunu tekrar eden kimse" bir baska tabirle "Kim av hayvani oldu- 



194 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

riirse, Allah onu keffaretle sorumlu tutarak kendisinden intikam 
ahr" seklinde bir yorum yapmak gerekir ki, goruldugu gibi, bu an- 
lam ayetin sozlerine uzak duser. 

"Hem kendinize, hem de (ihramh olmayan) yolculara bir geglmlik 
olmak iizere deniz avi ve yiyecegi size helal kihndi..." Bu ayetler kara 
ve deniz hayvanlannin avlanmasma iliskin hukmu acikhyorlar. Bu 
da gosterir ki, "deniz avi size helal kilmdi." ifadesinde deniz hay- 
vanlarmi yemenin degil, avlamanin helal oldugu kastediliyor. Bu 
karineden hareketle "taamuhu" kelimesinin yenilen yiyecek an- 
lamma geldigi ve bu kelimenin mastar anlami olan yemek anlami 
kastedilmedigi kesinlik kazanmis olur ve deniz yiyeceginin helal 
olmasmdan maksat yenmelerinin helal olmasidir. Deniz avinm ve 
yiyeceklerinin helal olmasmdan kastedilen nihai sonuc, deniz hay- 
vanlannin avlanmasmm caiz olmasi ve denizden cikanlan seylerin 
yenmesinin helal olmasidir. 

Gerci "denizden cikanlan yiyecekler" tabiri, hem denizden av- 
lanarak cikanlan eski av etlerini, hem de denizin disan attigi olii 
hayvanlan ve baska seyleri kapsayan genel bir nitelik tasiyor. Yal- 
niz Ehlibeyt imamlarmdan nakledilen rivayetler bu ifadeyi tuzlan- 
mis eski bahk ve benzeri [ornegin kurutulmus] gibi avlar seklinde 
tefsir ediyor. "Hem kendinize, hem de (ihramli olmayan) yolcula- 
ra bir gegimlik olmak uzere (meta'en lekum ve li's-seyyareti)" ifa- 
desi, "sayd'ul-bahr'i ve taamuhu" ifadesine yonelik hal olma gibi 
bir konuma sahiptir ve bu ifadeden bu serbestligin Allah'm kulla- 
rma yonelik bir lutfu oldugu an-lami sezilmektedir. 

Buradaki hitap, ihramh durumlan goz onune ahnarak mumin- 
lere yonelik oldugundan dolayi, yolculann muminler ifadesi karsi- 
smda yer almasi, "hem ihramhlar ve hem de ihramh olmayanlar" 
gibi net bir ifade konumu kazandinr. 

Bilmek gerekir ki, bu ayetlerde fikih kitaplannda gundeme ge- 
tirilen bircok teferruata ait inceleme konulan vardir. isteyen o ki- 
taplara basvurabilir. 

"Allah, Kabe'yi o saygideger evi insanlar iqln bir dayanak kildi; ha- 
ram ayi, (isaretsiz) kurbam ve gerdanlik(h kurban)lan da." Bu ayette 
basta Kabe'nin soz konusu olarak on pla-na ?ikarilmasi, sonra bu 
Kabe'nin "dokunulmaz ev" diye aciklanmasi, bu arada aym 



Maide Suresi 94-99 195 

dokunulmazhkla nitelendirilmesi ve arkasmdan Kabe'nin 
dokunulmazhgi ile baglantih olan kurbanm ve gerdanhklarin anil- 
masi, butun bunlar, yuce Allah'm bu ayetteki acikladigi konularm 
temel olcusunun ve ana gerekcesinin dokunulmazhk (hurmet) ol- 
dugunu gosterir. 

Ayette gecen "kiyam" kelimesi, bir seyin ayakta durmasmi 
saglayan sey anlamma gelir. Ragip isfahan? soyle diyor: "Kiyam ve 
kivam kelimeleri bir seyin ayakta durmasmi, yani sabit olmasini 
saglayan seyin adidir. Nitekim 'imad ve sinad' kelimeleri de direk 
ve dayanak anlamma gelir. Qunku bunlar dayanma ve destek 
saghyor. 'Allah'm sizin igin gegim kaynagi ve ya§ayi§ vesilesi kil- 
digi mallarmizi beyinsiz (yetim)lere vermeyin.' [Nisa, 5] buna 6r- 
nektir. Yani Allah mallarmizi sizi ayakta tutmanin vesilesi kildi." 

"Buna baska bir ornek 'Allah, Kabe'yi o saygideger evi insan- 
lar igin bir dayanak kildi.' [Maide, 97] ayetidir. Yani Allah Kabe'yi 
insanlann dunyahk gegiminin ve ahiretlerinin ayakta durmasma 
sebep kildi. Asemm'e gore, bu ayakta durma Kabe'nin sonsuza 
kadar gecerli konu-munu surdurecegi anlamma gelir. Bazilan a- 
yette ge?en kelimeyi 'kiye-m'en' olarak kiraat etmislerdir ki, o da 
kiyamla ayni anlami tasir." (Ra-gip'tan alman alinti burada son 
buldu.) 

Buna gore, "Allah, Kabe'yi, o saygideger evi insanlar igin bir 
dayanak kildi." ifadesinin anlami sudur: Allah, Kabe'yi 
dokunulmaz bir ev yapti, ona dokunulmazhk ayncahgi tanidi. Bazi 
aylan da haram, yani savasilmasi yasak aylar olarak Man etti. Bu 
iki dokunulmazhgi yine haram ay olan zilhicce aymda Kabe'yi ziya- 
ret etme hukmu ile birlestirdi. Aynca kurban ve gerdanhklar gibi 
bu dokunulmazhkla bu-tunlesen semboller ortaya koydu. Butun 
bunlar insanlann mutlu sosyal hayatlarma dayanak olsun diye or- 
taya kondu. 

Allah, Kabe'yi kible Man etti. insanlar namazlannda ytizlerini 
ona donerler, hayvanlanni keserken o yonde tutarak keserler, 6lu- 
lerini o tarafa cevirirler, kotti durumlannda oraya saygi gosterirler, 
boylece toplumsal birlige kavusurlar, aynhklarini birlestirirler, bu 
sayede dinleri canhhk ve devamhhk kazanir. Qesitli yorelerden ve 
uzak bolgeler-den orayi ziyarete gelerek ortak menfaatlerini goze- 
tirler, onun aracihgi ile Qesitli kulluk bigimlerini gergeklestirirler. 



196 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Alem ehli oranm adi ve hatirasi sayesinde, orayi gorme, oraya 
yak-lasma ve oraya yonelme sayesinde hidayet bulurlar. Kabe'nin 
ozelligi, su ayette de bu ayettekine yakm bicimde tanitihyor: "Ger- 
gek §u ki insanlar igin ilk kurulan ev, Mekke'de, o, bereket ve bii- 
tiin alemler igin hidayet kaynagi olan Kabe'dir." (Ai-i imran, 96) Tef- 
sir kitabimizm ucuncu cildinde bu ayetin tefsiri sirasmda buradaki 
konumuza yonelik aydmlatici bilgi verilmisti. 

Bu soylediklerimizin bir benzeri, haram aylann insanlar igin 
ayakta durma vesilesi olmasi hakkmda da gecerlidir. Allah bu ay- 
larda savasmayi yasakladi. Bu aylarda insanlara can, irz ve mal 
dokunulmazhgi sagladi. insanlar bu aylarda bozulan ve sarsilan is- 
lerini duzeltme firsatina kavustular. Haram aylar, yilm diger aylan 
arasmda yol yorgunlugunun giderilecegi bir konaklama ve din- 
lenme donemi gibidir. 

Kisacasi Kabe, haram aylar ve bunlarla baglantih olan kurban- 
hk ve gerdanhk gibi semboller, insanlann diinyev? ve uhrevt hayat- 
lanni butunu ile destekleyen faktorlerdir. insanlar Kabe ve haram 
aylar sayesinde bir bolumu gecici ve bir bolumu surekli olan gesitli 
menfaatler elde ederler. Akrabalarla iliskileri siklastirmak, dost- 
larla yakmhk kur-mak, fakirlere yardim etmek, ahs veriste canhhk, 
akraba ve yakmlar arasmdaki sevgiyi pekistirme, yabancilarla ve 
uzaklardaki din kardesler ile tanisma, kalplerin yakmlasmasi, ruh- 
lann temizlenmesi, guglerin pekismesi, inancm kuvvetlenmesi, 
dinin hayatiyet kazanmasi, hak ve tevhit sancagmm yucelmesi bu 
menfaatlerin bashcalandir. Dusunen in-san bunlan inceden inceye 
akil suzgecinden gegirdiginde, 90k bereketlerle karsilastigmi gore- 
rek hayrete diiser. 

ihramh iken avlanmayi yasaklayan ayetlerin hemen arkasin- 
dan bu ger?ege yer verilmesi, soz konusu yasak htikumlerin fay- 
dasiz veya az faydah oldugu yolundaki stipheyi gidermektir. Her- 
hangi bir yerde veya herhangi bir zaman diliminde avlanmayi ya- 
saklamanin gerek?esi ve faydasi nedir? Kurban gondermenin ve 
benzeri sembollerin gerekgesi nedir? Bunlar ilkel toplumlar ara- 
smda gorulen hurafelerin birer benzeri midirler? 

Bu siiphelere verilen cevap sudur: Kabe'ye, haram aylara ve 
bunlara bagh hukumlere deger atfetmek, Mm? bir gercege ve ciddi 



Maide Suresi 94-99 197 

bir esasa dayanir. Bu da bunlarm insanlarm hayatini ayakta tutan 
bir destek olmalandir. 

Bu agiklamamizdan, "Bu, Allah'm..." diye baslayan ayetin da- 
ha onceki ayetlerle olan baglantisi meydana gikiyor. Bu ayetteki 
"zalike =o" isaret edati ile ya daha onceki ayetlerde aciklanan ve 
"Allah, Kabe'yi, o saygideger evi insanlar igin dayanak kildi." aye- 
tinde yasallasma gerekgesi anlatilan hukmun kendisine isaret e- 
dilmis veya "Allah, Kabe'yi, o saygideger evi..." ayetinde sahip ol- 
dugu konum itibariyle bilinip aciklanan hukmun aciklamasi ya- 
pilmistir. 

Birinci ihtimale gore anlam sudur: Allah, Kabe'yi ve haram av- 
ian sunun igin insanlarm ayakta durma sebebi yapti ve bunlarla 
uyumlu hukumler ortaya koydu ki, insanlar bunlarm 
dokunulmazhgini gozeterek ve bu konudaki hukumleri uygulaya- 
rak sunu anlasmlar: Allah, goklerdeki ve yeryuzundeki her seyi ve 
bunlarm durumlanni duzeltecek seyleri bilir. Dolayisiyla Allah sizin 
igin yasalastirdigi hukumleri bilgiye dayah olarak yasalastirmistir. 
Bu hukumlerin higbiri, cehaletten kaynaklanan bir hurafe degildir. 

ikinci ihtimale gore anlam soyle olur: Biz size bu gergegi, yani 
Kabe'yi, haram aylan ve bunlarla baglantih hukumleri ortaya 
koymayi insanlarm ayakta durma sebebi yapmamizi acikladik. Bu 
aciklamayi Allah'm goklerdeki, yerdeki her seyi ve bunlara bagh 
olarak durumlanni duzeltici hukumleri bildiginin ve bu hukumlerin 
bos, gerekcesiz ve hurafe olmadiklarmin bilincine varmaniz igin 
yaptik. 

"Bilin ki, Allah §iiphesiz azabi agir olandir ve Allah siiphesiz affedici 
ve merhametlidir." Bu ayetler yukanda dile getirilen hukumlerin 
konumunu saglamlastmyor ve ayni zamanda bir gergegin agikla- 
masmi pekistiriyor. Emirlere karsi gelenlere tehdit ve itaatkarlara 
vaat niteligi tasiyor. Fakat bu ifadeden tehdit mesaji tasidigi sezi- 
liyor. Bu yuzden yuce Allah'm siddetli azap edicilik sifati, O'nun af- 
fedicilik ve merhametlilik sifatlannm onune gegirildi. Yine ayni ge- 
rekge ile bu ayetin hemen arkasmdan, "Elgiye dii§en duyurmaktan 
bas-ka bir sey degildir. Allah gizlediginizi ve agiga vurdugunuzu 
bilir." ayetine yer verilmistir. 



198 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

el-Kafi'de, muellif kendi rivayet zinciriyle Hammad b. isa ve 
ibn-i Ebu Umeyr'den, onlar da Muaviye b. Ammar'dan, o da imam 
Cafer Sadik'tan (a.s) "Allah, sizi ellerinizin ve mizraklarmizm eri- 
§ebilecegi bir avla mutlaka smar..." ayetiyle ilgili olarak soyle ri- 
vayet eder: "Hudeybiye umresi sirasmda vahsi hayvanlar Peygam- 
berin (s.a.a) cevresini sardi. Oyle ki, Muslumanlarm elleri ve miz- 
raklan onlara erisebilir duruma geldi." [c.4, s.396, h:i] 

Ben derim ki: Bu rivayeti Ayyastde Muaviye b. Ammar'dan mur- 
sel olarak nakletmistir. 1 Bu anlama gelen bir rivayeti ise KuleynT, 
el-Kafi adli eserde 2 ve Seyh Tusi, et-Tehzib adli eserde 3 kendi riva- 
yet zinciriyle Halebi kanahyla imam Sadik'tan (a.s) nakletmisler- 
dir. Ay-yasT de onu Semaa kanahyla imam Sadik'tan (a.s) mursel 
olarak nakl-etmistir. 4 KummT de tefsirinde 5 mursel olarak nak- 
letmistir. Yine bu anlam simdi okuyacagmiz uzere Mukatil b. 
Hayyan'dan da nakledilmistir. 

ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde belirtildigine gore ibn-i Ebu 
Hatem, Mukatil b. Hayyan'dan soyle rivayet eder: "Bu ayet 
Hudeybiye umresi sirasmda indi. sirada vahsi hayvanlar, kuslar 
ve av hayvanlan Mus-lumanlann etrafmi daha once hi? gormedik- 
leri bicimde sarmisti. Fakat Allah Muslumanlara ihramh iken o 
hayvanlan oldurmeyi yasakladi. Boylece kimin Allah'tan gayb hu- 
susunda korktugu belli olacakti." 

Ben derim ki: Bu iki rivayet, daha once acikladigimiz uzere a- 
yetin anlammin genis kapsamhhgi ile gelismez. 

el-Kafi'de rivayet zincirleri belirtilerek Ahmed b. Muhammed'- 
den, o da merfu olarak imamdan, "ellerinizin ve mizraklarmizm 
eri§ebilecei'i bir avla" ifadesiyle ilgili olarak soyle rivayet eder: "El- 
lerin erisebilecegi avlar, yumurtalar ve civcivler; mizraklarin erise- 
bilecegi avlar ise, ellerin erisemeyecegi av hayvanlandir." [c.4, 



1- [Tefsir'ul-Ayya§T, c.l, s.343, h:193] 

2- [Fiiru-u Kafi, c.4, s.396, h:2] 

3- [et-Tehzib, c.5, s.300, h:20] 

4- [Tefsir'ul-AyyasT, c.l, s.342, h:192] 

5- [Tefsir'ul-KummT, c.l, s.182] 



Maide Suresi 94-99 199 

s.397, h:4] 

Tefsir'ul-AyyasT'de kendi rivayet zinciriyle Hariz'den, o da imam 
Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet eder: "Eger biri ihramh iken bir 
giivercin oldtirurse, keffareti bir koyun, eger bir civciv oldtirurse, 
kef-fareti bir erkek devedir. Eger bir kus yumurtasma basar da 
onu cignerse, bir dirhem vermesi gerekir. Biitiin bunlan Mekke'de 
ve Mina'da sadaka olarak verir. Bu, Allah'm kitabmda acikladigi 
htikumdur: Allah, sizi ellerinizin eri§ebilece£i 'yam yumurta ve 
civcivle' ve mizraklarmizm eri§ebilecegi bir avla 'yani bunlarm 
anneleriyle' smar." [el, s.342, h:i9i] 

Ben derim ki: Seyh TusT, et-Tehzib adli eserinde Hariz kanaliyla 
imam Cafer Sadik'tan (a.s) naklen bu rivayetin sadece son bolu- 
miine yer vermistir. [c.6, s.314, h:74] 

Et-Tehzib adli eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle ibn-i Ebu 
Umeyr'den, o da Hammad'dan, o da Halebi'den, o da imam Cafer 
Sadik'tan (a.s) soyle rivayet eder: "ihramh bir kisi av hayvani 61- 
durdu-giinde, cezasmi odemesi gerekir. Avi sebebiyle uzerine farz 
olan cezayi bir yoksula sadaka olarak verir. Eger tekrar bir av hay- 
vani oldtirurse ceza odemesi gerekmez. Ondan Allah intikam ahr 
ve bu intikam ahirette olur." [c.5, s.372, h:209] 

Yine et-Tehzib adli eserde KuleynT'den, o da ibn-i Ebu Umeyr- 
den, o da bazi arkadaslarmdan, onlar da imam Cafer Sadik'tan 
(a.s) soyle rivayet edilir: "ihramh bir kisi yanhshkla bir av hayvani 
oldurdugiinde, keffaret odemesi gerekir. Eger ikinci defa bile bile 
bir hayvani oldtirurse, o kimse Allah'm kendisinden intikam ala- 
cagi kimselerden olur ve artik uzerine keffaret gelmez." [c.5, s.372] 

Yine ayni eserde ibn-i Ebu Umeyr'den, o da Muaviye b. Ammar- 
dan soyle rivayet edilir: "imam Cafer Sadik'a (a.s) 'Eger ihramh bir 
kisi av hayvani oldtirurse hiikmii nedir?' diye sordum. 'Keffaret 
odemesi gerekir.' dedi. 'Eger bir kere daha yaparsa?' dedim. 'Her 
defasmda kef-faret odemesi gerekir.' dedi." [c.5, s.372, h:2i5] 

Ben derim ki: Goruldugii gibi rivayetlerde celiski var. Seyh 
TusT, bu rivayetleri soyle bagdastirmistir: ihramh bir kisi eger bile 
bile bir av hayvani oldtirurse, keffaret odemesi gerekir. Eger yine 
bile bile ayni seyi yaparsa, keffaret odemesi gerekmez. 0, Allah'm 
kendisinden intikam alacagi kimselerden olur. Fakat unutarak bu 



200 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

isi tekrarlayan kimsenin her defasinda keffaret odemesi gerekir. 

Yine ayni eserde Ziirare'den, o da imam Muhammed Bakir'- 
dan (a.s) "iginizden iki adil ki§inin karar verecegi" ifadesiyle ilgili 
olarak soyle dedigi rivayet edilir: "Adil kisi Peygamber (s.a.a) ve 
ondan sonraki imamdir. Peygamber veya imam, adil kisilerdir. 
Eger sen Allah'm verdigi hukmu Peygamberden veya imamdan 
ogrendiysen, bu sana yeter. Artik onu baskasmdan sorma." [c.6, 

s.314, h:74] 

Ben derim ki: Bu anlamda birkac rivayet var. Bir tanesi soyle- 
dir: "imam Cafer Sadik'm (a.s) yaninda 'zeva adl'in minkum' iba- 
resini okudugumda beni 'zu adl'in minkum' diye uyardi ve 'Burada 
Kur'an'i kopya edenler hata etmislerdir.' dedi." imamin bu uyansi 
acikca goruldiigu uzere kelimelerden birinin kiraati ile ilgilidir. 

el-Kafi'de ZuhrT kanahyla imam AM b. Huseyin'den [Zeynelabi- 
din] (a.s) soyle rivayet edilir: "Avlanma cezasi olarak tutulacak o- 
ru? farzdir. Qiinku yiice Allah, 'Sizden kim onu bilerek oldururse, 
yaptigi i§in vebalini tatmasi igin uzerine iginizden iki adil ki§inin 
karar verecegi deve, si£ir ve davar cinsinden, oldiirdugu hayvana 
denk, Kabe'ye varacak bir kurban olmak uzere ceza veya yoksul- 
lara yedirme §eklinde bir keffaret ya da buna denk orug vardir. ' 
buyuruyor." 

"Ey Ziihrt! Bu keffarete denk gelecek oru? gununiin nasil he- 
sap edilecegini biliyor musun? diye sordu. Hayir, dedim. Bunun 
uzerine sunlan soyledi: Av hayvanmm degeri bicilir. Sonra bu de- 
ger bugdaya cevrilir. Sonra o bugdaym kag sa [yaklasik ug kilog- 
ram] ettigi 6l?ulur ve su?lu avci her yanm sa igin bir gun orug tu- 
tar." [c.4, s.83, h:l] 

Yine el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ahmed 
b. Muhammed'den, o da kendi hadis ravilerinin birinden, o da i- 
mam Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet eder: "ihramh iken uzerine 
kurban kesmesi farz olan kisi, bu kurbani istedigi yerde kesebilir. 
Fakat av hayvani oldtirenlerin keffaret olarak kesecekleri kurban 
harig. Ciinkii yuce Allah o konuda, 'Kabe'ye varacak bir kurban.' 
buyuruyor." [c.4, s.384, h:2] 

Tefsir'ul-AyyasT'de Hariz kanahyla imam Cafer Sadik'tan (a.s) 
"Hem kendinize, hem de yolculara bir gegimlik olmak uzere de- 



Maide Suresi 94-99 201 

niz avi ve yiyecegi size helal kilmdi." ayetiyle ilgili olarak soyle ri- 
vayet edilir: "Maksat insanlann yedikleri tuzlanmis hayvanlardir. 
Kara ve deniz avian birbirlerinden soyle aynhr: Sik agaclikta yuva 
yapan, karada yumurtlayip karada kuluckaya yatan kuslar kara av 
hayvanlandir. Fakat zaman zaman karada yasadigi halde denizde 
yumurtlayip denizde kuluckaya yatan kuslar deniz av hayvanlan- 
dir." [c.l, s.346, h:209] 

Yine ayni eserde Zeyd-i §ahham kanahyla imam Cafer Sadik'- 
tan (a.s) "Hem kendinize, hem de yolculara bir gegimlik olmak 
uzere deniz avi ve yiyecegi size helal kilmdi." ayeti hakkmda soy- 
le buyurdugu rivayet edilir: "Maksat, tuzlanmis bahklardir. Azik e- 
dindigin bahklar ise, tuzlanmis olmasalar da insan icin gecim 
kaynagidir ve yenir. [Ancak ayet onu kapsamma almiyor.]" [c.l, 

s.346, h:210] 

Bu anlamla ilgili olarak §ia kanahyla Ehlibeyt imamlanndan 
nak-ledilen rivayetler goktur. 

ed-Durr'til-Mensur tefsirinde ibn-i Ebu §eybe'nin, Muaviye b. 
Kurre'ye, Ahmed'in de Ensar'dan birine dayanarak verdigi bilgiye 
gore, "Adamm birinin devesi bir deve kusunun yuvasmi ayakladi 
ve yumurtasmi kirdi. Bunun tizerine Peygamberimiz (s.a.a) ada- 
ma, 'Her kirilan yumurta i?in ya bir gun oruc tutman veya bir yok- 
sulun karnmi doyurman gerekir.' dedi." 

Ben derim ki: ed-Durr'til-Mensur tefsirinin mtiellifi bu rivayeti 
ibn-i Ebu §eybe'den, o da Abdullah b. Zevkan'dan, o da Peygam- 
berden nakletmistir. Aynca muellif ibn-i Ebu §eybe'den, o da Ebu 
Ze-nad'dan, o da Ayse'den, o da Peygamberden (s.a.a) nakletmis- 
tir. 

Yine ed-Durr'til-Mensur tefsirinde Ebu Mihzem kanahyla Ebu's- 
§eyh ve ibn-i Murdeveyh Peygamber'den (s.a.a) soyle tahri? etmis- 
lerdir: "Deve kusu yumurtasi kirmanm keffareti, onun degeridir." 

Yine ed-Dtirr'til-Mensur tefsirinde ibn-i Ebu Hatem, Ebu Cafer 
Muhammed b. Ali'den [imam Bakir] (a.s) soyle rivayet eder: "A- 
damm biri Hz. Ali'ye (a.s) kurbanhk hayvanlarm neler oldugunu 
sordu. Hz. Ali, 'Sekiz gift hayvan' dedi. Adam sanki siiphe etti. Bu- 
nun tizerine Hz. Ali (a.s) ona, 'Kur'an okuyor musun?' diye sordu. 
Adam, 'Evet.' der gibi oldu. Hz. Ali (a.s), 'Ey inananlar! Yaptigmiz 



202 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

akitleri yerine getirin... dort ayakli hayvanlar size helal kilmdi.' 
[Maide, l] ayetini isittin mi?' Adam, 'Evet.' dedi. Hz. AM (a.s), 'Nlak- 
sat, Allah'm insanlara nzk olarak sundugu hayvanlan keserken 
onun admi anmaktir.' [Hac, 34] ve 'Kimi yuk ta§iyan ve kiminin yu- 
niinden yaygi yapilan hayvanlan yaratan O'dur. Allah'm size nzk 
olarak sundugu hayvanlann etini yiyin.' (En'am, 143) ayetlerini isit- 
tin mi?' diye sordu. Adam, 'Evet.' dedi." 

"Hz. AM '(Erkekli disili olmak uzere) sekiz bas olan bu hayvan- 
lann ikisi koyun, ikisi kegidir. Geride kalanlann ikisi deve, ikisi 
sigirdir.' [En'am, 144] ayetlerini isittin mi?' diye sordu. Adam 'evet' 
dedi. Hz. Ali 'Ey inananlar! Ihramli iken av oldurmeyin... Kabe'ye 
varacak bir kurban olmak uzere cezasi vardir.' [Maide, 95] ayetleri- 
ni isittin mi?' diye sordu. Adam 'evet' dedi." 

"Bunun uzerine Hz. Ali, 'Eger bir geyik olduriirsem keffaret ola- 
rak ne vermem gerekir?' diye sordu. Adam, 'Bir koyun.' dedi. 'Ka- 
be'ye ulastirmak iizere bir kurbanlik midir?' diye sordu. Adam, 'E- 
vet.' dedi. Hz. Ali, 'isittigin gibi Allah kurbanligm Kabe'ye ulastmla- 
cagini belirtmistir.' dedi." 

Yine ed-Diirr'ul-Mensur tefsirinde ibn-i Ebu Hatem, Ata-i Hora- 
sani'den Omer, Osman, Hz. Ali, ibn-i Abbas, Zeyd b. Sabit ve Mua- 
viye'nin ihramli iken av hayvani oldiirenin odeyecegi keffaretle il- 
gili olarak, olduriilen hayvana deger bicilmesine ve o deger kadar 
yok-sullara yemek verilmesine hiikmettiler, seklinde rivayet eder. 

Yine ayni eserde ibn-i Cerir'in, Ebu Hureyre yoluyla "Hem ken- 
dinize, hem de yolculara bir gegimlik olmak uzere deniz avi ve 
yiyecegi size helal kilmdi." ayeti ile ilgili olarak Peygamber'den 
(s.a.a), "Denizin olu olarak sahile attigi hayvanlar denizin yiyecek- 
leridir." seklinde rivayet ettigi belirtilir. 

Ben derim ki: Bu anlamda rivayetler sahabtlerin bazismdan da 
nakledilmistir. Fakat yukanda deginildigi gibi Ehlibeyt imamlann- 
dan bu rivayetin tersi nakledilmistir. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Eban b. Taglib'den soyle rivayet edilir: "i- 
mam Cafer Sadik'a (a.s) 'Allah, Kabe'yi, o saygideger evi insanlar 
igin bir dayanak kildi.' ayetinin anlamim sordum. Bana, 'Allah, o- 
rayi insanlann dinleri ve gegimleri igin dayanak yapti.' cevabmi 
verdi." 



Maide Suresi 94-99 203 

Ben derim ki: Bu rivayetin ne demek istedigine ayetin anlami- 
ni agiklarken yer vermi§tik. 



204 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



100- De ki: Pisin coklugu seni sasirtsa bile, pisle temiz bir de- 
gildir. halde ey akil sahipleri, Allah'tan korkun. Umulur ki, kurtu- 
lusa erirsiniz. 

AYETiN AQIKLAMASI 

Bu ayet, tek ve bagimsiz gibidir. Qunku oncesi ve sonrasi ile 
bagmtisi belirgin degildir. Dolayisiyla oncesi ile arasmda baglanti 
kurma zahmetine girismek gereksizdir. Bu ayet hak dinin diger 
sozde dinler karsismdaki ayricahgim ve insanligm genel gidisini 
aciklayan bir kullt meseli iceriyor. Bu ayncahk sudur: 

itibar her zaman hakka yoneliktir. Taraftan ne kadar az ve o- 
lusturduklan topluluk ne kadar kucuk olursa olsun, bu boyledir. 
Yonelis hayra ve mutluluga dogru olmahdir. istedigi kadar gogun- 
luk ondan yuz gevirsin ve gucluler onu unutmus olsun. Qunku 
hakkin ilkeleri akhselime dayanir ve akh selim, insanlan toplumun 
yaran disinda bir hedefe yoneltmez, onun yapismi giiglendirecek 
hayat hukumlerinden ve temiz hayat yollanndan baska bir istika- 
meti gostermez. Qogunlugun arzulanna uysun veya uymasm, fark 
etmez. Genelde akhselimin istekleri cogunlugun arzulanna ters 
diiser. Bu evrensel duzenin kendisi, hak diisuncelerin eksenidir, 
onlann arzulannin higbir diirtusune uymaz. Eger hak onlarm arzu- 
lanna uysaydi, goklerin ve yeryuzunun duzeni alt list olurdu. 

"De ki: Pisin goklugu sent §a§irtsa bile, pisle temiz bir degildir." Oyle 
anlasihyor ki, pisin temiz ile esit olmamasi ile temizin pisten daha 
iyi oldugu kastediliyor. Bu ise apacik bir gergektir. halde bu ifa- 
dede kinaye sanati vardir. Anlatilmak istenen sudur: Temiz, tabiati 
itibari ile ve fitratm geregi olarak pisten daha yuksek dereceli ve 
daha ust konumdadir. Eger, gecici bir faktorun etkisi ile durumun 
tersine dondugu ve pisin temizden daha iyi oluverdigi farz- 
edilecek olursa, o zaman pisin asama asama ilerleyerek temiz ile 
ayni dtizeye Qikmasi, ona esit konuma gelmesi, arkasmdan da 



Maide Suresi 100 205 

temizin seviyesini gecerek onun ustune cikmasi gerekir. Buna go- 
re pisin temiz ile e§it olmasi reddedilince, onun temizden daha us- 
tun konuma gelme ihtimali haydi haydi reddedilmis olur. 

Bu aciklamalarimizla, neden "habTs=pis" kelimesinin 
"tayyib=te-miz" kelimesinin online gecirildigi ortaya cikiyor. Qunku 
ayetin amaci pisin 90k olusunun onu temizden daha iyi yapama- 
yacagmi aciklamaktir. Boyle bir seyin olabilmesi icin pisin alcakhk 
ve adilik cukurundan ustiinluk doruguna cikarak temizle esit ko- 
numa gelmesi ve sonra onun seviyesinin uzerine yiikselmesi ge- 
rekir. Eger "tayyib=temiz" kelimesi one almarak "temiz ve pis esit 
degildir" denseydi, ifadenin amaci, temizin pisten daha alt duzey- 
de, daha asagida olamayacagim aciklamak olurdu. zaman da 
bunun arkasmdan pisin 90k oldugunun yerine temizin az oldugu- 
nun belirtilmesi gerekirdi. Bu incelige dikkat etmek gerekir. 

Temizlik ve pislik, tasidiklan anlam itibari ile dis dunyada so- 
mut varhgi olan gercek nesnelerin gergek sifatlan olarak kullanihr- 
lar. Temiz ve pis yiyecek ile temiz ve pis yer gibi... §u ayetlerde 
buyruldugu gibi: "Temiz yer, Allah'm izni He urununu comertge ve- 
rir. Pis yer ise ciliz urun verir." (A'raf, 58) "Temiz rizklan" (A'raf, 32) 
Eger zaman zaman bu iki kelime itibartve vaz'T sifatlarla ilgili ola- 
rak kullanihrlar da mesela temiz veya pis hukum veya temiz veya 
pis huy denirse, bu bir tur mecazt ifade olur. 

Takva birtakim fiilleri yapmak veya yapmamak demek oldugu 
halde ve bu fiillerin temizligi ve kirliligi mecazt bir ifade oldugu 
halde, "pisle temiz bir deiildir." ifadesini "0 halde ey akil sahiple- 
ri, Al-lah'tan korkun. Umulur ki, kurtulusa erirsiniz." ifadesiyle 
ayrintilan-dmlmasi ve pis ile temizin esit olmadiginin herkes tara- 
fmdan kabul edilen bir gercek olarak ele ahnmasi, temiz ile pis- 
ten, somut ve objektif varhklann kastedildiginin en guclu sahididir 
ve o takdirde bu, basanh ve tartismasiz bir delil olur. Ama eger 
temiz ve pis davranislar ve tutumlar kastedilseydi, bu o kadar acik 
bir delil olmazdi. Qunku her grup kendi yolunu temiz ve nefsinin 
arzulanna ters dusen her yolu da pis gorur. 

Buna gore bu soz, yuce Allah'm Kur'an'm bir?ok yerinde 
vurguladigi baska bir gergege dayaniyor. Bu gercek sudur: Din, 
fitrata ve yaratilisa dayanir. Dinin benimsemeye cagirdigi hayat 
tarzi, temiz olan hayat tarzi, yasakladigi hayat tarzi ise pis olan 
hayat tarzidir. Yuce Allah sadece temiz seyleri helal kilarken, 



206 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Yuce Allah sadece temiz seyleri helal kilarken, haram ettigi seyler 
de sadece pis olan seylerdir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "(Ey 
Muhammed), yiizunu Allah'i bir kabul edici olarak dogruca dine 
gevir. Fitrata uygun olarak dine don ki, Allah insanlan ona gore 
yaratti. Allah'm yaratma kanunlan degistirilemez. I§te dogru din 
budur." (Rum, 30) "Allah onlara temiz §eyleri helal ve pis §eyleri 
haram kilryor." (A'raf, 157) "De ki, Allah'm kullarmm yararma sun- 
dugu guzellikleri ve temiz rizklan kim haram etti?" (A'raf, 32) 

Biitun bu aciklamalardan cikan sonuc sudur: "Pisin coklugu 
seni sasirtsa bile, pisle temiz bir degildir." ayeti su ger?egi acikla- 
yan bir ozdeyistir: Din kurallan, nesnelerde bulunan tekvi- 
m=varolussal temizlik ve pislik sifatlarma dayanirlar. TekvinT nite- 
likte olan bu sifatlar insanin mutlulugu ve bedbahthgi uzerinde et- 
kilidir. Bu sifatlar uzerinde azhgin ve Qoklugun etkisi yoktur. Yani 
temiz az olsa da temizdir ve pis de 90k olsa da pistir. 

Buna gore, pis ile temizi birbirinden ayirt edebilen, temizin pis- 
ten hayirh olduguna hukmeden, insanin hayatini mutlu kilmaya 
gayret et-mesi ve iyiyi kotiiye tercih etmesi gerektigine inanan her 
akil sahibinin Allah'tan korkarak onun yolundan gitmesi, insanla- 
rm birgogunun pis islere ve mahvedici davranislara dalmalanna 
aldanmamasi, nefst arzulanna kapilarak kandinlma ve korkutul- 
ma yolu ile hakka baghhktan vazgegmemesi gerekir ki, mutluluga 
yonelmek suretiyle kurtulusa ermesi umulabilsin. 

"0 halde ey akil sahipleri, Allah'tan korkun. Umulur ki, kurtulu§a e- 
rirsiniz." Bu ifade, ayetin ilk bolumunu olusturan ozdeyisin baglan- 
tih uzantisidir. Anlammin ozti sudur: Takva, ilahtyasalar-la baglan- 
tih bir husustur. ilahtyasalar da insanin mutlulugu ve kurtulusunu 
gozetmekte, tekvint temizlik ve pislikler esasma dayahdir. Akh ba- 
smda olan kimse bu konuda suphe etmez. halde ey akil sahiple- 
ri, Allah'tan korkup O'nun yasalarma uygun davranmahsiniz ki, 
kurtulusa erebilesiniz. 



Maide Suresi 101-102 207 



101- Ey inananlar! Aciklandigmda sizi uzecek olan, Kur'-an in- 
dirildigi zaman sorarsaniz size aciklanacak olan seyleri sormaym. 
(Qunku) Allah onlardan vazgecmistir ve Allah bagislayandir, ha- 
limdir. 

102-Sizden onceki bir toplum da onlan sormustu; sonra onla- 
n inkar etmislerdi. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Bu iki ayetin onceki ayetlerle belirgin bir baglantilari 
gorulmuyor. igerikleri baska bir sozle baglantih olmayi gerektir- 
meyecek derecede zengindir. Bu ayetler baska bir soze hacet bi- 
rakmadan maksatlanni kendileri ifade ediyorlar. Bu yuzden bazi 
tefsircilerin bu ayetleri kimi zaman kendilerinden onceki ayetlerle, 
kimi zaman surenin bas tarafi ile ve kimi zaman surenin amaci ile 
irtibath gostermek icin harcadiklan gayretlere ihtiyac yoktur. Bun- 
Ian goz ardi etmek en dogru davranistir. 

"Ey inananlar! Aciklandiginda sizi uzecek olan... seyleri sormaym." 
Ayette ge?en "tubde" fiilinin kokti olan "ibda" a?iklamak ve yine 
ayette yer alan "tesu'kum" fiilinin ge?mis zaman siygasi olan 
"sae" fiili, "sevindirdi"nin tersi anlamina gelir. 

Ayet, agiklanmalan halinde muminlerin uzulmelerine yol a§a- 
cak konulan sormayi onlara yasakhyor. Ayet soruya muhatap ola- 
nm kim oldugunu agikga belirtmiyor. Yalniz ayetin "Kur'an indiril- 
digi zaman sorarsaniz size agiklanacak" bi?imindeki devammdan 
ve bir sonraki ayetin "Sizden onceki bir toplum da onlan sormu§- 
tu; sonra onlan inkar etmi§lerdi." seklindeki ifadesinden soz ko- 
nusu sorulann muhatabmin Peygamber efendimiz (s.a.a) oldugu 
anlasihyor. Buna gore bu ayet mahiyeti su su olan sorulann Pey- 
gamberimize (s.a.a) sorulmasmi yasaklama amacmi tasiyor. Ama 
yasagm gerekcesinden gikan sonug, bu yasagin soz konusu ama- 



208 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

cmi asan bir kapsam genisligine sahip oldugunu ortaya koyuyor. 
Yuce Allah'm goz ardi ettigi, normal sebeplerle ve bildik yollarla 
insan bilgisi dismda biraktigi konulan sormak ve kurcalamak da 
bu yasagm kapsamma girer. Qunku bu meselelerin ic yuzunu 6g- 
renmek insanin mahvina, mutsuzluguna yol agar. Bir kisinin ne 
gun olecegini, helak olma sebebini, sevdiklerinin ve saydiklarmin 
ne kadar yasayacaklarim, mulkunu ve ustunlugunu ne zaman 
kaybedecegini sorup kurcalamasi gibi. Qogu zaman insanin bu 
konularda elde edebilecegi bilgiler onu yok olmaya surukler veya 
mutsuzlukla tehdit eder. 

Yuce Allah'm planlayip ortaya koydugu hayat duzeni evrende 
yururluktedir. 0, birtakim konulan aciklarken kimi konulan insan 
bilgisine kapatmistir. Allah acikladigi her seyi bir hikmete dayaya- 
rak agikladigi gibi, sakh tuttugu her seyi de bir hikmete dayah ola- 
rak sakh tutmustur. Buna gore aciklanan seylerin gizli kalmasina 
ve gizli birakilan seylerin aciklanmasma sebep olmaya kalkismak, 
kainata yayilan hayat duzeninin bozulmasma yol agar. 

Mesela insan hayati guglerden, organlardan ve sistemlerden 
olusan organik bir dtizene dayanir. Bunlardan biri eksilse veya bi- 
rine bir sey eklense bu durum, hayatm bazi onemli unsurlarmin 
yok olmasma sebep olur. Arkasmdan bu yok olma diger guclere ve 
organlara sirayet eder ve belki de ya gercek anlamda veya kemal 
ve olmasi gereken anlaminda hayatm ortadan kalkmasina yol a- 
gar. 

Sonra bu ayet, sorulmasi yasaklanan seylerin neler oldugunu 
da muphem birakmis, bunlan aciklamamistir. Yalniz bunlann a- 
Qiklanmalan halinde insanlan uzecek seyler olduklanni soylemek- 
le yetinmistir. 

§uphe edilmeyecek bir nokta, "agiklandigmda sizi uzecek o- 
lan" ifadesinin sorulabilecek seylerin sifati oldugudur. Bu bir sart 
cumlesidir. §art gergeklestigi takdirde sonucun (cezanm) gercek- 
lesecegine de-lalet eder. Bunun geregi, bu seylerin agiklanmalan 
halinde insanlarm uzulmelerine sebep olmalaridir. Buna gore soru 
sorarak onlann agiklanmasmi istemek, ashnda uzulmeyi, zor du- 
ruma dtismeyi istemektir. 

Burada su problemle karsilasiyoruz. Hicbir akh basmda insan 



Maide Suresi 101-102 209 

ken-disini uzecek bir seyi istemez. Oysa eger ayette "aralannda 
aciklandiklari takdirde zorunuza gidecek konularm bulundugu 
meseleleri sor-maym." veya "aciklandiklari takdirde zorunuza git- 
meyeceklerinden e-min olmadigmiz meseleleri sormayin" den- 
seydi, hicbirsakmca ile karsilasmazdik. 

Bu probleme verilen acayip cevaplardan biri sudur: "Arap dili- 
nin kurallarma gore 'in' sart edati meydana gelmede kesinlik ifa- 
de etmez ve sonuc da gerceklesip gerceklesmeme bakimmdan 
sarta baghdir. Buna gore 'iza ubdiyet lekum 
tesu'kum=aciklandigmda sizi uzer' ifadesi yerine, 'in tubde lekum 
tesu'kum=eger aciklamrsa sizi uzer' ifadesinin kullanilmasi, acik- 
lanma ve aciklanacak seyin uzucu olusu ihtimalinin onu sormak- 
tan vazgecmenin gerekli olmasi icin kafi olduguna delalet eder. 
Ama eger 'iza' sart edati kullamlmis olsaydi, ayet bu anlama 
gelmezdi." (Gerekli ahnti burada sona erdi.) 

Bu cevap yanhstir. Arapganm hangi kurah, sartm gergeklesme 
kesinligi ifade etmemesini ve sartm varhgina bagh olan sonucun 
da boylece ger?eklesme kesinligi ifade etmeyecegini ortaya koyu- 
yor. Bizim "in ci'tent ekramtuke=eger bana gelirsen sana ikramda 
bulunurum" seklindeki sozumuzun, gelmenin gergeklesmesi ha- 
linde ikramin kesinlikle ger?ekleseceginden baska bir anlami var 
mi? 

Bu cevabi veren tefsircinin, buna gore "agiklandigmda sizi u- 
zecek" ifadesi, aciklanma ihtimalinin ve aciklanacak seyin uzucu 
olusunun onu sormaktan vazgegmenin gerekli olmasi icin yeterli 
olduguna delalet ettigi seklindeki goriisu, ayetteki sartm aciklan- 
malan halinde uzucu olmasi mumkun olan seyleri sormayi yasak- 
lamayi ifade etseydi, dogru olurdu. Oysa bildiginiz gibi sart bunu 
ifade etmiyor. Yasagm ifade ettigi anlam, aciklanmalan halinde 
uzucu olacaklan kesin olan seyleri yasaklamaktir. Buna gore prob- 
lem cdzumsuz olarak oldugu gibi kalmis oluyor. 

Zayifhkta bu cevabm bir benzeri, bir tefsircinin bazi rivayetler- 
de de yer aldigi gibi su goriisiidur: "agiklandiginda sizi uzecek o- 
lan... sey/er"den maksat, bazilannin arzu ettikleri gaybe iliskin 
bilgilerdir. Eceller, islerin akibetleri, hayir ve serrin cereyani ve in- 
sani mutlaka uzecek bir yonti dogal olarak igeren diger gizli seyle- 
rin aciklanmasi gibi. Mesela insanm ne kadar omrunun kaldigmi, 



210 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

olumune neyin sebep olacagim, akibetinin iyi olup olmayacagim 
ve gercek babasmm kim oldugunu sormasi gibi. Bu tur sorulan 
sormak cahiliye doneminde Araplar arasmda yaygmdi. 

Buna gore "agiklandigmda sizi uzecek olan... §eyleri sorma- 
ym." ayeti ile cogunlukla aciklanmalari insani uzecek ve keder- 
lendirecek haberleri iceren bu tur meseleleri sormayi yasaklamak 
kastedilmistir. Mesela bu sorular sonunda adamm yakmda olece- 
gi, vahim bir akibete ugrayacagi veya gercek babasmm bilinen 
babasmdan baskasi oldugu ortaya cikabilir. 

Bunlar cogunlukla insanin uzulmesine, kederlenmesine yol 
acacak meselelerdir. Bunlar Peygamberden (s.a.a) sorulduklan 
takdirde soru sahibinin hosuna gitmeyecek bir cevap almayaca- 
gmdan ve bu kisinin cevaplar karsisinda nefsinin simankligina ve 
sinirlilige kapilarak Peygamberimizin (s.a.a) cevabmi yalan saya- 
rak bir sonraki "Sizden onceki bir toplum da onlari sormu§tu; 
sonra onlari inkar etmi§lerdi." ayetinde isaret edildigi uzere kafir 
olmayacagmdan emin olunamaz. 

Bu a?iklama ilk bakista dogru gortinse de, "Kur'an indirildigi 
zaman sorarsaniz, size agiklanacak" ifadesi ile uyusmaz. Bunu 
soyle a?iklayabiliriz: Bu ifadenin anlami ya Kur'an inerken bu me- 
seleleri sormanin caiz oldugunu belirtmektir veya Kur'an inerken 
de bunlan sormayi siddetle yasaklamaktir. fiddetle yasaklama 
amaci tasiyabilecegi sonucuna soyle varabiliriz: Bu sorulann mu- 
hatabi olan Peygamber (s.a.a), Kur'an'm inisi dismdaki zamanlar- 
da soru soranm menfaatini dusunerek bu tur sorulan cevaplan- 
dirmama imkanma ve kolayhgina sahiptir. Fakat soru konusu sey- 
ler ashnda agiktir ve kesinlikle tizerlerini orten bir perde yoktur. Bu 
yiizden onlari Kur'an inerken kesinlikle sormaym. 

ifadenin anlami bu iki yorumdan hangisi olursa olsun, az on- 
ceki tez ile bu ayet arasmda uyumsuzluk vardir. Bu yorum ilk an- 
lamla uyusmaz. Qunku bu konular dogal olarak sakmcah olduklan 
icin Kur'an inerken bunlan serbest birakmamn anlami yoktur. 
Qunku sakmca ayni sakmcadir. 

Yorum ayetin ikinci anlami ile de uyusmaz. Qunku Kur'an'm i- 
nis zamani gergi bilgilendirme ve aciklanmasi gereken meseleleri 
agiklama zamanidir, ama Kur'an'm bu fonksiyonu temel bilgilerle, 



Maide Suresi 101-102 211 

seriatm hukumleri ile ve bunlarla ayni kategoriye girecek mesele- 
lerle ilgilidir. Ahmed'in ne zaman olecegine, Mehmed'in nasil ole- 
cegine ve falancanin gercek babasmm kim olduguna ve buna 
benzer aynntilara gelince, bunlar Kur'an'm bilgi verme fonksiyonu 
ile ilgili seyler degildir. Boyle olunca soyle soyle §eyleri sormayi 
yasaklayan ifadenin arkasmdan "Kur'an indirildigi zaman sorar- 
saniz, size agiklanacak." ifadesine yer vermenin anlami ve gerek- 
cesi olmaz. Bu aciktir. 

Bu problemle ilgili en guzel cevap, diger alimlerin verdigi ce- 
vaptir. da sudur: Gerek "Sizden onceki bir toplum da onlari 
sormu§tu" ifadesi, gerek "Kur'an indirildigi zaman sorarsaniz, si- 
ze agiklanacak." ifadesi, bu meselelerin ser'T hiikumlerle ilgili ol- 
duklarma delalet eder. Ser'T hukumlerin kimi kez uzun uzadiya a- 
rastinlan ve israrla incelenen baglantilan ile ilgili ayrmtilar gibi. Bu 
israrh incelemelerin sonucu soru sormada aynntilara inildikce ve 
incelemede israr edildikce hukumlerin agirlastinlmasi ve zorlasti- 
rilmasmm gundeme gelmesi olur. israilogullarmin inek hikayesin- 
de oldugu gibi. Bilindigi gibi isra-ilogullan bogazlamakla emredil- 
dikleri inegin nitelikleri ile ilgili sorulannda israr ettikge, yuce Allah 
onlarm gorevlerini agirlastiracak ye-ni sartlar ortaya koymustur. 

Sonra ayetteki "Afallah'u anha=Allah onlardan vazge?mistir." 
ifadesi, "agiklandigmda sizi uzecek olan... §eyleri sormaym." ifa- 
desinin sebebi, gerekcesidir. Bazilannm dedigi gibi "esya" kelime- 
sinin sifati olup ifadede one alma ve arkaya birakma (takdim, te- 
hir) gibi bir durum soz konusu degildir. Bunu goz onune aldigimiz- 
da ayetin takdirt aQihmi soyle olur: "La tes'elu an esyae afallah'u 
anha in tubde lekum tesu'kum" yani, Allah'm soz konusu etmeden 
gectigi ve agiklanmalan halinde uzuleceginiz meseleleri sormaym. 

Ayetin bu ifade tarzi -yani "afa" fiilinin "an" edati ile mutaaddi 
(ge-cisli) yapilmasi- ayetteki soru konusu olacak olan meseleler- 
den ser'T hiikumlerle ilgili konulann kastedildiginin en guzel sahi- 
didir. Qunku eger bu konular seriat hukumleri dismda kalan tekvi- 
nT konular olsaydi, "afahallahu" ibaresinin kullamlmasi gerekli gibi 
olurdu. 

Her neyse. Bu soru yasagmin Allah'm o konulara deginmemis 
olmasiyla gerekgelendirilmesi, sunu ifade eder: Soru konusu sey- 
ler, ser'T hiikumlerle ilgili ayrmtilar ve bu hiikumlerle baglantih ka- 



212 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yitlar ve sartlardir. Bunlara deginilmemis olmasi da onlarm unu- 
tulduklarmdan veya ihmal edildiklerinden kaynaklanmiyor. Dog- 
rudan dogruya Allah'm bir hafifletmesi, kullanna yonelik bir kolay- 
lastirmadir. Ayetin sonundaki "Allah bagislayandir, halimdir." 
cumlesi de bunu kanithyor. insanlarm seriat hukumlerinin ayrmti- 
lan ile ilgili sorulan onlardan gelen bir sikistirma, bir zorlastirma 
girisimidir. Bu girisim onlan uzen ve kederlendiren sonuclar getirir. 
Bu girisim Allah'm affini, kolaylastirmasim ve deginmemesini red- 
detme anlammi tasiyor. Oysa bu deginmeden gecmenin tek ama- 
ci kolaylastirma, hafifletme, affedicilik ve yumusak tutumluluk si- 
fatlarmi perginlemektir. 

Buna gore bu ayetin anlami §6yle olur: Ey muminler, §eriatta 
gtindeme getirilmemi§ konulan Peygambere (s.a.a) sorma- 
yin.Qunkii Allah onlara deginmemi^tir; hafifletme ve kolayla§tirma 
adina agiklamamiftir. Bu meseleler eger Kur'an inerken sorarsa- 
niz size anlatilacak ve aQiklanmalan halinde zorunuza gidecek 
meselelerdir. 

Yaptigimiz aciklamalardan su sonuglar ortaya gikiyor: 

1- "Kur'an indirildigi zaman sorarsaniz size agiklanacak" ifa- 
desi, daha once belirtildigi gibi soru sorma yasagmi pekistiren bir 
ifadedir. Yoksa bazilarmin soyledikleri gibi Kur'an'm inisi sirasmda 
soru sormayi serbest birakan bir ifade degildir. 

2- "Allah onlardan vazgegmistir." ifadesi soru sorma yasagmm 
sebebini bildiren bagimsiz bir cumledir. Ayet igindeki fonksiyonu 
sifat anlami tasimaktir. Fakat soz dizimi itiban ile sifat degildir. 

3- Ayet yasak icerikli olmasina ve bu i?erigin affedicilik ve 
yumusak tutumluluk sifatlan ile uyusmamasma ragmen, "Allah, 
bagislayandir, halimdir." cumlesi ile bitmesinin nedeni acikhk ka- 
zanmis oldu. Dolayisiyla yuce Allah'm bu iki ismi ayetin konusu 
olan yasakla degil, "Allah onlardan vazgegmi§tir." ciimlesinde de- 
ginilen hos goru ile baglantihdir. 

"Sizden onceki bir toplum da onlan sormustu, sonra onlan inkar 
etmiflerdi." Arapgada "seelehu ve seele anhu" [yani ken-diliginden 
gecisli kihnma sekliyle edat aracihgiyla gecisli kilmma sekli] bir 
anlama gelir. Hem kendiliginden geQisli kilmarak, "o konuyu sor- 
du" denir, hem de edat aracihgiyla geQisli kilmarak, "o konudan 



Maide Suresi 101-102 213 

sordu" denir. 

Ayette kullanilan "summe" edati, zaman acismdan degil de 
soz sirasi acismdan sonrahgi ifade eder. Ayette gecen "biha" ke- 
limesi, ayetin hukum yasalastmhrken deginilmemis sinirlarma ait 
sorulan sormayi yasaklama amaci tasiyor olmasmdan anlasildigi- 
na gore, "kafirtne" kelimesiyle ilintilidir. Dolayisiyla bu ayetteki ka- 
firlik, ser'T hukumlere yonelik bir kafirliktir. Qunku bu hukumler 
nefislerin zorlanmasmi ve kalplerin onlan kabul etmekte sikisma- 
smi gerektirir. "Ba" harf-i cerrinin burada sebebiyet anlamma gel- 
mesi de uzak bir ihtimal degildir. [Yani bu konular yuzunden kafir 
oldular.] 

Ayette sozu edilen kavim muphem birakildi, tanitilmadi. Fakat 
Kur'-an'da bu ayetin uyarlanabilecegi bircok hikaye anlatilmi§tir. 
Maide su-resindeki Hiristiyanlara ili§kin hikayeler ile Musa'nin 
kavminin ve diger bazi kavimlerin hikayeleri gibi. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

ed-Durr'til-Mensur tefsirinde ibn-i Cerir, Ebu'§-§eyh ve ibn-i Mur- 
deveyh'in Ebu Htireyre'den §6yle rivayet ettikleri belirtilir: "Pey- 
gamberimiz (s.a.a) bir gun 'Ey insanlar, Allah size hacca gitmeyi 
farz kildi' dedi. Bunun uzerine Esed kabilesinden Ukase b. Mihsan 
ayaga kalkarak, 'Ey Allah'm resulii, her yil mi?' diye sordu. Pey- 
gamberimiz ona su karsihgi verdi: 'Eger evet desem her yil hacca 
gitmeniz farz olurdu. Farz oldugu halde onu yapmazsaniz yoldan 
Qikmis olurdunuz. Benim deginmedigim konulan kurcalamaym. 
Sizden oncekiler sorulanndan ve bu amacla peygamberlerinin ya- 
nina gidip gelmelerinden dolayi he-lak oldular. Bunun uzerine, 'Ey 
inananlar! Agiklandigmda sizi uzecek olan... §eyleri sormaym... ' 
ayeti indi." 

Ben derim ki: Bu hikayeyi birkac ravi Ebu Hureyre ve Ebu 
Amame'den nakletmislerdir. Bu rivayet Mecma'ul-Beyan tefsirinde 
ve baska birkag §ia kitabinda nakledilmistir. Hikaye daha onceki 
aQiklamalanmizIa ortusmektedir. 

Yine ed-Durr'til-Mensur tefsirinde ibn-i Cerir ve ibn-i Ebu 
Hatem, "Ey inananlar! Agiklandigmda sizi uzecek olan... §eyleri 
sormaym." ayeti hakkmda Suddi'den soyle rivayet ederler: "Gun- 



214 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lerden bir gun Peygamberimiz (s.a.a) ofkelendi ve minbere cikarak 
su konusmayi yap-ti: 'Bana istediginiz soruyu sorun. Sordugunuz 
her soruyu kesinlikle cevaplandiracagim.' Bunun uzerine Abdullah 
b. Huzafe adini tasiyan ve babasi Me ilgili dedikodulann muhatabi 
olan Kureys kabilesinin BenTSahm koluna mensup biri ayaga kal- 
karak, 'Ey Allah'm Resulii, benim gercek babam kimdir?' diye sor- 
du. Peygamber, adamin babasmin adini vererek, 'Baban falanca- 
dir.' dedi. Bunun uzerine Omer ayaga kalkarak Peygamberin aya- 
gini optii ve 'Ey Allah'm Resulii, bizler Allah'm Rabbimiz, senin 
Peygamberimiz ve Kur'an'm rehberimiz olduguna inandik. Bizi af- 
fet, Allah da seni affetsin.' dedi. Peygamber razi olana kadar 6- 
mer israrla oziir diledi ve o gun, 'Qocuk, peydahlandigi yataga nis- 
pet edilir ve zina eden taslanarak cezalandinhr.' dedi. Arkasmdan, 
'Sizden onceki bir toplum da onlari sormu§tu' ayeti indi." 

Ben derim ki: Bu rivayet bazi metin farkhliklan ile birkag ka- 
naldan nakledilmistir. Daha once soyledigimiz gibi bu rivayet bu 
ayetle ortiismuyor. 

Yine ayni eserde ibn-i Cerir, ibn-i Mtinzir ve Hakim -rivayetin 
sahih oldugunu belirterek- Sa'lebe el-Hasint'den soyle rivayet et- 
mislerdir: Resulullah (s.a.a) soyle buyurdu: "Allah size birtakim 
farzlar emretti, bunlan ihmal etmeyin. Sizin icin bazi smirlar cizdi, 
bunlan cig-nemeyin. Size bazi seyleri haram kildi, saygisizhk edip 
onlari yapmaym. Bazi seyleri deginmeden gecti. Bunu onlari unut- 
tugu icin degil, size merhamet olsun diye yapti, bunlan olduklan 
gibi kabul edin ve kurcalamayin." 

Mecma'ul-Beyan ve Safi tefsirlerinde Hz. Ali'den soyle rivayet 
edilir: "Allah size birtakim farzlar emretti, bunlan ihmal etmeyin. 
Size birtakim smirlar cizdi, bunlan cignemeyin. Size bazi seyleri 
yasakladi, bunlara saygisizhk yapmaym. Bazi seyleri size acikla- 
madi, bunlan unuttugu icin terk etmis degildir; o halde bunlan 
kurcalayarak kendinizi zora sokmayin." 

el-Kafi'de muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Carud'dan soyle 
rivayet eder: imam Bakir (a.s) soyle buyurdu: "Size bir soz soyledi- 
gim zaman bu sozumun hangi ayete dayandigmi bana sorun. Ar- 
kasmdan yaptigi bir konusmada, 'Peygamberimiz (s.a.a) 
dedikoduyu, mal israfmi ve 90k soru sormayi yasakladi' dedi. Biri 



Maide Suresi 101-102 215 

ona 'Ey Allah'm Resu-lu'nun torunu, bu soylediklerinin Kur'an'daki 
delili hangi ayetlerdir?' diye sordu." 

"imam (a.s) adama su cevabi verdi: Yuce Allah soyle buyur- 
mustur: 'Onlarm fisilda§malarmm birgogunda hayir yoktur. Yalniz, 
sadaka yahut iyilik ya da insanlann arasmi diizeltmeyi emreden 
hang.' [Nisa, 114] Yine soyle buyurmu§tur: 'Allah'm sizin igin gegim 
kaynagi ve ya§ayi§ vesilesi kildigi mallarmizi beyinsiz (yetim)lere 
vermeyin.' [Nisa, 5] Ve yine §6yle buyurmu§tur: Agiklandigmda sizi 
uzecek olan... §eyleri sormaym." [c.5, s.300, h:2] 

Tefsir'ul-Ayya§T'de Ahmed b. Muhammed'den §6yle rivayet edi- 
lir: "imam Ebu'l-Hasan Riza'ya (a.s) bir mektup yazmistim. [Bana 
verdigi cevabm] sonunda sunlan yazdi: Qok soru sormak size ya- 
saklanmis degil mi? Buna ragmen bu ahskanhktan vazgegmedi- 
niz. Bu konuda dikkatli olun ve bundan sakmin. Qunku sizden 6n- 
ceki iimmetler 90k soru sormalan yuzunden mahvoldular. Nitekim 
yuce Allah 'Ey inananlar!... sonra onlari inkar etmi§lerdi.' buyur- 

mUStur." [c.l, s.346, h:212] 



216 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



103- Allah, ne bahtre diye bir sey ortaya koymustur, ne saibe, 
ne vastle ve ne de ham. Fakat kafirler Allah'a yalan iftira ediyorlar 
ve onlann cogu (iftira ettiklerine) akil erdirmiyorlar. 

104- Onlara "Allah'm indirdigine (Kur'an'a) ve Elciye (itaate) 
gelin" dendiginde, "Atalanmizi uzerinde buldugumuz sey bize ye- 
ter" derler. Peki, ya atalan hicbir sey bilmeyen ve dogru yolu bul- 
mayan kimseler olsalar da mi? 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

"Allah, ne bahtre diye bir §ey ortaya koymuftur, ne sa-ibe, ne vastle 
ve ne de ham. Bu sayilanlar dort hayvan turudur. Cahiliye done- 
minde Araplar onlar hakkmda saygiya ve bir tur serbestlige dayali 
hukumler ongoruyorlardi. Yuce Allah bu hukumlerin kendisinden 
kaynaklanmadigim agikliyor. Allah'm reddettigi §ey o hayvanlarm 
kendileri degil, onlar hakkmda on gorulen sifatlardir. Yoksa o hay- 
vanlar hig §uphesiz Allah'm yarattigi canlilardir. Sifatlan da sadece 
sifat olmalari agismdan Allah'm yarattigi ve O'na isnat edilebilir 
§eylerdir. Allah'a isnat edilmesi ve reddedilmesi mumkun olan 
sey, o hayvanlarla ilgili hukumlere kaynakhk etmeleri agisindan o 
hayvanlara izafe edilen sifatlardir. isnat etmeyi ve reddedilmeyi 
kabul eden, sadece budur. Baska bir deyisle, bu ayette bahtre ve 
onunla birlikte sayilan hayvanlarda reddedilen sey, bu hayvanlara 
yakistinlan ve cahiliye Araplan tarafmdan tanman hukumlerin 
reddedilmesidir. 

Bu dort hayvan turunun isimlerinin anlamlan tartismahdir. 
Dolayisiyla asagida ele almacagi uzere onlar \g\n ongorulen 
hukumlerin neler oldugu da tartisma konusudur. Fakat uzerinde 
anlasilan bir nokta, bu hayvanlara yakistinlan hukumlerin bir tur 
serbestlige ve saygi duymaya dayandigidir. Bu dort hayvan 



Maide Suresi 103-104 217 

bestlige ve saygi duymaya dayandigidir. Bu dort hayvan turunun 
ucu, "bahtre, saibe ve ham" deve tiiriinden, vastle ise koyun tu- 
rundendir. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde Zeccac'a dayanilarak verilen bilgi- 
ye gore, "Bahtre" disi deveye denir. Bu deve bes batm yavrulaymca 
eger son yavrusu erkek olursa, kulaklanndan birinde derin bir ya- 
nk acilir. Artik ne binek hayvani olarak kullanihr ve ne bogazlanir. 
Hicbir sudan, hicbir otlaktan kovalanmaz. Yorgun yaya bile onun 
sirtma binemez. 

"ibn-i Abbas'tan nakledildigine gore, disi deve bes batm yavru- 
laymca cahiliye Araplan besinci batmda dogan yavruya bakarlardi. 
Eger yavru erkek ise ana deveyi keserlerdi. Etini erkekler de, ka- 
dinlar da yiyebilirlerdi. Eger besinci batmda dogan yavru, disi ise 
ana devenin kulagmi yararlardi. iste Bahtre buna denirdi. Artik o- 
nun yunu kirkilmazdi. Kesilirse uzerine Allah'm adi anilmazdi. Sir- 
tma yuk vurulmazdi. Kadmlar sutunden icemezlerdi ve ondan hic- 
bir sekilde faydalanamazlardi. Sutu de, diger faydalan da erkekle- 
re mahsustu. Olunceye kadar bu boyle idi. Oltince kadmlar da er- 
kekler gibi etinden yiyebilirlerdi. Muhammed b. ishak'a gore baht- 
re, saibe'nin disi yavrusudur. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde Zeccac'a dayanilarak verilen bilgi- 
ye gore "Saibe", cahiliye Araplarmin adadiklan develere denirdi. 
Bir kisi bir yolculuktan dondugu, bir hastahktan iyilestigi veya bun- 
lara benzer bir istegi ger?eklestiginde, "Benim disi devem 
saibedir" derdi. Sa-ibenin durumu kendisinden yararlanmama, 
hicbir suyu icmekten ve hicbir otlaktan ahkonmama bakimmdan 
bahtre gibi idi. Alkame'nin gorusu de budur. 

ibn-i Abbas'a ve ibn-i Mesud'a gore saibe, putlara adanmis, 
putlar icin azat edilmis disi deve demekti. Herkes diledigi deveyi 
putlara adar, onu ahp puthane gorevlilerine teslim ederdi. Gorevli- 
ler bu devenin sutunu yolda kalmislara ve onlar gibi muhtaglara 
dagitirlardi. 

Muhammed b. ishak'm verdigi bilgiye gore saibe bir disi deve- 
dir ki, arka arkaya on disi yavru doguruyor, arada hicbir erkek yav- 
ru dogurmuyor. Bu disi deveyi putlara adiyorlardi. Artik sirtma 
binilmez; yunu kirkilmaz; sutunu sadece misafirler icebilirdi. Bun- 



218 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dan sonra eger bir disi yavru daha dogurursa yavrunun kulagi ya- 
rildiktan sonra anasi ile birlikte sahverilirdi. iste bu disi yavruya da 
bahtre deniliyor. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde Zeccac'a dayanilarak verilen bilgi- 
ye gore "Vastle", davar turiinden bir hayvandir. Koyun, disi kuzu 
dogurunca bu kuzu sahiplerinin olur, fakat erkek kuzu dogurunca 
onu ilahlanna adarlardi. Ayni batinda bir erkek ve bir disi kuzu do- 
gurunca disi kuzu icin 'o kardesine ulasti' derler ve erkek kuzuyu 
ilahlanna kurban etmezlerdi. 

ibn-i Mesut ve Mukatil'in verdikleri bilgiye gore, eger keci yedi 
batin yavrular ve yedincisi erkek olursa, onu ilahlanna kurban e- 
derlerdi. Bunun etinden sadece erkekler yiyebilirlerdi, kadmlar 
yiyemezlerdi. Eger yedinci batinda dogan disi oglak olursa, ilahla- 
ra kurban edilmez ve koyun surusune katihrdi. Eger keci besinci 
batinda biri erkek ve biri disi olmak uzere iki oglak dogurursa, 
"Disi oglak saygmhkta kardesine ulasti" derler ve her ikisine saygi 
gosterirlerdi. Bunlann menfaatleri ve sutleri erkeklere ait olurdu, 
kadmlar onlardan yararlanamazlardi. 

Muhammed b. ishak'm verdigi bilgiye gore, bes batinda ara- 
hksiz olarak on disi kuzu doguran, yani bu on yavrusu icinde h\q 
erkek kuzu bulunmayan koyun vastle admi ahrdi, cahiliye Araplan 
onun \g\n "On disi kuzuyu arka arkaya getirdi" derlerdi. Bundan 
sonra dogurdugu kuzulardan sadece erkekler yararlanabilirdi, ka- 
dmlar onlardan yararlanmazlardi. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde ibn-i Abbas'a ve ibn-i Mesud'a da- 
yanilarak verilen bilgiye gore, "Ham" bir tur erkek devedir. Araplar, 
sulbiinden on batin yavru dogurtan erkek deve igin "Sirti 
dokunulmaz oldu" derlerdi. Artik onun sirtina yuk vurulmaz. Hi?bir 
su kaynagmdan ve otlaktan kovalanmazdi. Ebu Ubeyde ve 
Zeccac'm gorusii de budur. 

Ferra'nm gortisune gore bir erkek deve, yavrusunun yavrusunu 
ge-be biraktigmda cahiliye Araplan "Onun sirti dokunulmaz oldu" 
derler ve artik ona binmezlerdi. 

Goruldugu gibi bu isimler farkh bicimde aciklamyor. Yalniz bu 
farkliligm toplumlann geleneklerindeki farkhhktan kaynaklanmis 
olma ihtimali gugludur. Qunku ilkel kavimlerin geleneklerinde bu 



Maide Suresi 103-104 219 

tur uygulamalarm benzerleri coktur. 

Her neyse; bu ayet, cahiliye Araplarmin bu dort tur hayvana 
yakistirdiklari ve Allah'a nispet ettikleri hukumleri reddediyor. On- 
lann bu hukumleri Allah'a nispet ettiklerinin delili, "Allah, ne bahf- 
re diye bir §ey ortaya koymu§tur, ne saibe, ne vasfle ve ne de 
ham." ifadesi ile "Fakat kafirler Allah'a yalan iftira ediyorlar." 
cumleleridir. 

Bundan dolayi "Fakat kafirler Allah'a yalan iftira ediyorlar." 
ifadesi gizli bir sorunun cevabi niteligindedir. "Allah, ne bahfre di- 
ye bir §ey ortaya koymu§tur, ne saibe, ne vasfle ve ne de ham." 
denince, sanki "Peki bu kafirlerin iddialan neyin nesidir?" diye so- 
ruldu ve bu soruya onlann Allah adma yalan uydurduklan bicimin- 
de cevap verildi. Arkasmdan bu aciklama daha genisletilerek, "On- 
lann gogu akil erdirmiyorlar." denmistir. Yani onlar bu iftira konu- 
sunda birbirlerinden farkhdirlar. Qogu bu iftiralan dusunmeden, 
anlamadan yapiyor. Fakat ufak bir azmhk isin dogrusunun ne ol- 
dugunu bile bile ve Allah'a nispet ettikleri iftiranm farkmda olarak 
bu asilsiz yakistirmalan yapiyorlar. Bunlar gogunluk tarafmdan 
uyulan, itaat edilen ve halkm dizginlerini ellerinde tutan inatgi ve 
bagnaz kimselerdir. 

"Onlara 'Allah'in indirdigine (Kur'an'a) ve Elgiye (itaate) gelin' dendi- 
ginde, 'Atalanmizi iizerlnde buldugumuz §ey bize yeter' derler." Bu a- 
yette onlann Allah tarafmdan Peygambere indirilen mesaja cag- 
nlmalan anlatihyor. Mesaj Allah katindan geliyor. Peygamberin 
yaptigi sadece davet etmektir. Dolayisiyla davet, hakka davettir. 
Bu hak, icinde yalan ve aldatmacanin kirintismin bile bulunmadigi 
dogru ve cehaletten annmis ilimdir. Bir onceki ayet, iftira ile du- 
sunmeden yoksun olmayi birlikte onlann tarafma koyuyor. Buna 
gore davet edildikleri tarafta -yani Allah'in tarafmda- sadece dog- 
ruya ve ilme yer kahyor. 

Fakat onlar bu cagriyi taklitgilige sanlarak, "Atalanmizi uze- 
rinde buldugumuz §ey bize yeter" diye reddediyorlar. 

Taklitcilik kimi zaman ve bazi sartlar altinda dogrudur. Soz 
konusu dogru taklit, cahilin alime basvurmasidir. insanm hangi yo- 
lu izleyecegi ile ilgili bilgiyi kendi birikimi ile elde edemedigi butun 
huktimler konusunda sosyal hayatm seyri bu tur taklide dayanir. 



220 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Fakat cahilin baska bir cahile basvurmasi anlaminda cahilin cahili 
taklit etmesi, akh basmda insanlarca kmanan bir tutumdur. Eger 
bir alim, kendi bilgi birikimini bir yana birakarak baskasimn bilgi- 
sini kaynak edinirse, bu anlamdaki alimin alime basvurmasi da 
kmanacak bir tutumdur. 

Bundan dolayi yuce Allah bu koru kortine taklitciligi, "Peki, ya 
atalari higbir §ey bilmeyen ve dogru yolu bulmayan kimseler ol- 
salar da mi?" diyerek reddediyor. Yani akil -eger ortada akil denen 
yetenek varsa- insanm, bilgisi olmayan ve hidayetten yoksun bu- 
lunan kimseleri taklit etmesini onaylamaz. Hayatm kurallan, teh- 
likelerden emin olunmayan ve ne sahsm kendi diisuncesi ile ve ne 
bilen birinin gorusu ile mahiyeti bilinmeyen bir yola koyulmayi 
tasvip etmez. 

Belki de, "dogru yolu bulmayan kimseler" ifadesinin "higbir 
§ey bilmeyen" ifadesine atfedilmesi, bu konudaki gercegin kayit 
ve sartlarim tamamlamak icindir. Qunku bir cahilin kendisi gibi bir 
cahile ba§vurmasi genel olarak kmanacak bir tutum olmakla bir- 
likte, bunun gergekten kmanacak bir tutum olabilmesi \g\n goru§u 
sorulan cahilin, cahillikte soru soranla ayni olmasi, ona ustun ge- 
lecek higbir ayricaligmin bulunmamasi gerekir. Ama eger goru§u- 
ne uyulan cahil, bir alimin rehberligi ile belirledigi bir yoldan gidi- 
yorsa, koyuldugu yol hidayet yolu ise, o zaman onun tutumunu 6r- 
nek edinen, onun yolunu taklit eden cahil kmanmaz. Qunku so- 
nucta i§ ilmin rehberligine vanp dayaniyor. Mesela cahilin biri bir 
alimin gosterdigi yolu izliyor, sonra da o cahili bu konuda ba§ka 
bir cahil kendine ornek kabul ediyor. 

Bundan agikga ortaya ?ikiyor ki, "Peki, ya atalari higbir sey 
bilmeyen ve dogru yolu bulmayan kimseler olsalar da mi?" ifade- 
si, onlarm sapikhklarmi perginlemede yeterli degildir. Qunku taklit 
yolu ile uyduklan atalari, dogru yoldan giden alimleri ornek edine- 
rek dogru yolu bulmu§ kimseler olabilirler. zaman atalanni taklit 
eden kimseler kmanamaz ve sapikhklan kesinlikle kanitlanmis 
olamaz. iste bu ihtimali ortadan kaldirmak iQin onlarm atalarmin 
higbir sey bilmeyen ve dogru yoldan uzak kalmis kimseler olduk- 
lan vurgulanmistir. Oyle olunca durumu boyle olanlara uymanm 
higbir hakh gerekgesi kalmamis olur. 



Maide Suresi 103-104 221 

ilk ayetten, yani "Allah, ne bahfre diye bir §ey ortaya koymu§- 
tur, ne saibe, ne vasfle ve ne de ham." ayetinden anlasildigi gibi 
bu kimseler iki kisimdir. Bir kismi, dusunce yeteneginden yoksun 
kimselerdir ki, bunlar cogunlugu olusturuyor. Diger bir kismi inatci 
ve kendilerini begenmis seckinlerdir. Bu sonuca gore bu kimseler 
muhatap kabul edilip delil gosterilme ehliyetinden yoksun kimse- 
lerdir. Bu yuzden ikinci ayette kendilerine hitap edilerek delil gos- 
terilmesi yerine ucuncu sahislara hitap edilmesi tercih edilmis ve 
"Peki, ya atalari higbir §ey bilmeyen ve dogru yolu bulmayan 
kimseler olsalar da mi?" ifadesi ile adeta onlarla yiizlesilmekten 
kacimlmistir. Tefsir kitabimizm birinci cildinde taklit hakkinda Mm? 
ve ahlakt bir inceleme yapmistik. isteyenler ona basvurabilirler. 

Bu ayetten agikga anlasihyor ki, Kur'an'a ve Peygambere bas- 
vurmak -ki bu, stinnete basvurmaktir- asla kmanan bir taklit bici- 
mi degildir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

el-Burhan tefsirinde §eyh Saduk'un kendi rivayet zinciriyle Mu- 
hammed b. Miislim'den, o da imam Sadik'tan (a.s) "Allah, ne ba- 
hfre diye bir §ey ortaya koymu§tur, ne saibe, ne vasfle ve ne de 
ham." ayeti hakkinda soyle rivayet ettigi belirtilir: "Cahiliye done- 
mi Araplan, bir deve ayni batmda iki yavru dogurdugu zaman 'Bu 
deve erdi, ulasti, kavustu' derler ve artik onu kesmeyi ve etini ye- 
meyi helal gormezlerdi. Deve on yavru dogurdugunda ona saibe 
[sahverilmis] unvanmi verirler ve artik onun ne sirtma binerler ve 
ne etini yerlerdi. Ham ise on-larm kendilerine helal saymadiklari 
erkek deveye verdikleri unvandi. iste yuce Allah indirdigi ayette bu 
hayvanlarla ilgili higbir yasak koymadigmi bildirmistir." [el, s.506, 
h:l] 

el-Burhan tefsirinin yazari sozlerine soyle devam eder. ibn-i 
Ba-beveyh [§eyh Saduk] daha sonra soyle dedi: "Baska bir rivaye- 
te gore bahtre, bes batin yavrulamis bir disi deveye denir. Eger be- 
sinci batmda bir erkek yavru dogurursa, ana deveyi keserlerdi. E- 
tinden erkekler de, kadmlar da yiyerdi. Eger besinci batmdaki yav- 
ru disi olursa, ana devenin kulagmda genis bir yank acarlardi. Bu 
devenin eti ve sutu kadmlara haram sayihrdi. Ama eger oltirse eti 



222 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kadmlara da helal olurdu. Saibe, ilahlara adak sebebiyle sahveri- 
len deveye denirdi. Kisi bir hastahktan iyilesince veya yolculuktan 
sag salim evine ulasmca, boyle bir adakta bulunurdu." 

"VasTle davar turiinden bir hayvana denirdi. Cahiliye donemle- 
rinin adetlerine gore eger bir koyun yedi batm kuzular da, yedinci 
batmda erkek kuzu dogurursa kesilirdi. Bu koyunun etini erkekler 
de, kadmlar da yiyebilirlerdi. Eger koyun yedinci batmda disi kuzu 
dogurursa, ana koyun diger koyunlar arasmda salmirdi. Fakat eger 
yedinci batmda biri erkek ve oburu disi olmak tizere iki kuzu dogu- 
rursa, o koyun icin 'Kardesine ulasti' derlerdi ve artik onu 
kesmezlerdi. Eti kadmlara haram olurdu. Yalniz kendiliginden 61- 
mesi halinde yenmesi erkeklere de, kadmlara da helal olurdu." 

"Ham, yavrusunun yavrusuna atlayan erkek deveye denirdi. Bu 
deve icin 'Sirti yasak oldu' derlerdi. Baska bir rivayete gore Ham, 
on batm yavrulamis deveye verilen unvan idi. Bu deve icin, 'Sirti 
yasak oldu' derlerdi. Artik ona binilmez, hicbir otlaktan ve sudan 
ahkon-mazdi." 

Ben derim ki: Bu isimlerin, yani bahtrenin, saibenin, vastlenin 
ve hamin anlamlari hakkmda Sunn? ve SiT kanallardan nakledilen 
baska rivayetler vardir. Bunlann bir bolumii yukanda Tabersi'nin 
Mecma'ul-Beyan adh tefsirinden nakledilmisti. 

Bilindigi gibi bu anlamlardan cikan kesin sonuc sudur: Birinci- 
si; bu hayvan turlerine cahiliye doneminde bir tur serbestlik ve 
dokunulmazhk tamnmis, onlarla ilgili bu dokunulmazhklara uygun 
hiikumler benimsenmisti. Sirtlarma yuk ve insan bindirilmemesi, 
etlerinin yenmemesi, herhangi bir sudan ve otlaktan yararlanma- 
lannin engellenmemesi gibi. ikincisi; bu dort hayvandan biri olan 
vastle davar turiinden, diger ucu deve turundendir. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde belirtildigine gore, ibn-i Abbas Pey- 
gamberden (s.a.a) soyle rivayet eder: "Bir zamanlar Mekke hu- 
kumdan olan Amr. b. Luhayy b. Kamaa b. Hindif, ismail peygam- 
berin dinini degistiren, putlan diken ve bahtre, saibe, vasile ve 
ham adh hayvanlara iliskin hukumleri koyan ilk kisi olmustur." 

Peygamberimiz (s.a.a) onun hakkmda, "Onu cehennemde 
gordum, bogazmm kokusu cehennemlikleri rahatsiz ediyordu." 
(Baska bir rivayete gore de) "Cehennem i?inde bogazmdan siiruk- 



Maide Suresi 103-104 223 

leniyordu" buyurmustur. 

Ben derim ki: Bu anlamda bir rivayet ibn-i Abbas'a ve baskala- 
rma dayandinlarak ve birkac kanaldan nakledilmis olarak ed- 
Durr'ul-Mensur tefsirinde yer almistir. 

ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde belirtildigine gore, Abdurrezzak, 
ib-n-i Ebu Seybe, Abd b. Humeyd ve ibn-i Cerir, Zeyd b. Eslem'den 
soyle rivayet ederler: "Resulullah (s.a.a) 'Ben saibe gelenegini or- 
taya koyan, putlan diken ve ibrahim peygamberin dinini degistiren 
kimsenin kim oldugunu biliyorum' dedi. Sahabtlerin 'Ey Allah'm 
resulu, bu adam kimdir?' diye sormalan uzerine Peygamberimiz 
'Bu sahis, Kaab ogullarmdan Amr b. Luhey'dir. Onu cehennemde 
bogazmdan suruklenirken gordum. Bogazmm kokusu cehennem- 
likleri rahatsiz ediyordu." cevabmi verdi. 

Peygamberimiz sozlerine soyle devam etti: "Ben bahtre gele- 
negini ilk baslatanm kim oldugunu biliyorum." Sahabtlerin "Kimdir 
ey Allah'm resulu?" diye sormalan uzerine su cevabi verdi: 0, 
Mudlic kabilesinden biri idi. iki disi devesi vardi. Bunlann kulakla- 
rmi yardi ve sirtlan ile sutlerini dokunulmaz Man ederek, 'Bu deve- 
ler Allah'a aittir' dedi. Fakat sonra onlara muhtac oldu ve hem sut- 
lerini icti, hem de sirtlanna bindi. Onu cehennemde gordum. iki 
deve onu agizlan ile isinp par?ahyor ve ayaklan ile tekmeli- 
yorlardi." 

Yine ed-Durr'til-Mensur tefsirinde belirtildigine gore Ahmed, 
Abd b. Humeyd, Nevadir'ul-Usul adh eserde Hakim-i TirmizT, ibn-i 
Cerir, ibn-i Miinzir, ibn-i Ebu Hatem, el-Esma'u ve's-Sifat adh eser- 
de Bey-hakT, Ebu Ahves'den, o da babasmdan soyle rivayet eder- 
ler: "Ben bir gun iki eski elbise giymis olarak Peygamberimizin 
(s.a.a) yanina gittim. Bana, 'Mahn-mulkiin var mi?' diye sordu. 'E- 
vet, var.' dedim. 'Ne tur malm var?' diye sordu. 'Her tiirden mahm 
var. Develerim, davanm, atlarim, bu arada kolelerim var.' dedim. 
Bana, 'Allah sana bir sey verince, bunun eserini uzerinde gormeli- 
dir.' dedi." 

"Arkasmdan, 'Senin develerin saglam kulakh yavrular mi do- 
guruyor?' diye sordu. 'Evet.' dedim. 'Meger develer boyle olmayan 
yavrular da mi dogurur?' diye sordum; soyle buyurdu: 'Ama belki 
de sen usturayi eline ahp bazi develerinin kulaklarmi kesiyor ve 



224 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

bunlar bahtredir, diyorsun ve bazilarmin kulaklarmi yararak bunlar 
sanmdir [kulagi yank], diyorsun, degil mi?' 'Evet.' dedim. Bunun 
uzerine bana, 'Boyle yapma, Allah'm sana verdigi butun hayvanlar 
senin icin helaldir.' dedi ve arkasmdan, 'Allah, ne bahfre diye bir 
§ey ortaya koymu§tur, ne saibe, ne vasfle ve ne de ham.' ayetini 
okudu." 



Maide Suresi 105 225 



105- Ey inananlar! Kendinizi gozetin. Siz dogru yolda oldugu- 
nuz takdirde, sapan kimse size zarar vermez. Hepinizin donusii 
sadece Allah'adir. Artik 0, size yapmis olduklannizi haber verecek- 
tir. 

AYETiN AQIKLAMASI 

Bu ayet muminlere kendilerine bakmalarmi, kendilerinden ay- 
rilmamalarmi ve dogru yoldan cikmis kimselerin sapikliklardan 
kaygilanmalarmi emrediyor. Cunku Allah herkes hakkmda amelle- 
rine gore hukum verecek tek mercidir. Bununla birlikte bu ayetin 
anlami derindir. 

"Ey inananlar! Kendinizi gozetin. Siz dogru yoida oldugunuz takdir- 
de, sapan size zarar vermez." Ayetin orijinalinde gecen "aleykum" 
kelimesi, mukayyet olun, gozetin, gaflet etmeyin an-laminda ism-i 
fiildir; "enfusekum" ise, onun mef'uludur. 

Bilindigi gibi birbirinin karsiti anlamlar tasiyan sapiklik ve dog- 
ru yolda olma kavramlan, yolu katetme durumunda gerceklesir- 
ler, baska bir durumda gtindeme gelmezler. Surekli yolun ortasin- 
dan giden kimse yolun son noktasma kadar vanr. Bu, yolcunun yu- 
ruyusunde amac edindigi, istenen bir sonuctur. Ama eger istika- 
metli olmaya ozen gostermez de yolun dogrultusu disma gikarsa 
bu durum, istenen sonucun kacmlmasina yol acan bir sapikliktir. 

Ayet, insan i?in izleyecegi bir yol ve varmak isteyecegi bir a- 
mag belirliyor. Fakat insan kimi zaman bu belirli yolu izliyor, isti- 
kametini kaybetmiyor; kimi zaman da yoldan cikip sapitiyor. Belir- 
li bir yere ulasmak \g\n ilerleyen yolcunun tek hedefi hie suphesiz 
mutlu hayat ve iyi akibettir. Fakat bununla birlikte ayet, dogru yol- 
dan gidenlerin ve sapitanlarm huzuruna varacaklan tek merciin 
Allah oldugunu vurguluyor. 

Fitratm dogrultusunda yol alan kimsenin istedigi mukafat, sa- 
dece Allah katindadir. Dogru yolu izleyenler bu mtikafati elde e- 



226 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

derler, sapitanlar ise ondan mahrum kahrlar. Bunun kacimlmaz 
sonucu sudur: Gerek dogru yoldan gidenlerin, gerekse sapitanlann 
izledikleri yollar Allah'a vanr, O'nun huzurunda noktalanir. Soz ko- 
nusu yollar insani hedefe, yani basariya ve kurtulusa, hayal kmkli- 
gina ve husrana ulastirma bakimmdan degisik olsalar da, aynca 
yakmhk ve uzakhk acismdan farkhhk gosterseler de amaclanan 
hedef Allah'm katmdadir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: 

"Ey insanoglu, sen Rabbine dogru ko§uyorsun ve O'nunla bu- 
lu§acaksm." (in§ikak, 6) "Haberiniz olsun ki, kurtulusa erecek olan- 
lar Allah'm hizbidir." (Mucadeie, 22) "Allah'm nimetlerini teperek 
yerine kafirligi segenleri ve milletlerini helak yurduna surukle- 
yenleri gormiiyor musun?" (ibrahTm, 28) "Muhakkak ki, ben pek 
yakmim, bana dua ettigi zaman dua edenin duasma cevap veri- 
rim. halde onlar da benim gagrima cevap versinler ve bana 
iman etsinler. Umulur ki, dogru yolu bulmus olurlar." (Bakara, 186) 
"Inanmayanlara gelince, onlarm kulaklarmda agirlik vardir. 
Kur'an onlara kapalidir. Sanki onlara uzak bir yerden bagnlryor." 
(Fussilet, 44) 

Yiice Allah bu ayetlerde §unu acikhyor: Her insan kacimlmaz 
olarak yiice Allah'a dogru ilerliyor. Yalniz bazilarmin yolu kisadir ve 
kurtulu§ Me ba§an bu yoldadir. Digerlerinin yolu ise uzundur ve bu 
yol mutluluga ulastirmiyor, tersine o yolu izleyenler mahvolmak- 
tan baska bir sonuca varamiyorlar. 

Kisacasi bu ayet, muminler \q\n ve mumin olmayanlar \q\n Al- 
lah'm huzurunda noktalanan iki yol belirliyor ve muminlere kendi- 
leri ile mesgul olmalanni, yoldan Qikmis kimseler olan digerlerine 
aldins etmemelerini, onlara akillarmi takmamalarmi ve onlarm 
sapikhklarmdan korkmamalanni emrediyor. Qunku onlarm hesa- 
bini gormek muminlere degil, Allah'a duser. Muminler onlardan 
sorumlu degildirler ki, onlarm durumu kendilerine dert olsun. Bu 
ayet su ayete yakm bir anlam tasiyor: 

"Muminlere de ki: Allah'm azap giinlerinden korkmayanlan 
aff etsinler ki, Allah'm kendisi o toplumu yaptiklan karsiligmda 
cezalandirsm." (Casiye, 14) §u ayet de onun benzeridir: "Onlar gelip 
gecm/'s bir ummettir. Onlarm yaptiklan kendilerine, sizin yaptik- 
larmiz da sizedir. Siz onlarm yaptiklarmdan sorumlu tutulmazsi- 
n/Z." (Bakara, 134) 



Maide Suresi 105 227 

Buna gore mumin kendisi icin onemli olan dogru yolda ilerle- 
mek-le mesgul olmah, insanlarm sapikhklan ve aralannda gunah- 
larm yayilmasi yolundaki gozlemleri moralini bozmamasi, bununla 
ve boyle yapanlarla mesgul olmamasi gerekir. Qiinkii hak terk e- 
dilse de haktir ve batil benimsense de batildir. Nitekim yuce Allah 
soyle buyurmustur: "Pisin goklugu seni sasirtsa bile, pisle temiz 
bir degildir. halde ey akil sahipleri, Allah'tan korkun. Umulur ki, 
kurtulusa erirsiniz." (Maide, 100) "lyilik He kotuluk bir degildir." 

(Fussilet, 34) 

Yaptigimiz aciklamalar i§igmda, "Siz dogru yolda oldugunuz 
takdirde, sapan size zarar vermez." ifadesinin kinaye oldugu an- 
la§ihyor. Maksadi muminlere, sapiklarm sapikhgmdan etkilenerek 
hidayet yolunu terk etmeyi yasaklamaktir. Muminlerin §6yle diye- 
cekleri farz ediliyor: Gunumuz dunyasmda dine yer yoktur. Cagi- 
miz, maneviyata baghhgi ho§ gormiiyor. Din ve maneviyat, modasi 
gecmi§ ve taraftarlarmin nesli tukenmi§ basit bir gelenektir. §u 
ayette buyruldugu gibi: "Dediler ki, eger biz seninle birlikte dogru 
yola girersek, yurdumuzdan atilinz. " (Kasas, 57) 

Veya muminler sapiklarm sapikliklarmin kendi hidayetleri icin 
zararh olacagmdan korkarak sapiklarla mesgul olurlar ve kendile- 
rini unuttuklan iQin sonunda o sapiklar gibi olurlar. Mumin icin ge- 
rekli olan, Allah'a gagirmak, iyiligi emredip kotulukten sakindir- 
mak, kisacasi normal sebeplere yapismak ve arkasmdan sonucu 
Allah'a havale etmektir. Zira yetki tumu ile O'na aittir. 

Baskalanni mahvolmaktan kurtarmak yolunda kendini mah- 
vetmeye gelince, mumine boyle bir sey emredilmis degildir. 
baskasmm yaptiklanndan sorumlu tutulmayacak. baskasmm 
davranislannin he-sabmi verecek degildir. Bu soylediklerimizin isi- 
gmda bu ayetin anlami, su ayetlerin anlamlan gibi olur: 

"Eger onlar bu yeni soze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarm- 
dan duyacagm uzuntu sebebi He neredeyse kendini mahvede- 
ceksin. Biz dunyadaki her §eyi yeryuzunun susu yaptik. Amacimiz 
insanlan imtihan ederek hangilerinin iyi i§ler yapacaklarmi gor- 
mektir. Biz mutlaka oradaki her §eyi kupkuru bir toprak yapaca- 
giz." (Kehf, 6-8) "Eger daglarm yurumesini, yeryuzunun pargalan- 
masmi ve oluler He konu§abilmeyi saglayan bir kitap olsaydi o, 
bu Kur'an olurdu. Fakat yetki butunu He Allah'm elindedir. hala 



228 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

anlamadilar mi ki, Allah dileseydi butiin insanlan dogru yola ile- 
tirdi?" (Ra'd, 31) Bu anlamda baska ayetler de vardir. 

Bu aciklama ile ortaya cikti ki, bu ayet davet ayetleri ile iyiligi 
emredip kotulukten sakmma ayetleri ile celismez. Qunku ayet sa- 
dece muminlere, kendilerini dogru yolda tutma gorevini bir yana 
birakip baskalarimn sapikhgi ile mesgul olmayi ve baskalanm kur- 
tarma yolunda kendilerini mahvetmeyi yasakhyor. 

Ustelik, insanlan Allah'a cagirmak ve iyiligi emredip kotuluk- 
ten sakmdirmak, muminin kendisi ile ugrasmasmm ve Rabbine 
dogru iler-leyisinin bir parcasidir. Bu ayet, Allah'a davet ayetleri ile 
ve iyiligi emredip kotulukten sakindirma ayetleri ile nasil celisebi- 
lir veya onlan neshettigi soylenebilir ki, ytice Allah bu iki gorevi bu 
dinin ana nitelikleri ve dayanagini olusturan temel esaslar arasm- 
da saymistir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "De ki: l§te benim yo- 
lum budur. Ben inandinci deliller gostererek insanlan Allah'a ga- 
girmm. Bana uyanlar da oyle yaparlar." (Yusuf, 108) "Siz insanlar 
igin ortaya gikanlmi§, en hayirli ummet oldunuz, iyiligi emreder, 
kotulukten sakmdirirsmiz." (Ai-i imran, no) 

Buna gore mumin, insanlan inandinci bir dille Allah'a gagirma- 
h, iyiligi emredip kotulukten sakmdirmah, bu gorevleri ilaht farzi 
yerine getirme yolu uyannca yapmahdir. Ofkeden mustarip olmak, 
uzuntuden kendini mahvetmek veya bu calismalann sapiklann 
vicdanlannda etkili olmasi igin asm derecede yirtinmak onun go- 
revi degildir. Boyle bir gayretkeslik onun omuzlanna ytiklenme- 
mistir. 

Bu ayet, muminler igin hidayetlerini saglayan bir yol belirler- 
ken, digerleri igin sapikhk sonucu doguran baska bir yol belirledi. 
Sonra da "Siz kendinize bakm." ifadesi ile muminlere kendi nefis- 
leri ile mesgul olmalanni emretti. Bu suna delalet eder: 

Muminin nefsi, izlemekle ve mesgul olmakla emrolundugu yo- 
lun kendisidir. Qunku bir yola yonelik tesvik, o yola ozen goster- 
meyi tesvik edip onu terk etmekten sakindirmayi tesvik etmekle 
uyusur; o yoldan gidenleri birakmamakla ilgili bir tesvikle uyus- 
maz. Bu inceligi su ayetin uslubunda gortiyoruz: "l§te benim dos- 
dogw yolum budur, bu yola uyun. Sakm sizi Allah'm yolundan ay- 
n du§urecek yollara girmeyin." (En'am, 153) 



Maide Suresi 105 229 

Goruluyor ki yuce Allah, muminlere hidayet yollarma bagh kal- 
malarma yonelik tesvik baglammda nefislerine ozen gosterme- 
lerini emrediyor. Bu da onlarm izlemek ve aynlmamakla gorevli 
olduklan yolun kendi nefisleri oldugunu ifade eder. Demek ki, 
muminin nefsi onu Rabbine ulastiran yoludur. Bu onun hidayet yo- 
lu ve mutluluguna ileten yoludur. 

Buna gore, bu ayet baska ayetlerin ima ettikleri amaci agikga 
dile getiriyor. Mesela su ayetlerde oldugu gibi: "Ey inananlar! Al- 
lah'tan korkun, herkes yanni igin ne hazirladigma baksm. Allah'- 
tan korkun. Hig §uphesiz Allah yaptiklarmizdan haberdardir. Sa- 
km Allah'i unutan ve bu yiizden Allah'm kendilerini unutturdugu 
kimseler gibi olmaym. Onlar yoldan gikmi§ kimselerdir. Cehen- 
nemlikler He cennetlikler bir degildir. Cennetlikler kurtulu§a er- 
mi§ kimselerdir." (Ha§r, 18-20) 

Okudugunuz ayetler, nefse bakmayi ve onun salih amellerini 
gozetlemeyi emrediyor. Qunku nefsin yol azigi bu salih amellerdir 
ve en hayirh yol azigi da takva ve Allah korkusudur. Nefis igin bu- 
giin ve yann vardir. her an yol ahyor ve mesafeler kat ediyor. 
Gaye ve vanlmak istenen hedef, yuce Allah'tir. Mukafatm guzeli 
olan cennet O'nun katindadir. 

Dolayisiyla nefis surekli bigimde Allah'i anmah, O'nu hig u- 
nutma-mahdir. Qunku vanlmak istenen hedef, O'dur ve hedefi u- 
nutmak, arkasmdan yolu unutmayi gerektirir. Rabbini unutan, 
kendini de unutur. Boyle bir kimse yarmmda, yolculugunun ileri 
asamalannda yararlanacagi, yasamasi igin kullanabilecegi azik- 
tan yoksun kahr ki, bu helak olmaktir. iste her iki mezhebin Pey- 
gamber efendimizden (s.a.a) rivayet ettikleri, "Kim nefsini tanirsa, 
Rabbini tammistir." hadisinin anlami budur. 

Bu anlam, eksiksiz incelemenin ve saghkh degerlendirmenin 
dogruladigi bir gercektir. Qunku insanin herhangi bir gayeye dogru 
uzayan hayat sureci boyunca ashnda nefsinin iyiliginden ve mutlu 
yasamaktan baska bir amaci olmaz. Eger goriinuste baskalarmin 
gikarlan igin gayret sarf ederse de asil maksat kendisidir. Nitekim 
yiice Allah, "Eger iyilik ederseniz, kendiniz igin iyilik edersiniz. 
Eger kotuluk ederseniz, o da kendiniz igindir." (isra, 7) buyuruyor. 



230 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ortada insan denen bir canh var; bu canh, hayati boyunca a- 
samadan asamaya gecer. Hayat merdivenini basamak basamak 
cikar. Ceninken cocuk, cocukken gene, gencken orta yasli ve orta 
yasli iken yasli olur. Sonra berzahta hayatina devam eder, sonra 
kiyamet gununu yasar, arkasmdan ya cennete veya cehenneme 
gider. Bunlar insanm ilk olusum duragmdan itibaren Rabbine ula- 
smcaya kadar kat ettigi mesafenin safhalandir. §u ayette 
buyruldugu gibi: "Vanlacak son yer, Allah'm huzurudur." (Necm, 42) 

Bu insanm yolculugu boyunca attigi her adim, her yol alisi ve 
ilerleyisi, kalp amelleri olan inanclar vb. seylerle organlannin a- 
melleri olan iyilikler ve kotulukler esliginde gerceklesir. Amelinin 
bugunku urunu, yannin yol azigi olur. Kisacasi nefis, insanm 
Rabbine giden yoludur ve yolculugunun son noktasi da yuce Al- 
lah'tir. 

Bu yol zorunludur. insan onu asmaktan kagmamaz. §u ayette 
buy-ruldugu gibi: "Ey insanoglu, sen Rabbine dogru ko§uyorsun. 
O'nunla bulu§acaksm." (in§ikak, 6) Bu asilmasi zorunlu bir yoldur. 
Bu zorunluluk mumin-kafir, bilinQli-gafil herkesi kapsamma ahyor. 
Ayet bu yolculuktan ayrilmamayi tesvik etmiyor, yani o yola ko- 
yulmayani yola girmeye cagirma diye bir endise tasimiyor. 

Ayetin maksadi, bu yolculuktan gafil olan muminleri bu ger- 
Qek konusunda uyarmaktir. Qunku bu gergek her ne kadar tipki 
diger dogal gergekler gibi sabit, bilip bilmemeye gore degismeyen 
bir gercek ise de, insanm bu gercegin bilincinde olmasi, nefsin uy- 
gun tiirde terbiye edilmesini saglayan amelleri uzerinde bariz bir 
sekilde etkili olur. Eger insanm ameli mevcut durumla uyumlu, ya- 
ratihsm gayesine uygun olursa, bu amelle kemale eren nefis caba- 
lannda mutlu olur, emeklerinde hayal kirikligma ugramaz, islem- 
lerinde zararh cikmaz. Bu gergek daha once bu kitabin degisik yer- 
lerinde hicbirsupheli nokta birakmayacak nitelikte aciklanmistir. 

Bu gergegi konumuza uygun olacak sekilde soyle 
aQiklayabiliz: insanoglu, tipki diger yaratiklar gibi yuce Allah'm 
terbiyesi altmdadir. insanla ilgili hicbir sey yuce Allah'm denetimi 
dismda degildir. §u ayette buyruldugu gibi: "Higbir canh yoktur ki, 
pergemi Allah'm avu-cu iginde olmasm. Hig §uphesiz benim 
rabbim dogru yoldadir." (Hud, 56) 



Maide Suresi 105 231 

Bu terbiye, yuce Allah'm insan dismdaki seylerin hepsini ken- 
disine dogru olan ilerleyislerindeki terbiyesi gibi tekvint bir terbi- 
yedir. Nitekim 0, "Haberiniz olsun ki, butiin i§ler sonunda sadece 
Allah'a doner." (§Qra, 53) buyuruyor. Bu terbiye surecinde varhklar 
arasmda nitelik farkhhgi ve durum degisikligi gorulmez. Cunku yol 
dosdogrudur ve durumda benzerlik ve ozdeslik vardir. Nitekim yu- 
ce Allah, "Sen Rahman olan Allah'm yaratismda higbir uygunsuz- 
luk goremezsin." (Miiik, 3) buyuruyor. 

Yuce Allah, insanm gayesini, vans noktasmi ve mutluluk- 
mutsuz-luk, basari-hayal kinkhgi acismdan akibetinin durak yerini, 
nefsinin durumlanna ve ahlakma dayah kilmistir. Nefsin ahlaki ve 
halleri de iyiye ve kotuye, takvaya ve gunahkarhga aynlan insan 
davranislarma dayanir. §u ayette buyruldugu gibi: "Nefse ve ona 
bigim verene, ona bozuklugunu ve korunmasmi ilham edene ye- 
min olsun ki, nefsini armdiran kurtulmu§, onu kirletip orten ziya- 
na ugrami§tir." (§ems, 6-10) 

Goruldugu gibi bu ayetler bicimlendirilmis nefsi bir yana koyu- 
yor ki, burasi gelisme surecinin baslangig noktasidir. Sonra basa- 
nyi ve ha-yal kinkligini obtir yana koyuyor ki, burasi da gaye ve ge- 
lisme surecinin son noktasidir. Sonra basan ile hayal kinkligini 
nefsi arindirmaya veya kirletmeye dayandinyor ki, bu ahlak asa- 
masidir. Arkasmdan da fazileti ve rezilligi takva ile gunahkarhga, 
yani iyi ve kotii amellere dayandinyor ve iyi ameller ile kotti amel- 
lerin insana Allah tarafindan ilham edildigini dile getiriyor. 

Bu ayetler nefis asamasimn otesine gegmiyor. Bunu su an- 
lamda soyliiyoruz: Bu ayetler nefsi bicimlendirilmis bir yaratik sa- 
yiyor. Gunahkarhk ve takva ona izafe ediliyor. Annan ve kirlenen 
de odur. insanm basansma ve hayal kirikhgina yatakhk eden de 
odur. Bilindigi gibi bu sure? tekvinin geregine uygun bir akistir. 

insanm hayati boyunca nefsinin cizdigi dogrultuda yol aldigi, 
bu dogrultudan bir adim bile sapmasinm soz konusu olmadigi, bir 
an bile onu terk etmesinin ve cigrmdan cikmasimn mtimkun ol- 
madigi seklindeki tekvint ger?ek karsismda insanoglunun tutumu 
ayni degildir. Kimi insan bu gercegin bilincindedir, onu hep hati- 
nnda canh tutar, hi? unutmaz. Kimi insan da bu kacimlmaz reali- 
teden gafildir, onu unutkanhga terk etmistir. Su ayetlerde 
buyruldugu gibi: 



232 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"Hig bilenler He bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak akil sa- 
hipleri dusunebilir." (Zumer, 9) "Kim benim dogru yola gagiran me- 
sa-jima uyarsa, o ne sapitir ve ne sikmtiya diiser. Ama kirn 
benim uyarici mesajima sirt gevirirse, o, hayatta sikmtiya ugrar 
ve kiyamet giinii de onu kor olarak toplanti yerine sureriz. der 
ki, ya Rabbi, beni niye toplanti yerine kor olarak suruyorsun? Oy- 
sa daha once benim gozlerim goruyordu. Allah da ona der ki: l§te 
boyle, vaktiyle sana ayetlerim geldi de sen onlari unutmu§tun. 
Bugun de boyle tarafimdan unutuluyorsun." (Taha, 124-126) 

Bunu §6yle agiklayabiliriz: Bu gergegin bilincinde olan kimse, 
Rabbi ile arasmdaki durumunu ve evrenin diger bolumleri ile ara- 
smdaki ili§kiyi gozden gegirdiginde, daha oncesinin tersine nefsi- 
nin kendi difindaki her §eyden kopuk oldugunu, onunde perdeler 
ve engeller oldugunu fark eder. Bu durumda nefsini, etki kapsa- 
mma sadece Rab-binin alabilecegini bilir. Qunku nefsinin butun \s- 
lerini Qekip ceviren, gucu ile ve yonlendirmesi ile onu arkasmdan 
itip onunden qeken sadece O'dur. Bu kimse bir de bakar ki, nefsi 
tek gozeticisi ve tek koruyucusu olan Allah'tan yana bostur. Koru- 
yucusu sadece O'dur. 

iste o zaman, "Siz kendinizi gozetin. Siz dogru yolda oldugu- 
nuz takdirde, sapan kimse size zarar vermez." ifadesini izleyen 
"Hepinizin doniisii sadece Allah'adir. Artik size yapmi§ oldukla- 
rmizi haber verecektir." ifadesinin ve "Old iken dirilttigimiz ve 
kendisine insanlar arasmda yururken yararlandigi bir isik verdi- 
gimiz kimse karanliklar iginde bocalayip oradan bir turlu gika- 
mayan kimse gibi midir?" (En'am, 122) ayetinin anlammi anlar. iste 
o zaman nefsin idraki ve suuru degisir. Musriklikten kulluga ve 
tevhide gecis yapar. Eger Allah'm yardimi elinden tutup onu basa- 
riya yoneltirse, yavas yavas surekli sirki tevhit ile, vehimleri ger- 
ceklerle, uzakhgi yakinhkla, seytant gururu rahmant tevazu ile, a- 
silsiz istignayi kullugun muhtaghgi ile degistirir. 

Biz bu incelikleri gercek anlamda kavrayamayiz. Qunku yere, 
topraga ?akilmisiz. Yuce Allah'm Kur'an'da oyun ve eglence diye- 
rek tammlamakla yetindigi bize yaran olmayan bu fani hayatm lu- 
zumsuzluklarma daldigimiz igin agikladigi ve Kur'an'm isaret ettigi 
bu gergeklerin derinliklerine dalmaya firsat bulamiyoruz. Nitekim 
yiice Allah soyle buyurmustur: "Dunya hayati sadece bir oyundan 



Maide Suresi 105 233 

ve egienceden ibarettir." (En'am, 32) "Onlarm bilgilerinin son nok- 
tasi diinya hayatidir." (Necm, 30) 

Yalniz saghkh bir degerlendirme, yeterli bir inceleme ve gerek- 
li miktardaki bir kafa yorma, bizi bu gercekleri bir butun olarak 
ozet halinde tasdik etmeye ulastirabilir. Gerci onlarm ayrintilarma 
girmekten aciziz. Hidayet Allah'tandir. 

Galiba sozu uzattik. Artik sozun basma donelim. §6yle de di- 
yebiliriz: Bu ayetteki hitap topluma yoneliktir. Yani "Ey inananlar!" 
ifadesine muminlerin toplumu muhataptir. Dolayisiyla, "Siz kendi- 
nizi go-zetin." ifadesi ile muminlerin toplum olarak islahi kaste- 
dilmiftir. Bunun igin ilaht hidayetin dogrultusundan aynlmamalan 
ve bunun iQin de dint ilkelerini korumalan, salih ameller i§lemeleri 
ve genel islami fiarlan gozetmeleri istenmi§tir. Nitekim yuce Allah 
§6yle buyurmu§tur: "Hep birlikte Allah'm ipine sanlm ve sakm ay- 
nliga du§meyin." (Ai-i imran, 103) Bu ayetin tefsiri sirasmda oradaki 
toplu halde Allah'm ipine sanlmakla Kur'an'a ve sunnete bagliligm 
kastedildigini belirtmi§tik. 

Bu yoruma gore, "Siz dogru yolda oldugunuz takdirde, sapan 
kim-se size zarar vermez." ifadesinden maksat, Miislumanlarin 
gayrimuslim toplumlarin zararlanndan gtivencede olduklanni be- 
lirtmektir. Bu yuzden daha once soyledigimiz gibi, Muslumanlann 
Musluman olmayanlar arasmda islam'i yaymak igin normal gagri 
cali§malarim a§acak §ekilde a§in gayretke§lik gostermeleri gerek- 
li degildir. 

Bu ciimlenin anlami su da olabilir: Muslumanlar sapik toplum- 
larin a§in arzulara ve diinya nimetlerinden batil §ekilde yararlan- 
maya daldiklanni gorerek kendi ellerindeki hidayetten siynlmaya 
yonelebilirler. 

Bu ifade ile onlara boyle bir davranifin caiz olmadigi mesaji 
verilmek istenmi§tir. Qunku butun insanlann son vans noktasi Al- 
lah'm huzurudur ve 0, yaptiklanni haber verecektir. zaman bu 
ayet, su ayetlerle paralel bir anlama geliyor demektir: "Kafirlerin 
(zevk iginde) diyar diyar gezip doiasmaian sakm seni aldatmasm. 
Azicik bir faydalanmadir bu. Sonra varacaklan yer, cehennemdir. 
Orasi ne kotu bir yurttur, barmaktir." (Ai-i imran, 196-197) "Bazi ka- 
firlere imtihan maksadi He verdigimiz diinya hayatmin gekici ni- 



234 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

metlerine sakm gbz dikme." (Taha, 131) 

"Siz dogru yolda oldugunuz takdirde, sapan kimse size zarar 
ver-mez." ifadesinde zarar verme reddinin, sapiklarm belirli bir ni- 
teligine veya davramslarma degil de dogrudan dogruya kendileri- 
ne isnat edilmesi ve boylece zarar vermeye mutlak bir anlam yiik- 
lenmis olmasi ciheti ile ifadenin baska bir anlama gelebilecegi de 
du§unulebilir. 

Bu anlama gore, burada kafirlerin islam toplumunu zorlayici 
bir giic kullanarak gayri islami bir topluma donusturemeyecekleri 
belirtilmekte, boyle bir zarar verme ihtimalleri reddedilmektedir. 
zaman bu ayet, su ayetlerle ayni anlama gelmis olur: "Bugun in- 
kar edenler, dininizden umudu kesmislerdir. Artik onlardan 
korkmaym, benden korkun." (Maide, 3) "Onlarsize eziyetten baska 
bir zarar veremezler. Sizinle savassalar bile, size arkalarmi do- 
niip kagarlar." (Ai-i imran, ill) 

Bir grup ge?mis donem tefsirci bu ayetin dini davet etmeyi ve 
iyiligi emredip kotiiliikten sakindirmayi terk etmeye ruhsat verdi- 
gini, anlamindan bu sonucun giktigmi one surmuslerdir. Onlara 
gore ayet, dine davet etmenin ve iyiligi emrederek kotiiliikten sa- 
kindirmamn sar-tmin bulunmadigi zamana veya duruma mahsus- 
tur. Soz konusu sart zarardan emin olma giivencesidir. Onlar bu 
konuda bazi rivayetleri delil gostermisler ki, rivayetlerle ilgili aras- 
tirma boliimiinde onlara de-ginecegiz. 

Bu anlamm dogru olabilmesi igin, "Siz dogru yolda oldugunuz 
tak-dirde, sapan kimse size zarar vermez." ifadesinin kinaye yolu 
ile yiikiimliiliigiin reddedilmesini kastetmesi gerekir. Baska bir 
deyisle, bu ifadenin, "Bu konuda size hicbir yukumluluk diismez." 
anlamma gelmesi gerekir. Yoksa islam toplumunun kiifiir ve 
fasikhk biQimlerindeki sapikhktan zarar gorecegi siiphesizdir. 

Fakat bu yorum, ayetin iceriginin ihtimal tammadigi uzak bir 
anlamdir. Qiinkii bu ayet Allah'a gagirma ve iyiligi emredip kotii- 
liikten sakindirma geregini dile getiren genel hiikiimleri smirlayici 
olarak kabul edilse, dili ve iislubu smirlama iislubu degildir. 

Eger neshedici bir ayet oldugu farz edilse, Allah'a gagirma ve 
iyiligi emredip kotiiliikten sakindirma ile ilgili ayetlerin iislubu 
nesh kabul etmez bir iisluptur; onlann neshedilmeleri 



Maide Suresi 105 235 

dusunulemez. ileride bu konuda tamamlayici aciklama yapilacak- 
tir. 

AYETiN HADiSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

Amidfnin, Gurer'ul-Hikem ve Durer'ul-Kelim adh eserinde Hz. Ali- 
den (a.s) soyle rivayet edilir: "Kim kendini (nefsini) bilirse, Rabbini 
bilir." 

Ben derim ki: Bu hadis her iki mezhep kanallannca Peygam- 
berimizden (s.a.a) de nakledilmistir. Bu, meshur bir hadistir. Bazi 
alimler, bu sozde muhale talik (isi imkansiza endeksleme) oldu- 
gunu ileri surmuslerdir. Yani Allah'i bilgi kapsamma almak im- 
kansiz oldugu icin nefsi bilmek de imkansizdir. Bu iddiayi once 
Peygamberimizin (s.a.a) baska bir rivayetteki, "Nefsini (kendini) 
en iyi bileniniz, Rab-bini en iyi bileninizdir." sozti curutur. iddianm 
asilsizligmi kanitlayan ikinci delil ise, bu hadisin "Allah'i unuttuk- 
lan igin kendilerine kendilerini unutturdugu kimseler gibi olma- 
ym." (Ha§r, 20) ayetinin tersine ?evrilmis karsiti anlamini tasiyor 
olmasidir. 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s), "Zeki insan, nefsini (kendini) 
bilen ve amellerini ihlasla yapan kimsedir." buyurdugu rivayet edi- 
lir. 

Ben derim ki: Yukanda nefsi bilmek ile ihlas arasmdaki siki 
bag-hhk ve hatta ihlasin onun uzantisi oldugu meselesi aciklan- 
misti. 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Nefsi 
bilmek, iki bilginin en faydah olanidir." 

Ben derim ki: iki bilgi tiiriinden maksat, insanm ic alemindeki 
ilaht ayetler ile dis dunyadaki ilaht ayetleri bilmektir. §u ayetlerde 
buy-ruldugu gibi: "Biz cf/s dunyadaki ve insanm ;'c dunyasmdaki a- 
yetleri-mizi onlara gosterecegiz. Boylece O'nun hak oldugunu kesin- 
likle an-lasmlar. Rabbinin her §eyi gozetim altmda bulundurmasi, 
onlar igin yeterli degil mi?" (Fussiiet, 53) "Kesin inanglilar igin yeryu- 
ziinde ve kendi nefsinizde birgok ayetler vardir. Gormuyor musu- 

nuz?" (Zariyat, 20-21) 

insanm ic dunyasma dontik yolculugunun dis dunyaya yonelik 
yol-culuktan daha faydah olmasimn sebebi, herhalde ic alemle il- 



236 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gili bilginin nefsin sifatlarmi ve amellerini duzeltmekten aynlmaz 
olmasidir. Oysa dis dunya ile ilgili bilgide bu ayrilmazhk yoktur. 
Bunu soyle agiklayabiliriz: Ayetleri bilmenin faydah olmasi, bu a- 
yetlerin Allah'i, O'nun isimlerini, sifatlarmi ve fiillerini bilmeye u- 
lastmci olmalanndan dolayidir. Mesela Allah diridir, O'na hig olum 
ariz olmaz. Kadirdir, acizligin golgesi uzerine dusmez. Alimdir, il- 
mine cehaletin kirmtisi karismaz. Her seyin yaraticisidir. Her seyin 
mulku, egemenligi elindedir. Herkesin yaptiklan onun gozetimi ve 
denetimi altmdadir. Yaratiklarmi yaratmasi onlara ihtiyaci oldugu 
igin degil, onlara layik olduklan nimetleri bagislamak igindir. Son- 
ra onlan gelecegi suphesiz olan gun bir araya getirecektir. Maksa- 
di kotu isler yapanlan cezalandirmak ve iyi isler yapanlan odul- 
lendirmektir. 

Bunlar ve benzerleri gercek bilgilerdir. insan bu bilgileri edinip 
iyice kavraymca hayatmm ozunun bilincine vanr. zaman anlar 
ki, bu hayat sonsuzdur, ya surekli mutluluk veya bitmez-tukenmez 
bedbahthk igerir. §u gelip gegici heveslerden, oyunlardan ve eg- 
lencelerden ibaret degildir. Bu, Mm? bir bakis agisidir. insani dun- 
yada ve ahirette Rabbine ve hemcinslerine karsi yukumluluklere 
ve gorevlere iletir. Biz bu bilince, bu bakis agisma din diyoruz. in- 
sanm hayatinda mutlaka bagh oldugu bir yol, bir sistem vardir. 
Bedevtler ve ilkeller de dahil olmak uzere bu ilke butun insanlar i- 
Qin geQerlidir. insan kendisi igin bir yasama bicimi belirledigi igin 
boyle bir yolu ortaya koyup benimser veya ahp benimser; bu ya- 
sama bicimi nasil olursa olsun, fark etmez. Sonra bu hayati mutlu 
yapmak igin begendigi yola, sisteme gore isler yapar. Bu, acik bir 
gergektir. 

insanm kendisi igin belirledigi hayat tarzi, o hayat tarzma uy- 
gun ihtiyaglan ortaya koyar. zaman benimsenen sistem veya 
din, bu ihtiyaglann normal olarak karsilanmasim saglayacak dav- 
ranislara iletir. Buna gore insan, davranislanni o sisteme, o dine 
uygun bigimde gergeklestirir. 

Soylediklerimizin ozeti sudur: insanm ig alemindeki ve dis 
dunyadaki ayetleri irdelemesi ve bu ayetler aracihgi ile yuce Allah- 
'i tammasi, onu hak dine ve ilaht seriata sanlmaya sevk eder. 
Qunkii soz konusu bilgi insanm zihninde sonsuz bir hayati somut- 
lastinr ve bu hayati tevhitle, ahiretle ve peygamberlikle siki bigim- 



Maide Suresi 105 237 

de iliskili kilar. 

Bu siireg, imana ve takvaya iletme surecidir. Bu siiregte hem 
dis alemdeki ayetleri ve hem de ig alemdeki ayetleri irdelemenin 
katkisi vardir. Her iki irdeleme bigimi de faydahdir. Ama ig alem- 
deki ayetleri irdelemek daha faydahdir. Ciinkii bu irdeleme, nefsin 
giiglerini, psikolojik ve organik araglarmi, nefse anz olan itidal, az- 
gmhk ve soniikliik gibi halleri, onun iyi ve kotii melekelerini, ona 
eslik eden iyi ve kotii hallerini bilmeyi beraberinde getirir. 

insanm bu konulan ogrenmeye ugrasmasi ve bu konulann 
aynlmaz uzantilan olan giiveni, tehlikeyi, mutlulugu ve bedbahthgi 
kavramasi mutlaka ona derdi ve devayi yakmdan ogretir. Ogre- 
nince de bozukluklan dtizeltmeye ve dogrulara sanlmaya gayret 
eder. Ama dis dunyadaki ayetleri irdelemek boyle degildir. Gergi 
bu irdeleme de nefsi islah etmeye, onu pisliklerden ve rezillikler- 
den armdirip ruht faziletlerle donatmaya gaginr. Fakat onun bu 
gagnsmin sesi uzaktan gelir. Bu agiktir. 

Peygamberden (s.a.a) ve Hz. Ali'den (a.s) nakledilen bu rivaye- 
tin daha ince ve gergek psikolojik arastirmalardan gikanlan bir 
baska anlami daha vardir ki, o da sudur: Dis dunyadaki ayetleri ir- 
delemek ve bu irdelemeden elde edilen bilgi, fikrt bir birikim ve 
husult [duyularla elde edilen] bir bilgidir. Ama nefsi, onun giigleri- 
ni, asamalarim irdele-mek ve bu irdelemeden elde edilen bilgi 
boyle degildir. Bu bilgi, gozleme dayah bir irdelemenin sonucu ve 
huzurt [sezgisel] bir bilgidir. Fikrt bir husus iizerinde yargida bu- 
lunmak igin kiyas (tasim) onermeleri siralamak ve burhan kul- 
lanmak gerekir. Bu tasdik, bu onermelerin insanm bilincinde canh 
oldugu, onlardan gafil olmadigi ve baska konular ile mesgul ol- 
madigi siirece vanr. Bu yuzden bu tiir bilgi, delilinin dikkatten ka- 
ginlmasi ile kaybolur ve o konuda siipheler gogahr ve goriis ayrihk- 
lan bas gosterir. 

Fakat nefisle, onun giigleri ile ve onun varhk asamalan ile ilgili 
huzurt [sezgisel] bilgi boyle degildir. apagik bir bilgi tiiriidiir. in- 
san, nefsinin barmdirdigi ayetleri irdelemeye ugrasinca ve nefsinin 
butun varhk asamalarinda Rabbine muhtag oldugunu miisahede 
edince, garip bir durumla karsilasir. Nefsinin yiicelikle ve ululukla 
baglantih oldugunu, varhginda, hayatinda, ilminde, giiciinde, isit- 
mesinde, gormesinde, iradesinde, sevgisinde, diger sifatlannda ve 



238 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

fiillerinde sonsuz derecede degerli, yuce, guzel, heybetli ve varhk, 
hayat, ilim, kudret ve diger butun kemaller acismdan mukemmel 
bir varhkla baglantih oldugunu gorur. 

§imdiye kadar soylediklerimizin sahidi su ki, insanm isi sade- 
ce kendisi, varhgi uzerindedir. Kendi disma cikmasi soz konusu 
degildir. Kendi yolunda zorunlu ilerlemesinden baska bir mesga- 
lesi, bir isi yoktur. Birlikte oldugunu, bir arada yasadigini sandigi 
her seyden kopuk ve ayndir. Yalniz batinmi, zahirini ve kendi di- 
smdaki her seyi kusatan Rabbi ile baglantilidir. Bunu gorunce, in- 
san kalabaligi iginde bulunsa bile ashnda yalniz basma Allah ile 
bas basa oldugunu fark eder. 

zaman her §eyden yuz ?evirerek Rabbine yonelir. Her §eyi 
unutarak Rabbini hatirlar. Hicbir perde, higbir ortu Allah ile arasi- 
na giremez. iste bu, insan icin mumkun olabilen gercek marifettir. 

Bu marifeti, Allah'm Allah ile bilinmesi seklinde tanimlamak 
en dogru tanimdir. Dis dunyanin ayetlerini irdeleyerek elde edilen 
fikrt marifete gelince; bu ister kiyasla, ister sezgi ile, isterse baska 
bir yolla elde edilmis olsun, zihnT bir suret aracihgi ile zihnt bir su- 
rete yonelik bir marifettir. Oysa yuce Allah'i hicbir zihin 
kusatamaz, herhangi bir mahlukunun olusturdugu kavram O'na 
denk olamaz. bundan miinezzehtir. "Onlar O'nu Mmleri He ku- 
§atamazlar. " (Taha, no) 

Bihar'ul-Envar adh eserde verilen bilgiye gore el-ir§ad ve el-ih- 
ticac adh eserde §a'bt'ye dayanilarak Hz. Ali'nin (a.s) bir konus- 
masmda soyle dedigi nakledilir: "Yuce Allah, herhangi bir seyden 
saklan-maktan veya herhangi bir seyin kendisinden saklanmasm- 
dan yuce ve miinezzehtir." [c.3, s.3io, h:2] 

et-Tevhid adh eserde imam Musa Kazim'dan (a.s) soyle rivayet 
edilir: imam bir konusmasinda sunlan da ekledi: "Allah ile yaratik- 
lan arasmda O'nun yarattiklarmdan baska bir perde yoktur. Eger 
Allah perdelenmis ise, bu gorunur bir perde ile degildir. Eger Allah 
ortulu ise bu, somut bir ortu ile degildir. O'ndan baska ilah yoktur. 
biiyiik ve yucedir." [s.178, h:i2] 

Yine et-Tevhid adh eserde rivayet zincirine yer vererek Abdula'- 
la'dan, o da imam Sadik'tan (a.s) bir konusmasinda soyle rivayet 
eder: "Kim Allah'i bir perde veya bir kavram veya bir ornek aracih- 



Maide Suresi 105 239 

gi ile bildigini iddia ediyorsa, o musriktir. Qunku perde, kavram ve 
ornek O-nun dismda seylerdir, [O'nun kendisi degildirler]. birdir 
ve birligi perginlenmiftir. O'nun birligini O'nun dismdaki seyler ile 
ifade eden kimse, O'nun birligini nasil ifade etmis sayilabilir? Al- 
lah'i ancak Allah ile bilen, O'nu bilmis olur. Allah'i Allah ile bilme- 
yen kisi, O'nu bilmis olmaz, O'nun dismda bir sey bilmis olur..." 

[s.142, h:7] 

AQikladigimiz anlamda Ehlibeyt imamlarmdan gelen rivayetle- 
rin sayisi coktur. insallah bunlan A'raf suresinin tefsiri sirasmda 
ele ahp aQiklamaya Allah bizi muvaffak eder. 

Ortaya cikti ki, \q dunyanm ayetlerini irdelemek en degerli bir 
cabadir. Gergek marifet ancak bu yolla kazanihr. Hz. Ali'nin (a.s) 
bu yolu, iki yolun daha faydah olarak saymasi, sadece onu kesin 
bir marifet yolu olarak Man etmemesi, halk kitlelerinin bu marifet 
turiine ermekte yetersiz olmalaridir. 

Gerek Kur'an'm ve sunnetin hiikmii, gerek Peygamberin 
(s.a.a) ve Ehlibeyt imamlarimn (hepsine selam olsun) tutumu, di§ 
dunyadaki ayetleri irdeleyerek elde edilen imanm kabul edilmesi 
§eklindedir. Bu irdeleme yolu muminler arasmda yaygmdir. Dola- 
yisiyla her iki yol da faydahdir. Fakat insanm ic dunyasmm ayetleri- 
ni irdelemesi yolu daha mukemmel ve daha verimlidir. 

Gurer'iil-Hikem ve Durer'til-Kelim adh eserde Hz. Ali'den (a.s) 
soyle rivayet edilir: "Arif, nefsini bilip onu azat eden ve Allah'tan 
uzaklastinci seylerden anndiran kimsedir." 

Ben derim ki: Hadiste ge?en "onu azat eden" ifadesi, nefsi tut- 
ku-larm esaretinden ve asin arzulann koleliginden azat edendir, 
anlammadir. 

Yine ayni eserde nakledildigine gore Hz. AM (a.s) soyle buyur- 
mus-tur: "En buyuk cahillik, insanm nefsini bilmemesidir." 

Yine ayni eserde nakledildigine gore Hz. AM (a.s) soyle buyur- 
mustur: "En buyuk hikmet, insanm nefsini bilmesidir." 

Yine ayni eserde nakledildigine gore Hz. AM (a.s) soyle buyur- 
mustur: "Nefsini en 90k bilen kimseler, Rablerinden en 90k kor- 
kanlar olurlar." 

Ben derim ki: Qunku nefsini en 90k bilen kimseler, Rablerini 
en iyi bilen, en iyi taniyan kimselerdir. Nitekim yuce Allah, "Allah'- 



240 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

fan an-cak onun bilgili kullan korkar." (Fatir, 28) buyuruyor. 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "En iistiin 
akil, kisinin kendini bilmesidir. Kendini bilen akilh olur, kendini bil- 
meyen sapitir." 

Yine ayni eserde Hz.Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Kaybettigi 
bir seyi ona buna soran, fakat kendini kaybettigi halde aramayan 
kimseye sasanm." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Kendini 
bilmeyen kimseye sasanm. Boyle biri Rabbini nasil bilebilir?" 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Marifetin 
en kamil merhalesi, kisinin kendini (nefsini) bilmesidir." 

Ben derim kk Bu bilginin nicin en ileri dereceli bilgi oldugu yu- 
kanda aciklanmisti. Qunku bu gercek bilgidir. 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Kendini 
(nef-sini) bilmeyen kisi baskasmi nasil bilebilir?" 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Kisinin 
ken-dini (nefsini) bilmesi, onun icin yeterli bir bilgidir. Buna karsilik 
kisinin kendini bilmemesi, onun icin yeterli bir cehalettir." 

Yine ayni esere gore Hz. AM (a.s) soyle dedi: "Kendini bilen 
kimse baska seylerle ilgisini keser." 

Ben derim ki: Yani dtinya ile iliskilerini keser veya insanlarla 
aynlarak onlarla iliskilerini keser ya da her seyden iliskisini kese- 
rek sirf Allah'a yonelir. 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Nefsini bi- 
len kimse, onunla mucadele eder. Nefsini bilmeyen kimse onu 
basi bos birakir." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Nefsini bi- 
len kimsenin onemi artar, konumu yiice olur." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet eder: "Kendini 
bi-len kimse baskalarmi daha iyi bilir. Kendini bilmeyen kimse, 
baskalanna yonelik cehaleti daha buyuk oranda olur." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle aktanhr: "Kendini (nef- 
sini) bilen kimse her tur marifetin ve bilginin son noktasma varmis 
olur." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Kendini 



Maide Suresi 105 241 

(nefsini) bilmeyen kimse, kurtulus yolundan uzaklasir, sapikhk ve 
cehaletler iginde bocalamaya mahkum olur." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Nefsi 
bilmek marifetlerin en faydahsidir." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Kendini 
(nefsini) bilmeyi basaran kimse, en buyuk kurtulusa ermistir." 

Yine ayni eserde Hz. Ali'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Nefsinin 
(kendinin) cahili olma. Qunku nefisle ilgili marifete cahil olan kim- 
se, her seyin cahilidir, hicbir seyi bilmez." 

Tuhaf'ul-Ukul adh eserde, imam Sadik'tan (a.s) bir konusma- 
smda soyle buyurdugu rivayet edilir: "Allah'i kalbt tevehhumler a- 
racihgi ile tanidigmi zanneden kimse musriktir. Allah'i mana ile 
degil de sadece isimle tanidigmi zanneden kimse, Allah'a yanhs 
isnatta bulundugunu itiraf etmis olur. Qunku isimler hadistir; son- 
radan meydana gelmistir. [Allah'm kunhu ise, kadimdir.] isme ve 
manaya kulluk ettigini zanneden kimse, (ismi) Allah'a ortak kos- 
mus olur. Allah'a idrak ederek degil de onun sifatlanna kulluk et- 
tigini zanneden kimse, yaptigi kullugu gaip olan bir seye havale 
etmis olur. [Qunku gayip olan bir seyi tanimak istediklerinde onu 
sifati vasitasiyla tanirlar, idrak vasitasiyla degil.] Sifat ve mevsufa 
birlikte taptigmi zanneden kimse, tevhidi iptal etmis olur. Qunku 
sifat, mevsuftan ayndir. Mevsuf'u sifata izafe ettigini sanan kimse, 
biiyiik olani ku?ultmus olur. 'Onlar Allah'i hakki He takdir ede- 
memi§lerdir.' [En'am, 91]" 

Sozlerinin burasmda dinleyenlerden biri imama, "Peki, tevhide 
ulasmanm yolu nasildir?" diye sordu. imam bu soruya, "Arastirma 
kapisi agiktir ve ?ikis yolunu aramak da mumkundur. Hazir olan 
varhgi tanimak, onun sifatlarmdan once olur. Ama gaip olanm si- 
fatlarmi tanimak, zatmdan once olur." cevabmi verdi. imama, 
"Hazir olan varhk sifatlarmdan once nasil tanmabilir?" diye sorul- 
du. imam bu soruya su karsihgi verdi: "Onu tanir ve bilgisini edi- 
nirsin. Nefsini onun aracihgi ile tanirsm. Kendini kendinle ve kendi 
vucudunla taniyamazsm. Bilirsin ki, nefsinde ne varsa O'nun icin- 
dir ve O'nun aracihgi iledir. Tipki kardeslerinin Hz. Yusuf'a (a.s), 
'Sen Yusuf olmalism.' demeleri gibi. Hz. Yusuf (a.s) da onlara, '£- 
vet ben Yusuf'um, bu da karde§imdir.' [Yusuf, 90] karsiligmi verdi. 



242 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Goruluyor ki, kardesleri Yusuf Peygamberi baskasi aracihgi ile de- 
gil, kendisi aracihgi ile tanidilar. Aynca onu kalplerinin vehimlerine 
dayanarak ispat etmeye de kalkismadilar..." 

Ben derim ki: Hz. Ali'nin (a.s) "Nefsi bilmek, iki marifetin en 
faydalisidir." sozu (bu bolumdeki ikinci rivayet) uzerine su acikla- 
mayi yapmistik: insan, nefsindeki ayetlerle mesgul oldugu, dikka- 
tini sirf bunlar uzerine yogunlastirdigi zaman, her seyle iliskisini 
keserek sadece Rabbine yonelir. Bu yogunlasmamn ardmdan, 
Rabbini aracisiz olarak bilmek ve hicbir sebep aracihgma dayan- 
mayan bir marifet gelir. Qiinkii sirf Allah'a yonelme gerceklesince, 
aradaki butun engeller ortadan kalkar. zaman insan Allah'm a- 
zametini ve yuceligini musahede etmesi sebebi ile nefsini unutur. 
Bu marifeti, Allah'm Allah aracihgi ile bilinmesi diye tammlamak 
son derece uygun olur. 

Bu asamaya gelen kisi, nefsinin gercek mahiyetinin farkma 
vanr. Onun Allah'a muhtac oldugunun, bu mulkiyetin disma cik- 
masmm mumkun olmadigmin ve kendinden hicbir seyi olmadigi- 
nin bilincine vanr. iste imam Sadik (a.s) "Nefsini O'nun aracihgi ile 
tanirsm. Kendini kendinle ve kendi vucudunla taniyamazsm. Bilir- 
sin ki, nefsinde ne varsa O'nun icindir ve O'nun aracihgi iledir." 
sozleri ile bunu demek istemistir. 

Mes'udi'nin isbat'ul-Vasiyyet adh eserinde Hz. Ali'nin (a.s) bir 
hutbesinden nakledilen su sozleri de bu anlama gelir: "Allah'im, 
sen her turlu noksanhktan munezzehsin. Her seyi doldurmussun 
ve her seyden aynlmissm. Higbir sey senden yana bos degildir. 
Sen istedigini kesinlikle yaparsm. Yucesin, ey her idrak edilen var- 
hk O'nun yaratigi ve her smirh sey O'nun eseri olan..." 

"Sen her turlu noksanhktan munezzehsin. Hangi goz, senin 
nurunun aydmhgi karsismda dayanabilir ve senin gucunun isigmin 
panltisma yukselebilir?! Hangi zihin, o nurun yanmda olani kavra- 
yabilir?! Bunu ancak perdelerini kaldirdigm ve korluk engelini gi- 
derdigin gozler basarabilir. zaman bu gozlerin ruhlan, ruhlann 
kanatlan gevresine ytikselerek senin rukunlerinde seninle mtina- 
cata girisirler ve senin aydinhginm nurlarma gomulurler. Toprak 
seviyesinde senin yuceliginin seviyesine bakarlar. Bu yuzden 
melekut ehli onlan ziyaretciler diye adlandinrken, ceberut ehli on- 



Maide Suresi 105 243 

Ian ummar [Man? siarlan imar edenler] diye cagmrlar." [isbat'ul- 

Vasiyye, s.105] 

Bihar'ul-Envar adh eserde -iki senet silsilesi zikrederek- ir§ad-i 
Deylemi'den nakledilen bir kudst hadiste soyle deniyor: "...Kim 
benim nzama uygun ameller yaparsa, su uc hasleti onun aynlmaz 
ozellikleri kilanm: Ona icine cehaletin karismadigi bir sukiir, unut- 
kanlikla kansik olmayan bir zikir ve yaratiklanmm sevgisini benim 
sevgime tercih etmeyecegi bir sevgi ogretirim." 

"0 beni sevince, ben de onu severim. Kalbinin gozunu celali- 
me acarim. Seckin kullarimi ondan saklamam. Gecenin zifiri ka- 
ranliklannda ve gunduzun aydmligmda onunla fisildasmm. Boyle- 
ce yaratiklarla konusmaz ve insanlarla dusup kalkmaz olur. Be- 
nim ve meleklerimin konusmalanni isitmesini saglarim. Yaratikla- 
nmdan gizledigim sirlan-mi ona acarim. Ona haya elbisesi giydiri- 
rim de butun yaratiklar kendisinden haya eder. Yeryuzunde affe- 
dilmi§ olarak gezer. Kalbini geni§ ve basiretli kilanm. Cennetin ve 
cehennemin higbir yanmi ondan saklamam. Kiyamet gunu insan- 
lann karsilasacaklan siddet ve dehset hak-kmda, cahilleri, alimle- 
ri, zenginleri ve fakirleri nelerden hesaba gekecegim konusunda 
ona bilgi veririm. Onu mezannda uyuttuktan sonra kendisini sor- 
guya cekecek olan Munker ve Nekir adh melekleri yanina indiri- 
rim. oliim acismi, kabir ve lahid karanhgi ve matla korkusunu 
(yeniden dirilme) gormez ve yasamaz. Sonra terazisini kurar, def- 
terini acip inceler ve amel defterini sag yanindan veririm, o da onu 
acilmis bir sekilde okur. Sonra onunla arama tercuman koymam. 
iste beni sevenlerin sifatlan bunlardir." 

"Ey Ahmed, gaban bir olsun (dusunce konun tek olsun). Dili- 
nin, konustuklannm konusu tek olsun. Bedenini canh tut, hie gaf- 
lete dusmesin. Kim benden gafil olursa, onun hangi vadide helak 
oldugunu u-mursamam." 

Bu son uq rivayet her ne kadar elimizdeki konuyla direkt ola- 
rak ilgili degillerse de biz onlara su yuzden yer verdik. Daha once 
degindigimiz ilkeyi, temiz ve irdeleyici okuyuculanmizin onayla- 
masmi istedik. ilke suydu: Gergek marifet, fikrt bilgi aracihgi ile 
tarn olarak elde edilemez. Bu rivayetlerde yuce Allah'm dostlanna 
mahsus oyle bagislardan soz ediliyor ki, bunlar fikrt gabalarla ke- 
sinlikle kazanilamaz. Bunlar dogru ve gtivenilir rivayetlerdir. Bun- 



244 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

larm dogruluguna, ileride A'raf suresinin tefsiri sirasmda genis bir 
sekilde aciklayacagimiz tizere ilaht kitap sahittir. 

Tefsir'ul-Kummt'de, "Ey inananlar! Siz kendinizi gozetin..." a- 
yeti hakkinda imamdan (a.s) soyle nakledilir: "Yani kendinizi islah 
etmeye bakin. insanlarm kusurlarmi irdelemeyin. Onlan dilinize 
dolamaym. Qunku eger siz iyi olursaniz, onlann yoldan cikmishkla- 
n size zarar veremez." 

Ben derim ki: Bu rivayet yukandaki aciklamamizla ayni para- 
leldedir. aciklamamizda sunu vurgulamistik: Bu ayet, insanlarm 
durumlarmi duzeltmek icin bilinen Allah'a cagri ve iyiligi emredip 
kotultikten sakindirmadan daha fazla bir gayretkeslik gostermeyi 
yasaklamayi amacliyor. Allah'a ?agirma ve iyiligi emredip kotultik- 
ten sakmdirma farzmi terk etmeye izin verme gibi bir anlam 
tasimiyor. 

Nehc'iil-Beyan adh eserde imam Sadik'tan (a.s) soyle rivayet 
edilir: "Bu ayet takiyye hakkinda inmistir." 

Ben derim ki: Bu rivayetten cikan sonuc sudur: Bu ayet sapik- 
lann hakka davet edilmeleri ve kendilerine iyiligin emredilip kotu- 
ltikten sakindmlmalari sirasmda yapacaklan taskmhklardan kor- 
kuldugu durumlara mahsustur. Qunku bu gorevin yapilabilmesi i- 
q\n ser'T acidan zarara maruz kalma korkusunun olmamasi sarttir. 
Ama yukandaki agiklamamizda belirttigimiz gibi ayetten anlasilan 
anlam, bu yorumla bagdasmaz. 

ed-Durr'til-Mensur tefsirinde aralannda ibn-i Mesud'un, ibn-i 
Omer'in, Ubeyy b. Kaab'm ve Mekhul'un da bulundugu bir grup se- 
left tefsir aliminin bu gorusti savundugu belirtilmistir. Ama bu ko- 
nuda Peygamberimizden (s.a.a) nakledilen rivayetler bu anlama 
delalet etmiyor. 

Mesela Tirmizi -sahih oldugunu belirterek-, ibn-i Mace, ibn-i Ce- 
rir, el-Mu'cem adh eserinde Bagavi, ibn-i Munzir, ibn-i Ebu Hatem, 
TaberanT, Ebu's-§eyh, ibn-i Miirdeveyh, Hakim -sahih oldugunu be- 
lir-terek- ve es-§aab adh eserde Beyhaki, Ebu Umeyye §a'ban?'den 
soyle rivayet ederler: "Ben Ebu Sa'lebe Hasint'ye giderek kendisi- 
ne, '§u ayet hakkinda ne diyorsun?' diye sordum. 'Hangi ayet hak- 
kinda?' dedi. Ken-disine, 'Ey inananlar! Siz kendinizi gozetin. Siz 
dogw yolda oidugunuz takdirde, sapan kimse size zarar vermez. ' 



Maide Suresi 105 245 

ayeti hakkmda, karsiligim verdim. Bana soyle dedi: Ben bu ayetin 
anlammi bilgisine guvenilir birinden sordum. da bu soruyu Pey- 
gamberimizden (s.a.a) sormustu; Peygamberimiz ona sunlari soy- 
lemi§ti: Hayir; iyiligi emredip kotulukten sakindirm. Bu gorevi cim- 
rilige itaat edildigini, nefsin arzu-lanna uyuldugunu, dunyanm 
ahirete tercih edildigini ve herkesin kendi goriisunde israr ettigini 
gorecegin giine kadar yerine getir. Oyle bir gun gelince, sadece 
kendinle ilgilen, halkin durumunu bir yana birak. Qunku sizin onu- 
niizde sabir gunleri var. gunlerde sabreden kimse, ates korunu 
avucuna alan kimse gibidir. gunlerde iyi amel isleyen kimseye, 
sizin gibi amel isleyen elli kisinin sevabi verilir." 

Ben derim ki: ibn-i Murdeveyh'in Muaz b. Cebel'e dayanarak 
Peygamberimizden (s.a.a) naklettigi bir hadis de bu paraleldedir. 
Bu rivayet, iyiligi emredip kotulukten sakindirma gorevlerinin bu 
ayetle kaldirilmadiklarina delalet eder. 

ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde Ahmed, ibn-i Ebu Hatem, 
Taberani ve ibn-i Murdeveyh Ebu Amir Es'art'den soyle rivayet et- 
tikleri belirtilir: "Amir ile arkadaslan bir ara tereddude dustiiler. Ve 
bu yiizden Amir, Peygamberimizle (s.a.a) goriismedi. Fakat bir su- 
re sonra Peygamberimize gelince, Peygamber (s.a.a) kendisine, 
"Seni buraya gelmekten ahkoyan ne oldu?" diye sordu. Amir, "Ey 
Allah'm resulu, 'Ey inananlar! Siz kendinizi gozetin. Siz dogru yol- 
da oldugunuz takdirde, sapan kimse size zarar vermez.' ayetini 
okudum" dedi. Peygamberimiz (s.a.a), Amir'e su karsihgi verdi: 
"Nereye gittiniz? Onun anlami 'Eger siz dogru yolda olursaniz yol- 
dan Qikmis olan kafirler size zarar vermez' seklindedir." 

Goruldugu gibi, bu hadiste ayetin sadece kafirleri hakka 9a- 
girma gorevinin terk edilmesine ruhsat verildigine isaret ediliyor. 
Ayet dint hukumlerin aynntilarinda iyiligi emredip kotulukten sa- 
kmdirmayi terk etmeye ruhsat vermis olabilecegini reddediyor. 
Ustelik hakka daveti farz kilan ve ayni paralelde cihadi emreden 
ayetlerin bu konudaki konumu, iyiligi emredip kotulukten sakmdi- 
ran ayetlerden asagi degildir. [Yani bu hususta da ruhsat soz ko- 
nusu degildir.] 

Yine ayni eserde belirtildigine gore ibn-i Murdeveyh Ebu Said-i 
Hudrt'den soyle rivayet eder: "Ben bu ayeti, yani 'Ey inananlar! Siz 
kendinizi gozetin. Siz dogru yolda oldugunuz takdirde, sapan 



246 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kimse size zarar vermez.' ayetini Peygamberimizin (s.a.a) huzu- 
runda giinde-me getirdim. Peygamber (s.a.a) bu konuda 'Onun te- 
vili simdiye kadar gelmedi ve isa Peygamberin yeryiiziine inecegi 
giine kadar da gelmeyecektir, buyurdu." 

Ben derim ki: Bir onceki rivayetin icerigi hakkinda yaptigimiz 
aciklamalar, bu rivayet icin de gecerlidir. 

Yine ayni eserde belirtildigine gore ibn-i Cerir, ibn-i Munzir ve 
ibn-i Ebu Hatem "Siz kendinizi gozetin. Siz dogru yolda oldugunuz 
takdirde, sapan kimse size zarar vermez." ayeti hakkinda 
Huzeyfe-den soyle rivayet etmislerdir: "Eger iyiligi emredip kotu- 
liikten sakindirma gorevinizi yerine getirirseniz." 

Ben derim ki: Bu rivayet mutedil, dengeli bir anlam tasiyor ve 
bizim yaptigimiz aciklamalarla ayni kapiya cikiyor. Bu rivayetin bir 
benzeri de Said b. Museyyeb'den nakledilmistir. 

BiRiLMtARA§TIRMA 

Bu arastirma, tariht isaretlerden, psikolojik verilerden ve diger 
ilmt galismalardan yapilmis birkag bolumluk bir derlemedir. 

1- Bildigimiz kadan ile insanoglu, hatta ilkel insanlar ilk gun- 
den zamanimiza kadar zaman zaman "Ben ve nefsim" kelimeleri- 
ni kullanir. Bu kelimelerle dogal bir gercegi dile getirir. insanin bu 
sozciikleri kullanirken ne dedigini ve anlatmak istedigini bildigi 
suphesizdir. Yalniz butun gayretini organik hayatmi duzenlemek 
ugruna harcamasi ve maddt ihtiyaclarim karsilamak igin organik 
faaliyetlerle mesgul olmasi, "Ben ve nefsim" sozciikleri ile dile ge- 
tirmis oldugu bu nefis (ego) konusunda derinligine dustinmekten 
kendisini ahkoymaktadir. Bu durum, belki de zihninde nefsin canh 
organizmadan baska bir sey olmadigmi sanmasma da yol agmis- 
tir. 

insan belki de sunu gordu: Gorunure gore, yasayan insan ile 
olu insan arasmdaki fark, insanin hayatta oldugu surece ahp ver- 
digi nefestir. Bu nefesi kaybedince veya yollan tikaninca, higbir 
sey hissetmeyen bir oluye dontisuyor. Vucudu islemez oluyor, kisi- 
ligi ve benligi ortadan kalkiyor. Bu yuzden nefis denen seyin o ahp 
verdigi nefes oldugu sonucuna varmistir. da bir ruzgar veya bir 
tiir ruzgar olarak gortindugu igin adma ruh dedi ve nefsin ruh ve 



Maide Suresi 105 247 

bedenin toplami olduguna hukmetti. 

Veya insan gordii ki, organizmasmdaki duygu ve hareket, or- 
ganlarmi saran veya ana ve kilcal damarlannda dolasan kanm so- 
nucudur. Kaybolmasi ile insandaki insanhk ozelliginin kayboldugu 
hayatin var-hgi ve yoklugu bu kirmizi sivi ile baglantihdir. Bu se- 
beple nefis denen seyin kan olduguna hukmederek nefse kan, 
daha dogrusu kana nefis admi verdi ve boylece nefsi, akan ve 
akmayan diye iki kisma ayirdi. 

Bu arada meni denen sivmm durumu insanm dikkatini cekmis 
olabilir. Bu sivi, rahim tarafmdan tutuluyor ve asamadan asamaya 
gecen dogal bir gelisim sureci gergeklestiriyor ve bu surec sonunda 
insan olusuyor. Belki de bu gozlem insanoglunu, nefsin menide top- 
lanan temel elementler, oldugu kanaatine sevk etmistir. Qunku bu 
temel elementler organik yapidaki varhklarmi hayat boyu devam 
ettiriyorlar. Belki de kimi insan bu elementler hi? bozulmaya ugra- 
mayacaklarim, insan nefsinin onlar varoldukca varhgmi surdurece- 
gini, hi?bir bozulmaya ve yok olmaya maruz kalmayacagim sanmis- 
tir. Oysa eger insan nefsi nitelikleri belirtilen bu elementlerden iba- 
ret olsaydi, belirli bir sekilde birlesmelerini sart kossak da, kosma- 
sak da bu gorus birgok muhalleri ka?inilmaz kilardi. Bu imkansizhk- 
lar, ilgili ilimde aciklanmistir. 

Bu ve benzeri faraziyeler, insanm insan olarak "Ben ve nefsim' 
seklindeki sozlerinin ger?ek olmasi ile gelismez. insan bu sozunde 
kesinlikle yanilmiyor. Qunku biz bir dogal gergegi genel olarak 
dogru bir sekilde idrak edebiliriz. Fakat onun gercek mahiyetini ve 
ayrmtih niteligini incelemeye koyuldugumuzda yanilgiya dusebili- 
riz. Bu uzak bir ihtimal degildir. Ortada oyle 90k ilmt konular var ki, 
zahirt ve ba-tint algilar gibi, onlan -safsatacilar ile suphecilerin go- 
ruslerinin aksine- ciplak gozle musahede etmemize ragmen ilim 
adamlan bu konulann mahiyetini nesiller boyunca tartismaya de- 
vam ediyorlar. 

inceleme yetenegine sahip olmayan siradan insanlar, nefisle- 
rinde segkin incelemecilerin gozledikleri nitelikleri gozluyorlar. A- 
ralannda kesinlikle fark yoktur. Fakat siradan insanlar nefsin ay- 
rmtih niteliklerini bilmezler, onun varligmin ozelliklerini a?ikla- 
maktan acizdirler. 



248 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Kisacasi suphe yok ki, insan varolusunun butun donemlerinde 
kendi disinda olmayan, "Ben ve nefsim" diye ifade ettigi bir niteli- 
gini musahede ediyor ve bu niteligine doniip baktigmda, gozlem- 
lerinde algiladigi ozellikleri uzerinde derinligine bir incelemeye 
daldigmda degismeye, bolunmeye, zamanla ve mekanla bir arada 
bulunmaya musait organik niteliklerine benzemeyen bir sey bulu- 
yor. Bu seyin, organlan ve parcalariyla maddt hukumlere bagli 
maddt bedenin disinda bir sey oldugunu tespit ediyor. 

Cunku insan kimi zaman organlarmdan birini unutuyor veya 
butun bedeninden gafil olabiliyor. Ama nefsini hie unutmuyor, on- 
dan gafil kaldigi hie olmuyor. insanm zaman zaman "Kendimi unut- 
tum, kendim-den gafil oldum, kendimi kaybettim" dedigine bak- 
ma. Bu sozler mecazt anlamdadir ve farkh nefis ilgilerini ifade e- 
derler. Gormuyor musun ki, sen unutkanhgi, gafleti ve farkinda 
olmamayi nefsine izafe ediyorsun ve duyarh olan nefsin bir seyin 
bilincine vanp adma nefis dedigin beden ve benzeri baska bir se- 
yin farkma varmadigina htikmediyorsun. 

Bayilan bir kisinin kendinden ve nefsinden gafil oldugu yolun- 
daki kanaate bakma. Evet, boyle bir kisi bayginligi gegtikten sonra 
baygmken nefsinin bilincinde oldugunu hatirlamaz. Yoksa nefsinin 
farkinda olmadigim hatirhyor degildir. Bu iki durum birbirinden 
farkhdir. Kimi zaman bazi baygmlar bayginhklan doneminden ru- 
yaya benzer seyler hatirlarlar ki, biz boyle halleri ruyalarimizdan 
hatirhyoruz. 

Nasil olursa olsun, insanoglu insan olmasi hasebi ile "Ben" ke- 
limesi ile dile getirdigi nefsinin mahiyetini zihninde somutlastiran 
bu nefis bilincinden asla yoksun kalmaz. Eger bedent mesgalele- 
rine ve maddt ozlemlerine dalmayi bir nebze bir tarafa birakarak 
birazcik bu gozlemleri uzerinde dursa, nefsinin maddeye ve mad- 
diyata hig benzemeyen bir sey olduguna hukmeder. Qunku nefsi- 
nin ozellikleri ve belirtileri ile maddt seylerin ozellikleri ve belirtileri 
arasmda baskahk oldugunu gozlemleri ile bilmis olur. 

Fakat gundelik islerle ugrasmak, maddt hayatm ozlemleri ug- 
runa gaba sarf etmek ve organik ihtiyaclarm giderilmesi pesinde 
kosmak, insani bu konuyu ihmal etmeye ve sozunii ettigimiz yu- 
zeysel ve ilkel gortislere takilmaya ve genel gozlemlerle yetinme- 



Maide Suresi 105 249 

ye sevk eder. 

2- Siradan insani, beslenme, konut, giyim, cinsel iliski gibi 
mesgaleler nefsinin mahiyeti uzerinde derinlesmekten ve kisiligi- 
nin cesitli yonlerini incelemekten ahkoymasma ragmen onun ha- 
yati boyunca karsilastigi degisik ve sarsici olaylar icerisinde onu 
diger insanlardan ayrilarak kendisi ile bas basa kalmaya yonelten 
faktorler de olabiliyor. insan nefsini yok olmaktan kurtarmak a- 
maciyla sikica sarihp onu tutan bir guc misali her seyi bir yana bi- 
rakarak kendine donmeye zorlayan siddetli korku gibi. Nefsin hos- 
landigi seye dogru suruklenmesine yol acan asm sevinc gibi. Sev- 
giliden baska hicbir §eyi dufunmemeye yol agan §iddetli a§k gibi. 
insani her seyden kopararak sadece kendi derdi ile mesgul eden 
siddetli sikmti gibi. Bunlar gibi insanm karsilasabilecegi baska 
faktorler de ornek verilebilir. 

Bu degisik faktorlerin ve sebeplerin biri veya birkaci insanm 
duyu organlan ve bos dusuncesi ile asla farkma varamayacagi ba- 
zi seylerin canlanmasma ve zihninde somutlastirilmasma sevk 
eder. Karanhk ve urkutucu bir yerde kahp dehsete dusen kisi gibi. 
Bu kisi korkunc seyler goriir veya urkutucu sesler isitir ve bu go- 
runtuler ile sesler nefsi icin tehdit olusturur. insanlar bunlara dev, 
gaipten gelen ses, cin gibi adlar takarlar. 

Kimi zaman da insani siddetli sevgi, ozlem ve uzuntii sarar. Bu 
duygular duyu organlan ile adamm arasma girer ve bilincini sevdi- 
gi veya uzuldugu sey tizerine yogunlastinr. zaman ruyasinda ve- 
ya ruya benzeri bir uyanikhk halinde gegmiste kalan, ileride ola- 
cak olan veya baskalannin algilanna kapah degisik olaylar gorur. 

Kimi zaman da insan iradesi yakin ile, guclu imanla ve kesin 
kavrayisla bir araya geldigi zaman, normal insanm gucunun yet- 
meyecegi ve normal sebeplerin yol acamayacagi sonu?lan gergek- 
lestirir. 

Bunlar siradan normal olaylara nispetle az rastlanan cuz'T o- 
laylardir. isaret ettigimiz degisik faktorlere bagh olarak meydana 
gelirler. Bu olaylarm meydana gelmelerinin aslma gelince, bunun 
kanitlanmasi i?in 90k gayret gostermeye gerek yoktur. Qiinkii her 
birimizin kendi yasadigi veya baskalannda musahede ettigi bu tur 
olaylar mutlaka vardir. Bunlann gercek sebeplerinin ne oldugu 



250 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

meselesine gelince, burasi onunla ugrasmamn yeri degildir. 

Bizim icin farkma vanlmasi onemli olan husus sudur: Bu tur 
olaylarm meydana gelmesi, insan nefsinin dis olaylara -ozellikle 
bedent hazlara- mesgul olmaktan vazgecerek kendine donmesine 
dayanir. Bun-dan dolayi sayilamayacak derecede degisik ve farkh 
olan riyazet turlerinin hepsi, genel olarak nefsin arzularma karsi 
koymayi esas ahr. Bunun tek sebebi, nefsin arzularma uymaya 
dalmasi onu kendisi Me mesgul olmaktan ahkoyarak dis arzulan- 
na yoneltir, onu bu arzular arasmda dagitir ve suurunu bunlarla 
bolusturur. Boylece insan nefsi bu arzulara dalarak kendini bir ya- 
na birakir. 

3- Bu konuda siiphesiz olan bir gercek var ki, o da sudur: Bu 
psikolojik sonuclara yol acan faktorler bazi kisilerde gegici veya 
kisa sureli olarak gerceklestigi gibi, baska bazi kisilerde sabit ve 
siirekli bigimde meydana gelirler veya onemsenecek derecede ka- 
hci olabilirler. Qogu kere dunyadan, dunyanm madd? hazlanndan 
ve gelip gecici arzulanndan el-etek gekerek bir koseye kapanan 
insanlar goruruz. Bu tur insanlann nefsi armdirmaktan ve batm yo- 
lunda ilerlemekten baska bir dusunceleri olmaz. 

Sozunu ettigimiz nefisle mesgul olma gabasmm sirf gunu- 
muzde goriilen bir gelenek olmadigindan stiphe etmemeliyiz. Ta- 
riht belgeler ve aklt degerlendirmeler, bu gelenegin eski yuzyillar- 
da yasayan insan-lar arasmda gegerli oldugunu gosteriyor. Tarihin 
en eski gaglanna kadar indigimizde, bize gore insanm yeryuzune 
inisinden beri bunun insandan ayrilmaz bir gelenek oldugunu go- 
ruruz. 

4- Milletlerin yasayislarmi, geleneklerini, inanclarim ve davra- 
nis kahplarmi inceledigimizde su sonuca vannz: insan nefsinin sa- 
sirtici sonuglanni elde etmek igin degisik yollar kullanilmasma 
ragmen nefsi bilmek ile ugrasmak eski milletler arasmda yaygm- 
di, hatta eski caglardan beri bu is, en guzel zamanlarm ve en pa- 
hah bedellerin ugrunda harcandigi onemli bir mesgale kabul e- 
dilmistir. 

Bunun delili, dunyanm gesitli yorelerinde yasayan ilkel kavim- 
lerdir. Afrika'da ve diger yerlerde yasayan kabileler gibi. Bunlar 
arasmda gunumuzde bile buyuculuk, kahinlik efsanelerinin kalm- 



Maide Suresi 105 251 

tilanna ve bunlann gercek ve isabetli olduguna inananlara rast- 
lamaktayiz. 

Bize gelen bilgilerin isigmda eski dinleri ve inane sistemlerini 
inceleyelim. Brahmanizm, Buddhizm, Sabiilik, Manilik, Mecusilik, 
Yahudilik, Hiristiyanhk ve islamiyet gibi. Goruruz ki, nefsi bilme ve 
bunun sonuclarim elde etme cabasi, bu dinlerin ve inanclann de- 
rinliklerine islemistir. Yalniz nefsi bilmenin tanimmda, telkininde 
ve degerlendirmesinde farkhhklar vardir. 

Mesela Brahmanizm'i ele alahm: Bu eski bir Hind inancidir. 
Gerci tevhit ve nubuvvet konulannda kitapli dinlerle ters duser; 
ama ozellikle Brahmanlann kendileri hakkmda nefsi armdirmaya, 
ic alemi temizlemeye buyuk onem verir ve insanlan bu gorevi 
yapmaya cagmr. 

"Ma lil-Hind min Makulet'in" adli eserde verilen bilgiye gore Bi- 
runtsoyle demistir: Bir Brahmanm yedi yasmdan sonraki omru su 
dort bolume ayrilir: 

Birinci bolumun ilk kismi sekizinci yildir. Bu bolumde Brah- 
manizm'in din adamlan bu cocugun yanmda bir araya gelerek ona 
dint gorevlerini anlatirlar ve kendisine hayatta oldugu surece bu 
gorevleri benimseyip uygulamasmi telkin ederler. 

Omrunun yirmi besinci yasmdan kirk sekizinci yasma kadar 
gegecek olan yillan bu birinci bolume girer. Adamm bu donemde 
diinyadan uzak durmasi ve topraga yaydigi bir yaygi uzerine yat- 
masi, dinin esaslarmi, kelam ilmini ve seriatim gece gunduz hiz- 
met edecegi bir hocadan ogrenmesi gerekir. Gunde tig kere yika- 
nir. Sabahleyin ve aksamleyin atese kurban sunar. Kurban sun- 
duktan sonra hocasmin onunde secde eder, gun asm oruc tutar. 
Hie et yemez. Hocasmin evinde bannir. Bu evden sadece dilencilik 
\q\n, sadaka toplamak igin gikabilir ve sadece bes evin kapismi ga- 
labilir. Bu isi gunde bir kere ogle veya aksam vaktinde yapar. Top- 
ladigi sadakalan hocasmin onune koyar. Hocasi istedigi kadarmi 
kendine ayirdiktan sonra kalanini ogrencisi igin izin verir, o da o- 
nunla karnini doyurur. Ogrenci atese odun tasir. Onlara gore ates 
kutsal ve atesin isinlan Buda'ya yaklastincidir. 

Diger ummetler de oyle idi. Onlar da kurbanlannin kabul e- 
dilmesinin belirtisi olarak, atesin bu kurbanlar uzerine inmesini 



252 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

goriirlerdi. Onlarm putlara, yildizlara, ineklere, eseklere ve okuzle- 
re tapmalan, a-tese gosterdikleri bu saygiya engel teskil etmezdi. 

Brahmanm omrunun ikinci bolumu, yirmi besinci yasi ile ellin- 
ci veya yetmisinci yasi arasmdaki yillan kapsar. Bu donemde ho- 
casmin verecegi izin ile evlenir ve coluk-cocuk sahibi olmaya yone- 
lir. BirunT, Brahmanm bu donemde ailesi ile ve insanlarla nasil ge- 
cindigini, gecimini nasil sagladigmi ve hayat tarzmi anlatir. 

Sonra sozlerine soyle devam eder: Brahmanm omrunun ticun- 
cu bolumu elli yasindan yetmis bes veya doksan yasi arasmdaki 
yillan kapsar. Brahman omrunun bu doneminde dunyadan el etek 
cekerek hayatm turn nimetlerinden aynhr. Eger esi kendisi ile bir- 
likte kirlara ?ikmaz ise, onu Qocuklarma teslim eder. Meskun yer- 
ler disinda omrunun ilk donemlerindeki gibi yasamaya devam e- 
der. Kesinlikle cati altlannda bannmaz. Elbisesi sadece edep yer- 
lerini orten agag yapraklan olur. Qiplak yer uzerinde uyur, altma 
yaygi yaymaz. Sadece meyve, bitki ve bitki kokleri ile beslenir. 
Saclarim uzatir ve yag siirmez. 

Brahmanm omrunun dorduncu bolumu, omrunun geri kalan 
yillarmi kapsar. Bu donemde kirmizi elbiseler giyer ve elinde deg- 
nek tasir. Diisunmeye ve kalbini dostluklardan ve dusmanhklar- 
dan anndirmaya yonelir. Sehvetten, ihtirastan ve ofkeden uzak 
durur ve asla hicbir kimseyle arkadaslik yapmaz. 

Eger sevap kasti ile kutsal bir yere gitmek isterse, yolu uzerin- 
deki koylerde bir gunden fazla ve kasabalarda bes gunden fazla 
mola vermez. Eger biri kendisine bir sey verirse, ondan ertesi giine 
higbir sey birakmaz. Onun yapacagi tek sey, kendisini kurtulusa ve 
tekrar donusu olmayan makama ulastiracak olan yolunun sartla- 
rma katlanmaktir. BirunT sozlerinin burasmda bir brahmanm om- 
runun sonuna kadar uygulayacagi genel hukumleri anlatir. 
[Birunt'nin sozlerinden yapilan almti burada sona erdi.] 

Hindlilerin enfas ve evham sahipleri cukiyeler 1 ve ruhantlik ve 
hikmet sahipleri gibi diger dint mezheplerine gelince, bunlann her 
birinde nefis terbiyesine iliskin agir yontemler vardir. Bu yontem- 
lerin her biri mutlaka insanlardan ayn yasamayi ve nefse sehevi 



1- Bunlar hakkmda bilgi edinmek i?in Nefais'ul-Funun adh kitaba bakmiz. 



Maide Suresi 105 253 

hazlan yasaklamayi icerir. 

Budizm'e gelince; bu inane sistemi, nefsi armdirmaya, onun 
arzularma karsi durmaya ve onu hoslandigi seylerden mahrum bi- 
rakmaya dayanir. Maksat gercek marifete ulasmaktir. Bu yol, Bu- 
da'nm kendisinin hayattayken izledigi yoldur. Elimizdeki bilgileri 
gore, o vaktiyle bir prens veya bir devlet buyugunun oglu idi. Fakat 
hayatin suslu goruntulerini ve saltanat koltugunu birakarak kuytu 
ve korkulu bir kamishga sigmdi. Gencligini bu kamishkta gecirdi. 
insanlardan ayrildi. Hayatin nimetlerinden yararlanmayi arkada 
birakarak nefsini armdirmaya ve yaratihs sirlan uzerinde dusun- 
meye yoneldi. Bunun sonucun-da otuz alti yasmdayken kalbi mari- 
fet isigiyla donandi. zaman halk arasina cikarak herkesi nefsini 
terbiye etmeye ve marifet sahibi olmaya cagirdi. Tarihin verdigi 
bilgilere gore yaklasik kirk dort yil boyunca bu cagrisim devam et- 
tirdi. 

Sabiilere gelince, bunlar ruhantlik taraftarlan ile onlara ait put- 
lara tapanlardir. Gerci bunlar nubuvveti inkar ediyorlar, ama nefsi 
bilme konusunda Brahmanlann ve Budistlerinkinden fazla farkh 
olmayan kemale erme yollan vardir. el-Milel'u ve'n-Nihal adh e- 
serde verilen bilgiye gore soyle diyorlar: "Bizim i?in gerekli olan 
gorev, nefislerimizi tabit arzulann kirlerinden temizlemek, ahlaki- 
mizi sehvet ve ofke guglerinin baglantilanndan anndirmaktir. Bu- 
nu basannca bizimle ruhantler arasinda iliski meydana gelir. 
zaman ihtiyaclarimizi onlardan isteriz, durumumuzu onlara arz 
ederiz, butiin islerimizde onlara basvururuz. Onlar kendilerinin ve 
bizim yaraticimiz, kendilerinin ve bizim rizkimizin vericisi nezdinde 
bize sefaat ederler. Bu nefis temizliginin gergeklesebilmesi icin bu 
ugurda gayret gostermeli, nefsimizin arzularma karsi koymah, 
sehvetlerin adiliklerinden nefislerimizi ahkoymahyiz. Bunun icin 
ruhantlerden yardim istemeliyiz. Bu yardim isteme; yalvarma, dua 
etme, namaz kilma, zekat verme, yemekten i?mekten uzak dur- 
ma, kurban sunma, buhurdanhklar tutturme, afsun yapma yolu ile 
olur. Bunlan yapmca nefislerimiz yetenek kazanir ve araciya gerek 
olmaksizin yardima mazhar olur." (el-Milel'u ve'n-Nihal adh eser- 
den ahnan almti burada sona erdi.) 

Bu inancm baghlan arasinda yaratihsla ilgili genel inang ilkele- 
rinde bazi ihtilaflar varsa da bunlar marifette kemale ve bu dunya 



254 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

mut-luluguna erebilmek icin nefsi terbiye etme konusunda ortak 
goruse sahiptirler. 

Seneviyye icerisinde Mani mezhebinin mensuplarmin (Mane- 
viye-nin) temel inanci, insan nefsinin yuce nur aleminden oldugu 
ve sonradan yere inerek beden adi verilen bu karanhk maddt ka- 
hplar iginde hapsedildigi seklindedir. Onlara gore nefsin mutlulugu 
ve kemali bu karanhklar yurdundan kurtulup, aydinhklar alanma 
cikmasma baghdir. Bu da ya gonullu bir sekilde nefsi terbiye ede- 
rek veya zorunlu bir bicimde olumle gerceklesir. 

Yahudilerden, Hiristiyanlardan ve Mecusilerden olusan 
Ehlikita-b'a gelince, bunlann kutsal kitaplan olan Ahd-i Atik, Ahd-i 
Cedid ve Avesta, nefsi islah etmeye, anndirmaya ve onun asm ar- 
zulanna karsi koymaya yonelik cagrilarla doludur. 

Her iki Ahd-i Atik, Ahd-i Cedid kitaplan, stirekli dunyadan el gek- 
meyi ve sirri armdirmakla mesgul olmayi insanlara hatirlatir. Bun- 
lann baghlan arasmda gunumuzde de birgok dunyadan el-etek 
ceken insanlar ?ikiyor. Aralarmda birbirini izleyen nesiller halinde 
dunyadan el-etek Qeken birgok zahidlere rastlaniyor. Ozellikle Hi- 
ristiyanlarda bu gaba daha yaygmdir. Cunkii onlarm gegerli gele- 
neklerinden biri ruhbanhktir. 

Kur'an'da onlarm bu gelenegi hakkmda soyle buyruluyor: 
"Qunkii Hiristiyanlar arasmda Allah' a bagli bilginler He din adam- 
lan vardir ve onlar biiyukluk taslamazlar." (Maide, 82) "Uydurduk- 
lan ruhbanligi biz onlara yazmadik. Yalniz Allah'm rizasmi ka- 
zanmak igin onu kendileri uydurdular. Fakat ona geregi gibi uy- 
madilar." (Hadid, 27) Ayrica kendilerini ibadete adayan Yahudiler- 
den soyle soz ediliyor: "Onlarm hepsi bir degildir. Kitap ehlinden 
bir topluluk vardir ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'm ayetle- 
rini okuyarak secdeye kapanirlar. Onlar Allah' a ve ahiret gunune 
inanirlar, iyiligi emreder, ko-tulukten sakmdinrlar ve hayirlarda 
yan§irlar. I§te onlar iyilerdendirler." (Ai-i imran, 114) 

Nefisle miicadele etmeyi, ruh terbiyesini benimseyen baska 
degisik mezhepler ve gruplar da vardir. Buyuculer, simyacilar, til- 
simcilar, ruhlari, cinleri ve harflerin ruhaniyetini denetim altina a- 
lanlar, yildizlan ve baska seyleri denetim altina alanlar, ruhlari ca- 
ginp ihzar edenler ve onlan denetim altina alanlar gibi. Bunlann 



Maide Suresi 105 255 

her birinin kendine ozgii nefis terbiyesi yontemleri vardir ve bu 
metotlann her biri, bir tur nefse hakimiyet kazandinr. 1 

Butun bu aciklamalardan cikan sonuc sudur: Butun dinlerin, 
mezheplerin ve iyi ahlak taraftarlarmin en son amaci, nefsin arzu- 
lanna karsi koyarak onu armdirmak, onu kotu huylardan ve mak- 
sada uymayan hallerden temizlemektir. 

5- Belki de donup soyle diyeceksin: Qesitli mezheplerin ve yol- 
lann taraftarlarmin geleneklerinin ve uygulamalannin ortaya koy- 
duklan sey, dunyadan el-etek cekmektir. Bu da incelemenin ba- 
smda deginilen anlamda nefsi bilmek ve onun durumu Me mesgul 
olmaktan baska bir seydir. 

Daha acik bir ifade ile soyle diyebilirsin: §u veya bu sekilde i- 
badet etmeye gagiran cesitli dinler ve mezhepler, insani bir nevi 
dunyadan el-etek cekmeye cagmyorlar. Bu amagla iyi isler yap- 
mayi, nefsin arzulanni, gunahlan ve ahlaksizhklan birakmayi telkin 
ediyorlar. Boy-lelikle en guzel mukafata layik hale gelinecegini 
vurguluyorlar. Bu mukafat ya ahirette olur. Yahudilikten, Hiristi- 
yanhktan ve islam'dan olusan peygamberlige bagh dinlerin dedik- 
leri gibi. Ya diinyada bir mukafat soz konusu olur. Putperest dinle- 
rin ve tenasuh (ruh gocu) ilkesini benimseyen goruslerin ve baska 
akimlann ongordtikleri gibi. 

Dolayisiyla, inandigi dinin prensiplerine gore ibadet eden sira- 
dan bir dindar, belirli oranda dunyadan el gekme sonucunu dogu- 
ran dint emirleri yerine getirir. Fakat nefis denen soyut bir varhgm 
olmasi ve onu bilme diye bir hedef, bu hedefin ucunda mutluluga 
ve kemale erme diye bir sonuc akhnin ucundan gecmez. 

Bunun yam sira Qesitli yollarla ve geleneklerle nefislerine karsi 
miicadele veren riyazet taraftarlanndan biri, nefse agir gelen Qe- 
sitli uygulamalara katlanir. Fakat bu uygulamalardaki tek amaci, 
bu Qahsmalar iQin ongorulen makami elde etmek ve cabalarimn 
sonuQlarma ulasmaktir. Baskalanna istediklerini yaptirabilme ay- 



1- Bu inang gruplan hakkmda daha geni§ bilgi almak isteyenler Razi'nin, 
es-Sirr'ul-Mektum adh eserine, ZahTret'ul-iskenderiye adh esere, Hint'li Hakim 
Tam-tam'm el-Kevakib'us-Sab' kitabma, Teshir sanati hakkmdaki Sek-kaki'nin 
Risalesine, ibn-i Arabi'nin ed-Durr'ul-Mektum adh eserine, son donemde yazilan 
ruh gagirma konulu eserlere basvurabilirler. 



256 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ricahgi gibi... Bu kimse riyazete ba§ladigi andan bitirdigi ana ka- 
dar sozunii ettigimiz nefis meselesinin farkmda olmayabilir. 

Ustelik boyleleri arasmda nefsin kan gibi, buhar turn ruh gibi 
veya temel elementler gibi maddT ve dogal bir fenomen oldugu 
gorusunde olanlar vardir. Bunlarm yam sira nefsin, maddT ele- 
mentlerden olusmus bedene benzer, fakat bedene sizmis ve canli- 
ligi tasiyan latif bir cisim oldugunu dusunenlere de rastliyoruz. 
halde bunlarm hepsinin yaptiklan riyazetle nefsi bilmeyi hedef e- 
dindikleri nasil soylenebilir? 

Fakat yukanda vurguladigimiz su gercegi hatirlamalism: insan 
bu-tun bu durumlarda birtakim uygulamalara girisiyor. Bu uygu- 
lamalar nefsi dis alemden ve cesitli hazlardan alikoyucu nitelikte- 
dir. insan, bu uygulamalarla maddT sebeplerle ve normal tabiTfak- 
torlerle ulasilamayacak ozellikler ve sonuglar edinmek pesindedir. 
Bunlan yaparken tek gayesi, dis dunya kaynakh sebeplerden ve 
etmenlerden koparak nefsi ile bas basa kalmak ve boylece nor- 
mal maddT faktorlerin erdiremeyecekleri ozel sonu?lar elde et- 
mektir. 

Dinin ilkelerini tarn anlamiyla uygulayan bir dindar, insanT bir 
gorev olarak nefsi i?in gergek mutlulugu se?mesi gerektigini du- 
sunur. Bu da ahirete inananlar icin ahiretteki guzel hayattir. Put- 
perestler ve tenasuh nazariyesi taraftarlan gibi ahireti inkar eden- 
lere gore ise, iyilikleri bir araya getirip kotuluklerden uzak tutan 
bir dunya mutlulugudur. 

Aynca boyle bir kimse hayvanT hazlara dalmanin kendisine 
aradigi mutlulugu saglayamayacagina, kendisini amacma ulasti- 
ramayacagina inanir. Bunun iQin genelde nefsinin arzulanna karsi 
gikmasi ve onun normal sebepler aracihgiyla istedigi her seyin pe- 
sinden kosmayi birakmasi, kagmilmaz olur; normal maddT sebep- 
ler otesinde kalan bir veya birkac sebebe basvurmasi gerekir. Bu 
sebebe ve sebeplere yaklasmasi, onlarla butunlesmesi icap eder. 
Bu yaklasma ve biitunlesme ancak o sebebe veya sebeplere bo- 
yun egmekle, emirlerine teslim olmakla gergeklesebilir. Bu da ru- 
hT ve nefsanT bir istir. Bazi bedenT eylemleri yapmak ve bazilarmi 
terk etmekle pratige yansir. Bu eylemler de namaz, dim torenler 
veya bu kategoriye giren dim ibadetlerden ibarettir. 



Maide Suresi 105 257 

Dinin emri olan ameller, riyazetler, nefisle mucadeleler, bunla- 
rm hepsi nefisle ugrasmaya yonelik cabalardir. insan fitri olarak 
yaptigi ve yapmadigi her seyin kendi yaranna oldugu dusuncesin- 
dedir. Daha once belirttigimiz gibi, insan bir an bile nefsini gozle- 
mekten ve kendine yonelik bilinc sahibi olmaktan geri kalmaz. Bu 
bilincinde asla yanilgiya dusmez. Eger yanilgiya duserse, nazart 
gorusune ve fikrt incelemesine dayanarak yaptigi nefis tefsirinde 
yanihr. Bu aciklamadan ortaya cikiyor ki, butun dinler ve mezhep- 
ler, geleneklerinin ve yollarmin farkhhgina ragmen genel anlamda 
nefisle ugrasmaktan baska bir amaca sahip degildirler. dinlerin 
ve mezheplerin baghlan bunu bilsinler veya bilmesinler fark 
etmez. 

Qesitli riyazet ve nefisle mucadele programlan uygulayanlar 
var ki, bunlar hicbir dine bagh degildirler ve nefsin gercek mahiye- 
tine de inanmazlar. Bunlann da uyguladiklan riyazet programla- 
rmdaki tek maksatlan, kendilerine vaat edilen sonuca ulasmaktir. 
Vaat edilen sonuc ile bazi davranislan yapma ve yapmama ara- 
smda dogal sebep sonuc baglantisi gibi dogal bir baglanti yoktur. 
Bu baglanti maddT olmayan iradt bir baglantidir. Bu, riyazet prog- 
rami uygulayanm, uyguladigi programla korunan bilincine ve ira- 
desine bagh bir iliskidir. Riyazet programi uygulayanm nefsi ile 
vaat edilen sonuc arasmda gecerli ve etkilidir. 

Yani sozunu ettigimiz riyazetin mahiyeti, nefsi bilincinde ve ar- 
zulanan sonucu elde etmek istegi hususunda desteklemek ve 
mukemmellestirmektir. §6yle de denebilir: Riyazetin etkisi, arzu 
edilen sonucun makdur (guc yetirilebilir) oldugu bilincini nefse ka- 
zandirmaktir. Buna gore, eger riyazet ger?eklesir ve tamama erir- 
se, nefis oyle bir konuma gelir ki, arzulanan sonucu mutlak olarak 
veya kucuk yastaki bir gocuga ait ruhu cagirarak aynaya yansitil- 
masi gibi ozel sartlarda gergeklesmesini irade ederse, arzulanan 
sey ger?eklesir. 

Peygamberimizden (s.a.a) nakledilen su rivayetin anlami da 
bu gercege dontiktur. Rivayete gore Peygamberimizin (s.a.a) hu- 
zurunda Hz. isa'nm (a.s) havartlerinden birinin su tizerinde batma- 
dan ytiruyebildigi soylenince, Peygamberimiz (s.a.a), "Eger yakini 



258 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

daha fazla olsaydi, havada da yururdu..." dedi. 1 

Goruldugii gibi Peygamberimizin bu sozu, bu isin Allah'a yone- 
lik kesin iman ile dogal sebeplerin tek baslarma etkili olmadiklan 
gercegi uzerinde yogunlasiyor. Buna gore insanin mutlak Nan? gu- 
ce yonelisi ne kadar guclu olursa, tabit nesneler ona o derece bo- 
yun eger. Bu gercegi iyi anlamak gerekir. 

Bu konudaki en genis anlamh soz, imam Sadik'm (a.s) "Niye- 
tin guclu oldugu hicbir sey karsismda beden zayif ve aciz 
kalmaz." 2 sozudur. Peygamberimiz (s.a.a) de miitevatir bir hadi- 
sinde, "Ameller niyetlere baghdir." 3 buyurmustur. 

Ortaya cikiyor ki, amellerin ve ibadetlerin dint etkileri ve riya- 
zetlerin ve nefse donuk mticadelelerin etkileri ile insan nefsi ara- 
smdaki baglanti batintdir, yani soz konusu iliski bu gabalann 
batintfonksiyonlan olarak kendini gosterir ve bu islerden herhangi 
biri ile mesgul olmak, nefisle mesgul olmak demektir. 

Bazilan soyle zannedebilirler: Sebep-sonu? iliskisi, soz konusu 
amellerin maddt goruntuleri ile ahirete iliskin beklentiler arasm- 
dadir. Rahathk, guzel nzk ve nimet dolu cennet gibi. Veya bu iliski 
bu amellerin gorunen yanlan ile dogal sebeplerin etkili olamadik- 
lan, sasirtici dunyevt amaglar arasmdadir. Nefislerin idrakleri ve 
irade ttirleri uzerinde tasarrufta bulunabilmek, hareket ettirici bir 
guq olmaksizm hareketler meydana getirebilmek, kalplerin sirla- 
rmdan ve gelecegin olaylanndan haberdar olmak, ruhantlerle ve 
ruhlarla baglanti kurmak gibi. Ya da arada gercek bir baglanti ol- 
maksizm veya belirleyici bir faktor olmadan sirf Allah'm mutlak i- 
radesi ile amelleri, sonuglann izleyebilecegi sanilabilir. Fakat bu 
zanlar dogru degildir ve boyle sananlar kendilerini aldatmislardir. 

6- Sakin yanilgiya dusup simdiye kadar yaptigimiz bu incele- 
melerden dinin irfan ve tasavvuf, yani nefsi bilmek demek oldugu 
sonucuna varmayasm. Nitekim bazi maddeci arastirmacilar boyle 
sanmislar ve insanlar arasmda gecerli olan hayatla ilgili yonelisle- 
ri, maddt yonelisler ile irfan, yani din olarak ikiye ayirmislar. 



1- [Bihar'ul-Envar, c.70, s.210-212] 

2- [Bihar'ul-Envar, c.70, s.205, h:14] 

3- [Sefinet'ul-Bihar, c.2, s.743] 



Maide Suresi 105 259 

Sebebine gelince, dinin temel ilkesi sudur: insan igin gergek 
bir mutluluk vardir. Bu mutlulugu elde edebilmek igin tabiat ustu 
guce boyun egmek ve maddt hazlarla yetinmemek gerekir. §imdi- 
ye kadarki incelememizden de gikan sonug sudur: Hak olsun, batil 
olsun, butiin dinler insanlan egitmede ve onlara vadesini verdikle- 
ri ve gagirdiklari mutluluga sevk etmede, arzulanan hedefe uygun 
sekilde nefsi islah edip armdirmayi bir arag olarak kullanihrlar. Bu 
gergekler nerede, nefsi bilmenin din demek olmasi nerede? 

Din, insanlan bir Nana kulluk etmeye gagmr. Bu ibadet ya ara- 
cisiz (hak dinde oldugu gibi) veya sefaatgiler ve ortaklar (batil din- 
lerde oldugu gibi) aracihgi ile yapihr. Qunku insanm tek amaci o- 
lan mutluluk ve gtizel hayat bu kulluktadir. insanm bu kulluga e- 
rebilmesi igin madde bagimliligmin ve kontrolsuz hayvani hazlann 
kirlerinden annmis bir nefse sahip olmasi gerekir. Bunun igin din, 
cagri gorevinin bazi asamalarmda nefislerin islahini ve armdinl- 
masmi programlamaya siddetle ihtiyag duyar. Ancak boylece ona 
inananlar ve ocagmda egitilenler hayir ve mutlulukla donanirlar ve 
bir seyi bir elle ahp obur elle veren gibi olmazlar. Buna gore din 
baska ve nefsi bilmek onun otesinde daha baska bir seydir. Gergi 
dinin, belirli oranda irfani gerektirdigini hig unutmamak gerekir. 

Bu agiklamadan anlasihyor ki, ahsilagelenin dismda kalan, ga- 
rip ve degisik maksatlara yonelik riyazet ve nefisle mucadele me- 
totlan nefsi bilme kategorisine girmez. Gerci birbirleri arasmda bir 
dereceye kadar iliski vardir. 

Evet; bir konuda kesin yargiya varmahyiz ki, o da sudur: Hangi 
metotla olursa olsun nefsi bilmek, dinden kaynaklanmis bir gaba- 
dir. Aynca ozgur ve yeterli bir arastirma yapihrsa gorulur ki, butun 
farkhliklanna ve daginikhklanna ragmen butun dinler ayni kayna- 
ga dayanirlar. insan fitratmin benimsemeye gagirdigi bu tek ve 
derin koklti din, tevhit dinidir. 

Eski kusaklardan miras aldigimiz veya birbirimize asiladigimiz 
taassuplan bir yana birakarak yalm fitratimiza dondugumuzde, 
hig suphe etmeyiz ki, goklugu iginde birligi yansitan ve dagmikhgi 
iginde pargalan arasmda baglanti olan bu kainat, butun sebepler- 
den ustun olan tek bir sebebe vanp dayanir. Bu tek sebep, kendi- 
sine boyun egmenin ve planma, egitim sistemine gore hayattaki 
davranislan duzenlemenin gerekli oldugu Cenab-i Haktir. iste tev- 



260 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

hit ilkesine dayanan din budur. 

Biitiin dinlere ve mezheplere yonelik enine-boyuna bir deger- 
lendirme, onlann hepsinin az veya 90k bu canli ruhu tasidiklari 
sonucunu verir. Hatta putperestlik ve 90k tannli inanclar da boyle- 
dir. Ayrilik ve farklilik, dint gelenegi bu temel uzerine oturtup o- 
turtmamaktan ve bu uyarlamada isabetli ve ya hatali olmaktan 
kaynaklanir. Mesela biri diyor ki: "Yuce Allah bize sah damarmdan 
daha yakmdir. Nerede olursak olahm, bizimledir. O'nun dismda 
bir dayanak merciimiz, bir aracimiz yoktur. Dolayisiyla, hicbir or- 
tak kosmaksizm sirf O'na kulluk etmek gerekir." 

Bir baskasi da diyor ki: "insan toprak kaynakh ve adi cevher- 
den turemis bir varhktir. Bu niteligi onun yuce varhkla iliski kur- 
masma engeldir. Toprak nerede, Rablerin rabbi nerede? Bundan 
dolayi O'nun, kerem sahibi, madde bagimhligmdan kurtulmus, 
temiz ve dogalligm kirlerinden armmis kullarma yaklasmamiz ge- 
rekir. Bu kullar, yildizlann ruhantleri ve turlerin rableri ya da Allah- 
'a yakin insanlardir. 'Biz bunlara sirf bizi Allah'a yakla§tirsmlar di- 
ye tapiyoruz.' (Ziimer, 3) Bu aracilan duyu organlanmizla algilaya- 
madigimiz icin, onlar bizden yuce varhklar olduklan iQin onlan a- 
nitlarla ve putlarla somutlaftirmamiz gerekir. Boylece kulluk yak- 
la§masi saglamamiz gergekle? mi§ olur." 

Diger butun dinlerde ve mezheplerde de ayni durum gecerlidir. 
Goriiluyor ki, butun dinlerin ozlerinde §u veya bu oranda yuce Al- 
lah'i bir bilmeye bir yoneli§ mutlaka vardir. 

§urasi bilinen bir ger?ektir ki, insanlar arasmda gecerli olan 
butun inang sistemleri, ne kadar 90k dallara ayrilsalar ve aralann- 
da ne kadar buyuk gorti§ ayriliklan bulunsa da, bu sistemlerin 
gecmi§ donemlerine dondugumuzde onlann tevhit ilkesine daha 
90k meyilli olduklarmi goruruz. Tarn koklerine indigimizde, karsi- 
miza yalm fitratm dini olan fitrat dini gikar. Buna gore tevhit dini 
dinlerin babasidir ve diger butun dinler bu babanm ya iyi veya kotu 
evlatlandir. 

Aynca fitrat dini, nefsi bilme meselesini, davetinin amaci olan 
insan mutluluguna ulasmanm araci kabul eder. Bu amac, fitrt di- 
nin nihat istegi olan Allah'i bilmektir. Baska bir deyisle fitrat dini, 
insani nefsi bilmeye davet eder. Ama bu davet, bir hedef cagrisi 



Maide Suresi 105 261 

degil, hedefe giden yola yapilan bir davettir. Qunku din anlayisi, 
kulluk yolu dismda bir mesele ile ugrasmaktan hoslanmaz. Allah 
katmda gecerli olan tek din islam'dir ve Allah kullannin kafir ol- 
malarmdan hoslanmaz. Oyle olunca bash basma hedef haline ge- 
tirilen bir nefsi bilmekten nasil hosnut olabilir? 

Bu soylediklerimizden ortaya cikiyor ki irfan, fitrat dininin kay- 
nagina dayanir. Qunku o, insan fitratmm cagri hedefi olan bagim- 
siz bir konu degildir ki, dallan ve budaklan, bir tek kokte yani fitrt 
irfanda birlessin. 

Bu konuya bir baska sekilde de yaklasabiliriz, soyle ki: insan- 
hk, mutlu bir hayata ermek icin fitratmm dinamizmi ile toplumsal- 
lasmaya ve uygarlasmaya atildi. Tarih ve Mm? incelemeler, toplum 
halinde ya§ayan bazi ki§ilerin veya kavimlerin birtakim milliyetci 
gorijflerin benimsenmesi \g\n gagri yaptiklarmi veya bazi sosyal 
sistemler ortaya koyduklarmi ve bu sistemleri milletleri arasmda 
uyguladiklanni ispat etti. Kabile duzeni, derebeylik duzeni ve de- 
mokrasi gibi. Fakat tarih boyunca herhangi bir kimsenin insanlan 
nefsi bilmeye ve ahlaki armdirmaya Qagirdigmi, ne gegmisin bel- 
geleri ve ne Mm? incelemeler gos-termiyor. Bu gorevi sadece dinle 
ilgili kisilerin yaptiklarmi goruyoruz. 

Evet, bu din disi yollarm buyuculer ve ruh cagmcilan gibi bazi 
yolculan bu ttir bir nefis bilgisine din disi yoldan ulasmis olabilir- 
ler. Fakat bu gaba fitrt bir yonelis sonucu degildir. Qunku yukanda 
soyledigimiz gibi fitratm bu konuda etkisi yoktur. Boylelerinin yo- 
nelisleri soyle oldu: Once tesadufen nefsin bazi garip tezahurlerini 
musahede ettiler. Bu gozlemleri, nefislerle ilgili bir ayncalikh ko- 
num elde etme yolunda onlan kamciladi. Bu yolla kainatta acayip 
isler ve az rastlanir tasarruflar yaparak insanlan aldatmaya yonel- 
diler. Bu merak onlan nefsi incelemeye ve bu yolda ilerlemeye 
sevk etti. Sonra da adim adim ilerleyerek isin basmda bir patika 
gibi belirsiz olan bu yolu maksatlanna dogru uzayan duzgun bir yol 
haline getirdiler. 

7- Bircok dindar ve salih kullann dine uygun sekilde giristikleri 
nefisle mucadele sureci esnasinda, olaganustu kerametlere eris- 
tikleri ve benzerleri arasmda sadece kendilerinin karsilastiklan 
garip olaylar anlatihr. Baskalannin goremedikleri bazi seyleri go- 
rebilmek, kendileri dismdaki insanlann duyu organlan ile algila- 



262 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yamadiklan bazi olaylan ve §ahislan algilayabilmek, dualarmin 
kabul edilmesi, tedavisinden u-mit kesilen bazi hastalan sifaya 
kavusturmak, normal olmayan yollarla tehlikelerden kurtulabil- 
mek gibi. Bu olaganustulukler bazen salih olmayan, fakat sadik 
niyetli ve madde bagimhhgindan kurtulmus nefse sahip kimsele- 
rin eliyle de gerceklesebilir. Bu kimseler bu gordukleri olaganustii- 
luklerin yakin sebebini goz ardi ederler. Bu olaganustulukleri dog- 
rudan dogruya Allah'a isnat ederler, aradaki sebeplerin etkisini 
dikkate almazlar. Her seyin Allah'a dayandigi gorusu, kabul edil- 
mesi kacimlmaz bir gercek olmakla birlikte aradaki sebeplerin 
etkisini yok saymak dogru bir yaklasim tarzi degildir. 

Kimi zaman ruh uzmani kisi, sik sik rastlanan usule gore ku- 
cuk bir cocugun nefsi uzerinde tasarrufta bulunarak bir insan ru- 
hunu cagirarak aynaya, suya veya baska bir seye yansitir. Bu uz- 
man baskalan gibi, o cocugun ruhu Qiplak gozleri ile gordugunu, 
diger insanlarm gozleri ile ruh arasinda perde oldugunu, eger bu 
perde ortadan kalksa onlann o gocuk gibi ciplak gozleri ile ruhu 
gorebileceklerini zanneder. 

Kimi zaman cagnlan ruhun verdigi bilgilerde yalan soyledigi 
gorulur ve bu ise herkes hayret eder. Qunku ruhlar alemi temizlik 
ve annmislik alemidir. Bu alemde yalana, aldatmaya ve kandir- 
maya yer yoktur. 

Kimi zaman yasayan bir insanm ruhu cagrilarak sirlan ve gizli 
yanlan hakkinda soru soruluyor. Oysa o ruhun sahibi uyaniktir, isi 
ile gucii ile mesguldur, gundelik ihtiyaglan pesinde kosmaktadir 
ve ruhunun cagrildigmdan, birileri tarafmdan kendine soru sorul- 
dugunda ve aciklamasim istemedigi sirlanni ifsa ettiginden haberi 
yoktur. 

Kimi zaman bir kisi hipnotizma metodu ile uyutuluyor ve uy- 
kusunda yapilan telkin ile belirli bir isi yapmasi kendisine kabul 
ettiriliyor. Kisi uyanip serbest kahnca kendisine uykuda telkin edi- 
len isi, istenen sartlara uygun bicimde yapiyor. Ama kendisine ya- 
pilan telkinden ve bu telkini kabul ettiginden haberdar degildir. 

Bazi ruhcular insan sekline benzeyen veya hayvan sekillerini 
andiran ruh sekilleri gordukleri \g\n bu sekillerin madde aleminde 
ve degisken tabiat ortammda olduklanni sandilar. Ozellikle maddt 



Maide Suresi 105 263 

varhk bi-ciminden baska bir varhk bicimine inanmayanlar bu zan- 
na kuvvetle sanldilar. Oyle ki, bunlann bazilan ruhlan avlamakta 
kullanilabilecek aletler icat etmeye koyuldular. Butiin bu girisim- 
leri insan nefsi hakkmdaki su faraziyelerine dayaniyor: insan nefsi 
[beden icin] maddt bir kaynaktir veya bilinc ve irade yolu ile etki- 
sini gosteren maddt bir kaynagm ozelliklerinden biridir. Boyle 
diyorlar ama, bugune kadar canliligm ve bilincin ne oldugunu or- 
taya koymus, bu problemleri cozebilmis degildirler. 

Bu faraziyenin bir benzeri de ruhun latif bir cisim oldugunu, bi- 
cim ve goruntu bakimmdan elementlerden olusan bedenlere ben- 
zedigini iddia edenlerin faraziyesidir. Bu faraziyeyi savunanlar, in- 
sanm kendini uyanikkenki bicimi ile ruyada gormesini, varsayim- 
lanna delil sayiyorlar. Kimi zaman da nefislerine karsi mucadele 
verenlere nefisleri, bedenleri di§mda §ekil bakimmdan bedenin 
tipkisi olarak bagimsiz bir varhk biQiminde gosterilir. i§te bunlara 
dayanarak ruhun, elementlerden olu§mu§ bedene sizan, latif bir 
cisim olduguna, insan sag oldukca bedende banndigma ve be- 
denden ayrilmca olum olaymm meydana geldigine htikmetmisler- 
dir. 

Bunlar, gordtikleri bu sekillerin kendi bedenlerinden edindikle- 
ri suret ve kendileri disinda baska varhklardan zihinlerinde olusan 
bir suret gibi, zihnt bir suret olup insan bilincine dayandigini goz 
ardi etmislerdir. Kimi zaman bu bagimsiz suret, nefislerine karsi 
mucadele verenlerin bazisma bircok kez bedenin tipkisi olarak ve- 
ya bir baska bicimde zahir olur. Kimi zaman kendi nefsini bir bas- 
ka insanm nefsi olarak gortir. Bu durumlarda goriinen bigimin ru- 
hun sekli oldugunu savunmadiklan gibi, nefislerine karsi mucade- 
le edenlere kimi zaman bedenleri biciminde goriinen suretin de 
ruhun bicimi oldugunu savunmamalan yakisir. 

Meselenin ash sudur: Bu tur iddialan ileri stirenler nefisle ilgili 
bazi bilgiler elde ettiler ama, onun gercek mahiyetini oldugu gibi 
bilemediler. Bu yuzden elde ettikleri bilgilerin yorumunda ve nef- 
sin mahiyetini agiklamada yanilgiya dustiiler. Agik delillerin ve 
tecrubenin bizi ulastirdigi gergek sudur: 

§u bildigimiz dusunen suurdan ibaret olan ve konusmalan- 
mizda kendisinden "Ben" diye soz ettigimiz fenomen, daha once 
soyledigimiz gibi cevheri, ozti itiban ile su maddt fenomenlerden 



264 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

farkh, bambaska bir seydir. Nefsin suurunun kisimlan ve algilama, 
hayal ve dusunme gibi idrak turleri, idrak etmeleri itiban ile nefsin 
kendi aleminde ve ortammda gerceklesen olaylardir. 

Bu olaylar, organizmanin algilama ve idrak organlannda mey- 
dana gelen dogal ozelliklerden farkh ve baska olaylardir. Organ- 
larda meydana gelen olaylar, ozleri itiban ile canhhktan ve bilinc- 
ten yoksun, maddT olaylardir. Salih kullarda, nefisleri ile mucadele 
edenlerde ve riyazet programi uygulayanlarda gorulen soz konusu 
olaganustulukler, onlarm nefislerinin cercevesi disinda olan olay- 
lar degildir. Bu bilgilerle ilgili esas mesele sudur: 

Acaba bunlar nefiste nasil olusuyorlar ve oradaki yerleri nere- 
sidir? Ayrica bir de su nokta var: Nefisle su veya bu oranda bag- 
lantih olan butun bu olaylar ile nefsin kendisi arasmda sebep- 
sonuc iliskisi vardir. Buna gore riyazet ve mucadele adamlarimn 
ortaya koyduklan olaganustulukler tumu ile onlarm iradelerinden 
ve isteklerinden besleniyor. irade ise suurdan kaynaklanir. hal- 
de suurla baglantih ve suurla siki iliskisi olan butun olaylarda in- 
san suurunun etkin rolu vardir. 

8- Genel olarak nefsi bilmekle ugrasanlan ikiye ayirabiliriz: Bi- 
rinci kisimdakiler normal maddT sebep-sonu? iliskisi disinda ka- 
lan, nefsin sasirtici eserlerinden bir pay elde etmek icin nefis bil- 
gisi ile mesgul olurlar. Buyuculer, tilsimcilar, yildiz ruhantlerini 
kontrol altina alanlar, islerle sorumlu varhklan, cinleri ve insan 
ruhlarmi denetim altina alanlar, dua ve afsun isleri ile ugrasanlar 
gibi. 

ikinci kisimdakiler, nefsin dismdaki dunyayi biryana birakarak 
nefis uzerinde odaklasmak suretiyle nefis bilgisi pesinde kosan- 
lardir. Bunlarm gayesi nefsin derinliklerine inerek onun cevherini 
ve gelismelerini mtisahede etmektir. Bunun ornegi, metotlan ve 
inane gruplan farkh tasavvufculardir. Tasavvuf, Muslumanlar tara- 
fmdan icat edilmis bir metot degildir. Qunku bu metoda Hiristiyan- 
lar, hatta putperestler, Brahmanistler ve Budistler gibi daha once 
dunya sahnesine cikmis ummetler arasmda rastlanmaktadir. Bu 
ummetler iginde bu yolu gunumuze kadar takip eden kimseler 
vardir. Daha dogrusu tasavvuf onlarm da icadi degildir. Onlar da 
bu yolu eskilerinden miras almislardir. 



Maide Suresi 105 265 

Fakat bu miras alma islemi, insanlarm medeniyetin gelisme- 
lerini birbirlerinden sonra gelen milletlerin kendilerinden onceki 
milletlerden miras almalan gibi basit bir taklit ve aktarma isi bi- 
ciminde olmamistir. Nitekim bazi din ve mezhep arastirmacilari 
meselenin boyle oldugunu iler surmusler. Aslmda daha onceki bo- 
lumlerde belirtildigi uzere meselenin gelisimi soyledir: 

Fitrat dini insani zahitlige, zahitlik de nefsi bilmeye iletir. Din 
bir ummet arasmda yerlesip fertlerinin kalplerinde koklesince bu 
durum, kesinlikle o milletin fertleri arasmda nefsi bilme yolunun 
dogmasina hazir ve uygun bir ortam meydana getirir ve bu konu- 
daki gerekli sartlan bir araya getiren bazi fertler bu yola koyulur. 
Eger dint hayat bir ummetin yapismda onemsenecek uzunlukta bir 
sure boyunca hukum surerse, o ummet arasmda bu yol ortaya qi- 
kar. Ama ortaya cikan nefsi bilme yolu dogru da olabilir, bozuk da 
olabilir. ummetin, diger dindar toplumlardan tamamen kopuk 
olmalan bu gelismeyi engellemez. iste gelisme sureci boyle olan 
bir kurumu, eski nesillerden miras almarak aktanlmis bir gelenek 
gibi gormek dogru degildir. 

9- Nefis bilgisi ile mesgul olanlann ikinci kismmi -ki bunlar 
gercek irfan ehlidir- iki kesime ayirmahyiz: 

Bunlann bir kesimi bu yola, yolun kendisini amac edinerek 
koyulurlar. Bu yolda bazi bilgiler elde ederler, ama nefis hakkmda 
tarn bilgiye ulasamazlar. Qunku sadece nefsin kendisini hedef e- 
dindikleri icin onun yaraticismdan gafil kahrlar. Bu yaratici yuce Al- 
lah'tir. 0; nefsi, varhgi ve varhginin sonuclan bakimmdan kesin 
egemenligi altmda tutan, gercek sebeptir. insan bir seyin varolu- 
sunun sebebini, ozellikle bu sebep butun sebeplerin sebebi oldugu 
takdirde, bunu goz ardi ederek o seyi nasil tarn olarak bilebilir? 

Bunun benzeri sudur: Bir kisi dusunun ki, oradaki kanepe 
hakkmda bilgisinin oldugunu iddia ediyor, ama bu kanepenin ma- 
rangozundan, o marangozun keserinden, testeresinden, bu mobil- 
yayi imal etmekteki gayesinden ve kanepenin ortaya ?ikisinin ar- 
kasmdaki diger faktorlerden habersizdir. iste Allah'i bir yana bira- 
karak sirf nefsi bilmekle ugrasan bir kimsenin, nefsi tarn olarak 
ogrendigini ileri surmesi buna benzer. 

Nefsi bilme cabasimn bu turune verilecek en uygun isim ke- 



266 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

hanettir. Qunku bu cabamn sonunda nefse ve onun sonuclarma i- 
liskin bazi bilgiler elde edilmektedir. 

Bunlarm obur kesimi ise, nefsi bilme metodunu Allah'i bilme- 
ye goturen bir arac olarak kabul ederler. Genellikle dinin hoslan- 
digi yol, bu yoldur. Bu yolun ozu, insanin Rabbinin ayetlerinden biri 
ve insana en yakm ayeti olarak ele almasi suretiyle nefsi bilmekle 
ugrasmasidir. Bu durumda nefsi, uzerinde yuruyen bir yol, yuce Al- 
lah ise bu yolun kendisine ulasacagi bir gaye olur. "Sonunda van- 
lacak yer sadece Rabbinin huzurudur." (Necm, 42) 

Bu irfan erbabi cesitli gruplara ayrihr. Qesitli dinlere ve inanc- 
lara bagh bircok mezhepleri vardir. Bunlar arasmda gayrimuslim- 
lerin mez-hepleri ve izledikleri yollar hakkmda yeterli bilgiye sahip 
degiliz. Musluman olanlarma gelince, onlarm tarikatlarmin sayisi 
coktur. Belki temel ilkeler acismdan yirmi bes silsileye indirgen- 
meleri soz konusudur. Her silsilenin de aynca bircok dallan vardir. 
Biri harig bu silsilelerin her biri Hz. Ali'ye (ona selamlann en ustu- 
nu olsun) dayanir. Bu sufiler icinde bu silsilelerden higbirine bagh 
olmayan bir grup var ki, bu gruba Uveys'iil-Karani'ye nispetle U- 
veysiye Tarikati adi verilir. Aynca ne bir ismi ve ne ayinci sembolii 
olmayan baska bir sufi gruplan da vardir. 

Tasavvufcular birgok kitap ve risale yazmislardir. Bu eserlerde 
onlarm silsileleri, tarikatlan, benimsedikleri gelenekler ve edep 
kurallan ve ilgili tarikatm onde gelen sahsiyetleri hakkmda bilgi 
verilir ve bu sahsiyetlerden nakledilen kerametler anlatihr. Aynca 
tarikatlarma dayanak olusturan delilleri ve maksatlan agiklanir. 
Bu konuda genis bilgi edinmek isteyenler o eserlere basvurabilir- 
ler. Bu tarikatlan ve yollan aynntili bigimde inceleyerek dogru ola- 
nin dogrulugunu vurgulamanm ve bozuk olanmi elestiri suzgecin- 
den gegirmenin yeri burasi degildir. Bu kitabin besinci cildinde 
yaptigimiz bir inceleme bu konuda yararh olabilir. 1 Burada soyle- 
diklerimiz, nefsi bilme anlami hakkmda yapmak ihtiyacmi duydu- 
gumuz arastirmanm ozetidir. 

Bilmek gerekir ki, nefis ile ilgili bir bilgi, amelt ve uygulamaya 
yonelik bir gayedir. Bu konudaki tarn bilgiye nazart olarak degil, 



1- [el-Mizan, c.5, Maide Suresi, 15.19. Ayetlerin Agiklamasi Boliimu.] 



Maide Suresi 105 267 

uygulama yolu ile bizzat icinde yasanarak ulasilabilir. Eski 
teorisyenler tarafmdan duzenlenen psikoloji bilgisi asla bu mari- 
fetle ilgili bir cozum getirmez. Son zamanlardaki bilginler tarafm- 
dan mufredati duzenlenen pratik ve uygulamaya donuk psikoloji 
bilim dah ise, eski alimlerin tasniflerine gore ahlak ilminin bir alt 
bolumudur. Hidayet Allah'tandir. 



268 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



106- Ey inananlar! Sizden birinize olum gelip catmca, vasiyet 
edecegi zaman aranizdaki (gereken) sahitlik, sizden (Musluman- 
lardan) adalet sahibi olan iki kisi(nin sahadeti)dir veya yeryuzunde 
yolculuk ederken basmiza olum musibeti gelirse, (Musluman bu- 
lamadiginiz takdirde) sizden (Muslumanlardan) olmayan (kitap 
ehli) iki kisi(nin sahadeti)dir. Eger (bu gayrimuslimlerin sahitlikleri 
konusunda) kuskuya duserseniz, namazdan sonra onlan 
alikorsunuz; onlar da 'Akraba da olsa sahitligimizi hicbir paraya 
satmayacagiz ve Allah'm sahitligini saklamayacagiz, yoksa biz el- 
bette gunahkarlardan oluruz." diye Allah'a yemin ederler. 

107- Eger daha sonra bu sahitlerin gtinah isledikleri anlasilir- 
sa, (vasiyete) daha yakm olan iki kisinin (sahidin) haklanna teca- 
viiz etmek istedigi kimselerden olmak uzere iki baska kisi onlann 
yerine geger ve "Mutlaka bizim sahitligimiz onlann sahitliginden 
daha ger?ektir ve biz (hakka) tecavtiz etmedik, yoksa biz elbette 



Maide Suresi 106-109 269 

zalimlerden oluruz. diye Allah'a yemin ederler. 

108- Bu, sahitligi gerektigi gibi yapmalanna veya yeminlerin- 
den sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarma daha yakm 
ve uygundur. Allah'tan korkun ve O'nu dinleyin. Allah, yoldan cikan 
toplulugu dogru yola iletmez. 

109- Allah'm, elcileri toplayacagi gun(den korkun ki, Allah), 
"Size ne cevap verildi?" diye soracak. Onlar da "Hicbir bilgimiz 
yok, suphesiz ancak sen gaypleri bilensin" derler. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Okudugumuz ayetlerin ilk ucu sahitlik hakkmdadir. Sonuncusu 
da anlam bakimmdan belirli bir oranda ilk tic ayetle iliskilidir. 

"Ey inananlar! Sizden birinize olum gelip catinca, vasiyet edecegi 
zaman aranizdaki (gereken) sahitlik, sizden (Mus-lumanlardan) adalet sa- 
hibi olan ikl kisi(nln sahadetl)dir... yoksa biz elbette zalimlerden oluruz, 
diye Allah'a yemin ederler." Bu iki ayetin iceriginden cikan sonuc 
sudur: 

Eger bir Musluman yolculuk sirasmda vasiyet yapmak isterse, 
iki sdziine guvenilir Muslumani vasiyetine sahit tutar. Eger iki Mus- 
luman sahit bulamazsa, Musluman olmayan, fakat Ehlikitap'tan 
olan iki kisiyi sahit tutar. Eger dlunun velileri vasiyetle ilgili bu sa- 
hitligin dogrulugu konusunda siipheye duserlerse, sahitler na- 
mazdan sonra bir kenara Qekilerek kendilerine sahitliklerinin dog- 
ru olduguna dair Allah'm adi tizerine yemin ettirilir. Boylece ara- 
daki gatisma ortadan kalkmis olur. Eger olunim velileri sahitlerin 
yalan soylediklerini veya ytiklendikleri bu emanete ihanet ettikle- 
rini bilirlerse, ilk iki sahidin yerine baska iki sahit gecirilir ve bu se- 
fer yeni sahitler ilk sahitlerden farkh olan sahitliklerini ortaya ko- 
yarlar. Ama once onlara da o konuda yemin verdirilir. 

Bu iki ayetten anlasilan anlam budur. Ayetin basmdaki "Ey ;'- 
nananlar!" ifadesi miiminlere yonelik bir hitaptir. Yani hiikiim sa- 
dece miiminlere mahsustur. Ayetteki "sehadet'u beynikum iza 
hazare aha-dekum'ul-mevtu htn'el-vasiyyet'i isnan'i zeva adl'in 
minkum" ifadesinde, muptedanm haberi bolumunde muzaf takdir 
edilmistir; asli soyledir: "Sehadet'u beynikum... sehadet'u zevt 
adl'in minkum." [Sizin aranizda gerceklesecek sahadet... sizden 



270 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

olan iki kisinin sahadetidir.] Veyahut mupteda olan "sehadet" ke- 
limesi, sahit anlammda kullamlmistir. Bu durumda maksat, sahit- 
lerin sayi itibariyle iki olmasi gerektigini vurgulamaktir. Dolayisiyla 
mastar olan sahadet kelimesi, burada ism-i fail anlammda kulla- 
mlmistir; su ifadelerde oldugu gibi: "Racul'un adl ve reculan-i adl" 
(yani bir adil kisi ve iki adil kisi). 

Ayette sozu edilen "olumun gelip catmasi" ifadesi, vasiyet et- 
meyi gerektiren bir durumun ortaya cikmasi anlamma gelen kina- 
yeli bir ifadedir. Qunku insanlar dogal yapi olarak olum ihtimalini 
ortaya koyan bir durum meydana gelmedikce, bu tur meselelerle 
mesgul olmaz-lar. Olum ihtimalini gundeme getiren durum ise, 
normalde insani olumle karsi karsiya getirecek sekilde agir hasta- 
hktir. 

Ayetteki "htn'el-vasiyye=vasiyet edecegi zaman" ifadesi saha- 
det kelimesi ile baglantih bir zarftir. Yani, "vasiyet edecegi zaman 
olmasi gereken sahitlik" demektir. Yine ayetteki "adl" kelimesi -ki 
mastardir- bir konu ile ilgili dogruluk demektir. Kelimenin kulla- 
nildigi yerin ortaya koydugu ip u?tan, bu dogrulugun din ile ilgili 
oldugu anlasihyor. Bundan da kesin olarak anlasihyor ki, ayetteki 
"sizden" ve "sizden ol-mayanlar" ifadelerinden maksat, Mtislu- 
manlar ile gayrimuslimlerdir, yoksa akrabalar ile ayni asiretten 
olanlar degildir. 

Cunku "isnani=iki kisi" ve "aherani= iki baska kisi" ifadeleri 
birbirinin karsiti olarak yer aldiktan sonra "isnani=iki kisi" ifadesi 
"zeva adl'in=adalet sahibi" ve "minkum=sizden" ifadeleri ile sifat- 
landinldigi halde, "aherani=iki baska kisi" ifadesi "min 
gayrikum=sizden olmayan" ifadesi ile vasiflandinlmis, adil olmakla 
sifatlandmlmamistir. Dinde dog-ru olup olmamakla sifatlanmak, 
Musluman'da ve Musluman olmayanda farkhhk gosterir. Aksi hal- 
de eger sahitler, sahit tutanm akrabalan veya kabilesinin mensup- 
lan ise bunlarda adil olmayi gozetmek ve eger sahitler adamm 
yabancilan ise bu sarti gozetmemek yersiz olurdu. 

Buna gore "ev aheran-i min gayrikum=veya sizden olmayan iki 
baska kisi" ifadesi, siralama gozeten bir siklara ayirmadir. Yani 
eger orada Muslumanlar varsa, onlardan iki kisiyi sahit tutar. Eger 
orada sadece gayrimuslimler varsa, onlann ikisini sahit tutar. Bu 



Maide Suresi 106-109 271 

anlam incelikleri, konunun sagladigi karineden cikiyor. 

Yine ayni karine "in entum darabtum...=yeryuzunde yolculuk 
ederken basmiza olum musibeti gelirse" ifadesinin "ev aheran-i 
min gayrikum=sizden olmayan iki baska kisi" ifadesi ile baglantih 
bir kayit olmasmi gerektiriyor. Qunku Musluman, normal sartlarda 
Musluman toplumda yasadigi icin, yurdunda otururken Musluman 
olmayanlardan iki kisiyi sahit tutmak zorunda kalmaz. Ama yolcu- 
luk ve gezgincilik durumu boyle degildir. Boyle durumlarda bu tur 
olaylarla karsilasilabilir, sahit ve benzeri ihtiyaclar icin gayrimus- 
limlerden yararlanma zorunlulugu ortaya cikabilir. 

Makam karinesi, yani Allah'm kelammdan edindigimiz anlayi- 
sa bagh olarak hukum ile konu arasmdaki ili§kiden anla§ihyor ki, 
buradaki gayrimuslimlerle Ehlikitap kastediliyor. Qunku yuce Al- 
lah'm kelami higbir zaman mu§riklere keramet (ustunluk) atfet- 
mez. 

Ayetteki "namazdan onlari alikorsunuz." ifadesi, onlari engel- 
lersiniz, durdurursunuz demektir. Yani ifadede yer alan "hapset- 
mek" durdurmak, ahkoymak demektir. "Allah'a yemin ederler" 
yani sahitler... "e^er ku§kuya du§erseniz" yani vasinin vasiyetle il- 
gili aciklamasi veya vasiyet konusu olan mal ya da vasiyetin nite- 
ligi hakkmda supheye duserseniz... Yapilacak yeminin igerigi ise, 
"akraba da olsa, §ahitligimizi higbir paraya satmayacagiz. " if ade- 
sidir. Yani vasiyet eden kisinin iddiasi hakkindaki sahitligimizi, o 
kisi akrabamiz bile olsa, birkac paraya satmayiz. 

§ahitligi az bir bedel karsiligmda (birkac para icin) satmak 
demek sahidin mal, mevki veya akrabayi kayirma duygusu ile sa- 
hitliginde dogrudan sapmasi demektir. Boyle olunca dunyevt bir 
bedel karsiligmda sahitligini harcamis olur ki, o bedelin miktan ne 
olursa olsun, Kur'an deyimi ile "az bir bedel"dir. 

Bir tefsir bilgini bu yemin metnindeki "bi-hi" zamirinin yemine 
raci oldugunu ileri surmustur. zaman yeminin anlami "Bu yemi- 
nimizi az bir bedel karsihgi satmayiz" seklinde olur. Bu yorum, 
yeminin iki kere yapilmasmi gerektirir ki, ayette buna dair bir de- 
lalet yoktur. 

"Allah'm §ahitli£ini saklamayacagiz." Yani ger?ege aykiri sa- 
hitlik yapmayiz. "yoksa biz elbette giinahkarlardan oluruz." Yani 



272 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

giinah yiiklenmis oluruz. Bu ciimle, "sahitligimizi higbir paraya 
satmayacagiz." ifadesine matuftur ki, aciklama amach atif gibi bir 
konuma sahiptir. 

"Allah'm sahitligi" ifadesinde sahitligin Allah'a izafe edilmesi- 
nin iki anlami olabilir. Birincisi, olup bitenlere §ahitler nasil §ahit 
ise Allah da sahittir. Bu anlamda sahitlik sahitlerin oldugu gibi Al- 
lah'm da sahitligidir. Ashnda onun malik olma onceligi oldugu icin 
bu sahitlik gercekten ve asaleten Allah'a ve tabaiyyet yolu ile sa- 
hitlere aittir. Nitekim yiice Allah soyle buyuruyor: "§ahit olarak Al- 
lah yeterlidir." (Nisa, 79) "Insanlar O'nun bilgisinin sadece diledigi 
kadanni kavrayabilirler." (Bakara, 255) 

§ahitligin Allah'a izafe edilmesinin obur anlami su olabilir: §a- 
hitlik, Allah'm kullan tizerindeki bir hakkidir. Kullarm bu gorevi de- 
giftirmeksizin ve saklamaksizm yerine getirmeleri gereklidir. 
zaman Allah'm §ahitligi demek, Allah'm dini demek gibi bir anlam 
ta§ir. Bu deyimde din Allah'a izafe ediliyor. Oysa onun baghlan kul- 
landir. Nitekim yuce Allah §6yle buyuruyor: "§ahitli£i Allah igin 
yapm." (Taiak, 3) "Sakm §ahitli£i saklamaym." (Bakara, 283) 

"Eger daha soma bu §ahitlerin giinah i§ledikleri anla§ilirsa..." 
Ayetin orijinalinde gecen "usire" fiilinin mastan olan "usur" keli- 
mesi, "ala" harf-i cerr edati ile kullanildiginda, bilmek ve bulmak 
anlamma gelir. Bu ayet, §ahitlerin ihanet ettikleri ve §ahitliklerin- 
de yalan soylediklerinin ortaya ?ikmasi ile ilgili hiikmii bildiren bir 
agiklamadir. 

"istehakka ismen" yani ihanet ettiler, giinah i§lediler. 
"istehakk'ar-racul" ifadesi, "ki§i giinah i§ledi" anlamma gelir. 
"istehakka fulan'un ismen ala fulan" ifadesi, kinaye yoluyla birinin 
bir baskasi hakkmda cinayet isledigi ve ona hiyanet ettigi anla- 
mmda kullanihr. iste bu yuzden "istahakka aleyhim'ul- 
evleyani=6liiye ve vasiyete daha yakin olan iki sahidin yalan soyle- 
yerek ve hiyanet ederek haklanni ?ignedikleri" ifadesinde, 
"istahakka" fiili "ala" edatiyla gegisli kilmdi. Ashnda "ista-hakk'ar- 
raculu" ifadesi, kendi hakkmda giinah veya cezanm ispatlanmasi- 
ni ve onu hakettigini istemesi anlamma gelir. Dolayisiyla bu ifade- 
nin kinat kullanimi, talebin soz konusu edilip matlubun irade edil- 
mesi; arag ve yolun, amac ve hedef yerine konulusuna ornek teskil 



Maide Suresi 106-109 273 

eder. 

"istehakka ismen" ibaresinde "ism (=giinah)" kelimesine yer 
veril-mesi, daha onceki yemin metnindeki "yoksa biz elbette gu- 
nahkarlardan oluruz." ifadesine dayanir. 

"iki ba§ka ki§i onlarm yerine geger." Yani ilk iki sahidin yalan 
soyledikleri ve hainlik ettikleri tespit edildigi takdirde, baska iki 
sahit onlarm yerine geger ve ilk iki sahidin yalan soylediklerine ve 
hiyanet ettiklerine dair onlarm aleyhinde yemin ederek sahitlik 
yaparlar. 

"(vasiyete) daha yakm olan iki ki§inin (§ahidin) haklarma te- 
caviiz etmek istedigi kimselerden olmak uzere..." Bu ifade, hal 
konumundadir. Yani bu yeni iki sahit, oluye vasiyet bakimindan 
oncelikli ve yakm olan ilk iki sahidin sahitliklerinden zarar gordtik- 
leri kimselerden olmak uzere. Fahr-i Razi, tefsirinde bu ifadeyi bu 
sekilde aciklamistir. 

ilk iki sahidin zarar dokundurdugu kimselerden maksat, dlunun 
ve-lileri ve yakmlandir. Ayetin ozetle anlami sudur: Eger iki sahidin 
yalan soyleyerek olunun yakmlanna haksizhk ettikleri belirlenirse, 
giinaha girdikleri ortaya gikmadan once oluye daha yakm olan bu 
ilk iki kisinin haksizhk ettigi olu yakmlarmdan iki baska sahit, ilk 
iki sahidin yerine geger. 

Bu anlam, ifadedeki "istahakka" fiili malum kahbmda okun- 
dugu takdirde boyledir. Bu okunus, Hafs tarafindan rivayet edilen 
Asim'in okuyus bigimidir. Ama cumhurun kiraat bicimi, meghul 
kahbindadir; yani "ustuhikka" seklindedir. Bu durumda, anlasildigi 
kadanyla "evle-yan" kelimesi, geriye birakilmis muptada ve 
"feaheran-i yekumani..." ifadesi, one ge?irilmis haber olur. Haber 
cumlesinin one ge?mesinin sebebi ise, ona yapilmak istenen vur- 
gudur. halde ayetin anlami soyle olur: Eger bu sahitlerin gunah 
isledikleri anlasihrsa, artik oluye yakm olan, iki baska kisi olur. 
Haklarma tecavuz edilmek istenen olunun velilerinden olan bu iki 
kisi, ilk iki sahidin yerine geger. 

Ebu Bekir, Hamza, Halef ve Yakup yolu ile gelen bir baska ri- 
vayete gore soz konusu kelime Asim tarafindan "evveltn" seklin- 
de, yani "ahir" kelimesinin ziddi olan "evvel" kelimesinin cogul 
siygasi olarak okunmustur. zaman olunun velileri, onde gelenle- 



274 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ri anlamma gelecek olan bu kelime, "elleztne" edatmm sifati veya 
bedeli konumunda olur. 

Tefsirciler, bu ayetin bolumlerinin edebiyat acismdan deger- 
lendirme hususunda o kadar 90k alternatifler ileri surmusler ki, 
eger ayetle ilgili tarn anlam elde etmek \q\n bu alternatifleri birbi- 
rine eklersek, yuzlerce degisik edebt degerlendirme ortaya cikar. 
Nakledildigine gore Zeccac bu ayetin terkip bakimmdan en zor 
Kur'an ayeti oldugunu soylemistir. 

Biz burada ayetin hicbir zorlamaya girismeksizin ilk planda an- 
lasilan anlamma yer verdik, tefsircilerin ileri surdukleri diger muh- 
temel anlamlan arastirmaya kalkismadik. Qunku bu anlamlan 
cogaltmak, ifadeyi daha belirsiz hale getirip okuyucuyu daha 90k 
saskmhga dusurmekten baska bir sey kazandirmaz. 1 

"Allah'a yemin ederler" ctimlesi, "iki ba§ka ki§i onlarm yerine 
geger" ctimlesinin uzantisi ve ilk ctimle sebep, ikinci cumle ise 
sonu? konumundadir. "Allah'a yemin ederler." Yani olunun yakm- 
lanndan o-lan sonraki iki §ahit, "bizim §ahitligimiz" onceki §ahitle- 
rin yalanciliklanni ve ihanetlerini igermesi bakimmdan, "onlarm 
§ahitliginden daha gergektir." Yani ilk iki §ahidin vasiyet konu- 
sundaki iddialan bakimmdan daha dogrudur. "Biz hakka tecaviiz 
etmedik." yani o iki §ahidin §ahitliklerinin tersine olan §ahitligi- 
mizde onlara haksizhk etmedik. "Yoksa biz elbette zalimlerden 
oluruz. " 

"Bu, sahitligi gerektigi gibi yapmalanna veya yeminlerinden sonra 
yeminlerin reddedilmesinden korkmalanna daha yakin ve uygundur." 
Bu ayet, bu hukmun ortaya konmasmin hikmetini aQikhyor. Den- 
mek istenen §udur: Yuce Allah'm duzenledigi tarzi ile bu hukum, 
gergege ulaftiracak en guvenilir yoldur. §ahitlerin, §ahitliklerinde 
haksizhga du§memeleri, §ahitlikleri kabul edildikten sonra du- 
rumda degisiklik meydana gelerek sahitliklerinin reddedilmesin- 
den cekinmelerini saglayacak en etkili metottur. 

Sebebine gelince, insan ihtiras sahibidir. Bu ihtiras onu elin- 
den geldigi oranda sahst menfaat saglamaya, arzu ettigi her seyi 



1- ihtimalleri bilmek isteyen, AlusT'nin Ruh'ul-Maani adh tefsirinin yedinci 
cildine, Mecma'ul-Beyan tefsirine, Fahreddin-i Razi'nin tefsirine (el-KebTr Tefsiri) 
ve bu hususta ayrmtilara yer veren diger tefsir kitaplarma ba§vurabilir. 



Maide Suresi 106-109 275 

ele gecirmeye cagmr. Eger onu boyle davranmaktan caydiracak 
bir engel olmazsa yapacagi budur. insan bu sekilde sahs? menfaa- 
ti pesinde kosarken, bu menfaatin hakki olup olmadigma 
bakmaz. Bu ugurda baskalarimn hakkina tecavuz etmekten, zu- 
liimden, saldirganhktan cekinmez. Onu saldirganhktan caydirma- 
nin iki yolu vardir. Ya siyast, cezat ve toplumsal kmama seklinde 
ortaya cikan dis kaynakh bir engel devreye girer veya kendi vicda- 
ni haksizhk yapmasma engel olur. En etkili vicdanT engel, Allah i- 
nancidir. Cunku kullann varacaklan son yer, davranislarimn hesa- 
bmin gorulecegi, kesin htikme baglanacagi ve karsiliklarimn tarn 
olarak verilecegi nihat makam, Allah'm huzurudur. 

Vasiyet konusunda gercegi bilmenin ve dogrunun ortaya cika- 
rilmasmm, olunun vasiyet ettigi iki sahidin sahitliginden baska bir 
yolu olmadigi boyle bir durumda, bu sahitlikleri dogruya en yakm 
bir nitelige kavusturmanin en kesin caresi, ilk olarak o iki sahidin 
Allah'a olan imanlanndan yararlanmaktir ve O'na dayanmaktir ki, 
bu onlan Allah'a yemin ettirmekle gerceklesir; ikinci olarak da ya- 
lan soyledikleri ortaya ?iktigi takdirde, onlann yerine olunun varis- 
lerinin yeminine basvurmakla olur. 

Bu uygulama, yani once olunun tuttugu sahitlere yemin ettir- 
mek, arkasmdan mirascilara yemin verdirme uygulamasi, her iki 
sahit Qiftinin dogruyu soylemelerini saglayacak, yeminlerinin red- 
dedilmesinin getirecegi rezillikten sakmmalanni temin edecek en 
etkili ve caydinci faktordur. 

Yuce Allah bu ayeti "Allah'tan korkun ve O'nu dinleyin. Allah, 
yoldan gikan toplulugu dogru yola iletmez." seklindeki ogut ve 
uyan icerikli bir ifade ile noktahyor. Bu ifadenin anlami aciktir. 

"Allah'm, elglleri toplayacagi giin(den korkun ki, Allah), 'Size ne ce- 
vap verildi?' dlye soracak. Onlar da 'Hlcbir bilgimiz yok, §iiphesiz ancak 
sen gaybleri bllensin' derler." Bu ayetin anlami onceki ayetle baglan- 
tih olmayi reddetmiyor. Qunku bir onceki ayetin, "Allah'tan korkun 
ve O'nu dinleyin." seklindeki son ctimleleri, ger?i mutlak anlamh- 
dir, ama bulunduklan yere uyarlandiklan takdirde sahitlikte dog- 
rudan sapmaya ve yemini hafife almaya yonelik bir yasaklama 
mesaji tasidiklan acikca gorulur. 

Bundan dolayi burada yuce Allah ile peygamberleri arasmda 
kiyamet gunu yasanacak olan sahitlik konulu bir diyalogu gun- 



276 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

deme getirmek son derece uygundur. peygamberler ki, iimmet- 
leri hakkmda sahitlik edecek en oncelikli ve yetkili sahsiyetlerdir. 
Yiice Allah, kiyamet gunii peygamberlere, ummetlerinden ne ce- 
vap aldiklarmi soracak. Qunku peygamberler, ummetlerinin dav- 
ranislarmi en iyi bilen ve Allah tarafmdan onlar hakkmda sahit 
olmakla gorevlendirilmis kimselerdir. Peygamberler, Allah'm bu 
yoldaki sorusunu, "Bizim higbir bilgimiz yok, §uphesiz ancak sen 
gaybleri bilensin." seklinde cevaplandiracaklardir. 

Durum boyle olunca ve yiice Allah her seyi hakki Me bildigine 
gore sahitlere yarasan tutum, Rablerinin huzuruna cikacaklan 
gunden korkarak yiice Allah'm bilmelerini nasip ettigi gercekten 
sapmamalan ve Allah'm sahitligini saklayarak gunahkarlardan, 
zalimlerden ve fa-siklardan olmamalandir. 

"Allah'm, el?ileri toplayacagi gun... (yevme yecmeullah'ur- 
rusul)" ifadesi, bir onceki ayetin sonundaki "Allah'tan korkun... 
(ittekullah)" ifadesi ile baglantih bir zarftir. Bu ifadede "Allah'm 
peygamberlere diyecegi gun" yerine, peygamberleri bir yere topla- 
yacagmi bildirmesi, sahitlerin sahitlik icin bir araya getirilmesine 
uygun diismesinden dolayidir. Nitekim "Namazdan sonra onlari 
alikorsunuz; onlar da... Al-lah'a yemin ederler." ifadesi bu nokta- 
ya isaret eder. 

Kiyamet gunii peygamberler, "Bizim higbir bilgimiz yok, siip- 
hesiz ancak sen gaybleri bilensin." seklindeki cevaplan ile kendi- 
lerinin bilgisiz olduklarmi vurguladiktan sonra gayblere iliskin bil- 
ginin tiimiinun sirf Allah'a mahsus oldugunu dile getirecekleri bil- 
diriliyor. Bu ifadeden, bilginin ozunden yoksun olduklarmi kastet- 
medikleri anlasihyor. Qunku "§uphesiz ancak sen gaybleri bilen- 
sin." ifadesi, bilgi sahibi olmayi reddetmenin sebebini bildiriyor. 

Bilindigi gibi biitiin gayb ilimlerinin Allah'a mahsus oldugunu 
vurgulamak, O'nun dismdakilerin higbir sey bilmediklerini soyle- 
mis olmayi gerektirmez. Ozellikle sahitlikle ilgili bilgi soz konusu 
oldugunda boyle bir sey dusiinulemez. Zaten ayette peygamber- 
lerden istenen bilgi, yani insanlarm gagnlarma nasil karsilik ver- 
dikleri meselesi, sahitlik kapsamma giren bir bilgi tiiriidiir, gayb 
kapsamma giren bilgilerden degildir. 

Dolayisiyla peygamberlerin "Bizim higbir bilgimiz yok" 
seklindeki sozleri mutlak anlamdaki bilgiyi degil, gayb ile su ya da 



Maide Suresi 106-109 277 

deki sozleri mutlak anlamdaki bilgiyi degil, gayb ile su ya da bu 
oranda iliskisi olan gercek anlamdaki bilgiyi reddediyor. Bilindigi 
gibi ilim, sebepleri ile ve baglantilari ile iliskili oldugu oranda sa- 
hibine gercegi aciklar. Objektif gergek, dis diinyada meydana ge- 
len meselenin oncesinde bulunan ve es zamanh olarak onu kusa- 
tan unsurlann butunu ile baglantihdir. Buna gore di§ dunyadaki 
herhangi bir meseleyi gergek anlamda bilebilmek, ancak once bu- 
tun varhk unsurlarmi, sonra da tarn olarak kusatilmasi mumkun 
olmayan yaraticismi kusatmakla mumkundur ki, boyle bir bilgiye 
sahip olmak insan kapasitesinin dismdadir. 

insan bu ucsuz bucaksiz kainati, onda yer alan gezegenleri ve 
galaksileri dusununce hayretten dona kahyor. Arkasmdan kainati 
olusturan elementleri incelediginde, akhni oynatacak gibi oluyor. 
Galaksilerden elementlere uzanan bu iki varhk kutbu arasma gi- 
dip geldiginde, saskmhktan kendini kaybedecek gibi oluyor. iste 
bu engin kainatla ilgili olarak insana verilen bilgi son derece azdir, 
hayati boyunca muhtac olacagi kadardir. Bu bilgi, zifiri karanhk 
gecede yolculuk yapan bir kisinin sadece ayagmi bastigi yeri ay- 
dmlatabilen cihz bir mum isigma benzer. 

Buna gore insan bilgisinin konusu olan her sey, varhgi ve 
meydana gelisi itiban ile cevresindeki varhklarla, gevresindeki var- 
hklar da onlann gevresindeki varhklarla siki sikiya iliskilidir. Bu 
gevre iliskisi genisleyip gider. Bunlarm hepsi insan idrakine kapah 
gayb alanma girer. Buna gore bir seyin kelimenin tarn anlami ile 
bilgi alanma girebilmesi icin, bu bilginin varhktaki butun gaybleri 
kapsamasi gerekir. Bu kadar genis bir bilgiye sahip olmak, insan 
olsun, baskasi olsun, hicbir kapasitesi smirh ve belirli yaratik igin 
mumkun degildir. Boylesine smirsiz bir bilgiye sadece yuce Allah 
sahiptir. Allah ki, tektir, ezici iradenin sahibidir, gayblerin anah- 
tarlan yanindadir ve o gaybleri kendisinden baska bilen yoktur. 

Nitekim yuce Allah, "Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 216) 
buyuruyor. Bu ayet, cahilligin insan tabiatmin ayrilmaz bir pargasi 
olduguna, ona ancak smirh ve belirli miktarda bilgi verildigine de- 
lildir. Yuce Allah bu gercegi vurgulamak uzere, "Kainatta varolan 
her §eyin hazinesi, ana kaynagi bizim katimizdadir ve biz her §eyi 
size belirli bir olgiiye gore indiririz." (Hicr, 21) buyuruyor. 

imamin (a.s), yuce Allah'm nicin kendisini yaratiklardan, in- 



278 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sanlardan sakladigi yolundaki soruya verdigi "Qimku yaratiklarm, 
insanlarm temel yapisi cehalet esasi uzerine kuruludur." seklinde- 
ki cevabi da bu gercegi dile getiriyor. Baska bir ayette, "Insanlar 
onun bilgisinin sadece diledigi kadarmi kavrayabilirler." (Bakara, 
255) buyuruyor. Bu ifade, bilginin butunii ile Allah'a ait olduguna 
ve insanlarm ancak O'nun bilgisinin diledigi kadarma sahip olabi- 
leceklerine delildir. Baska bir ayette ise, "Size bilginin gok az bir 
bolumu verilmi§tir." (isra, 85) buyruluyor. Bu ifade, ashnda bilginin 
90k miktarda olduguna, fakat insana bunun sadece az bir dilimi- 
nin verildigine delalet eder. 

halde isin gercegi su ki, gercek ilim Allah'tan baskasmda 
bulunmaz. Ote yandan kiyamet giinu, o gunu anlatan ayetlerde i- 
fade edildigi uzere her seyin gergek mahiyeti ile ortaya cikacagi 
bir gun olmasi hasebi ile sadece dogru olan soz soylenir. Nitekim 
yiice Allah o gun hakkmda, "0 giin Allah'm izin verdiklerinin di- 
s/ncfa nig kimse konu§amaz ve konu§masma izin verilenler de 
dogruyu soylerler." (Nebe', 38) buyuruyor. 

iste bundan dolayi peygamberler, "Size ne cevap verildi?" sek- 
lindeki soruyu kendilerinin bilgisi olmadigi seklinde cevaplandira- 
caklardir. Bu cevap dogrudur. Qunku bu konudaki bilgi gayb alani- 
na girer. Boyle oldugu i?in "Bizim higbir bilgimiz yok, §uphesiz an- 
cak sen gaybleri bilensin." diyerek o konudaki bilginin Allah'a ait 
oldugunu ifade edeceklerdir. 

Peygamberlerin bu cevabi Allah'm yuceligi onunde bir tur bo- 
yun egme, mevlalan karsismda muhta? ve yok mesabesinde ol- 
duklarma yonelik bir itiraf oldugu kadar Allah'm huzurunda takmi- 
lacak edebin geregi ve durumun butun Qiplakhgi ile agiklanmasi- 
dir. Yoksa arkasmdan baska higbir cevap verilmeyecek olan nihat 
bir cevap degildir. 

Bu cevabin son cevap olmadiginm gerekceleri sunlardir: 

1- Yiice Allah, peygamberleri ummetleri uzerinde sahit kilmis- 
tir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Her ummetten §ahit getirdigi- 
miz ve seni de bunlara sahit olarak getirdigimiz zaman (halleri) 
nice olacak?" (Nisa, 41) "Kitap ortaya konur, peygamberler ve §a- 
hitler getirilir." (Ziimer, 69) Peygamberleri sahitlikle gorevlendirme- 
nin tek anlami, o gun onlarm ummetleri hakkmda sahitlikte bu- 



Maide Suresi 106-109 279 

lunmalandir. gun, onlarm Allah'm takdiri uyannca bu sahitligi 
yapacaklan suphesizdir. 

Buna gore onlarm "bizim higbir bilgimiz yok" demeleri, o gun 
yetkiyi ve egemenligi butunu ile elinde bulunduracak olan gercek 
hukumdar onunde takmilacak bir kulluk edebi oldugu kadar, ayni 
zamanda gercek durumun dile getirilmesidir. Gercek durumdan 
kastettigimiz sudur: ZatT bir sifat olarak ilim sahibi olan tek O'dur. 
O'nun dismdakiler O'nun bagisladigi kadan ile bilgi sahibi olabilir- 
ler. Peygamberlerin bu ilk cevaptan sonra ummetlerinin durumu 
ile ilgili olarak kendilerine bagislanan bilgiye dayah bir cevap ver- 
melerinde bir sakinca yoktur. 

Bu soylediklerimiz, "Boylece sizi orta bir ummet yaptik ki, siz 
insanlara §ahit olasmiz ve Peygamber de size §ahit olsun." (Baka- 
ra, 142) ayetinin tefsiri sirasinda yapmis oldugumuz incelemeyi te- 
yit eder. incelemede bu bilginin ve sahitligin bizim bildigimiz an- 
lamdaki bilgi ve sahitlik turunden olmadigini, bunlann sirf Allah'a 
mahsus bir bilgi turu oldugunu ve Allah'm bu bilgi turunii bazi seq- 
kin kullanna bagisladigini belirtmistik. 

2- Yiice Allah, kendine yakm kullarm kiyamet gunu kendileri 
ile ilgili konularda bilgi sahibi olduklanni bildirmistir. §u ayetlerde 
bu ger?ek vurgulaniyor: "Kendilerine bilgi ve iman verilenler dedi- 
ler ki: 'Siz Allah'm hukmu uyannca belirlenen yeniden dirilme 
gunune kadar kaldmiz." (Rum, 56) "Bu setin tepelerinde her iki 
grubu simalarmdan tanryan kimseler vardir." (A'raf, 46) "Allah di- 
smda taptiklan sozde ilahlar §efaat yetkisine sahip degildirler. 
Ancak bilerek hakka sahitlik edenler bunun di§mdadir." (Zuhruf, 

86) 

isa Peygamber (a.s) bu ayetin kapsamma girenlerdendir. Ciin- 
ku o bir peygamberdir ve bilerek hakka sahitlik edenlerdendir. 
Yiice Allah baska bir ayette, "Peygamber dedi ki, kavmim bu 
Kur'an'i busbutiin terk etti." (Furkan, 30) Buradaki "Peygamber"den 
maksat bizim Peygamberimizdir. Burada Peygamberimizin (s.a.a) 
dilinden nakledilen soz, ayni zamanda incelemekte oldugumuz 
ayetteki, "Size ne cevap verildi?" sorusunun cevabidir. Biitiin bun- 
lardan ortaya cikiyor ki, peygamberlerin "Bizim higbir bilgimiz 
yok." seklindeki cevaplan nihat cevap degildir. 

3- Kur'an'da peygamberlerin ve ummetlerin her ikisinin de 



280 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sorguya cekilecekleri bildiriliyor. Yuce Allah soyle buyuruyor: 
"Kendilerine peygamber gonderilenleri de, peygamberleri de sor- 
guya cekecegiz." (A'raf, 6) Bunun yam sira kendilerine peygamber 
gonderilmis ummetlerin 90k sayida soruya verdikleri 90k sayida 
cevaptan soz ediliyor. Cevap ise bilgiyi gerektirir. Soru da bilginin 
varhgma yonelik bir isarettir. Nitekim ummetler ile ilgili olarak 
soyle buyruluyor: "Sen daha once bu durumdan habersizdin. Biz 
senin gozundeki perdeyi kaldirdik. Bugun gorusun keskindir." 
(Kaf, 22) "Gunahkarlan, Rablerinin huzurunda utangtan baslarmi 
one e£mi§ olarak 'Rabbimiz gordiik, i§ittik. Simdi bizi dunyaya 
geri gonder de iyi i§ler yapalim, §imdi kesin olarak inandik' der- 
ken bir gorsen." (Secde, 12) Bu anlamda daha bir?ok ayet vardir. 

Kiyamet gunu ummetler -ozellikle onlann gunahkarlan- bilgi 
sahibi olacaklarma gore, peygamberlerin bilgiden yoksun olacak- 
lari nasil tasavvur edilebilir? halde yukandaki aciklamamizin 
dogrulugunu kabul etmek gerekir. 

§AHiTI_iGiN ANLAMI UZERJNE 

iginde ya^adigimiz toplum ve hayatm gefitli alanlarmdaki et- 
kin giigler arasmdaki etki-tepki ili§kileri, bizleri kaQinilmaz olarak 
anla§mazhklara ve ?ati§malara surukler. i?imizden birinin elindeki 
menfaat kaynagma ba§kasi ya ortak olmak veya o menfaati tek 
ba§ma elde etmek ister. Bunun icin menfaatin cekiciligine kapilan 
ki§i onun ilk sahibi ile catismaya girer. Bu gatismalann ortadan 
kalkmasi icin insanm yargmm ve hukum vermenin gerekliligini 
kabul etmesi zorunlu olmustur. 

Yargmm basta gelen ihtiyaci, meydana gelen davalarm ve o- 
laylann olduklan gibi saklanmasi, degistirme ve garpitma girisim- 
lerinden zarar gormelerini onleyecek sekilde zapta gecirilmeleri- 
dir. Hakimlerin dogru karar verebilmeleri igin bu sarttir. Bunda hi? 
kimsenin siiphesi olamaz. 

Bunun icin olaylarla ilgili sahitlik kurumunun islemesi gerekir; 
yani bir insanm olayi bilmesi, gormesi ve bu bilgisini tasimasi ve 
gerektigi zaman bu bilgisini yetkililere sunmasi icap eder. Olaylan 
yaziya gegirmek de bir zaptetme yoludur. Aynca insanhgin buldu- 
gu baska zaptetme metotlan da kullanilabilir. 



Maide Suresi 106-109 281 

Fakat sahitlik, diger zaptetme ve koruma metotlarmdan bir- 
kac bakimdan ayrihr. Birincisi, sahitlik dismdaki metotlar insanlar 
arasinda hala yaygin degildir. Bunlann en yaygini ve en bilineni 
olan yaziya gecirme metodu bile gunumuze kadar butun insanlan 
kapsamma almis degilken, diger metotlarm yaygin kullanimmdan 
nasil soz edilebilir? Fakat sahitlik ve bilgiyi tasima metodu boyle 
degildir. 

ikincisi, §ahidin sakladigi ve hafizasma yerlestirdigi bilgileri 
sozlu olarak ifade etmesi anlamma gelen sahitlik yaziya gegirme 
ve diger bilgi zaptetme ve saklama metotlarina gore bozulma ve 
cesitli kazalara maruz kalma ihtimallerinden daha uzaktir. 

Bundan dolayi hicbir milletin, sahitlik kurumuna onem ver- 
mekten geri durmadigim goruruz. Toplumlar arasmdaki derin ge- 
lenek, mill? haslet, geri kalmislik ve ilerlemislik farklihklanna 
ragmen sahitlik hepsinde gecerliligini korumaktadir. 

Bu konuda goz onunde tutulan olcu, sahitligine basvurulacak 
kisinin milletin bir ferdi ve toplumun parcasi olmasidir. Bundan 
dolayi mesela bulug ?agma ermemis ?ocuklann ve ne dedigini 
bilmeyen delilerin sahitlikleri kabul edilmez. Bazi ilkel toplumlar- 
da da kadinlarm sahitligi gegerli sayilmaz. Qunku o toplumlarda 
kadmlar o toplumun bir parcasi kabul edilmez. Romahlar ve Grek- 
ler gibi eski kavimlerde cogunlukla bu tur uygulamalar ve gele- 
nekler ge?erli idi. 

Fitrat dini olan islam ise sahitlige onem verir ve diger bilgi 
saklama metotlan arasinda ona delil olma ayncahgi tanir. Diger 
bilgi saklama metotlarina ise bilgi sagladiklan oranda itibar eder. 
§u ayetlerde buyruldugu gibi: "§ahitli£i Allah igin yerine getirin." (Ta- 
lak, 2) "§ahitligi saklamaym. Kim §ahitligi saklarsa, onun kalbi gu- 
nahkardir." (Bakara, 283) "Onlar ki, §ahitlik gorevlerini yerine getirir- 
/er."(Mearic, 33) 

islam, zina dismdaki butun davalarda iki kisinin sahitligini ge- 
cerli sayar. Maksat sahitlerin birinin oburunu teyit etmesidir. Nite- 
kim yuce Allah soyle buyuruyor: "(Bu i§leminize) erkeklerinizden 
iki §ahit tutun. Eger iki erkek yoksa, razi oldugunuz §ahitlerden 
bir erkek, iki kadm §ahitlik etsin, ta ki kadmlardan biri sas/r/rsa, 
digeri ona hatirlatsm. §ahitler gagnldiklari zaman gelmekten ka- 



282 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gmmasmlar. Az olsun, gok olsun, onu suresine kadar yazmaktan 
u§enmeyin. Bu, Allah katmda daha adaletli, §ahitlik igin daha 
saglam ve ku§kulanmamaniz igin de elveri§lidir." (Bakara, 282) 

Ayette ifade ediliyor ki, burada aciklanan ve goz online alinan 
sahitlikle ilgili hukumler-ki, bu hukumler arasmda iki kisi olsunlar 
diye birinin yanma oburunu katmak da vardir- adalete, sahitligin 
yerine getirilmesine ve supheyi gidermeye en uygun hukumlerdir. 

Ote yandan islam, toplumun ferdini belirlerken, baska bir de- 
yisle insan toplumunu olusturan tekleri belirlerken, kadmi da o- 
nun bir pargasi saydigi ve onu da bu hiikmun kapsami iginde bil- 
digi igin ona erkekle birlikte sahitlik hakki tanimistir. Fakat olus- 
turdugu toplumun duygusalhk yerine akh yurutmeye dayanmasmi 
on gordugu igin ve kadmin da duygusal yam agir bastigi igin ona 
erkegin yansi oranmda hak ve agirhk vermistir. Bunun sonucu ola- 
rak iki kadmin sahitligini bir erkegin sahitligine denk saymistir. Ni- 
tekim yukandaki ayette ge?en, "biri sas/nrsa, digeri ona hatirlat- 
sm" ifadesi bu noktaya isaret ediyor. 

Tefsir kitabimizin dorduncu cildinde islam'da kadin haklari 
konusunda yaptigimiz incelemede bu hususa isik tutacak bilgiler 
vermistik. §ahitlik konusunda aynntilara ait bir?ok hukum vardir 
ki, bunlar fikih kitaplannda genis bigimde ele ahnmaktadir ve bi- 
zim bu incelememizin amaci dismda kalmaktadir. 

ADALET UZERiNE 

islam hiikumlerini inceleyenler incelemeleri sirasmda adalet 
kelimesi ile sik sik karsilasirlar. Kimi zaman incelemeyi yapanla- 
rm anlayis farklanna bagh olarak bu kelimenin farkh tammlarina, 
degisik agiklamalarma rastlanir. Fakat bu kavramm tahlilinde ve 
islam'in temel dayanagi olan fitratla bagdastinlarak kazandigi ge- 
Qerlilik niteligi bigiminde Kur'an'a dayah olan bu incelememizde 
baska bir yol izlememizin uygun olacagmi dusiinerek soyle 
diyoruz: 

Yuce ve al?ak tutumlar ile ifrat ve tefrit kutuplan arasmda iti- 
dal ve ortalama nokta anlamina gelen adaletin insan toplumla- 
nnda, gercek degeri ve buyuk bir agirhgi vardir. Ortalama kitle, 
sosyal birlesimin temel unsurunu olusturur. Toplumda yuce deger- 



Maide Suresi 106-109 283 

lerle donanmis ve vanlmasi amaclanan ideal noktayi temsil eden 
fertler her zaman az sayida olur. Toplumun ender rastlanan fertle- 
ri her ne kadar sosyal yapimn temel unsurlanni olusturursa da 
toplum boylesine az bulunan fertlerden meydana gelmez, olusu- 
munu sadece bunlara baglayamaz. 

Ote yandan toplumun obtir kutbunda ahlaksiz ve seviyesi du- 
suk fertler yer ahr. Bunlar sosyal haklan gozetmezler. Toplumun 
ortalama ideallerini sahislannda gerceklestirmezler. Sosyal haya- 
tm sarti olan temel kurallan gozetme arzusu gozetmezler. Toplu- 
mu cokerten ve unsurlan arasmdaki baglan koparan cesitli suglari 
islemelerine engel tammazlar. Kisacasi bunlarm toplumun bir 
parcasi olmalanna guvenilmez, faydah etkilerine ve iyi ogutlerine 
giiven olmaz. 

Bu iki zit kutup bir yana birakihrsa, hukum ortalama fertlere 
gore olur. Toplumun yapismi bu fertler ayakta tutar. Toplumun 
amaclari ve idealleri bu fertlerde gerceklesir. Guzel sonuclari bun- 
larda gorulur ki, toplumun parcalan ve organlan bu guzel sonucla- 
n elde etmek ve bunlardan yararlanmak icin bir araya gelmistir. 

Buttin bu soylediklerimiz bu konuya egilen toplumsal herkesin 
ilk bakista kabul edecegi, supheye dusmeden onaylayacagi ger- 
geklerdir. 

Herkes zorunlu olarak kabul eder ki, sosyal hayatta davranis- 
lanna giiven duyulacak, orta yolu benimsemis, kanunlan, gegerli 
gelenekleri ve ahlak kurallanni pervasizca gignemekten kagina- 
cak, hiikumet yargi ve sahitlik gibi 90k sayida alanda bir oranda 
umursamazhga ve laubalilige kapilmayacak mutedil fertlere ihti- 
yag vardir. 

iste islam, fitrat nazannda bediht olan veya bedihtye yakin bir 
derecede olan bu hukmu, sahitler \q'm gecerli saymistir. Nitekim 
yuce Allah soyle buyuruyor: "Iginizden iki adil ki§iyi §ahit tutun. 
§ahitli£i Allah igin yapm. Allah'a ve ahiret guniine inananlara ve- 
rilen ogut budur." (Taiak, 2) "Ey inananlar! Sizden birinize olum ge- 
lip gatmca, vasiyet edecegi zaman aranizda olmasi gereken sa- 
hitlik, sizden adalet sahibi olan iki ki§inin §ahadetidir." (Maide, 
106) Her iki ayette de muminlere hitap ediliyor. Soz konusu iki sa- 
hidin adil kisiler ve muminlerden olmasmin sart kosulmasi, bu 



284 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sahitlerin dint toplumlanna nispetle mutedil ve ortalama bir du- 
rumda olmalan demektir. 

Milliyet ve kavmiyet esasma dayah toplumlara gelince, islam 
bu toplumlarda gecerli olan din disi baglari nazan itibara almaz. 
Anlasilan o ki, dinttoplumun olgiilerine gore bu sahitlerin mutedil 
ve ortalama durumda olmalan demek, onlann dindarhklarma gu- 
venilir, dinde mahvedici buyuk gunah sayilan kotuluklerden saki- 
nan kimseler olmalan demektir. Nitekim yuce Allah, "Eger size 
yasak edilen gunahlarm buyuklerinden kagmirsaniz, sizin kiiguk 
gunahlarmizi bagislanz ve sizi §erefli ve giizel bir yere sokariz. " 
(Nisa, 31) buyuruyor. Buyuk gunahlarm anlamim bu ayetin tefsiri si- 
rasinda dorduncu ciltte anlatmistik. 

§u ayette bu anlam ifade edilmektedir: "Iffetli kadmlan zina 
etmekle sugladiktan soma bu konuda dort §ahit gosteremeyen- 
lere seksen kirbag vurun ve artik sahitiikierini hig kabul etmeyin. 
Onlar yoldan gikmi§ kimselerdir. Yalniz bu iftira sugunun arka- 
smdan tovbe ederek tutumlarmi duzeltenler bu hukmiin kapsami 
dismdadirlar. Qiinkii Allah affedici ve merhametlidir." (Nur, 5) 

"§ahitlerden razi oldugunuz..." (Bakara, 282) ayeti de, inceleme 
konumuz olan ve adaletli olmayi sart kosan ayetle ayni anlami i- 
fade ediyor. Qunkii burada soz konusu edilen razi olma, dint top- 
lumun verecegi bir rizadir. Dinttoplum ise dine dayanmasi hasebi 
ile sadece din alanmdaki davranislan guvenilir olan kimselere o- 
nay verir. Bu, bilinen bir gercektir. 

iste fikihta "adalet melekesi" diye adlandirdigimiz sifat budur. 
Bu sifat, ahlakt anlamda adalet melekesinden farkhdir. Fikih ala- 
ninda soz konusu olan adalet, cevrenin gorusune gore buyuk gu- 
nahlardan caydiran bir nefis yapisma sahip olmaktir. Ahlakt adalet 
ise, gercek anlamda insanda koklesen bir meleke demektir. 

Bu incelemede anlatmaya cahstigimiz adalet, Ehlibeyt imam- 
lanndan (hepsine selam olsun) gelen rivayetlerde tarif edilen ada- 
lettir. 

Mesela Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi 
rivayet zinciriyle ibn-i Ebu Yafur'dan soyle rivayet eder: "imam 
Cater Sadik'a (a.s), 'Bir kisinin Muslumanlar tarafmdan adil oldugu 
ne ile anlasilacak ki, onun onlann lehinde veya aleyhindeki 
sahitligi kabul edilebilsin?' diye sordum. Bana su cevabi verdi: 



Maide Suresi 106-109 285 

kabul edilebilsin?' diye sordum. Bana su cevabi verdi: Musluman- 
lar onu terk etmesi [=gorunur gunahlan olmamasi], iffetlilik 
[=kacmmasi], karnina, edep yerine, eline ve diline hakim olmasi 
ile, icki icmek, zina etmek, faizcilik, ana-babaya asi olmak, savas- 
tan kacmak gibi Allah'm cehennem azabi ila tehdit ettigi buyuk 
gunahlardan kacinmasi ile tanir ve bilirsiniz." 

"Biitiin bunlara delil olacak tutum, kisinin kusurlarmi gozler- 
den sakli tutmasidir. Oyle olunca Muslumanlarm gorduklerinin 6- 
tesindeki kusurlarmi ve ayiplanni kurcalamalan haram olur. Onun 
pak ve adil oldugunu belirtmeleri gerekir. Aynca namazlara bagh- 
hgmi gostermesi gerekir. Bunun icin namazlanni devamh olarak 
vakitlerinde ve cemaatle kilmasi ve mazeretsiz olarak cemaatten 
geri kalmamasi esastir." 

"Kisi bu sekilde cemaatle namaz kilmaya devam edince, kabi- 
lesi ile mahallesinin sakinlerinden onun hakkmda sorulunca, 'Biz 
onun hic-bir kotiiliigunu gormedik. her zaman namazlanni ce- 
maatle kihyor' denir. iste bu, onun sahitligini gecerli kilar ve o, 
Musliimanlar arasmda adil bir kisi olarak kabul edilir. Qunku na- 
maz, giinahlari orter ve onlara keffaret olur. Ama eger bir kisi na- 
mazlanni camide cemaatle kilmaya ozen gostermezse, onun na- 
mazlanni kildigma sahitlik etmek mumkun olmaz." 

"Cemaatle namaz kilma hukmu, namaz kilani kilmayandan, 
namaz vakitlerine ozen gosterenleri ihmal edenlerden ayirt etmek 
icin konmustur. Boyle olmasaydi, hi? kimse baskasmm salih bir 
kisi olduguna sahitlik edemezdi. Qunku namaz kilmayan kimse 
Musliimanlar arasmda salih kisi kabul edilmez. [Bilindigi gibi] 
Peygamberimiz (s.a.a) cemaatten geri kalanlan evleri ile birlikte 
yakmayi dusunmustur. Onlarin bazilan namazlanni evlerinde kih- 
yorlardi. Fakat Peygamberimiz bunu kabul etmedi. Yuce Allah'm 
ve Peygamberimizin evleri i?inde yakmayi uygun gordiigii kisilerin 
sahitligi veya Musliimanlar tarafmdan adil olduklan nasil kabul 
edilebilir? Nitekim Peygamberimiz (s.a.a) soyle buyururdu: Maze- 
retsiz olarak mescitte Muslumanlarla birlikte namaz kilmayanm 
namazi kabul olmaz." [c.3, s.24, bab:i7, h:i] 

Ben derim ki- Bu hadis, et-Tehzib adh eserde daha uzun olarak 
yer almistir, biz onu kisa olarak nakletmeyi uygun gordiik. imam- 
dan gelen rivayetin ilk bolumiindeki "setr" ve "ifaf" kelimeleri, es- 



286 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Sihah adh eserdeki aciklamaya gore, terk etme anlammdadir. G6- 
ruldugu gibi, bu rivayet adaletliligi Muslumanlar arasmda temel 
bir ilke olarak kabul ediyor ve nefst olan bu sifatin varligim goste- 
ren belirtinin Allah'm haram kildigi seylerden kacmmak ve yasak- 
lanan nefsanT arzulardan uzak durmak oldugunu acikhyor. Bunun 
delili buyuk gunahlardan kacmmaktir. Sonra da butun bunlarm 
delili, imamm tafsilath bicimde acikladigi uzere Muslumanlar ara- 
smda iyi goriinmektir. 

Ayni eserde Abdullah b. Mugire kanahyla imam Riza'dan (a.s) 
soyle rivayet edilir: "Kim fitrat uzerine dogar ve nefsinin salihligi 
ile tanmirsa, sahitligi caizdir." [c.6, s.283, h:i83] 

Yine ayni eserde Semaa'dan, o da Ebu Basir'den, o da imam 
Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet edilir: "Zayif [kisilikli] kimseler, 
iffetli ve gunahlardan sakman kisiler olduklan takdirde sahitlik 
etmelerinde sakmca yoktur." 

el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle AM b. Mehzi- 
yar'dan, o da Ebu AM b. Rasid'den soyle rivayet eder: "imam Bakir- 
'a (a.s) 'Senin dostlarm arasmda gorus ayrihklan var. Hepsinin ar- 
kasmda namaz kilabilir miyim?' diye sordum. Bana 'Sadece din- 
darligma guvendigin kimselerin arkasmda namaz kil.' diye cevap 

Verdi." [c.3, s.374, h:5] 

Ben derim ki: Naklettigimiz rivayetlerin yukandaki a?iklama- 
lanmizi teyit ettikleri agikga goruluyor. Bu konuda irdelenecek da- 
ha baska meseleler vardir, ama onlar bu incelememizin amaci di- 
smdadirlar. 

YEMiN UZERiNE 

"Omrtim hakki \g\n su is soyledir" veya "Hayatim hakki icin su 
is soyledigim gibidir." seklinde yeminler edilir. Bu sozlerin anlami 
sudur: Kisi bu sozleri ile bir haber veriyor ve bu haberin dogrulu- 
gunu omrtine ve hayatma bagliyor. Bu omtir veya hayat, o yemini 
yapanm nazannda yiice ve saygin degerlerdir ve haber verilen ola- 
ym dogrulugu ve asMsizhgi ile bu degerlerin varligi ve yoklugu bir- 
birine siki sikiya baglanmaktadir. Eger verilen haber yalan ise, ha- 
yatm kisi nazarmdaki yuceligi ve saygmligi ortadan kalkmakta ve 
hayata saygmlik atfetmeye gagiran insanlik seviyesinin altina du- 



Maide Suresi 106-109 287 

sulmektedir. 

Bunlarm yam sira "Allah'a ant veririm; su isi yap veya su isi 
yapma." demenin anlami ise sudur: Kisi sozunu ettigi isin yapil- 
masini veya yapilmamasmi talep etmekle yiice Allah'm muminler 
nazarmdaki izzeti arasinda bag kurmaktadir. Oyle ki, istenen seye 
karsi gelinir veya yasaklanan seye aykin davranihrsa, yiice Allah'm 
izzeti golgelenmis ve ona olan imana saygisizhk edilmis olur. 

Tipki bunlar gibi senin "Vallahi su isi yapacagim" seklindeki 
soziinle, sozunu ettigin ise yonelik kararm ile Allah'm senin naza- 
rmdaki yuceligi ve saygmhgi arasinda imanin oranmda ozel bir 
baglanti kuruyorsun. Oyle ki, o isle ilgili karanni bozman veya gay- 
retini gevsetmen, Allah'm senin nazarmdaki yuceligini ortadan 
kaldirman demek sayihr. Bu tur sozleri soylemenin amaci, karan 
bozmayi veya gayreti gevsetmeyi onlemektir. Buna gore yemin 
etmek, haber veya insa nitelikli bir isle yiice ve serefli bir deger 
arasinda ozel bir bag kurmaktir. Oyle ki, baglanan isin yok olmasi 
ile kendisine baglanilan deger de yok olur. Kendisine baglanilan 
deger bu baglantiyi yapanm nazannda ne kadar onemli ve kutsal 
olursa, ne oranda onun degerini gidermeye ve yuceligini golgele- 
meye razi olmazsa, verdigi haberi dogru verir, yapacagma ve 
yapmayacagma dair verdigi sozlerde titiz olur veya ver-digi karan 
yuriitmekte kesinlikle azimli davranir. Yani yeminin sonucu, soyle- 
yen sozle ilgili guclu bir pekistirmedir. 

Bazi dillerde yeminin ziddi olan bir baglanti bigimine rastlanir. 
Bu tur sozlerde verilen haber ile haber verenin nazannda onemi ve 
degeri olmayan seyler arasinda bag kurulur. Boylece kisi verdigi 
veya ulastirdigi haberi hafife almis, onemden yoksun saymis olur. 
Bu bir tur sovme sayihr. Bu tur ifadelere Arap dilinde pek 
rastlanmaz. 

Bildigimiz kadan ile yemin, insanlann dillerinde dolasan nesil- 
den nesle miras kalan adaletlerdendir. Belirli dillere mahsus bir 
gelenek degildir. Bu da gosteriyor ki, sozel bir olgu degildir. insani 
buna ileten faktor sosyal hayatm gerekleri, ona basvurmamn ge- 
rekliligi ve yararhhgi yonundeki toplumsal bilinctir. 

Yemin gunumuzde de milletler arasinda gegerliligini 
korumaktadir. Zaman zaman toplumlannda meydana gelen ve 
resmiyete intikal etmeyen cesitli durumlarda ona dayanihr ve 



288 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

intikal etmeyen cesitli durumlarda ona dayanihr ve basvurulur. Bu 
yeminler aldatmayi gidermek, karsi tarafi tatmin etmek ve verilen 
bir haberi teyit etmek gibi cesitli maksatlarla yapihr. Hatta mede- 
nt kanunlar bile, ona onem vererek bazi durumlarda ona yasal bir 
statu tanidilar. Mesela devlet baskanlan ve onemli devlet yetkilile- 
ri onemli gorevlerini devrahrken yemin ederler. 

islam sadece Allah adina yapilan yeminlere buyuk onem ver- 
mistir. Bu ilginin tek sebebi yuce Allah'a saygiyi gozetmek, O'nun 
ululuk konumunu korumak, Rab ile kul arasmda bulunmasi gere- 
ken hiirmetle bagdasmayacak laubaliliklere meydan vermemek- 
tir. Bundan dolayi yeminini bozanlar icin ozel bir keffaret ongo- 
rulmus ve sik sik Allah adina yemin edilmesi hos karsilanmamis- 
tir. Nitekim yuce Allah soyle buyuruyor: "Allah sizi {agiz aliskanligi 
He yaptigmiz) bo§ yeminlerinizden dolayi sorumlu tutmaz; fakat 
peki§tirdiginiz (bilerek yaptigmiz) yeminlerden dolayi sizi sorum- 
lu tutar. (Boyle bir yemini bozarsaniz,) cezasi (keffareti), ya aile- 
nize yedirdiginiz yemegin ortalamasi uzerinden on yoksulu do- 
yurmak..." (Maide, 89) "Sakm Allah adina yaptigmiz yeminleri iyilik 
etmeye, gunahlardan sakmmaya ve insanlann arasini bulmaya 
engel yapmaym." (Bakara, 224) 

Delilden yoksun, ispatsiz davalarda yemin gecerli sayilmistir. 
§u ayette buyruldugu gibi: "Bizim §ahitligimiz onlarin sahitligin- 
den daha gergektir, biz hakka tecavuz etmedik... diye Allah'a 
yemin ederler." (Maide, 107) Peygamberimiz (s.a.a) de bu konuda, 
"§ahit getirmek, iddia edene; yemin etmek ise, inkar edene du- 
ser." buyurmustur. 

Yemini mutebersaymanm anlami, baska da delil bulunmayan 
davalarda imanm kendisinin delil olusu ile yetinmektir. Qunku di- 
ne dayah toplum, fertlerinin Allah'a olan imanina dayanir. Mumin 
insan bu birlesik ve kaynasmis butunun parcasidir. Bu butun ise, 
uyulan geleneklerin ve uygulanan hukumlerin kaynagidir. Kisacasi 
toplumda gortilen butun sonu?lar o toplumun dint hayatmm yan- 
simasidir. Buna karsilik dint esaslara dayanmayan toplumlar da 
fertlerin mill? amaglara yonelik inanglarma dayanir. toplumda 
gecerli olan gelenekler, kanunlar, ahlak kurallan ve adetler bu i- 
nanctan kaynaklanir. 



Maide Suresi 106-109 289 

Durum boyle olunca ve butun sosyal alanlarda ve cogu hayat 
gereklerinde cesitli bicimlerde fertlerin inancina dayanmak dogru 
olduguna gore, baskaca delilin bulunmadigi davalarda fertlerin 
inancina dayanmak caizdir. Bunun uygulama yontemi de ispat e- 
dilemeyen davalarda yemine basvurmaktir. Boylece davacmm id- 
diasini reddeden kisi, bu reddi ile imam arasinda bag kurmus, onu 
imam ile kayitlandirmis olur. Bu durumda iddiayi reddetmesi asil- 
siz olur ve aciklamalarimn, verdigi bilgilerin yalan oldugu ortaya 
cikarsa, Allah'a olan imam da gecerliligini kaybeder. 

Buna gore yemin edenin imam yemini sebebi ile ipotekli bir 
mal gibi olur. Alacaklimn kontrolune girer. Tekrar eski sahibine 
donebilmesi icin ipotekli tarafm soztinde durmasi ve borcunu za- 
mamnda odemesi gerekir. Aksi halde mail gider ve eli bos kahr. 

Yemin eden kisi de oyledir. imam yeminin konusuna ipotekli 
kahr. Soylediginin tersi ortaya cikmaymcaya kadar imam ipotek 
altmda olur. Soylediginin tersi ortaya cikarsa, imandan yana eli 
bos kahr. Gecerlilik derecesinden duser. Dine dayah bir toplumda 
butun sosyal ayricahklann kriteri olan imamn meyvelerinden ya- 
rarlanma hakkim kaybeder. Butun boltimleri birbiri ile uyumlu o- 
lan dint toplumdan dislamr. Ne basi uzerinde ona golge edecek 
gok yuzu ve ne ayagim basacagi toprak pargasi bulur. 

Bu aciklamamiz, egemenligin tamamen dine ait oldugu, 
nefsant arzulann toplum yonetiminde etkili olmadigi Peygambe- 
rimiz (s.a.a) donemindeki uygulama ile teyit ediliyor. donemle 
ilgili rivayetlerden ogreniyoruz ki, cemaat namazlarmdan geri ka- 
lan ve savaslara katilmayan kimseler diger Muslumanlar tarafm- 
dan yogun bir kmama tepkisine maruz kalmislardir. 

iginde yasadigimiz doneme gelince, bu donemde dinin etkisi 
zayifladi. Kalplere nefsant arzular egemen oldu. Toplumumuz bir 
yandan gevsek bunyeli ve insanlar tarafmdan gerektigi gibi umur- 
sanmayan dint ideallerle, ote yandan gunumuz dunyasmdan akta- 
nlan yeni ideallerin ortak platformu oldu. Bu yabanci ideallerin or- 
tak niteligi, alabildigine maddt zevklere dalmak oldu. Halk kalaba- 
hklannin bu zevk-lere suursuzca hucum ettikleri goruluyor. Bunun 
sonucu olarak dint idealler ile disardan gelen yeni idealler arasin- 
da amansiz bir mucadele ve gatisma bas gosterdi. Stirekli bi?im- 
de birbirlerini alt etmeye cahsirlarken, bazen biri galip gelirken 



290 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

obiiru yeniliyor, bazen de bunun tersi oluyor. 

Bu arada toplumun her alanma yayilmasi gereken toplumsal 
duzenin birligi bozuldu. Ruhlan herc-u mere dalgasi sardi. Bu du- 
rumda ne yemin ve ne ondan daha guclu bir yaptirim, insanlann 
haklarmi korumak icin yeterli ve yararh olamiyor. Toplum sadece 
mevcut dint degerlere dayanmaktan uzak kalmakla yetinmedi, 
dint degerler ile birlikte yeni kanunlara da dayanmayarak busbu- 
tun basi bosluga yuvarlandi. 

Yalniz insanlar Allah'm hukumlerine sirt cevirdiler, onlan u- 
mursamaz oldular diye Allah hukumlerini yururlukten kaldirmaz, 
yasalarmi goz ardi etmez. Allah katinda gecerli olan tek din is- 
lam'dir. kullannin kafir olmalanna razi olmaz. 

Eger hak yol, insanlann nefsant arzulanna uysa, gokler ile yer- 
yiizu alt ust olurdu. islam, insan hayatmin butun alanlarma karisir, 
o alanlarm her biri ile ilgili hukumler ortaya koyar. Parcalari birbiri 
ile uyumlu, dengeli ve birbirinden ayrilmaz bir butundiir. Tek bir 
tevhit ruhu ile yasar. Bazi bolumleri hastalaninca biitunu hastala- 
nir. Bazi kisimlari bozulunca bu kismt bozulma, butunun isleyisin- 
de etkili olur. Tipki bir tek insanda oldugu gibi. 

insanm bazi organlan bozulunca veya hastalaninca, saglam 
taraflan saglam olarak tutmanin yam sira hastahkh ve bozuk ki- 
simlari tedavi edip duzeltmek gerekir. Hastahkh ve bozuk organla- 
n hasta ve bozuk birakmak ve saglam kisimlara da sirt cevirmek 
dogru degildir. 

islam, gergi dosdogru, kolay, musamahakar ve gesitli derece- 
leri ongoren, genis gapli bir dindir. Yukumluluklerini yapabilme ve 
yurutebilme gucune gore belirler. ipi uzundur. Bu ip, butun kanun 
ve hukumlerinin istisnasiz olarak guven iginde uygulanabildigi top- 
lumsal durumdan, isaretle namaz kilmakla yetinilen zorunlu ferdt 
durumlara kadar uzar. Fakat onun bir ust derecesinden alt dere- 
cesine inebilme kolayhgi, yukumlulukleri yerine getirmeye imkan 
vermeyen, kolaya kagmayi mubah kilan zorunluluk ve olaganustu- 
liik sartma baghdir. §u ayette buyruldugu gibi: "Iman ettikten son- 
ra kafir olan la r Allah'm gazabma ugrarlar, onlar igin biiyiik bir 
azap vardir. Yalniz bu hukum kalpleri kesin bir imanm hazzi He 
donanmi§ oldugu halde baski altmda kalanlar igin degil, fakat 



Maide Suresi 106-109 291 

gonullerinin kapismi inkarciliga aganlar igin gegerlidir... Buna 
kar§ilik dinlerinden donsunler diye ge§itli i§kencelere ugratildik- 
tan sonra gog edenler, arkasmdan cihat edenler ve karsilastiklan 
zorluklara sabirla katlananlar da var. Hig siiphesiz Rabbin butiin 
bu olup bitenlerden sonra onlar hakkmda affedici ve merhamet- 

//'£//'/•." (Nahl, 106-110) 

Fakat hayati maddT hazlar temeline dayandirdiktan sonra 
simdiki dunyamn gegerli duzeni ile bagdasmadigi gerekgesi ile \s- 
lam'in bu maddT hayatla gelisen esaslanna uymamak igin bahane 
aramak, maddeci mantigm dumen suyuna girmek demektir, is- 
lam mantigi ile bagdasmaz. 

Yemin konusu ile ilgili deginmemiz gereken bir mesele daha 
var. da Allah'tan baskasi adma yapilan yeminlerin Allah'a sirk 
oldugu yolundaki iddiadir. Bu gorusii ileri surenlere sozunu ettikle- 
ri sirkten ne kastettiklerini sormak gerekir. 

Eger boyle demekle, yeminin yuceltme ve ululastirma anlami 
uzerine kuruldugu igin Allah'tan baskasi adma yapilan yeminle a- 
dina yemin edilen seyin yuceltildigini ve ululastirildigmi, dolayisiy- 
la bu tutumun bir tur boyun egme ve kulluk arz etme girisimi ol- 
dugu igin sirk oldugunu savunuyorsa, soyle demek gerekir ki, her 
yuceltme girisimi sirk degildir. Yuceltmenin sirk olmasi igin sade- 
ce Allah'a mahsus olan ve O'nu baskalanndan mustagni kilan yu- 
celigin, adma yemin edilen seye atfedilmesi gerekir. 

Nitekim yiice Allah birgok yaratigi uzerine yemin etmistir. G6- 
ge, yeryuziine, giinese, aya, geceleri ortaya gikip gundtizleri giine- 
sin altm-da gizlenen yildizlara, parlayan yildiza, daga, denize, inci- 
re, zeytine, ata, geceye, gunduze, sabah vaktine, safaga, ikindi 
vaktine, kusluga, kiyamet guniine, nefse, kitaba, Kur'an'a, Pey- 
gamberimizin (s.a.a) hayatina, meleklere ve ayetlerde yer alan 
birgok seye yemin etmistir. Higbir yemin, yuceltme anlami iger- 
meden yapilmaz. 

Buna gore, bizim de yiice Allah'm ifade tarzina uyarak bazi 
seyleri sahip olduklan yticelik olgusunde yuceltmemize ve sadece 
bununla yetinmemize engel olan nedir? Eger bu sirk olsa, en once 
ondan yiice Allah kaginir, bu konuda en buyuk titizligi gosterirdi. 

Bunlann yam sira yiice Allah daha birgok seyi yiiceltmistir. 



292 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Kur'an, ars ve Peygamberimizin (s.a.a) ahlaki gibi. Nitekim soyle 
buyuruyor: "Yiice Kur'an hakki igin" (Hicr, 87) "0, yiice arsm 
Rabbidir." (Tevbe, 129) "§iiphesiz sen yiice bir ahlak iizeresin." (Nur, 
4) Ayrica yiice Allah peygamberlerinin ve miiminlerin, kendisi uze- 
rinde haklan ol-dugunu ifade etmis ve bunlan yuceltmistir. §u a- 
yetlerde buyruldugu gibi: "Andolsun ki, peygamber olan kullarimi- 
za §u sozleri verdik. Mutlaka kendilerine yardim edilecektir." 
(Saffat, 172) "Miiminlere yardim etmek bizim uzerimize borgtur." 

(Rum, 47) 

Her turlu yeminde yuce Allah'm uslubunu kendimize ornek a- 
larak bu §eyleri yuceltmekte, yiice Allah'm iizerine yemin ettigi bir 
§ey veya dostlannin, tizerinde sahip olduklanni ifade ettigi hakla- 
rinm biri tizerinde Allah'a yemin etmemizde ne engel var? Evet, 
§er'T sonu?lan olan ve mahkemelerde yapilan yeminler fikihta be- 
lirtildigi gibi Allah'tan ba§kasi adina yapilamaz. Fakat biz su anda 
bunu konu§muyoruz. 

Eger yeminin §irk oldugunu savunmakla, §ekli nasil olursa ol- 
sun, mutlak anlamda yuceltme Allah'tan bafkasi igin yapilamaz, 
hatta Allah'm ifadeleri ile bile bu yuceltmelere girifilemez denmek 
isteniyorsa, bu iddia delilden yoksundur, hatta kesin deliller onun 
tersinedir. 

Bazilan da §6yle demi§lerdir: Peygamberimiz (s.a.a) ve diger 
Allah dostlan hakki igin yemin etmek onlara yakinlasmaya cahs- 
mak, herhangi bir sekilde onlarm sefaatini istemek, onlara kulluk 
sunmak ve gortinmez bir egemenlik atfetmektir. Bu konuda soy- 
leyecegimiz soz az onceki sozlerimizin tekrandir. Eger bu 
gorunmez egemenlikle sadece Allah'a mahsus olan egemenlik 
kastediliyorsa, Allah'm kitabma inanan bir mumin bu egemenligi 
Allah'tan baska hig kimseye yakistirmaz. 

Yok, eger bu egemenlikle Allah'm izni ile bile olsa maddt ol- 
mayan mutlak egemenlik kastediliyorsa, bazi Allah dostlannin 
bununla sifatlanamayacagim soylemenin delili nedir? Oysa yuce 
Allah, meleklerde bazi gaybt egemenliklerin bulundugunu belirti- 
yor. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Sonunda birinize olum gelince, 
elgilerimiz higbir gorev kusuru yapmaksizm onun canmi alirlar." 
(En'am, 61) "De ki: Sizin igin gorevlendirilen olum melegi canmizi 
alir. " (Secde, li) "Andolsun, sokiip gikaranlara, yavasga gekenlere, 



Maide Suresi 106-109 293 

yuzup yiizup gidenlere, yansip gegenlere, derken i§leri diizenle- 
yenlere." (Naziat, 5) "Cebrail'e kim du§man ise, bilsin ki, onu senin 
kalbine Allah'm izniyle indiren odur..." (Bakara, 97) Kur'an'da bu an- 
lamdaki ayetlerin sayisi coktur. 

Ote yandan yuce Allah, iblis ve askerleri hakkmda soyle buyu- 
ruyor: "Sizin §eytani ve adamlarmi goremeyeceginiz yerlerden on- 
lar sizi goriir. Biz §eytanlan inanmayanlara dost yaptik." (A'raf, 27) 
Peygamberlerin ve ba§kalannm ahirette §efaat edecekleri ve diin- 
yadaki mucizeleri Me ilgili birgok ayet vardir. 

Bu kimselerin hig tereddiit etmeden varhklarda sabit gorduk- 
leri maddt etkileri Me gorunmez egemenlik diye nitelendirdikleri 
manevt etkiler arasmda ne fark oldugunu ke§ke bilsem! Eger Al- 
lah'tan ba§kasma etkinlik izafe etmek yasak ise, maddt etki Me 
maddt olmayan etki arasmda fark yoktur. Eger Allah'm iznine bag- 
h olarak boyle bir isnatta bulunmak caiz ise, bu agidan maddt olan 
ve olmayan etkilerin her ikisi de birdir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

el-Kafi'de AM b. ibrahim'in, adlanni bildirmedigi bazi ravilere 
dayanMarak verdigi bilgiye gore ravilerin son halkasmi olusturan 
kisi soyle dedi: "Temim-i Dart, ibn-i Bendt ve ibn-i Ebu Mariye bir 
yolculuga gikmislardi. Temim-i Dart Musluman, ibn-i Bendt Me ibn-i 
Ebu Mariye Hiristiyan idi. Temim-i Dart'nin yanmda bir heybe ve bu 
heybenin icinde bazi esyalar, altm islemeli bir kap Me bir gerdanhk 
vardi. Bu mallari bazi Arap pazarlannda satmaya gdturmustu." 

"Yolda Temim-i Dart agir bir hastahga tutuldu. Olumun esigine 
gelince, heybesindeki mallari ibn-i Bendt Me ibn-i Ebu Mariye'ye 
teslim ederek onlan mirascilarma ulastirmalarmi istedi. iki Hiristi- 
yan Medine'ye donduler. Emanet esyalar arasmda bulunan altm 
islemeli kap Me gerdanhgi cikarip aldiktan sonra geride kalanlan 
Temim'in varislerine ulastirdilar." 

"Varisler altm yaldizh kap Me gerdanhgin kayboldugunu gorun- 
ce, Temim'in yol arkadaslanna 'Olen yakmimiz uzun sure hastahk 
cekti de tedavi igin buyuk masraflara mi girdi?' diye sordular. A- 
damlar 'Hayir, hastahgi sadece birkac gun surdu' dediler. Varisler, 
'Peki, bu yolculugu sirasmda bir sey galdirdi mi?' diye sordular. 



294 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Adamlar 'Hayir' dediler. Varisler 'Peki, zarar ettigi bir alis veris etti 
mi?' diye sordular. Adamlar 'Hayir' dediler. Varisler 'Onun yanm- 
daki en degerli esyalar olan altin yaldizh ve mucevher kaplamah 
bir kap ile bir gerdanhgi bulamadik, bunlar ne oldu?' diye sordular. 
Adamlar, bize verdiklerini size teslim ettik, dediler." 

"Varisler bu yol arkadaslarmi Peygamberimize (s.a.a) gotiirdii- 
ler. Peygamberimiz (s.a.a) onlardan yemin etmelerini istedi. A- 
damlar da yemin edince, Peygamberimiz (s.a.a) onlan sahverdi. 
Fakat bir sure sonra o altin yaldizh kap ile gerdanhk onlarda go- 
riildii. Bunun uzerine Temim'in yakmlan Peygamberimize (s.a.a) 
gelerek, 'Ya Resulullah, ibn-i Bend? ile ibn-i Ebu Mariye'nin caldigi- 
ni iddia ettigimiz esya onlarda goruldu' dediler. Bunun uzerine 
Peygamberimiz (s.a.a) yuce Allah'm bu konuda bir hukum indir- 
mesini beklemeye koyuldu." 

"Nitekim bir sure sonra 'Ey inananlar! Sizden birinize oliim ge- 
lip gatmca vasiyet edecegi zaman aranizdaki gereken §ahitlik, 
sizden adalet sahibi iki ki§inin §ahadetidir veya yeryiizunde yol- 
culuk ederken basmiza oliim musibeti gelirse, sizden (Muslu- 
man) olmayan iki ki§inin §ahadetidir.' ayeti indi. Boylece yuce Al- 
lah sadece yolculukta olundugunda ve Musluman sahit bulunma- 
digi zaman Ehlikitap'tan olan kimselerin vasiyet konusunda sahit 
tutulmalarina izin vermis oldu." 

"Ardmdan soyle buyurdu: 'Eger (bu gayrimuslimlerin §ahitlik- 
leri konusunda) ku§kuya du§erseniz, namazdan sonra onlan 
alikorsunuz; onlar da 'Akraba da olsa sahitligimizi higbir paraya 
satmayacagiz ve Allah'm sahitligini saklamayacagiz, yoksa biz 
elbette gunahkarlardan oluruz' diye Allah'a yemin ederler.' Bu ilk 
sahitliktir ki Peygamberimiz (s.a.a) adamlara yemin ettirdi. 'Eger 
daha sonra §ahitlerin giinah i§ledikleri anlasilirsa' Yani yalan ye- 
re yemin ettikleri ortaya ?ikarsa, 'iki baska ki§i onlarm yerine ge- 
ger.' yani davacmm yakmlanndan olan iki kisi 'vasiyete daha ya- 
km olan iki ki§inin' yani ilk iki sahidin 'haklarma tecavuz etmek 
istedigi kimselerden olmak uzere iki baska ki§i onlarm yerine 
geger ve Allah'a yemin ederler.' Yani bu davada ilk iki sahitten 
daha dogru konustuklan ve onlarm Allah adma yaptiklan yeminle- 
rin yalan oldugu yolunda Allah adma yemin ederler. 'Mutlaka bi- 
zim sahitligimiz onlarm sahitliginden daha gergektir, biz (hakka) 



Maide Suresi 106-109 295 

tecaviiz etmedik, yoksa biz elbette zalimlerden oluruz." 

"Bunun tizerine Peygamberimiz (s.a.a) Temim-i Dart'nin yakin- 
larmdan emredildigi gibi yemin etmelerini istedi. Onlar da yemin 
edince gerdanhk ile altm yaldizh kabi ibn-i Bend? ile ibn-i Ebu 
Mariye'den alarak Temim-i Dart'nin yakmlarma verdi. Bu, §ahitligi 
gerektigi gibi yapmalarma veya yeminlerinden sonra yeminlerin 
reddedilmesinden korkmalarma daha yakm ve uygundur." [Furu-i 

Kafi, c.7, s.5, h:7] 

Ben derim kk Bu rivayetin bir benzerine Tefsir'ul-KummT'de de 
yer verilmistir. kitapta, "Onlari namazdan sonra alikorsunuz." 
ifadesinden sonra soyle deniyor: "Yani ikindi namazmdan sonra..." 
Peygamberimizin (s.a.a) "evveleyn=ilk iki sahidin" sozti, anlasildigi 
kadanyla tesniyedir ve maksat ilk iki sahittir ve bu soz ayetteki 
"evleyani" ibaresinin aciklamasi amacmi tasir. Anlasildigma gore 
Peygamberimiz (s.a.a) "istehakke" fiilini malum siygasmda oku- 
mustur. Hz. Ali'nin (a.s) de bunu boyle okudugu nakledilmistir. 
Daha once a?ikladigimiz gibi bu anlam bu okuyusa gore muhte- 
mel anlamlann en aq\k olanidir. 

ed-Durr'til-Mensur tefsirinde soyle deniyor: "TirmizT -zayif oldu- 
gunu belirterek- ibn-i Cerir, ibn-i Ebu Hatem, Nasih adh eserinde 
Nuhhas, Ebu's-§eyh, ibn-i Murdeveyh, el-Marifet adh eserde 
Kelbt'y-le ayni kisiler olan Ebu Nadir'a dayanarak Ebu Nuaym, 
Clmrnu Hani-nin azathsi Bazan'dan, o da ibn-i Abbas'tan nakletti- 
gine gore Temim-i Dart'nin 'Ey inananlar! Sizden birinize olum ge- 
lip gatmca vasiyet edecegi zaman aranizdaki gereken §ahitlik, 
sizden adalet sahibi iki ki§inin §ahadetidir.' diye baslayan iki ayet 
hakkinda soyle dedigi nakledilir: 

"Bu iki ayet benden ve Adiyy b. Bedda'dan baska hie kimse ile 
ilgili degildi. Bu iki kisi Hiristiyan'di ve Musluman olmadan once 
sik sik §am'a gidip gelirlerdi. Bir seferinde ticaret amaci ile §am'a 
gitmislerdi. Yanlannda yine ticaret amaci ile Sehm kabilesinin a- 
zath kolesi Bedil b. Ebu Meryem de vardi. Adamin yaninda gumus 
bir surahi vardi. Onu hukumdara vermek istiyordu. En degerli tica- 
ret mail bu idi. Adam hastalandi ve o iki kisiye geride biraktigi 
mallari ailesine teslim etmelerini vasiyet etti." 

"Temim-i Dart devamla diyor ki: Adam oliince o surahiyi aldik 
ve bin dirhem bedelle satarak parasmi ben ve Adiyy b. Bedda a- 



296 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ramizda bolu§tuk. Adamm ailesinin yanina vardigimizda, yanimiz- 
da getirdigimiz esyasini kendilerine verdik. Ailesi surahiyi aradi ve 
bizden ne oldugunu sorunca, 'Bize bunlardan baska bir sey birak- 
madi, bize baska bir sey vermedi' dedik." 

"Peygamberimizin (s.a.a) Medine'ye gelmesinden sonra ben 
Mus-luman olunca, bu gunahtan dolayi vicdan azabma kapildim 
ve ailesine giderek durumu anlattim ve kendilerine almis oldu- 
gum bes yuz dirhemi geri verdim. Aynca bir o kadar daha parala- 
rmm yol arkadasimda oldugunu kendilerine soyledim. Bedil'in ai- 
lesi yol arkadasimi Peygamberimizin (s.a.a) yanina goturdu. Pey- 
gamber onlardan iddialanna dair sahit istedi. Onlar sahit getire- 
mediler. Bunun uzerine Peygamberimiz (s.a.a), yol arkadasima 
dininin kutsal degerleri uzerine yemin verdirilmesini emretti. A- 
dam da yemin etti." 

"Bunun uzerine, 'Ey inananlar! Sizden birinize olurn gelip ga- 
tmca vasiyet edecegi zaman aranizdaki gereken §ahitlik, sizden 
adalet sahibi iki ki§inin §ahadetidir... Bu, sahitligi gerektigi gibi 
yapmalarma veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilme- 
sinden korkmalarma daha yakm ve uygundur.' ayetleri indi. Bu 
ayetin arkasmdan Amr b. As ile bir baska kisi ayaga kalkarak ye- 
min ettiler ve boylece Adiyy b. Bedda'dan bes yuz dirhem geri a- 
hncli." 

Ben derim kk Agikca gortiluyor ki bu rivayet, zayifligmin yam 
sira ayetle de tarn olarak bagdasmiyor. ibn-i Abbas ile ikrime'den 
yukanda Tefsir'ul-Kummt'de yer alan rivayete yakm bir baska riva- 
yet nakledilmistir. 

Yine ayni eserde belirtildigine gore, FaryabT, Abd b. Humeyd, 
Ebu Ubeyd, ibn-i Cerir, ibn-i Miinzir ve Ebu's-^eyh, AM b. Ebuta- 
lip'ten (a.s) soyle rivayet ederler: "0, ayeti soyle okurdu: MinellezT- 
ne'stahakka aleyhim'ul-evleyani." 

Yine ayni eserde, ibn-i Miirdeveyh ve -sahih oldugunu belirte- 
rek- Hakim, AM b. Ebutalip'ten (a.s) soyle rivayet ederler: 
"Resulullah (s.a.a), ayeti, 'minelleztne'stahakka aleyhim'ul- 
evleyani' seklinde okurdu." 

Yine ayni eserde ibn-i Cerir'e dayanilarak verilen bilgiye gore 
ibn-i Abbas bu ayetin neshedildigini soylemistir. 



Maide Suresi 106-109 297 

Rivayette belirtilen ayetin neshedilme olaymi ispatlayan bir 
delil yoktur. 

el-Kafi adh eserde Muhammed b. ismail'den, o da Fadl b. 
Sazan ve AM b. ibrahim'den, o da babasmdan, babasi da ibn-i Ebu 
Umeyr-den, o da Hisam b. Hakem'den, o da imam Cafer Sadik'tan 
(a.s) "veya sizden olmayan iki baska kisidir." ifadesiyle ilgili ola- 
rak soyle rivayet edilir: "Eger bir kisi hicbir Musluman'm bulunma- 
digi bir beldede olursa, yapacagi vasiyete Musluman olmayan fa- 
hitler tUtmasi caizdir." [Furu-i Kafi, c.7, s.4, h:3] 

Bu rivayetin anlami ayetten anlasiliyor. 

Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Yahya b. Mu- 
hammed'den soyle rivayet eder: "imam Cafer Sadik'a (a.s) 'Ey ;'- 
nananlar! Sizden birinize olum gelip gatmca vasiyet edecegi za- 
man aranizdaki gereken §ahitlik, sizden adalet sahibi iki ki§inin 
sahadetidir veya yeryuzunde yolculuk ederken basmiza olum 
musibeti gelirse, sizden (Musluman) olmayan iki kisinin §ahade- 
tidir.' ayetinin anlamim sordum. Bana su cevabi verdi: 'Sizden o- 
lan iki kisi'den maksat Muslumanlar ve 'Sizden olmayan iki baska 
kisi'den maksat Ehlikitap olan kisilerdir. Eger Ehlikitap olan kisiler 
bulunmazsa, Mecustlerden sahit tutulur. Cunkii Resulullah (s.a.a) 
cizye konusunda Ehlikitab'a yaptigi uygulamanm aynismi MecusT- 
lere de uygulamistir." 

"Soyle ki, bir Musluman kisi eger yabanci bir yerde olur de iki 
Musluman sahit bulamaz ise, Ehlikitap'tan olan iki kisiyi sahit tu- 
tar. Bu sahitler ikindi namazmin arkasmdan ahkonur ve kendileri- 
ne 'Akraba da olsa, sahitligimizi higbir paraya satmayacagiz. Al- 
lah'm sahitligini saklamayacagiz, yoksa biz elbette gunahkarlar- 
dan oluruz.' diye yiice ve aziz Allah'a yemin ettirilir. Bu yemin ver- 
dirme uygulamasina, olunun velisinin sahitlerin sahitliklerinden 
suphelenmesi halinde basvurulur." 

"Bu sahitlerin yalan soyledikleri ortaya giktigi takdirde, sahit- 
liklerinin gegersiz sayilabilmesi i?in onlarm yerine baska iki sahit 
bulunmasi ve bu iki sahidin, 'Mutlaka bizim sahitligimiz onlarm 
sahitliginden daha gergektir, biz (hakka) tecavuz etmedik, yoksa 
biz elbette zalimlerden oluruz.' diye Allah'a yemin etmesi gerekir. 
Eger yeni sahitler boyle yemin ederlerse, ilk iki sahidin sahitlikleri 



298 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gecersiz olur ve sonrakilerin sahitlikleri gegerlilik kazanir. Yuce Al- 
lah bu konuyu 'Bu, sahitligi gerektigi gibi yapmalanna veya ye- 
minlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarma 
daha yakm ve uygundur. ' seklinde baghyor." [Furu-i Kafi, c.7, s.4, h:6] 

Ben derim ki: Goruluyor ki, bu rivayet yukanda acikladigimiz 
ayetin anlami Me uyusuyor. el-Kafi'de ve Tefsir'ul-AyyasT'de imam 
Cafer Sadik (a.s) Me imam Kazim'dan (a.s) bu anlama gelen baska 
bircok rivayet nakledilmistir. Rivayetlerin bazilannda, "sizden ol- 
mayan iki baska ki§i" ifadesi kafirler anlaminda tefsir edilmi§tir 
ki, bu yorum Ehlikitap Me birlikte diger butun kafirleri de kapsar. 
Nitekim el-Kafi-de Ebu's-Sabbah Kenan? aracMigi Me imam Cafer 
Sadik'tan (a.s) boyle bir rivayete yer verilmistir. 1 

Tefsir'ul-Ayyast'de de Ebu Usame'den soyle rivayet edilir: "i- 
mam Cafer Sadik'a (a.s) 'sizden olmayan iki baska ki§i' ifadesinin 
ne demek oldugunu sordum. 'Bunlar iki kafir sahittir.' cevabini 
verdi. 'Sizden olan iki adil ki§i' ifadesinin anlamim sorunca da, 
'Bunlar iki Musluman sahittir.' karsiligim verdi." 2 

Bu iki rivayet birbirleri Me uyumlu ve olumlu nitelikte (icabt) ol- 
duklan igin itlak ve takyit kurallarma gore Ehlikitap'la kayith olan 
ilk rivayetin ikinci rivayeti kayitlandiracagi soylenemez ise de ilk 
rivayetin icerigi ikinci rivayetin mutlakhgim kayitlandirma islemi 
Me ortu-secek sekilde tefsir etmektedir. 

el-Burhan tefsirinde belirtildigine gore, §eyh Saduk, Ebu Zeyd 
Ayyas b. Yezid b. Hasan'a vardirdigi rivayet zinciriyle, o da babasi 
Yezid b. Hasan'dan soyle rivayet ettigi belirtilir: imam Musa Kazim 
soyle dedi: "imam Sadik (a.s) 'Allah'm elgileri toplayacagi 
giin(den korkun ki, Allah) 'Size ne cevap verildi?' diye soracak.' 
ayeti hakkinda soyle buyurdu: 'Peygamberler; senden baskasi 
hakkinda bir bilgimiz yok, seklinde cevap verirler.' imam daha 
sonra soyle buyurdu: Kur'an'm tumu takridir ve batmi takrib (ya- 
kinlastirma)dir." 

el-Burhan tefsirinin sahibi sozlerine soyle devam ediyor: "ibn-i 
Babeveyh: imam, bu sozleri Me azar ve tehdit i?erikli ayetlerin ote- 



1- [Fiiru-u Kafi, c.7, s.3, h:l] 

2- [Tefsir'ul-Ayya§T, c.l, s.384, h:216] 



Maide Suresi 106-109 299 

sinde rahmet ve af icerikli ayetlerin oldugunu kastetmistir." sek- 
linde aciklama yapmistir. 

Ben derim kk el-Burhan tefsiri yazannin §eyh Saduk'tan ima- 
mm "Kur'an butunu ile takridir ve batmi takribdir" sozuyle ilgili o- 
larak naklettigi yorum hadis ile uyusmaz. Bu yorum bir kere riva- 
yetin baslangici ile uyusmaz. Qiinku peygamberlerin "senden ba§- 
kasi hakkmda higbir bilgimiz yok." seklindeki cevaplan ile 
Kur'an'm vaat ve tehditten olusan iki tiir ayetlerden olusmasi go- 
riisii arasmda bir baglanti yoktur. 

Aynca bu yorum imamin "Kur'an butunu ile takridir ve batmi 
takribdir." cumlesinin icerigi ile de uyu§maz. Qiinku bu sozun agik 
an-lami §udur: Kur'an'm butunu takri ve ayni zamanda takribdir. 
Farkhhk, batintlikten ve zahirtlikten kaynaklaniyor. Kur'an batmi 
ile takrib ve zahiri ile takridir. imamin soylemek istedigi budur. 
Yoksa Kur'an'm iki kisma ayrildigmi, bir kismim takri ayetlerinin 
olu§turdugunu ve obur kismmin da takrib ayetlerinden meydana 
geldigini soylemek istemiyor. 

Eger rivayetin bas tarafini goz onunde bulundurarak imamin 
bu sozunu incelersek su sonuca vannz: imamin takri teriminden 
kastettigi anlam, bu terimi takrib teriminin karsiti olarak kullandi- 
gini goz onune aldigimiz takdirde, takri kelimesinin anlamimn ge- 
rektirdigi anlam oldugunu ve bu anlamin da takribin karsiti olan 
teb'id (uzaklastirma) oldugunu goruruz. Kur'an butunu ile bilgiler- 
den ve gerceklerden olusur. Zahiri ile bu gercekleri birbirinden u- 
zaklastinyor, pargalanni birbirinden ayinyor. Batmi ile ise bu ger- 
cekleri birbirine yaklastinp pekistiriyor ve birlestiriyor. 

Buna gore imamin sozunun maksadi sudur: Kur'an, zahiri ile 
birbirinden ayn ve kopuk bazi gercekler ifade ediyor. Fakat bu 
gercekler cokluklarma, aralanndaki kopukluga ve birbirinden uzak 
olmalanna ragmen batm hasebiyle birbirlerine yaklasirlar, farkh 
olan anlamlan butunlesir ve sonunda bir tek gercek halinde birle- 
sirler. Bu tek gergek Kur'an'm butununu saran bir ruh gibidir ve 
tevhit gerceginden baska bir sey degildir. §u ayette buyruldugu 
gibi: "Bu Kur'an, her ;s; yerinde ve her §eyden haberdar olan Al- 
lah tarafmdan muhkem, uyumlu cumleler He oriilen, sonra ayrm- 
tili bigimde agiklanan ayetlerden olu§mu§ bir kitaptir." (Hud, l) 



300 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

zaman bu sozun, imamm rivayetin basmda soyledikleri ile 
uyustugu ortaya cikar. Bilindigi gibi imam, rivayetin baslangicinda 
peygamberlerin "Bizim bir bilgimiz yok." seklindeki cevaplarmin 
"Bizim senden baskasi hakkmda bir bilgimiz yok." anlamina gel- 
digini soylemisti. Qunku insan veya herhangi bir alim bildigini Al- 
lah aracihgi ile bilir. §u anlamdaki, sadece yiice Allah bizzat bilinir, 
O'nun dismdakiler ancak O'nun aracihgi ile bilinir. 

Baska bir deyisle bilgi herhangi bir seyle ilgi kurdugu zaman 
once layik olacagi sekilde yiice Allah ile ilgi kurar. Qunku her sey 
hakkmdaki bilgi Allah katmdadir ve 0, bilginin diledigi kadanni di- 
ledigi kuluna nasip eder. Nitekim "Onlar O'nun bilgisinin sadece 
O'nun diledigi kadanni kavrayabilirler. O'nun kursusu gokleri ve 
yen igine alir." (Bakara, 255) ayetinde ifade edilen ger?ek budur. Al- 
i Sam'in azadhsi Abdula'la'nm imam Sadik'tan (a.s) naklettigi ve 
yukanda aktardigimiz rivayet ile ba§ka bazi rivayetler bu anlami 
dile getirmektedir. 

Buna gore peygamberlerin, "senden baskasi hakkmda higbir 
bilgimiz yok. §uphesiz ancak sen gaybleri bilensin." §eklindeki 
cevaplarmin imamm tefsirine gore anlami §6yledir: Biz senin di- 
§mda higbir §ey bilmiyoruz. Bildiklerimizi seni bilmemiz ciheti ile 
biliyoruz. Qunku ilmin butunu sana aittir. Dolayisiyla sen onu biz- 
den daha iyi biliyorsun. Bizim herhangi bir seye iliskin bilgimiz se- 
nin dilemenle ve armagan etmenle o sey hakkmda kavrayabildi- 
gimiz orandaki senin bilgindir. 

Buna gore, "§uphesiz ancak sen gaybleri bilensin." ifadesinin 
yu-kanda ifade edilenden daha yuksek baska bir anlami ortaya 
cikiyor ki, o da sudur: Her varhk diger varhklardan ayn oldugu \q\n 
digerlerine gore gayptir. Bu yaratiklarm varhklan smirh ve belirli 
oldugu iQin sadece Allah'm diledigi oranda bilgiyi kavrayabilirler. 
Oysa Allah her seyi kavrayan ve butun gayblan bilendir. Herhangi 
bir varhk ise diger bir varhgi ancak her turlu noksanhktan munez- 
zeh olan Allah ciheti ile bilebilir. 

Boyle olunca, meseleleri gayb olanlar ve bilgimize acik olanlar 
diye ikiye ayirmak, ashnda onlan yiice Allah'm kavramamizi iste- 
digi meseleler ile bizden saklanan meseleler seklinde ikiye ayir- 
mak demektir. "0, gaybi bilendir. Kendi gorunmez bilgisini kirn- 



Maide Suresi 106-109 301 

seye goster-mez. Ancak razi oldugu elgilerine gosterir." (Cin, 27) 
ayetinin zahiri belki de bu anlami destekliyor. Qunku gayb kelime- 
si Allah'm yerini tutan zamire izafe edilmistir. Bu inceligi bu nok- 
tada iyi dusunmek gerekir. 

Tefsir'ul-AyyasT'de Yezid-i KiinasT'den, o da imam Bakir'dan 
(a.s) "Allah'm elgileri toplayacagi gun..." ayeti hakkmda §6yle ri- 
vayet edilir: "Allah peygamberlere, 'Yerinize halife biraktigmiz 
kimseler hak-kmda ummetleriniz size ne karsilik verdiler?' diye 
soracak. Peygamberler de 'Bizden sonra onlarm ne yaptiklarmi 
bilmiyoruz.' diye cevap verecekler." [el, s.349, h:220] 

Bu rivayet Tefsir'ul-KummT'de Muhammed b. Muslim aracihgi 
ile imam Bakir'dan (a.s) nakledilmistir. 

el-Kafi'de de Yezid aracihgi ile imam Cafer Sadik'tan (a.s) ge- 
len bu anlamda bir rivayet vardir. Bunlar bir uyarlama, ayetin an- 
lami ile ilgili bir ornek gosterme kabilindendir veya ayetin batinT 
anlamidir. 



302 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 



110- Hani Allah dedi ki: "Ey Meryem oglu isa! Sana ve annene 
(verdigim) nimetimi hatirla. Hani seni Ruh'ul-Kudus ile destekle- 
mistim (ki,) besikte ve yetiskin iken insanlarla konusuyordun. Ha- 
ni sana kitabi, hikmeti, Tevrat'i ve incil'i ogretmistim. Hani benim 
iznimle gamurdan kus seklinde bir sey yaratir, ona uflerdin, o da 
kus oluverirdi ve benim iznimle dogustan kor olani ve alaca hasta- 
hgma tutulani iyilestiriyordun. Hani benim iznimle oluleri (dirilte- 
rek mezarlanndan) ?ikanyordun. Hani israilogullanni(n zararlarmi) 
senden savmistim; kendilerine apaQik deliller getirdigin zaman, \q- 
lerinden inkar edenler, 'Bu, apagik bir sihirden baska bir sey 
degildir' demislerdi." 

111- Hani havartlere, "Bana ve Elgime inanm" diye vahy- 
etmistim. Onlar da, "inandik, bizim (Allah'm emrine) teslim olmus 
kimseler oldugumuza sahit ol" demislerdi. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Gerek bu iki ayet, gerekse bunlann arkasmdan gelen ve Maide 
(Sofra) kissasmi anlatan ayetler ve gerekse daha sonra gelen ve 
yuce Allah'm kendisini ve annesini Allah dismda ilah edinmeleri 
konusundaki isa Peygambere (a.s) yoneltecegi soruyu ve onun bu 
soruya verecegi cevabi anlatan ayetler, butiinu ile surenin baslan- 



Maide Suresi 110-111 303 

gicmda ifade edilen amaci ile baglantihdir. Bu amac verilen sozleri 
tutmaya, nimetlere sukretmeye, antlasmalari bozmaktan ve ilaht 
nimetlere karsi nankorluk etmekten sakmdirmaya yonelik cagri- 
dir. Boylece surenin sonu basina baglanmis ve kastedilen anlam 
birligi korunmus olmaktadir. 

"Hani Allah dedi ki: Ey Meryem oglu Jsa... Hani benim iznimle oluleri 
^ikanyordun." Bu ayette isa Peygamberin (a.s) eli ile ortaya cikan 
birkac carpici mucize sayihyor. Yalniz bu mucizeler isa Peygamber 
ile annesine birlikte sunulmus lutuflar olarak ifade ediliyor. Bu 
mucizeler yaklasik olarak ayni ifadelerle meleklerin Meryem'e Hz. 
isa'nm dogacagmi (a.s) mujdelerken, Al-i imran suresinde soyle 
anlatihyor: "Hani melekler dediler ki: Ey Meryem, Allah seni ken- 
disinden bir kelime He mujdeliyor. Adi Meryem oglu Isa Mesih'- 
tir... be§ikte ve yeti§kinlik halinde insanlarla konu§acak... Allah 
ona kitabi, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ogretecek. Onu 
israilogullarina e/c; kilacak . (0 israilogullarma §6yle diyecek): 
Gergek §u, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben size 
gamurdan kus bigiminde bir §ey yaratir, ona uflerim, Allah'm izni 
He ku§ oluverir. Allah'm izniyle do£u§tan kor olani, alaca hastali- 
gma tutulani iyile§tiririm ve oluleri diriltirim..." (Ai-i imran, 45- 50) 

Eger incelemekte oldugumuz ayetler uzerinde iyi dusunulurse, 
zahirde isa Peygambere mahsus goriinen imtiyazlarm ni?in hem 
kendisine, hem de annesine yonelik nimetler kabul edildigi anlasi- 
hr. Nitekim bu hususa Al-i imran suresindeki ayetlerde de isaret 
edilmistir; cunku mtijdeleme ancak nimetle olur. Gergek de zaten 
boyledir. Qunku babasiz dogmak, Ruh'ul-Kudus ile desteklenmek, 
canh kus meydana getirmek, dogustan korleri ve alacahk hastala- 
rmi iyilestirmek ve Allah'm izni ile oluleri diriltmek gibi isa Pey- 
gambere (a.s) mahsus mucizeler ve ayricahklar isa Peygambere 
(a.s) ait kerametler olduklan gibi, ayni zamanda Hz. Meryem'e 
(a.s) ait kerametlerdir. Onlarin her ikisi de ilaht nimetlere mazhar 
olmus kimselerdir. §u ayette buyruldugu gibi: "Sana ve annene 
(verdigim) nimetimi hatirla." 

Yiice Allah, "Onu ve oglunu alemler igin gucumuzu kanitlayan 
bir delil yaptik." (Enbiya, 91) ayetinde bu ger?egi vurguluyor. Gorul- 
dugii gibi isa Peygamber (a.s) ile annesi ayn ayn birer kudret delil i 
(ayet) sayilmiyor, ikisi bir arada tek bir ayet kabul ediliyor. 



304 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

" Hani seni Ruh'ul-Kudiis He desteklemi§tim (ki,) be§ikte ve 
yeti§kin iken insanlarla konu§uyordun. " Ayetten anlasildigi kada- 
nyla Ruh'ul-Kudiis ile desteklemek, isa Peygamberi daha besik- 
teyken insanlarla konusmaya hazirlayan sebeptir. Bu yuzden "in- 
sanlarla konu§uyordun." ciimlesi, bir onceki ciimleye atif edati 
kullanilmadan baglanmistir. Boylelikle desteklenme ile konusa- 
bilmenin sebep ve sonuc-tan olmus bir butun olduklanna isaret 
edilmistir. Kur'an'm cesitli yerlerinde bu mucizelerden bu iki hu- 
sustan birine yer verilmekle yetinil-mis ve oburune deginilmemis- 
tir. Mesela Al-i imran suresinde "0 be§ikte ve yeti§kinlik halinde 
insanlarla konu§acak." diyerek konusma mucizesine yer verilir- 
ken, Bakara suresinde "Meryem oglu Isa'ya agik mucizeler verdik 
ve onu Ruh'ul-Kudiis He destekledik." (Bakara, 253) diyerek destek- 
leme mucizesine yer vermekle yetinilmistir. 

Ustelik eger Ruh'ul-Kudus ile desteklemekten maksat Cebrail 
vasitasi ile vahiy gondermek olsa idi, bu isa Peygambere (a.s) 
mahsus bir ayncahk olmazdi. Bu konuda obiir peygamberler de 
onunla ortaktirlar. Oysa, ayetin akisi bu yoruma musait degildir. 

"Hani sana kitabi, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ogretmistim." Bu 
ifadeden, burada sayilan ilimlerin isa Peygamber (a.s) tarafmdan 
bir tek ilaht emirle ve tedrict olarak degil de bir kerede elde edildi- 
gi sonucunu cikarmak mumkundur. Nitekim bu bilgi konulannin 
tekrarlanmayan bir tek "iz" edatmm arkasinda siralanmasmdan 
da anlasilan budur. 

"Hani benim iznimle gamurdan ku§ §eklinde bir §ey yaratir, 
ona uflerdin, o da ku§ oluverirdi ve benim iznimle do£u§tan kor 
olani ve alaca hastaligina tutulani iyile§tiriyordun." Burada da "iz" 
edati tekrarlanmadigi icin kuslara can vermek ile dogustan korle- 
rin ve alacahk hastalanni iyilestirmenin yakm zamanlarda gercek- 
lestigi anlasihyor. 

Bu arada kusa can verme mucizesinin hemen arkasmdan Al- 
lah'm iznine yer veriliyor. Cumlenin sonundaki ayni ifadenin kayit- 
landinci fonksiyonu ile yetinilmiyor. Qunkii can verme yolu ile ya- 
ratma isi 90k onemlidir. Bu yuzden ona ozel bir onem verilerek 
cumlenin sonu beklenmeden sirf onun icin hemen arkasmdan Al- 
lah'm izni zikrediliyor. Maksat okuyucularm ve dinleyicilerin kalp- 



Maide Suresi 110-111 305 

lerini yanilgidan korumaktir. Onlarm Allah'tan baskasimn bagim- 
siz bir irade ile canlandirma yapabileceklerini veya birkac anhgina 
bile olsa bu kanaati tasimalarma meydan verilmek istenmedigi i- 
cin bu ifade tarzi tercih edilmistir. Dogrusunu Allah daha iyi bilir. 

"Hani benim iznimle oluleri (dirilterek mezarlarmdan) gikari- 
yordun." Oluleri gikarmak, onlan diriltme anlammi veren kinayeli 
bir ifadedir. Bu ifadeden anlasilan odur ki, isa Peygamberin (a.s) 
elleri ile gerceklesen diriltme mucizesi, mezardaki oluleri canlan- 
dinp yeniden dunya hayatma dondurmek seklinde meydana gel- 
mistir. ifadenin sozleri, bu diriltme olaylannin 90k sayida oldugunu 
gosteriyor. Bu ayetler hakkinda yapilabilecek diger aciklamalar Al- 
i imran suresinin bu konudaki ayetlerinin tefsiri sirasmda yapil- 
misti. isteyenler o aciklamalara basvurabilirler. 

"Hani Jsrailogullanni(n zararlanm) senden savmiftim; kendilerine 
apagik deliller getirdigin zaman, iglerinden inkar edenler, "Bu, apagik bir 
sihlrden ba§ka bir §ey degildir" demi^lerdi." Bu ifade Yahudilerin isa 
Peygambere kotii bir sey yapmak istediklerine, fakat yuce Allah'm 
onu bu kotuliikten koruduguna delalet ediyor. Bu ifade ile Al-i 
imran suresinin isa Peygamberle (a.s) ilgili hikayeleri anlatan a- 
yetlerindeki "Onlar tuzak kurdular, Allah da onlara tuzak kurdu. 
Allah tuzak kuranlann en hayirlisidir." (Al-i imran, 54) ifade arasin- 
da tarn bir uyum vardir. 

"Hani havarTlere, 'Bana ve EI§ime inanin.' dlye vahyet-mi§tim." Bu 
ayet ile Al-i imran suresindeki "Isa, onlardan inkan sezince, dedi 
ki: 'Allah'a dogru bana yardim edecekler kimlerdir?' Havarfler, 
'Biz Allah'm yardimcilanyiz. Allah'a inandik. Bizim (Allah'm emri- 
ne) teslim olmu§ kimseler oldugumuza §ahit ol.' dediler." (Ai-i 
imran, 52) ayeti arasmda uyum ve anlam paralelligi vardir. 

Bu ifadeden anlasihyor ki, "Hani havarflere, 'Bana ve Elgime i- 
nanm.' diye vahyetmi§tim. Onlar da, 'Inandik, bizim (Allah'm em- 
rine) teslim olmu§ kimseler oldugumuza §ahit ol' demi§lerdi." 
ayetinde sozti edilen iman, Havartlerin isa'ya yonelik ilk imanla- 
rmdan baskadir. Al-i imran suresindeki "Isa, onlardan inkan se- 
zince" ifadesinden bu olayin isa Peygamberin (a.s) ?agnsinin son 
gunlerinde meydana geldigi anlasihyor. Oysa ona iman etmekte 
oncu olan havartler ona bagliliklanni surduruyorlardi. 

Ustelik Al-i imran suresindeki "isa... dedi ki: 'Allah'a dogru ba- 



306 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

na yardim edecekler kimlerdir?' Havartler, 'Biz Allah' in yardimci- 
lanyiz. Allah' a inandik. Bizim (Allah'm emrine) teslim olmu§ kim- 
seler oldugumuza §ahit ol.' dediler." ifadesinden anlasihyor ki, isa 
Peygamberin bu cagrisimn amaci imanin kendisi degil, Allah'm 
dinini desteklemek yolunda soz almaktir. Boyle oldugu icin, "Bi- 
zim teslim olmu§ kimseler oldugumuza §ahit ol." ciimlesi Me nok- 
talaniyor. Bu cumlenin orijinalinde gecen "Muslimtn" ifadesi Allah- 
'm dinine cagirma gorevini yurutmek ve bu ugurda sikmtilara kat- 
lanmak sureti Me onun dinini desteklemektir ki, bunlarm hepsi 
dogal olarak Allah'a iman ettikten sonra yapilabilecek iflerdir. 

Bundan ortaya ?ikiyor ki, "Hani havarflere... vahyettim." ifade- 
sinden maksat, havartlerden misak ve ahit alma olayidir. Bu ayet- 
te incelenecek bazi konular var ki, bunlara Al-i imran suresinin il- 
gili ayetlerinin tefsiri sirasmda deginmistik. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

el-Meani adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Yakub 
Bagdadi'den soyle rivayet eder: ibn-i Sikktt, imam Ebu'l-Hasan Ri- 
za'ya (a.s) "Yuce Allah ni?in Musa Peygamberi el beyazhgi, asa ve 
biiyu sanati Me, isa Peygamberi tip sanati Me ve Muhammed Pey- 
gamberi (s.a.a) soz ve konusma ustunlugii Me destekleyerek gon- 
derdi?" diye sordu. 

imam Ebu'l-Hasan Riza (a.s) su cevabi verdi: "Yuce Allah Musa 
Peygamberi (a.s) gonderdiginde, onun zamanmda insanlarm en 
onem verdikleri sanat buyuciiluktu. Bu yuzden, Musa Peygamber 
Allah katmdan onlarm yanmda bulunmayan, benzerini yapamaya- 
caklan ve onlarm buyulerini gegersiz kMan, onlara soyleyecekleri 
bir soz birakmayan, hucceti onlara tamamlayan ustun bir biiyu 
sanati Me geldi. 

Ote yandan yuce Allah'm isa Peygamberi (a.s) gonderdigi giin- 
lerde, uzun suren hastahklar bas gostermisti ve insanlar tip ilmine 
muhtac olmustu. Bu yuzden isa Peygamber Allah katmdan insan- 
larm sahip olmadiklari derecede ustun tip Mmi Me donatilarak, Al- 
lah'm izni Me oluleri diriltme, dogustan korleri ve alacahk hastala- 
rmi iyilestirme, insanlara delil ve hucceti tamamlayacak ve ona 
karsi soyleyecek sozleri kalmayacak bir mucize Me desteklenerek 



Maide Suresi 110-111 307 

gonderildi. Yuce Allah Muhamed Peygamberi (s.a.a) insanlar ara- 
smda konusmalar, guzel soz soyleme sanati ve siir revacta olan 
bir donemde gonderdi. Bu yiizden Peygamber efendimiz onlara Al- 
lah'm kitabindan, hikmet ve ogutten insanlann soz soyleme ustun- 
lugunu gecersiz kilan, onlara kaniti tamamlayip hicbir soz soyle- 
meye yer birakmayan seylerle desteklenerek geldi." 

ibn-i Sikktt, imama; "Gunumuzde ben senin gibisini asla gor- 
medim. Peki, bugun insanlara huccet nedir?" dedi. imam ona soy- 
le cevap verdi: "Gunumuzun delili akildir. Allah'la ilgili dogru konu- 
san onunla bilinir, boylece insan onu tasdik eder ve Allah'a iftira 
eden onunla taninir; boylece insan onu tekzip eder." Bunun uzeri- 
ne ibn-i Sikktt dedi ki: "Vallahi, aradigim cevap budur." 

el-Kafi adh eserde, Muhammed b. Yahya'dan, o da Ahmed b. 
Mu-hammed'den, o da Hasan b. Mahbub'dan, o da Ebu Cemile'- 
den, o da Aban b. Taglib ile bir baskasmdan, onlar da imam Cafer 
Sadik'tan (a.s) soyle rivayet edilir: "Hz. isa'nm dirilttigi ve bir sure 
yiyip icip gocuk sahibi olan kimse var mi?" diye imama soruldu. 
imam bu soruya su cevabi verdi: "Evet var, onun ayni zamanda 
ahiret kardesi olan bir dostu vardi. Ona ugrar, yanmda misafir ka- 
hrdi. Bir sure onunla gorusmemisti. Arkasmdan selam vermek icin 
ona ugradi. Kapiya dostunun annesi cikti. isa Peygamber dostunu 
sorunca kadm ona 'Ya Re-sulullah, o oldu.' dedi. Hz. isa kadina, 
'Onu gormek ister misin?' diye sordu. Kadm 'Evet, isterim' dedi. 
Hz. isa kadina, 'Ben yarm sana gelirim ve yuce Allah'm izni ile onu 
diriltirim.' dedi." 

"isa Peygamber ertesi gunii kadina geldi ve 'Benimle gel, me- 
zarma gidelim.' dedi. ikisi yuruyerek adamm mezarma gittiler. isa 
Peygamber mezann basmda durarak yuce Allah'a dua etti. Bunun 
uzerine mezar yarildi ve kadinm oglu canlanarak disan gikti. Kadm 
oglunu ve adam annesini gortince ikisi birden aglamaya basladi. 
Hz. isa onlara acidi ve adama 'Annenle birlikte dunyada kalmak 
ister misin?' diye sordu. Adam da Hz. isa'ya, 'Ey Allah'm resulu, yi- 
yip icip bir sure yasayacak miyim, yoksa yiyip \g\p bir sure yasa- 
madan tekrar olecek miyim?' diye sordu. Hz. isa, 'Yiyip i?eceksin, 
yirmi yil daha yasayacaksin, evlenip coluk-cocuk sahibi olacaksm.' 
dedi. Bunun uzerine adam 'Evet, isterim.' dedi." 



308 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"Hz. isa adami annesine teslim etti. Adam yirmi yil ya§adi ve 
50luk-?OCUk sahibi Oldu." [Furu-i Kafi, c.8, s.337, h:532] 

Tefsir'ul-Ayya^fde Muhammed b. Yusuf San'ani'den, o da ba- 
basmdan §6yle rivayet eder: imam Bakir'a (a.s) "Hani ben havari- 
lere... vahyettim." ayetinin anlamim sordum. imam da "Onlara il- 
ham olundu." cevabmi verdi." [el, s.350, h:22i] 

Ben derim ki: Kur'an'm birkag yerinde vahiy kelimesi ilham an- 
lammda kullanilmi§tir. §u ayetlerde oldugu gibi: "Musa'nm anne- 
sine 'Onu emzir' diye vahyettik." (Kasas, 7) "Rabbin bal arisma 
'Dai oyuklarmda... petek or' diye vahyetti." (Nam, 68) "Qiinkii 
Rabbin yere oyle vahyetti." (Ziizai, 5) 



Maide Suresi 112-115 309 



112- Hani havartler, "Ey Meryem oglu isa, Rabbin bize gokten 
donatilmis bir sofra indirebilir mi? (Bunu maslahat gorur mu?)" 
demislerdi. isa, "Eger inanan kimseler iseniz, Allah'tan korkun" 
demisti. 

113- Onlar, "istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerimiz sakinles- 
sin, bize (Rabbinden teblig ettigin hususlarda) dogru soyledigini 
kesin olarak bilelim ve buna (dunya ve kiyamette) taniklik eden- 
lerden olalim." demislerdi. 

114- Meryem oglu isa soyle dedi: "Allah'im, ey Rabbimiz! Bize 
gokten bir sofra indir ki, (bugiin) hem oncekilerimiz, hem de son- 
rakilerimiz icin bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bize nzk 
ver. Sen nzk verenlerin en hayirlisism." 

115- Allah da soyle buyurdu: "Ben stiphesiz onu size indirece- 
gim; ama ondan sonra kim inkar ederse, ona alemlerde hi? kim- 
seye yapmayacagim azabi yapanm." 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Okudugumuz ayetlerde isa Peygamber (a.s) ile arkadaslanna 
gokten sofra inisinin hikayesi anlatihyor. Ayetlerde gerci sofranin 
fiilen indirildigi agikga belirtilmiyor; fakat son ayet yuce Allah'm bu 
sofrayi indirecegini ifade eden kayitsiz sartsiz bir vaat iceriyor ve 
yiice Allah birgok ayette kendini vaadinden caymamakla nitelen- 



310 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dirmistir. 

Bazi tefsir bilginleri, yiice Allah'm sofranin inmesinden sonra 
kafir olanlara yonelik agir tehdidini isittikten sonra havarilerin bu 
istekten vazgectiklerini ileri surmuslerdir. Fakat bu gorus Kur'an 
ve sunnet kaynakh guvenilir bir delile dayanmiyor. 

Bu goriis bazi tefsircilerden nakledilmistir. Mucahit ile Hasan 
bu tefsirciler arasmda yer ahr. Fakat ne onlarin ve ne digerlerinin 
bu yoldaki goruslerinde delile rastlanmiyor. Eger Mucahit ile Ha- 
san'm bu yoldaki gorusleri rivayet sayilsa bile, zayif oldugu icin de- 
lil degeri tasimayan mevkufat turu bir rivayettir. Ustelik bu rivayet 
bu sofranin fiilen indigini bildiren baska rivayetlere ters dtismek- 
tedir. Zaten dogru olsa bile ahad silsileli bir haber oldugu icin hu- 
kumler dismdaki alanlarda dayanak kabul edilmez. 

Bazilan bu sofranin fiilen inmedigini su sekilde savunabilirler: 
Hiristiyanlann bu mucize konusunda higbir bilgileri yoktur, kutsal 
kitaplannda bu olaydan hig soz edilmiyor. Eger bu sofra fiilen in- 
mis olsaydi, kutsal kitaplannda sik sik sozu geger, bu olayi tipki i- 
lahT yemek gibi aralannda stirekli bir toren halinde korurlardi. Fa- 
kat Hiristiyanligm yayilma tarihini ve ?esitli incillerin ortaya cikis 
hikayesini iyi bilenler bu tur sozlere onem vermezler. Qiinkii Hiris- 
tiyanlann kutsal kitaplan tevatur yolu ile isa Peygambere (a.s) da- 
yandinlarak yaziya geQirilmis olmadigi gibi gunumuzdeki Hiristi- 
yanhk da onun zamanma kesintisiz bir sekilde baglanmiyor. Boyle 
bir tariht bir baglanti olmadigi \q\n, ne kusaktan kusaga gegen ge- 
lenekleri konusunda ve ne isa Peygamberin cagrisma izafe edilen, 
onunla ilgili olan ve hakkmda bilgi sahibi olmadiklan konularda 
gunumuz Hiristiyanligmdan faydalanmak mumkun degildir. 

Evet, bazi incillerde isa Peygamberin az miktardaki arpa ek- 
megi ve bahkla mucizevt sekilde 90k sayida kisiyi doyurdugu anla- 
tihyor. Ama bu hikaye Kur'an 'da anlatilan ilaht sofra hikayesi ile 
hiQbir ozelligi bakimmdan uyusmuyor. Yuhanna incili'nin altinci 
bolumtinde soyle deniyor: 

"(1) Bundan sonra isa Celil (Taberiyye) denizi tizerindeki kop- 
riiye dogru yol aldi. (2) Qok sayida insan pesine dustu. Qunku has- 
talar konusundaki mucizelerini gormuslerdi. (3) isa daga cikti ve 
ogrencileri ile birlikte orada oturdu. (4) Yahudilerce kutsal olan 



Maide Suresi 112-115 311 

Fesh Bayrami yakmdi. (5) isa gozlerini kaldirip bakmca buyuk bir 
kalabahgm kendisine dogru geldigini gordu. Bu durumu gorunce 
Filibs'e 'Nereden ekmek ahp bu insanlara yedirecegiz?' diye sordu. 
(6) isa Peygamber Filibs'i denemek icin bu soruyu sordu. Cunku o 
ne yapmaya kararh oldugunu biliyordu. (7) Filibs ona herkese ku- 
cuk parca ekmek verilse bile iki yuz dinara almacak ekmegin bu 
kalabahga yetmeyecegi cevabmi verdi. (8) Saman Putros'un kar- 
desi olan Enderus admdaki bir ogrencisi isa Peygambere soyle 
dedi: (9) Yaninda bes yufkasi ve iki baligi olan bir gene var burada, 
ama bu yiyecek bu buyuk kalabahga gore ne anlam tasir ki? (10) 
isa Peygamber 'insanlara soyleyin de birbirlerine yaslansmlar' de- 
di. Orasi bol otlakh bir yerdi. Adamlar birbirine yaslandilar. Sayilan 
bes bin kisi kadardi. (11) isa Peygamber yufkalan aldi. Allah'a 
sukretti. Sonra onlan ogrencilerine bolusturdu, ogrencileri de bir- 
birine yaslanan insanlara paylastirdi. iki baligi da bu sekilde pay- 
lastirdilar. Herkes istedigi kadar yedi. (12) Herkesin karni doyunca 
isa Peygamber ogrencilerine 'Artan kinntilari toplaym ki, higbir se- 
yi kaybolmasin' dedi. (13) isa'nm ogrencileri artiklan toplayip on 
iki torbaya doldurdular. Bes arpa ekmegi ile o kadar kisi karnmi 
doyurduktan sonra kinntilari on iki torbayi doldurmustu. (14) in- 
sanlar isa Peygamberin gosterdigi bu mucizeyi gorunce, 'Bu adam 
ger?ekten dtinyaya gelmesi beklenen peygamberdir' dediler. (15) 
isa Peygamber, insanlarm uzerine gelip onu hukumdar yapmak i- 
gin goturmeye kararh olduklanni bildigi \g\n oradan aynhp tek ba- 
sma daga dogru yola cikti." 

Sonra eger bu hikayenin (Maide Kissasinin) ayetlerde anlati- 
lan igerigi dikkatle incelenince, baska bir konu karsimiza gikar ki, 
o da sudur: Bu hikayenin bas tarafmda havartler tarafindan soru- 
lan soru yuce Allah'a karsi gosterilmesi gereken saygidan yoksun, 
edebe aykin bir sorudur. Nitekim ayetlerin sonunda, bu mucizenin 
arkasmdan kafir olanlara, yuce Allah'm peygamberlerine dogru- 
dan sundugu veya ummetlerinin istegine cevap olarak gosterilen 
higbir mucize vesilesi ile soz konusu edilmeyen agir bir tehdit yo- 
neltilmektedir. Mesela, Nuh, Hud, Salih, Suayb, Musa ve Muham- 
med peygamberlerin (hepsine selam olsun) ummetlerinin mucize 
isteklerine boyle sert bir tehdit i?erikli cevap verilmemistir. 

Acaba bu cevabm sertliginin sebebi bu soruyu soran havartle- 



312 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rin edebe aykin ifadeleri midir? Qunku onlar bu soruyu sorarken 
Allah'm gucunden suphe eden kisilerin kullanacaklan bir uslup 
kullandilar. Fakat daha onceki ummetlerin mucize isteklerinde de 
Allah'a karsi saygisiz ve peygamberlerine karsi alay etme icerikli 
ifadelere rastlamaktayiz. Bunlann yam sira Peygamberimizin 
(s.a.a) kavminin zorbalarma ve o donemde yasayan Yahudilere ait 
daha cirkin ve daha edepsiz ifadeleri Kur'an bize nakletmektedir. 

Yoksa sebep, havarilerin bu soruyu sormadan ve ilahtsofranin 
inmesinden once iman etmis olmalan midir ki, sofranm inisinden 
ve bu carpici mucizeyi gormelerinden sonra kafir olmalan halinde 
bu kadar siddetli bir tehdidi hak etmis mi sayilmaktadirlar? Fakat 
gerci carpici mucizeler gordtikten sonra kafir olmak buyuk bir az- 
gmhk ve serkesliktir; ama bu sadece havartlere mahsus degildir. 
Bu bakimdan diger ummetler arasmda benzerleri vardir. Fakat 
hicbir zaman o benzerlere boyle agir bir tehdit yoneltilmemistir. 
Hatta bu ummetler iginde Allah'm yakinhgmi kazandiktan ve Al- 
lah'm mucizelerini yakmdan gordtikten sonra dinden donenler bile 
boyle siddetli bir tehdide muhatap olmadilar. §u ayette verilen 6r- 
nekte oldugu gibi: "Onlara §u adamm olaymi anlat: Adama ayet- 
lerimizi sunduk, fakat o onlarm iginden siynlip gikti. Arkasmdan 
onu §eytan pe§ine takti da azgmlardan oldu." (A'raf, 175) 

Bu noktada soylenebilecek soz sudur: Bu hikaye baslangicin- 
da sorulan soru dolayisi ile, gerek ummetlerin istegi uzerine gos- 
terilen ve gerekse baska zaruretlerin gerekli hale getirdigi diger 
butun peygamberlerin mucizeleri arasmda ozel bir anlam tasimasi 
ciheti ile ayricahkh bir nitelige sahiptir. 

§6yle ki, Kur'an'da anlatilan mucizeler birka? kisma aynhr. Bir 
kismi yiice Allah'm peygamberleri gorevlendirdigi sirada onlara 
sunmus oldugu mucizelerdir. Bunlann maksadi, peygamberlerin 
peygamberliklerini teyit eden deliller olmalandir. Musa Peygam- 
bere (a.s) sunulan isiltih el ve asa, isa Peygambere (a.s) sunulan 
oluleri diriltme, kuslara can verme, dogustan korleri ve alacahk 
hastalanni iyilestirme ve Hz. Muhammed'e (s.a.a) sunulan Kur'an 
mucizeleri gibi. Bunlar imana cagn ihtiyacini karsilamak ve kafir- 
lere soylenecek soz birakmamak icin sunulan mucizelerdir. Boyle- 
ce helak olanlann bile bile helak olmalan ve hayat bulanlann da 
bile bile hayat bulmalan istenmistir. 



Maide Suresi 112-115 313 

Diger bir kisim mucizeler, kafirlerin istegi uzerine peygamber- 
lere sunulan mucizelerdir. Salih Peygamberin (a.s) devesi gibi. 
Peygamberlerin cagn cahsmalari sirasmda gundeme gelen kor- 
kunc olaylar ve genel afetler de bu kategoriye girer. Ornegin Musa 
Peygamberin (a.s) Firavun'un kavmine gosterdigi ve aralannda 
cekirge, zararh bocek ve kurbaga istilalannin da bulundugu yedi 
tabit afet mucizesi, Nuh tufani, Semud ogullarmin yerin dibine ge- 
cirilmeleri, Ad ogullarmin kasirgasi gibi olagandisi belalar. Bunlar 
da inatci inkarcilara yoneliktir. 

Diger bir kisim mucizeler de bir ihtiyacm gerektirmesine, bir 
zorunlulugun ortaya cikmasma binaen yuce Allah'm muminlere 
sundugu olaganustuluklerdir. Yanlan kayadan pmarlann fiskirma- 
si, israilogul-lanna 96I ortasmda bildircin etinin ve helvanm indi- 
rilmesi, buyuk kayanin baslan uzerinde asih tutulmasi, Firavun'- 
dan ve onun zalimliklerinden kurtulmalan i?in denizin ikiye aynl- 
masi gibi. Bu olaganustulukler de ya kendini begenmis isyankar- 
lan korkutmak veya muminlere yonelik rahmeti tamama erdir- 
mek \g\n boyle bir istekleri olmamasina ragmen kendilerini onur- 
landirmak maksadi ile sunulan mucizelerdir. 

Yuce Allah tarafmdan Peygamberimizi (s.a.a) onurlandirmak 
icin muminlere sunulan vaatler de bu kategoriye girer. Mekke'nin 
fethedilecegi, Kureys kafirlerinin perisan olacaklan, Bizanslilann 
Farslan yenecekleri ile ilgili vaatler gibi. 

Kur'an'da anlatilan ve ilaht ogretide soz konusu edilen mucize 
turleri iste bunlardir. Mucize indikten sonra baska bir mucize is- 
temeye gelince, ilaht ogreti bunu hezeyan nitelikli heveslerden sa- 
yar ve ona onem vermez. Kur'an'm mevcudiyetine ragmen 
Ehlikitab'm Peygamberimizden (s.a.a) gokten kendilerine bir kitap 
indirilmesini istemeleri gibi. Yuce Allah soyle buyuruyor: "Ehlikitap, 
senden kendilerine gok-ten bir kitap indirmeni istiyorlar. Onlar 
Musa'dan, bundan daha buyugunii istemi§lerdi ve 'Bize Allah'i a- 
gikga goster' demi§lerdi... Fakat Allah sana indirdigine §ahitlik 
eder; onu kendi bilgisiyle indirmi§tir. Melekler de (buna) §ahitlik 
ederler. §ahit olarak Allah yeter." (Nisa, 166) 

Mekkeli miisriklerin Peygamberimizden (s.a.a) yeryiiziine me- 
leklerin indirilmesini veya Allah'm kendilerine gosterilmesini iste- 
meleri de bu tiirden hezeyan nitelikli bir istektir. §u ayetlerde 



314 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

buyruldugu gibi: "Bizimle karsilasacaklarmi beklemeyenler, 'Bize 
melekler gonderilmeli degil miydi veya dogrudan dogruya 
Rabbimizi gormeli degil miydik?' dediler. Onlar buyukluk komp- 
leksine kapilarak azgmlikta son derece ileri gitmi§lerdir." (Furkan, 

21) 

"Dediler. Bu elgiye ne oluyor ki yemek yiyor ve garsida gezi- 
yor? Ona kendisiyle beraber uyarici olarak bir melek indirilmeli 
degil mi? Yahut ustune bir hazine atilmali, yahut kendisinin, uru- 
nunden yiyecegi bir bahgesi olmali degil mi? Bu zalimler mumin- 
lere 'Sizler buyulenmis, aklf dengesi bozuk bir adamm pe§inden 
gidiyorsunuz' dediler. Senin hakkmda ne yaki§iksiz benzetmeler 
duzduklerini goruyor musun? Onlar sapmislardir ve bir turlu dog- 
ru yolu bulamryorlar." (Furkan, 7-9) Kur'an da bu anlami ifade eden 
daha birgok ayet vardir. 

Butiin bunlann arkasmdaki tek gerekge §udur: Mucizelerin 
inmesinin maksadi, gergegin ortaya Qikmasi ve delilin tamama 
erdirilmesidir. Mucize inip de gergek ortaya cikinca ve artik soyle- 
necek soz kalmaymca, eger mucize indigi ve maksat hasil oldugu 
halde yine mucize istegi tekrarlanirsa, bunun Allah'm mucizelerini 
eglence konusu yapmak, Allah ile oyun oynamaktan ve ger?ekleri 
kabul etmekte oynakhk gostermeden ba§ka bir anlami yoktur ve 
bu tutum en buyuk azginhk ve gercege kar§i ba§kaldirmadir. 

Boyle bir tutum eger muminler tarafmdan ortaya konursa, bu- 
nun gunahi daha yogun ve sugu daha agir olur. Ozellikle Allah'm 
mucizelerini gorup de bunun uzerine iman etmi§ olan bir mumi- 
nin, miimiri olduguna gore gokten mucize inmesi ile ne \s\ olabi- 
lir? Bu tutum daha 90k arzularmin esiri olmu§ ve eglence toplanti- 
lannda kendinden geQmi§ kimselerin isteklerine veya acayip spor 
gosteri du§ktinlerinin gontillerini ho§ etmek icin istedikleri §a§irtici 
cambazhk ve akrobasi taleplerine benzemiyor mu? 

"Hani havartler, 'Ey Nleryem oglu Isa, Rabbin bize gokten 
donatilmi§ bir sofra indirebilir mi?' demi§lerdi." ifadesinden 
anlafilan mana §udur: Havartler isa Peygamberden (a.s) 
kendilerine ozel bir mucize gostermesini istiyorlar. Oysa onlar 
onun havartleri, ona en yakm kimselerdir. Onun gosterdigi o 
?arpici mucizeleri, o a?ik kerametleri gormiislerdi. isa Peygamber 
(a.s) zaten kavmine gonderilirken olaganiistu mucizelerin 
beraberinde gonderilmisti. Yuce Allah bu gergegi soyle ifade 



Maide Suresi 112-115 315 

Yiice Allah bu gercegi soyle ifade ediyor: "(Allah onu) 
israilogullarina elgi kilacak, (o, onlara §6yle diyecek) 'Ben size 
Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben size gamurdan ku§ bigi- 
minde bir §ey yaratir, ona uflerim, Allah'm izni He ku§ oluverir..." 

(Al-i imran, 49) 

isa Peygambere inanan bir kimsenin onun bir mucizesi ile 
karsilasmadigi nasil tasavvur edilebilir ki, onun kendi varhgi bash 
basma bir mucizedir. Allah onu babasiz yaratti ve Ruh'ul-Kudus ile 
destekledi. Daha besikteyken gelismis yaslarmdaki gibi insanlarla 
konusabiliyor, birbirini izleyen birgok mucize ile surekli biQimde 
onurlandinhyor ve sonunda Allah onu kendi katina yukselterek en 
§a§irtici mucize ile misyonunu noktahyor. 

Havartlerin bu kadar 90k sayida mucizeden sonra kendileri i- 
cin segtikleri bir mucize istemeleri, mucizeden sonra mucize is- 
teme anlamina gelir. Boylece son derece ?irkin bir davranis sergi- 
lemis oldular. Bundan dolayi isa Peygamber (a.s), "Eger inanan 
kimseler iseniz, Allah'tan korkun." seklindeki sozleri ile onlan a- 
zarlamistir. 

iste bu yuzden havartler bu tekliflerini gerek?elendirdiler, soz- 
lerinin mutlakhgmi smirlandinp yumusatacak ikinci bir agiklama 
yapmak ve ifadelerin sivriligini gidermek i?in, "Istiyoruz ki, ondan 
yiyelim, kalplerimiz sakinle§sin, bize dogw soyledigini kesin ola- 
rak bilelim ve buna taniklik edenlerden olalim." dediler. Boylelik- 
le yeme amacma, isteklerine gerekce olusturacak baska amaclar 
eklediler. Bundan maksatlari, isteklerinin acayip olaylarla eglen- 
mek ve Allah'm mucize-lerini oyun konusu yapmak anlamina 
gelmedigini, tersine bilgilerini mukemmellestirmek, kotu duygula- 
n kalplerinden kovmak ve olaya sahitlik etmek gibi faydah amag- 
lan oldugunu ifade etmektir. 

Fakat bununla birlikte sofranm yemeklerinden yemek istedik- 
lerini soylemekten geri kalmadilar. iste asil hatalan bu oldu. Eger 
"0 sofranm yemeklerinden yiyip kalplerimizin guven bulmasmi 
istiyoruz" deselerdi, "istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerimiz sa- 
kinle§sin" dedikleri icin aldiklan sert cevaplara muhatap olmaya- 
caklardi. Qunku ilk ifade, butun heves ve eglence ihtimallerini or- 
tadan kaldinrken, ikincisi boyle degildir. 

isa Peygamber (a.s) havartlerin israrh isteklerine cevap olarak 



316 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Rabbinden bu mucizeyi kendilerine bagislamasim istedi. Bu muci- 
ze sadece kendi ummetine mahsus tiirden bir olaganustuluktu. 
Qunku goruniiste gerekli olmayan gerekcelere dayandinlan bir is- 
tek uzerine gosterilecek tek mucize idi. Bu gerekce inanmis kim- 
selerin inecek sofranin yiyeceklerinden yeme gerekcesi idi. Bun- 
dan dolayi isa Peygamber (a.s) bu istegini Allah'a yoneltilmesi uy- 
gun olacak bir gerekce ile yaftalayarak, "Allah'im, ey Rabbimiz! 
Bize gokten bir sofra indir ki, bugun hem oncekilerimiz, hem de 
sonrakilerimiz igin bir bayram ve senden bir mucize olsun." dedi. 
Goruldugu gibi isa Peygamber bu olayi bayram olarak adlandirdi. 
Bayram, bir kavmin insanlar arasmda kendilerine mahsus bir ba- 
gisa, bir kivanca mazhar olduklan gundur. Bu sofranin inisi isa 
Peygamber tarafindan iste bu sifatla nitelendirilmisti. 

isa Peygamber bu istegini Rabbine yoneltince, Rabbi onun 
duasmi kabul etti. Zaten onun, Rabbinden kabul edilecegini urn- 
madigi bir istekte bulunmasi veya Rabbinin onu reddederek rezil 
etmesi, elini bos cevirmesi beklenemezdi. Fakat nasil ki, bu muci- 
ze baska hicbir ummete sunulmamis turden sadece havartlere 
mahsus bir mucize idi ise, bu mucizeden sonra kafir olacak olan- 
lar igin hicbir insan topluluguna verilmemis agirhkta bir ceza sarti 
kosuldu. Yuce Allah bu sarti soyle a?ikhyor: "Ben §uphesiz onu si- 
ze indirecegim. Ama ondan sonra kim inkar ederse, ona alem- 
lerde hig kimseye yapmayacagim azabi yaparim." Acikladigimiz 
bu hususu ganimet olarak bilmelisin. 

"Hani havartler, 'Ey Meryem oglu isa, Rabbin bize gokten donatilmif 
bir sofra indirebillr mi?' demlflerdl." Ayetteki "iz=hani" bir zarf edati- 
dir ve gizli bir fiil ile baglantihdir. Bu gizli fiil, "uzkur" (hatirla) veya 
bu anlamda bir fiildir. Buna gore ifadenin anlami "Havartlerin... 
dedikleri zamani hatirla" seklindedir. 

Bazi tefsircilere gore bu "iz" edati bir onceki ayette ge?en 
"kalu amena=inandik dediler..." cumlesi ile baglantihdir. zaman 
anlam, "Havartler Isa'ya, Rabbin bize gokten donatilmi§ bir sofra 
indirebilir mi?" dedikleri bir vakitte, "inandik... demisierdi." sek- 
lindedir. Yani havartler dediler ki: "Biz Allah'a inandik. Bizim Allah- 
'm emrine teslim olmus kimseler oldugumuza sahit ol." 

Bu faraziyeden maksat, havartlerin iddialannin dogru olmadi- 



Maide Suresi 112-115 317 

gim ve isa Peygamberi (a.s), kendisine teslim olduklanna sahit 
tutmalannin ciddi oldugunu belirtmektir. 

Fakat bu faraziye ayetlerin icerigi ile bagdasmaz. Havartlerin 
imam nasil olur da samimi olmaz? Yuce Allah onlara, kendisine 
ve peygamberlerine iman etmelerini vahyettigini bildiriyor ve bu- 
nun isa Peygambere (a.s) yonelik bir lutuf oldugunu vurguluyor. 
Ustelik eger oyle olsa idi, "Havarfler dediler ki..." ifadesindeki [i- 
mansizhklanni] aciga cikarmalari yersiz olurdu. 

"Maide", uzerinde yemek bulunan sofra demektir. Ragip 
isfahan? soyle der: "Maide, icinde yemek bulunan tabak demektir. 
Hem tabak ve hem de icindeki yemek icin kullanihr. Araplar, 'Ba- 
na yemek verdi.' anlammda 'madent, yemtdun? ifadesini kullamr- 
lar." 

Ayette aktanlan soru metnine, yani "Rabbin bize gokten do- 
natilmi§ bir sofra indirebiiir mi?" ifadesine gelince, ilk bakistaki 
anlami ile bu ifadenin havartlerin agzmdan cikmasi akhn yadirga- 
yacagi bir husustur. havartler ki, isa Peygamberin arkadaslan, 
ogrencileri, yakm ve aynlmaz dostlan, onun bilgisinin ve dtisunce- 
lerinin isigmdan feyz alan, onun ahlak kurallanna ve ayak izlerine 
uyan kimselerdir. Ote yandan en zayif iman bile yuce Allah'm her 
seye kadir oldugu, O'nun i?in acizlik diye bir seyin soz konusu edi- 
lemeyecegi, O'na acizligin galip gelemeyecegi bilincini insana asi- 
larken, nasil olur da havartler Allah'm gokten sofra indirmeye gu- 
ciiniin yetip yetmeyecegini peygamberlerine sorabilmektedirler? 

Bundan dolayi yedi kurradan biri olan Kisat, ayetteki ilgili iba- 
reyi "Hel tastattu Rabbeke=Sen Rabbinden sorabilir misin?" sek- 
linde okumustur. Yani "Rabbeke" kelimesi, gizli bir fiilin 
mefuludiir. Ash soy-ledir: "Hel tastattu en tes'ele Rabbeke." 
Mef'ulda amil olan fiil hazfedilmis ve "tastattu" fiili onun yerine 
ge?mistir veyahut da bir kelimenin digerinin yerine ge?isi soz ko- 
nusu olmaksizin fiil hazfedilmistir. 

Tefsirciler, havartlerin bu tereddut igerikli sorulanni degisik 
sekilde yorumlamislardir. Bu yorumlarda ilk planda akla gelen Al- 
lah'm guciinden suphe etme ihtimalinin varit olmadigi, havartlerin 
boyle basit bir cehaletten uzak olduklan esasma dayanilmistir. 

Bu esasa dayanilarak yapilabilecek en iyi yorum sudur: Ayet- 



318 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

teki "guc yetirme" maslahatm gerektirmesinden ve iznin verilme- 
sinden kinayedir. Nitekim imkan, guc ve kuvvet kavramlanyla da 
kinaye yolu ile "maslahatm olmasi ve izin verilmesi" ifade edilir. 
Mesela, "Hukumdar her ihtiyac sahibini dinleyemez" denir. Bunun- 
la "Hukumdarhgm kamusal faydasi onu bundan ahkor" denmek 
istenir. Yoksa mutlak anlami ile dert dinlemek, hukumdarin gucu 
dahilinde bir istir. Yine "Zengin kisi, herkese sadaka veremez" de- 
nir. Yani mahni koruma maslahati bunu yapmamasmi gerektirir. 
Baska bir ornek, "Alimin butiin bildigini anlatmasi mumkun degil- 
dir." sozudiir. Yani dinin, halkm ve toplumsal duzenin maslahati 
alimi bundan ahkor. Yine bir ornek olarak birimiz arkadasma "Be- 
nimle birlikte falancaya gidebilir misin?" diye soranz. Bu sozdeki 
yapabilirlik gidebilmenin ozunu degil, bu eylemin yerinde olup ol- 
madigma, faydah gorulup gorulmedigine yoneliktir. 

Bu konuda tefsircilerin ileri surdukleri baska yorumlar da var- 
dir. 

Bunlardan biri sudur: Bu sorunun amaci, gorerek inanmak su- 
retiyle kalplerin tatmin olmasidir; yoksa Allah'm gucunden siiphe 
etme maksadi tasimaz. Tipki ibrahim Peygamberin (a.s), bize Al- 
lah tarafmdan nakledilen "Ya Rabbi! Oluleri nasil dirilttigini bana 
goster. Allah, 'Yoksa buna inanmadm mi?' dedi. ibrahim: inan- 
dim; fakat kalbim tatmin olsun diye bunu istiyorum." (Bakara, 260) 
sozleri gibidir. 

Bu yorum hakkinda sunlan soylemek gerekir: imanm arttinl- 
masi ve kalbin tatmin edilmesi amaci ile mucize istemenin dogru 
olmasi, tek basma havartlerin sorusunu bu gerekceye baglamanin 
dogrulugunu kanitlamaz. Onlarin ibrahim Peygamber (a.s) gibi 
masum olduklan sabit degildir ki, bu masumluk sozlerinde kaba- 
hk olmadigi seklinde bir yoruma bash basma delil sayilsm. Tersine 
sozlerinin boyle olmadigi yolunda delil vardir. Qunku onlar ibrahim 
Peygamberin, "Inandim; fakat kalbim tatmin olsun diye bunu 
istiyorum." dedigi gibi, "0 sofranm yemeklerinden yiyip kalpleri- 
mizin tatmin olmasmi istiyoruz." demiyorlar. Bunun yerine, 
"Istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerimiz sakinle§sin." diyorlar. Ya- 
ni yemek yemeyi bash basma bir amac olarak one suruyorlar. 

Zaten bu yorum olsa olsa onlarin kalplerinin Allah'm gucu ile 



Maide Suresi 112-115 319 

ilgili kuskudan annmasi sonucunu verebilir. Sozlerinin zahirindeki 
kabahk, varhgim devam ettirir. 

Ustelik, "Hani Ibrahim, bana oluleri nasil dirilttigini goster..." 
(Bakara, 260) ayetinin tefsiri sirasinda anlattigimiz uzere bu yoru- 
mun dayanak olarak kabul ettigi gibi, ibrahim Peygamberin (a.s) 
istedigi sey, olulerin olumden sonra hayatla donanmis hallerini 
gormek degildi. Eger boyle olsaydi, onun bu istegi mucizeyi gorup 
Allah'la konustuktan sonra, O'ndan mucize istemek kabilinden o- 
lurdu. Onun istedigi sey, o ayeti incelerken agikladigimiz anlamda 
diriltme olayinm gergeklesme bigimini gormekti. 

Bu yorumlardan biri de sudun Havartlerin bu sorusu Allah'm o 
konudaki gucu ile degil, onu fiilen yapmasi ile ilgilidir. Dolayisiyla 
burada fiil, onun ayrilmaz sarti olan guq\e ifade edilmistir. 

Bu yorum hakkinda soyleyecegimiz soz sudur: Bunun boyle 
olduguna dair sozlerinde bir delil yoktur. Oyle oldugu kabul edilse 
bi-le bu yaklasim, onlarm mutlak ilaht kudreti bilmedikleri ihtima- 
lini ortadan kaldinr. Fakat kulluk edebi ile bagdasmayan bir soz 
soyledikleri ger?egi yerinde kahr. 

Baska bir yorum da sudun Bu soz kisaltilmistir. Ash "Hel tas- 
tattu sual'e Rabbike=Rabbine soyleyebilir misin?" seklindedir. Ni- 
tekim muteber kiraat tarzlarmdan biri ["Hel tastattu Rabbeke], bu 
ihtimali hakh gikarmaktadir. Buna gore anlami, "Seni soru sor- 
maktan ahkoyacak bir engel olmaksizm ondan isteyebilir misin?" 
seklindedir. 

Bu yorum hakkinda da sunlari soylemek gerekir: Sozti edilen 
gizli kelimeleri ibareye katmak, bu ifadeyi bu yorumda ileri suru- 
len anlami verecek hale getirmeyi saglamaz. Cunkii iki kiraate go- 
re fiillerin konumlan farkhdir; birisinde fiil, gayip (tiguncu sahis) 
kipinde, bir digerinde ise muhatap (ikinci sahis) kipindedir. Cum- 
lede bir seyin tak-dir edilisi, kesinlikle gayip kipinde olan bir fiili 
muhatap kipi olarak degistiremez. 

Mutlaka bir sey denecekse, soyle soylemeliydi: Bu soru isa 
Peygamber ile ilgili bir fiili Allah'a isnat ediyor. Bunun gerekgesi 
sudur: isa Peygamberin (a.s) fiili, ashnda Allah'm fiilidir. Onun her 
seyi Allah'a aittir. Bu yorum su bakimdan sakattir: Peygamberlerin 
bazi eylemleri Allah'a isnat edilebilir. Ama bu eylemler hidayet, i- 



320 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Mm vb. Allah'a isnat edilmeleri eksiklik ve aksakhk gerektirmeyen 
eylemler olmahdir. Acizlik, yoksulluk, yemek ve icmek gibi pey- 
gamberlerin kul ve insan olmalarmin geregi olan eylemlere gelin- 
ce, bunlar kesinlikle Allah'a izafe edilemez. Aynca bu yoruma gore 
de havartlerin sozlerindeki kabahk yerinde kahr. 

Baska bir yorum da §6yledlr: Buradaki "istitaat (=gug yetir- 
me)", itaat anlammdadir. Buna gore ayetin o bolumunun anlami, 
"Rabbin sana itaat eder, ondan bunu istediginde duani kabul eder 
mi?" seklindedir. 

Bu yorum hakkindaki itirazimiz sudur: Bu yorum, varolan prob- 
lemi daha da buyutur. Qunku ytice Allah'm peygamberine itaat e- 
dip etmeyecegini, ona boyun egip egmeyecegini sormak, O'nun 
guc sahibi olup olmadigim sormaktan daha cirkin ve edep disi bir 
seydir. 

Bir tefsir bilgini bu yorumu savunarak hakkmda ozetle su acik- 
lamayi yapmistir: istaat ile itaat kelimeleri "kurh" (=istemezlik, 
zorlama) kelimesinin karsiti olan "tav"' (uyma, muvafakat etme) 
kokunden gelirler. Bir ise itaat etmek demek, ona razi olarak ve 
tercih ederek yapmak demektir. Bu maddenin istif'al kahbma u- 
yarlanmif turevi, "icabet" kelimesinin istif'al kahbma uyarlanmis 
bigimi ile ayni anlami tasirlar. Dolayisiyla, "istecabehu" ifadesi, 
duasmi ve istegini kabul etti anlamina geldigine gore, "istetaahu" 
cumlesi de ona itaat etti, yani ona boyun egdi, onun nzasi dahilin- 
de oldu, onun tercih ettigi sey oldu, anlammdadir. 

Her iki maddede istif'al kahbi, bu kahbm en meshur anlami 
olan talep ve istek anlamini tasir. Ancak hazfedilmis bir fiilin tale- 
bini ifade ederler. Bu takdirt fiil, ona terettup eden ve kelamda 
zikredilen fiil aracihgiyla bilinir. "istetaa's-sey'=bir seye gug yetirdi" 
demek, bu seyin onun tercih ettigi sey olmasini istedi, o da ona i- 
taat etti ve boyun egdi, demektir. "istecabe" ise, onun icabet et- 
mesini istedi, o da icabet etti anlamina gelir. 

Bu ayrmtili aciklamadan, "yestettu" fiilinin "yuttu" fiili ile ayni 
anlama geldigini soyleyen tefsir bilgininin gorusunun dogru oldugu 
anlasihyor. Qunku "yuttu" fiili, bir seyi razi olarak ve tercih ederek, 
zorlamasiz bir sekilde yapmak anlamina gelir. Buna gore ayetin 
bu cumlesinin anlami, "Eger biz Rabbinden bu sofrayi indirmesini 



Maide Suresi 112-115 321 

istersek veya sen onu bizim icin istersen, Rabbin onu bize gokten 
indirmeye razi olur, bunu tercih eder mi?" seklindedir. (Alinti bu- 
rada sona erdi). 

Bu aciklama hakkmda birkac soz soylemek gerekir: Birincisi, 
bu aciklama yeni bir sey getirmedi. Sadece "istetaa" fiilini 
"istecabe" fiili ile karsilastirdi ve arkasmdan ilk fiile ikincisinin an- 
lammi yukledi. Bu ise dilbilgisi hususunda kabul edilmeyen bir ki- 
yas ve karsilastirmadir. 

Bu goruse karsi ikinci itirazimiz sudur: "istitaat" ve "itaat" ke- 
limelerinin ortak kokunun zorlamanm ziddi olan "tav 1 (=muvafakat 
etme)" olmasi, kokun butun turevlerinde bu anlamm gozetilmesini 
gerektirmez. Bircok kelime tureme sureci iginde kokunun anla- 
mmdan tamamen kopar. §u orneklerde oldugu gibi; Darebe (vur- 
du), adrebe (yuz cevirdi), kabile (kabul etti), akbele (yoneldi), 
kabbele (optu), kabele (karsilastirdi), istakbele (karsiladi). Bu ke- 
limelerde kullanim yerlerine gore, zihne gelen anlamlar, kelime- 
nin kok anlamiyla busbutun farkhdir. 

Dilbilgisindeki tureme incelemelerinde, gerci kelimenin koku- 
nun anlami goz onunde bulundurulur; fakat bundan maksat kok 
anlamimn tureme sureci icinde turevlerde ne oranda yasadigi ve- 
ya nasil hayatiyetini kaybederek baska bir anlama yerini birakti- 
gini tespit etmektir. Yoksa dildeki gelismenin hukmunu gegersiz 
sayip kok anlamim korumak degildir. Bu noktayi iyi anlamak ge- 
rekir. 

Buna gore, herhangi bir kelimede onemli olan anlam, o keli- 
menin kokunun sozltikteki anlami degil, kullanimda gegerli olan 
canh anlamidir. Meseleye bu acidan bakarsak, "istitaat" kelimesi 
Kur'an'da kirktan fazla yerde ve hepsinde guc, kudret anlammda 
kullanilmistir. "itaat" kelimesi ise, yine Kur'an'm yaklasik yetmis 
yerinde ve hep boyun egme (inkiyad) anlammda kullanilmistir. 
"Tav"' kelimesi de kullanildigi yerlerde "kurh"un ziddi anlammda 
kullanilmistir. Durum boyle olunca, "yestettu" kelimesine "yuttu" 
kelimesinin anlamim yuk-lemek, arkasmdan "yuttu" kelimesini 
"tav"' anlammda kabul etmek ve sonra da ayetteki "yestettu" ke- 
limesinin "yerda (razi olur)" anlammda oldugunu soylemek nasil 
mumkun olabilir? 



322 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"Ecabe" ve "istecabe" fiillerine gelince; bu fiiller birlikte 
Kur'an-da ayni anlamda kullamlmistir. "isticabet" kelimesinin kul- 
lanildigi yerler "icabet" kelimesinin kullanildigi yerlerden birkac 
kat fazladir. "isticabet" kelimesi otuza yakin yerde kullanildigi 
halde, "icabet" kelimesinin Kur'an'da kullanildigi yerler onu 
gecmez. Durum boyle iken "etaa" ve "istetaa" fiilleri bu kelimeler- 
le nasil karsilastinlabilir? 

Bu kelimelerin ayni anlamda gelmeleri, iki farkh yaklasimm 
ayni noktada ortusmesi seklindedir. Buna gore "ecabe" fiili, cevap 
soruya muhatap olan kisiden soruyu sorana gecti demektir. Buna 
karsilik "istecabe" fiili, soruya muhatap olan kisi cevabi kendin- 
den istedi ve onu soru soran kisiye iletti anlamindadir. Bundan an- 
lasihyor ki, bu yorumu savunan tefsirci "istecabe" fiilini uygun se- 
kilde aciklamamistir. Yani "istecabe" demek, adam bir seyi sordu, 
karsi tarafin kendisine cevap vermesini istedi ve karsi taraf da 
kendisine cevap verdi, derken, tarn yerinde olan bir aciklama 
yapmamistir. Qunkii istif'al kahbi, "fe-ale" maddesinin talebi yo- 
nunde kullanihr, "ef'ale" kalibmin talebi yonunde degil. Bu, agik 
bir husustur. 

Bu yoruma yonelik UQuncti itirazimiz sudur: ifadenin igerigi bu 
anlamla uyusmaz. Verilen anlama gore havartlerin "Rabbin gok- 
ten bize donatilmi§ bir sofra indirebilir mi?" seklindeki sozlerinin 
anlami, "Eger biz istersek veya sen istersen, Rabbin bize gokten 
bir sofra indirmeye razi olur mu?" seklindedir ve bu istekten veya 
sofranm inmesinden maksatlan, imanlarimn artmasi ve kalpleri- 
nin giivene ermesidir. Eger sozlerinin anlami bu olsaydi, isa Pey- 
gamberin (a.s), "Eger inanan kimseler iseniz, Allah'tan korkun." 
diyerek kendilerini azarlamasimn ve yuce Allah'm bu mucizeden 
sonra kafir olanlan hi? kimseyi carptirmadigi agirhkta bir azaba 
garptiracagi seklinde tehdit etmesinin ne sebebi vardi? Qunkii o 
durumda onlar sadece dogruyu soylemis ve sadece mesru olan bir 
sey istemis olurlardi. Nitekim Kur'an'da, "Allah'tan O'nun lutuf ve 
keremini isteyin." (Nisa, 32) buyruluyor. 

"Eger inanan kimseler iseniz, Allah'tan korkun, demisti." isa Pey- 
gamberden (a.s) havartlere yoneltilmis bir azarlamadir. Bu azar- 
lamanm sebebi, Allah'm bir sofra indirmeye muktedir olup olma- 
digi hususunu O'ndan ogrenmek istemeleridir. Havartlerin bu sozu 



Maide Suresi 112-115 323 

nasil yorumlanirsa yorumlansm, suphe ifade edicidir. 

Yukanda degindigimiz gibi bu ayetlerin sonunda yer alan ilaht 
tehdide yol acan azarlamanin asil sebebi onlarm hicbir ihtiyac ol- 
madigi halde mucize istemeleri ve mucizeler ile eglenmek anla- 
mma gelecek bir teklifte bulunmalandir ve sonra ilk bakista Allah- 
'in gucune kalpten inanmadiklan gibi bir anlama gelen bir ifade 
kullanmalandir. Buna gore, isa Peygamberin (a.s), "Eger inanan 
kimseler iseniz, Allah'tan korkun." diyerek onlan azarlamasmin 
sebebi gayet aciktir. 

"Onlar, 'istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerlmiz saklnle§sin, bize dog- 
ru soyledigini kesin olarak bilelim ve buna tanikhk edenlerden olahm.' 
demi§lerdi." Bu ifadenin iceriginden havartlerin bu sozlerinin isa 
Peygamberin azarlamasmdan kurtulmak icin yaptiklan bir ozur 
beyani oldugu anlasiliyor. Soyledikleri sozlerin, "Rabbin bize gok- 
ten donatilmi§ birsofra indirebilir mi?" seklindeki Allah'm mutlak 
guctinden stiphe ettikleri izlenimini uyandiran sozleri ile degil de 
sofra indirilmesi mucizesi istekleri ile baglantih oldugu agiktir. Bu 
durum ayni zamanda azarlanmalarimn asil sebebinin ihtiyag ol- 
madigi halde mucize istemeleri oldugunun sahitlerinden biridir. 

"istiyoruz ki, ondan yiyelim..." seklindeki sozlerine gelince; 
burada mucize istemekteki amaclarim aciklarken dort madde 
sirahyorlar: 

Birincisi yemektir. Bu sozu soylemekteki maksatlari, bu istek- 
le Allah'm mucizelerini eglence konusu yapmayi amagladiklarmi, 
o sofranm yemeklerinden yemek istediklerini belirtmektir ki, bu 
mantikh bir amactir. Daha once soyledigimiz gibi, bu sozler isa 
Peygamberin azarlamasma ve sofra mucizesinden sonra kafir o- 
lanlann agir bir ilaht azaba carptmlacagi seklindeki tehdide rniis- 
tahak kalmaya teslim olduklanni ifade eder gibi bir cumledir. 

Bazi tefsircilere gore, havartlerin yemek yemekten soz etmele- 
rinden maksat, yemege siddetle ihtiyaglan oldugunu, aghklarini 
giderecek bir seyleri olmadigini agiklamaktir. Baska bazi tefsirci- 
ler ise boyle demekle "0 sofranm yemeklerinden yemekle onur- 
lanmak istiyoruz." demek istemislerdir. Malumdur ki, bu iki yo- 
rumlarda anlatilan maksatlara mutlak yemek ifadesi delalet 
etmez. Eger maksatlari azarlamayi gereksiz kilan boyle bir sey idi 
ise, mazeret beyan ettikleri bu yerde onu a?ik?a ifade etmeleri ge- 



324 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rekirdi. Eger maksatlan oyle idi ise onu belirtmeleri gerektigi hal- 
de belirtmediklerine gore suna htikmetmek gerekir: Yemek der- 
ken kastettikleri sey bu kelimenin mutlak anlamidir. Qunku akla 
uygun bir amac olarak sofra inmesine yonelik isteklerinin amacla- 
rmdan biri olmustur. 

ifade ettikleri ikinci amac, kalp huzuruna ermeleridir. Bu da 
ihlas-la ve huzur ile celisen duygularm ortadan kalkmasi ile elde 
edilen kalp sakinligidir. 

Havartlerin ifade ettikleri iicuncu amac, isa Peygamberin (a.s) 
Rabbinden ahp onlara teblig ettigi mesajlar konusunda dogru ko- 
nustugunu bilmeleridir. Bu durumda bilmekten maksat, nefsant 
vesveselerin ve kuskularm giderilmesinden sonra kalpte meydana 
gelen kesin bilgidir. 

Bazi tefsircilere gore ise, buradaki bilgiden maksat isa Pey- 
gamberin (a.s) onlara vaat ettigi iman meyveleri konusunda dogru 
konustugunu bilmeleridir. Duanm kabul edilmesi gibi. Fakat bu 
akla pek yakm degildir. Qunku havartler gokten sofranm inmesini 
sadece isa Peygamberin (a.s) duasmdan ve dilemesinden, kisaca 
onun tarafindan gerceklesecek bir mucize aracihgiyla istiyorlar. 
Oysa onlar onun bircok mucizesini gormuslerdi. 

, hayati boyunca hep buyuk Man? mucizelerle yan yana yasa- 
di. Peygamber olarak kavmine gonderilmesi ve onlara yonelttigi 
her cagri mutlaka Rabbinin bir mucizesinin esliginde olmustur. 
Eger imanin meyvesi olarak onun duasmin kabul edilmesini kas- 
tetmislerse, onun imanimn meyvesini surekli gormtislerdir. Yok, 
eger imanin meyvesinden kastettikleri sey, kendi dualannm kabul 
edilmesi idi ise, onlar sofranm inmesini kendi dualan ile istemis 
degillerdi ve sofra isa Peygamberin (a.s) duasi ile inmisti. 

Dorduncu amaglan, bu olaya gerektigi zaman sahitlik etmele- 
ridir; inkar edenlere karsi ve kiyamet gunu Allah'm huzurunda sa- 
hitlik etmek gibi. Kastedilen sahitlik mutlak sahitliktir. Sadece Al- 
lah'm huzurunda yapacaklan sahitligi de kastetmis olmalan 
mumkundur. Nitekim yuce Allah tarafindan nakledilen sozlerinde 
bu anlam kastedilerek soyle buyrulmustur: "Ey Rabbimiz, indirmi§ 
oldugun §eye inandik, peygambere uyduk, bizi §ahitlerle birlikte 

yaz." (Maide, 53) 



Maide Suresi 112-115 325 

Bu sozlerden cikan sonuc sudur: Havartler ozur dileme nitelikli 
sozlerine gokten inen sofranin yemeklerinden yemek olan amac- 
larma, hosnut edici guzel amaclar eklediler. Maksatlan yeterli sa- 
yida mucize gordukten sonra yeni bir mucize istemelerinin kabah- 
gmi gidermektir. isa Peygamber de (a.s) bu israrlarmdan sonra is- 
teklerine karsilik verdi. 

"Meryem oglu Jsa fdyle dedi: Allah'im, ey Rabbimiz! Bize gokten bir 
sofra Indlr kl, (bu gun) hem oncekllerlmlz, hem de sonrakllerimlz icin bir 
bayram ve senden bir mucize olsun. Bize nzk ver. Sen nzk verenlerin en 
hayirhsisin." isa Peygamber (a.s) sofra isteme konusunda kendisini 
de havartler arasina katti ve "Allah'im, ey Rabbimiz!" diyerek ge- 
nis kapsamli bir ifade ile Rabbine seslenerek ise basladi. Oysa 
havartler ona "Rabbin bize gokten donatilmi§ bir sofra indirebilir 
mi?" demislerdi. Boylece bastaki seslenisin dua ile uyusmasi sag- 
lanmis oldu. 

Bu dua, peygamberlerin Kur'an'da nakledilen dualan arasmda 
bas-langicmin ozelligi sebebi ile tektir, bir baska benzeri yoktur. 
Qunkti bu dua, "Allah'im, ey Rabbimiz!" diyerek basliyor. Oysa di- 
ger dualar ya "ey Rabbim" veya "ey Rabbimiz" diye basliyor. Bu- 
nun yegane sebebi, dua konusu olaym inceligi ve girisin muhte- 
semligidir. Evet, Kur'an'da aktanlan ovgu ?esitlerinde bu tur bir gi- 
rise rastlanmaktadir. §u ayetlerde oldugu gibi: "De ki. Hamd Al- 
lah'a mahsustur." (Nemi, 59) "De ki: Allah'im, ey mulkiin maliki..." 
(Ai-i imran, 26) "De ki: Ey Allah'im! Ey goklerin ve yeryuzunun yok- 
tan var edicisi. .." (Zumer, 46) 

isa Peygamber (a.s) bu seslenisin arkasmdan, bu inecek sofra 
hakkinda kendisi ve arkadaslan icin amac niteliginde bir unvan 
ortaya koydu. Bu unvan inecek sofranin kendisi ve ummeti icin 
bayram olmasidir. Havartler istekleri sirasmda inecek sofranin 
kendilerine mahsus bir bayram olmasim istediklerini soylememis- 
lerdi. 

Fakat isa Peygamber bu istegine guzel bir unvan takti ve onu 
guzel bir kaliba doktu. Maksadi, elleri altmda ve gozleri onunde 
birgok ilaht mucize varken baska bir mucize isteginde bulunma 
goruntusunden kurtulmak ve isteginin Allah'm hosuna gidecek, 
O'nun yuceligi ile celismeyecek bir istek olmasim saglamaktir. 
Qunkti bayram halk arasmda soz birligi meydana getirir, milletin 



326 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

hayatini yeniler, bayram yapanlarmin gonullerini costurur, her tek- 
rarlamsmda dinin yuceligini Man eder. 

Bundan dolayi isa Peygamber "hem oncekilerimiz, hem son- 
rakilerimiz igin bayram olsun..." dedi. Yani iimmetimizin ilk toplu- 
lugu ve sonradan onlara katilacaklar igin. Ayetlerin iceriginden bu 
anlam cikiyor. Qunku "Td=bayram" kelimesi, "avd=donme, tekrar- 
lanma" kokiinden gelir. Bir olaym bayram olabilmesi igin periyodik 
olarak ve smirsiz bir sekilde nesilden nesile aktanlarak tekrar- 
lanmasi gerekir. 

Daha once soyledigimiz gibi bu inen mucize turn sadece isa 
Peygamberin (a.s) kavmine mahsus oldugu gibi, bu bayram da on- 
lara mahsustur. 

"Senden bir mucize olsun." isa Peygamber, serzenise sebep 
olmayacak guzel bir amac olarak bayram meselesini one aldiktan 
sonra, bu amaca bu istegin Allah tarafindan gosterilen bir mucize 
olmasini ekledi. Sanki bu ana amacm uzerine gelen fazladan bir 
faydaymis gibi, tek basina gudulen bir amac olmadigi igin serze- 
nise ve kizgmhga maruz olmayacak gibi bir ifade kullanildi. Aksi 
halde eger mucize olarak tek basina amac olsa idi, onu istemek 
arzu edilmeyen sonuc vermekten kurtulamazdi. Qunku bu muci- 
zeden beklenecek butiin iyi sonu?lar, isa Peygamberin (a.s) her Al- 
lah'm gunu havartlere ve baskalanna gosterdigi mucizelerden elde 
edilebilirdi. 

"Bize nzk ver. Sen nzk verenlerin en hayirlisism." isa Pey- 
gamber nzk vermeyi bash basina amac olmayan, fakat bayram is- 
tegine dayah bir baska fayda olarak saydi. Havartler ise onu bash 
basina bir istek olarak dile getirmislerdi. Bilindigi gibi, "Istiyoruz 
ki, ondan yiyelim." diyerek bu maddeyi bash basina bir ama? ola- 
rak soz etmis ve onu diger amaglann onune gegirmislerdi. Fakat 
isa Peygamber (a.s) tek basina gozetilmeyen bir amac saydi ve 
onu diger amaclardan sonraya birakti. Ayrica "yemek" kelimesini 
"nzk" kelimesi ile degistirerek bu maddeyi, "Sen nzk verenlerin 
en hayirlisism." cumlesi ile noktaladi. 

isa Peygamberin (a.s) havartler tarafindan asil amac olarak a- 
hnan yemek yemeyi dolayh fayda olarak aldigi yolundaki gorusu- 
muztin delili sudur: en basta bu mucizeyi ummeti ve kendisi igin 



Maide Suresi 112-115 327 

istedi. Bu istek onlarm isteklerine ekledigi bayram istegidir. Boy- 
lece bu olaym Allah'tan gelen bir mucize olmasi ile nzk olmasi, 
bazilanna mahsus olup da baska bazilarma mahsus olmayan, 
herkesi kapsamma almayan, dolayh bir fayda gibi iki sifat halini 
alcli. 

isa Peygamberin (a.s) Rabbine karsi takmdigi carpici edebe 
dikkat edenler ve onun sozlerini havartlerin sozleri ile karsilasti- 
ranlar -ki her iki soz de sofranin inmesini ifade ediyor- hayrete du- 
serler. isa Peygamber havartlerin sorusunu ele aldi, onda ekleme- 
ler ve cikarmalar yapti, bazi bolumlerini one alarak bazi boltimle- 
rini arkaya atti, bazi kelimelerini degistirdi, bazilanni aynen muha- 
faza etti ve sonunda yuce Allah'a yoneltilmesi yakisik almayan 
sozler, kulluk edebinin butun inceliklerini iceren en guzel sozlere 
donustii. Onun sozlerinin inceliklerini irdelersen hayretler icinde 
kahrsm. 

"Allah da soyle buyurdu: Ben siiphesiz onu size indirecegim; ama 
ondan sonra klm inkar ederse, ona alemlerde h\q kimseye yapmayaca- 
|im azabi yapanm." Mecma'ul-Beyan tefsirinde verilen bilgiye gore 
ayette ge?en ve "indirecegim" seklinde anlamlandirdigimiz keli- 
meyi, Medine ve §am alimleri ile Asim "mu-nezziluha" seklinde 
okurken, geride kalanlar onu "munziluha" seklinde okumuslardir. 
Bu ikinci okunus daha uygundur. Qunku "munzilu-ha" siygasi bir 
defada indirme anlamina gelir ki sofranin inisi boyle bir olaydir. 
"Munezziluha" kahbi ise, daha once birkac kere soyledigimiz gibi 
yaygm olarak tedrict indirme anlaminda kullanihr. 

"Ben §uphesiz onu size indirecegim." Bu ifade, yiice Allah'tan 
sofranin indirilecegine dair acik bir vaattir. Ozellikle "munziluha" 
kelimesinin ism-i fail olarak kullamlmasi, fiil kalibmin kullanil- 
mamis olmasi, bu vaadi pekistirmektedir. Bunun gerektirdigi so- 
nuc ise sofranin fiilen inmis olmasidir. 

Bazi tefsircilere gore bu sofra fiilen inmedi. ed-Durr'ul-Mensur 
ve Mecma'ul-Beyan tefsirlerinde ve baska bazi eserlerde yer alan 
Hasan'dan ve Mucahit'ten nakledilmis rivayetler bu yoldadir. Bu 
rivayetlere gore, adlan ge?en selefT tefsir alimleri soyle demisler: 
Bu sofra inmedi. Qunku havartler Allah'm kostugu sarti isitince, 
"Onu istemiyoruz, ona ihtiyacimiz yok" diyerek inmesini istemek- 
ten vazge?tiler ve sofra fiilen inmedi. 



328 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Gercek su ki, bu ayetin sofranm indigine delaleti agiktir. Qun- 
kii sofranm inecegi yolunda acik bir vaat iceriyor. Yuce Allah, acik 
vaatte bulunma comertligini gosterecek, fakat onlar bu istekten 
vazgececekleri icin inmeyecegini bilerek bu vaatte bulunacak diye 
diisunulemez. Cunku boyle davranmak Allah'm sanma yakismaz. 
Ayetteki vaat aciktir ve icerdigi azap ise inisten sonraki kafirlige 
dayandmlmis bir cezadir. 

Baska bir deyisle, ayet sofranm inecegine dair mutlak bir vaat 
iceriyor. Sonra kafirlige karsi azabi bunun bir aynntisi olarak Man 
ediyor. Yoksa kafir olundugunda azaba ugramayi kabul ettikleri 
takdirde sofranm indirilebilecegi vaat edilmiyor. Ancak oyle olsa 
sartin kabul edilmemesi halinde vaadin ortadan kalkacagi ve is- 
teklerinden vazgeg-meleri sebebi ile sofranm inmemesi ileri siirii- 
lebilirdi. Bu inceligi iyi anlamak gerekir. 

Her neyse. Yuce Allah'm sofrayi indirecegi yolundaki vaadinin 
bu mucizeden sonra kafir olanlann azaba ugrayacaklan seklinde- 
ki bir agir tehdit iQermesi, isa Peygamberin (a.s) duasinm redde- 
dildigini degil, kabul edildigini gosterir. Yalniz duayi izleyen bu ila- 
ht kabul, bu mucizenin onlarm oncekilerinin ve sonrakilerinin yarar- 
lanacaklan mut-lak bir rahmet oldugunu ortaya koydugu icin yuce 
Allah bu rahmetin mutlakhgmi kostugu sartla kayitlandirmistir. 
Yani yuce Allah'm sadece onlara tahsis ettigi bu bayramdan onla- 
rm hepsi yararlanamaz. Ondan ancak iclerindeki muminliklerini 
devam ettiren muminler yararlanabilir. Bu mucizeden sonra kafir 
olanlar ise ondan en agir bigimde zarar goreceklerdir. 

Bu iki ayet, gerektirdigi sonug agisindan duanm mutlakhgi ile 
kabulun kayda baglanmasi bakimmdan su ayetlere benzer: "Hani 
Rabbi, Ibrahim'i birtakim kelimelerle denemi§, o da onlari yerine 
getirmi§ti. Bunun uzerine Allah 'Seni insanlara imam yapacagim' 
demi§ti. Ibrahim 'Soyumdan da' deyince, Allah 'Benim ahdim za- 
limlere eri§mez' buyurdu." (Bakara, 124) "Sen bizim dostumuz, e- 
fendimizsin. halde bizi affet, bize merhamet et, sen affedenle- 
rin en hayirlisism. Bize hem bu dunyada, hem de ahirette hayirli 
olani yaz. Biz sana yoneldik. Allah dedi ki, azabima diledii'imi 
garptinnm. Fakat rahmetim her §eyi kapsami§tir. Onu giinahlar- 
dan sakmanlara, zekati verenlere ve ayetlerimize inananlara ya- 

zacagim. " (A'raf, 156) 



Maide Suresi 112-115 329 

Daha once belirttigimiz gibi, isa Peygamberin iimmetine 
mahsus olarak ongorulen bu azabm asil sebebi, onlarm baska bir 
ummete benzeri verilmemis olan, sirf kendilerine mahsus tiirden 
bir mucize istemis olmalandir. Bu istekleri karsilamnca, arkasin- 
dan kafir olduklan takdirde baska hicbir ummet icin ongorulme- 
mis olan bir azapla tehdit edildiler. Tipki boyle benzersiz bir aynca- 
likla sereflendirildikleri gibi. 

Bundan anlasiliyor ki, ayetin sonundaki "alemler"den maksat 
sadece cagdaslari degil, butun ummetlerin alemleridir. Qiinku bu 
kavram, karsilannda ustunluk sagladiklan insanlan ifade ediyor 
ki, bunlar sadece isa Peygamber (a.s) zamanmda yasayan um- 
metler degil, daha onceki ve daha sonraki butun ummetlerdir. 

Yine buradan anlasiliyor ki, "ona alemlerde hig kimseye yap- 
mayacagim azabi yaparim." ifadesi, agir bir azaba yonelik siddetli 
bir tehdit olmakla bu azabm butun azaplardan, butun cezalardan 
daha siddetli ve aci verici olacagmi gostermez. Bu ifadenin mak- 
sadi, sadece bu azabm turunde tek olacagmi ve ummetler arasm- 
da sadece onlara mahsus oldugunu agiklamaktir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AQIKLAMASI 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde imam Cafer Sadik'tan (a.s) 
"Rabbin... indirebilir mi?" ifadesi hakkmda soyle nakledilir: "Bu 
ayetin anlami, 'Sen Rabbine dua edebilir misin?' seklindedir." 

Ben derim ki: Bu anlam Ehlisunnet kanahyla Ayse ve Said b. 
Ciibeyr gibi bazi sahabTlerden ve tabitnden rivayet edilmistir. Bu, 
daha once ayetle ilgili ortaya koydugumuz anlama donuktur. Qun- 
ku, isa Peygamberin (a.s) gucunu soru konusu yapmak, ancak 
onun hikmet ve maslahat acismdan yapacagi degerlendirmeye 
bagh bir gucunu dusunerek dogru olabilir, yoksa gucun ozu anla- 
mmda ona boyle bir soru yoneltilemez. 

Tefsir'ul-Ayyast'de isa b. Alevi'den, o da babasmdan, o da i- 
mam Muhammed Bakir'dan (a.s) soyle rivayet edilir: 
"israilogullanna inen sofra altin zincirlerle sarkitilmisti. Uzerinde 
dokuz bahk ve dokuz ekmek vardi." 

Ben derim ki: Bu rivayetin baska bir ifadesinde sofradaki yiye- 
ceklerin dokuz "envan" ve dokuz ekmek oldugu belirtiliyor ki, bu 



330 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rivayetteki "envan" kelimesi bahk anlamma gelen "nun"un cogu- 
ludur. 

Mecma'ul-Beyan tefsirinde Ammar b. Yasir'den, o da Pey- 
gamber efendimizden (s.a.a) soyle rivayet edilir: "Gokten indirilen 
sofrada ek-mek ve et vardi. Cunkii havartler isa Peygamberden 
yemekle bitiremeyecekleri bir yemek istediler. Bu istekleri uzerine 
onlara 'Bu mucizeye ihanet etmediginiz, ondaki yemekleri sakla- 
madigmiz ve bu sirn ifsa etmediginiz surece bu sofra sureklidir, 
hi? tukenmez. Ama eger bu yasaklanan isleri yaparsaniz, azaba 
garptirihrsiniz. Fakat sofranm uzerinden daha bir gun gecmeden 
onlar ihanet ettiler, uzerindeki yemekleri sakladilar ve bu sirn if§a 
ettiler." 

Ben derim ki: Bu rivayet ed-Durr'ul-Mensur tefsirinde TirmizT- 
ye, ibn-i Cerir'e, ibn-i Ebu Hatem'e, ibn-i Enbari'ye, Ebu's-§eyh'e ve 
ibn-i Mtirdeveyh'e dayanilarak Ammar b. Yasir'in naklettigi Pey- 
gamberimizin (s.a.a) sozu olarak yer almistir. Bu rivayetin sonun- 
da "Bu yiizden israilogullan azaba carptmlarak maymunlara ve 
domuzlara donusturuldu" ifadesine yer verilmistir. 

ed-Durr'til-Mensur tefsirinde soyle deniyor: "ibn-i Cerir, ibn-i Mun- 
zir ve ibn-i Ebu Hatem bu rivayetin benzerini baska bir kanaldan 
mevkuf olarak Ammar b. Yasir'e dayandirarak nakletmisler. 
TirmizT bu rivayetin mevkuf olarak nitelendirilmesi 90k dogrudur, 
demistir." 

Bu haberde soz konusu edilen havartlerin yedikge tiikenmeye- 
cek bir yemek istedikleri yolundaki rivayet ayetle tarn olarak 
uyusmuyor. Bunun gerekcesi onlann nakledilen "Buna taniklik 
edenlerden olalim." seklindeki sozleridir. Qiinku yedikge tiiken- 
meyen yemek birinin sahitligine muhta? degildir. Ama eger bu 
sahitlikle kiyamet gunu sahitligi kastedilmis olursa o baska. 

Aynca bu haberde onlann azaba carptmlarak maymunlara ve 
domuzlara donusturuldukleri belirtiliyor. Haberin igeriginden anla- 
sildigi-na gore, bu garpitilma onlara haber verilmis olan azaptir. 
Bu nokta baska bir tartismaya kapi aciyor. Qunku "ona alemlerde 
nig kimseye yapmayacagim azabi yapanm." ifadesi zahirde soz 
konusu azabm sadece onlara mahsus oldugu anlamma gelir. Oysa 
Kur'an'da baskalarmin hayvana donusturulme cezasma ugratildik- 



Maide Suresi 112-115 331 

Ian bildirilmistir. §u ayette buyruldugu gibi: "Iginizden Cumartesi 
Yasagmi gigneyenleri bilmi§ olmalismiz. Onlara, asagilik may- 
munlara donu§un, dedik." (Bakara, 65) Bazi kanallardan Ehlibeyt 
imamlanna (hepsine selam olsun) dayandinlan bu konudaki riva- 
yetlere gore, onlar azaba carptmlarak maymunlara donusturul- 
mustur. 

Tefsir'ul-Ayyasfde Fudayl b. Yesar kanahyla imam Riza'dan 
(a.s) soyle rivayet edilir: "isa Peygamberin kavminden olan domuz- 
lar, gokten sofra indirilmesini isteyip de bu mucizeye inanmadik- 
lan icin Allah tarafmdan domuz haline donusturulen kimselerdir." 

[c.l, s.351, h:266] 

Yine ayni eserde Abdussamed b. Biindar'dan soyle rivayet edi- 
lir: imam Riza'nm (a.s) soyle dedigini duydum: "Domuzlar cirpici- 
lardan olusmus bir kavimdir. Bunlar sofra mucizesini inkar ettikle- 
ri icin domuz haline donustiirulmuslerdir." [c.l, s.35i, h:267] 

Ben derim ki: el-Kafi'de Muhammed b. Yahya'dan, o da 
Ahmed b. Muhammed'den, o da Muhammed b. Hasan Es'art'den, 
o da imam Riza'dan (a.s) soyle rivayet edilir: "FN, hayvana doniis- 
turiilme cezasma ugramis zinakar bir hukumdardi. Kurt, bu azaba 
carptmlmis deyyus bir bedevt idi. Tavsan, esini aldatan ve hayiz 
oldugunda yikanmayan ve bu yuzden azaba garptinlmis bir kadin- 
di. Yarasa, halkm hurmalarim galdigi igin hayvana donusturulme 
cezasma carptmlmis bir kisi idi. Maymunlar ve domuzlar, 
israilogullan arasmda Cumartesi Yasagmi gignemis olan bir toplu- 
luktu. Cirris [bir Qesit bahk veya yilan bahgi] ve keler, 
israilogullarmdan bir gruptu. Bunlar isa Peygambere indirilen sof- 
raya inanmadiklan \g\n saskmhga maruz birakildilar ve bu saskin- 
hgm sonunda bir bolumu denize ve diger bir bolumu karaya dustu. 
Fare, fasik bir kadm, akrep dedikoducu bir kadmdi. Ayi, tilki ve an, 
sattiklan etleri eksik tartan kasaplardi." [Furu-l Kafi, c.6, s.246, h:i4] 

Bu rivayet, daha onceki iki rivayetle gelismez. Qunku bazilan 
domuz, diger bazilan cirris [bir gesit bahk veya yilan bahgi] ve ke- 
ler seklinde olma azabma garptinlmis olabilirler. Yalniz bu rivayet- 
te tartisma konusu edilebilecek baska bir nokta var ki, bu da Cu- 
martesi Yasagmi cigneyen israilogullarmin maymuna ve domuza 
donusturulmeleri yolundaki agiklamadir. Oysa hem inceleme ko- 
numuz olan ayet, hem de A'raf suresindeki bunun benzeri olan 



332 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ayet, onlarm maymuna donu§turulduklerini ve ba§ka bir hayvana 
d6nu§turulmu§ olmalanna ihtimal vermedigini bildiriyor. Yine de 
dogrusunu Allah herkesten daha iyi bilir. 



Maide Suresi 116-120 333 



116- Hani Allah dedi ki: "Ey Meryem oglu isa! Sen mi insanla- 
ra, 'Allah'tan baska beni ve annemi de iki tann edinin' dedin?" isa 
soyle dedi: "Hasa, sen (her turlu noksanhktan) yucesin. Gergek 
olmadigim bildigim bir sozu soylemeye benim hakkim yoktur. E- 
ger boyle bir sey soyleseydim sen mutlaka onu bilirdin. Sen benim 
iQimdekini bilirsin, fakat ben senin ozundekini bilemem. Qunkii 
gaypleri yalniz sen bilirsin." 

117- "Ben onlara, 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk 
edin.' diye senin bana emrettiginden baska bir sey soylemedim. 
Aralannda oldugum stirece uzerlerinde gozetleyici oldum. Fakat 
beni tarn olarak (onlann iginden) ahnca, onlarm (amellerinin) tek 
koruyucusu sen oldun. Ve sen her seyin sahidisin." 

118- "Eger onlan azaba garptmrsan onlar senin kullanndir. 
Eger gtinahlarini affedersen stiphe yok ki, sen izzet ve hikmet sa- 
hibisin." 



334 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

119- Allah dedi ki: "Bu, dogrulara dogruluklarimn fayda sagla- 
yacagi gundur. Onlar icin altmdan irmaklar akan ve icinde ebedt 
kalacaklan cennetler vardir." Allah onlardan razidir, onlar da O'n- 
dan razidirlar. iste buyuk kurtulus, buyuk basari budur. 

120- Goklerin, yeryuzunun ve her ikisinde bulunan turn varhk- 
lann egemenligi Allah'a aittir. O'nun gucu her seye yeter. 

AYETLERiN AQIKLAMASI 

Bu ayetlerde Hiristiyanlarm hakkmdaki iddialan Me ilgili olarak 
isa Peygamberin yuce Allah Me arasmda gecen konusma nakledi- 
liyor. Bu ayetlerin amaci, isa Peygamberin (a.s) itiraflan ve dunya 
hayatinda kendisi Me ilgili verdigi bilgileri aciklamaktir. Soyle ki, 
kendisi icin ash olmayan iddialarda bulunmaya hakki yoktur. Za- 
ten uyumasi ve herhangi bir seyi kacirmasi soz konusu olmayan 
yiice Allah'm gozu onundeydi. 0, yuce Allah'm kendisi icin Qizdigi 
smiri asmamis ve Allah'm soylemesini emrettigi sozleri soylemisti. 
Yiice Allah'm kendisini yerine getirmekle yukumlu kMdigi gorevi 
yapmakla ugrasmisti. Bu gorev de, ummetini gozetim altinda 
tutmakti. Nitekim yuce Allah da, onun rububiyet ve kulluk gorevle- 
ri Me ilgili sozlerini dogrulamistir. 

Boylece bu ayetler, bu surenin inis maksadi Me ortusmus olu- 
yor. Bu maksat, kullann Allah'a karsi gorevlerini agiklamaktir. Bu 
gorevler ise, taahhtit ettikleri sozleri yerine getirmeleri ve antlas- 
malarim gignememeleridir. Bunun sonucu olarak da, canlannin is- 
tedigi gibi basibos hareket etmemeleri ve diledikleri gibi yasama- 
ya kalkismamalan gerekir. 

Allah tarafmdan kendilerine boyle bir hak verilmedigi gibi, 
boyle bir basibosluga kendi baslarma kalkismaya da yetkili degil- 
dirler. Qunku goklerin, yeryuzunun ve bu ikisinde bulunan butun 
varliklarm egemenligi Allah'a aittir ve her seye kadirdir. Sure bu 
mesajla sona eriyor. 

"Hani Allah dedi ki: 'Ey Meryem oglu isa! Sen mi insanlara, 'Allah'- 
tan baska beni ve annemi de iki tann edinin.' dedin?" Bu ayette geqen 
"iz" kelimesi, ifadede yer almayan bir kelime Me baglantih bir zarf 
edatidir. ifadede zikredilmemis olan kelimenin ne olduguna ifa- 
denin akisi delalet ediyor. Bundan maksat kiyamet gunudur. Qun- 



Maide Suresi 116-120 335 

kii bu konuda yuce Allah, "Allah dec//' ki: Bu dogrulara, dogruluk- 
larmm fayda saglayacagi gundur." derken isa Peygamber de, "A- 
ralarmda oldugum siirece uzerlerinde gozetleyici oldum. Fakat 
beni tarn olarak (onlarm iginden) almca, onlarm amellerinin tek 
koruyucusu sen oldun." demektedir. 

Ayette, "Allah'tan baska beni ve annemi de iki tann edinin." 
denilerek Hz. Meryem'den "anne" diye soz edildi, "beni ve Mer- 
yem'i Nan edinin, tann kabul edin" denmedi. Boylece Hiristiyanlarm 
Hz. Mer-yem'in ilahhgi ile ilgili temel dayanaklarma vurgu yapilmis 
oldu. Bu temel dayanak isa Peygamberin babasiz olarak Hz. Mer- 
yem'den dunyaya gelmis olmasidir. Onlarm bu ikisini Nan edinme- 
lerinde bu ttir bir ogul-ana iliskisi temel faktor oldugu icin, mak- 
sadi ifade etmek acismdan isa Peygamber ile anasi tabirini kul- 
lanmak, isa ve Meryem tabirini kullanmaktan daha anlamh ve 
daha net bir ifadedir. 

Ayette yer alan "dune" kelimesi, sonuc itibariyle "baska" an- 
lamin-da kullanihr. Ragip isfahant bu kelimeyi soyle agikhyor: "Bir 
isi yapmaktan aciz olan kisi ic;in 'dune' denir. Bazilan bu kelime- 
nin, 'dunuv' kahbmdan turedigini soyluyor. 'Edven' kelimesi ise, 
'deni=asagi mertebede olan' anlamindadir. 'La tettehizu bitaneten 
min dunikum=ken-of;'n;'zc/en baskasmi kendinize sirdas edinme- 
yin.' (Ai-i imran, 118) ayeti, dindarhkta sizin seviyenizden asagida o- 
lanlan sirdas edinmeyin, anlamindadir. Bir baska goruse gore de, 
akrabahkta sizin seviyenizden asagida olanlan sirdas edinmeyin, 
demektir. 'Yegfiru ma dune zalike limen yesau=Bundan baskasmi 
diledigi kimse igin bag\slar.' (Nisa, 116) ayeti ise, ondan (Allah'a or- 
tak kosmaktan) daha kiic;uk olan gunahlan affeder, demektir. Bir 
goruse gore de, onun dismda kalan gunahlan affeder demektir ki, 
bu iki anlam arasmda siki bir baghhk vardir; her biri digerinin ka- 
gmilmaz sonucudur. 'Sen mi insanlara, 'Allah'tan baska beni ve 
annemi de iki tann edinin.' dedin?' ayetinde ise bu kelime, Allah'- 
tan baska anlamina gelir." Ragip'tan ahnan almti burada son bul- 
du. 

"Min dunillah=ANah'tan baska" ifadesi Kur'an'da ayn ve ba- 
gimsiz bir Nahm varhgini iddia etmek igin degil, yuce Allah'a ortak 
kosmak anlammda kullanihr. §unu demek istiyoruz: Allah'tan 
baska bir, iki veya 90k sayida Nah edinmekle kastedilen sey, Al- 



336 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lah'tan baska bir Mali edinerek Allah'm ilahligim gecersiz saymak 
degil, yuce Allah'a ilahligmda ortak kabul etmektir. Qunku Allah'm 
ilahhgini gecersiz saymak, hicbir sonuca goturmeyen gecersiz bir 
soz olur. Qunku o takdirde kabul edilen Mali, ilah olur ve onun di- 
smdakiler reddedilmis olur ve tartisma, ancak kabul edilen ilahin 
bazi sifatlan ile sinirh kahr. Mesela adamm biri, "Mesih ilahtir." 
dese ve Mesih'in ilahi olan Allah'i inkar etse, bu sozu "Allah vardir; 
ama Mesih'in besert sifatlarmi tasir" anlamma gelir. Eger bir bas- 
kasi, "Putlar veya putlarm sahipleri ilahtir" dese ve yuce Allah'i in- 
kar etse, bu kimse kainatm bir ilahi oldugunu soylemis, boylece 
Allah'm varhgmi kabul etmis; fakat ona birkac tane olma sifati 
yakistirmistir ki, boylece Allah'a ortaklar kosmus veya Hiristiyan- 
lar gibi, "Allah iigiin uguncusudur." yani ug olan bir ve bir olan tig- 
tur dermis olur. 

Eger bir baskasi, "Kainatm baslangici zaman (dehr)dir veya 
tabiattir." der ve kainatm bir ilahi oldugunu inkar ederse, kainatm 
bir yaraticisi ve o yaraticmin da yuce Allah oldugunu kabul etmis 
demektir. Fakat adam kabul ettigi ilahi noksanhk, yetersizlik ve 
mumkun olma sifatlan ile nitelemis olur. 

Eger baska birisi fitratmm acikca gerektirmesine ragmen sa- 
sirtici kainat duzenin bir baslangici oldugunu koktinden inkar e- 
derse, sebep-sonu? iliskisini ve etki ilkesini reddederse, o kisi da- 
ha bastan inkar edilmeyi ve yok sayilmayi kabul etmeyen, mevcut 
ve sabit bir alemin varhgmi kabul etmis olur. Yani bu alemin varh- 
gi gereklidir. Onun varligmin koruyucusu ya kendisidir, ki bu 
mumkun degil; -ciinkii par?alan yok olmaya ve degismeye ma- 
ruzdurlar- veya varligmin koruyucusu baskasidir ki, o yuce Allah'tir 
ve O'nun kemal sifatlan vardir. 

Bundan ortaya cikiyor ki, yuce Allah'i kokten inkar etmek ka- 
bil degildir. Boyle bir sey ancak igeriksiz bir sozle olabilir ki, o so- 
zun de mantikh bir anlami olmaz. 

Buttin bu soylediklerimizin dayanagi sudur: insan, bu alemin 
varhgmi ayakta tutacak ve duzenini planlayacak bir guce yaygin 
bir ihtiyaQ oldugu iQin bu alemin bir ilahi oldugunu kabul eder, 
sonra da o gucun varligmin ozelliklerini belirler. iste bu boslugu 
doldurmak ve bu ihtiyaci gidermek icin varoldugunu kabul ettigi 



Maide Suresi 116-120 337 

guc yuce Allah'tir. Eger bundan sonra ondan baska bir ilahm varh- 
gim ileri surerse veya birden 90k ilahm varoldugunu iddia ederse, 
ya Allah'm sifatlarmi belirlemede yanilgiya dusmiis, ya isimlerini 
inkar etmis, ya Allah'a ortak ya da ortaklar kosmus olur. Yoksa Al- 
lah'i yok sayip baskasimn ilahhgmi kanitlamak anlamsiz bir caba- 
dir. 

Bundan anlasiliyor ki, "ilaheyn-i min dunillah=Allah'tan baska 
iki tann" ifadesinin anlami, "Allah disinda O'na iki ortak" seklin- 
dedir. "Dune" kelimesinin asla ortak anlamma gelmeyecegi soy- 
lenebilir. Bu-na verilecek cevabimiz sudur: Bu kelimenin anlami 
Allah disinda baska cinsten olan iki ilah edinmeyi asmaz. Bu yak- 
lasimin Allah'm varhgmi inkar etmeyi veya kabul etmeyi igerdigi 
meselesine gelince, bu konuda bir §ey soylenmiyor, bu meseleye 
a?ikhk getiren bir kelime yok, bu husus ifadeden bagimsiz bir §e- 
kilde ba§ka bilgilerden ogreniliyor. Hiristiyanlar da isa Peygamberi 
ve annesini Allah di§mda ilah edinmekle birlikte Yuce Allah'm ilah- 
hgmi inkar etmiyorlar. 

Bazilan bu ayete "Hiristiyanlar, Bakire Meryem'in (a.s) ilah ol- 
dugunu soylemiyorlar." diyerek itiraz etmisler ve bu itirazlarmi Qe- 
sitli sekillerde hakh gostermeye gahsmislardir. 

Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta sudur: Bu ayette 
Hiristiyanlann Meryem'i ilah diye adlandirdiklan degil, onu ilah e- 
dindikleri ifade ediliyor. Onun ilah olduguna inanmaksa, onu ilah 
edinmekten baska bir seydir; gergi ilah olduguna inanmak da, ilah 
edinme-nin kacimlmaz bir sonucu olarak ortaya cikar. ilah edin- 
mek, tapmmakla ve kulluga mahsus boyun egme tezahuru ile 
dogrulanir. Nitekim yuce Allah, "Nefsinin arzularmi ilah edineni 
gordun mii?" (Casi-ye, 23) buyuruyor. Bu tutum, Hiristiyanlann eski 
nesillerinden nakledildigi gibi, sonraki nesillerinde de gorulen bir 
tutumdur. 

Nitekim Alusi, Ruh'ul-MeanT adh eserinde soyle diyor: "imam 
Muhammed Bakir'm (a.s) bazi Hiristiyanlara dayanarak verdigi 
bilgiye gore, "eski Hiristiyanlar arasmda 'MeryemTler' diye adlandi- 
nlan ve Hz. Meryem'in ilah olduguna inanan bir grup vardi." 

el-Menar tefsirinde de soyle deniyor: "Hiristiyanlann isa Pey- 
gamberi ilah edindikleri gercegi bu surenin tefsiri sirasmda cesitli 



338 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yer-lerde vurgulanmistir. Annesine gelince, Kostantin sonrasi Dogu 
ve Bati kiliselerinde ona ittifak halinde tapilmistir. Fakat islam'- 
dan birkac yuzyil sonra ortaya cikan Protestanhk mezhebi Hz. 
Meryem'e tapma gelenegine karsi cikmistir." 1 

"Hiristiyanlarm isa Peygamberin annesine yonelik bu ibadetle- 
rinin icinde duah, ovgulu, yardim ve sefaat dilekli namaz ile bunun 
yam sira ona izafe edilen ve adi ile anilan oruc vardir. Butun bun- 
lar Hz. Meryem'e, tasvirlerine ve anitlarma boyun egmenin, saygi 
gostermenin esliginde yapiliyor. Aynca ona gaybe ait bir egemen- 
lik atfediliyor ve bu egemenligin ona dunyada ve ahirette bizzat 
kendisinin veya oglunun aracihgi ile insanlara fayda veya zarar 
dokundurma yetkisi verdigine inaniyorlar. Ona ibadet edilmesi ge- 
rektigini agikga soyluyorlar. Fakat hicbir Hiristiyan mezhebinde 
ona ilah dendigi tespit edilmis degildir; bunun yerine onu 'Man 
annesi' diye anarlar ve bazi Hiristiyan mezhepleri bu unvanm me- 
caztdegil, hakikt anlamda oldugunu ag\k agik ifade ederler." 

"Kur'an burada 'Hiristiyanlar isa Peygamberi ve annesini ilah 
edindiler.' diyor. ilah edinmek, ilah diye isimlendirmeden farkh bir 
seydir. Qunku ilah edinmek, tapmmak ve ibadet sunmakla dogru- 
lanir, ki bu kesinlikle olan bir seydir. Baska bir ayette de Hiristi- 
yanlarm, 'Allah, Meryem oglu Isa Mesih'tir.' dedikleri belirtiliyor. 
Bu da baska bir manadir. Nitekim yuce Allah'm Hiristiyanlar hak- 
kmdaki 'Onlar alimlerini ve rahiplerini Allah'tan baska ilah edin- 
diler.' (Tevbe, 31) buyrugunu Peygamberimiz (s.a.a), 'Onlar onlan 
Rab diye adlandirmadilar, fakat helal ve haram kildiklan mesele- 
lerde onlann gortislerine uydular.' seklinde aQiklamistir." 

"Hiristiyanlarm Hz. Meryem'e gercek anlami ile taptiklarmi 
kanitlayan ve benim goztimle gordugum ilk acik kaynak, Rum Or- 
todoks Kilisesinin kitaplanndan biri olan 'es-Sevat' adh eserdeki 



1- Nitekim iginde bulundugumuz 1958 yilmin §u gunlerinde isa Peygambe- 
rin (a.s) ilahligini reddeden ve onun sadece bir peygamber oldugunu soyleyen 
goriis, Amerikali Hiristiyanlar arasmda yaygmhk kazaniyor. Bu konuda tarih?i H. 
G. Wels "Kisaca Diinya Tarihi" adh eserinde soyle diyor: "Hemen hemen butun 
Hiristiyanlarm isa Peygambere ve annesine tapinmalan isa Peygamberin mesa- 
ji ile bagdasmaz. Qiinku Markus incilinde belirtildigi iizere isa Peygamber, tek 
Allah'tan baskasma kulluk edilmesini yasaklamistir." Adi gegen eser, s. 526- 
539. 



Maide Suresi 116-120 339 

aciklamalardir. Bu kitaba 'Deyr-i Talmid' adindaki bir manastirda 
rastlamistim. sirada ogrenim hayatimm ilk donemindeydim. Ka- 
tolik cevreler bunu acikca soyluyor ve bununla ovunuyorlar." 

"Cizvit adi ile taninan bir Hiristiyan toplulugu 'el-Masrik' adli 
dergilerinin yedinci yilinda cikan dokuzuncu sayismm kapagmi Hz. 
Meryem'in renkli ve nakish tasviri ile suslemisti. Bu sayi Papa 
dokuzuncu Pius'un papahga getirilisinin ellinci yih anisma 
adanmisti. Bu dergide Bakire Meryem'in uzerine hata lekesi 
kondurmadan hamile kaldigi soyleniyor, aynca Dogu kiliselerinin 
de Bati kiliseleri gibi Hz. Meryem'e taptiklan bildiriliyordu." 

"Papaz Lewis §eyhu bu dergideki makalesinde Dogu kiliseleri 
ile ilgili olarak, 'Ermeni Kilisesinin, Allah'in annesi bakire ve temiz 
Meryem'e taptigi herkes tarafmdan bilinen bir husustur.' dedikten 
sonra makalesinin baska bir yerinde, 'KiptT Kilisesi, Allah'in annesi 
bakire ve gipta edilen Meryem'e tapma imtiyazma sahiptir.' de- 
mektedir." (el-Menar tefsirinden alman almti burada son buldu.) 

Yine ayni eserde [el-Menar'da] Anastas Crimly adli papazin, 
Beyrut Katoliklerinin 'el-Masrik' dergisinin besinci yilinda cikan on 
dorduncu sayismda yaymlanmis "Bakire Meryem'e Tapinmanm 
Gecmisi" adli makalesinden almti yapilmistir. Bu makalede, Tek- 
vin kitabmdan bir bolum naklediliyor. Bu bolumde, yilanin kadina 
ve kadm soyuna dusman oldugu ve kadmdan kastm bakire Mer- 
yem oldugu belirtildikten sonra soyle deniyor: "Gormuyor musun 
ki, hala hayatta olan ilya nebinin gelisinden once bu metinde ba- 
kire Meryem'in kastedildigine dair hicbir isaret yoktur. ilya nebi, 
bakire Meryem'e tapinmayi sembolik ve miiphem durumundan 
acikhk ve belirginlik alanma gikarmistir." 

"Adi gegen papaz, arkasmdan ilya nebinin bu konuya kazan- 
dirdigi agikligi ve belirginligi, -Katolik siralamasma gore- Uguncu 
Hukumdarlar Babinda yer alan, 'ilya nebi kolesi ile birlikte 
Carmel'in tepesindeyken kolesine yedi kere denize bakmasmi 
emretti. Kole yedinci bakismdan sonra bir erkegin avu? \g\ kadar 
bir bulut parcasimn denizde belirdigini gordugunu haber verdi.' i- 
fadeye uyarhyor ve sozlerine soyle devam ediyor: Bu bulutun be- 



340 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

lirmesine dayanarak soyle diyorum: Bu beliren bulut 1 Meryem'in 
sureti idi. Tefsircilerin aciklamalari bunu dogrulamaktadir. Hatta 
bu bulut, Meryem'in sureti olmakla birlikte aslt kirlerden annmis 
hamileliginin de sureti idi. iste doguda bakire Meryem'e tapmma- 
nm asli budur. Bu tarih, isa'dan bin yil onceye dayanir. Bu konuda 
ustunluk, buyuk ilya nebiye aittir. Bundan dolayi Carmel sakinleri- 
nin atalan, peygamberlerden ve ogrencilerinden sonra isa'nin ilah 
olduguna inanan ilk kimseler olduklan gibi, bakire Meryem'in nef- 
si ve bedeni ile goge yukselisinden sonra onun adina mabet kuran 
ilk kimseler olmuslardir." 2 (Almti burada son buldu.) 

"Hasa, sen (her tiirlu noksanliktan) yucesin. Ger^ek olmadigini bil- 
di|im blr sozii soylemeye benim hakkim yoktur." Bu ve bunu izleyen 
ayet, isa Peygamberin (a.s) kendine sorulan soruya verdigi cevap- 
tir. bu cevabi sasirtici bir edep uslubu ile veriyor. Soyle ki: 

Cevap vermeye Allah'i noksanhklardan tenzih ederek bashyor. 
Qunku Allah'a izafe edilmesi yakisiksiz sozlerle ansizm karsi kar- 
siya gelmistir. Bu yakisiksiz sozler, Allah'm yaninda O'na ortak iki 
ilah edinmektir. Allah hakkmda isitilmesi veya akildan gecirilmesi 
yakisiksiz sozler isiten bir kulun, kulluk terbiyesinin geregi olarak 
yapacagi sey Allah'i noksanliklarm her turlusiinden tenzih etmek- 
tir. Nitekim yuce Allah bu egitim ve terbiye kuralmi Qesitli ayetler- 
de vurgulamaktadir. §u ayetlerde oldugu gibi: "(Mu§rikler,) 'Rah- 
man (Allah) evlat edindi' dediler. Ha§a, (bu yaki§tirmadan) yii- 
cedir." (Enbiya, 26) "Al-lah'a kizlar isnat ediyorlar; ha§a, (boyle 
bir yaki§tirmadan) yiicedir." (Nam, 57) 

Sonra kendisi ile ilgili olma ihtimalinden soz edilen suclamayi 
reddetmeye yoneliyor. Bu suclamamn konusu, insanlara Allah'm 
yaninda kendisini ve annesini ilah edinmelerini soylemis olup ol- 
madigidir. Bu arada Hz. isa (a.s) ithamin kendisini reddetmemek- 
te, daha guclu bir tenzih olsun diye bu ithamin sebebini reddedi- 
yor. Eger "Boyle demedim, boyle bir sey yapmadim." deseydi, boy- 



1- Bununla, kolenin denizde belirdigini gordugu bulut pargasmi kastetmek- 
tedir. 

2- Bu ahntilara uzun uzun yer verdik. Qunkii bu ifadelerde Hz. Meryem'e ni- 
gin tapindiklanni ortaya koyan ve bazi dim hurafelerini gormeye imkan veren 
agiklamalar vardir ve bu agiklamalar dikkatli arastincilann isine yarar. 



Maide Suresi 116-120 341 

le bir seyi yapmasmm mumkun oldugunu, fakat oyle bir sey yap- 
madigim ima etmis olurdu. Ama, "Gergek olmadigmi bildigim bir 
sozii soylemeye benim hakkim yoktur." diyerek boyle bir seyi, se- 
bebini olumsuzlaya-rak reddedince, gercekte boyle bir sozun da- 
yanagim reddetmis oluyor. Bu dayanak da boyle bir soz soylemeye 
hakki olmasidir. iste bu hakki, sonucunu kuvvetle reddedecek bir 
kesinlikle reddediyor. Buna su ornegi verebiliriz: Eger bir efendi 
kolesine, "Sana yapmani soylemedigim su isi niye yaptm?" dedigi 
zaman eger kole, "Ben o isi yapmadim." derse, bu reddetme, ola- 
bilecek olan bir seyi reddetme anlamina gelir. Ama eger kole, 
"Ben o isi yapamazdim." derse, bu soz isi yapmanm sebebi olan 
gucu reddetme anlamina gelir ve kole o isin olmasim bir yana, 
olmasinm mumkun olabilmesini kokten inkar etmis olur. 

"Gergek olmadigmi bildigim bir sozii soylemeye benim hak- 
kim yoktur." ifadesinde ge?en "yekunu" kelimesi, nahiv kurallan 
uyarmca eger "nakis" olursa, ismi "en equle=soylemek", haberi de 
"lT=benim" kelimesi olur ve "IT" kelimesindeki "lam" harf-i cerri de 
mulk anlamina gelir. Bu durumda ayetin anlami su sekilde belir- 
ginlesir: "Kendimin malik olmadigim bir seye baskalanni malik 
kilmaya guctim yetmez, hak olmayan bir sozii soylemeye hakkim 
yoktur benim." Yok, eger "yekunu" kelimesi "tarn" olursa, bu du- 
rumda "IT" kelimesi onunla ilintili ve "en equle" kelimesi de faili 
olur ve ayetten soyle bir anlam elde edilir: "Hak olmayan bir sozu 
ben soylemem." Birinci sik daha muhtemeldir. Siklarm hangisi 
gecerli sayihrsa sayilsin bu soz, fiilin sebebini reddetme yolu ile fii- 
lin kendisini reddetme anlamim verir. 

Hz. isa'nm (a.s), "Eger boyle bir soz soyleseydim, sen mutlaka 
onu bilirdin." ifadesi de isa Peygamberin (a.s) soz konusu sucla- 
maya (ve sorulan soruya) yonelik bir baska reddetme eylemidir. 
Burada soz konusu sozun kendisi reddedilmiyor, onun gerekli so- 
nucu reddedilerek suclama reddediliyor. Qiinku boyle bir sozun 
soylenmis olmasi, Allah'm onu bilmesini gerektirir. Sebebine gelin- 
ce, yerde ve gokte hi?-bir sey Allah'tan sakh kalamaz. herkesin 
ne yaptigini denetim altinda tutuyor ve her seyi kusatmistir. 

isa Peygamberin (a.s) bu sozunun iki faydah sonucu vardir: Bi- 
rincisi, sadece iddia ile yetinmeyerek soyledigi sozu delil ile per- 
ginlemektir. ikincisi, davranislannda ve sozlerinde sadece Allah'm 



342 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

bilgisine onem verdigine, baskalarma itina etmedigine, mahluka- 
tin bilmesini veya bilmemesini umursamadigma, mahlukatla hic- 
bir ilisiginin olmadigma isaret etmektir. 

Baska bir ifadeyle; soru sormak, dogal olarak bilgisizligin 
muhtemel oldugu durumlarda gundeme gelir ve sorulan soru ile 
bilgisizligin giderilmesi ve bilginin dile getirilmesi amaclamr. Bu 
bilgisizlik ya soruyu soran icin soz konusudur ki, eger soru soran 
taraf soru konusunu bilmiyorsa, bu ihtimal gecerlidir. Veya bu bil- 
gisizlik soruyu sorandan baskasi icin soz konusudur ki, eger soru 
soran taraf soru konusunu biliyor da bildigini baskasma iletmek 
istiyorsa, bu ihtimal gecerlidir. Yuce Allah'm isa Peygambere sor- 
dugu soru bu kategoriye girer. Boyle bir durumda isa Peygamberin 
(a.s), "Eger ben boyle bir soz soyleseydim, sen mutlaka onu bilir- 
din." seklindeki cevabi, meseleyi Allah'm bilgisine havale etmek 
ve davranislan ile sozlerinde Allah'm bilgisinden baska hicbir seye 
onem vermedigine isaret etme ama?hdir. 

Ardmdan Hz. isa'nm (a.s) su sozlerine yer veriliyor: "Sen benim 
igimdekini bilirsin, fakat ben senin oziindekini bilemem. Qunkii 
gayp-leri yalniz sen bilirsin." Boylece bu ifadeyle, yiice Allah'm bil- 
gisine cahilligin karismasimn soz konusu olmadigim dile getiriyor. 
ifade, ayni zamanda ovgu niteligi tasimakla birlikte, burada ovgu 
maksadma yonelik degildir. Qunku makam ovgu yeri degil, izafe 
edilen ithamdan armma ve siyrilma yeridir. 

isa Peygamberin "Sen benim igimdekini bilirsin" sozii, "Eger 
ben boyle bir soz soyleseydim, sen mutlaka onu bilirdin." soztin- 
deki ilaht bilginin ne denli kapsamh olmasi ile ilgili bir aciklama 
oldugu gibi, su gergegi de vurgulamaktadir: Gergek hukumdar o- 
lan yiice Allah'm kiyamet gunu bizim davranislanmiza yonelik bil- 
gisi, dunya hukumdarlarimn halklannm durumu ile ilgili bilgileri 
gibi degildir. Dunya hukumdarlanna memleketin durumu konu- 
sunda raporlar verilir. Onlar da bu yolla bazi seyleri bilirler ve bazi 
seyler bilgileri dismda kahr. Ulkenin bazi durumlarmin farkinda o- 
lurlarken bazi durumlardan da habersiz kahrlar. Ama yuce Allah 
latiftir, her seyden haberdardir ve bu her sey arasinda ozellikle isa 
Peygamberin nefsi, i? alemi de vardir. 

Bununla birlikte isa Peygamber, yuce Allah'm bilgisinin 
niteliklerini tarn olarak aciklamis olmuyor. Qunku yuce Allah 



Maide Suresi 116-120 343 

lerini tarn olarak aciklamis olmuyor. Qunku yuce Allah icimizden 
birinin baskasimn durumunu bilmesi gibi bilgi Me her seyi bilmiyor. 
bildigi seyi kusatarak biliyor, oysa O'nu hicbir sey kusatamaz. 
insanlar O'nu bilgileri Me kusatamazlar. Yuce Allah smirlanamaz 
bir Mahtir ve O'nun dismda kalan her sey sinirh ve belirlidir, smirh 
ozunim otesine gecmesi mumkun degildir. Bundan dolayi isa 
Peygamber (a.s) bu cumleye bir baska ctimle ekleyerek, "Sen be- 
nim igimdekini bilirsin, fakat ben senin oziindekini bilemem." 
diyor. 

"Qunku gaypleri yalniz sen bilirsin..." ifadesi ise, "Sen benim 
igimdekileri bilirsin..." ifadesinin sebebini acikladigi gibi, Allah'm 
bilgisinin benzersizligi konusunda baska bir agidan tarn bir agik- 
lama getiriyor. Bu agiklama su vehmi ortadan kaldinyor: SanMabi- 
lir ki, "Sen benim igimdekileri bilirsin, fakat ben senin oziindekini 
bilemem." ifadesindeki bilgiye ili§kin hiikiim sadece isa Peygam- 
ber Me Rabbi arasinda gegerlidir, baska varhklan kapsamma 
almaz. iste bu yanMgiyi gidermek igin isa Peygamber, "Qunku 
gaypleri yalniz sen bilirsin." diyerek biitiin gaypleri kapsayan ek- 
siksiz bilginin sadece Allah'a mahsus oldugunu, herhangi bir sey- 
deki baskalarma kapah bilginin Allah i?in malum oldugunu, o se- 
yin Allah tarafmdan kusatilmis oldugunu a?iklamaktadir. 

Bunun gerekli kildigi sonug, herhangi bir varhgm ne Allah'a ait 
gaybi ve ne de yuce Allah tarafmdan bilinen baska bir varhga ait 
gaybi bilmemesidir. Qunku soz konusu varhk, oziinun sinirlarmi 
asamayan bir yaratik iken, yuce Allah butun gaypleri bilendir. Al- 
lah dismda kalan hicbir varhk, gaybin hicbir seyini, yani ne butu- 
niinu ve ne bir kismmi bilemez. 

Ustelik yuce Allah'm herhangi bir sey uzerindeki gayp bilgisinin 
bir bolumu bir mahluk tarafmdan kusatihrsa, yuce Allah o seyi ku- 
sattigi takdirde bu kusatanin kusatmasi gergek anlamda bir ku- 
satma degildir; bilakis o, Allah'm kusatmasi altmdadir ve yuce Al- 
lah kendi dilegi Me o mahluku, mulkiyeti altmdaki bilginin bir bo- 
lumu uzerinde egemen kMmistir; ama o bilgi yuce Allah'm mulki- 
yet alani disina Qikmis degildir. §u ayette buyruldugu gibi: "Onlar 
O'nun bilgisinin sadece O'nun diledigi kadarmi kavrayabilirler." 

(Bakara, 255) 

Eger o mahlukun kusattigi bilgi yuce Allah'm kusatmasi altin- 



344 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

da olmazsa, o takdirde ytice Allah'm bilgi alani simrlandirilmis ve 
kendisi de mahluk olmus olur, ki ytice Allah bu nitelemelerden 
ytice ve mtinezzehtir. 

"Ben onlara, 'Benim ve sizln Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' diye 
senin bana emrettigjinden baska bir sey soylemedim." isa Peygamber 
(a.s), once kendisine sorulan sozu, sebebini reddederek reddettik- 
ten sonra ikinci kez bunu, asil gorevini asmadigim belirtmek uzere 
"Ben onlara... senin bana emrettiiinden baska bir §ey soyledim." 
demekle reddediyor. Burada once reddetmeden, sonra da ispat 
etmeden olusan bir smirlayici, tahsis edici uslup kullaniyor. Mak- 
sadi, "Allah'tan baska beni ve annem deiki tanri edinin." sozu Me 
ilgili soruya kesin cevap olmasidir. 

isa Peygamber ytice Allah'm kendisine soylemesini emrettigi 
soziin ne oldugunu, "Allah'a kulluk edin." sozu ile acikhyor ve ar- 
kasmdan yiice Allah'i, "Benim ve sizin Rabbiniz" diye niteliyor. 
Maksadi, kendisinin bir kul ve elci oldugu, insanlan kendisinin ve 
biitun herkesin Rabbi olan tek ve ortaksiz Allah'a cagirdigi konu- 
sunda en ktictik bir stiphe izi kalmamasidir. 

Evet, Meryem oglu isa (a.s), insanlan tevhide cagirdigi sure i- 
ginde gagnsmi boylesine net ve acik sozlerle seslendirmisti. 
Kur'an onun bu ag\k sozlu tutumunu bize, su ayetlerde oldugu gibi 
nakletmektedir: "Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; 
O'na kulluk edin, doiru yol budur." (Zuhruf, 64) "§iiphesiz, Allah 
benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doiru 

yol budur." (Meryem, 36) 

"Aralannda oldugum siirece uzerlerinde gozetleyici oldum. Fakat 
beni fam olarak (onlarin iglnden) alinca, onlarin (amellerinin) tek koru- 
yucusu sen oldun. Ve sen her §eyin sahidisin." isa Peygamber (a.s) bu 
sozleri ile Allah tarafmdan kendisine verilen ikinci vazifesini dile 
getiriyor ki, bu gorev ummetinin davranislannm sahidi ve gozetle- 
yicisi olmaktir. Yiice Allah bu gorevi "Kryamet gunii de o, onlara 
§ahit olacaktir." (Nisa, 159) seklindeki buyrugu ile vurgulamaktadir. 

isa Peygamber (a.s) diyor ki, benim onlar arasmdaki gorevim, 
onlara mesaj iletmekten ve davranislarmi gozetmekten ibaretti. 
Mesaj iletme gorevimi en a?ik bir dille yerine getirdim. Gozetleme 
gorevimi de aralannda bulundugum stirece yerine getirmeye qa\\s- 
tim. Bana verdigin gorevin sinirlanni asmis degilim. Buna gore, Al- 



Maide Suresi 116-120 345 

lah'm yanmda beni ve annemi ilah edinmeleri yolunda kendilerine 
herhangi birtelkinde bulunmaktan uzagim. 

"Fakat beni tarn olarak (onlann iginden) almca, onlarm (a- 
mellerinin) tek koruyucusu sen oldun." ifadesinde gecen "raktb" 
kelimesinin kokleri olan "rukub" ve "rekabet" kelimeleri, koruma 
anlamma gelir. Ayetin akismdan anlasildigma gore, bu kelimenin 
buradaki anlami amelleri (davranislan) korumaktir. Burada 
"sehTd" kelimesi yerine "raktb" kelimesinin kullanildigi anlasiliyor. 
Maksat "sehtd" kelimesini tekrar etmekten kacmmaktir. Qunku 
arkadan gelen "sen her §eyin §ahidisin." ciimlesinde "sehtd" ke- 
limesi yer almaktadir ve bu kelimeyi ikinci kez kullanmayi gerekti- 
ren ozel bir sebep yoktur. 

"onlarm (amellerinin) tek koruyucusu sen oldun." ifadesi ha- 
sir (simrlama) anlami tasir. Bunun gerektirdigi sonuc, yuce Allah'm 
isa Peygamberin (a.s) hayati suresince ve ondan sonra da sahit 
oldugu gergegidir. Buna gore, isa Peygamberin (a.s) sahitligi bash 
basina bagimsiz bir sahitlik degil, aracihk nitelikli bir sahitliktir. 
Tipki diger ilaht duzenlemelerde oldugu gibi. Yuce Allah, bu duzen- 
lemeleri bazi kullanna havale ediyor; ama sonunda her seyde tek 
yetkili yine oluyor. Rizk, can verme, oldiirme, koruma, hakka 
?agn, hidayet ve benzerleri gibi. Bu konudaki ayetler ?oktur ve on- 
lan burada nakletmeye gerek gormiiyoruz. 

Bundan dolayi Hz. isa (a.s), "Fakat beni tarn olarak (onlarm i- 
ginden) almca, onlarm (amellerinin) tek koruyucusu sen oldun." 
sozuniin sonuna, "Ve sen her §eyin §ahidisin." ciimlesini eklemis- 
tir. Boyle demekle, ummetinin arasmdayken yuruttugu davranisla- 
n gozetleme gorevinin, genis kapsamh ve mutlak sahitligin 90k 
kucuk bir pargasi oldugunu ifade etmek istemistir. Bu mutlak sa- 
hitlikse, yuce Allah'm her seye olan sahitligidir. Yuce Allah butun 
varliklarm hem kendilerinin, hem de davranislannin sahididir. Bu 
davranislar arasinda O'nun kullarmin davranislan ve kullann dav- 
ranislan arasinda da isa Peygamberin (a.s) ummetinin, gerek o- 
nun zamanindaki, gerekse ondan sonraki davranislan vardir. Yuce 
Allah surekli sahittir. Bu diger sahitlerle birlikte de, onlarsiz da 
boyledir. 

Bundan ortaya cikiyor ki, sahitlerin sahitliklerine ragmen sa- 
hitligi yuce Allah'a hasretmek, yani sadece O'na mahsus saymak 



346 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dogru bir degerlendirmedir. Ciinkii isa Peygamber (a.s) oliimiin- 
den sonra sahitligi Allah'a hasrediyor. Oysa isa Peygamberden 
sonra Allah'm gorevlendirdigi kullarmdan ve peygamberlerinden 
baska sahitler vardir ve bunu isa Peygamber (a.s) de bilmektedir. 

Bunun delillerinden biri, isa Peygamberin (a.s) Peygamberimi- 
zin (s.a.a) gelecegini miijdelemesidir. Kur'an bize bu mujdeyi onun 
agzindan soyle naklediyor: "Ey Israilogullari, ben size Allah'm 
gonderdigi bir elgiyim. Benden onceki Tevrat'i dogrulayici ve 
benden sonra gelecek, Ahmed admda bir elgiyi mujdeleyiciyim." 
(Saff, 6) Ote yandan Kur'an'da Peygamberimizin (s.a.a) de soziinii 
ettigimiz sahitler arasinda bulundugu soyle vurgulaniyor: "Seni de 
bunlara §ahit olarak getirecegimiz zaman..." (Nisa, 41) 

Ustelik su da var ki, yuce Allah isa Peygamberin "Fakat beni 
tarn olarak (onlarm iginden) almca, onlarm (amellerinin) tek ko- 
ruyucusu sen oldun." seklindeki hasir i?erikli soziinii naklettikten 
sonra bu ifadenin gecersizligi yolunda bir aciklama yapmamistir. 
Buna gore asil sahit Allah'tir, baskasi degildir. Butun sahitlerin var- 
hgma ragmen bu boyledir. Yani nasil her kemalin ve hayrm gerge- 
gi Allah'a mahsus ise, sahitligin gercegi de sadece Allah'a mah- 
sustur ve O'nun disinda kemale, hayra ve giizele malik olanlar yu- 
ce Allah'm bagislamasi sayesinde bu sifatlara sahiptirler ve O'nun 
bu sifatlan baskalarmin miilkiyetine vermesi, O'nun miilkiyetinin 
ve egemenliginin ortadan kalkmasim, gegersiz olmasmi 
gerektirmez. Bu anlattiklarimiz iizerinde enine-boyuna diisiinmek 
gerekir. 

Bu iki ayette isa Peygamberin durumu hakkmda verilen bilgi- 
lerden acikca anlasihyor ki, onun insanlarm kendi hakkmdaki soz- 
leri ile ilgisi yoktur ve 0, onlarm yaptiklanndan sorumlu degildir. 
Bundan dolayi sozlerini, "Eger onlari azaba garptinrsan onlar se- 
nin kullarmdir..." diye noktalamaktadir. 

"Eger onlari azaba garptinrsan onlar senin kullarmdir. Eger giinahla- 
nni affedersen fijphe yok ki, sen izzet ve hikmet sahibisin." isa Pey- 
gamber (a.s) yaptigi savunmada sunu agikhga kavusturmustu: in- 
sanlarla ilgili gorevi ilaht mesaji iletmekten ve sahitlik islevini ye- 
rine getirmekten ibarettir. 0, onlar arasinda sadece bu gorevleri 
ile mesgul oldu, bu gorevini asip hakki olmayan islere girismedi. 



Maide Suresi 116-120 347 

halde onlarm agizlarmdan cikan kufur icerikli sozden sorumlu de- 
gildir. Bu aciklamayi yapmca da ortaya su gercek cikti ki, onlarla 
Rableri arasmdaki onlara yonelik ilaht hukumle hicbir ilgisi yoktur. 
Bundan dolayi daha onceki sozleri ile baglantisiz olarak yeni bir 
soze girdi ve "Eger onlan azaba garptinrsan..." dedi. 

Bu ayet, Hz. isa'nin (a.s) daha onceki aciklamasimn yerine ko- 
nulma gibi bir konuma sahiptir. Dolayisiyla da ayetin anlami su- 
dur: Ummetimin icine dustugu cirkin musriklikten ben sorumlu 
degilim. Onlarm islerinin icinde bulunmadim ki, onlar hakkmda di- 
legin uyannca verecegin hukumde onlarla ortak olayim. Onlar, se- 
nin haklannda verecegin hukumle bas basadirlar. Onlara sen ne 
istersen onu yaparsm. Eger onlan, sana ortak kosanlar hakkmda 
cehennem azabmi gerekli kildigm hukum geregi azaba garptinr- 
san [ve onlar hakkmdaki hukmun boyle olursa], onlar senin kulla- 
rmdir. Onlar hakkmda ne gibi tedbirler alacagmi kararlastiracak 
olan sensin. Musriklikleri yuzunden onlan gazabina ugratmak se- 
nin elindedir. Cunku sen gergek mevlasm ve kullarm isi mevlanin 
elinde olur. Eger onlarm yaptiklan bu buyuk zulmun izlerini silerek 
onlan affedersen, sen Aziz ve Haktmsin; izzetin ve hikmetin hakki 
sana aittir. (Aziz demek, baskasinda bulunmayan guc ve kudrete 
sahip olan demektir. Haktm ise herhangi bir ise ancak uygun ol- 
dugu takdirde girisen anlamma gelir.) Buna gore Aziz, ozellikle 
ayni zamanda Haktm de oldugu takdirde buyuk zulmu affedebilir. 
Qunku eger bir kimse kendisinde izzet ile hikmet bir araya gelerek 
bir isi yaparsa, bu izzet [mutlak guc] ve hikmet sonucu hicbir guc 
ona karsi duramaz ve verdigi htikme karsi hi? kimse bir sey diye- 
mez. 

Bu agiklamadan gikan sonuQlar sunlardir: 

1- "Onlar senin kullarmdir." ifadesi "Sen onlarm ger?ek 
mevlasi-sin" demektir. Qunku Allah'm fiillerini anlattiktan sonra 
O'nun isimlerini hatirlatmak, Kur'an'm ahsilmis bir ifade ozelligi- 
dir. Bu ayetin sonunda oldugu gibi. 

2- "Sen izzet ve hikmet sahibisin." ifadesi hasir amach degil, 
tekit amach bir ifadedir; fasila zamirine ["ente" kelimesine] yer 
verip, gra-matik a?idan haber olan "el-aziz" kelimesinin basma 
"el" takismi getirmek, anlami pekistirmek icindir. Su halde ayetin 
anlami, "Senin izzetin ve hikmetinde en ufak bir stiphe kirmtisi 



348 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yoktur. Buna gore eger onlari affedersen sana itiraz etmek yersiz- 
dir " seklinde olur. 

3- Meryem oglu isa (a.s) ile Rabbi arasinda gecen karsihkh 
konusmalari iceren bu sahne, karsi durulmaz ilaht azametin ha- 
kim oldugu bir sahnedir. Boyle bir ortamda kul tarafmm son amac 
olan Allah'a karsi kulluk zilletinin edebini titizlikle gozetmesi ge- 
rekir. Bunun icin de yol gostermekten, cilve yapmaktan, sozii u- 
zatmaktan ve laf kalabaligmdan sakmmasi, dua ve istek yolu ile 
duruma [Allah'm isine] mudahale etmekten kacinmasi lazimdir. 
iste bundan dolayi isa Peygamber (a.s), "Eger onlari affedersen 
sen izzet ve sahibisin." diyor, "Sen affedici ve merhametlisin" 
demiyor. Qiinkii her seye galip gelen ilaht azamet ve iistiin has- 
met ortaya ciktiktan sonra kula, O'na sigmmaktan, kulluk zilletini, 
kolelik zavallihgini, mutlak koleligi benimseyen bir tavir takmmak- 
tan baska bir care birakmiyor. Bu ortamda sozu uzatmak buyuk 
birgunah olur. 

ibrahim Peygamberin "Bana uyanlar bendendir; bana kar§i 
gikanlara gelince, sen affedici ve merhametlisin." (ibrahim, 36) 
seklindeki sozlerine gelince, bu sozler dua ortammda soylenmistir 
ve boyle bir ortamda kul, elinden geldigince rahmet kaynagini ha- 
rekete getirmeye ?alisabilir. 

"Allah dedi ki: Bu, dogrulara dogruluklannin fayda saglayacagi gun- 
dur." Bu ifade kinaye yolu ile Meryem oglu isa Peygamberin (a.s) 
dogrulugunu dile getiriyor. Qunku isa Peygamberden acikca soz 
edilmiyor, kastedilenin o oldugunu dolayh olarak makamdan 
anhyoruz. 

Dogrularm dogruluklanndan maksat dunyadaki dogruluklan- 
dir, ahiretteki degil. Qiinkii bu ciimleyi, "Onlar igin altmdan ces;'f/;' 
irmaklar akan cennetler vardir." ifadesi izliyor. A?iktir ki bu ifade, 
onlarm dogruluklannin Allah katindaki miikafatimn agiklamasidir. 
iste bu, dogruluklan gerekgesi ile elde edecekleri faydadir. 
Ahiretteki davranislar ve tutumlara -bu arada ahiret ehlinin dogru- 
luguna- gelince, bunlar sahiplerine miikafat anlaminda faydah so- 
nug saglamaz. Baska bir ifadeyle ahiretteki davranislar ve tutum- 
lar, dunyadaki davranislar ve tutumlar gibi miikafat veya ceza ile 
karsilanmaz. Qiinkii ahirette yukumluluk yoktur ve miikafat ile 



Maide Suresi 116-120 349 

ceza yukumlulugun sonuclarmdandir. Dunya nasil amel ve yukum- 
luluK yurdu ise, ahiret de hesap ve mukafat-ceza yurdudur. §u a- 
yetlerde buyruldugu gibi: "Hesap goriiiecegi giin..." (ibrahTm, 41) "0 
giin yaptiklarmizm kars\l\gi size verilir. " (Casiye, 28) "Bu diinya ha- 
yati (kisa) bir geginmedir. Ahiret ise ebedf olarak kalmacak bir 

yurttur." (Mu'm\n, 39) 

isa Peygamberin (a.s) dunyadaki durumu hakkmda verdigi 
bilgi, hem sozlerini, hem de davrani§larim igerir. Yuce Allah da o- 
nun dogruluk uzere oldugunu onayhyor, onu dogru olarak anlati- 
yor. Ayette sozu edilen dogruluk, davrani§larda dogrulugu igerdigi 
gibi sozlerde de dogrulugu igerir. Buna gore, dunyada sozlerinde 
ve hareketlerinde dogru olanlar, kiyamet gunu dogruluklarmin 
faydasmi gortirler. Onlar i?in vaat edilen cennetler vardir. Hem 
kendileri ho§nut ve razidirlar, hem de Allah'm ho§nutluguna 
mazhardirlar [yuce Allah onlardan razidir] ve buyuk ba§anya ka- 
vu§an kimselerdir. 

Ustelik §u da var ki, sozlerdeki dogruluk, acikhk ve davrani§in 
ikiyuzlulukten annmi§ olmasi anlamma gelen davrani§ dogrulu- 
gunu da ka?inilmaz §ekilde beraberinde getirir ve boylece insani 
iyilige, salaha ula§tinr. Nitekim rivayete gore, adamm biri Pey- 
gamberimizden (s.a.a) kendisine bir ogut vermesini ister. Pey- 
gamberimiz de ona yalan soylememesini tavsiye eder. Adamm 
sonradan anlattigma gore, Peygamberimizin bu tavsiyesi onu bu- 
tun kotuluklerden ahkoymu§tur. Qunku kar§isma her kotuluk 51k- 
tigmda du§unmii§ ki, eger o kotulugii i§ler de o konuda bir soruya 
muhatap olursa, kendi aleyhine tamam olacak bir itirafta buluna- 
cak, soranlara o kotulugu aciklamak zorunda kalacaktir. \ste bu 
korku yuztinden o kotulugu i§lememi§tir. 

"Onlar i?in altindan irmaklar akan ve icinde ebedt kalacaklan cen- 
netler vardir. Allah onlardan razidir, onlar da O'ndan razidirlar. i§te bu- 
yuk kurtulu?, buyuk basari budur." Allah'm huzuruna dogruluk biri- 
kimi ile geldikleri iQin Allah onlardan razidir ve Allah'm kendilerine 
verdigi mtikafat sebebi ile de onlar Allah'tan razidirlar. 

Yiice Allah burada, onlann kendilerinden razi oldugunu 
soyliiyor. "Onun sozunden razi oldu." (Taha, 109) ve "Eger §ukre- 
derseniz, o bu davramsmizdan razi olur." (Ziimer, 7) ayetlerinde ol- 
dugu gibi, davraniflarmdan razi oldugunu soylemiyor. Bu iki razi 



350 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

olma turu arasmda fark vardir. Qunku bir seyden razi olmak, onu 
istemezlikle karsilamayip geri cevirmemek demektir. Buna gore 
insanm dusmani onun hoslanacagi bir davramsta bulunabilir, oysa 
kisi onun kendisinden nefret etmektedir. Nitekim insanm sevdigi 
bir dostu da hosuna gitmeyecek bir davranis yapabilir. 

"Allah onlardan razidir." ifadesi, yiice Allah'm onlarm kendile- 
rinden razi olduguna delalet eder. Bilinen bir gercektir ki, Allah'm 
on-lan yaratmadaki amaci gerceklesmedikce onlarm kendilerin- 
den razi olmaz. Yiice Allah, "Ben insanlan ve cinleri ancak bana 
kulluk etsinler diye yarattim." (Zariyat, 56) buyuruyor. Demek ki, Al- 
lah'm insani yaratmaktaki amaci kulluktur. Buna gore kul, ancak 
kullukta ornek ol-dugu zaman Allah onun kendisinden razi olur. 
Yani kendisini, her seyin Rabbi olan Allah'a kul bilmeli, bunun so- 
nucu olarak gerek nefsini, gerekse kendi dismdaki her seyi Allah- 
'm, rububiyeti (Rabligine) karsismda teslim olan mulku olarak 
gormeli, sadece O'na yonelmeli ve sadece O'na basvurmahdir. 
Tipki su ayette Hz. Suleyman ve Hz. Eyyup hakkinda buyruldugu 
gibi: "Ne guzel bir kuldur o. surekli bize yonelir." (Sad, 44) 

iste bu, yiice Allah'm o kulun kendisinden razi oldugunun an- 
lamidir. Bu ise, kulluk makamlanndan biridir. Bunun gergeklese- 
bilmesi icin insan nefsinin, kufrun her gesidinden ve fasikhktan a- 
rmmis olmasi gerekir. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Allah, kulla- 
rmm kafir olmasma razi olmaz." (ZLimer, 7) "H/'c §uphesiz Allah 
fasiklardan razi olmaz. " (Tevbe, 96) 

Bu makamin sonuclarmdan, belirtilerinden biri sudur: Kulluk 
suuru kulun nefsine yerlestiginde, gozunun gordugu ve basiretinin 
ulastigi her seyi Allah'm emrine teslim olmus ve onun mulku ola- 
rak gordiigiinde, kendisi de Allah'tan razi olur. Qunku Allah'm 
kendisine verdigi her seyi, vermek zorunda olmadigi bir bagis, bir 
ilaht comertlik ve nimet olarak sayarken, Allah'm vermedigi seyle- 
rin verilmemesinin de mutlaka bir hikmete dayandigmi dusunur. 

Ustelik yiice Allah bu mertebeye ermis kimselerin cennetteki 
durumunu, "Onlara diledikleri her §ey verilir." (Nahi, 31. Furkan, 16) 
diye tasvir ediyor. Bilindigi gibi, diledigi her seyi onunde bulan in- 
sanm razi ve hosnut olmamasi mumkun degildir. Bu durum, insa- 
nm kul olarak mutlulugunun zirve noktasidir. Bundan dolayi bu 



Maide Suresi 116-120 351 

ayet, "l§te buyiik kurtulu§, buyiik basan budur." ifadesi ile nokta- 
lanmistir. 

"Goklerin, yeryuziinun ve her ikisinde bulunan turn varliklann ege- 
menllgl Allah'a alttlr. Onun gucu her §eye yeter." Ayette gecen "miilk" 
kelimesinin bir baska okunus sekli olan "milk", nesneler iizerin- 
deki ozel bir egemenlik demektir. Bunun belirtisi miilk sahibinin 
tasarruf edebildigi alanda iradesinin gecerliligidir. "Mulk" ise nes- 
neler arasmdaki duzenle ilgili ozel bir egemenliktir. Bunun belirtisi 
de giiciin etkili oldugu alanda iradenin gecerli olmasidir. Daha sa- 
de bir ifade ile "milk" fertle, "mulk" ise toplumla baglantihdir. 

iradenin bilfiil gecerli olmasmi saglayan mulk, giicle smirh ve- 
ya destekli oldugu icin gug tarn ve mutlak olunca, mulk de mutlak 
olur; hicbir seyle ve hiQbir durumla kayith olmaz. iste bu inceligin 
vurgulanmasi amaci ile, "Goklerin, yeryuziinun ve her ikisinde bu- 
lunan turn varliklann egemenligi Allah'a aittir." ifadesini, "Onun 
gucu her§eye yeter." cumlesi izlemistir. 

Sure, mutlak egemenlige (miilke) delalet eden bu ayetle sona 
eriyor. Surenin butiinu ile bu ayet arasmdaki iliski agiktir. Qunku 
surenin amaci, kullan taahhutlerini ve Rablerine verdikleri sozleri 
yerine getirmeye tesvik etmektir. mutlak htikumdar olduguna 
gore, onlara mutlak mulkiyet altmdaki kullar olmanm disinda bir 
sifat kalmiyor. Onlara diisen tek gorev Allah'm emirlerine ve ya- 
saklanna kesin olarak uymak, verdikleri sozleri ve ustlendikleri 
taahhutleri ?ignemeksizin yerine getirmektir. 

AYETLERiN HADJSLER l§IGINDA AgiKLAMASI 

Tefsir'ul-Ayyast'de Sa'lebe b. Meymun, mezhebimize mensup 
bazi ravilerden imam Muhammed Bakir'm (a.s), yuce Allah'm isa 
Peygambere yonelik, "Sen mi insanlara, 'Allah'tan baska beni ve 
annemi de iki tanri edinin.' dedin?" seklindeki sorusu hakkmda 
soyle dedigini nakleder: "Yuce Allah bu soruyu daha sormamis, 
onu ileride soracak. Allah bir olayin mutlaka olacagmi bildigi za- 
man o olayi olmus gibi anlatir." [el, s.35i, h:228] 

Ben derim ki: Yine ayni eserde, Suleyman b. Halid kanahyla bu 
rivayetin bir benzeri imam Cafer Sadik'tan (a.s) nakledilmistir. 
Rivayette ileride ger?eklesecegi kesin olan bir olayda gecmis 
zaman kipinin kullanilabilecegi bildiriliyor. Ki bu, Arap dilinde 



352 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kipinin kullamlabilecegi bildiriliyor. Ki bu, Arap dilinde yaygin olan 
bir kullanim seklidir. 

Yine ayni eserde Cabir Cu'ft'ye dayanilarak verilen bilgiye gore 
imam Muhammed Bakir (a.s), "Sen benim igimdekini bilirsin, fa- 
kat ben senin oziindekini bilemem. Qiinkii gaypleri yalniz sen bi- 
lirsin." ayeti hakkinda sunlari soyledi: "Allah'm en biiyiik ismi 
yetmis iic harf-tir. Yiice Allah bu harflerden biriyle yaratiklarmdan 
saklandi. Bundan dolayi hig kimse Allah'm oziindekini bilmiyor. Bu 
yetmis iic harfin yetmis ikisini Adem Peygambere verdi. Bu harfler 
peygamberden peygambere intikal ederek Hz. isa'ya (a.s) geldi. 
iste Hz. isa, 'Sen benim igimdekini bilirsin.' derken bunu kastedi- 
yor. Yani, en buyuk isminin bu yetmis iki harfini sen bana ogrettin. 
Buna gore sen onlan bilirsin, fakat ben senin oziindekini bilemem. 
Qiinkii sen o harf ile gizli ve sakh kaldm, bu yiizden kmse senin 
oziindekini bilmez." [el, s.35i, h:229 ve 230] 

Ben derim ki: "En guzel isimler Allah'mdir. halde O'na onlar- 
la dua edin." (A'raf, 180) ayetinin tefsiri sirasmda, Allah'm guzel i- 
simleri ve en buyuk ismi (ism-i azam) hakkinda genis bir inceleme 
yapacagiz. Orada yapacagimiz agiklamalarda goriilecegi iizere, 
ism-i ekber (en buyuk isim) veya ism-i azam (en yiice isim), alfa- 
bedeki harflerden olusmus kelime tiiriinden bir isim degildir. Bu 
gibi durumlarda sozii edilen isimden lafzt isim ile ifade edilen bir 
isim kastedilir, ki bu da sifatlanndan biri ile veya yonlerinden biri 
ile de anilan zattir. Boyle olunca ileride anlasilacagi iizere lafzt i- 
sim, gergekte ismin ismine doniik olup, onu agiklamayi amagla- 
makta ve o anlama gelmektedir. 

Buna gore gerek imam Muhammed Bakir'm (a.s) "Allah'm en 
buyuk ismi yetmis ii? harften olusmustur." seklindeki sozii ve ge- 
rekse bu konuda gelen 90k sayidaki benzer rivayetler -ki bunlarda 
ism-i azamm (en yiice ismin) su kadar harften oldugu ve bu harfle- 
rin falanca sureye veya filan ayete dagilmis oldugu bildirilmekte- 
dir- tamamen sembolik aciklamalar ve gercekleri anlatilabilecek 
miktarda anlatabilmek igin verilen orneklerdir. Qiinkii her gergegi 
kinaye sanatina basvurmadan agik bir dille ve ornege dayanma- 
dan somut bir giplakhkla anlatmak kolay degildir. 

imamin (a.s) bu sozlerinin anlamim belirli oranda agiklamak 



Maide Suresi 116-120 353 

igin soyle denebilir: Hi? suphesiz, yuce Allah'm guzel isimleri, var- 
hklarm kendilerinin ortaya gikmasimn ve sayisiz olaylarmin ger- 
geklesmesinin vasitalandir. Hig suphe etmeyiz ki, yuce Allah me- 
sela yaratici, comert ve yoktan var edici oldugu igin yaratiklan ya- 
ratti; yoksa intikam alio ve siddetle yakalayici oldugu igin degil. 
Yine mesela nzk verdiklerine razik (nzk verici) ve bagislayici oldu- 
gu igin nzk veriyor; yoksa geriye ahci ve engelleyici oldugu igin de- 
gil. Yine 0, diri ve diriltici, can verici oldugu igin canhlara hayat ve- 
riyor; yoksa can ahci ve tekrar diriltici oldugu igin degil. Bu gerge- 
gin en sadik sahidi Kur'an'm ayetleridir. Biz ayetlerin metinlerinde 
anlatilan bilgilerin, o ayetlerin sonunda yer alan ilaht isimlerle ge- 
rekgelendiklerini goruruz. Bazen bir ayet, anlamini agiklayan bir 
Allah ismi ile, kimi zaman da ayetin anlamini birlikte agiklayan iki 
Allah ismi ile sona eriyor. 

Bundan su ortaya gikiyor: Aramizdan birine Allah'm isimleri 
hakkindaki bilgi verilse ve bu kisi Allah'm isimleri ile varhklar ara- 
smdaki iliskiyi ve bu isimlerin gerek tek tek, gerekse birlikte ola- 
rak gerektirdikleri sonuglan bilse, kainatm duzenini ve bu kainatta 
islemis ve islemekte olan genel kanunlan, bu kanunlann kainatm 
tek tek gesitli alanlannda nasil yuruduklerini bilme imkanmi elde 
eder. 

Kur'an-i Kerim, zahirinden anlasildigi uzere kainatm baslangici 
ve ahiret hayati hakkmda gesitli genel kurallan ve bu kanunlann 
sonucu olan mutlulugu ve bedbahthgi anlattiktan sonra Peygam- 
ber efendimize (s.a.a), "Sana bu kitabi her§eyi agiklayan... olarak 
indirdik." (Nahl, 89) diye hitap etmektedir. 

Gergi bu kanunlar genel ve zorunludur; fakat bu zorunluluk o 
kanunlann kendilerinden ve ozlerinin gereklerinden 
kaynaklanmiyor, yuce Allah'm onlara tanidigi zorunluluktan ve ge- 
reklilikten kaynaklaniyor. Kainat tizerindeki bu kesin aklt hakimiyet 
ve genel kanunlar Allah'tan kaynaklandigma, O'nun emri ve iradesi 
ile ortaya giktigma gore, agiktir ki Allah'm eseri, fiili olan bunlar 0'- 
nu higbir seye mecbur edemez, O'nu zatmda maglup edemez. Yuce 
Allah kahir ve galiptir. Boyle olunca her yonu ile O'na varan, ozu ve 
etkisi ile O'na muhtag olan bir sey O'nu nasil maglup edebilir? Bu 
nokta uzerinde iyice dusunmelisin. 

Verdigi hukumleri Allah'm bagisladigi imkanla veren akhn ve- 



354 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ya hukumleri ve eserleri Allah sayesinde varolabilen gerceklerin 
Allah'a hakim olmalan, O'na hukum ve gereklilik dayatmalan im- 
kansizdir. hukum ve gereklilik ki, kaliciliklarmi Allah'a borclu- 
durlar ve O'nun ezici ve iistun gucunun kontrolu altmdadirlar. Di- 
ger bir ifadeyle, nesneler icin soz konusu olan gereklilik ve hu- 
kum, Allah tarafmdan o nesnelere sunulmus bir mulkun sonucu- 
dur. Herhangi bir seyin, Allah tarafmdan kendisine verilen bir mul- 
ke tipki Allah gibi sahip olmasi anlamsizdir. halde yuce Allah 
mutlak anlamda maliktir ve kesinlikle hicbir bakimdan baskasi- 
nin mulku degildir. 

Buna gore eger Allah gunahkari mukafatlandirsa veya sevap 
isleyeni cezalandirsa ya da istedigi herhangi bir isi yapsa, bunlan 
yapabilir; ne akil ve ne de dis bir faktor O'na engel olamaz. Yalniz 
O'nun kendisi bize mutlulugu ve mukafati vaat ettigi gibi, bizi 
bedbahthkla ve ceza ile tehdit etmiftir. bize sozunden caymaya- 
cagmi bildirmiftir. Yine bize vahiy veya akil yolu ile bircok husu- 
su bildirmi§ ve arkasmda sadece gercegi soyledigini Man etmiftir. 
Bu fijphesiz guvenceler sonunda vicdanlarimiz rahatlami§ ve kalp- 
lerimiz tatmin olmu§tur. §u ayetlerde buyruldugu gibi: "Dogrusu 
Allah, vaadinden donmez." (Ai-i imran, 9) "Ben sadece dogruyu soy- 
lerim." (Sad, 84) AklT hiikiimlerdeki zorunluluk da bu ayetlerin para- 
lelinde bir anlam verir. 

Bu aciklamalar, Allah'm bize ogrettigi kadan ile, O'nun isimle- 
rinin gerektirdigi sonuglardir. Fakat bunun otesinde mutlak ma- 
lik sifati ile diledigini yapar ve istedigi hukmu verir. Nitekim soyle 
buyurmustur: "O'na yaptiklan sorulmaz; ama onlara, yaptiklan 
sorulur." (Enbiya, 23) Bu ger?ek aynen O'nun isimlerinden biridir; 
ozu meghuldur, yaratiklarmdan hicbirinin O'nu ogrenmesinin yolu 
yoktur. Cunku O'nun isimleri hakkmdaki butun bildiklerimiz, kav- 
ramlann bize anlattiklan, sonra da o kavramlar oraninda onlann 
varhk aleminde belirledigimiz eserleridir. Varhk aleminde belir- 
lenmesi mumkun olmayan eserlere gelince, bunlar kesinlikle an- 
lammi bilmedigimiz ismin eserleridir. §6yle de denebilir: Bu isim 
hicbir kavramla avlanamayan, yakalanamayan bir isimdir. isme 
sadece Allah'm mutlak egemenlik sifati belirli bir oranda isaret 
eder. 

Bu soylediklerimizden anlasiliyor ki, Allah'm isimleri iginde, 



Maide Suresi 116-120 355 

yaratiklardan higbirinin bilgisinin eremedigi ismi vardir. iste Allah 
bu bilinmeyen ismiyle yaratiklanndan saklanmaktadir, yaratikla- 
rma gizli kalmaktadir. Bu gercek uzerinde iyice dusun. 

EDEBiN ANLAMI HAKKINDA 

Burada birkac bolum halinde yuce Allah'm peygamberleri 
kendisiyle egittigi edebin mahiyeti Me ilgili bir inceleme yapacagiz: 

1- Edep, kelime anlami Me, mesru bir davranista yansimasi ge- 
reken guzel gorunumdur. Bu guzellik, ya dinden kaynaklanir veya 
akilh insanlann toplumlan nazannda varolur. Dua ederken veya 
bir arkadasla karsilasildiginda gozetilecek edep kurallan gibi. Bu- 
na davramsm zarifligi de denebilir. Edep mutlaka mesru olan, ya- 
sak olmayan konularda soz konusu olabilir. Buna gore zulmun, 
ihanetin, yalanin, cirkin ve igrenc islerin edebi olmaz. Aynca ancak 
irade sonucu olan ve birden 90k alternatifi olan hareketlerde ger- 
ceklesebilir. Cunku ancak o takdirde bu hareketin bazi turleri e- 
depli ve diger bazMan edebe aykin olabilir. Mesela islam'da ye- 
mek yeme edebi gibi. Bu edebin en onemli kurallanna gore, ye- 
mege besmele Me ba§layip Allah'a hamdederek son vermeli ve 
tarn doymadan once sofradan kalkmahdir. Baska bir ornek, na- 
mazda oturma edebidir. Bunun iQin vucudu dengede tutacak se- 
kilde sol yan uzerine oturup, sag ayagm ustunu sol ayagm \g kismi 
uzerine koymah, elleri diz kapaklannin uzerine koymah ve gozleri 
kucagma dogru bakmahdir. 

halde edep, iradeye bagh davranislardaki guzel gorunum 
demek-tir. Guzellik de asM anlami Me hayatin amacma uygun olma 
anlammi tasir. Bu anlami Me guzellik, degisik toplumlann bakisla- 
rma gore fark-hhk gostermez. Fakat pratikte ornekleri agismdan 
90k buyuk farkhhklar gosterir. Kavimlerin, milletlerin, dinlerin, 
mezheplerin, hatta aile gibi kucuk toplumsal birimlerin degisme- 
siyle, edeple ilgili davranislann guzel veya Qirkin olarak belirlen- 
mesinde farkhhk gorulur. 

Bir kavimde oyle edep kurallan ge?erli olur ki, bunlar diger 
kavimler tarafmdan bilinmez. Bir kavim tarafindan hos karsilanan 
oyle edep kurallan olabilir ki, bunlar diger kavimler tarafindan cir- 
kin gorulerek kinanir. Mesela insanlann birbirleri Me karsilastikla- 



356 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

rmdaki selamlasma gelenegi gibi. Bu gelenek islam'da selam 
vermek seklindedir. Allah'tan gelen, mtibarek ve temiz bir iyilik 
temennisi olarak uygulanir. Bazi kavimlerde sapka cikararak, ba- 
zilannda eli bas hizasma kadar kaldirarak, baska bazilannda basi 
egerek, riiku ederek (belden egilerek) veya basi sallayarak yerine 
getirilir. Nitekim kadmlarla karsilasildiginda batililarm yaptiklan 
oyle uygulamalar var ki, islam bunlan cirkin gorerek kmamakta- 
dir. Toplumdan topluma degisen boy-le uygulamalarm ornekleri 
coktur. 

Yalniz butun bu farkhhklar, orneklerin belirlenmesi asamasin- 
da gortilur. Yoksa gerek davramslara yansimasi gereken guzel go- 
runum anlammdaki edebin temelinde ve gerekse edebe uygun 
davranislarm takdir edilmesi hususunda butun akh basinda insan- 
lar gorus birligi halindedir. Oyle ki, bu konuda farkh goruste olan 
iki kisiye bile rastlanmaz. 

2- Yukanda soyledigimiz gibi guzellik, edebin dayanaklarm- 
dandir ve degisik toplumlann kendilerine has maksatlanna gore 
farkhhk gosterir. Bundan, toplumlann edep kurallarmin birbirin- 
den farkh olusunun zorunlu oldugu sonucu ?ikar. Buna gore edep 
her toplumun aynasi gibidir; o toplumun genel ahlak ozelliklerini 
yansitir. Bu ahlak ozelliklerini ise, o toplumlann hayattaki amacla- 
n duzenler ve onlan toplumlanndaki faktorlerle, bir bolumii tabit 
ve bir bolumu tesaduff olan degisik faktorler iglerine, vicdanlanna 
yerlestirir. 

Buna da dikkat etmek gerekir ki, edep kurallan ile ahlak ku- 
rallan ayni sey degildir. Qunku ahlak kurallan, nefislerde yerlesen 
koklu ruht melekeler iken; edep kurallan, yansimalarim insanin 
degisik nefst sifatlardan kaynaklanan davranislannda gosteren 
guzel goruntimlerdir. Bu ikisi arasmda da buyuk fark vardir. 

Buna gore edep kurallan, ahlak kurallanndan kaynaklanir ve 
ahlak kurallan da toplumun ozel gayesiyle uyum iginde olan ge- 
reklerindendir. Bu durumda insanin davranislannda gozetecegi 
edep kurallanni belirleyen faktor, hayatmda pesinden kostugu 
amagtir. Bu amag insanin nefsi \g\n bir cizgi gizer ve insan hayati 
boyunca ve amacina yaklasma surecinde herhangi bir davranista 
bulunurken o cizginin disma Qikmaz. 



Maide Suresi 116-120 357 

3- Edep, ozelligi bakimmdan hayatta gudulen amaca bagh ol- 
dugu-na gore yuce Allah'm peygamberlerine asiladigi ilaht edep, 
dint davramslardaki guzel gorunumdur. Bu guzel gorunum dinin 
amacmi yansitir. Bu amac, maddelerinin coklugu ve azhgi, kemal 
ve gelisme dereceleri acismdan hak dinlerdeki farkhhklara bagh 
olarak kulluk ilkesidir. 

islam, insan hayatmm butun yonleri icin duzenlemeler getiren 
bir sistemdir. Oyle ki, kucuk-buyuk, basit-onemli olsun hayatm 
hicbir alani onun kapsami dismda degildir. Bundan dolayi islam, 
hayata butunu Me edebi yaymis ve her davranis icin o davranism 
amacmi yansitan bir guzel gorunum belirlemistir. 

islam'm tek genel gayesi, yegane genel amaci ise, inan? ve 
davranis asamalarimn her ikisinde de yuce Allah'm birligi ilkesini 
hakim kilmaktir. Yani insan inanacak ki, onun bir ilahi vardir; bu 
Mali her seyin basidir, her sey varhgmi ondan almistir; her seyin 
sonudur, her sey ona doner; o guzel isimlere ve yuce orneklere 
sahiptir. Bu inanca sahip olduktan sonra hayatm akisina katilacak 
ve ozu itibariyle Allah'a kullugu ve her seyin O'nun kulu oldugunu 
yansitan davranislarla hayatmi devam ettirecektir. Boylece tevhit 
ilkesi \q alemine ve dis gorunusune isleyecek, katiksiz kulluk an- 
layisi sozlerinde, davranislannda ve varligmin diger cephelerinde 
ortulmez ve perdelenmez bir belirginlikle ortaya gikacaktir. 

Buna gore ilaht edep -veya peygamberlik edebi- tevhit ilkesi- 
nin davranislara yansimis bigimidir. 

4- Tasim (kiyas) yolu ile bilinen ve kesin tecrube ile dogrula- 
nan bir gercektir ki, amelt yani uygulamaya donuk ilimler -bunlar 
uygulanmak amaci ile ogretilen ilimlerdir- eger uygulamah olarak 
ogretilmezlerse, tarn anlami ile basanh olup beklenen olumlu so- 
nuclarim veremezler. Qunku genel bilimsel kurallar somut ve pra- 
tik orneklerle uyusmadikga insan vicdani onlan onaylamakta, 
dogruluklarma inanmakta zorlanir. Qunku hayat boyunca vicdan- 
lanmiz, somut orneklerle mesguldurler ve ikinci tabiatimizm yone- 
lisi sonucu olarak duyu organlannin algilama imkanlan dismda 
kalan genel akltve bilimsel kurallan gozetmekte isteksizdirler. 

Mesela, uygulamadan uzak bir bakis agisi ile kahramanligm 
ashnda guzel olduguna inanan birini dusunelim ve bu kimsenin 



358 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gunun birinde kalpleri hoplatacak korkunc bir sahne ile karsilasti- 
gini farz edelim. Bu adam, o durumda yigitligin guzelligine huk- 
meden akh ile canma yonelik tehlikeden korunmadaki, olumden 
kurtularak tath diinya hayatmm yok olmasmi onlemedeki lezzetin 
cazibesine kapilacak veh-minin arasmda bir catisma yasayacaktir. 
Vicdani bu iki kutup arasmda gidip gelecek ve catisan taraflarm 
hangisini destekleyecegi konusunda sasiracaktir. Ama vehmin 
gucu daha agir basacaktir, cunku somut gercek onun yanmdadir. 

Buna gore ogretim faaliyeti sirasinda ogretmenin, uygulama 
icinde pismelerini ve pratige alismalanni saglamak amaciyla ilmt 
gercekleri uygulama esliginde ogrencilere vermesi gerekir. Boyle- 
ce ogrencinin benliginin koselerinde sakh duran aykin inanclar or- 
tadan kalkarak ogrendigi bilgilerin onayi vicdaninda koklesir. 
Qunkii bir seyin olmus olmasi, onun mumkun oldugunun en guzel 
delilidir. 

Bundan dolayi gordugumuz sudur: insan, dis diinyada meydana 
ge-lisine sahit olmadigi seye boyun egmekte zorlanmaktadir. Olay 
bir defa meydana gelince; vukuu imkansiz olan bir seyin imkansiz- 
hktan Qikarak mumkun alanma gegmesi seklinde sasirmaya bas- 
lar. Oyle ki onun meydana gelisi, nazannda pek onemli gorulur, 
onda endiseye ve sarsmtiya yol agar. Fakat daha sonra ikinci ve 
ucuncu defa meydana gelince onemini yitirir, sarsici etkisi kirihr ve 
ilgi cekmeyen normal o-laylar arasma katihr. Qunku iyilik de, kotu- 
luk de ahskanhk meselesidir. 

Dint ogretimde, ozellikle islam dininin ogretimi sirasinda bu 
metodun gozetilmesi en bariz ger?eklerdendir. Dinin seriat koyu- 
cusu, muminlerinin ogretim faaliyeti icerisinde higbir zaman aklt 
genellemeleri ve genel kurallan ele almakla yetinmemistir. ise 
once uygulama ile baslamis ve uygulamanin yanma sozu ve sozlu 
agiklamayi eklemistir. Bunun sonucu olarak dint bilgileri ve hii- 
ktimleri ogrenmeyi tamamlayan bir miimin, salih amel ve takva 
azigi ile donanmayi da ta-mama erdirmis durumda olacaktir el- 
bette. 

Bunlann yam sira egitici ogretmenin, ilmi ile amel etmesi, 
kendi bildiklerine uymasi gereklidir. Amel ile birlesmeyen ilmin 
etkisi yoktur. Qunku soz nasil bir delil ise, fiil de bir delildir. Dolayi- 



Maide Suresi 116-120 359 

siyla soze ters dusen fiil, insanm nefsindeki zit bir durumun varh- 
gina delalet eder. Bu celiski, sozu yalanlar; sozun bir yutturmaca 
olduguna, soyleyenin onu insanlan aldatip avlamak icin bir al- 
datma araci olarak kullandigma delil olur. 

Bundan dolayi, yaptiklan vaazlan ve verdikleri nasihatleri dav- 
ramslariyla birlestirmeyen, sabir ve sebatla soylediklerine amel 
etme cabasmdan uzak duran vaizlerin ve nasihatcilerin vaazlan ve 
nasihatleri karsismda insanlann kalplerinin yumusamadigi ve vic- 
danlannm boyun egmedigi gorulur. 

insanlar zaman zaman boyle vaizler hakkmda, "Eger soyledik- 
leri dogru olsa onlan kendisi uygulardi" derler. Fakat insanlar boy- 
le bir sonuca varmakla muhtemelen hatah bir degerlendirme ya- 
piyorlar. Qunku vanlmasi gereken sonuc, "Soylenen soz, soyleyicisi 
nazannda dogru kabul edilmiyor. Eger dogru kabul edilse, onun 
tarafindan uygulanirdi" seklinde olmahdir. Yoksa insanlann dedik- 
leri gibi, soyledigi soz mutlak anlamda dogru degil, seklinde bir 
sonuca varmak dogru degildir. 

Buna gore verimli bir egitimin sartlanndan biri, egitimi veren 
ogretmenin ogrenciye anlattiklarmi kendinde ger?eklestirmis ol- 
masi, onerdigi nitelikleri sahsmda tasimasidir. Mesela korkak bir 
egitim gorevlisinin kahraman bir yigit yetistirmesi veya bagnaz, 
dogmatik ve inatgi bir egitim kurumundan hur fikirli ve hur vicdan- 
h bir alimin yetismesi kesinlikle imkansizdir. 

Nitekim yuce Allah soyle buyuruyor: "Acaba hakka gotiiren mi 
uyulmaya daha layiktir, yoksa (tutulup) yola goturulmedikge, 
kendisi dogru yolu bulamayan mi? halde size ne oluyor? Nasil 
hukmediyorsunuz?" (Yunus, 35) "Insanlara iyiiigi emredip kendinizi 
unutuyor musunuz?" (Bakara, 44) Yine yiice Allah, §uayb Peygam- 
berin kavmine soylediklerini soyle naklediyor: "Yasakiadigim ha- 
reketleri kendim yaparak size ters diismek istemiyorum. Tek is- 
tegim, gucumun yettigi oranda (bozukluklan) duzeltmektir." (Hud, 
88) Bu anlamdaki ayetlerin sayisi coktur. 

Butiin bunlardan dolayi egitici ogreticinin ogrettigi ve egitimini 
yaptigi hususlara inanmis olmasi gerekir. 

Ustelik sunu da unutmamak gerekir: Soylediklerine hie 
inanmayan bir kimsenin, hatta acik ve katiksiz bir imanm sahibi 
gibi gorunup iyi ameller yapmakla gercek kisiligini gizleyen bir 



360 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

goruniip iyi ameller yapmakla gercek kisiligini gizleyen bir muna- 
figm elinde ancak kendisi gibi igrenc karakterli biri yetisebilir. 
Qunku her ne kadar vicdanm benimsemedigi ve kalbin onaylama- 
digi sozler soyleyerek dil ile kalp arasinda farkhhk meydana ge- 
tirmek mumkun ise de, obiir yandan soz bir davramstir ve davra- 
ni§ da insanm nefsinden kaynaklanan, disanya sizan bir gercektir. 
Buna gore davramsm, sahibinin karakterine ters olmasi nasil 
mumkun olabilir? 

Qunku soylenen soz, sozel fonksiyonu dismda soyleyenin iman 
ve kufur gibi vicdant niteliklerinin de tasiyicisidir, bu nitelikleri 6g- 
rencinin yalm ve sade vicdanma iletip yerlestirir. Buna gore sozun 
sozel fonksiyonu olan yararli yonunu, onun yikici olan diger yonle- 
rinden ancak durumu iyi teshis eden basiret sahibi kimseler ayirt 
edebilir. Nitekim ytice Allah, munafiklann vasiflanni Peygamberi- 
mize (s.a.a) anlatirken, "Sen onlari sozlerinin uslubundan tanir- 
sm." (Muhammed, 30) buyuruyor. 

Buna gore yararli sonu?lar vermesi beklenen egitimde egitici 
ogretmenin ogrencilerine verdigi bilgilere inanmasi ve ilmine uy- 
gun davranislarla donanmis olmasi sarttir. Ancak boyle bir egiti- 
min yararli olmasi beklenebilir. Soylediklerine inanmayan veya 
ilmine uygun davranislar ortaya koymayan bir egiticinin verecegi 
egitime gelince, bundan hayir beklenemez. 

Biz dogululann ve Muslumanlarm, ozellikle egitim ve ogretim- 
le ilgili tutumunda, bu gergegin birgok ornegi ve sayisiz somut mi- 
sali vardir. Bunlan hem resmt, hem de gayriresm? ogretim kurum- 
larimizda bol bol goruruz. nedenle higbir tedbir ise yaramiyor ve 
hicbir qaba basarih olamiyor. 

Kur'an'm, peygamberlerin ve elgilerin davranislannda tecelli 
eden ilaht edeplerle ilgili oyktiler igermesi de, bu gergege dayanir. 
Bu davranislarm bir kismi peygamberlerin Allah'a yonelttikleri i- 
badetlerle, dualarla ve sorularla ilgilidir. Diger bir bolumu de pey- 
gamberlerin insanlarla aralanndaki iliskilerle ve onlara hitap tarz- 
lan ile ilgilidir. Bilindigi gibi egitim faaliyeti sirasmda ornekler gos- 
termek, uygulamayi delil olarak gostermeyi amag edinen, pratik 
egitim tarzinm bir turudur. 

5- Yiice Allah, ibrahim Peygamber ile kavmi arasmdaki tevhit 



Maide Suresi 116-120 361 

miicadelesini naklettikten sonra soyle buyuruyor: "Bu bizim kesin 
kanitimizdir, onu kavmine kar§i Ibrahim'e verdik. Biz diledikleri- 
mizin derecesini kat kat yukseltiriz. H/'c siiphesiz senin Rabbin 
hikmet sahibi ve (her §eyi) bilendir. Biz ona Ishak'i ve Yakub'u 
armagan ettik; hepsini dogru yola ilettik. Dana once de Nuh'u ve 
onun soyundan gelen Davud'u, Suleyman'i, Eyyub'u, Yusuf'u, Mu- 
sa'yi ve Harun'u dogru yola iletmi§tik. Biz iyileri i§te boyle miika- 
fatlandmriz. Zekeriya'yi, Yahya'yi, Isa'yi ve llyas'i da (dogru yola 
ilettik). Hepsi de iyilerdendi. Ismail'i, el-Yese'i, Yunus'u ve Lut'u 
da dogru yola ilettik, hepsini alemlere ustun kildik. Babalarm- 
dan, gocuklarindan ve karde§lerinden bazilarmi da... Onlari seg- 
tik ve dogru yola ilettik. Iste bu, Allah'm hidayetidir, kullarmdan 
diledigini bununla dogru yola iletir. Eger onlar (Allah'a) ortak 
kossalardi, yapmi§ olduklan butun iyi i§ler bosa giderdi. Bunlar, 
kendilerine kitap, hukum ve peygamberlik verdigimiz kimseler- 
dir. Eger §u adamlar bunlari inkar ederlerse, (bilsinler ki) onlara, 
kendilerini inkar etmeyen baska bir toplulugun destegini sagla- 
nz. I§te onlar Allah 'in dogru yola ilettigi kimselerdir. Sen de onla- 
rm yolunu izle." (En'am, 83-90) 

Okudugumuz ayetlerde yuce Allah, toplu bir §ekilde peygam- 
berlerini (hepisine selam olsun) sayiyor, arkasmdan onlara ilaht 
hidayeti bagifladigmi belirtiyor. Bu hidayet ise sadece tevhide ile- 
tilmeleridir. Bunun delili, "Eger onlar (Allah'a) ortak kossalardi, 
yapmi§ olduklan biitun iyi i§ler bosa giderdi." ifadesidir. Qiinkii 
onlara armagan ettigi hidayetle geli§en tek §eyin §irk oldugunu 
vurguluyor. Dolayisiyla onlari ilettigi tek ger?ek tevhit gergegidir. 

Ancak su da var ki, tevhit bilincinin hukmu yuce §ahsiyetlerin 
amellerine sirayet etmi§, davraniflanna sizmi§ ve her alanda etki- 
sini gostermi§tir. Bunun delili ayetteki, "Eger onlar (Allah'a) ortak 
kossalardi, yapmi§ olduklan biitun iyi i§ler bosa giderdi. " ifadesi- 
dir. Qiinkii eger sirk, davranislara sirayet etmemis, amellere siz- 
mamis olsa, onlarm igine iglerine islemeseydi o davranislann bosa 
Qikmasmi, yok olmasmi gerektirmez. §irkin ziddi olan tevhit de 
boyledir. 

Tevhit suurunun davranislann igine islemesinin anlami, dav- 
ranis bi?imlerinin tevhidi somutlastirmasi, aynanm goriintiiyii 
yansitmasi gibi onu yansitmasidir. Oyle ki, tevhidin somut bir fo- 



362 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tografi oldugu farz edilirse, bu fotograf o davramslar olurdu. Ayni 
ekilde o davramslarin sirf bir inane olarak soyutlastiklan varsayi- 
hrsa, o davramslar soz konus inang olurdu. 

Bu anlamm run? sifatlarda bircok ornegi vardir. Mesela kibirli, 
kendini begenmis birinin nefsindeki bu duygunun davramslarmda 
somutlastigi goruldugu gibi, karamsar bir zavallmm da ruhundaki 
zilletin ve miskinligin butun davramslarin yansidigi gorulur. 

Sonra yiice Allah, Peygamberimize (s.a.a) kendinden onceki 
peygamberlerin hidayetlerine uymasmi emrediyor; onlann kendi- 
lerine uymasmi emretmiyor. Cunku uymak, inancta degil, davra- 
mslarda olur. Qunku inangta uymak, ozti itibari ile iradf bir i§ de- 
gildir. Yani yiice Allah Peygamberimizden, kendisinden onceki 
peygamberlerin, uygulamah ilaht egitimlerinin sonucunda ortaya 
koyduklan, tevhide dayanan iyi davraniflanni tercih etmesini ve 
bu yondeki yollanni izlemesini istiyor. 

Bu uygulamah egitimle, yiice Allah'm §u ayette i§aret ettigi 
edebi kastediyoruz: "Onlari emrimiz uyannca insanlan dogru yola 
ileten onderler yaptik. Onlara hayirli i§ler yapmayi, namaz kilma- 
yi, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdi." 
(Enbiya, 73) Ayetin orijinalinde gegen "fiTel-hayrat=hayirh i§ler yap- 
mak", "ikam'es-salat=namaz kilmak" ve "Ttae'z-zekat=zekat ver- 
mek" ibarelerinde mas-tarla yapilan isim tamlamasi (izafet) §una 
delalet eder: 

Peygamberlerin ortaya koyduklan fiillerden maksat, yaptiklan 
hayirli i§ler, kildiklan namazlar ve verdikleri zekatlardir; yoksa uy- 
gulamaya gegirilmemi§ sirf farazt fiil kastedilmiyor. Buna gore fiil- 
lerin ortaya konma a§amasindaki bu fiillerle ilgili vahiy, dogruya 
yoneltme ve egitme vahyidir; yoksa [yasama anlamindaki] pey- 
gamberlik ve kanun koyma vahyi degildir. Eger bu vahiyden mak- 
sat, peygamberlik vahyi olsaydi, "Onlara 'Hayirli isleryapm, namaz 
kihn ve orug tutun' diye vahyettik." denirdi. §u ayetlerde 
buyruldugu gibi: "Sonra sana... 'Ibrahim'in dinine uy...' diye 
vahyettik." (Nam, 123) "Biz Musa ile karde§ine, 'Kavminiz igin Mi- 
sir'da evler hazirlaym, (ey israilogullari) evlerinizi kar§i kar§iya 
kurun, namaz kilm!' diye vahyettik." (Yunus, 87) Bu anlamda baska 
ayetler de vardir. 



Maide Suresi 116-120 363 

Dogruya yoneltme vahyi su demektir: Yuce Allah kullanndan 
birine kutst bir ruh ayiracak ve bu mukaddes ruh iyi isler yapip ko- 
tuluklerden kacmma konusunda o seckin kulu dogruya yonelte- 
cek. Tipki insant ruhun, bizi hayir ve ser konusu Me ilgili dusuncede 
dogruya yoneltmesi ve hayvant ruhun iradf olarak canimizm iste- 
digi veya istemedigi seyler hususunda tercih etmemizi saglamasi 
gibi. Bu konuyu ileride genis bir sekilde inceleyecegiz. 

Soziin kisasi "Sen de onlarm yolunu izle." direktifi, detaya gi- 
rilmeksizin Peygamberimize (s.a.a) yonelik, peygamberlerin butun 
davramslarma yayilmis, sirkten armmis bir tevhit edebi olan ilaht 
egitimdir. i§te yiice Allah, Peygamberimize bu edebi a§ilamakta- 
dir. 

Yuce Allah, Meryem suresinde bazi peygamberlerin (hepsine 
selam olsun) adlarmi saydiktan sonra §6yle buyuruyor: "l§te bun- 
lar, Allah'm nimete erdirdigi Adem'in soyundan, Nun He birlikte 
gemide ta§idiklanmizm soyundan, Ibrahim ve Israil (Yakup) so- 
yundan dogru yola ilettigimiz ve sectigimiz peygamberlerdir. Bun- 
lar, Rahman'm ayetleri kendilerine okundugunda, aglayarak 
secdeye kapanirlardi. Onlardan sonra yerlerine oyle bir nesil gel- 
di ki, namazi zayi ettiler ve sehvetlerine uydular. Onlar kotuluk 
bulacaklardir (sapikliklarinm cezasma garpilacaklardir). Ancak 
tovbe edip inanan ve iyi isler yapanlar bu hukmun kapsami di- 
smdadiriar. Onlar cennete girecekler ve nig haksizliga ugratilma- 

yacaklardir. " (Meryem, 58-60) 

Okudugumuz ayetlerde yuce Allah, peygamberlerinin gunluk 
hayatlanndaki genel edeplerini anlatiyor ve su noktalan 
vurguluyor: Onlar davraniflannda Allah'a boyun egiyorlar ve kalp- 
leri yiice Allah'a hu§u ile doludur. Allah'm ayetleri okundugunda 
secdeye kapanmalan, Allah'a boyun egmelerinin gostergesidir. 
Kalbin incelmesinden ve nefsin zelilligi kabul etmesinden kaynak- 
lanan aglama ise, husu hallerinin belirtisidir. Bunlann ikisi birlikte 
de kulluk sifatmin nefislerine egemen oldugunun kinayeli ifadesi- 
dir. Oyle ki, kendilerine Allah'm her ayeti okundugunda, kulluk si- 
fati ic dunyalannin her yanma yayildigi gibi, bu etkisi dis goruntu- 
lerinde de belirir. Onlar, hem Allah ile bas basa kaldiklannda, hem 
de insanlar arasmdayken kulluklarmin sembolu olan ilaht edebi 
takmiyorlar. Hem Rableri ile ve hem de insanlarla bir arada iken 



364 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

MahTedep uyannca ya§iyorlar. 

Bu edep ile genel edebin kastedilmi§ oldugunun delillerinden 
biri, okudugumuz ayetlerin ikincisinde yer alan, "Onlardan sonra 
yerlerine oyle bir nesil geldi ki, namazi zayi ettiler ve §ehvetlerine 
uydular." ifadesidir. Cunkii Allah'a yonelmek demek olan namaz, 
bu sapitmif nesillerin Rableri ile durumlarmi ve ihtiraslann tutsagi 
olmak, §ehvetlerine uymak da onlarm kendileri di§mdaki insanlar- 
la ilgili durumlarmi ifade ediyor. 

Bu iki kesim birbirinin kar§isma konulduguna gore, ayetten 
§6yle bir sonuc elde edilmektedir: Peygamberlerin genel edebi, 
kulluk bilinci ve sifati ile Rablerine yonelmeleri ve yine kulluk bi- 
linci ile insanlar arasmda ya§amalandir. Ba§ka bir ifadeyle onlarm 
hayat yapisi §u esasa dayaniyor: Kendilerine egemen olan ve her 
§eylerini tasarlayan bir Rableri vardir. O'ndan geldiler ve O'na do- 
neceklerdir. Onlarm butim tutumlannin ve davrani§lannm temeli 
i§te budur. 

ikinci ayette yer alan tovbe edenlerin istisna edili§ine ili§kin 
hukum, ilahtegitimin (edebin) bir ba§ka maddesidir. Bu madde ilk 
once peygamberlerin ilki olan Hz. Adem'e uygulandi. Yuce Allah 
§6yle buyuruyor: "Aofem, Rabbinin emrine kar§i geldi ve yoldan 
gikti. Sonra Rabbi onu sect;', tovbesini kabul etti ve dogw yola i- 
letti." (Taha, 121122) Bu konuyla [Hz. Adem'in Rabbinin emrine 
kar§i gelmesiyle] ilgili bazi agiklamalan in§allah ileride ele alaca- 

[Peygamberlerin genel edep ve egitimiyle ilgili olarak ba§ka 
bir ayette] yiice Allah §6yle buyuruyor: "Allah'm, kendisine farz et- 
tigi bir §eyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir gugluk 
yoktur. Sizden oncekiler iginde de Allah'm yasasi boyle idi. Allah- 
'm emri, hig §uphesiz yerine gelmi§tir. (0 peygamberler) Allah'm 
emirlerini teblig ederler (mesajlarmi duyururlar), Allah'tan kor- 
karlar ve O'ndan ba§ka kimseden korkmazlardi. Hesap gorucu 
olarak Allah yeterlidir." (Ahzab, 38-39) 

Bu, yiice Allah'm peygamberlerini (hepsine selam olsun) egit- 
tigi, edeplendirdigi genel bir edep, ayni zamanda peygamberler i- 
cin gecerli ilaht bir yasadir. Bu edebin ve yasanm ozu §udur: Pey- 
gamberler paylanna ayrilan hayatta sikmtiya dti§memeliler ve 



Maide Suresi 116-120 365 

hicbir konuda zorlanmamahlar. Qunku onlar fitrat uzeredirler, fit- 
rata uygun hareket ederler ve fitrat da sahibini sadece kendisi ile 
bagdas an hedefleri elde etmeye yoneltir, Allah'm cikilmasim kolay 
kilmadigi duzeylere cikmak icin kendini zorlamaz. 

Nitekim yuce Allah bir ayette, Peygamberinin (s.a.a) soyle de- 
digini naklediyor: "Ben zorlama yapanlardan degilim." (Sad, 86) Yi- 
ne ayni anlamda soyle buyruluyor: "Allah nig kimseye giig yetire- 
ceginden baskasmi yiiklemez." (Bakara, 286) "Allah hig kimseye 
verdiginden baskasmi yiiklemez." (Taiak, 7) Zorlama, fitratm disma 
gikmak olduguna gore, nefsin arzulanna uyma kapsamma girer 
ki, peygamberler boyle bir tehlikeden korunmu§ kimselerdir. 

Allah, yine genel edeple edeplendirme babmda §6yle buyuru- 
yor: "Ey peygamberler, temiz yiyeceklerden yiyin ve iyi i§ler ya- 
pm. Hig siiphesiz ben yaptiklarmizi bilirim. Ve i§te sizin bu um- 
metiniz tek bir ummettir, ben de sizin Rabbinizim. Oyleyse ben- 
den korkun." (Mu'mi-nun, 51-52) Bu ayetlerde yiice Allah peygamber- 
lerini egiterek onlann temiz §eyler yemelerini, hayattaki maddele- 
rin temiz olanlan uzerinde tasarrufta bulunmalanni, bu temiz 
maddeleri a§ip saghkh fitratm nefret duyacagi pis maddelere el 
surmemelerini telkin ediyor. Bunun yam sira islerin iyi ve yararh 
olanlarmi yapmalanni emrediyor. 

iyi is demek; fitratm belirlenen stireye kadar yasamasmi ko- 
ruma altma ahci sebeplerle uyusmasi agismdan yapilmasi insanm 
yaranna olan, fitratm egilimine uygun olan is demektir. iste Allah 
peygamberlere boyle isler yapmalanni emrediyor. Veya Allah'a 
takdim edilmeye elverisli isler yapmaya emrediyor. Bu manalann 
her ikisi de birbirine yakmdir. Bu ayetlerde telkin edilen edep ve 
verilen egitim, her insan ferdi ile ilgili bireysel egitimdir. 

Yiice Allah daha sonra sozu toplumsal bir edep kuralma geti- 
rerek, peygamberlere soyle bir hatirlatmada bulunuyor: "El?iler ve 
kendilerine elci gonderilen insanlar tek bir ummettir [peygamber- 
ler ve iimmetleri bu ummetin birer parcasidir]. Bu ummet butu- 
nuntin tek bir Rabbi vardir. halde hep birlikte sadece ondan 
korksunlar, takvah olsunlar ve boylece bu takvalan sayesinde ayn- 
hklann ve bolunmelerin kokunu kessinler." 

Bu iki husus birlesince, yani ferdt edep ile ictimat edep bir a- 



366 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

raya gelince, tek bir insan toplumu olusur. Bu toplum aynhklardan 
korunmus olup, tek bir Rabbe kulluk eder. Fertleri ilaht edep uya- 
nnca hareketlerini duzenler, bunun sonucu olarak pis islerden ve 
kotu davramslardan sakmirlar ve mutluluk koltuguna kurulurlar. 

Bu ilaht egitimin unsurlan baska bir ayette soyle bir araya ge- 
tiriliyor: "0, dinden Nuh'a tavsiye ettigini, sana vahyettigimizi, lb- 
rahim'e, Musa'ya ve Isa'ya tavsiye ettigimizi sizin igin de din ola- 
rak yasalastirdi. Soyle ki: Dini ayakta tutun ve onda ayriliga 
dii§meyin." (§ura, 13) 

Baska bir yerde yuce Allah bu iki edep maddesini, yani Allah'- 
la ilgili edep ile insanhga yonelik edebi birbirinden ayirarak soyle 
buyuruyor: "Senden once gonderdigimiz butiin peygamberlere, 
'Benden baska ilah yoktur, sadece bana kulluk edin' diye 
vahyettik." (Enbiya, 25) Boylece peygamberlere kendisinin birligi 
edebini telkin ediyor ve bu edebi kendisine kulluk edilmesine da- 
yandinyor. Bu, peygamberlerin Rablerine yonelik edepleridir. 

Baska bir yerde de peygamberlerin insanlarla ilgili edebini an- 
latarak soyle buyuruyor: "Dediler: Bu elgiye ne oluyor ki yemek 
yiyor ve carsida geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarici olarak 
bir melek indirilmeli degil mi? Yahut ustune bir hazine atilmali, 
yahut kendisinin, urununden yiyecegi bir bahgesi olmali degil 
mi?... Senden once gonderdigimiz butiin peygamberler de yemek 
yerler, garsida gezerlerdi." (Furkan, 7-20) 

Bu ayette anlatihyor ki, butiin peygamberlerin ortak davranisi - 
ki o, Allah'm onlara telkin ettigi bir edeptir- insanlarla bir arada 
yasamak, insanlardan kopmayi, insanlar arasmda ayncahgi ve a- 
ymmciligi reddetmektir. Bunlann hepsi fitratin da reddettigi tu- 
tumlardir. iste bu da peygamberlerin insanlarla ilgili edebidir. 

6- Peygamberlerin ahlak ve adabiyla ilgili bir diger husus da, 
onlann Allah'a yonelme, O'na dua etme konusunda takmdiklan 
edeptir. Yuce Allah bu hususta Adem Peygamber ile esinin sozle- 
rini naklederek soyle ifade ediyor: "Ey Rabbimiz, biz kendimize 
zulmettik. Eger bizi bagislamaz ve bize acimazsan, kesinlikle zi- 
yana ugrayanlardan oluruz. " (A'raf , 23) 

Adem Peygamber ile esi bu sozleri, Allah tarafmdan yanma 
yaklasmalan yasaklanan yasak agacm meyvesinden yedikten 



Maide Suresi 116-120 367 

sonra soylediler. Bu yasak ise, yukumluluk getirici bir yasak degil, 
irsadT (yonlendirme amach) bir yasakti. Onlann bunu cignemeleri 
de bir yukumluluge uymamak degildi; gozetilmesi menfaatlerine 
olan, cennetteki guvenli hayatlarmin mutlulugunu garanti eden, 
her turlu bedbahtliktan ve sikmtidan uzak kalmalanni saglayacak 
olan bir nasihate karsi gelmekti. Nitekim yuce Allah onlan seyta- 
na uymamalan konusunda uyanrken soyle buyurmustu: "Sakm 
(§eytan) sizi cennetten gikarmasm, sonra yorulursun. §imdi bu- 
rada acikmayacaksm, giplak kalmayacaksm. Susuzluk gekme- 
yecek, sicaktan kavrulmayacaksm." (Taha, 117-119) 

Adem Peygamber ile esi sikmtiya ugraymca, baslan belaya gi- 
rince, cennet hayatmdaki mutluluklarmi kacmnca, karamsarhga 
kapilmadilar ve Rableri ile aralarmdaki bagdan umitlerini kesme- 
diler. Tersine hemen her §eyleri elinde olan ve kendileri icin arzu- 
ladiklan butun hayirlar iradesine bagh olan Rablerine sigmdilar, 
her turlu kotulugu giderip her ges\t iyilige kapi acacak olan 
rububiyet sifatina bel bagladilar. Zira rububiyet sifati, kul ile Allah 
arasmda baglanti kuran yuce bir sifattir. 

Adem Peygamberle es\, daha sonra belirtilerinin ortaya cik- 
masiyla kendilerini tehdit eden kotulugun ne oldugunu anladilar. 
Bu kotuluk, hayatlanni saran husran ve ziyandi. -Hah? irsada uy- 
mayi, yasak meyvenin lezzeti karsihginda satmis gibi idiler. Boyle- 
ce mutluluklarmin bitmeye yuz tuttugunu aq\kqa fark ettiler.- Bu 
kotulugu baslarmdan savmaya yonelik ihtiyaglanni soyle dile ge- 
tirdiler: 

"Eger bizi bagislamaz ve bize acimazsan, kesinlikle ziyana 
ugrayanlardan oluruz." Yani hayattaki husran, bizi tehdit ediyor ve 
varhgimizi etkisi altina alacak sekilde golgesini uzerimize salmis- 
tir. Bu tehdidin bizden uzaklasabilmesinin yegane garesi, senin is- 
ledigimiz gunahi affetmen ve arkasmdan bizi merhametinin sem- 
siyesi altina almandir. Mutluluk da budur zaten. Qunkii insan, hat- 
ta her yaratilmis varhk, fitratinda sakh bilinci ile fark eder ki, varhk 
alanmda ve mevcudiyet surecinde yer alan her sey, ugradigi kaybi 
ve kusuru gidermek, kendisini tamamlamak ister ve bu kaybi sa- 
dece yiice Allah giderir; cunku varliklarm kayiplarmi gidermek bir 
rububiyet gelenegidir. 

Bundan dolayi sadece durumu anlatmak ve kulun basma 96- 



368 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

reklenen ihtiyac zavallihgini ortaya koymak yeterlidir, sozlu istekte 
bulunmak gereksizdir. Hatta muhtagligi agikga dile getirmek, en 
etkili isteme ve dilekte bulunmanm en fasih bicimidir. 

Boyle oldugu icin Adem Peygamber ile esi, isteklerini somut 
bicimde dile getirerek, "Bizi affet, bize merhamet et" demediler. 
Bir diger sebep de -ki asil onemlisi odur- Hz. Adem ve esi, ilaht ir- 
sada karsi geldikleri icin kendilerini sahsiyet ve yucelikten yoksun 
zavalh duruma dusurdiiklerini fark ettiler. Ardmdan kendilerini 
boylesi bir durumda gormeleri, onlan mutlak teslimiyete goturdu 
ve boylece Allah'm, haklannda verecegi hukme pesinen boyun 
egdiler. Sonuc itibariyle de her turlu istekten ve dilekten, arzularmi 
dile getirmekten kacmdilar; sadece Allah'm Rableri oldugunu ana- 
rak, zalimliklerini itiraf etmelerinin yam sira O'ndan olan beklenti- 
lerine i§aret ettiler. 

halde Adem Peygamber ile e§inin, "Ey Rabbimiz, biz ken- 
dimize zulmettik. Eger bizi bagi§lamaz, bize acimazsan, ziyana 
ugrayanlardan oluruz." §eklindeki sozlerinin anlami §udur: Biz 
nefsimize zulmetme kotulugunu i§ledik. Bu sebeple hayattaki 
mutlulugumuzu butunu ile tehdit eden bir husranla yuz yuze gel- 
dik. Bu bizi ku§atan bir zillet ve zavallihk durumudur. Bu zulmun 
sonuglarmi yok etmeye ve rahmetinin §emsiyesi altma almmaya 
ihtiyacimiz vardir. Nefsimize et-tigimiz kotuluk bizi sahsiyet, deger 
ve yiicelikten yoksun birakti; \g\ne dustugumuz durumun utandin- 
cihgi ytizunden senden bir sey istemeye ytizumuz yok. Ey aziz hii- 
kiimdar, bil ki biz senin hiikmune teslimiz. Yetki ve hukum sana 
aittir. Yalniz sen bizim Rabbimizsin ve biz de senin kullanniz. Buna 
dayanarak, kullarm Rablerinden bekledikleri rahmeti biz de sen- 
den bekliyoruz. 

Peygamberlerin edep orneklerinden biri de Nuh Peygamberin 
(a.s) oglu hakkmda Kur'an'da bize nakledilen su duasidir: "Gemi, 
onlan dag-lar gibi dalga(lar) arasmdan gegiriyordu. (0 sirada) 
Nuh, bir kenarda duran ogiuna, 'Yavrum, bizimle birlikte bin, ka- 
firlerle birlikte olma.' diye seslendi. (Oglu,) 'Beni sudan koruya- 
cak bir daga sigmacagim.' dedi... Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 
'Rabbim, oglum benim ailemdendir. Senin vaadin elbette haktir 
ve sen hukmedenlerin en hayirlisism.' Dedi ki: 'Ey Nuh, o senin 
ailenden degildir. Cunku o, salih olmayan bir ameldir. Oyleyse 



Maide Suresi 116-120 369 

bilmedigin bir §eyi sakm benden isteme. Sana cahillerden ol- 
mamani ogutlerim.' Nuh dedi ki: Rabbim, bilmedigim bir §eyi 
senden istemekten sana sigmirim. Eger beni bagi§lamaz ve bana 
acimazsan, ziyana ugrayanlardan olurum." (Hud, 42-47) 

Hi? suphesiz, Nuh Peygamberin (a.s) sozlerinden ilk bakista 
onun oglunun kurtulusu \g\n dua ettigi anlasilir. Fakat olayla ilgili 
ayetler incelenince, meselenin icyuzunun baska turlu oldugu goru- 
lur. §6yle ki, meselenin bir yam soyledir: Yuce Allah, "Her canli tii- 
runden hirer gifti ve (boguiacagma ili§kin) aleyhlerinde hukum 
verilenler harig, aileni ve inananlan gemiye yukie." (Hud, 40) buy- 
rugu ile Nuh Peygambere ailesini ve muminleri yanina alarak ge- 
miye binmesini emretti. Boylece haklannda kesin hukum verilen- 
ler dismdaki aile fertlerinin kurtulacagmi kendisine vaat etti. 

"Allah inkar edenlere, Nuh'un ve Lut'un e§lerini ornek verdi." 
(TahrTm, 10) ayetinde belirtildigi uzere Hz. Nuh'un esi kafirdi. Fakat 
oglunun, hak gagnsim reddettigi ortaya gikmamisti. Yuce Allah'm 
kelammda, onun bir kenarda dururken babasi ile arasmdaki karsi- 
hkh konusmasiyla ilgili verilen bilgiden ortaya cikan sey, onun ba- 
basinin emrine karsi gelmesi idi. Bu da acikca kafir olma anla- 
mmda degildir. Bu yuzden Nuh Peygamber onun kurtulacaklar a- 
rasinda olacagmi sanmis olabilirdi. Qunku onun oglu oldugu belli 
idi ve kafirlerden biri degildi. halde kurtulus vaadinin iginde ol- 
mah idi. 

Ote yandan yuce Allah, insanlar hakkmda Nuh Peygambere su 
kesin hiikmu vahyetti: "Nuh'a vahyedildi ki: Kavminden, daha on- 
ce inananlar di§mda kimse inanan olmayacak, onlarm yaptikla- 
rmdan dolayi uzulme. Gozlerimiz onunde ve vahyimiz geregince 
gemiyi yap ve zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma 
(kurtulu§lan igin bana yalvarma); onlar mutlaka bogulacaklar- 
dir." (Hud, 36-37) Acaba bu ayette sozii edilen "zulmedenlerden" 
maksat, hakka ?agnyi inkar edenler midir, yoksa bu ifade her tur- 
lu zulmii kapsamakta midir, yoksa ifade Allah tarafindan acik- 
lanmaya muhtac bir belirsizlik mi tasimaktadir? 

Anlasilan bu hususlar, Nuh Peygamberi (a.s) oglu konusunda 
supheye dusurdu. Yoksa butiin peygamberlerin efendileri bes 
ululazm (Qi-gir agici) peygamberlerden biri olan Nuh Peygamberin 
(a.s), Rabbinin yuce konumundan gafil olmasi veya yuce Allah'm, 



370 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

"zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma (kurtulu§lan igin 
bana yalvarma); onlar mutlaka bogulacaklardir." seklindeki vah- 
yini unutmus olmasi dusunulemez. Qunku, "Rabbim! Yeryuzunde 
tek bir kafir bile birakma." (Nuh, 26) diye Rabbine dua eden kendi- 
sidir. Eger kafir olmasi halinde bile oglunun kurtulmasma razi ol- 
saydi, ayni nzayi esi igin de gosterirdi. 

Bundan dolayi kesin bir istekte bulunmaya cur'et etmeyerek, 
istegini bilgi edinmek isteyen bir dilekce uslubu ile sundu. Qunku 
oglu konusunu butun yonleri ile bilmiyordu. Bu yuzden Allah'm, 
"Rabb" sifatmi anarak soze girdi. Qunku "Rabb" ismi, dilek sahibi 
muhtaQ ku-lun (merbubun) duasmin anahtandir. Arkasmdan, "og- 
lum benim ailemdendir. Senin vaadin elbette haktir." dedi. Bu 
sozleri ile soyle soylemek ister gibi idi: "Oglumun benim aile fert- 
lerimden olmasi da, kurtulusunu gerektirir. [Gerci sunu da bilmek- 
teyim ki:] Sen hukmedenlerin en hayirhsism. Senin yaptigmda ha- 
ta olmaz, senin hukmunde hiQbir puruz bulunmaz, oglumun akibe- 
tinin neye varacagini bilmiyorum." 

iste ilaht edebin geregi budur. Kul, bilgisinin smirinda duracak 
ve faydah olup olmayacagim bilmedigi seyi istemeye kalkismaya- 
cak. 

iste bu nedenle Hz. Nuh (a.s), "Nuh, Rabbine seslendi." ifade- 
sinden de anlasildigi gibi, sozlerini heyecanh bir dille soyleyerek 
Allah'm vaadini gtindeme getirmenin dismda baska bir soz 
soylemiyor ve bir sey istemiyor. 

Sonugta ilaht masumiyet bu noktada Hz. Nuh'un imdadma ye- 
tisti ve baska bir sey soylemesine engel oldu. Yuce Allah, 
["...aleyhlerinde hukum verilenler hang, aileni ve inananlan ge- 
miye yukie." ayetiyle] kurtulus vaadini bildiren ifadesindeki "ailen" 
kelimesinin anlamim ona acikladi ve aileden maksadin salih kim- 
seler oldugu kendisine bildirildi. Oysa oglu salih bir kimse degildi. 
Zaten yiice Allah daha once, "zulmedenler konusunda bana hi- 
tapta bulunma (kurtuluslan igin bana yalvarma); onlar mutlaka 
boiulacaklardir." buyurmustu. 

Nuh Peygamber (a.s) ise, "aile" kelimesini bilinen anlaminda 
almisti ve sadece kafir olan esinin kurtulus vaadinin kapsami di- 
smda oldugunu sanmisti. Arkasmdan bilmedigi konuda bir istekte 



Maide Suresi 116-120 371 

bulunmasi -ki o da oglunun kurtulmasidir- yasaklandi. Qunku soz- 
lerinden anlasildigi uzere bu yolda bir istekte bulunacakti. 

Bu ilaht tembih ve terbiye uzerine boyle bir istekte bulunmadi 
ve baska bir soze gegti. Bu baska sozler gorunuste tovbe niteligin- 
de, aslmda ise Allah'm lutfettigi bu edebe karsilik olan bir sukur 
niteliginde idi. Dedi ki: "Rabbim, bilmedigim bir §eyi senden is- 
temekten sana sigmirim." Boylece soziiniin akismin kendisini su- 
rukleyecegi noktadan Allah'a sigindi. Bu nokta gercek durumunu 
bilmedigi oglunun kurtulusunu istemekti. 

Bu noktadan sonra artik istekte bulunmadigmin bir delili, 
"Bilmedigimi bir seyi istememden sana sigminm" degil de, "bil- 
medigim bir §eyi senden istemekten sana sigminm." demesidir. 
Qunku birinci cumlenin orijinalinde ["euzu bike min sualt ma...] 
mastar ("sual") kendi failine ("T") izafe edilmis ve bundan failin fiili 
isledigi anlami cikar. 

Bir delili ise su ifadedir: "...sakm isteme." Qunku eger Nuh 
Peygamber dilekte bulunmus olsaydi, sozun akisi ona agik bir 
redle karsilik verilmesini veya "Bir daha boyle yapma" seklinde bir 
cevap almasmi gerektirirdi. Nitekim Kur'an-i Kerim'de yer alan 
buna benzer durumlarda bu tur cevaplarla karsilasinz. §u ayetler- 
de oldugu gibi: 

"Rabbim, kendini goster de seni gozlerimle goreyim, dedi. Al- 
lah ona, 'Sen beni goremezsin.' dedi." (A'raf, 143) "Qunkii siz onu 
dillerinizle aliveriyorsunuz ve hakkmda nig bilginiz olmayan bir 
§eyi, (dusiiniip tasmmadan hemen) agizlannizla soyluyorsunuz. 
Allah size ogut veriyor ki, eger inananlar iseniz, boyle bir §eye bir 
daha asla du§meyesiniz." (Nur, 15-17) 

Nuh Peygamberin (a.s) bir baska duasmi yuce Allah soyle 
naklediyor: "Ey Rabbim! Beni, ana-babami, evime mumin olarak 
girenleri, inanan erkek ve kadmlan bagisla; zalimlerin de sadece 
helakini artir." (Nuh, 28) Bu dua Nuh suresinin sonunda yer ahyor. 
Bu duadan onceki 90k sayida ayette, Nuh Peygamberin (a.s) 
Rabbine yonelttigi sikayetler nakledilmistir. Bu sikayetlerde gece- 
li-gunduzlu cagri cahsmalari ile gecen bin yila yakm omru boyunca 
giristigi mucadeleleri, kavminden gordugu siddet icerikli tepkileri, 
Allah yolunda katlandigi sikmtilan, bu konuda elinden geleni yap- 



372 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tigim, kavmini yola getirmek icin son raddesine kadar butun gu- 
cunii seferber ettigini, buna ragmen cagrilarimn onlarm haktan 
kacmalarmdan, boburlenip hakka boyun egmemelerinden ve na- 
sihatlerinin onlarm burun kivirmalanndan baska bir ise yaramadi- 
gmi anlatiyor. 

Kavmine yonelik bu vaaz ve nasihatlerden, hak ve hakikatle 
kulak zarlanni titrestirmesinden, karsilastigi inattan ve israrh gu- 
nahkarhktan dolayi Rabbine yonelttigi sikayetlerden, kendisine 
yonelik hilelerle ve tuzaklarla ilgili yakmmalardan sonra Nuh Pey- 
gamber heyecana ve uzuntuye kapilarak, ilaht hamiyet duygusu- 
nun etkisi Me kavmine su bedduayi yapiyor: "Ey Rabbim, yeryii- 
ziinde kafirlerden tek ki§i bile birakma. Qiinku eger sen onlari bi- 
rakirsan, senin kullanni yoldan gikanrlar ve sadece gergekten 
sapan kafir nesiller dogururlar." (Nuh, 26-27) 

Nuh Peygamberin bu ayetlerde, eger Allah kafirleri yeryiiziin- 
de birakirsa, kullan yoldan cikaracaklarim, sasirtip- 
saptiracaklarmi belirtiyor. Bu yoldan cikarma endisesini ise yuka- 
rida nakledilen sozleri arasmdaki, "Onlar birgok insani yoldan gi- 
kardilar." ifadesinde dile getirmisti. [Dolayisiyla o ayetteki "yoldan 
cikarmak" bu ayette ge?en "yoldan ?ikarma"ya isarettir. Yani bun- 
lar birgok insani yoldan cikardiklari \g\n, eger tekrar yeryuzunde 
birakihrlarsa, Allah'm kullanni yoldan gikaracaklardir.] Qunku o- 
nun kavmi gergekten birgok mumini yoldan gikarmisti ve Nuh 
Peygamber geride kalan muminleri de yoldan gikaracaklanndan 
korktu [o nedenle de nesillerinin kesilmesi igin Allah'a dua etti]. 

Hz. Nuh (a.s) "sadece gergekten sapan kafir nesiller dogurur- 
lar." ifadesi ile, onlarm soylarmdan ve yakmlanndan mumin nesil- 
lerin tiiremesinin beklenemeyeceginden haber veriyor. Gayp ha- 
berlerinden olan bu haber, peygamberce bir sezgiye ve ilaht vahye 
dayaniyor. 

Hz. Nuh (a.s) ilk kez kitap ve seriat getiren yiice bir peygam- 
berdir, dunyayi putperestlik karanhgmdan kurtarma girisiminin 
oncusudur. Boyleyken gok az kisi -hadislerde yer aldigma gore 
yaklasik olarak seksen kisi- gagnsma olumlu karsilik vermistir. is- 
te ilaht hamiyetin etkisi ile boyle yiice bir peygamberin, kafirlere 
beddua ettikten sonra bu gibi durumda takmilacak olan edep ge- 



Maide Suresi 116-120 373 

regi, cagrisma uyan muminleri de unutmamasi ve onlar icin kiya- 
met gunune kadar hayir dilediginde bulunmasi gerekirdi. 

Bu nedenle sozlerine soyle devam etti: "Ey Rabbim! Beni... 
bagisla." Once kendisinin affedilmesi dilegi ile soze girdi. Qunku 
gosterdigi yolu izleyenlere yonelik bir af talebinden soz ediyor ve o 
da bu izleyenlerin basi ve oncusudur. "ana-babami" Bu ifade, ana- 
babasmin mtimin olduklarma delildir. "Evime mumin olarak giren- 
leri" Bunlar onun donemi icindeki kendisine inanan muminlerdir. 
"inanan erkek ve kadmlan..." Bunlar tevhit ilkesine bagh [kendi 
donemindeki ve gelecek] butun muminlerdir. Qunku onlann hepsi 
kiyamet guniine kadar onun ummeti ve minnettarlandirlar. Zira o, 
diinyada kutsal bir kitaba ve belirli bir §eriata dayah ilk dint cagriyi 
gergekleftiren ve insanlar arasmda tevhit bayragini ilk dalgalandi- 
ran peygamberdir. Bundan dolayi yiice Allah onu, "Alemler iginde 
Nuh'a selam olsun." (Saffat, 79) diye buyurarak en saygi dolu bir dil- 
le selamhyor. 

Evet; her kul Allah'a iman ettikce, her insan iyi bir if yaptikca, 
her Allah'm adi amldikca, insanlar arasmda her hayir ve mutluluk 
belirtisi goruldukge, bu keremli peygambere selam ulasir. Qunku 
butun bunlar onun cagrisimn bereketi, onun devriminin sonuclan- 
dir. Allah'm rahmeti onun ve diger butun peygamberlerin tizerine 
olsun. 

ibrahim Peygamberin (a.s) kavmi ile arasmdaki tartismalar 
konusunda Kur'an'da nakledilen su sozleri de bu kabildendir: "(ib- 
rahim) dedi ki: 'Gerek sizin, gerekse eski atalarmizm, neye tapti- 
gm\z\ goriiyor musunuz? Onlar benim du§manimdir; ancak alem- 
lerin Rabbi (benim dostumdur). Beni yaratan ve dogru yola ileten 
O'dur. Beni yediren ve igiren odur. Hastalandigim zaman bana s;'- 
fa veren O'dur. Beni oldurecek, sonra yeniden diriltecek O'dur. Ve 
hesap gunu hatalarimi bag\§layacag\n\ umdugum da O'dur. 
Rabbim] Bana egemenlik (§eriat) ver ve beni iyiler arasma kat. 
Bana, sonra gelecekler arasmda bir dogruluk dili (sozcusu) nasip 
eyle. Beni bol nimetli cennetinin varislerinden kil. Babami da ba- 
gisla. Qunku o sapiklardandi. (Insanlarm) dirilecekleri gun, beni 
mahcup etme." (§uara, 75-87) 

Hz. ibrahim (a.s) bu sozleri ile kendisi ve amcasi igin dua edi- 
yor. Babasi igin dua etmesi, ona bu yolda soz verdigi icindir. Bu 



374 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dua, onun peygamberliginin baslarmda yapilmi§ti. ibrahim Pey- 
gamber henuz babasmm iman edeceginden limit kesmemisti. 
Ama onun bir Allah diismam oldugunu kesinlikle anlaymca, ondan 
uzaklasti ve onunla iliskisini kesti. 

ibrahim Peygamber burada, kulluk edebinin gerektigi sekilde 
Rab-bine guzel ovgtiler yonelterek soze giriyor. Bu ovgtiler, 
Kur'an'm ondan naklettigi ilk aynntih ovgulerdir. Kur'an'm daha 
once ondan naklettigi su ovgtiler boyle kapsamh degildi: "Ey kav- 
mim! Ben sizin (Allah'a) ortak ko§tu£unuz §eylerden uzagim. 
Ben... yuzumu gokleri ve yen yaratan Allah'a gevirdim ve ben 
mu§riklerden (ortak ko§anlardan) degilim." (En'am, 78-79) Babasi- 
na soyledigi §u sozler de bu kisa ovgunun bir ba§ka ornegidir: 
"Rabbimden senin igin af dileyecegim. Hig §uphesiz bana kar§i 

gok lutufkardir. " (Meryem, 47) 

ibrahim Peygamber (a.s) bu kapsamh ovgusunde yaratilismin 
bas-langici ile Rabbine donecegi gun arasmdaki belli bash ilaht 
bagislan dile getirdi. Kendini butunu ile yoksul ve muhtac konum- 
da gosterdi, Rabbinin ise sadece zenginligini ve katiksiz comertli- 
gini vurguladi. Kendini hicbir seye gucu yetmeyen zavalh bir kul 
olarak tanimladi; ilaht gucun kendisini halden hale gegirdigini ifa- 
de etti. Bu baglamda Allah'm kendisini yoktan var ettigini, yedirip 
iQirdigini, hastalanmca iyilestirdigini, arkasmdan canmi aldigmi, 
sonra tekrar dirilttigini, sonra da kiyamet gunu hesap vermeye 
hazir hale getirdigini dile getirdi. Bu surecte kendisine dusen tek 
gorevinse, sadece katiksiz itaat ve gunahlann affedilecegi beklen- 
tisi oldugunu vurguladi. 

Gozettigi edep ilkelerinden biri, "Hastalandigim zaman bana 
§ifa veren O'dur." soziinde goriilecegi uzere hastalanmayi kendine 
izafe etmesidir. Qunku boyle bir ovgu baglammda hastahgi Allah'a 
izafe etmek yakisiksiz olurdu. Gergi hastahk da varhk aleminde 
gergeklesen olaylardandir ve bu niteligi ile Allah ile baglantisiz 
degildir; ama burada anlatilmak istenen sey hastahgm meydana 
gelisi degildir. Eger maksat bu olsaydi, onu Allah'a izafe etmekten 
soz edilebilirdi. Buradaki maksat, hastahgi iyilestirmenin Allah'm 
bir rahmeti ve inayeti oldugunu vurgulamaktir. Bu yuzden ibrahim 
Peygamber Allah'tan sadece iyi seylerin sadir oldugunu vurgula- 
mak amaciyla, hastahgi kendine ve sifayi Rabbine isnat etti. 



Maide Suresi 116-120 375 

Sonra duaya basladi ve bunda da carpici bir edep uslubu kul- 
landi. Soziine Allah'm "Rabb" ismiyle basladi. Ardmdan isteklerini 
kahci ve gercek nimetlerle smirlayarak gecici dunya suslerini gun- 
deme getirmeye kalkismadi. Tercihini buyuk ve en onurlu nimetler 
olan egemenlikten, yani seriattan ve iyi kullar arasma katilmak- 
tan yana kullandi. Aynca daha sonraki kusaklar arasinda bir dog- 
ruluk dilinin, sozcusunun varolmasmi istedi. Bu da kendinden son- 
ra zaman zaman, donem donem cagrisim surdurecek ve seriatim 
uygulayacak onderlerin ortaya cikmasim istemek demekti. Bu is- 
tek, aslinda seriatmm kiyamet gunune kadar yasamasmi istemek 
anlamma gelir. Son olarak da cennet varisligini (cennetlik olmayi), 
babasmin affedilmesini ve kiyamet gunu mahcup olmamayi iste- 
di. 

Ayetin akismdan anlasildigma gore yuce Allah, babasmin af- 
fedilmesi dismda onun butun bu dileklerini kabul etti. Qunku yuce 
Allah'm, se?kin bir kulu tarafmdan yapildigi halde bosa gitmis, 
kabul edilmemis olan bir duayi soz konusu etmesi dusunulemez. 
Nitekim yiice Allah soyle buyuruyor: "Babaniz Ibrahim'in dinine..." 
(Hac, 78) "Onu, daha sonra gelenler arasinda kahci bir soz yapti." 
(Zuhruf, 28) "Biz onu diinyada segtik ve o ahirette salihlerdendir." 
(Bakara, 130) Aynca yuce Allah, "ibrahim'e selam olsun." (Saffat, 
109) seklindeki buyrugu ile onu kapsamh bir selamla onurlandir- 
mistir. 

Tarihin ondan sonraki akisi, Kur'an'm onun hakkmdaki butun 
ovgiilerini dogruladi. Qunku o segkin peygamberdi. Tek basma 
tevhit dinini yerlestirmeye, fitrat inancmi hayata ge?irmeye giristi. 
Putperestligin temellerini yikmak i?in kiyam etti ve putlan kirdi. 
Butun bunlan tevhit ilkesinin izlerinin silindigi, peygamberlik mis- 
yonunun kayiplara kanstigi, dunyanm Nuh'un ve diger seckin pey- 
gamberlerin adlarmi unuttugu bir donemde gerceklestirdi. Fitrat 
dinini ihya etti. Gunumuze kadar varhgmi, hakimiyetini surduren 
tevhit gagnsmi ve tevhit dinini insanlar arasinda yaydi. 

Onun donemi uzerinden dort bin kadar yil gectigi halde adiyla 
diridir ve kendisinden sonra gelenler arasinda kalicihgmi surdur- 
mektedir. Qunku dunyanm bildigi tevhit dininin kollan sunlardir: 
Yahudilerin dini, ki peygamberleri Musa'dir. Hiristiyanhk dini, ki 
peygamberleri isa'dir. Bu peygamberlerin her ikisi israil adi ile de 



376 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

anilan ibrahim oglu ishak oglu Yakup soyundandir. Bir de Hz. Mu- 
hammed'in (s.a.a) getirdigi islam dinidir, ki Peygamberimiz de ib- 
rahim oglu ismail'in soyundandir. 

ibrahim Peygamberin Kur'an'da bize nakledilen dualanndan 
biri, "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver." (Saffat, 100) 
seklindedir. ibrahim Peygamber bu duasinda Allah'tan salih bir ev- 
lat istiyor. Bu duasinda hem Rabbine sanhyor, hem de bir acidan 
diinyevT bir amaca yonelik olan istegini salihlik sifati ile donatarak 
Allah'm nzasma uygun bir mahiyete burunduruyor. 

Onun Kur'an'da nakledilen bir baska duasi da, bugunku Mek- 
ke'nin bulundugu yere ayak bastiginda yaptigi duadir. Oglu ismail 
ile annesini oraya yerlestirdiginde yaptigi bu dua Kur'an'da soyle 
naklediliyor: "Hani ibrahim, 'Ey Rabbim! Burayi guvenli bir sehir 
yap, halkmdan Allah' a ve ahiret giinune inananlan ces/'t//' urunler- 
le nzklandir' dedi. Allah da, 'Inkar edeni ise az bir sure gegindirir, 
sonra cehennem azabma (girmeye) zorlarim; ne kotu vanlacak 
yerdir orasi.' dedi." (Bakara, 126) 

ibrahim Peygamber Rabbinden o sirada kirac ve ziraata elve- 
rissiz bir arazi olan bu yeri kendisi icin harem, yani guvenli ve 
dokunulmaz bir yer yapmasmi istiyor. Bu sayede dini butiinlestir- 
meyi amachyor. Buranm insanlarla Rableri arasmda somut bir 
baglanti merkezi olmasi dusuncesindedir. insanlar Rablerine kul- 
luk etmek i?in buraya gelecekler, ibadetlerinde oraya yonelecek- 
ler, saygismi gozetip aralannda oranm guvenligine ve 
dokunulmazhgma riayet edecekler. Boylece burasi Allah'm yeryu- 
zundeki kahci bir ayeti olacak; Allah'i anan herkes orayi da ana- 
cak, Allah'a yonelen herkes oraya da yuziinii ?evirecek; neticede 
bunun sayesinde muminler arasmda somut bir yon ortakhgi ve soz 
birligi meydana gelecektir. 

ibrahim Peygamberin (a.s) duasinda sozunu ettigi guvenlikten 
kasti, bu yerin dokunulmaz bir mekan kabul edilmesi anlamma 
gelen tesrit guvenliktir; yoksa gatismalann, savaslarm ve huzuru 
ihlal eden bozguncu olaylann meydana gelmemesi anlammdaki 
[tekvint ve] dis gtivenlik degildir. Bunun delili, "Biz onlari, kendi 
katimizdan bir nzk olarak her turlu uruniin toplanip getirildigi gu- 
venli, dokunulmaz bir yere yerlestirmedik mi?" (Kasas, 57) ayetidir. 



Maide Suresi 116-120 377 

Bu ayette Kabe'nin guvenligi orada oturanlara sunulmus bir 
nimet olarak tanitihyor. Orasi Allah'm kendisi icin dokunulmaz ve 
saygm kildigi bir yerdir. Guvenli olarak nitelenmesi, insanlann bu- 
raya saygi duymalan sebebi iledir; yoksa orayi kargasadan ve sa- 
vastan koruyan tekvin?=varolussal bir faktorden dolayi degildir. Ni- 
tekim bu ayet inmeden once Mekke sehri, Kureysliler ile 
Curhumlular arasmda kanli savaslara sahne olmus, aynca sayisiz 
oldurmelere, zultimlere ve kargasalara sahit olmustur. 

Bu soyledigimizin bir baska delili de su ayettir: "Qevrelerindeki 
insanlar kapilip goturulurken, bizim (Mekke'yi), dokunulmaz ve 
guvenli bir yer yapt\g\m\z\ gormediler mi?" (Ankebut, 67) Yani onlar 
Harem-i §erif'ten kapilip goturulmuyor, kaginlmiyorlar. Bunun se- 
bebi, insanlann o mekana saygi duymalandir ve bu saygiyi oraya 
yukleyen biziz. 

Kisacasi, Hz. ibrahim (a.s) yeryuzunde soyundan gelenlerin 
yerlesecekleri Allah'a ait bir dokunulmaz ve guvenli yer olmasmi 
istiyordu. Bu da ancak dunyanin her tarafindan insanlann ziyarete 
gelecekleri bir beldenin kurulmasi ile mumkundu. Burasi kiyamet 
guniine kadar oturma, sigmma ve ziyaret amaci ile gelinecek bir 
dinTtoplanti yeri olacakti. Bu yuzden Allah'm burayi guvenli bir yer 
yapmasmi istedi. Burasi ziraata elverissiz ve bitkisiz bir giplak yer 
oldugu iQin orada oturanlara gesitli urunler bagislamasmi istedi. 
Boylece burada oturanlar gecimlerini saglayabilecek ve orayi terk 
etmek zorunda kalmayacaklardi. 

Sonra ibrahim Peygamber Mekke'ye ayricahk kazandiracak 
olan bu isteginin muminler ile kafirleri birlikte i?erdigini fark edin- 
ce, "halkmdan Allah'a ve ahiret guniine inananlan" (Bakara, 126) 
ifadesi ile istegini, dua konusu edilenlerin mumin olmalan ile ka- 
yitlandirdi. Peki, bu belde de hem kafirler, hem de muminler bir 
arada oturduklan ve ihtilafa dustukleri veya sadece kafirler bura- 
da oturduklan takdirde ne olacak? zaman buranm halki bu bit- 
kisiz ve ziraata elverisli olmayan giplak yerde nasil yiyecek mad- 
desi bulacak? iste ibrahim Peygamber bu meseleye hi? 
deginmiyor. 

Bu, onun dua makammda gozettigi bir edep kurahdir. Dua e- 
denin, istegini nasil karsilayacagmi Rabbine ogretmeye kalkisma- 
si ve isteginin kabul edilmesine ulastinci yolun hangisi oldugunu 



378 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

gostermeye cahsmasi yersiz bir gevezeliktir. Zira Allah, ilim, hik- 
met ve kudret sahibidir. O'nun isi, bir seyin olmasmi istedi mi ona 
"ol" demektir; o is hemen oluverir. 

Yuce Allah onun istegini normal sebeplere dayah olan yurur- 
lukteki yasasi uyannca yerine getirmeyi diledigi icin ve bu uygu- 
lamada mumin-kafir aymmi yapmamayi murat ettigi icin ibrahim 
Peygamberin (a.s) duasma su kaydi eklemistir: "Inkar edeni ise az 
bir sure gegindirir, sonra cehennem azabma (girmeye) zorlarim; 
ne kotii vanlacak yerdir orasi." (Bakara, 126) 

Harem-i §erif'in tesri? bir ayncahk kazanmasma ve Kabe'nin 
yani insanlar icin Mekke'de kurulan ilk ev ve butiin alemler \q\n 
bereket ve hidayet kaynagi olan bu kutsal mekamn yapilmasma 
yol acan ibrahim Peygamberin (s.a.a) bu duasi, kendinden sonra 
kiyamet gunune kadar gelecek Muslumanlara bagisladigi yuce ve 
kutsal himmetinin bir urunudur. Yuce Allah, ibrahim Peygamberin 
(a.s) omrunun sonlannda yaptigi bir duayi bize soyle naklediyor: 

"Hani ibrahim dedi ki: Ey Rabbim! Bu §ehri (Mekke'yi) guvenli 
kil, beni ve evlatlarimi putlara tapmaktan uzak tut. Ey Rabbim! 
putlar birgok insani yoldan gikardi. §imdi kim bana uyarsa, o 
bendendir. Kim de bana kar§i gelirse, nig §uphesiz sen bagisia- 
yan ve esirgeyensin. Ey Rabbimiz! Ben neslimden bir kismmi se- 
nin Beyt-i Haremi'nin (dokunulmaz ve guvenli evinin), Kabe'nin 
yam basmda, ziraat yapilmayan bir vadiye yerle§tirdim. Ey 
Rabbimiz! (Bunu) namaz kilsmlar diye (boyle yaptim). Artik sen 
de insanlardan bir kismmm gonullerini onlara meyledici kil ve 
onlara meyvelerden nzk ver; umulur ki, sana §ukrederler. Ey 
Rabbimiz! §uphesiz sen bizim gizledigimiz ve agiga vurdugumuz 
her §eyi bilirsin. Qunkii ne yerde, ne de gokte higbir §ey Allah' a 
gizli kalmaz. Ihtiyar halimde bana Ismail'i ve Ishak'i bagislayan 
Allah' a hamdolsun! H/'c suphesiz benim Rabbim dualari isit(ip 
kabul ed)endir. Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelenlerin bir kis- 
mmi namaz kilanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duami kabul et! Ey 
Rabbimiz! Hesap olunacagi gun beni, ana-babami ve butiin mii- 
minleri bagisla." (ibrahim, 35-41) 

Bu, ibrahim Peygamberin (a.s) omrunun sonlannda yaptigi 
duadir. sirada Mekke sehri kurulmustu. Bunun boyle oldugunu, 



Maide Suresi 116-120 379 

okudugumuz ayetlerdeki "Ihtiyar halimde bana Ismail'i ve Ishak'i 
bag)siayan Allah'a hamdolsun!" ifadesi ile, "bu §ehri (Mekke'yi) 
guvenli kil." ifadesinden anhyoruz. Qunku daha onceki duasmdaki 
gibi, "burayi giivenli bir §ehir yap." (Bakara, 126) demiyor. 

Bu duada gozettigi edep kurallannin biri, duasi sirasinda 
Rabbine baghhgi sik sik ifade etmesi ve Allah'm rububiyet sifatina 
sanlmasidir. Ne zaman sirf kendisi ile ilgili bir sey soylese, "Ey 
Rabbim!" ve ne zaman baskalarim da ilgilendiren bir sey soyleye- 
cek olsa soze, "Ey Rabbimiz!" diye bashyor. 

Bu duada gozettigi bir baska edep kurali da sudur: Ne zaman, 
hem mesru ve hem de gayn mesru bir amacla istenebilecek bir di- 
legini aciklasa, onun icin guttugu dogru amaci da ortaya koyuyor. 
Boylece Allah'm rahmetini harekete gegirmek istedigi agik^a an- 
la§ihyor. Mesela, "beni ve evlatlarimi putlara tapmaktan uzak 
tut." deyince, arkasmdan "Ey Rabbim! Onlar birgok insani yoldan 
gikardilar." diyor. "Ey Rabbimiz! Ben neslimden bir kismmi... yer- 
le§tirdim." dedikten sonra, "Ey Rabbimiz! (Bunu) namaz kilsmlar 
diye (boyle yaptim)." diyor. "Artik sen de insanlardan bir kismmin 
gonullerini onlara meyledici kil." §eklindeki duasinm arkasmdan, 
"umulur ki, sana sukrederier." ciimlesini getiriyor. 

Bu dua da gozettigi bir baska edep kurali da sudur: Dile getir- 
digi her istegin arkasmdan Allah'm guzel isimlerinden o istegin i- 
cerigine uygun olanmi aniyor. Bagislayan, esirgeyen ve dualan isi- 
ten gibi. Her dileginden once "Rabb" adini tekrarhyor. Qunku 
rububiyet, kul ile Allah arasmda baglanti kuran yegane faktor ve 
her duanm kapismi agan anahtardir. 

Yine bu duasinda gozettigi bir edep kurali, "Kim de bana karsi 
gelirse, nig §uphesiz sen bagisiayan ve esirgeyensin." ifadesinde 
goruliiyor. Qunku asi olanlar icin beddua etmedigi gibi, onlardan 
soz eder etmez yuce Allah'm oyle iki adini aniyor ki, bu iki isim her 
tur insanin mutluluk nimetinin kapsamma girmesine vasitadir. Bu 
iki isim affedicilik ve merhametlilik isimleridir. Boylece ummeti- 
nin kurtulusuna ve Rabbinin comertliginin yaygin olmasma yone- 
lik istegini, sevgisini ortaya koyuyor. 

Peygamberlerin Allah'a yonelik dua edebiyle ilgili bir diger dua 
da Hz. ibrahim'in, oglu ismail Peygamberle birlikte yaptigi duadir. 



380 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Kur'an-i Kerim bunu bize soyle naklediyor: "Hani Ibrahim He Isma- 
il Kabe'nin duvarlarmi yukseltirlerken soyle dua etmi§lerdi: Ey 
Rabbi-miz! Bizden (bunu) kabul buyur, §uphesiz sen i§itensin, bi- 
lensin. Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan yap, neslimizden 
de sana teslim olan bir ummet gikar. Bize ibadet yerlerimizi gos- 
ter, tovbelerimizi kabul et; gunku tovbeleri kabul eden ve gok 
merhametli olan sensin. Ey Rabbimiz! Iglerinden onlara senin 
ayetlerini okuyacak, kitabi ve hikmeti ogretecek, kendilerini te- 
mizleyecek bir elgi gonder. Hig §uphesiz sen her zaman ustun ge- 
len ve hikmet sahibisin." (Bakara, 127-129) 

ibrahim Peygamber bu duayi oglu ile birlikte Kabe'yi in§a e- 
derlerken yapmiflardi. Bu duada da, daha onceki dualarda dikka- 
timizi geken edep kurallarmin gozetildigini goruyoruz. 

Peygamberlerin davraniflannda Allah'a yonelik sergilenen bir 
diger edep kurah da, ismail Peygamberin (a.s), kurban edilme o- 
laymdaki tavndir. Ytice Allah bu hususta §6yle buyuruyor: "Biz ona 
yumusak huylu bir erkek mujdeledik. Qocuk onun yanmda galis- 
ma gagma eri§ince ona, 'Yavrucuguml Ruyamda seni bogazladi- 
g\m\ goriiyorum; bir dusun, ne dersin?' da, 'Babacigiml Sana 
emredileni yap. In§al-lah beni sabredenlerden bulursun.' dedi." 

(Saffat, 101-102) 

ismail Peygamberin sozlerinin basi her ne kadar babasma 
karsi takmdigi edeple ilintili olsa da, sozlerinin devaminda 
Rabbine karsi takmdigi edebi ortaya koyuyor. Ustelik Halilullah 
(Allah'm dostu) ibrahim Peygamber (a.s) gibi bir babaya karsi ta- 
kmilan edep, ashnda Allah'a karsi takmilmis bir edeptir. 

Kisacasi; babasi, ismail'e gordugu ruyayi anlatti. Bu ruya bir 
ilaht emri igeriyordu. Bunun boyle oldugunu ismail'in, "Sana em- 
redileni yap." seklindeki soziinden anhyoruz. Hz. ibrahim (a.s) og- 
luna ruyasini anlattiginda, ona bu konuda ne dusundugunu soy- 
lemesini emretti. -Bu tutum, ibrahim Peygamberin (a.s) ogluna 
karsi takmdigi bir edepti.- ismail babasma, "Sana emredileni 
yap..." dedi. Bunun bu konudaki sahst goriisii oldugunu belirtme- 
di. Kendini arka plana atmak ve babasma karsi algak gonulliiluk 
olsun diye boyle konustu. Sanki babasi karsisinda sahst bir gorusu 
yok gibi davrandi. Bundan dolayi soze babacigim diye girdi ve "E- 
ger istersen oyle yap." demedi. Boylece kesin isteginin babasmin 



Maide Suresi 116-120 381 

gonlunu hos etmek oldugunu ortaya koymus oldu. Aynca o isin, 
ibrahim Peygambere (a.s) verilmis bir emir oldugunu kendisi ifade 
etmistir. Hz. ismail (a.s) gibi birinin Allah'm emrinin yerine getiril- 
mesi konusunda tereddut gosterecegi, kararsiz davranacagi 
dusuniilemez. 

Hz. ismail bu sozlerinin arkasmdan, "Insallah beni sabreden- 
lerden bulursun." diyor, ki bu soz babasma yonelik bir baska gon- 
lii hos etme girisimidir. Butiin bunlar Hz. ismail'in babasma karsi 
takmdigi edebin ilkeleridir. 

Bu sozunde Rabbine karsi baska bir edep takmiyor. Qunku 
["beni sabredenlerden bulursun" sozuyle sabredecegine dair] ba- 
basma verdigi sozde kesin konusmuyor, sonucu Allah'm dilegine 
baghyor. Qunku bir isi Allah'm dilegine baglamaksizm kestirip at- 
makta, sebebiyet konusunda bagimsizhk iddiasi saibesi vardir, ki 
peygamberler boyle bir seyden mtinezzehtir. Yuce Allah islerini Al- 
lah'm iradesine baglamayarak kestirip atan "Bahge Sahipleri"ni 
Kur'an'da soyle ayiphyor: "Biz bunlara da beta verdik, §u Bahge 
Sahiplerine beta verdigimiz gibi. Hani onlar sabah olunca, bahge- 
yi dev§ireceklerine yemin etmi§lerdi. Istisna da etmiyorlar (Allah 
dilerse devsiririz demiyorlar)di." (Kaiem, 18) Yine yuce Allah 
Kur'an'da Peygamberimizi (s.a.a) istisnah konusmasi hususunda 
sasirtici bir kinayeli ifade ile soyle edeplendiriyor: "Higbir ;'s hak- 
kmda, 'Bunu yann yapacagim' deme. Ancak 'Allah dilerse (yapa- 
ca§im)' de."(Kehf, 24) 

Bu edeplerden biri de Yakub Peygamberin (a.s) edebidir. Ogul- 
lan, Bunyamin ve Yahuda adh kardeslerini Misir'da birakip don- 
dtiklerinde, takmdigi bu edebi, Kur'an bize soyle naklediyor: "Ve 
onlardan yuziinu gevirdi de, 'Vah Yusuf'um, vah!' dedi ve uzuntu- 
den gozleri agardi. (Buna ragmen) acismi igine gomuyor (belli 
etmiyordu). Dediler ki: 'Vallahi sen, hep Yusuf'u amp durmakta- 
sm; sonunda ya hasta olacaksm ya da oleceksin!' Dedi ki: 'Ben 
uzuntumu ve tasami sadece Allah'a §ikayet ediyorum ve ben Al- 
lah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediklerinizi biliyorum." (Yusuf, 84- 

86) 

Yakup Peygamber ogullanna diyor ki: "Benim devamh sekilde 
Yusuf'un adini anmam, kotti durumumu Allah'a sikayet etmektir. 
Ben Rabbimin rahmetinden limit kesmis degilim. Yusuf'u bana 



382 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

umulmadik bir sekilde geri dondureceginden umutluyum." Hz. 
Yakub'un boyle davrams sergilemesinin nedenine gelince, bu tu- 
tum peygamberlerin Allah'a karsi gozetmeleri gerken bir edep ku- 
rahdir. Onlar her hallerinde Rablerine yonelmelidirler, butun hal ve 
hareketleri Allah yolu dogrultusunda olmahdir. Qunku yuce Allah, 
"Onlar Allah'm doiru yola ilettigi kimselerdir." (En'am, 90) diyerek 
onlan dogru yola ilettigini acikca belirtiyor. Yakup Peygamberle il- 
gili olarak da, "Ibrahim'e, Ishak'i ve Yakub'u evlat olarak arma- 
gan ettik. Hepsini de doiru yola ilettik." (En'am, 84) buyuruyor. Yti- 
ce Allah, aynca nefsin arzulanna uymanm Allah yolundan cikmak 
demek oldugunu soyle ifade ediyor: "Nefsinin arzulanna uyma. 
Arzularm seni Allah yolundan gikarir." (Sad, 26) 

Yuce Allah'm hidayeti ile yonlendirilen peygamberler, kesinlik- 
le nefislerinin arzulanna uymazlar. Onlarin mal, evlat, kadm, yiye- 
cek, giyecek ve barmma gibi hayat goruntuleri ile baglantih §eh- 
vet, ofke, sevgi, nefret, seving ve tizuntu gibi nefsant duygulan ve 
batmt meyilleri Allah yolu ile 6zde§tir; bunlar ancak Allah'a yonelir- 
ler, O'nun nzasmi umarlar. §6yle ki, hayatta tutulacak iki yol var- 
dir: Hakka uyma yolu ile nefsin arzulanna uyma yolu. Baska bir 
tabirle, Allah'i hatirda tutma yolu ile Allah'i unutma yolu. 

Peygamberler Allah'a dogru yonlendirilmis, arzulannin esiri 
olmayan seckin sahsiyetler olduklan iQin, hicbir durumlannda Al- 
lah'i unutmaz, her zaman O'nu anarlar; butun hal ve hareketlerin- 
de Allah'tan baska bir maksatlan olmaz; hayattaki hicbir istekleri 
icin Allah dismda bir sebebin kapismi galmazlar. Yani herhangi bir 
sebebe yapistiklan zaman, bu sebep onlara Allah'i ve yetkinin O'- 
nun elinde oldugu gercegini unutturmaz. Yoksa sebepleri kokten 
reddetmezler, onlarin kavramsal varhklanni inkar etmezler. Qunku 
bunlann inkan dusunulemez. Aynca nesnelerin somut varhklanni 
kabul edip, onlarin sebep olma niteliklerini de inkar etmezler. 
Qunku boyle bir yaklasim, insant fitrat yolundan sapma anlamina 
gelir. Allah'a baghhk demek, onun dismdaki bir faktore bagimsiz 
bir etki tanimamak ve her seyi Allah'm koydugu yere koymaktir. 

Peygamberlerin Rablerine baglihklan, anlattigimiz gibi tarn ve 
gercek bir baghhk oldugu icin bu ilaht edep, onlarin, Rablerinin 
yuceligini gerektigi gibi gozetmelerini, rububiyet yonunu goz 
oniinde bulundurup riayet etmelerini saglar. Bunun sonucu olarak 
yoneldikleri her seye Allah i?in yoneliyor, terk ettikleri her seyi 



Maide Suresi 116-120 383 

dikleri her seye Allah icin yoneliyor, terk ettikleri her seyi Allah icin 
terk ediyorlar; sanldiklan her sebebin oncesinde, beraberinde ve 
sonrasmda Rablerine bagliliklarim surdiirurler. Oyle ki yuce Allah 
her durumda onlann gayeleri olur. 

Yakup Peygamber (a.s), "Ben uzuntumu ve tasami sadece Al- 
lah'a §ikayet ediyorum." derken, soyle demek istiyor: "Ben de- 
vamh sekilde Yusuf'u aniyor, onun uzuntusunu yasiyorum. Fakat 
benim bu halim, herhangi bir musibet sonucunda sahip oldugu bir 
nimeti kaybedince kendisine ne fayda ve ne zarar veremeyecek 
bir mercie bilmeyerek dert yanan birinin davramsma benzemez. 
Ben Yusuf'u kaybetmenin beni icine dusurdugu durumu Allah'a 
sikayet ediyorum. Benim bu istegim de olmayacak bir sey degildir. 
Cunku ben Allah'tan sizin sahip olmadigimz bilgilere sahibim." 

Bu edep orneklerinden biri de Yusuf Peygamberden (a.s) nak- 
ledilen edeptir. Bilindigi gibi, Misir padisahmm kansi, Yusuf Pey- 
gamberi emrini yerine getirmedigi takdirde hapse atmakla tehdit 
etmisti. iste bu siradaki duasmi Kur'an'i Kerim bize soyle nakledi- 
yor: "(Yusuf) Rabbim, dedi, bana gore zindan bunlarm beni cag\r- 
d\g\ seyden iyidir. Eger onlann duzenini benden savmazsan, onla- 
ra meyleder ve cahillerden olurum." (Yusuf, 33) 

Hz. Yusuf (a.s) bu sozleri ile sunu demek istiyor: icinde bulun- 
dugu kritik durumda onun akibeti, hapsedilmek ile o kadinlarm is- 
teklerine olumlu karsilik verme siklan arasmda gidip geliyor ve 
"(Yusuf) erginlik gagma eri§ince, ona hikmet ve Him verdik." (Yu- 
suf, 22) ayetinde Allah tarafmdan kendisine bagislandigi bildirilen 
bilgisi ile, hapse girmeyi o kadinlarm isteklerini yerine getirmeye 
tercih ediyor. Yalniz sebepler, saray kadinlarmin istekleri lehine is- 
lemektedir. Bu sebepler, kendisini Allah'm makamma cahil olma 
(yuceligini bilmeme), Allah'a iliskin sahip oldugu bilgisini gecersiz 
kilma yoniinde tehdit eden guclii ve ustiin nitelik tasiyor. Oysa Yu- 
suf Peygamber hapishanedeki arkadasma, "Hukum sadece Allah- 
'a aittir." (Yusuf, 40) dedigi gibi, karsilastigi durumla ilgili htikmun 
sadece Allah'm elinde olduguna inaniyor. 

Bundan dolayi Yusuf Peygamber (ona selam olsun), edebini 
takmarak kendisi igin bir istekten soz etmiyor. Qunku oyle yap- 
mak, bir tur hukum vermektir. Sadece Rabbinin kendisine bagis- 
ladigi bilgi nimetini ge?ersiz kilmaya yonelik bir cahillik tehdidi al- 



384 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tinda bulunduguna isaret ediyor ve cahilligin mahvedici etkisinden 
ve saray kadinlarmin tuzaklannin harekete gecmesinden kurtul- 
masinm, bu tuzaklarm Allah tarafmdan uzagmda tutulmasma bag- 
h oldugunu ifade ediyor. Boylece isi Allah'a havale ediyor ve susu- 
yor. 

Yiice Allah da duasini kabul ederek, onu saray kadinlarmin tu- 
zaklanndan uzak tuttu. Bu tuzak, ya onlara meyletmek olmak ve- 
ya hapse girmektir. Yiice Allah onu hem zinadan, hem de hapse 
girmekten kurtardi. Bundan anlasihyor ki, saray kadinlarmin tuza- 
gmdan soz ederken zina ile hapse girmeyi birlikte kastetmistir. 
"Rabbim, dedi, zin-dan... iyidir." seklindeki sozii ise, iki sik arasm- 
da sikistigi takdirde kalbinin hapse girme egiliminde oldugunu be- 
lirtmek, zinaya yonelik nef-retini ifade etmek icin soylemistir. Yoksa 
hapse girmeyi istedigini soylemek istememistir. Tipki Hz. 
Huseyn'in (a.s) su beyitte dedigi gibi: 

"Olmek, utang yiiku altina girmekten iyidir. / Utan? ytiku alti- 
na girmek de atese girmekten iyidir." 

Yoksa bazilannin sanabilecekleri gibi, Yusuf Peygamber hapse 
gir-meyi istemis ve bu yuzden hapse atilmasma htikmedilmis, de- 
gildir. Bunun delili, yiice Allah'm bu ayetin hemen arkasmdan, 
"Sonra kesin delilleri gormelerine ragmen, onu bir zamana kadar 
mutlaka zindana atmalan kendilerine gerekli gorundu." seklin- 
deki buyrugudur. Bu ayette Yusuf Peygamberin o olaydan sonra 
[Misir Azizi ve arkadaslan tarafmdan] gerekli goruldugu icin hapse 
atildigi belirtiliyor. Yoksa yiice Allah daha once [hapse atilma olayi 
gundeme gelmeden once] saray kadinlarmin zina teklifinden ve 
hapse atma tehditlerinden onu korumus, kadinlarm komplolarin- 
dan uzak tutmustu. 

Yusuf Peygamberin (a.s) Allah'a yonelik bir baska ovgusunu ve 
duasini Kur'an bize soyle naklediyor: "Yusuf'un yanma girdikleri 
zaman, ana-babasmi kucakladi ve 'Allah'm izni He Misir'a guvenle 
girin' dedi. Ana-babasmi tahtmin ustune Qikartip oturttu ve hepsi 
onun igin secdeye kapandilar. (Bunun uzerine Yusuf,) dedi ki: 
'Babacigiml l§te bu, daha once gordugum ruyanm yorumudur. 
Rabbim onu gergekle§tirdi. Dogrusu Rabbim bana (gok sey) lut- 
fetti. Qunku beni zindandan gikardi ve §eytanm benimle kardes- 



Maide Suresi 116-120 385 

lerimin arasmi bozmasmdan soma sizi golden (kaldinp yanima) 
getirdi. Hig §uphesiz Rabbim dilediklerine kar§i lutfedicidir. Kus- 
kusuz (her §eyi) bilendir, hikmet sahibidir. Ey Rabbim! Miilkten 
(egemenlikten) bana pay verdin ve bana (ruyalarda gorulen) olay- 
larm yorumunu ogrettin. Ey gokleri ve yen yaratan! Dunyada da, 
ahirette de velim sensin. Benim canimi (sana) teslim olmus ola- 
rak al ve beni salihler arasma kat!" (Yusuf, 99-101) 

Bu ayetleri inceleyenler, bu ayetlerde yansiyan peygamberlik 
edebi uzerinde iyice dusunmelidirler. Bunun yam sira Yusuf Pey- 
gamberin (a.s) sahip oldugu egemenligi ve devlet otoritesini, ana- 
babasmin bir an once ona kavusmanm ozleminden kaynaklanan 
yuksek heyecanlarmi ve kardeslerinin takmdiklan aleak gonullu- 
lugii akhnda canlandirmah, iyi degerlendirmelidirler. Oysa ki bun- 
larm hepsi onun, kaybettikleri gtinden bulustuklan gune kadar ge- 
9en hayat hikayesini hatirhyor, o ise simdi bir devlet yetkilisi ola- 
rak, izzet ve otorite koltuguna oturmus halde karsilarma cikiyor. 

Agzindan gikan her sozun ya tamammda veya bir bolumunde 
Allah'a yer veriyor. Sadece sozlerinin basmdaki, "Allah'm izni He 
Misir'a guvenle girin." ifadesi boyle degil. Bu sozlerinde ailesine 
sehre girmelerini emrediyor ve onlara giivence taniyor. Fakat bu 
sozlerini bile hemen Allah'm dilegini igeren bir istisna ile baghyor. 
Boylece bu hukmu Allah'm iradesini hesaba katmadan, tamami 
ile kendine mal ettiginin sanilmasma meydan vermiyor. Zira o, 
"Hiikum sadece Allah'a mahsustur." diyen kisidir. 

Arkasmdan Rabbini ovmeye bashyor. Bu ovgu, ailesinden ay- 
nldigi gunden tekrar onlara kavustugu gune kadar gecen zamanin 
olaylarmi kapsiyor. Once gormus oldugu ruyayi gundeme getirerek 
onun gerceklestigini ifade ediyor. Babasinin hem ruyayi yorumla- 
mada, hem de sozlerinin sonundaki Allah'm ilmine ve hikmetine 
vurgu yapan ifadelerde hakh ciktigim ifade ediyor. Bu hatirlatma- 
yi, Allah'i daha 90k ovmus olmak \q\n yapiyor. Babasi o zaman 
soyle demisti: "Boylece Rabbin seni segecek ve sana du§lerin yo- 
rumundan bir parga ogretecek... Hig suphesiz Rabbin (her §eyi) 
bilendir ve hikmet sahibidir." (Yusuf, 6) Burada Yusuf Peygamber, 
babasinin o ruyayi dogru yorumladigim belirttikten sonra soyle 
diyor: "Hig suphesiz, Rabbim dilediklerine kar§i lutfedicidir. Ku§- 
kusuz, (her §eyi) bilendir, hikmet sahibidir." (Yusuf, 100) 



386 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Sonra ruyasi ile bu ruyanm gerceklesmesi arasmda gegen o- 
laylan ozetliyor ve bunlan Rabbine bagladiktan sonra onlan guzel 
olmakla niteliyor, bunlarm Allah'm ihsani oldugunu dile getiriyor. 

[Hz. Yusuf'un Nan? edebini gosteren bir diger husus da sudur:] 
Bi-lindigi gibi kardesleri onu kuyuya atmislar, arkasmdan onu 90k 
az bir bedel karsihginda satmislar ve hirsizhkla suclamislardi. Oy- 
sa Yusuf Peygamber son derece nazik bir edeple bu olaylan, "§ey- 
tanm benimle karde§lerimin arasmi bozma" olarak niteliyor. 

Arkasmdan Rabbinin nimetlerini saymayi ve bu nimetlere 6v- 
giilerle karsilik vermeyi surduriiyor. Oyle ki, "Rabbim, Rabbim!" 
diye diye O'nun aski butun vucudunu sanyor, akhni ahyor, ilaht 
cezbeye geliyor ve bu duygu seli icinde Rabbiyle mesgul oluyor, 
adeta aile fertlerini tanimaz hale geliyor. iste onlan birakarak 
Rabbine yonelerek, "Ey Rabbim! Mulkten (egemenlikten) bana 
pay verdin ve bana (ruyalarda gorulen) olaylarm yorumunu ogret- 
f;'n."diyor. 

Bu sozleri ile mulk (egemenlik) ve ruyalan yorumlama bilgisi 
nimetleri karsihginda Allah'i ovuyor. Sonra bu nimetleri kendisine 
Rabbinin verdigni animsiyor. Qtinku 0, goklerin ve yeryiiziinun ya- 
raticisidir, her seyi kesin yokluktan varhk sahnesine gikarandir. 
Oyle ki, bu surecte varhklardan hicbirinin fayda ile menfaati kaza- 
nip zarar ile belayi defetmede kendilerinden yana higbir gaba gos- 
termemis, kendi diinya ve ahiret islerini dtizenleme yetkisi turtin- 
den bir fonksiyonlan olmamistir. 

Yuce Allah, her seyi yoktan var ettigine gore, ayni zamanda 
her seyin velisidir. iste boyle oldugu igin Yusuf Peygamber, "gokle- 
ri ve yen yaratan" dedikten sonra su ger?ekleri dile getiriyor: Ken- 
disi aciz bir kuldur; ne dunyada ve ne ahiretteki islerini kendisinin 
duzenlemeye gucu yetmez. 0, Allah'm velayeti altindadir; Allah 
onun hesabina diledigi iyiligi seger ve onu diledigi makama otur- 
tur. Bu ger?ekleri, "dunyada da, ahirette de benim velim sensin." 
diye ifade ediyor. 

Boyle deyince, ancak Rabbinin karsilayacagi bir dilegini ses- 
lendiriyor. Bu dilegi, dunyadan ahirete Rabbine teslim olmus ola- 
rak gogmektir. Atalan ibrahim'e, ismail'e, ishak'a ve Yakub'a su- 
nulan bu nimet ve ayricaligm aynen kendisine de verilmesini 



Maide Suresi 116-120 387 

istiyor. Yuce Allah onlar hakkmda soyle buyuruyor: "Biz onu (Ibra- 
him'!) dunyada segtik, ahirette de §uphe yok ki o, salihlerdendir. 
Hani Rabbi ona, 'Teslim ol.' dedi, -ki bu, segme islemine isarettir- 
o da, 'Alemlerin Rabbine teslim oldum.' dedi. ibrahim de bunu 
ogullarma tavsiye etti. Yakup da, Ogullanm, dedi, Allah sizin igin 
bu dini segti, siz de artik (Allah'a) teslim olmu§lar olarak olun." 

(Bakara, 130-132) 

iste bu, Yusuf Peygamberin, "Benim canimi (sana) teslim ol- 
mu§ olarak at ve beni salihler arasma kat." sozleri Me dile getirdi- 
gi duadir. Hz. Yusuf burada teslim olmus (Musluman) olarak 61- 
meyi ve sonra da iyi kullar arasma katilmayi istiyor. Atasi ibrahim 
Peygamber de, "Rabbim! Bana egemenlik ver ve beni salihler a- 
rasma kat." (§uara, 83) diyerek ayni istegi dile getirmis ve yukanda 
belirtildigi uzere bu istegi kabul edilmisti. Boylece Yusuf Peygam- 
ber hakkmda anlatilanlar ve onun hayat hikayesi bununla nokta- 
laniyor ve "Sonunda senin Rabbine vanlacaktir." Bu, Kur'an'm an- 
latimlan iginde ilging lutuflardan biridir. 

Bu edepli dua orneklerinden biri de Musa Peygambere (a.s) a- 
ittir. ilk genglik yillannda Misir'da bir Kipttyi yumruklayarak oldur- 
dugunde yaptigi bu duayi Kur'an bize soyle naklediyor: "Rabbim, 
ben kendime zulmettim, beni bagisla, dedi. (Allah da) onu bagis- 
ladi. Qunku 0, bagislayan ve esirgeyendir." (Kasas, 16) Daha sonra 
Misir'dan ka?isi sirasmda Medyen'e vardigmda ve §uayb Peygam- 
berin iki kizi igin kuyudan su gikarip golgeye oturdugunda su duayi 
yapti: "Rabbim, dedi, ben senin bana indirecegin hayra muhta- 

Cim." (Kasas, 24) 

Bu iki duada Allah'a sigmip O'nun Rabhk sifatma baghligmi arz 
ettikten sonra soyle bir edep takindi: ilk duasmda agikga dilekte 
bulundu. Qunku dilegi affedilmekle ilgili idi ve yuce Allah kendi- 
sinden bagislanma dilenmesinden hoslanir. Nitekim, "Allah'tan 
bagislanma dileyin. §uphesiz Allah bagislayan ve esirgeyendir." 
(Bakara, 199) buyurmustur. Gerek Nuh Peygamber, gerekse onun 
arkasmdan gelen peygamberler (hepsine selam olsun) insanlan 
buna [Allah'tan bagislanma dilemeye] Qagirmislardir. Hz. Musa 
(a.s) ikinci duasmda ise, sozlerinin akismdan anlasildigma gore, 
beslenme ve barmma gibi ihtiyaclannin karsilanmasim istedi. 
Ama bu istegini agikga ifade etmedi, sadece ihtiyacmi dile getirdi 



388 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ve sustu. Qunku Allah katmda dunyanm hicbir degeri yoktur. 

§unu bilmek gerekir ki: Musa Peygamberin, "Rabbim, ben 
kendime zulmettim, beni bagisla." seklindeki duasi, zulmu itiraf 
etme ve af dileme bakimmdan Adem Peygamber Me esinin, "Ey 
Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eger bizi bagislamaz ve bize 
acimazsan, kesinlikle ziyana ugrayanlardan oluruz." (A'raf, 23) sek- 
lindeki dualarmin benzeridir. §u anlamda ki, buradaki zulumden 
maksat, tipki Adem Peygamber Me esinin durumlannda oldugu 
gibi, hayatmm selametine, maslahatma aykin bir hareket yaptigi 
iQin kendine zulmetmesidir. 

Qunku Hz. Musa (a.s) yaptigi eylemi, adam oldurmeyi yasakla- 
yan seriatmm gelisinden once yapmis ve o sirada can saygmhgi 
olmayan bir kafiri oldurmustu. Kendi seriatmdan once boyle bir 
adam oldtirme olaymm yasak olduguna dair bir delil de yoktur. 
Adem Peygamber Me esinin Allah'm emrine karsi gelmeleri de bu 
turden bir olaydi. Qunku onlar yasak agacm meyvesinden yemekle 
nefislerine zulmettiklerinde, Allah'm insanlara yonelik bir seriati 
yoktu. Yiice Allah seriat denen hukuk sistemlerini Adem Peygam- 
ber Me esinin cennetten yeryuzune indirilmelerinden sonra ortaya 
koydu. 

Sadece o agaca yanasmanm yasaklanmis olmasi, o yasagm 
Qignenmesinin bildigimiz anlamdaki gunahm gerceklesmis olma- 
smi gerektiren mevlevt bir yasak olduguna delil olamaz. Ustelik 
Tana suresindeki ayetlerde oldugu gibi, onlarla ilgili bu yasagm 
irsadt nitelikli bir yasak oldugunu gosteren karineler vardir. Birinci 
ciltte Adem Peygamberin kaldigi cennet Me ilgili ayetleri tefsir e- 
derken bu hususu aciklamistik. 

Ustelik Kur'an'i Kerim, Musa Peygamberin (a.s) halis kihnmis 
se?kin bir kul oldugunu bildiriyor ve Allah'm ihlash kullarmin sey- 
tan tarafmdan yoldan QikarMmalan mumkun degildir. Bilindigi gibi 
de, gunah olaymm meydana gelebilmesi igin seytanin yoldan 91- 
karma girisiminin mutlaka varolmasi gerekir. Yiice Allah soyle bu- 
yuruyor: "Kitapta, Musa'yi da hatirla. Dogrusu halis kilmmi§ ve 
elgi bir peygamberdi." (Meryem, 51) "(iblis) dedi: Senin izzetine 
andolsun ki, onlarm hepsini azdirip yoldan gikaraca£im. Yalniz 
onlardan halis kilmmi§ kullarm harig." (Sad, 82-83) 



Maide Suresi 116-120 389 

Bundan anlasihyor ki, Musa Peygamberin duasinda istedigi af- 
tan maksat, Adem Peygamber ile esinin dualannda oldugu gibi, 
Allah'm mevlevt suclarda suclular hesabma yazdigi cezanm silin- 
mesi degil, hayatin akisi icinde nefse zulmedilmesi sonucunu ve- 
ren sue izlerinin silinmesidir. Musa Peygamber (a.s) yaptigi eyle- 
min ortaya cikmasmdan ve o toplumda sue sayilan bir fiili isledi- 
ginin belli olmasmdan korkuyordu. Bu ytizden Allah'tan bu eyle- 
min ortulmesini ve bu anlamda affedilmesini istedi. Kur'an dilinde 
magfiret=bagislama, cezanm silinmesinden genis kapsamh bir 
kavramdir; hatta magfiret ashnda her turlu kotti sonucun ortadan 
kaldinlmasi, yok edilmesi demektir. Ve stiphe yoktur ki, butun 
bunlann hepsi Allah'm elindedir. 

Nuh Peygamberin (a.s) daha once aktardigimiz duasinda ge- 
cen, "Eger beni bagi§lamaz ve bana acimazsan..." (Hud, 47) seklin- 
deki sozleri bir bakima bunun benzeridir. Yani, "Eger sen beni 
kendi edebinle edeplendirmez, kendi ismetinle korumaz, kendi 
rahmetinin kapsami icine almazsan, ben husrana ugrarim." Bu- 
nun iizerinde iyi dusiin. 

Bu edep orneklerinden bir digeri, Musa Peygamberin vahye ilk 
mu-hatap olusu ve kavmine peygamber olarak gonderilmesi uze- 
rine yaptigi duadir. Kur'an bize bu duayi soyle naklediyor: "(Musa) 
dedi ki: Rabbim, gogsumu benim igin ag, i§imi bana kolayla§tir, 
dilimden dugumii goz ki, soylediklerimi anlasmlar ve ailemden 
bana bir yardimci kil, karde§im Harun'u. Onunla arkami giiglen- 
dir ve onu i§ime ortak et. Ta ki seni gokga tesbih edelim. Ve seni 
gok analim. §uphesiz sen bizi gormektesin. " (Taha, 25-35) 

Hz. Musa (a.s), gorevlendirildigi dint cagri hakkmda iyilik dile- 
ginde bulunuyor; soyledigi sozlerdenbulundugu konum itibariyle 
anlasilacagi uzere Rabbine sunlan soyluyor: "Sen benim ve karde- 
simin durumunu bilmektesin, ikimizin de halini gormektesin. Biz 
ku?uk yas-lanmizdan beri seni tesbih etmeyi severiz. Bu gece o- 
muzlarima peygamberlik yukunu yukledin. Ben ofkeli [ve titiz] bir 
insanim ve dilimde dugum var. Bunlan sen iyi bilirsin. Eger insan- 
lan sana cagmr, onlara mesajini teblig edersem, korkanm ki beni 
yalanlarlar. zaman gogsum darahr (canim sikihr) ve dilim 
donmez olur. Bunun igin gogsumu acip genislet ve isimi bana ko- 
laylastir. -Bu dua, yiice Allah'm su ayette soziinu ettigi zorlugun ve 



390 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

guclugun giderilmesini istemek anlamma gelir: 'Allah'm kendisine 
takdir ettigi her §eyi yerine getirmekte peygambere herhangi bir 
guQluk yoktur. Sizden once gegenler arasmda da Allah'm yasasi 
boyleydi.' (Ahzab, 38)- Dilimdeki dugiimii coz ki, soylediklerimi an- 
lasmlar. Kardesim Harun benden daha guzel konusur. Hem o ai- 
lemin bir ferdidir. Onu bu ise ortak et, bana yardimci yap ki, - 
oteden beri istedigimiz uzere- seni 90k tesbih edelim ve birbirimizi 
destekleyerek senin admi insanlann onunde 90k analim." 

Musa Peygamberin (a.s) gagn ve teblig araclan olarak Allah'- 
tan ozetle istedikleri bunlardir. Bu duada gozettigi edep kurallan- 
na gelince, sordugu sorulan kendi gikari igin sordugu sanilmasm 
diye bu sorulan sormaktaki maksadmi, "la ki seni gokga tesbih 
edelim. Ve seni gok analim." seklindeki ifadesi ile acikca belirti- 
yor. Allah'm kendisini bildigini, bu soylediginin dogruluguna delil 
gosteriyor. Bunun i?in "§uphesiz sen bizi gormektesin." diyerek, 
kendinin ve kardesinin nefsini Allah'a sunuyor. Muhtac bir kisinin 
dilegini zengin ve comert bir mercie sunarken nefsini ortaya koy- 
masi, merhamet duygusunu harekete ge?iren en kuvvetli faktor- 
lerden biridir. Qunku bu tutum, ihtiyaci dil ile soylemeye gore daha 
etkili bir sekilde ifade eder. Oysa dilin yalan soylemesi her zaman 
mumkundur. 

Bu edep orneklerinin bir baskasi da, Musa Peygamberin (a.s) 
Firavun'a ve yakm adamlarina yaptigi bedduadir. Bu bedduayi 
Kur'an bize soyle naklediyor: "Musa dedi ki: Rabbimiz! Sen dunya 
hayatmda Firavun'a ve adamlarina debdebe ve nice mallar ver- 
din. Rabbi-miz! Senin yolundan saptirsmlar diye mi? Rabbimiz! 
Onlarm mallanni sil-supur ve kalplerini §iddetle sik ki, aci azabi 
gorunceye kadar inanmasmlar. (Allah) dedi ki: Ikinizin duasi ka- 
bul edildi. Dogruluktan §a§maym ve bilmezlerin yoluna uymayin. " 

(Yunus, 89) 

Bu dua Musa ile Harun'un her ikisine aittir. Bu yuzden ona, 
"Rabbimiz!" diye baslandi. Bir sonraki ayetteki, "ikinizin duasi ka- 
bul edildi." ifadesi bunun delilidir. Musa ile Harun ilk olarak Fira- 
vun ile yakm cevresini olusturanlann mallanna yonelik isteklerini 
dile getirip, mallanni silip-supurmesi, yok etmesi igin Allah'a dua 
ediyorlar, arkasmdan da kendilerine beddua ederek kalplerinin 
siddetle sikilmasim, sikica muhurlenmesini yuce Allah'tan 



Maide Suresi 116-120 391 

istiyorlar; ta ki aci azabi gorunceye kadar inanmasmlar ve boylece 
imanlan kabul edilmesin. 

Nitekim yuce Allah soyle buyurmustur: "Rabbinin bazi ayetleri 
geldigi giin, daha once inanmami§ veya imanmda bir hayir ka- 
zanmamis olan kimseye, artik inanmasi fayda sagiamaz." (En'am, 
158) Yani, [Musa Me kardesi Harun soyle demek istiyorlar:] Onlar 
nasil kullarmi yoldan cikararak imandan mahrum biraktilar ise, 
sen de onlan aniden azapla karsi karsiya birakarak imandan 
mahrum birakmak suretiyle kendilerinden intikam al. Bu, bir kisi- 
ye yapilabilecek en agir bedduadir. Qunku bu, daimt bedbahthk i- 
cin yapilan duadir ve bir insan icin bundan daha kotu bir sey 
dusuniilemez. 

Beddua hukum bakimmdan hayir dua gibi degildir. Qunku Al- 
lah'm rahmeti gazabindan ileridedir, rahmeti gazabmdan one 
ge?mistir. Nitekim Musa'ya yonelik bir vahiyde, "Azabima, diledi- 
gimi garptirmm; rahmetim ise her §eyi kapsamistir." (A'raf, 156) 
buyurmustur. Allah'm rahmetinin genis kapsamh olusu, zalim de 
olsa herhangi bir kulunun kotuluge ve zarara ugramasindan hos- 
lanmamasmi gerektirir. 

Bunun somut delili sudur: Yuce Allah kullarma nimetlerini bol 
bol akitiyor, onlarm kusurlarmi orttiyor, kullarma birbirlerinin cahil- 
likleri ve aykin davranislan karsisinda yumusak ve sabirh bir tu- 
tum takinmalarmi emrediyor. Yalniz gerekli bir hakki sahibine 
vermek veya zulmu ortadan kaldirmak soz konusu oldugunda, di- 
nin veya dine mensup olanlann maslahati gibi gozetilmesi gerekli 
olan bir maslahatin, sabirh ve yumusak davranmamayi gerektir- 
digine dair kesin bilgileri oldugu takdirde, insanlar sert tutum ta- 
kmabilirler. 

Bunun yam sira hayir ve mutluluk tezahtirleri, ne kadar ince, 
zarif ve aynntilara yonelik olursa, insan nefsini o kadar daha 90k 
etkiler. Bu, Allah tarafindan bicimlendirilen insan fitratmin ozellik- 
lerindendir. Fakat kotiiluk ve bedbahthk tezahurleri boyle degildir. 
insan, tabiati geregi onlara vakif olmaktan kacar. Onlarm aynnti- 
lanna inmek bir yana, asillarma bile donup bakmak istemez. Bu 
gercek, edep acismdan beddua ile hayir duanm farkh olmasim ge- 
rektirir. 



392 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Bu yiizden bedduada gozetilmesi gereken edep kurallarmdan 
biri, bu duanm gerekcelerinin ustu kapah bir bicimde dile getiril- 
mesidir. Ozellikle utanc verici ve ytiz kizartici durumlarda bu edep 
kurallanna uymak daha 90k onem kazanir. Hayir duada ise bunun 
tersi gecerlidir. Yani o dualarda, o duanm gerekcelerinin acikca 
belirtilmesi aranir. Musa Peygamber (a.s) bu bedduasmda bu e- 
dep kuralmi gozetmistir. Qiinkii "Senin yolundan saptirsmlar diye 
mi?" seklinde ustu kapah bir gerekceye parmak basmis, Firavun- 
lar rejiminin igrenc uygulamalarmin ayrmtilarina girmemistir. 

Bedduada gozetilecek bir baska edep kurali da, yalvarma ve 
yardim dileme icerikli ifadelere cokca yer vermektir. Musa Pey- 
gamberin bu edebi de gozettigi goruluyor. Qunku duasmin kisa 
olmasma ragmen defalarca "Rabbimiz!" ifadesini kullaniyor. 

Bedduada gozetilecek bir diger edep kurali da, bunun dinin 
veya din mensuplannm lehine oldugu bilinmedikge yapilmamasi, 
zanna ve itham mantigma dayanarak beddua edilmemesidir. Mu- 
sa Peygamber (a.s) ise Firavun hakkmda bilgi sahibi idi. Qunku 
yiice Allah onun hakkmda, "Andolsun biz ona (Firavun'a) ayetle- 
rimizin hepsini gosterdik, yine de yalanladi ve dayatti." (Taha, 56) 
buyurmustur. Denebilir ki: Yiice Allah'm, Musa ile kardesine bu 
bedduayi kabul ettigini bildirdigi sirada onlara, "Dogruluktan 
§a§maym ve bilmezlerin yoluna uymaym." seklinde emir verme- 
sinin sebebi budur. Yine de dogrusunu Allah herkesten daha iyi bi- 
lir. 

Musa Peygamberin bir baska duasi Kur'an'da soyle nakledili- 
yor: "Musa, bizimle bulusma vakti igin kavminden yetmi§ adam 
segti. §iddetli sarsmti onlari yakalaymca, Musa dedi ki: 'Rabbim! 
Dileseydin onlari da, beni de daha once helak ederdin. Aramiz- 
daki beyinsizlerin yaptiklan yuziinden bizi helak eder misin? Bu 
(is), senin imtihanmdan baska bir §ey dei'ildir. Onunla diledigini 
saptinrsm, diledigini doiru yola iletirsin. Sen bizim velimizsin; bi- 
zi bagisla, bize aci! Sen baiislayanlann en hayirlisism. Bize bu 
dunyada da, ahi-rette de iyilik yaz. Biz sana yoneldik." (A'raf, 155- 

156) 

Musa Peygamber duasma "bizi ba£i§la..." diye bashyor. Fakat 
icinde bulunduklan durum zor bir durumdur. Onlari karsi 
konulmaz ilaht ofke ve siddetli sarsmti yakalamistir. Saygmhgi 



Maide Suresi 116-120 393 

cignenmis ve yuceligi hafife ahnmis ofkeli bir efendiden bir sey is- 
temek, normal durumdaki bir efendiden bir sey istemek gibi de- 
gildir. Bu yiizden Musa Peygamber (a.s) af ve rahmet dilegine ze- 
min hazirlamak dusuncesiyle Man? ofkeyi dindirmeye oncelik tani- 
yarak, "Rabbim! Dileseydin onlan da, beni de daha once helak 
ederdin." diyor. Sozlerinin akismdan anlasilacagi uzere soyle de- 
mek istiyor: 

"Benim ve onlann nefisleri biitunu ile senin guclii avcunda 4ve 
dileginin emrindedir. Eger isteseydin bugun nasil onlan yok edip 
beni sag biraktm ise, daha once beni de, onlan da yok ederdin. 
Kavmimin yanma dondugumde ve onlar tarafmdan yanimdakileri 
oldurmekle suclandigimda ne diyecegim? Kavmimin durumunu 
sen 90k iyi biliyorsun. Bu durum davetimi gecersiz ve cahsmalari- 
mi etkisiz hale getirir." 

Arkasmdan, yanmdaki yetmis kisinin helak edilmesini kendi- 
sinin ve kavminin helak edilmesi olarak saydigmi soyledi; onlann 
kavminin beyinsizleri olduklanni bu sebeple davranislanna onem 
verilmemesini ifade etti. Daha sonra Rabbinin merhametine si- 
gmdi. Qunku aralanndaki beyinsizler ytizunden bir kavmi toptan 
helak etmek Allah'm adeti degildir. Bu uygulama, insanlar arasm- 
da oteden beri gegerli olan genel bir imtihan uygulamasindan 
baska bir sey degildir. Allah boylesine imtihanlarla birgoklanni 
saptinrken, birgok kisiyi de dogru yola iletir. Sen bu durumu goz 
yumma ve ortme ile karsilarsm. 

Benim ve hepimizin nefislerimiz senin elinde olduguna gore, 
sen bizi istedigin zaman helak edebilirsin. Bu olay, bir grubun 
sapmasi ve baskalannin hidayete ermesi ile sonuclanan senin 
genel imtihan surecinde ornegi olmayan bir istisna ve yeni olay 
degildir; sonucta vanp dayandigi nokta senin dilegindir. Dolayisiy- 
la sen bizim oyle bir velimizsin ki, butun islerimiz senin emrinle ve 
dilegine gore duzenlenir; o alanda bizim yapabilecegimiz bir sey 
yoktur. halde bizim hakkimizda af ve rahmetle hiikum ver! Qun- 
ku senin sifatlanndan biri bagislayanlann en hayirhsi olmandir. Ve 
bize bu dunyada belalardan uzak, guvenli bir hayat yaz! ilah? 6f- 
kenin kusatmasi altinda bulunanlann guzel diye niteleyecekleri 
hayat budur. Aynca bize ahirette affi ve cenneti kapsayan bir gu- 
zellik ihsan eyle! 



394 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Musa Peygamberin (a.s), yanindakilerle birlikte sarsmtiya ya- 
kalandiklan ve belanm ortasmda kaldiklan bir sirada dile getirdigi 
isteginin akisi ve igerigi i§te bunlardan ibaretti. Bak gor, Hz. Musa 
kulluk edebini nasil da guzel gozetiyor, Allah'tan kendilerine nasil 
acimasmi istiyor, surekli rahmet bagislamasmi diliyor, ovguleri ile 
ilaht ofkeyi dindiriyor ve boylece sonunda isteklerini dile getirirken 
sozunii etmedigi bir dilegi karsilamyor! 

Bu dilek, yanindakilerin helak edildikten sonra tekrar hayata 
dondurulmeleri idi. Vahiy yolu ile kendisine verilen bu haber 
Kur'an'da soyle naklediliyor: "(Allah) dedi ki: Azabima, diledigimi 
ugratirim; rahmetim her §eyi kaplamistir. Onu (kotuluklerden) 
sakmanlara, zekati verenlere ve ayetlerimize inanlara yazaca- 
gim." (A'raf, 156) Musa'nin dilegine cevap olarak, "rahmetim her 
§eyi kaplami§tir." dedikten sonra Allah'm daha ne yapacagi bek- 
lenebilir ki?! 

Yuce Allah o kimseleri affettigini ve Musa Peygamberin (a.s) 
istegine olumlu karsilik vererek helak etmis oldugu o kimseleri 
tekrar canlandinp dunyaya dondurdugunu soyle agikliyor: "Hani, 
'Ey Musa, Allah' i agikga gormedikge sana inanmayiz." demistiniz 
de derhal sizi yildirim garpmi§ti; siz de bunu goruyordunuz. Sonra 
belki §ukredersiniz diye sizi olumunuzden sonra yeniden dirilt- 
tik." (Bakara, 55-56) Nisa suresinde de yaklasik olarak bu ayetler- 
deki bilgi verilmistir. 

Musa Peygamberin duasinda gozettigi edeplerden biri, "Onun- 
la diledigini saptinrsm..." seklindeki sozudiir. Burada Allah'a kal- 
ben tenzih ettigi gibi sozle de tenzih etmis olsun diye, bu durumun 
sapitanlann kotu tercihlerinden kaynaklandigini soylemedi. Soy- 
lemek istedigi sey, "Allah onunla birgogunu saptinr ve yine onun- 
la birgogunu dogru yola iletir. Onunla sadece fasiklan saptinr." 
(Bakara, 26) ayetinde oldugu gibi. Qunku icinde bulundugu durum 
onu, Allah'm mut-lak veli oldugunu, her duzenlemenin O'na vanp 
dayandigmi vurgulamaktan baska seye deginmekten ahkoymak- 
taydi. 

Bunun yam sira icindeki asil dilegi olan yanindakilerin oldurul- 
dukten sonra tekrar diriltilmeleri istegini dile getirmedi. Qunku i- 
ginde bulundugu korku ve tehlike iceren durum, onu sozu uzat- 



Maide Suresi 116-120 395 

maktan ahkoydu. Bu istege, "Rabbim! Dileseydin onlan da, beni 
de daha once helak ederdin..." sozii ile sadece isaret etmekle ye- 
tindi. 

Musa Peygamberin (ona selam olsun) dualarmdan biri de bu 
bulusmamn doniisunde kavminin buzagiya taptiklanni gormesi 
uzerine yaptigi duadir. Yuce Allah bu olayi ona haber vermisti. Bu 
hususta yuce Allah soyle buyuruyor: 

"Levhalan yere atti ve kardesinin oas/n/ tutup kendine dogru 
cekmege basladi. (Karde§i,) Anamm oglu, dedi, bu topluluk beni 
horlayip hirpaladilar. Neredeyse beni olduruyorlardi. (Ne olur) 
du§-manlan bana guldurme, beni bu zalim toplulukla bir tutma. " 
(A'raf, 150) Bunun uzerine karde§ine acidi ve karde§i ile kendisinin 
zalim topluluklardan ayirt edilmesi icin dua ederek §6yle dedi: 
"(Musa) dedi ki: 'Rabbim! Beni ve karde§imi bagisla, bizi rahme- 
tinin igine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." (A'raf, 151) 

Kendisi ile karde§inin ayirt edilerek ilaht rahmetin §emsiyesi 
altma alinmalarmi istemesinin sebebi, soyda§larmm bu zulumleri 
yuziinden ilaht gazaba ugrayacaklarmi bilmesi idi. Nitekim yuce 
Allah bu duanm hemen arkasmdan bunu §6yle agikladi: "Buzagiyi 
ilah edinenlere, muhakkak Rablerinden bir ofke ve diinya haya- 
tmda bir zillet ula§acaktir." (A'raf, 152) Daha onceki agiklamalan- 
miz, onun sozlerinde degi§ik edep kurallarmi gozettigini ortaya 
koyar. 

Musa Peygamberin (a.s) bir baska duasmi Kur'an bize soyle 
naklediyor: "Musa, 'Rabbim! Ben kendimden baskasma malik 
dei'iHm; karde§im de (oyle). halde bizimle, o yoldan gikmi§ top- 
lumun arasmi ayir.' dedi." (Maide, 25) Beddua anlaminda olan bu 
duayi, kavmine kutsal topraklara girmelerini emrettiginde, "£y 
Musa! Onlar orada oldugu siirece biz oraya asla girmeyiz. hal- 
de sen ve Rabbin gidin, sava§m; biz burada oturacagiz." (Maide, 
24) diye verdikleri cevap uzerine yapmistir. 

Hz. Musa (a.s) bu duada guzel edebin ornegini veriyor. Qunku 
ilk emri gayet kustahca reddedildikten sonra ikinci kez ilaht emri 
onlara iletmek istemedigini, "Rabbim! Ben kendimden ve karde- 
§imden baskasma malik degilim." diyerek kinaye seklinde ifade 
ediyor. Yani senin verdigin emirlere sadece ben ve kardesim uyu- 



396 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yoruz. Onlar beni o kadar kiistahca reddettiler ki, artik onlardan 
umidimi kestim. Bu yuzden senin emrini onlara iletmek ve top- 
lumlarmi iyilige yoneltmek istemiyorum. 

Kendine ve kardesine malik olmayi sahsina izafe etmesinin 
[yani kendisine ve kardesine kendisinin malik oldugunu ifade et- 
mesinin] se-bebi, bu malikiyetten kastinm itaat etme olmasidir. 
Yoksa eger maksadi tekvint anlamdaki malikiyet olsaydi, bu ma- 
likiyetin gercek anlamda Allah'a ait oldugunu, kendisinin ise an- 
cak Allah'm kendisine bagisladigi kadanyla bundan bir nasibi ol- 
dugunu ifade etmeden onu sahsina izafe etmezdi. Bu isteksizligini 
ve olumlu karsilik verebilecekleri konusundaki umitsizligini 
Rabbine arz ettikten sonra onlarla ilgili hukmu Allah'a havale ede- 
rek soyle diyor: "0 halde bizimle, o yoldan gikmi§ toplumun ara- 
smi ayir. " 

§uayb Peygamberin (a.s) kavmine yaptigi su beddua da bu 
kabildendir: "Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasmda hak ile huk- 
met. Sen hukmedenlerin en hayirlisism." (A'raf, 89) 

§uayb Peygamber, kavmine yonelik Qagnsinm basansmdan 
umit kestikten sonra ilaht vaadin yerine getirilmesini ve kavmi ile 
arasmdaki anlasmazhgin hak uyannca cozulmesini, adaletle 
hukmedilmesini istiyor. Kastettigi ilaht vaat sudur: "Her ummetin 
bir peygamberi vardir. Peygamberleri geidigi zaman, aralarmda 
adaletle hukmedilir, onlara asla zulmedilmez." (Yunus, 47) 

§uayb Peygamber "aramizda hukum ver." diyerek mtiminleri 
ken-disi ile birlestiriyor. Qunku kavminin kafirleri su sozleri ile onu 
ve miiminleri birlikte tehdit etmislerdi: "Ey Suayb! Seni ve seninle 
birlikte inananlan §ehrimizden kesinlikle cikaracagiz veya dini- 
mize doneceksiniz." (A'raf, 88) iste bu yuzden §uayb miiminleri 
kendi yanmda mutalaa ederek kavmini davranislan ile bas basa 
birakti ve "Rabbi-miz! Bizimle kavmimiz arasmda... hiikmet..." di- 
yerek islerini Allah'a havale etti. 

§uayb Peygamber duasmda Allah'm, "hukmedenlerin en ha- 
yirlisi" ismine sigindi. Qunku daha once belirtildigi gibi duanm 
metnine uygun bir ilaht sifata siginmak, [Allah'i o sifatma] ant 
verme [ve o sifati araci kilarak O'ndan bir istekte bulunma] anla- 
mma gelen etkili bir teyittir. Bu ifade Musa Peygamberin (a.s) yu- 



Maide Suresi 116-120 397 

karida naklettigimiz, "Rabbim! Ben kendimden ve karde§imden 
baskasma malik degilim. halde bizimle, o yoldan gikmi§ top- 
lumun arasmi ayir." seklindeki sozunden farkhdir. Qunku yukanda 
belirttigimiz gibi o dua, ashnda dua degildi; cagn yapmaktan vaz- 
gecmeyi ve isi Allah'a havale etmeyi amaclayan bir ifade idi. Bu 
yiizden ant vermeyi gerektirmiyordu. Oysa Suayb Peygamberin i- 
fadesi boyle degildir. 

Bu tur dualarm bir baska ornegi de Davud ile Suleyman Pey- 
gamberlerin (ikisine de selam olsun) Kur'an'da nakledilen §u dua- 
laridir: "Andolsun biz, Davud'a ve Suleyman'a Him verdik. Onlar 
da, 'Bizi mumin kullannin birgoguna ustun kilan Allah'a 
hamdolsun.' dediler." (Nemi, 15) 

Bu iki peygamberin hamdetmede, §iikretmede ve sahibi ol- 
duklan ilmt ustunlugu Rablerine izafe etmede gozettikleri edep 
aQiktir. Ba§ka bazilan gibi konu§muyorlar. Mesela Karun'a, kendi- 
sine ve servetine giivenerek kavmine kar§i gururlanmamasi yo- 
lunda ogut verildiginde, "Bu (servet) bende bulunan bir bilgi saye- 
sinde bana verildi." (Kasas, 78) demi§ti. Ba§ka bir kavim hakkmda 
da yiice Allah §6yle buyuruyor: "Peygamberleri onlara agik kanit- 
lar getirince, onlar kendilerinde bulunan bilgi He sevinip ovundu- 
ler. Sonunda alaya aldiklan §ey ken-dilerini ku§ativerdi." (iviu'min, 

83) 

Allah onlan birgok mumine ustun kildi gerekgesi ile 
hamdetmele-rinin sakmcasi yoktur. Qunku bu davranis, ozel bir 
nimeti anmak ve realiteyi ifade etmektir. Yoksa Allah'm kullanna 
karsi buytikluk taslamak degil ki, kotu gorulsun. Nitekim yiice Al- 
lah bir boluk miiminin ustunluk istegini ve yuksek karakterleri ve 
yiice gayretleri gerekgesi ile onlan ovdugunu soyle ifade ediyor: 
"Rabbimiz! Bize gozumuzun aydmligi olacak es/er ve gocuklar 
ba£i§la ve bizi (kotuluklerden) sakmanlara onder yap." (Furkan, 74) 

Suleyman Peygamberin (a.s) kannca hikayesi ile ilgili olarak 
nakledilen su sozleri de bu kabildendir: "Kannca vadisine geldik- 
leri zaman bir kannca, 'Ey kanncalar, dedi, yuvaniza girin ki Su- 
leyman ve ordusu farkmda olmayarak sizi ezmesin. ' (Suleyman) 
onun sozunden dolayi gulumsedi ve dedi ki: 'Rabbim! Bana ve 
ana-babama verdigin nimete §ukretmemi ve ho§nut olacagm iyi 
i§ler yapmami gonlume ilham et ve rahmetinle beni iyi kullannin 



398 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

arasma kat." (Nemi, 18-19) 

Kannca, Suleyman Peygambere sahibi oldugu buytik egemen- 
ligi hatirlatti. egemenlik ki, temelleri ruzgann ve cinlerin emrine 
sunulmasi ile pekismisti. Ruzgarlar emri uyannca esiyor ve cinler 
istedigi isleri yapiyorlar. Bunlarm yam sira kuslarm dilini de biliyor. 
Yalniz bu egemenligi, bizlerde oldugu gibi insanm varabilecegi en 
yiice ozlem seklinde gormuyor, gozunde oyle canlanmiyor ve bu 
ihtisam ona kulluk sifatmi, Rabbi karsismdaki zavallihgini 
unutturmuyor. Tersine bu muhtesem egemenligi, Rabbinin kendi- 
sine bagisladigi bir nimet olarak algihyor. Dolayisiyla da [karmca- 
nm sozlerinden] Rabbini, kendisine ve ana-babasma ozel olarak 
sunulan nimetleri hatirhyor ve onlan dile getiriyor. iste bu tutum, 
onun gibi bir peygamberin (ona selam olsun) bu durumda takma- 
bilecegi en iistun edep ornegidir. 

Ayette goruldugu gibi Hz. Suleyman burada, Allah'm kendisine 
sundugu nimeti andi. Gerci ona verilen nimetler coktur ama, bu 
noktada on planda gordugu nimet o buytik egemenlik ve ezici sal- 
tanattir. Bundan dolayi iyi isler yapmayi hatirladi ve Rabbinden 
kendisini iyi isler yapmaya muvaffak kilmasmi, gonlune iyi isler 
yapmayi ilham etmesini istedi. Qunku mulk (egemenlik, hukum- 
darhk) tahtmda oturan kisiden en 90k beklenen sey iyi isler yap- 
mak ve guzel bir tutum sergilemektir. 

Butiin bunlardan dolayi Rabbinden ilk olarak kendisini nimet- 
lerine karsi stikretmeye, ikinci olarak da iyi isler yapmaya muvaf- 
fak etmesini istedi. iyi is yapma dilegi ile yetinmeyerek iyi isi 
"ho§nut olacagm" kaydi ile kayitlandirdi. Qunku o her isinde 
Rabbini goz ontinde bulunduran bir kuldur ve iyi isleri sirf Rabbinin 
rizasmi kazanmak i?in istemektedir. Arkasmdan, "ve rahmetinle 
beni iyi kullarmm arasma kat." diyerek iyi islerle ilgili basan dile- 
gini ozde iyi olma dilegi ile percinlemistir. 

Bu tur dualann bir baska ornegi Yunus Peygamberin (a.s) 
kendisini yutan bahgm karnmdayken yaptigi ve bize Allah tarafm- 
dan nakledilen su duadir: "Zunnun'u (Yunus'u) da (an); hani 6f- 
keli halde (yurdundan) gitmi§ti, bizim asla siki§tirmayacagimizi 
sanmi§ti. Nihayet karanliklar iginde, 'Senden baska tanri yoktur, 
sen (noksanliklardan) munezzehsin; gergekten ben zalimlerden 



Maide Suresi 116-120 399 

oldum.' diye seslendi." (Enbiya, 87) 

Kur'an'm bize anlattigma gore Yunus Peygamber (ona selam 
olsun), Rabbinden kavminin azaba carptmlmasini istemisti. Allah 
da onun bu istegini kabul etti ve bunu Yunus Peygamber kavmine 
haber verdi. Fakat azap gelmek uzereyken Rablerine tovbe ettik- 
leri icin Allah tarafmdan azaplan kaldinldi. Yunus Peygamber bu- 
nu gorunce, kavmini terk ederek bir yolculuga cikti. Yolculugu si- 
rasinda bir gemiye bindi. Geminin yolunu bir bahk kesti. Yolcular, 
aralarmdan birini denize atmaya karar verdiler. Bahk bu adami 
yutacak ve digerleri kurtulacaklardi. Bu yolcu kur'a ile belirlene- 
cekti. Cekilen kur'ada Yunus Peygamberin adi cikti ve denize atil- 
di, boylece bahk tarafmdan yutuldu. Yunus Peygamber bahgm 
karnmda iken stirekli bicimde Allah'i tesbih ediyordu. Sonunda Al- 
lah'm emri uzerine bahk Yunus Peygamberi sahile atti. 

Bu olay Allah'm Yunus Peygambere yonelik bir ders vermesi 
idi. Yuce Allah, degisik hallerinin gerekleri uyannca peygamberle- 
rine ders verir. Nitekim soyle buyuruyor: "Eger Allah'i tesbih eden- 
lerden olmasaydi, tekrar dirilecekleri gune kadar onun karnmda 

kalirdl. " (Saffat, 143-144) 

Yunus Peygamberin, kavmi ile ilgilenmeyi birakip amacsiz bir 
yolculuga gikmasi, Rabbinin bir tasarrufunu yadirgayan, bu yuz- 
den Rabbine kizarak O'ndan kagan, hizmetini ve kulluk gorevini 
terk eden bir kulun durumunu temsil ediyordu. Bu durum Allah'm 
hosuna gitmedigi icin imtihana tabi tutarak ona bir ders verdi, onu 
edeplendirdi. Onu oyle daracik bir zindana atti ki, onun katmerli 
karanhklannda parmak ucu kadar bir genislik bulamadi. Bunun 
uzerine bu karanhklar i?inde, "Senden baska tanri yoktur, sen 
(noksanliklardan) munezzehsin; gergekten ben zalimlerden ol- 
dum." diye seslendi. 

Bu olup bitenlerin tek gayesi, durumunun temsil ettiginden 
farkh bir durumun ortaya cikmasiydi. Bu farkh durum, su gercegi 
ortaya koymak icindi: Yuce Allah onu yakalayip istedigi yerde 
hapsetmeye kadirdir; ona diledigini yapabilir. halde Allah'tan 
kagip sigmilabilecek tek yer yine Allah'm kendisidir. Bu ytizden ba- 
hgm karnindaki o hali, ona Allah'm kendinden baskasi olmayan 
tek mabut oldugunu ve O'na kulluk etmenin kacimlmaz oldugunu 
kabul etmeyi telkin etti ve bu idrakle "Senden baska tanri yok- 



400 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tur." dedi. Allah'a, Rabhk sifatmi anarak [yani "Rabbim!" diyerek] 
seslenmedi. Bu dua, peygamberlerin (hepsine selam olsun) duala- 
n icinde "Rabb" ismi ile baslamayan tek duadir. 

Sonra yiice Allah'm, kavmini kendilerine indirdigi azap ile yok 
etmemesi uzerine onlan terk etmesi ile ilgili halini hatirladi. Zalim 
oldugunu itiraf etti ve Allah'm her turlu zulumden ve noksanhktan 
munezzeh oldugunu belirtmek uzere, "sen (noksanliklardan) mii- 
nezzehsin, gergekten ben zalimlerden oldum." dedi. 

Eski kulluk konumuna donmekten ibaret olan istegini dile ge- 
tirmedi. Qunku o kadar utanca gomulmustu ki, kendini lutuf iste- 
meye ve lutuf hak etmeye layik gormuyordu. Boyle bir isteginin 
varligimn delili ise, bir onceki ayeti izleyen su ayettir: "Biz de onun 
duasmi kabul ettik ve onu kederden kurtardik." (Enbiya, 88) 

Soz konusu isteginin, daha onceki kulluk makamma donmek 
oldugunun delili ise su ayettir: "Onu hasta bir halde agagsiz, gip- 
lak bir yere attik. Uzerine kabak turunden bir agac bitirdik. Onu 
yuz bin veya daha fazla insana peygamber gonderdik. Onlar ona 
inandilar, diz de onlan bir siireye kadar gegindirdik." (Saffat, 145- 

148) 

Eyyub Peygamberin (a.s) yatalak bir hasta olduktan, malmi ve 
cocuklarim kaybettikten sonra yapmis oldugu su dua da bu kabil- 
dendir: "Eyyub'u da (an); hani o, 'Basima dert geldi ve sen mer- 
hametlilerin en merhametlisisin. ' diye Rabbine seslenmi§ti. " (En- 
biya, 83) 

Daha onceki aciklamalanmizla bu duada gozetilen edep ku- 
rallan agikhk kazanmaktadir. Eyyub Peygamber, daha once ince- 
ledigimiz Adem, Nuh, Musa ve Yunus Peygamberlerin (hepsine se- 
lam olsun) dualannda oldugu gibi istegini acikca dile getirmiyor. 
Nefsini arka plana atmak ve kisisel problemini onemsiz gordugu- 
nii belirtmek iQin boyle davraniyor. Daha once gordugumuz ve ile- 
ride gorecegimiz uzere peygamberler, bu isteklerinin hiQbirinde 
nefislerinin arzulanna uymamakla birlikte dunya konulan ile ilgili 
dualannda isteklerini acikca ifade etmezler. 

Eyyup Peygamberin, istegini agikga dile getirmemesinin bir 
baska acidan baska bir nedeni de vardir. da su ki: Sikintiya 
diismek gibi istekte bulunmaya yol acan sebebi zikretmek, bunun 



Maide Suresi 116-120 401 

yam sira "merhametlilerin en merhametlisi" olmak gibi istege 
muhatap merciin istekte bulunani istekte bulunmaya ozendiren 
sifatini dile getirip istegin kendisini acikca soylememek, ihtiyacm 
belirtilmesinin gerekli olmadigmi en etkili bir sekilde ifade ediyor. 
Cunku bu durumda eger ihtiyacm ne oldugu acikca soylense, sozu 
edilen sebeplerin, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'm 
merhametini harekete gecirmeye yetmedigi ve bu yiizden acik bir 
dille desteklenmesine, sozle dusundurulmeye ihtiyac duyuldugu 
sanihr. 

Bu tur dualann bir baska ornegi, Hz. Zekeriyya'nm (a.s) 
Kur'an'da nakledilen su duasidir: "(Bu,) Rabbinin, kulu 
Zekeriyya'ya yonelik rahmetinin anilmasidir. Hani o, Rabbine giz- 
/;' bir sesle yalvarmi§ti. Rabbim, demi§ti, kemiklerim gev§edi ve 
das, ya§lilik aleviyle tutu§tu; ben sana dua etmekle mutsuz ol- 
madim. Dogrusu ben, arkamdan gelecek olan yakmlarim adma 
korkuya kapildim, benim kanm da bir kisir kadmdir. Artik bana 
kendi katmdan bir yardimci (ogui) armagan et. Bu ogui benim ve 
Yakub oguiiarmm mirasmi surdursun. Rab-bim, onu sevimli bir 
k'l§i yap. " (Meryem, 2-6) 

Zekeriyya Peygamberi Rabbinden bir erkek evlat istemeye 6- 
zendiren faktor, imran kizi Meryem'de miisahede ettigi ziiht ve i- 
badet ile Allah'm ona ikram ettigi kulluk edebi ve ona kendi ka- 
tmdan liitfettigi nzk verme ayncahgi idi. Yuce Allah Al-i imran su- 
resinde bu olayi soyle anlatiyor: "Zekeriyya'yi da onun (Meryem- 
'in) bakimi He gorevlendirdi. Zekeriyya onun yanma, mihraba her 
giri§inde onun yanmda bir nzk bulurdu. 'Ey Meryem, bu sana ne- 
reden (geliyor)?' deyince, 'Bu, Allah katmdandir. §uphesiz Allah 
diledigine hesapsiz (kar§iliksiz) nzk verir.' derdi. Orada Zekeriyya 
Rabbine dua etti, 'Rabbim, bana katmdan tertemiz bir soy arma- 
gan et. Dogrusu sen dualan i§itensin.' dedi." (Ai-i imran, 37-38) 

Zekeriyya Peygamberi temiz bir evlada yonelik siddetli bir arzu 
sardi. Boylece nasil ki Meryem, babasi imran'a varis olup olanca 
gucu ile Allah'a ibadet ederek O'nun katmdan bir keramete erdi 
ise, o evlat da kendisinin yerine gececek, varisi olacak ve 
Rabbine, O'nun hosnutlugunu kazanacak sekilde ibadet edecekti. 
Fakat diger taraftan yasi oldukca ilerlemis ve gucten diismustu. 
Esi de oyle idi. Aynca cocuk doguracak doneminde bile kisirdi. Bu 



402 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

yiizden Allah'm nzasmi kazanacak temiz bir evlat sahibi olma ni- 
metinden mahrum olmanm hasretinin icini ne kadar yaktigim an- 
cak Allah bilirdi. 

Fakat ici oylesine guclu bir ilaht hamiyetle, oylesine coskun bir 
ilaht guvenle dolu idi ki, Rabbine yonelip ilaht merhameti ve sef- 
kati harekete gecirecek halini ona arz etmekten kendini alamadi. 
Qunku o, cocuklugundan beri surekli olarak kulluk kapisma ve di- 
leklerini sadece O'nun dergahma sunmaya bagli idi. Kemiklerini 
bu ugurda yipratmis ve basi, yashhk aleviyle tutusmustu [saclarim 
bu ugurda agartmisti], Rabbine dua etmekle de hicbir zaman 
mutsuz olmamisti. 0, Rabbini dualan isitici olarak bulmu§tu; §im- 
di de duasmi ifitip ona kendisini ho§nut edici bir mirasgi verse 
olmaz miydi? 

Zekeriyya Peygamberin bu istegini coskun bir heyecan ve hu- 
zun iginde dile getirdigin delili, kendisine Allah tarafindan isteginin 
kabul edildigi bildirildikten sonra Kur'an'da nakledilen su sozleri- 
dir: "Zeke-riyya dedi ki: 'Benim nasil oglum olabilir ki, e§im go- 
cuktan kesildi ve ben ileri derecede ya§liyim?' Ona gelen melek, 
i§te boyie, dedi, Rab-bin dedi ki: Bu benim igin kolaydir, daha on- 
ce higbir §ey degil iken, seni yaratmi§tim." (Meryem, 8-9) 

Acikca goriiluyor ki, Zekeriyya Peygamber (a.s) isteginin kabul 
edildigini isitince, kendine geldi ve gerek isteginin, gerekse istegi- 
nin kabul edilisinin garipligi karsismda saskmhga ugradi. Bu sas- 
kmhkla Rabbine bu uzak ve garip isin nasil mumkun olabilecegini 
sormus ve bunun igin bir belirti istemis, bu belirti de ona gosteril- 
misti. 

Her neyse. Zekeriyya Peygamberin bu duada gozettigi edep, 
onu bu duayi yapmaya sevk eden sevkten ve huziinden kaynak- 
lanmistir. Bundan dolayi duasmi yapmadan once Allah yolundaki 
istikrarh ilerleyisini dile getirdi. §6yle ki, butun omrunu Allah'a yo- 
nelme ve O'na dua etme, her seyi O'ndan isteme yolunda ge?ir- 
misti. Nihayet her merhametli gozlemcinin kalbini yumusatacak 
bir noktaya vardi. iste bu noktadan sonra Rabbinden bir erkek ev- 
lat istedi ve bu istegini Rabbinin dualan isitici olmasi gerekcesine 
dayandirdi. 



Maide Suresi 116-120 403 

iste istegini dile getirmeden onceki sozlerinin anlami budur. 
Yoksa boyle demekle, uzun zamandir yaptigi ibadetleri Rabbine 
karsi bir minnet olarak gostermek istemiyor. (Peygamberlerlik 
makami boyle bir davramstan munezzehtir.) Dolayisiyla Al-i imran 
suresinde yer alan, "Rabbim, bana katmdan tertemiz bir soy ar- 
magan et. Suphesiz sen dualan i§itensin." (Ai-i imran, 38) seklindeki 
sozlerinin anlami sudur: Ben bu dilegimi, uzun suredir yaptigim 
ibadetin senin katinda bir degeri oldugu icin veya bu ibadetten do- 
layi bana bir minnet borcun oldugunu dusunerek sana 
yoneltmiyorum. Ben senin, kullannin duasmi isittigini ve darda ka- 
lanlann isteklerine olumlu karsilik verdigini gordugum iQin senden 
istekte bulunuyorum. Arkamdan gelecek yakinlarim adma korku- 
ya kapilmam ve sana ibadet edecek temiz bir soya siddetle mus- 
tak olmam, beni senden boyle bir dilekte bulunmama zorladi. 

Yukanda soyledigimiz gibi Zekeriyya Peygamberin bu duasin- 
da gozettigi bir edep kurah da, arkasmdan gelecek yakmlanyla il- 
gili endisesine, "Rabbim, o evladi razi olunmu§ kil." (Meryem, 6) 
seklinde sozlerini eklemesidir. Riza her ne kadar dogal olarak onu 
tasiyan kimsede sabit bir sifat olduguna delalet ediyorsa ve mut- 
lak hali ile Allah'm nzasini, Zekeriyya'nm nzasini, Yahya'nin nzasi- 
ni hep birlikte kapsiyorsa da, Al-i imran suresindeki "ho§a giden 
bir soy" (Al-i imran, 38) ifadesi, bu evladin razi olunmus olmasmdan 
kastedilenin, Zekeriyya-nm yanmda razi olunmus olmasi olduguna 
delalet eder. Qunku evlatlar, ancak sahipleri icin hosa giden olur- 
lar. 

Bu dualarm bir baska ornegi, isa Peygamberin gokten sofra 
indirilmesini istediginde yaptigi, bize nakledilen su duadir: "Mer- 
yem ogiu isa §6yle dedi: Allah'im, ey Rabbimizl Bize gokten bir 
sofra indir ki, (bugun) hem oncekilerimiz, hem de sonrakilerimiz 
igin bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bize nzk ver. Sen nzk 
verenlerin en hayirlisism." (Maide, 114) 

Havartlerin isa Peygambere (ona selam olsun) yonelik gokten 
sofra indirilmesine iliskin Allah'm kelammda yer alan isteklerinin 
soz akisi, bu istegin onun igin en zor isteklerinden biri oldugunu 
gosterir. Qunku havartler bu istegi, "Senin Rabbin bize gokten bir 
sofra indirebilir mi?" seklinde dile getirdiler. Bu sozler ilk once, 
gorunuste Allah'm gucunden kusku duyma anlami iceriyor. Bu 



404 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

kusku ise kulluk edebi ile bagdasmaz. Gerci havartlerin sorusunun 
maksadi gucun kendisi degil, boyle bir seyin uygun ve yerinde o- 
lup olmadigidir, ama yine de ifadenin kabahgi tartisilmaz. 

ikinci olarak havartler, her yanlari isa Peygamberin (ona se- 
lam olsun) mucizeleri ile sarilmis oldugu halde yeni bir mucize 
istiyorlardi. Her seyden once onun kendisi bir mucize idi. Besik- 
teyken konusabilmesi bir mucize idi. Oltileri diriltmesi, kuslan ya- 
ratmasi, anadan dogma korleri ve alacalilan iyilestirmesi, gaybten 
haber vermesi, Tevrat'i, incil'i, Kitab'i ve hikmeti bilmesi, butun 
bunlar hicbir supheciye suphe yeri birakmayacak acikhkta ilaht 
mucizelerdi. iste butun bunlara ragmen kendileri iQin bir mucize 
se?erek bunun gergeklesmesini istemeleri, gorunuste Allah'm 
mucizelerini oyuncak haline getirmek, [Allah'm yuceligini hafife 
alarak] O'nun yuce zatiyla oynamak anlamina geliyordu. Nitekim 
bundan dolayi isa Peygamber, "Eger mumin iseniz, Allah'tan kor- 
kun." diyerek onlan azarlamisti. 

Fakat buna ragmen havartler, "Istiyoruz ki, ondan yiyelim, 
kalplerimiz sakinle§sin, bize (Rabbinden teblig ettigin hususlar- 
da) dogru sdyledigini kesin olarak bilelim ve buna (diinya ve ki- 
yamette) taniklik edenlerden olalim." diyerek israrlanni surdiirdii- 
ler ve isa Peygamberi bu dilekte bulunmaya yonelttiler. da bu 
yuzden bu dilegi yoneltmek durumunda kaldi. 

Hz. isa (a.s) ise Allah'm bagisladigi edep sayesinde havartlerin 
is-tegini duzelterek yuce Allah'a sunulacak hale getirdi. Bunun icin 
ilk once, bunun kendisi ve ummeti icin bir bayram olmasim dile 
getirdi. Qunku bu mucize, diger peygamberlerce (hepsine selam 
olsun) gosterilen mucizeler arasinda benzeri olmayan yeni bir 
seydi. Qunku diger peygamberlerin gosterdikleri mucizeler ya sus- 
turucu delil olmalari i?in veya indirilmelerine ummetin ihtiyag 
duydugu i?in indirilmisti. Oysa bu mucize bu niteliklerin higbirini 
tasimiyordu. 

ikinci olarak, "senden bir mucize olsun." diyerek havartlerin 
siraladiklan kalplerinin guven bulmasi, dogru soyledigini bilmeleri 
ve olaya tanik olma gibi bu mucizeden beklenen faydalan ozetle- 
mistir. 

U?uncu bir edep ornegi olarak da havartlerin, "istiyoruz ki, on- 



Maide Suresi 116-120 405 

dan yiyelim" seklindeki ifadelerinde on siraya koyduklan yemek 
yeme amacmi arka siraya atti, ayrica "Bize nzk ver." diyerek bu 
amaci edebe uygun bir kihga burundurdu, arkasmdan da "Sen nzk 
verenlerin en hayirlisism." diyerek bir yandan istegini teyit eder- 
ken, obiir yandan yuce Allah'a ovgu sunmus oldu. 

Bunlann yam sira Allah'a seslenise "Allah'im, ey Rabbim!" 
seslenisleriyle (nidalanyla) baslayarak, diger peygamberlerin dua- 
lannda rastlanan "Rabbim" veya "Rabbimiz" ifadelerine bir de "Al- 
lah'im" ifadesini ekledi. Daha once soyledigimiz gibi durumunun 
zorlugundan dolayi bu eklemeyi yapti. 

Bu edebin bir baska ornegi, Kur'an'da nakledilen isa Peygam- 
berin Rabbi ile arasmdaki su konusmadir: "Hani Allah dedi ki: 'Ey 
Meryem oglu Isa! Sen mi insanlara, Allah'tan baska beni ve an- 
nemi de iki tann edinin, dedin?' Isa sdy/e ofed;'; Ha§a, sen (her turlu 
noksanliktan) yucesin. Gergek olmadigmi bildigim bir sozii soyle- 
meye benim hakkim yoktur. E£er boyle bir §ey soyleseydim sen 
mutlaka onu bilirdin. Sen benim igimdekini bilirsin, fakat ben se- 
nin oziindekini bilemem. Qunkii gaypleri yalniz sen bilirsin. Ben 
onlara, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, diye senin 
bana emrettiginden baska bir §ey soylemedim. Aralarmda oldu- 
gum siirece uzerlerinde gozetleyici oldum. Fakat beni tarn olarak 
(onlarm iginden) almca, onlarm (amellerinin) tek koruyucusu sen 
oldun. Ve sen her §eyin sahidisin. Eger onlari azaba garptinrsan 
onlar senin kullarmdir. Eger gunahlarmi affedersen §uphe yok ki, 
sen izzet ve hikmet sahibisin." (Maide, 116-118) 

isa Peygamberin (a.s) bu sozlerinde gozettigi birinci edep ku- 
rah, sozlerine baslarken yuce Allah'i sanina yakismayan noksan- 
hklardan tenzih etmesidir. Tipki su ayette yuce Allah'm bizzat 
kendisinin yaptigi gibi: "Rahman olan Allah evlat edindi dediler. 
Hasa!" (Enbiya, 26) 

Onun gozettigi ikinci edep kurah sudur: Kendini, boyle bir soz 
soylemesi samlamayacak derecede kucuk ve asagi olarak takdim 
ediyor ve bu yuzden boyle bir sozii soyledigini reddetmesine bile 
gerek gormuyor. Bu dusunce ile basmdan sonuna kadar sozlerinin 
hi?bir yerinde "soylemedim" veya "yapmadim" demiyor, bunun ye- 
rine boyle bir sozii arka arkaya kinaye yolu ile ve iistii kapah bir 
bicimde reddederek, "Gercek olmadigmi bildigim bir sozii soyle- 



406 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

meye benim hakkim yoktur." diyor ve o soziin sebebini reddet- 
mekle sozu soyledigini reddetmis oluyor. Yani, benim bu gibi soz 
soylemeye hakkim yoktur; dolayisiyla boyle buyuk bir sozu agzima 
almam imkansizdir. Arkasmdan, "Eger boyle bir §ey soyleseydim 
sen mutlaka onu bilirdin." diyerek oyle bir soz soylemeyi, kacmil- 
maz sonucu ile reddediyor. Yani, eger ben boyle bir soz soylemis 
olsaydim, bunun kacimlmaz sonucu, senin bunu bilmendi. Cunku 
senin ilmin beni ve butun gaybi kusatmistir. 

Daha sonra, "Ben onlara, 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah- 
'a kulluk edin' diye senin bana emrettiginden baska bir §ey soy- 
lemedim." diyor. Boylece oyle bir soz soylemedigini, ziddmi ortaya 
koyarak, hasr edati olan "ma" ve "ilia" kelimeleri sayesinde pekis- 
tirmeli bir dille reddediyor. Yani: "Evet, ben onlara bir soz soyle- 
dim. Ama bu soz senin bana emrettigin mesajdan ibarettir ki, o 
da, 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' mesajidir. 
Boyle dedikten sonra beni ve annemi Allah'm yanmda Nan edin- 
melerini nasil soyleyebilirdim?" 

Arkasmdan da, "Aralarmda oldugum surece uzerlerinde go- 
zetleyici oldum. Fakat beni tarn olarak (onlarm iginden) almca, 
onlarm (amellerinin) tek koruyucusu sen oldun." diyor. Bu sozler, 
onun "senin bana emrettiginden baska bir §ey soylemedim." sek- 
lindeki sozlerini tamamlayan bir reddiye niteligindedir. Qunku bu 
sozlerin anlami sudur: Bana atfedilen sozlerin hicbirini ben onlara 
soylemedim. Onlara soylediklerim, senin emrettiklerindir. Bunlar 
da, "Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin." mesajidir. 
Bu mesaj dismda bana bir emir verilmedi. Aralarmda kaldigim su- 
rece onlarla tek iliskim sahitlik ve denetlemedir. Canimi almca on- 
lardan koptum. Artik onlarm tek gozetleyicisi ve sahidi sen oldun. 
Senin bu sahitligin surekli ve geneldir. Canimi almadan onceki ve 
sonraki butun zamanlan kapsadigi gibi onlan ve diger her seyi de 
kapsar. 

Soz bu noktaya gelince isa Peygamber (a.s) bu sozleri, simdi- 
ye kadar dile getirdigi sekilleri tamamlayacak nitelikte olan bir 
baska sekilde reddediyor. Kesin bir ret niteligi tasiyan bu ifade, 
"Eger onlan azaba garptinrsan onlar senin kullarmdir..." seklin- 
dedir. isa Peygamber (a.s) -ciimlelerin akisinm teyit ettigine gore- 
soyle diyor: Durum anlattigim gibi olunca, artik ne benim onlarla 



Maide Suresi 116-120 407 

ve ne onlarm benimle bir iliskisi vardir, sen ve kullarm bas 
basasmiz. Eger onlan azaba carptmrsan onlar senin kullanndir. 
Efendi ve Rab, emrine karsi cikan, O'na ortak kosan kolelerini a- 
zaba carptirmaya yetkilidir ve onlar boyle bir azaba mustahaktir- 
lar. Eger onlan affedersen, hi? kimse seni kmayamaz. Qunku sen 
azizsin, kimse sana ustun gelemez; hikmet sahibisin, yaptigm hig- 
bir is yersiz ve bos olmaz, her zaman en uygun olani yaparsm. 

Bu aciklamalarimizda isa Peygamberin (a.s) sozlerindeki kul- 
luk edebinin ince ornekleri ortaya cikiyor. Sozlerinin her cumlesini, 
en etkili bir uslupla ve en sadik dille ifade etmis, en guzel ovguler- 
le donatmistir. 

Bu dualardan biri de Peygamberimizin yaptigi duadir. Kendisi 
ile birlikte muminleri de zikrettigi bu duayi Kur'an bize soyle nak- 
lediyor: "Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene inandi, 
muminler de. Tumii Allah'a, meleklerine, kitaplarma ve elgilerine 
inandi. O'nun el-gileri arasmda higbirini ayirt etmeyiz (dediler). Ve 
dediler ki: l§ittik ve itaat ettik. (Gunahlanmizi) bag\§laman\ dile- 
riz, ey Rabbimiz! Van§ ancak sanadir. Allah nig kimseye giig yeti- 
rebileceginden ba§kasmi yuklemez. Herkesin kazandigi iyilik 
kendi yararma, kotuluk de kendi zarannadir. Rabbimiz! Unutur 
ya da yanilirsak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bize, bizden 6n- 
cekilere yukledigin gibi ag\r yuk yukleme. Rabbimiz! Bize gucu- 
muzun yetmeyecegi yukii ta§itma. Bizi affet. Bizi bag\§la. Bize aci. 
Sen bizim mevlamizsm; oyleyse kafir top-luluguna kar§i bize yar- 

dim et." (Bakara, 285-286) 

Goruldugu gibi, yuce Allah bu ayetlerde Peygamberimizin 
(s.a.a) Kur'an'm icerdigi bilgilere ve hukumlere bir butun olarak 
inandigmi naklediyor. Arkasmdan muminleri de Peygamberin 
(s.a.a) yanma koyuyor. Bu miiminlerden kasit sadece Peygambe- 
rimizin (s.a.a) cevresinde bulunan o gunku muminler degil, ayetle- 
rin akismdan anlasildigi uzere bu ummete mensup butun mumin- 
lerdir. 

Bu durumun gerektirdigi sonuc sudur: Bu ayetlerde zikredilen 
ikrarlar, ovguler ve dualar bir bolum muminler tarafindan hal dili 
ile soylenmis olarak naklediliyor. Gerci muminlerin diger bir bo- 
lumunun bu ifadeleri kendi dilleri ile soylemis olmalan mumkun- 
diir. Veya Peygamberimiz (s.a.a) bu ifadeleri hem kendisi, hem de 



408 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

muminler adma dogrudan Rabbine soylemis olabilir. Qunku mu- 
minler iman etmekle Peygamberimizin temiz ve mubarek nefsinin 
agacinm dallan olmuslardir. 

Bu iki ayetin iceriginde, Ehlikitap ile bu ummetin muminleri- 
nin, Allah'm kutsal kitaplannda yer alan mesajlan karsismdaki tu- 
tumlannm birbirleri ile karsilastmldigi soylenebilir. Baska bir ifa- 
deyle bu iki kesim, kendilerine indirilen kutsal kitap karsismda 
takmdiklan kulluk edebi bakimmdan birbirleri ile karsilastinhyor- 
lar. Bunu sundan anhyoruz: Yuce Allah bu iki ayette bu ummetin 
mensuplarim overken ve onlarm yukumluluklerini hafif tuttugunu 
ima ederken, surenin daha onceki ayetlerinde Ehlikitab'i azarla- 
makta, hatta kinamaktadir. 

Dolayisiyla buradaki ovguler tamamiyla oradaki yergilerin 
karsismda yer almistir. §6yle ki, Bakara suresinde soz konusu edi- 
len onceki ayetlerde Ehlikitab'm melekler arasmda ayinm yaparak 
Cebrail'den nefret edip diger melekleri sevdikleri belirtilmistir. Ay- 
ni aymmi Allah tarafmdan indirilen kutsal kitaplar arasmda da ya- 
parak Kur'an'i inkar ederken digerlerine inanmislardir. 

Bunlann yam sira Allah'm peygamberleri arasmda da aymm 
yaparak Musa Peygambere (a.s) veya Musa ve isa Peygamberlere 
inanirken, Hz. Muhammed'i (s.a.a) inkar etmislerdir. Aynca ilaht 
hiikumler arasmda da ayinm yaparak Allah'm kitaplannda yer a- 
lan hiikumlerin bazilanna inanirken, diger bazilanni inkar etmisler 
ve butun bu nedenlerden dolayi yerilmislerdir. Oysa bu ummetin 
muminleri Allah'a, meleklere, kutsal kitaplara ve peygamberlere 
hicbir ayinm yapmadan inanmislardir. [Nitekim bu iki ayette bu 
hususa isaret edilmektedir.] 

Bu ummetin muminleri, kendilerine indirilen hak bilgilere tes- 
lim olarak Rablerine karsi edepli davrandiklan gibi, kendilerine 
onerilen hukumleri kabul ederek de edepli davrandilar. Qunku Ya- 
hudiler gibi "i§ittik ve kar§i geldik." degil, "i§ittik ve itaat ettik." 
dediler. Arkasmdan yine edepli davranarak kendilerini Allah'm 
mulkiyeti altmdaki kullan saydilar. O'na karsi hi?bir seye malik 
olmadiklanni, ibadetlerini ve itaatlerini O'na karsi bir minnet me- 
selesi yapmadiklanni belirtmek uzere, "(Gunahlanmizi) bagi§la- 
mani dileriz, ey Rabbimiz!" dediler; Yahudiler gibi, "0 bizi affede- 



Maide Suresi 116-120 409 

cek", "Allah fakir, biz ise zenginiz", "Sayili birkag gun dismda bize 
cehennem ate§i kesinlikle dokunmayacak." ve benzeri nice sag- 
ma sozler soylemediler. 

Yiice Allah daha sonra, "Allah hig kimseye gug yetirebilece- 
ginden baskasmi yuklemez. Herkesin kazandigi iyilik kendi yara- 
rma ve kotuluk de kendi zararmadir." buyuyor. ilaht yukumluluk 
dogal olarak insanlarm yaratihstan getirdikleri fitrata tabidir. Bu 
da bilinen bir gercektir ki, yaratilism turu olan fitrat nelerle do- 
nanmis ise, sahibini onlara dogru Qagirir. Hayatm mutlulugu da 
kesinlikle bundadir. 

Evet; eger durum daha biiyiik bir onem vermeyi gerektirecek 
nitelikte veya emrin muhatabi olan kul, fitratin hukmu ve kulluk 
konumu disma ?ikmis olursa, o zaman fitrat yonunden gelecek 
baska bir hukumle Mevla veya yetkili merci, kula normal gucunu 
asan bir yukumlulugu yoneltebilir. Mesela, sirf supheye kapilmak- 
la ihtiyata uymasmi emredebilir veya meseleye olaganiistii dere- 
cede onem verildigi takdirde unutmadan ve hatadan kacinmasim 
sart kosabilir. islam seriatmda adam oldtirme, namus ve mal ko- 
nulannda ihtiyat esasma gore islem yapilmasimn gerekli olusu gi- 
bi. Veya inathhgi surduren ve israrla soru soran fertlere agir yu- 
kiimlulukler yukleyebilir ve onlan siddetli baski altma alabilir. Yii- 
ce Allah'm israilogullan hakkmda haber verdigi bazi agir yukumlu- 
lukler bunun ornekleridir. 

Kisacasi, her haltikarda "Allah hig kimseye giig yetirebilece- 
ginden baskasmi yuklemez." ifadesi[nin kime ait oldugu husu- 
sunda iki ihitmal vardir:] Ya Peygamberimiz (s.a.a) ile muminlerin 
sozlerinin uzantisidir. Onlar bu ifadeyi, "Rabbimiz! Unutur ya da 
yanilirsak, bizi sorumlu tutma." seklindeki sozlerine giris olsun di- 
ye dile getirmislerdir. 

Bir diger maksatlan da Allah'a ovgu olmasi ve Allah'm, insan- 
lan guglerinin yetmedigi konulardan sorumlu tutacagi ve zor yu- 
kumlultikler ytikleyecegi yolundaki asilsiz suphenin giderilmesidir. 
Bu asilsiz kusku soyle giderilmis oluyor: Allah hig kimseye gucunu 
asan bir ytik yuklemez. "Rabbimiz! Unutur ya da yanilirsak, bizi 
sorumlu tutma." seklindeki istege gelince; bu istek, hiikum yo- 
nunden veya inatci yukumluler yonunden kaynaklanan ikinci de- 
receden hukumlerle ilgilidir; yoksa Allah tarafmdan emredilen 



410 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

temel hukumlerle ilgili degildir. 

Ya da [yiice Allah'm kendi sozudur ki,] Peygamberimiz (s.a.a) 
ile mtiminlerin "(Gunahlarimizm) bagislanmasmi dileriz, ey 
Rabbimiz!" seklindeki sozleri ile "Rabbimiz! Unutur ya da yanilir- 
sak, bizi sorumlu tutma." seklindeki sozleri arasma konulmustur. 
Bununla az once anlattigimiz faydayi saglamasi ve Allah'm onlara 
yonelik bir edep ogretmesi amaclanmistir. Bu durumda da bu 
ctimle onlar tarafindan soylenmis bir soz yerine gecer. Qunkii on- 
lar Allah tarafindan indirilen sozlere inanmis kimselerdir ve bu soz 
de O'ndan gelmistir. Bu ihtimallerin hangisi gecerli olursa olsun, 
bu soz onlarm dualannin ve sozlerinin dayanaklarmdan biridir. 

Arkasmdan diger dualan, baska bir ifadeyle diger istekleri soy- 
le zikrediliyor: "Rabbimiz!... bizi sorumlu tutma.", "Rabbimiz! Bi- 
ze... agir yuk yukieme", "Rabbimiz! Bize gucumuzun yetmeyecegi 
yuku ta§itma. Bizi affet." Bu isteklerinden maksatlan unutarak, 
yanilarak ve diger zorlastinci faktorler yuziinden isledikleri gunah- 
lann affedilmesi olsa gerek. "Bizi bagisla. Bize aci." Yani, diger 
gunahlarimizi ve hatalanmizi bagisla. 

Daha onceki, "(Gunahlarimizi) bagislamam dileriz, ey Rabbi- 
miz!" seklindeki sozlerine dayanarak burada bagislama dilegini 
tekrarlamis olduklan soylenemez. Qunkii o soz, muminlerin du- 
rumu ve Rablerine karsi takindiklan edep ile Ehlikitab'm Rableri- 
ne karsi ve kendilerine indirilen kutsal kitaba karsi takindiklan 
edep arasmda bir karsilastirma yapilmasi amacma yonelik onlar- 
dan aktanlmistir. Ustelik dua makami, baska makamlarm aksine 
tekrarlara musaittir. 

Bu duada aciklamaya gerek kalmayacak derecede tarn bir 
kulluk edebi sergilenmis, art arda rububiyet makamma sigmilmis, 
Allah'm mtilkiyetine ve veliligine itiraf edilmis, Allah'm yuceligi 
karsismda kul olmanin zillet ve zavalhhk konumunda durulmustur. 

Kur'an'da Peygamberimize (s.a.a) yonelik bir?ok ilaht 
edeplendir-me ornekleri ve yuce egitimler vardir. Bunlar bazen Al- 
lah'a yonelik cesitli ovguler, bazen de Allah'a sunulmus dilekler 
seklinde karsimiza gikar. §u ayetlerde oldugu gibi: "De ki: Allah- 
'im, (ey) mulkun sahibi, diledii'me mulku verirsin ve diledii'mden 
gekip alirsm; diledigini aziz kilar. diledigini algaltirsm; butun ha- 



Maide Suresi 116-120 411 

yirlar sadece senin elindedir. Gergekten sen, her §eye giig yeti- 
rensin. Geceyi gunduze katarsm..." (Ai-i imran, 26-27) "De ki: Allah- 
'im, ey gokleri ve yen yoktan var eden, gorulmeyeni ve goruleni 
bilen! Ancak sen aynliga du§tukleri §eylerde kullarmm arasmda 
hiikmedersin." (Ziimer, 46) "De ki: Hamdolsun Allah'a ve selam ol- 
sun O'nun segtigi kullarma." (Nemi, 59) "De ki: Benim namazim, 
ibadetim, hayatim ve oliimum alemlerin Rabbi Allah igindir." 
(En'am, 162) "De ki: Rabbim, ilmimi artir." (Taha, 114) "Ve de ki: 
Rabbim, seytanlarm durtuklemelerinden sana sigminm." 
(Mu'minun, 97) Kur'an'da bu anlamdaki ayetler pek goktur. 

Bu ayetlerin ortak ozelligi 90k guzel ve ustun bir edebi igerme- 
leridir ki Allah, Peygamberimizi (s.a.a) bu edep uzerine egitmif ve 
Peygamberimiz de ummetini bu edebi edinmeye ?agirmi§tir. 

7- Buradaki konumuz; peygamberlerin, kavimleri ile yaptiklan 
konu§malarda Rableri tarafmdan gozettikleri edep kurallandir. Bu 
da geni§ bir konudur. Bu konu, Allah'i ovme ile ilgili edebin uzanti- 
si olsa da, bir ba§ka agidan sozlu tebligden etkisi az olmayan, hat- 
ta sozlii tebligin etkisini gu?lendiren amelt tebligin onemli bir bo- 
lumudur. 

Kur'an'da bu konu ile ilgili bircok ornekler vardir. Nitekim yuce 
Allah, Nuh Peygamber ile kavmi arasmdaki konusmalar hakkmda 
soyle buyuruyor: "Dediler ki: 'Ey Nuh, bizimle mucadele ettin. 
Hem bizimle mucadelede gok ileri gittin. Eger dogw sozlulerden 
isen, bizi tehdit ettigin §eyi bize getir.' (Nuh) dedi ki: Onu size, di- 
ledigi takdirde ancak Allah getirir; siz O'nu adz bir hale getire- 
mezsiniz. Eger Allah sizi azdirmak istiyorsa, ben size ogut verme- 
yi istesem de benim ogudum size yarar saglamaz. O'dur sizin 
Rabbiniz ve O'na donduruleceksiniz." (Hud, 34) 

Nuh Peygamber (a.s) bu sozlerinde kendisini aciz hale getir- 
mek amaciyla kavminin sahsma izafe ettigi azap verme yetkisini 
reddederek bu yetkiyi Rabbine izafe ediyor. "diledigi takdirde" ve 
"siz O'nu -yani Allah'i- aciz bir hale getiremezsiniz." seklindeki i- 
fadelerle, Rabbine karsi takindigi edebi ileri dereceye vardinyor. 
Bundan dolayi azaba carptirma yetkisini "Rabb" ismine degil, Al- 
lah ismine izafe ediyor. Qunku butun cemal ve celal sifatlan Allah 
isminde son buluyor. 



412 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ustelik kendisinin mucize ortaya koyma gucunu reddederek, 
bu guciin sadece Allah'a ait oldugunu vurgulamakla yetinmeyip, 
Allah'm dilegi ile ortusmedigi takdirde yapacagi nasihatin kavmi- 
ne faydah olmayacagmi ifade ediyor. Boylece kendinin gugsuz ol- 
dugu ve butun guciin Rabbine ait oldugu gercegini kesin bir dille 
tamama erdirmis oluyor ve bu ifadelerini, "O'dur sizin Rabbiniz ve 
O'na donduruleceksiniz." ifadesi ile gerekcelendiriyor. 

Bu konusma, Allah'm yanmda halka yonelik guzel edeple 
dopdolu bir diyalogdur. Nuh Peygamber (ona selam olsun), bu ko- 
nusmayi ken-dilerine mucadele agtigi kavminin zorbalan ile yapi- 
yor. 0, peygamberler (hepsine selam olsun) icerisinde tevhide da- 
vet konusunda mucadele kapismi acan, Kur'an'da anlatildigi uze- 
re putperestlige karsi baskaldiran ilk peygamberdir. 

Bu konu, peygamberlerin (hepsine selam olsun) edebini ince- 
leyenlerin buyutec altma alacaklan en genis alandir. Bu alanda 
onlann adep ve kemal dolu gidisatlarmin en ince ornekleri ile kar- 
silasinz. Qunku onlann butun sozleri, davranislan, hal ve hareket- 
leri kulluk murakabesi ve huzuru esasma dayanir. Gorunumun 
Rabbinden gaip, yuce Rabbi de kendisinden gaip bir kimsenin 
davranislan gibi olmasi bunu degistirmez. Yuce Allah soyle bu- 
yurmustur: "O'nun yanmda bulunanalar, O'na kulluk etmekten 
buyuklenmez ve yorulmazlar. Gece ve gundiiz tesbih ederler, nig 
ara vermezler. " (Enbiya, 19-20) 

Yuce Allah Hud, Salih, ibrahim, Musa, §uayb, Yusuf, Suley- 
man, isa, Muhammed (s.a.a) ve diger peygamberlerin (hepsine se- 
lam olsun) sikmti, rahathk, savas, bans, gizli, agik, mujdeleme ve 
uyarma gibi degisik durumlarda gergeklestirdikleri birgok karsilikh 
konusmalan bize naklediyor. 

Mesela su ayet uzerinde iyice diisun: "Bunun uzerine Musa, 
gok kizgm ve uzuntulu bir halde kavmine dondu. (Onlara) dedi ki: 
Ey kavmim! Rabbiniz size guzel bir vaatte bulunmami§ mrydi? 
Siire mi size uzun geldi, yoksa Rabbinizden uzerinize bir gazabm 
inmesini mi istediniz de bana verdiginiz soze ters davrandmiz?" 
(Taha, 86) Bu ayette kavminin yanina ofke ve kizgmhkla dopdolu 
donen Musa Peygamberin (a.s), bu durumda bile Rabbini hatirla- 
makta edepli davranmaktan geri kalmadigi, bu durumunun ken- 



Maide Suresi 116-120 413 

disini Rabbini anma yonunde edepli olmaktan ahkoymadigi anla- 
tihyor. 

Bunun bir baska ornegi de su ayetlerdir: "Yusuf'un evinde kal- 
digi kadm, onun nefsinden murat almak istedi. Kapilan kilitleyip 
'Haydi gelsene!' dedi. (Yusuf,) 'Allah'a sigmirim, Rabbim bana gii- 
zel bir barmak saglad). Zalimler iflah olmazlar' dedi." (Yusuf, 23) 
"Dediler: 'Vallahi, Allah seni bizden ustun kildi. Dogrusu biz hep 
suqIu idik. ' (Yusuf) dedi ki: 'Bugun size kmama yok. Allah sizi ba- 
g\slar. 0, merhametlilelerin en merhametlisidir." (Yusuf, 91-92) 

Bu ayetlerin ilkinde Yusuf Peygamberin insanm akhni basin- 
dan alan ve butun direnme gucunu yok eden kadm cagrisi sirasin- 
da takvayi elden birakmadigi, ikinci ayette ise Rabbini anmada ve 
kardesleri karsismdaki edepli tutumu anlatiliyor. 

Diger bir ornek de su ayettir: "(Suleyman) tahti yanmda ku- 
rulmu§ gorunce, dedi ki: Bu, Rabbimin lutfundandir. §ukur mu 
edecegim, yoksa nankorluk mu diye beni smamak istiyor. §uk- 
reden kendisi igin §ukretmi§ olur, nankorluk edene gelince, 
Rabbim zengindir (onun §ukrune muhtag degildir) ve kerimdir 
(bagisi kar§iliksizdir)." (Nemi, 40) Suleyman Peygamberi diisiine- 
lim. Kendisine buyuk bir mtilk, etkili bir otorite ve sasirtici bir guc 
verilmis. Bunlara dayanarak Saba Kralicesinin tahtmm Saba'dan 
Filistin'e getirilmesini emrediyor ve bu taht goz kirpma suresinden 
daha kisa bir zamanda onune getiriliyor. Fakat bu ustun iktidara 
ragmen buyukluk duygusuna ve kendini begenmislik kompleksine 
kapilarak Rabbini unutmuyor. Tersine hemen adamlan arasmda 
Rabbini en guzel ovgulerle ovuyor. 

Ardmdan Hz. Suleyman'in (a.s) bu tutumunu, Nemrud ile ibra- 
him Peygamber (a.s) hikayesinde Nemrud tarafmdan sergilenen 
su tutumla karsilastir: "Allah kendisine hukumdarlik verdi diye 
Rabbi konusunda Ibrahim'le tartismaya giren kimseyi gormedin 
mi? Hani Ibrahim, 'Benim Rabbim O'dur ki diriltir ve oldurur.' 
demisti. da, 'Ben de diriltir ve oldururum.' demisti." (Bakara, 258) 
Nemrud bu sozleri zindandan iki kisi getirterek birini oldiirup obti- 
runu sag biraktigi sirada soyledi. 

Ya da bu tutumu Misir Firavunu'nun Allah tarafmdan bize 
nakledilen su sozleri ile karsilastir: "Firavun, kavminin iginde 
bagirip dedi: Ey kavmim! Misir mulku ve §u altimdan akip giden 



414 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dedi: Ey kavmim! Misir mulku ve §u altimdan akip giden irmaklar 
benim degil mi? Yahut ben, §u asagilik, neredeyse soz anlatama- 
yacak durumda olan adamdan daha iyi degil miyim? (Eger soyle- 
dikleri dogru ise,) uzerine altm bilezikler atilmali... degil miydi?" 
(Zuhruf, 53) Firavun, Misir hukumdarhgi, oranm nehirleri ve kendisi 
ile yakmlarinin sahip oldugu bir miktar altmlarla boburlenerek, Al- 
lah'm bize naklettigi uzere hi? tereddut etmeden, "Ben sizin en 
yiice Rabbinizim" (Naziat, 24) diyor. Oysa Musa Peygamberin gun- 
den gune ortaya koydugu tufan (su baskmi), kanath ?ekirge ile 
kanatsiz gekirge, kurbaga ve benzeri bocek baskmi gibi mucizeler 
kar§ ismda zillete surukleniyordu. 

Peygamberlerin tutumuna bir ba§ka ornek de §u ayetlerdir: 
"Nlagarada bulunduklan bir sirada arkada§ma §6yle diyordu: II- 
ziilme, Allah bizimle beraberdir." (Tevbe, 40) "Hani Peygamber, e§- 
lerinden birine gizli bir soz soylemi§ti... (Peygamber) bunu e§ine 
haber verince e§i, 'Bunu sana kim bildirdi?' demi§ti. da, '0 her 
§eyi bilen, her §eyden haberdar olan bana bildirdi.' demi§ti." 
(TahrTm, 3) korkulu giindeki endi§e ve deh§et Peygamberimizi 
(s.a.a), Allah'm kendisi ile beraber oldugunu hatirlatmaktan ah- 
koymadigi gibi, tehdidi altmda bulundugu tehlikeden dolayi pani- 
ge kapilmadi. ikinci ayette de eslerinden birine gizlice verdigi sir 
konusunda da Allah'i hatirlama edebini aynen gozettigini goruyo- 
ruz. 

Kur'an'da anlatilan diger peygamberlerle (hepsine selam ol- 
sun) ilgili hikayelerde de bu orneklerdekine benzer garpici bir e- 
debin ve onurlu uygulamalarm sergilendigi gorulur. Eger soz 90k 
uzamis olmasaydi, o peygamber hikayelerini anlatir, arkasmdan 
ayrmtili bir incelemeye tabi tutardik. 

8- Bu bolumde, peygamberlerin insanlarla iliskilerinde ve kar- 
silikh konusmalannda gozettikleri edep kurallanna deginecegiz. 
Bu bo-lumtin ornekleri, peygamberlerin Kur'an'da nakledilen kafir- 
lerle yaptiklan tartismalar, muminlerle diyaloglan ve bizlere akta- 
nlan hayatlanndan, gidisatlarmdan bazi kesitlerdir. 

Once konusmalarda gozettikleri edep kurallanni ele alahm. 
Peygamberlerin zorbalarla ve cahillerle yaptiklan konusmalann 
Kur'an-daki orneklerini inceledigimizde, onlann karsilarmdakilere 



Maide Suresi 116-120 415 

hie agir soz soylemediklerini; kufur, hakaret ve kaba ifade yo- 
neltmediklerini goruruz. Oysa karsitlan onlara bol bol kufretmis- 
ler, onlan suclamislar, alaya ve hakarete maruz birakmislardir. 
Boyleyken onlara en guzel sozlerle ve yapici ogutlerle karsilik ver- 
misler, onlan selamlayarak yan-larmdan ayrilmislardir. Kendini 
bilmezler ve cahiller onlara satasip laf attiklannda, "selam" derler, 
yumusak sozlerle karsilik verirler. 

§u ayetlerde buyruldugu gibi: "Kavminin -yani Nuh'un kavmi- 
nin- ileri gelen kafirleri dediler ki: 'Biz senin sadece bizim gibi bir 
insan oidugunu goriiyoruz ve sana bizim basit goru§lu ayak ta- 
kimlanmizdan ba§kasmm uydugunu gormuyoruz. Sizin bize kar§i 
herhangi bir ustuniugunuzu de goremiyoruz; tersine sizi yalanci 
saniyoruz.' (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Bir du§unun! Ya ben 
Rabbimden gelen agik bir delil uzerindeysem, eger katmdan ba- 
na bir rahmet vermi§ de o (rahmet) sizin gozlerinizden saklan- 
mi§sa! §imdi siz onu istemezken, biz sizi ona zorla mi ula§tiraca- 

g\Z?" (Hud, 27-28) 

Yiice Allah, Hud Peygamberin kavmi olan Adogullarmin sozle- 
rini bize soyle naklediyor: "(Senin hakkmda,) 'Seni tannlarimizdan 
bin kotii garomisV demekten baska soz bulamryoruz. Hud dedi 
ki: 'Ben Allah'i §ahit tutuyorum, siz de §ahit olun ki, ben O'nun di- 
smda ortak kostugunuz §eylerden uzagim." (Hud, 55-54) Adogullan, 
ilahlanndan birinin Hud Peygamberi (a.s) carptigim soylemekle, 
onun delilik, sefihlik (beyinsizlik) ve benzeri bir hastahga yakala- 
narak aklt dengesini yitirmis biri oidugunu kastediyorlar. [Nitekim 
yiice Allah bir baska yerde soyle buyurmustur: "Kavminden ileri 
gelen kafirler dediler ki: 'Biz seni bir beyinsizlik iginde goriiyoruz 
ve gergekten senin yalancilardan oidugunu saniyoruz.' (Hud,) 'Ey 
kavmim! Bende bir beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi tarafm- 
dan gonderilmi§ bir elgiyim. Size Rabbimin gonderdigi gergekleri 
duyuruyorum ve ben sizin igin guvenilir bir ogutguyum." (A'raf, 67- 

68)] 

Kur'an'da ibrahim Peygamberin babasi Azer'in sozleri soyle 
naklediliyor: "(Babasi,) 'Ey ibrahim, dedi, sen benim tannlanm- 
dan yuz mu geviriyorsun? Eger vazgegmezsen, andolsun seni tas- 
larim. Uzun bir sure benden uzak dur. ' (Ibrahim,) 'Selam sana (e- 
sen kal), dedi, Rabbimden senin igin bag\slanma dileyecegim. 



416 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Hig §uphesiz, bana kar§i gok lutufkardir." (Meryem, 45-46) 

Yuce Allah, §uayb Peygamberin kavminin sozlerini soyle nak- 
lediyor: "Dediler ki: 'Ey Suayb! Senin soylediklerinden gogunu 
anlamryoruz, biz seni igimizde cidden zayif goruyoruz. Kabilen 
olmasaydi, seni mutlaka ta§layarak oldururduk.' (Suayb,) 'Ey 
kavmim! Size gore kabilem Allah'tan daha mi degerli, ki O'nu ar- 
kaniza atip unuttunuz...' dedi." (Hud, 91-92) 

Baska bir ayette §6yle buyruluyor: "Firavun dedi ki: 'Alemlerin 
Rabbi (dedigin) de nedir?' dedi. Niusa, 'Goklerin, yerin ve ikisi a- 
rasmda bulunan her §eyin Rabbidir...' dedi. (Firavun,) 'Size gon- 
derilen bu elginiz kesinlikle bir delidir.' dedi. Niusa, 'Eger du§u- 
nurseniz 0, dogunun, batmm ve ikisi arasmdaki butun varliklarm 
Rabbidir.' dedi." (§uara, 23-28) 

Kur'an'da Meryem'in kavminin sozleri §6yle naklediliyor: "De- 
diler ki: 'Ey Harun'un kiz kardesil Senin baban kotu bir adam de- 
giidi, annen de iffetsiz degiidi.' Bunun uzerine Meryem gocugu 
gosterdi. Dediler ki: 'Be§ikteki gocukla nasil konu§abiliriz?' (0 si- 
rada gocuk) dedi ki: Ben Allah'm kuluyum. bana kitap verdi ve 
beni peygamber yapti..." (Meryem, 28-30) 

Yuce Allah mu§riklerin kahin, deli ve §air gibi hakaretleri kar- 
§ismda Peygamberimizi (s.a.a) §6yle teselli ediyor: "Sen ogiit ver. 
Rab-binin nimeti sayesinde sen ne bir kahinsin, ne de bir deli. 
Yoksa onlar, '0 bir §airdir, zamanm felaketlerine ugramasmi 
bekliyoruz.' mu diyorlar? De ki: 'Bekleyin. Ben de sizinle beraber 
bekleyenlerdenim." (Tur, 29-31) 

Yine bir ba§ka ayette §6yle buyuruyor: "(0) zalimler (muminle- 
re) 'Siz ancak buyiiye tutulmu§ bir adama uymaktasmiz. ' dediler. 
Senin hakkmda bak nasil benzetmeler getirdiler? Artik onlar 
sapmislardir ve bir daha dogru yolu bulamazlar." (Furkan, 8-9) 

Kur'an bize, peygamberlere yapilan bu turden bircok kufur, if- 
tira ve hakaret icerikli ifadeyi naklediyor. Fakat peygamberlerin 
(hepsine selam olsun) bu tur saldinlara kaba sozlerle, agir cevap- 
larla kar§ihk verdiklerine hig rastlanmami§tir. Onlar bu hakaretle- 
re, kendilerine hayirh sozleri ve guzel edebi telkin eden ilaht egi- 
time uyarak dogru sozlerle, yumusak ve mantikh ifadelerle karsi- 
hk vermislerdir. Nitekim yuce Allah, Hz. Musa ile Harun'a (her iki- 



Maide Suresi 116-120 417 

sine de selam olsun) hitap ederek soyle buyuruyor: "Firavun'a gi- 
din. Qunkii o gergekten azdi. Ona yumu§ak soz soyleyin. Belki o, 
aklmi basina alir veya korkar." (Taha, 43-44) Peygamberimize 
(s.a.a) de soyle buyuruyor: "Eger Rab-binden umdugun bir rahmet 
igin onlardan yiiz gevirirsen, kendilerine yumu§ak bir soz soyle." 

(isra, 28) 

Peygamberlerin tartismalarda ve hitaplarda gozettikleri bir 
edep kurali da sudur: Onlar kendilerini halkm seviyesine indirerek 
her kesime anlayis duzeyine gore hitap ederlerdi. Nuh'un ve diger 
peygamberlerin halk kesimleri arasmdaki farkhhkla gozeten tar- 
tismalan incelenince, bu gergek acikca gorulur. Nitekim Sunn? ve 
§it kaynaklardan gelen bir rivayete gore Peygamberimiz (s.a.a) 
"Biz peygamberler, insanlara akillarmin duzeyine gore soz soyle- 
mekle emrolunduk." buyurmustur. 

Bilmek gerekir ki, peygamberlik gorevi insanlan hakka ilet- 
mek, hakki agiklamak ve savunmak esasma dayanir. Buna gore 
peygamberlerin cagnlan sirasmda hak ile donanmalan, batildan 
siynlmalan, sapikhk tuzaklarmin her turlusunden uzak durmalan 
gerekir. Boyle olmak ister insanlarm hosuna gitsin, ister onlan 
kizdirsm; ister hosnutluklan ile, ister hosnutsuzluklan ile sonug- 
lansin onemli degildir. Bu konuda yuce Allah, peygamberlerine en 
agir yasaklamayi ve en etkili uyanyi yoneltmistir. Hatta hakki des- 
teklemek amaci ile olsa bile, peygamberleri sozle ve fiilen batila 
uymaktan men etmistir. Qunku hak yolunda olsun veya olmasin, 
batil batildir. Hakka gagirmak, hak yolunda olsa bile batih caiz 
gormekle bagdasmaz. Batil aracihgi ile ulasilan ve batihn sonucu 
olarak ortaya cikan hak higbir bakimdan hak degildir. 

Bu yiizden yiice Allah soyle buyuruyor: "Ben, (insanlan) yoldan 
gikaranlan yardimci edinecek degilim." (Kehf, 51) "Eger seni se- 
batkar kilmasaydik, gergekten neredeyse onlara birazcik meyle- 
decektin. zaman, nig §uphesiz sana hayatm ve olumun sikmti- 
larmi kat kat tattinrdik; sonra bize kar§i kendin igin bir yardimci 
da bulamazdm." (isra, 74-75) Buna gore hak konusunda musama- 
hakarhk, umursamazhk ve taviz olmaz ve batila saygi gosterilmez. 

Bundan dolayi yuce Allah, cagrisimn gorevlileri ve dininin 6n- 
derleri olan peygamberlerini (hepsine selam olsun) hakka uyma 
ve onu destekleme yollarmi kolaylastiran seylerle donatmistir. Ni- 



418 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

tekim yiice Allah soyle buyuruyor: "Allah'm, kendisine farz kildigi 
bir isi peygamberin uygulamasmda bir gugluk yoktur. Bu, Allah'm 
sizden oncekiler igin de gegerli olan bir yasasidir. Allah'm emri 
§uphesiz geregi gibi yerine gelecektir. peygamberler, Allah'm 
buyruklarmi teblig ederler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan baska 
hig kimseden korkmazlar. Allah yeterli hesap gorucudur. " (Ahzab, 
39) Bu ayetlerde haber veriliyor ki, peygamberler Allah'm kendile- 
rine farz kildigi isleri zor bulmazlar, sirf O'ndan korkarlar, O'ndan 
ba§ka hig kimseden korkmazlar; neye mal olursa olsun ve basla- 
rma ne getirirse getirsin, hakki aciklamalanna hicbir sey engel o- 
lamaz. 

Arkasmdan Allah onlara giristikleri iste zafer vaat ediyor. §u 
ayetlerde buyruldugu gibi: "Andolsun ki biz, peygamber kullanmi- 
za kesin soz vermi§izdir. Elbette onlara yardim edilecektir ve bi- 
zim ordumuz kesinlikle galip gelecektir." (Saffat, 171-173) "Biz 
peygamberlerimize... kesinlikle yardim ederiz." (iviu'min, 51) 

Bundan dolayi elimizdeki bilgilere gore peygamberlerin hakki 
aciklamakta ve dogruyu soylemekte hi?bir seye aldiris etmedikle- 
rini goruruz. istedigi kadar sozleri halkm hosuna gitmesin, hatta 
onlara aci gelsin. Nitekim Kur'an'da Nuh Peygamberin, kavmine 
"Fakat ben sizin cahil bir topluluk oldugunuzu goruyorum." (Hud, 
29) dedigi naklediliyor. Hud Peygamber de, "Siz yalan uyduranlar- 
dan baskasi degilsiniz." (Hud, 50) diyor. Yine Hud Peygamber kav- 
mine sunlari soyliiyor: "Uzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hi- 
§im inmistir. Haklarmda Allah'm higbir delil indirmedigi, sadece 
sizin ve atalarmizm takt\g\ kuru isimler hususunda mi benimle 
tarti§iyor sunuz?" (A'raf, 71) Lut Peygamberin de, "Sizler haddi a- 
san bir toplumsunuz." (A'raf, 81) dedigi naklediliyor. ibrahim Pey- 
gamberin ise kavmine, "Size de, Allah'i birakip tapt\gm\z §eylere 
de yuh olsun! Siz akillanmaz mismiz?" (Enbiya, 67) dedigi nakledili- 
yor. Musa Peygamberin de kendisine, "Ey Nlusa, ben senin buyu- 
lenmi§ bir kisi oldugunu sanryorum." (isra, 101) diyen Firavun'a 
verdigi cevap sudur: "(Musa) dedi ki: Bunlari, hirer ibret olmak 
uzere, ancak goklerin ve yerin Rabbi indirdigini kesinlikle biliyor- 
sun. Ey Firavun, ben de senin hakikaten mahvoldugunu -yani 
hakka imandan ahkonmus, kovulmus ve mahvolmus biri oldugu- 
nu- sanryorum." (isra, 102) Kur'an'da boyle orneklerin sayisi coktur. 



Maide Suresi 116-120 419 

Bunlarm hepsi hakka karsi gozetilen edebe ve ona uyma ka- 
rarlihgma dayaniyor. Haktan da daha ustun bir istek, ondan daha 
serefli ve degerli bir amac olamaz. Bu sozlerin bazilan insanlar a- 
rasinda gecerli olan edep kurallarma aykin gorulebilir. Qunku bu 
gibi insanlar, batil yanlilanna yagcilik yaparak, bozgunculara ve 
yikicilara yardakcilik yapmayi davranis siyaseti kabul ederek ha- 
yatlanni nefislerinin arzulanna ve maddt cikar egilimlerine dayan- 
dirmislardir. 

Soziin kisasi, bu incelemenin basmda dedigimiz gibi edep an- 
cak faydali sozde ve iyi iste varolabilir. Bu yuzden iginde vucut 
buldugu ve seklini aldigi toplumlarm hayat tarzlanna, goruslerine 
ve inanclarma gore degisiklik gosterir. Dint toplumun dayanagi o- 
lan ilaht 9agn, inancta ve davranista hakka baglidir. Hak, batila 
kansmaz, ona dayanmaz ve onunla desteklenmez. Dolayisiyla onu 
aciklamaktan ve ona uymaktan baska care yoktur. iste dint top- 
lumda ortaya ?ikacak edep, en iyi sekilde hak yolu izlemek ve en 
zarif goruntuyu yansitmaktir. Yumusakliktan ve sertlikten birini 
segmenin dogru oldugu durumlarda yumusak sozu tercih etmek, 
hizli ve yavas davranmanin mumkun oldugu hallerde hayirda ca- 
buk olmayi segmek gibi. 

Nitekim yiice Allah, su ayette bunu emrediyor: "Bu levhalarda 
Musa'ya her konuya M§kin ogiit, her konuda ayrmtili agiklama 
yazdik. Bunlara simsiki saril ve kavmine de onlara en guzel bi- 
Qimde uymalarmi emret." (A'raf, 145) Yiice Allah bu ilkeye sarilan 
kullarmi da soyle miijdeliyor: "Sozii dinleyip de en giizeline uyan 
ku I Ian mi mujdele. I§te Allah'm dogru yola ilettigi kimseler onlar- 
dir ve gergek akil sahipleri de onlardir." (Ziimer, 17-18) Buna gore 
batilda edep olmadigi gibi, hakla batilin kansimmda da edep yok- 
tur. Qunku katiksiz hakkin dismda kalan sey hakkm velisinin ho- 
suna gitmeyen bir batildir. Zira 0, "Artik haktan sonra sapikliktan 
ba§ka ne kalir?" (Yunus, 32) diye buyuruyor. 

iste hak peygamberlerini acik sozluluge ve dogru konusmaya 
cagiran faktor budur. Bu tislubun bazi durumlarda yagcilik, umur- 
samazhk ve din disi toplumlarda gegerli olan yalanci edep gele- 
negine ters dusmesi onemli degildir. 

Peygamberlerin insanlarla iliskilerinde ve onlarla aralanndaki 
davranislan sirasinda gozettikleri diger bir edep kurah da zayiflar 



420 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ile gucluleri esit saymak, ilim ve takva sahiplerine digerlerinden 
daha 90k saygi gostermektir. Onlar, kulluk ve insanlarm nefisleri- 
nin terbiyesi esasina dayandiklan icin bunun sonucu olarak zengin 
ile fakir, buyuk ile kucuk, erkek ile kadm, efendi ile kole, yoneten 
ile yonetilen, amir ile memur, hukumdar ile halk hakkinda esit 
hukum verirler. Boyle olunca da artik ayinmci niteligin ve sosyal 
ayricahklann sadece guclulere mahsus olmasi gelenegi gecerligini 
yitirir. 

Dolayisiyla varhk ile yoklugun, mahrumiyet ile nimeti ele ge- 
cirmenin, mutluluk ile bedbahthgm, zenginlik ile yoksulluk ve guc- 
luluk ile zayifhk sifatlan arasmda bolunmesi ortadan kalkar. GQ9- 
luler ve zenginler her konumda en ustun olmazlar. Her yasama 
alanmin en bol nimetlisine konmazlar. Her calismamn en rahatma 
ve en kolayma getirilmezler. Her gorevin en hafifine atanmazlar. 
Bunun yerine insanlarm tumu bu alanda esit olurlar. §u ayette 
buyruldugu gibi: "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek He bir di§iden ya- 
rattik. Ve birbirinizle tani§maniz igin sizi milletlere ve kabilelere 
ayirdik. Muhakkak ki Allah katmda en ustun olanmiz en gok ko- 
runanmizdir." (Hucurat, 13) 

Boylece guclulerin, guclerine dayanarak buyukluk taslamalan, 
zenginlerin servetleri ile boburlenerek ovunmeleri, hak karsisinda 
tevazua, affa ve rahmete kosmaya, hayir alanlannda yansmaya, 
Allah yolunda cihat etmeye ve O'nun nzasini kazanma arzusuna 
doniisur. 

zaman fakirler zenginler gibi saygi gorur. Zayiflara karsi zen- 
ginlere gosterilen edebin aynisi gosterilir. Hatta zayiflara ve 
fakirlere daha 50k sefkat, merhamet ve cana yakmhk gosterilir. 
Yuce Allah bu konuda Peygamberimizi soyle egitiyor: "Nefsini, sa- 
bah ak§am Rablerine yalvaranlarla beraber tut (onlarla bir arada 
olmaya candan sabret). Dunya hayatmm susunu isteyerek gozle- 
rini onlardan gevirme. Kalbini bizi anmaktan alikoydugumuz, 
key fine uyan ve isi. hep asinlik olan ki§iye boyun egme." (Kehf, 28) 

"Sabah ak§am Rablerinin nzasini dileyerek O'na yalvaranlan 
kovma! Onlarm hesabmdan sana bir sorumluluk yoktur ve senin 
hesabmdan da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki, onlari 
kovup da zalimlerden olasm!" (En'am, 52), "Sakm onlardan bazi 



Maide Suresi 116-120 421 

giftlere verdigimiz dunya nimetine gbz dikme. Onlar igin uzulme 
ve muminlere (kar§i algakgonulluluk) kanadmi indir. Ve de ki: 
Ben agik sozlii bir uyanciyim." (Hicr, 88-89) 

Bu giizel edebi, Kur'an'da nakledilen Nuh Peygamber (a.s) ile 
kavmi arasmdaki su konusma da yansitmaktadir: "Kavminin ileri 
gelen kafirleri dediler ki: 'Biz senin sadece bizim gibi bir insan 
oldugunu goruyoruz ve sana bizim basit goru§lu ayak takimlan- 
mizdan ba§kasmm uydugunu gormuyoruz. Sizin bize kar§i her- 
hangi bir ustuniugunuzu de goremiyoruz; tersine sizi yalanci sa- 
nryoruz.' (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Bir du§unun! Ya ben 
Rabbimden gelen agik bir delil uzerindeysem, eger katmdan ba- 
na bir rahmet vermi§ de o (rahmet) sizin gozlerinizden saklan- 
mi§sa! §imdi siz onu istemezken, biz sizi ona zorla mi ula§tiraca- 
g\z? Ey kavmim] Buna kar§i sizden bir mal da istemiyorum. Be- 
nim ucretimi Allah verecektir. Ben inananlan kovacak degilim. 
Qunku onlar Rablerine kavu§acaklardir. Fakat ben -yoksullan ve 
kafirleri hor gormenizde- sizi cahillik eden bir topluluk olarak go- 
ruyorum. Ey kavmim! Eger ben onlari kovarsam, Allah' a kar§i 
beni kim savunacaktir? (Bunu hig) du§unmuyor musunuz? Size, 
Allah' in hazineleri benim yanimdadir, demiyorum. Gaybi da bil- 
mem. Ben bir melegim, de demiyorum. -Yani beni sizden ayiracak 
higbir ayncalik iddia etmiyorum, sadece size gonderilmis bir pey- 
gamberim ben.- Sizin gozlerinizin hor gordiigu kimseler igin 'Allah 
onlara hayir vermeyecek' de demem. Allah, onlarm iglerinde ola- 
ni -yani onlardan umulan hayir ve saadeti- daha iyi bilk. Boyle bir 
sey yaotigim takdirde ben, mutlaka zalimlerden bin olurum." 

(Hud, 27-31) 

Aynmciligi reddetme bakimmdan bu ayetlerin bir baska ben- 
zeri de §uayb Peygamberin (a.s) kavmine soyledigi su sozlerdir: 
"Yasakladigim hareketleri kendim yaparak size ters du§mek 
istemiyorum. Tek istei'im, gucumun yettigi oranda (bozukluklan) 
duzeltmektir. Basarim Allah' in yardimma baglidir. Yalniz O'na 
dayaniyor ve sadece O'na yoneliyorum." (Hud, 88) Yuce Allah, Pey- 
gamberimizi (s.a.a) insanlara tanitmak uzere soyle buyuruyor: 
"Andolsun, iginizden size 6y-le bir elgi geldi ki, sikintiya du§meniz 
ona agir gelir; size duskun, muminlere karsi sefkatli ve merha- 
metlidir." (Tevbe, 128) Baska bir ayet de soyledir: "Iglerinden bazi- 



422 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ian da, Peygamberi incittiler, '0 (herkesi dinleyen) bir kulaktir' 
derler. De ki: (0,) sizin igin hayir kulagidir. Allah'a inanir, mumin- 
lere inanir. Sizden inananlar igin de (o) bir rahmettir. " (Tevbe, 61) 

Bir baska ayette, "Sen yiice bir ahlak uzeresin." (Kaiem, 4) buy- 
ruluyor. §u ayette ise deminden beri soylenenleri birlestiren bir i- 
fade ile, "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gonderdik." (En- 
biya, 107) buyruluyor. 

Bu ayetler anlam bakimmdan her ne kadar Peygamberimizin 
(s.a.a) giizel ahlaki ile ilgili olup, ahlakin otesinde bir kavram olan 
edebi ile ilgili olmasalar da -daha once belirtildigi tizere- edep, ah- 
lakin turevidir. Aynca edebin kendisi aynnti nitelikli ahlaktan sayil- 
maktadir. 

HADiSLER I^IGINDA RESULULLAH'IN ^EMAJU 

Peygamber efendimizin (s.a.a) iistiin ahlaki ve giizel edebini 
yansitan Kur'an ayetlerinin buyuk bir kismi, emir ve yasak seklin- 
de sunulmustur. Bu yuzden bu bolumde, Peygamberimizin (s.a.a) 
iistiin ah-laki hakkinda butunsel bir fikir veren, onun giizel edebi- 
ne isaret eden, ayni zamanda Kur'an ayetleriyle desteklenen 6r- 
nekleri, onun (s.a.a) sunnetine dayanan rivayetlerden derlemeyi 
uygun gordiik. 

1- Meani'l-Ahbar adh eserde Ebu Hale Temimt'den, o da imam 
Hasan b. Ali'den (ikisine de selam olsun), diger bir kanalda da i- 
mam Riza'dan, o da atalanndan, onlar AM b. Huseyin'den, o Hasan 
b. Aliden (hepsine selam olsun), baska bir rivayet kanahnda da 
Ebu Hale-nin gocuklanndan birinden, o da Hasan b. Ali'den (her i- 
kisine selam olsun) rivayet eder ki: 

"Dayim Hind b. Ebu Hale Peygamber efendimizi (s.a.a) iyi vasf- 
eden biriydi. Ben de Peygamberin (s.a.a) vasiflarmi oziimseyip 
kalben baglanmm diye onun bana Peygamberi anlatmasim 90k 
isterdim. Bu yuzden Peygamberin (s.a.a) nasil biri oldugunu ona 
sordum. Dedi ki: 

"Resulullah (s.a.a) iri ve heybetli birisiydi. Yuzu on dordundeki 
ay gibi parlardi. Orta boylu birinden daha uzun, ince uzun boylu bi- 
rinden daha kisaydi. Basi buyukgeydi. Saclan ne kivircik, ne de 
duzdu, hafif dalgahydi. Saglanni sahverdigi zaman ortadan ayinrdi. 



Maide Suresi 116-120 423 

Topladigi zaman da kulak memesini gecmezdi. Parlak ve berrak 
renkliydi. Aim genisti. Kaplan ince, uzun ve geni§ti, bitisik degildi. 
iki kasimn arasinda sinirlendiginde belirginlesen bir damar vardi. 
Bu damar oyle bir parlakti ki, dikkat etmeyenler onu burnunun 
devami sanirlardi. Sakallan gurdu. Yanaklan duz ve az etliydi. Agzi 
nispeten buyiik ve genelde dudaklan hafifce acikti. Disleri beyaz 
ve seyrekti. Gogsunun ortasmdan karna uzanan killan inceydi. 
Boynu ceylan boynu gibi guzel, gumus gibi parlakti. 

Dengeli bir vucut yapisi vardi. Cusseli ve saglam yapihydi. Kar- 
ni ve gogsu dumduzdu. iki omzunun arasi genisti. Eklemleri iriydi. 
Genis gogusluydu. Vucudu oldukca guzel ve uyumluydu. Boyun 
cukurundan gobegine kildan bir cizgi uzaniyordu. Bunun dismda 
memeleri ve karni kilsizdi. Kollari, omuzlan ve gogsunun ust kismi 
daha kilhydi. Bilekleri uzundu. El ayasi genisti. Elleri ve ayaklan i- 
riydi. Dort bir yam duzgundu. Kemikleri duz ve cikintisizdi. Ayakla- 
rimn alti Qukurdu (duz taban degildi). Ayaklan genisti, suya bassa 
altmdan su kaymyor gibi olurdu. Yere bastigmda tarn basardi. A- 
yagim kaldirdigmda tarn kaldirarak yere surtmezdi. Adimlanni 
denk atardi. Teenni ve vakarla yururdu. Qabuk yol ahrdi. Yurudugu 
zaman yokus asagi iniyormus gibi yururdu. Bir tarafa baktigmda 
butiin vucuduyla o tarafa donerdi. Bakislanm yere indirirdi. Goge 
baktigmdan 90k yere bakardi. Bakislarimn gogu anhkti. Karsilasti- 
gi kimseye ilk selam veren o olurdu." 

"Ona dedim ki: '§imdi de bana Peygamberimizin (s.a.a) ko- 
nusma tarzim anlat.' Dedi ki: 

"Surekli huzunluydu. Devamh dusiinceli olurdu. Dinlenmesi ve 
rahati yoktu. Uzun sure sessiz kahrdi ve gerekmedikge 
konusmazdi. Avurtlanyla soze baslar ve avurtlanyla sozu tamam- 
lardi (agik ve net konusurdu). En a?iklayici ve anlamh sozlerle ko- 
nusurdu, sozunde faz-lahk ve eksiklik bulunmazdi. Yumusak huy- 
luydu. Kaba ve asagilayici degildi. Az dahi olsa onun katinda ni- 
met degerliydi. Hi?bir nimeti kotiilemezdi. Tattigi yiyecekleri yer- 
medigi gibi ovmezdi de." 

"Dtinya ve dunyahk seyler onu ofkelendirmezdi. Hak cignendi- 
gi zaman da (gazabmdan) kimse onu tammazdi ve onu almcaya 
kadar kimse ofkesinin ontinde duramazdi. Bir seyi gosterdiginde 
buttin eliyle isaret ederdi. Bir seye hayret ettigi zaman elini ters 



424 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

cevirirdi. Konustugu zaman ellerini kavusturur, sag elinin ayasmi 
sol elinin bas parmagimn ayasma vururdu. Bir seye kizdigi zaman 
ondan yuz cevirir, gozlerini yumardi. Gulmesi genellikle gulumse 
seklindeydi. Gulumsedigi zaman inci disleri gorunurdu." 

Seyh Saduk der ki: "Buraya kadar olan kisim, Kasim b. MenT'in 
ismail b. Muhammed b. ishak b. Cafer b. Muhammed'den aktar- 
digi rivayettir. Sonuna kadar geri kalan kismi ise Abdurrahman'in 
rivayetidir." 

imam Hasan (a.s) der ki: "Bu rivayeti bir sure Hiiseyin'e (a.s) 
acmadim. Sonra ona anlattim. Baktim ki, o bu rivayeti benden 
once duy-mus. Bunu nereden ogrendigini sordum. Baktim ki, ba- 
basmdan (a.s) Peygamberimizin (s.a.a) girisini, cikisim, oturusunu, 
seklini sormus, Peygamberimizle (s.a.a) ilgili olarak ogrenilmesi 
gereken hicbir seyi eksik birakmamistir." 

imam Hiiseyin (a.s) dedi ki: "Babama Peygamberimizin (s.a.a) 
bir yere nasil girdigini sordum. Buyurdu ki: Peygamberin (s.a.a) 
eve girmesi kendi elinde olan bir durumdu (diledigi zaman eve gi- 
rerdi). Evine girdigi zaman zamanmi uc kisma ayinrdi. Bir kismim 
Allah i?in, bir kismim ailesi igin, bir kismim da kendisi i?in ayinrdi. 
Sonra kendisi icin ayirdigi kismi kendisi ile insanlar arasinda pay 
ederdi. Bunu ozel dostlan aracihgi ile butun halka tesmil ederdi. 
Bu zamandan, onlardan esirgeyip sirf kendine sakladigi zaman 
olmazdi." 

"Gunltik hayatmm ummete ayirdigi kismmda faziletli kimsele- 
re oncelik vermesi onun (s.a.a) edebinin bir gostergesiydi. Onlan 
da dindeki degerlerine gore ayinrdi. iglerinde kimisi bir, kimisi iki 
ve kimisi de daha fazla ihtiyac sahibi olurdu. Durumlarina gore on- 
larla ilgilenirdi. Onlarm durumlanni dtizeltecek, kendilerini islah 
edecek seylerle ugrasmaya yoneltirdi. Ummetinin halini sorardi. 
Onlar i?in gerekli olan seyleri bildirmeye ozen gosterirdi ve soyle 
derdi: Burada bulunanlar benim sozlerimi bulunmayanlara bildir- 
sin. ihtiyacmi bana bildirmeye gucleri yetmeyenlerin ihtiya?larini 
bana bildirin. Cunku bir yoneticiye, ihtiyacmi bildirmeye guc yetir- 
meyen birinin ihtiyacmi bildiren kimsenin kiyamet gunu yuce Allah 
ayaklarmi sabitlestirir. Onun yaninda sadece bunlardan soz edile- 
bilirdi. Hie kimsenin bundan baska bir sey soylemesini kabul 



Maide Suresi 116-120 425 

etmezdi. insanlar ihtiyaglarim bildirmek i?in onun yanma girip 91- 
karlardi. Bir sey tatmadan evinden gikan olmazdi. Aydmlanmis, 
hayra delalet edebilecek bir halde evinden gikarlardi." 

"Ona, Peygamberimizin (s.a.a) evinden Qikarken nasil hareket 
ettigini de sordum. Buyurdu ki: Peygamberimiz (s.a.a) kendisini il- 
gilendirmeyen meselelerle ilgili olarak konusmaktan kacimrdi. in- 
sanlan kaynastmrdi, ayinp dagitmazdi. Her kavmin saygin kisileri- 
ne saygi gosterir, onlan kavimlerine yonetici olarak atardi. insan- 
lardan sakinir, kendisini onlardan korurdu. Ama guler yuzunii ve 
ustun ahlakma uygun davranismi hi? kimseden esirgemezdi. As- 
habmin hal hatirmi sorardi. insanlan baska insanlardan sorardi. iyi 
islerin iyiligini vurgular ve onu guclendirirdi. Cirkin islerin girkinli- 
gini soyler ve onu asagilardi. islerinde ilimliydi ve geliskiye 
diismezdi." 

"Halkm gaflet edip batila egilim gostermelerinden endise etti- 
gi iQin durumlarmdan gafil kalmazdi. Haktan higbir eksiklige 
gitmez, hakkm sinirlarmi da asmazdi. insanlar icinde ona en yakm 
ve dost olanlar, insanlann en hayirhlan olurdu. Muslumanlann en 
90k haynni isteyenler, onun katmda en ustun konuma sahip olur- 
du. Katmda en saygin yere sahip olanlar, yardim ve destek baki- 
mmdan en guzel ornegi sergileyen kimseler olurdu." 

imam Huseyin (a.s) der ki: "Ona (babam Hz. Ali'ye -a.s-), Pey- 
gamber efendimizin (s.a.a) oturusunu da sordum. Buyurdu ki: Al- 
lah'i anmadan oturmaz ve yerinden kalkmazdi. Bir mecliste ken- 
disine yer ayirmaz ve baskalannin da yer begenip ayirmalanna 
engel olurdu. Bir kavmin oturdugu yere geldiginde kimsenin otur- 
madigi bos bir yere otururdu ve insanlara da boyle davranmalanni 
emrederdi. Yaninda oturan herkesle ilgilenirdi. Yanmda oturanla- 
rm higbiri, bir baskasmm onun yaninda kendisinden daha saygin 
ve daha degerli oldugunu dusunmezdi. Onun yaninda oturan kim- 
se, o oradan ayrilmadan yaninda kalmaya devam ederdi. Ondan 
bir ihtiyacmm giderilmesini isteyen kimse, ihtiyacini almadan veya 
en azmdan guzel bir soz duymadan donup gitmezdi." 

"Giizel ahlakiyla butun insanlan kusatmisti. insanlara bir baba 
gibi davranirdi. Hak soz konusu oldugunda butun insanlar onun 
yaninda esitti. Onun oturdugu meclis, hilmin, hayanin, dogrulugun 
ve guvenilirligin meclisi olurdu. Meclisinde sesler ytikselmez, say- 



426 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ginhklar cignenmezdi. Bir surcme oldugunda onun tekran olmaz- 
di. Orada oturanlar dengeli davranir ve surekli olarak takva duy- 
gusuna bagh kahrlardi. Mutevazi olur, buyuklere saygi gosterir, 
kucuklere merhamet ederlerdi. ihtiyac sahiplerini kendilerine ter- 
cih eder ve yabancilan korurlardi." 

"Sonra, Peygamberimizin (s.a.a) oturuslarmdaki davramsi na- 
sildi? diye sordum. Buyurdu ki: Daima guler yuzluydu. Yumusak 
huyluydu. Yanindaki insanlara son derece yumusak davranirdi. Ki- 
nci, kaba, gurultucu degildi. Cirkin soz soylemez, kimseyi ne ayip- 
lar, ne de overdi. Hosuna gitmeyen, canmm cekmedigi bir seyden 
hoslanmadigmi belli etmezdi. Dolayisiyla ondan umit kesilmezdi, 
umit baglayanlar umitsizlige kapilmazdi." 

"U? seyden uzak dururdu. Gosteris, 90k mal biriktirmek, ken- 
disini ilgilendirmeyen seylerle ilgilenmek. insanlar hakkinda da u? 
seyden uzak dururdu: H\q kimseyi yermez, ayiplamazdi; hi? kim- 
senin kusurlanni ve ayiplanni arastirmazdi; ancak sevabmi umdu- 
gu seyler hakkinda konusurdu. Konusmaya basladigi zaman ya- 
nmda oturanlar baslannm uzerinde kus varmis gibi pur dikkat ke- 
silirlerdi. Ancak o sustuktan sonra konusmaya baslarlardi. Onun 
yanmda laf dalasma girmez, gekismezlerdi. Birisi konusunca di- 
gerleri, o sozlerini tamamlayincaya kadar seslerini keserlerdi. 0- 
nun yanmda birbirlerinin sirasmi gozeterek konusurlardi. Onlann 
guldugti seye kendisi de gulerdi. Hayret ettikleri seye o da hayret 
ederdi." 

"Yabanci bir kimsenin istekleri ve konusmasi kabaca da olsa 
ona karsi sabirh davranirdi. Oyle ki kimi kaba yabancilara karsi 
ashabi harekete ge?er, onu Peygamberden uzaklastirmak ister- 
lerdi. Ama o, 'Bir ihtiyag sahibinin bir sey istedigini gordugunuz 
zaman ona yardim edin.' buyururdu. Bir nimetin karsihginda te- 
sekkur mahiyetinde olmadigi stirece kimsenin ovgusunu kabul 
etmezdi. Hicbir kimsenin konusmasmi kesmezdi. Ancak o kimse 
hakkin sinirlanni astigi zaman ya onu boyle konusmaktan 
nehyeder veya yanmdan kalkardi." 

"Ona Peygamberin (s.a.a) sukutunu da sordum. Buyurdu ki: 
Onun siikutu dort seyden ileri gelirdi. Hilim, sakmma, degerlen- 
dirme, dtisunme. Degerlendirmeye gelince; insanlan gozlemleme 



Maide Suresi 116-120 427 

ve onlan dinleme seklinde olurdu. Dusunmeye gelince; kahci ve 
yok olup gidici olanm dusunurdu. [Hilme gelince;] hilim ve sabir ni- 
telikleri onda birlesmisti, hicbir sey onu ofkelendirmez, metanetini 
kirmazdi. Sakmmaya gelince; dort seyde kendisini gosterirdi: Gu- 
zele uyardi ki, insanlar onu ornek alsmlardi. Cirkini terk ederdi ki, 
insanlar ondan kacmsmlar-di. Ummetinin islahi iizerinde dusunur- 
dii. Dunya ve ahiret hayrma olacak isleri yapardi." 

Ben derim ki: Mekarim'ul-Ahlak adh eserin muellifi bu hadisi 
Muhammed b. ishak b. ibrahim Talegant'nin kitabmdan naklen 
aktarmistir. TaleganT de bu hadisi guvenilir ravileri aracihgiyla Hz. 
Hasan (a.s) ve Huseyin'den (a.s) aktarmistir. Bihar'ul-Envar adh 
eserde su aciklamaya yer verilir: "Bu rivayet meshurdur. Bircok Eh- 
lisunnet alimi de bu hadisi eserlerinde rivayet etmislerdir." 

Bu hadisin tumunun anlamini veya bazi bolumlerinin anlammi 
igeren baska rivayetler 90k sayidaki sahabtden de aktanlmistir. 

Hadiste gegen "el-Merbu" kelimesi, uzun boylu ile kisa boylu 
arasmda bir boy uzunluguna sahip olan kimse (orta boylu) demek- 
tir. el-Musezzeb, bedeni fazla etli olmayan (ince) uzun boylu de- 
mektir. Rec-l'us-sa'r, duz ile kivircik arasi sag (hafif dalgah) de- 
mektir. el-Aktka, top edilmis uzun sa? demektir. Ezher'ul-levn, par- 
lak ve berrak renk anlammdadir. 

el-Ezc, ince ve uzun kas demektir. es-Sevabig, genis kas an- 
lammdadir. el-Karan, kaslarm bitisik olmasidir. es-^emem, guzel 
ve duzgun olup ortasi kemerli burun anlammdadir. Kess'ul-lihye, 
uzun olmayip gur olan sakal demektir. Sehl'ul-hadd, yanagm duz 
olup 90k etli, tombul olmamasi demektir. Zalt'ul-fem, agzm buyuk 
olmasi anlammdadir. Erkekler iQin agzm buyuk olmasi bir guzellik 
belirtisi kabul edilir. el-Mufellec, ayaklann, ellerin veya dislerin a- 
rasinm acik olmasi demektir. el-Esneb, beyaz disli demektir. 

el-Mesrebe, gogsun ortasmdan karna uzanan killar demektir. 
ed-Dumye, ceylan demektir. el-Minkeb, bas, omuz ve kasm bulus- 
tugu yer (omuz) demektir. el-Keradts, el-kurdus'un goguludur ve 
bir mafsalda bulusan iki kemige denir. Enver'ul-mutecerrid; el- 
mutecerrid, et-tecerrtid kelimesinin ism-i faili olsa gerek, elbise ve 
benzeri seyleri ustunden gikarmak, soyunmak demektir. Bununla 



428 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Peygamberimizin (s.a.a) elbisesini cikardigmda dis gorunusunun 
giizel, bedensel yaratilisimn hos ve cekici oldugu kastedilmistir. 

el-Lubbe, goguste gerdanhgm yeri anlammdadir. es-Siirre, bil- 
digimiz gobektir. ez-Zend, kol ile elin bulustugu kisim (bilek) de- 
mektir. es-§esen, ayaklarm ve ellerin iri olmasi anlamma gelir. 
Sebtt'ul-ka-sab, kemiklerin duzgun olmasi, carpik olmamasi de- 
mektir. Ahmas'ul-kadam, ayagm altmda yere degmeyen cukur an- 
lammdadir. el-Hum-san, karni cekik olan demektir. Humsan'ul- 
ahmaseyn, ayaklarm altmin yere degmeyecek sekilde iyice ?ukur 
olmasi demektir. el-Fusha, genislik demektir. el-Kal', gu?lu yuru- 
me anlamma gelir. 

et-Tekeffu, meyilli yuriimek demektir. Zert'ul-mesye, hizh yu- 
rume anlammdadir. es-Sabab, yolun veya yerin bas asagi olmasi 
demektir. Hafiz'ut-tarf ifadesi, sonrasmdaki ctimlede "yere bakar- 
di" seklinde a?iklanmistir. 

el-Esdak, sidk'in Qoguludur. Yanaklann \q kismi (avurt) demek- 
tir. Soziin avurtlarla agihp onlarla son bulmasi, duzgun ve acik ko- 
nusmadan kinayedir. Araplar, "teseddeka=tuzgun ve fasih konus- 
mak i?in avurtlanni egdi." derler. ed-Demes, ed-dimase koktinden 
gelir. Bir sonraki cumle (Kaba ve asagilayici degildi) bunun agik- 
lamasi konumundadir. ez-Zevak, yiyecekten tadilan sey demektir. 
insane, en-nusuh koktinden gelir ve "yiiz ?evirdi" demektir. 
Yefterru misle habb'il-ge-mam, giizel ve tath gulmek anlamim ifa- 
de eder. Habb'ul-gemam, dolu anlamma gelir. Bu ifade, Peygam- 
berimizin (s.a.a) giizel ve tath guldugunden ve gtilerken dislerinin 
gorundtigunden kinayedir. 

"Sonra kendisi igin ayirdigi kismi kendisi ile insanlar arasmda 
pay ederdi..." Yani kendine ayirdigi vaktinde yalniz kahrdi, ama bu, 
insanlarla butun irtibatmi kestigi anlamma gelmezdi. Bilakis 90k 
yakmmda olanlar aracihgiyla insanlarla iliskisini surdururdu, onlann 
sorulanna cevap verir, ihtiyaQlarmi giderirdi. Kendine ayirdigi vak- 
tinden, insanlardan esirgeyip kendisine sakladigi bir bolum olmaz- 
di. er-Ruvvad, er-raid'in coguludur. Halka onderlik eden veya kafile- 
nin onunde gidip onlar icin mera veya konaklayacak menzil arayan 
kimse demektir. 



Maide Suresi 116-120 429 

"Bir mecliste kendisine yer ayirmaz ve baskalarimn da yer 
begenip ayirmalarma engel olurdu." Burada kastedilen, basta 
veya onde olayim diye kendisi icin ozel bir yer secmedigidir. 
Dolayisiyla hadiste gecen "Bir kavmin oturdugu yere geldiginde..." 
ifadesi, bu cumlenin bir aciklamasi gibidir. "Meclisinde... 
saygmliklar cignenmezdi." Yani, onun yaninda insanlann 
saygmliklan ayiplanmazdi. el-Ubne, ayip de-mektir. el-Hurum ise, 
hurmet (saygmlik) kelimesinin coguludur. 

"Bir surcme oldugunda onun tekran olmazdi." el-Feletat, el- 
felte-nin coguludur; surcme demektir. Yani yaninda oturanlardan 
biri bir yanhshk yapip surctugu zaman o hatayi onlara aciklar, boy- 
lece dikkat eder, ikinci kez o hataya dusmezlerdi. el-Bisr, guler yuz- 
luluk demektir. es-Sahhab, 90k haykiran, feryat eden, gurultu cika- 
ran anlamma gelir. 

"Onun yaninda birbirlerinin sirasmi gozeterek konusurlardi." 
el-Evliye, el-velT'nin coguludur. Bunun anlami da ardindan gelen, 
tabidir. Kastedilen anlam sudur: Onlar birbirinin ardindan sirayla 
konusurlardi, birbirlerinin sozlerine mudahale etmez, birbirlerinin 
sozlerini kesmez, biri konusurken gurultu cikarmazlardi. "Oyle ki 
kimi kaba yabancilara karsi ashabi harekete ge?er, onu Peygam- 
berden uzaklastirmak isterlerdi." Yani ashabi Peygambere karsi 
kaba davranan yabanciyi cekip Peygamberi ondan kurtarmak is- 
terlerdi. 

"Bir nimetin karsihginda tesekkur mahiyetinde olmadigi sure- 
ce kimsenin ovgiisunu kabul etmezdi." Yani bir baskasma verdigi 
herhangi bir nimetin karsihgi olarak tesekkurden baska higbir 
ovgiiyu kabul etmezdi. Hadiste ge?en "mukafi" kelimesi, "kafee" 
fiilinden gelir, karsiligmi verdi demektir. Ya da esitlik anlamma ge- 
len el-mukafee kokunden ttiremistir. Bu durumda, verdigi bir ni- 
metin hakki olan abartisiz ve asinhga kacmayan bir ovgunun di- 
smda hicbir ovgiiyu hos karsilamazdi, anlami cikar. "HiQbir kimse- 
nin konusmasmi kesmezdi. Ancak o kimsenin hakkm smirlanni 
astigi..." Yani bir kimse konusurken hakkm smirlanni assaydi, onu 
bu isten sakmdinr veya yanmdan kalkip giderdi. el-istifzaz, kuguk 
dtisurmek ve metaneti yitirmek anlamma gelir. 

2- ihya'ul-Ulum adh eserde soyle deniyor: "Peygamberimizin 
(s.a.a) konusmalan son derece fasih ve tath idi... Ozlu sozlerle 
konusurdu. Konusmasinda eksiklik ve fazlahk olmazdi. Sozleri 



430 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

nusurdu. Konusmasmda eksiklik ve fazlahk olmazdi. Sozleri birbi- 
rine bagh idi. Sozleri arasmda duraklamalar olurdu. Bu durakla- 
malarda dinleyiciler sozlerini algilayip anlama imkani bulurlardi. 
Sesi giir ve son derece tath nagmeli idi." [c.7, s.135) 

3- et-Tehzib adli eserde ishak b. Cafer'e, o da kardesi imam 
Musa Kazim'a (a.s), o da dedelerine dayanilarak verilen bilgiye go- 
re Hz. Ali (a.s) soyle diyor: "Peygamberimizin (s.a.a) soyle dedigini 
duydum: Ben iistun ve guzel ahlak ornekleri ile gonderildim." 

4- Mekarim'ul-Ahlak adli eserde verilen bilgiye gore Ebu Said 
HudrT soyle diyor: "Peygamberimiz (s.a.a) evden disan cikmamis 
utangag bir gene kizdan daha da utangacti. Hoslanmadigi bir sey 
olunca, bunu onun yuz ifadesinden anlardik." [s.17] 

5- el-Kafi adli eserde Muhammed b. Miislim'e dayanilarak ve- 
rilen bilgiye gore imam Muhammed Bakir (a.s) soyle buyuruyor: 
"Bir gun bir melek Peygamberimize (s.a.a) gelerek dedi ki: 'Allah 
seni mutevazi bir kul peygamber olmak ile padisah peygamber 
olmak arasmda serbest birakiyor.' dedi. Peygamber efendimiz 
(s.a.a) Cebrail'e bakti. Cebrail de ona eli ile, 'Mutevazi ol.' isaretini 
yapti. Bunun uzerine Peygamberimiz (s.a.a), 'Mutevazi bir kul pey- 
gamber olmayi tercih ediyorum.' dedi. Yeryiizii hazinelerinin anah- 
tarlan yanmda olan o melek de, 'Boyle olman, Allah katindaki de- 
recende hi?bir noksanhga yol acmaz.' dedi." [c.2, s.122, h:5] 

6- Nehc'ul-Belaga adli eserde verilen bilgiye gore Hz. Ali (a.s) 
soyle diyor: "Temiz ve pak Peygamberini (s.a.a) ornek al (ona uy). 
Dunyada... agiz dolusu bir lokma yemedigi gibi, gozunun ucuyla bi- 
le bakmadi ona. Dunya ehlinin bedeni en zayif ve karni en ac ola- 
niydi (karni dunyadan yana bostu). Dunya ona oldugu gibi sunul- 
du, fakat onu kabul etmedi. Allah'm bir seyden nefret ettigini 6g- 
renince o da ondan nefret etti, bir seyi kugumsedigini ogrenince o 
da onu kiiciik gordti. Eger Allah'm nefret ettigini sevmekten ve 
kucuk gordugunti yuceltmekten baska kusurumuz olmasa bu ku- 
sur, Allah'a isyan etme, O'nun emrine karsi Qikma bakimmdan tek 
basma yeterli bir kusurdur. Peygamber (s.a.a) yerde yemek yer, 
koleler gibi otururdu. Ayakkabismi kendi eli ile tamir ederdi. Qip- 
lak sirth merkebe biner ve birini de arkasma bindirirdi." 



Maide Suresi 116-120 431 

"Evinin kapismda asih perdede bir resim gorunce, eslerinden 
birine, '0 resmi kaldir. Qunku ona baktigimda dunya ve onun cazi- 
beleri akhma geliyor.' derdi. Kalbi ile dtinyadan yuz cevirmisti. 0- 
nun nefsindeki anismi oldurmustti. Bu yuzden onun suslerinin go- 
zunden uzak olmasmi istiyordu. Boylece dunyanm suslu elbisele- 
rini heves etmek, dunyada yerlesmeyi dustinmek ve dtinyadan 
makam ummak istemiyordu. Dunyayi gonlunden cikarmis, kal- 
binden siyirmis ve gozunden uzaklastirmisti. Bu boyledir; insan bir 
seyden nefret edince, ona bakmaktan ve onun yanmda anilma- 
smdan da nefret eder." 

7- el-ihticac adli eserde Musa b. Cafer'in (a.s) babasmdan, o- 
nun da dedelerinden, onlann da imam Hasan'dan (a.s) naklede- 
rek verdikleri bilgiye gore imam Ali (a.s) uzun bir rivayetin bir ye- 
rinde soyle buyurmustur: "Peygamberimiz (s.a.a) oyle ?ok aglardi 
ki, namaz kildigi yer islanirdi. Higbir gunahi olmadigi halde Allah'- 
tan korktugu i?in aglardi..." [c.l, s.331, en-Nu'man Yaymevi] 

8- el-Menakib adli eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz 
(s.a.a) baygm dusene kadar aglardi. Kendisine, 'Senin onceki ve 
sonraki butun gunahlarm affedilmis degil mi?' diye soruldugunda, 
'Ben siikreden bir kul olmayayim mi?' karsiligmi verirdi. Peygam- 
berimizin (s.a.a) vastsi olan Hz. Ali (a.s) de ibadetleri sirasmda boy- 
le baygm duserdi." 

Ben derim ki: Peygamberimize (s.a.a) bu soruyu soran kimse, 
ibadetin amacimn azaptan kurtulmak oldugu faraziyesine dayani- 
yordu. Rivayetlere gore bu tur ibadet kolelerin ibadetidir. Pey- 
gamberimizin (s.a.a) verdigi cevap ise, ibadetin Allah'a stikretmek 
maksadi ile yapilmasi gerektigi ilkesine dayaniyor ki, bu da seg- 
kinlerin ibadetidir ve ibadetlerin baska ve farkh bir cesididir. Ehli- 
beyt imamlanndan (Allah'm selami onlara olsun) gelen rivayete 
gore, oyle ibadetler var ki, azap korkusu ile yapihr. Bu ibadetler 
kolelerin ibadetidir. Oyle ibadetler var ki, sevap arzusu ile yapihr. 
Bu ibadetler tacirlerin ibadetidir. Oyle ibadetler de var ki, Allah'a 
stikretmek icin, bazi rivayetlere gore ise Allah sevgisinin etkisi ile, 
diger bazi rivayetlere gore de Allah buna layik oldugu icin yapihr. 
[bkz. Bihar'ul-Envar, c.70, s.255, h:7] 

Bu rivayetlerin anlamini dorduncti ciltte, "§ukredenleri ise Al- 
lah odullendirecektir." (Ai-i imran, 144) ayetinin tefsiri sirasmda u- 



432 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

zun uzun acikladik. Orada su gercegi vurguladik: Allah'a ibadet si- 
rasmda O'na sukretmek, O'na ihlasla yonelmek demektir. Sukre- 
den kullar, "Ha§a Allah, onlarm taktiklan sifatlardan munezzeh- 
tir. Fakat Alah'm halis kullan harig." (Saffat, 159-160) gibi ayetlerde 
kastedilen halis edilmis seckin kullardir. 

9- irsad-i DeylemT adh eserde soyle yer ahr: "ibrahim Peygam- 
ber (a.s) namaz kilarken Allah korkusunun etkisi Me, korkuya ka- 
pilmis kimselerin seslerine benzer bir ses cikarirdi. Peygamber 
(s.a.a) de oyle yapardi."" [el, s.105] 

10- Ebu'l-Futuh tefsirinde Ebu Said Hudri'den soyle nakledilir: 
"Yiice Allah, 'Ey inananlar! Allah'i gok zikredin.' (Ahzab, 41) ayetini 
indirdiginde, Peygamberimiz (s.a.a) o kadar 50k Allah'i zikretmeye 
daldi ki, kafirler, 'Bu adami cinler carpti' dediler." 

11- el-Kafi adh eserde, muellif kendi rivayet zinciriyle Zeyd 
Seh-ham'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakle- 
der: "Pey-gamberimiz (s.a.a) her gun yetmis kere Allah'a tovbe 
ederdi." Kendisine, "Peygamberimiz (s.a.a) 'estagfirullahe ve 
etubu ileyhi (Allah'tan af diler, ona tovbe ederim)' diyerek mi tov- 
be ederdi?" diye sordum. imam bana, "Hayir, etubu ilellah (Allah'a 
tovbe ederim) derdi" karsiligmi verdi. Kendisine, "0 tovbe ettikten 
sonra gunah islemezdi. Biz ise tovbe ediyor, fakat arkasmdan yine 
giinah isliyoruz" dedim. Buyurdu ki: "Allah yardimcimiz olsun." [U- 
sul-i Kafi, c.2, s.432] 

12- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde Kitab'un-Nubiivvet adh eser- 
den aktarilarak verilen bilgiye gore imam AM (a.s) Peygamberimizi 
(s.a.a) tanitirken soyle derdi: "0 insanlarm en comerdi, en cesuru, 
en dogru sozlusu, en ahdine sadik olani ve en yumusak huylusu 
idi. Yakmlan da en saygm yakmlardi. Onu ilk gorenler, ondan kor- 
kup cekinirlerdi. Onunla oturup kalkarak onu taniyanlar onu sever- 
lerdi. Ben, ne ondan once ve ne ondan sonra onun gibi birini gor- 
medim. Allah'm selam ve rahmeti onun uzerine olsun." [s.18] 

13- el-Kafi adh eserde Omer b. Ali'ye dayamlarak verilen bilgi- 
ye gore imam AM (a.s) soyle dedi: "Peygamberimizin (s.a.a) yemin- 
lerinden biri 'La ve's-tegfirullahe (Hayir, Allah'tan af dilerim.)' sek- 
Mnde idi." [Fiiru-i Kafi, c.7, s.140] 

14- ihya'ul-Ulum adh eserde verilen bilgiye gore, Peygamberi- 



Maide Suresi 116-120 433 

miz (s.a.a) siddetli vecde geldigi zaman sik sik mubarek sakalmi 
sivazlardi. [c.7, s.140] 

15- Yine ayni eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) in- 
sanlarm en comerdi idi. Yaninda dinar ve dirhem diye nig para kal- 
mazdi. Eger elinde bir sey kahr da onu birine vermeden aksam 
olurduysa, onu ihtiyaci olan birine vermeden evine gitmezdi. Allah- 
'm kendisine verdiklerinden sadece yillik gecimini karsilayacak 
kadanni alirdi. Bunlar da en ucuzundan bir miktar arpa ve hurma 
olurdu. Digerlerini Allah yolunda harcardi." 

"Kendisinden ne istenirse verirdi. Sonra yillik gecimi icin sak- 
ladigi aziga doner, onu da muhtaclara vererek onlan kendinden 
one gecirirdi. Oyle ki, bircok zaman dunya mahndan kendisine bir 
seyler gelmemis olurduysa, yil sonu gelmeden muhtac duruma 
diiserdi. Kendisine ve dostlanna zaran dokunsa da hakki yerine 
getirirdi. Dusmanlari arasmda korumasiz gezerdi. Dunyamn hicbir 
isi onu korkutmazdi." 

"Fakirlerle oturup kalkar, yoksullarla birlikte yemek yerdi. Fa- 
ziletli kimseleri ahlaklan yuzunden ustun tutar, serefli kimselere 
iyilik ederek onlarla yakinhk kurardi. Yakmlan ile sik sik gorusur, 
fakat onlan kendilerinden daha faziletli olan kimselere tercih 
etmezdi. Hie kimseye zulmetmez, hakkini cignemezdi. Oziir beyan 
edenlerin mazeretlerini kabul ederdi." 

"Koleleri ve cariyeleri vardi. Fakat yemekte ve giyimde kendini 
onlardan ustun tutmazdi. Biitun zamanmi ya Allah icin bir amel is- 
leyerek veya kendi igin faydah olan bir is yaparak geQirirdi. Dostla- 
rmm bahgelerinde gezintilere gikardi. HiQ kimseyi fakir ve hastahk- 
h oldugu igin ku?umsemezdi. HiQbir padisahtan da padisah oldugu 
iQin korkmazdi. Her ikisini (padisahi da, fakiri de) ayni uslupla Al- 
lah'a gaginrdi." [c.7, s.120] 

16- Yine ayni eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) in- 
sanlarm en zor ofkeleneni ve en cabuk hosnut olani idi. insanlara 
insanlarn en sefkatlisi, insanlar icin insanlann en hayirhsi ve in- 
sanlara insanlann en yararh olani idi." [c.7, s.H5] 

17- Yine ayni eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) 
sevinince ve hosnut olunca, insanlann en guzel hosnut olani idi. 6- 
gut verirken ciddt idi. Ofkelendiginde -ki yalniz Allah \g\n ofkelenir- 



434 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

di- ofkesine higbir sey karsi koyamazdi. Butun islerinde boyle idi. 
Basina bir dert geldiginde, isi Allah'a havale eder, kendinde guc- 
kuvvet olmadigmi belirtir ve Allah'tan kurtulus yolu gostermesini 
isterdi." 

Ben derim ki: Allah'a tevekkiil etmek, isleri O'na havale etmek 
ve insanm gug-kuvvetten uzak oldugunu belirterek Allah'tan cikis 
yolu gostermesini istemek, birbirine bagh ilkelerdir ve hepsi birlik- 
te ayni temel inanctan kaynaklanirlar. Bu temel inane, butun ge- 
lismelerin Allah'm yenilmez iradesine, sonsuz ve ezici gucune da- 
yandigi gercegidir. Kur'an'da ve siinnette bu gercege yonelik cagri 
sik sik vurgulanmaktadir. §u ayetlerde oldugu gibi, "Tevekkiil e- 
denler yalniz Allah'a tevekkiil etsinler." (ibrahTm, 12) "Ben i§imi Al- 
lah'a havale ediyorum." (iviu'min, 44) "Kim Allah'a tevekkiil ederse, 
ona yeter." (Taiak, 3) "Biliniz ki, yaratmak da, emretmek de, O'a 
mahsustur." (A'raf, 54) "Ve §iiphesiz son van§ Rabbinedir." (Necm, 
42) Kur'an'da bu anlamda daha bircok ayet oldugu gibi bu konu- 
daki rivayetler de sayilamayacak kadar coktur. 

Bu ahlakla ahlaklanmak ve bu edep kurallanni gozetmek, in- 
sana gergeklerin mecrasmi izleme ve realitelerle uyumlu isler 
yapma imkani verir, onu fitrat dinine bagh tutar. Qunku butun isle- 
rin Allah'm iradesine dayandigi ilkesi, kesin bir gercektir. Nitekim 
yuce Allah, "lyi bilin ki, butun isler Allah'a doner." (§Qra, 53) buyu- 
ruyor. Aynca bu dusiincenin baska onemli bir faydasi da vardir ki, 
o da sudur: insanm sonsuz bir gucun ve yenilmez bir iradenin sa- 
hibi olduguna inandigi Rabbine dayanmasi, onun iradesini gug- 
lendirir ve azminin dayanaklanni pekistirir. zaman, insan onune 
gikan higbir engel yuzunden tokezlemez, hi?bir sikmti ve yorgun- 
luk yuzunden azmi gevsemez, higbir nefsant durtunun ve higbir 
seytant vesvesenin, i?inde uyandirdigi vehimler yuzunden yolun- 
dan donmez. 

Hz. Mu hammed' in (s.a.a) Gundelik Hayatmdaki Bazi 
Sunnetlerve Edep Kurallan 

18- irsad-i DeylemT adh eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz 
(s.a.a) elbiselerini kendisi yamalar, pabu?lanni kendisi diker, kole- 
lerle birlikte yemek yer, yerde oturur, esege biner ve arkasma biri- 



Maide Suresi 116-120 435 

ni bindirirdi. Ailesinin ihtiyaclarim eve tasimaktan utanmazdi. 
Zenginlerle de, fakirlerle de el sikisir, el sikistigmda karsi taraf e- 
lini birakmadikca kendisi karsi tarafin elini birakmazdi. Zengin- 
fakir, buyuk-kucuk karsilastigi herkese selam verirdi. Quruk hur- 
ma olsa bile kendisine edilen ikrami kucumsemezdi." 

"Peygamberimiz (s.a.a) az masrafh gecinir, yiice karekterli, 
guzel gecimli ve guler yuzlu idi. Tebessum eder, fakat gulmezdi. 
Mahzun gorunuslu idi, ama asik surath degildi. Aleak gonullu idi, 
ama zillet goruntusu vermezdi. Comertti; fakat israfa kaemazdi. 
ince kalpli idi. Butun Muslumanlara karsi merhametli idi. Cok ye- 
mek yedigi \g\n gegirdigi hig i§itilmemi§, higbir zaman higbir §eye 
kar§i tamahkarhk gostermemi§tir." [el, s.115, Beyrut baskisi] 

19- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde §6yle deniyor: "Peygambe- 
rimiz (s.a.a) aynaya bakar, sagim ve sakalmi tarardi. Kimi zaman 
[ayna bulamadiginda] suya bakarak sagim duzeltirdi. Aile fertleri- 
ne karsi yaptigmdan daha 90k ashabi igin suslenirdi ve 'Allah, ku- 
lunun arkadaslarmin yanma giderken hazirlanip suslenmesini se- 
ver. 1 derdi." [s.34] 

20- ilel'us-§erayi, Uyun-u Ahbar'ir-Riza ve el-Mecalis adh eser- 
lerin imam Riza'ya (a.s), onun da dedelerine (hepsine selam ol- 
sun) dayanarak verdigi bilgiye gore, Peygamberimiz (s.a.a) soyle 
dedi: "§u bes seyi oltinceye kadar birakmam: Kolelerle birlikte yer 
sofrasmda yemek yemek, ?iplak sirth esege binmek, elimle kegi 
sagmak, yunden dokunmus elbise giymek ve gocuklara selam 
vermek. Bunlari, benden sonra siinnetim olsun diye yapiyorum." 
[ilel'u§-§erayi, s.130, bab:108, h:l] 

21- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore 
imam Ali (a.s), Bent Sa'd kabilesinden birine soyle dedi: "Sana 
kendim ve esim Fatima hakkmda bir bilgi vereyim istemez mi- 
sin?... Bir sabah biz heniiz yataktayken Peygamber (s.a.a) bize 
geldi ve 'es-Selamu aleykum' dedi. Biz icinde bulundugumuz du- 
rumdan utandigimiz iQin ses cikarmadik. Arkasmdan yine, 'es- 
Selamu aleykum' dedi. Biz yine ses cikarmadik. Arkasmdan bir 
daha 'es-Selamu aleykum' deyince, eger cevap vermezsek geri 
doner diye korktuk. Cunku hep boyle yapardi. Bir eve vannca, ka- 
pida tig kere selam verir ve eger girmesine izin verilmezse geri 
donerdi. iste bu endise ile, 'Ve aleyk'es-selam, ey Allah'm Resulii, 



436 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

buyur.' dedik. Bunun uzerine iceri girdi." [el, s.n, h:32] 

22- el-Kafi adh eserde Rib'T b. Abdullah'a dayanilarak verilen 
bilgiye gore imam Cafer Sadik (a.s) soyle dedi: "Peygamberimiz 
(s.a.a) kadmlara selam verir, onlar da onun selamina cevap verir- 
lerdi. imam AM (a.s) de kadmlara selam verirdi. Fakat gene kizlara 
selam vermek istemezdi. Bunun sebebini soyle aciklardi: Sesleri- 
nin hosuma gideceginden ve boylece selam vermekten bekledi- 
gim sevaptan daha buyuk zarara ugrayacagimdan korkuyorum." 
[Usul-i Kafi, c.2, s.148, h:l] 

Ben derim ki: Bu rivayeti, §eyh Saduk mtirsel olarak [raviler 
zincirine yer vermeyerek] 1 ve Taberst'nin torunu, el-Miskat adh e- 
serinde el-Mehasin adh eserden iktibas ederek nakletmistir. 

23- Yine el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ab- 
diilazim b. Abdullah el-Hasant'nin merfu olarak aktardigi bir ha- 
diste soyle dedigini nakleder: "Peygamberimizin (s.a.a) uc tiirlu otu- 
rusu var-di: 'Kurfesa' diye adlandinlan birinci sekilde ayak bilekle- 
rini diker ve ayak bileklerinin onunden elleri Me dirseklerini kav- 
rardi. ikincisinde dizleri uzerine gomelirdi. Uguncusunde bir ayagi- 
ni biiker ve obur ayagini onun uzerine uzatirdi. Bagdas kurarak 
oturdugu hi? gorulmemistir." [Usul-i Kafi, c.2, s.558, h:2] 

24- Mekarim'ul-Ahlak adh eserin Kitab'un-Nubuvvet adh eser- 
den iktibas ederek naklettigine gore imam AM (a.s) soyle diyor: 
"Peygamberimizin (s.a.a), el sikistigi kisinin elini karsi taraf elini 
cekmeden biraktigi hi? gorulmemistir. Biri ona uzun uzun bir ihti- 
yacmi arz ettiginde veya onunla arasmda yaptigi konusmayi uzat- 
tigmda, karsi taraf konusma yerinden ayrilmadan once onun ko- 
nusma yerinden ayrildigi hi? gorulmemistir. Biri onunla tartistigm- 
da susardi (tartismayi kesen taraf mutlaka o olurdu), karsi taraf 
susana kadar onu dinlerdi. Onunla oturana dogru ayaklarmi uzat- 
tigi hi? gorulmemistir. " 

"iki is arasmda tercih yapmasi istendiginde, mutlaka zor olani 
secerdi. §ahsma yapilan higbir haksizhgm intikammi almaya 
kalkismazdi. Yalniz Allah'm yasaklarmin gignendigi durumlar ha- 
r\q. zaman yuce Allah adma ofkeye kapihrdi. Oltinceye kadar bir 



1- [Men La Yahzuruh'ul-Fakih, c.3, s.300, h:19] 



Maide Suresi 116-120 437 

seye yaslanarak yemek yedigi olmadi. Kendisinden bir sey istenip 
'Hayir' dedigi hie olmazdi. Biri ondan bir sey isteyince ya istegini 
kar§ilar veya guzel sozlerle gonlunu ahrdi. Namazi hem hafif, hem 
de eksiksiz olurdu. Hutbeleri (konusmalari) kisa ve ozlu olurdu. Bir 
yere gelmekte oldugu, yaydigi guzel kokudan bilinirdi." 

"Bir toplulukta yemek yediginde yemege ilk o baslar ve en son 
o sofradan el cekerdi. Yemek yerken oniinden yerdi. Sadece mey- 
ve ve hurma yerken elini tabakta gezdirirdi. Suyu uc nefeste icer- 
di. Suyu yudum yudum icerdi, bir kere de yutmazdi. Yemek yeme- 
si, su icmesi, almasi ve vermesi sag eli ile olurdu. Her seyi sadece 
sag eli ile ahr ve mutlaka sag eli ile verirdi. Sol elini bedeninin di- 
ger islerinde kullanirdi. Elbise giymeye, ayakkabi giymeye ve ta- 
ranmaya varmcaya kadar butun islerini sag eli ile yapmayi sever- 
di." 

"Dua ederken duasmi uc kere tekrarlar, konusurken sozlerini 
tekrarlamaz, bir defa soylerdi. Bir yere girerken tig kere izin isterdi. 
Herkesin anlayacagi agikhkta konusurdu. Konusurken dislerinin 
arasmdan nur gikiyor gibi gorunurdu. Onu gordugunde List disleri- 
nin seyrek oldugunu sanirdm, ama oyle degildi." 

"Bakarken goz ucu ile bakardi. Hi? kimseye hosuna gitmeye- 
cek soz soylemezdi. Yiiriirken yokus iner gibi heybetli yiiriirdii. De- 
vamh, 'En iyileriniz, ahlaki en guzel olanmizdir' derdi. Hicbir zevki 
yermez ve de ovmezdi. Yanmda konusanlar tartismaya 
girmezlerdi. Ondan soz edenler 'Onun gibisini ne ondan once ve ne 
ondan sonra gozlerim gormedi' derlerdi." [s.23] 

25- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Cemil b. 
Derrac'tan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakleder: 
"Peygamberimiz (s.a.a) bakislanni ashabi arasmda bolusturur ve 
her birine esit sekilde bakardi. Arkadaslan arasmda ayaklanni u- 
zatarak oturdugu hi? gorulmemistir. Biri ile el sikistigmda, karsi 
taraf elini birakmadan elini cekmezdi. Herkes bu durumun farkm- 
da oldugu icin onunla kim el sikissa, elini kendine dogru ?ekerek, 
Peygamberin elini birakirdi." [Usui-i Kafi, c.2, s.67i, h:i] 

26- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle nakledilir: "Resulullah 
(s.a.a) her konusmasmda sozlerini giilumseyerek soylerdi." [s.2i] 

27- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore Yunus SeybanT soyle 



438 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

diyor: "imam Cafer Sadik (a.s) bana, 'Birbirinizle sakalasiyor mu- 
sunuz?' diye sordu. Ben, 'Ara sira.' dedim. imam bana soyle dedi: 
Sakalassamz ya... Cunku sakalasmak iyi ahlakm bir gostergesidir. 
insan sakalasmca Musluman kardesini sevindirmis olur. Peygam- 
berimiz (s.a.a) karsismdakilerle onlan sevindirmek maksadi ile 
sakalasir, latife yapardi." [s.2i] 

28- Yine Mekarim'ul-Ahlak adh eserin Ebu'l-Kasim Kuft'nin 
Kita-b'ul-Ahlak adh eserinden iktibas edip naklettigine gore imam 
Cafer Sadik (a.s) soyle diyor: "Her muminin espri konusu olacak 
bir ozelligi vardir. Peygamberimiz (s.a.a) insanlarla sakalasir, fa- 
kat (sakasinda da) sadece gercegi soylerdi." [s.2i] 

29- el-Kafi adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Muam- 
mer b. Hallad'm soyle dedigini nakleder: "imam Ebu'l-Hasan'a 
(a.s), 'Camm sana feda olsun, insan oyle bir toplulukta oluyor ki, 
insanlar bazi sozler soyleyerek birbirleri ile sakalasip gulusuyorlar, 
buna ne dersin?' diye sordum. imam '...olmadikca bir sakmcasi 
yok.' dedi. Oyle zannediyorum ki, imamm 'olmadikga' ifadesinden 
maksadi, kufur ve Qirkin, edep disi sozlerdir." 

"Sonra imam sozlerine soyle devam etti: Peygamberimize 
(s.a.a) bir bedevt gelir, ona hediye getirirdi. Arkasmdan da Pey- 
gamberimize (s.a.a), 'Hediyemizin bedelini ver.' diye takihrdi. Pey- 
gamberimiz (s.a.a) de onun bu sozune gulerdi; oyle ki cam sikildi- 
ginda, dertli zamanlannda, 'Bizim bedevt ne yapiyor? Keske bize 
gelse!' derdi." [Usul-i Kafi, c.2, s.663, h:l] 

30- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Talha b. 
Zeyd'e dayanarak verdigi bilgiye gore imam Cafer Sadik (a.s) soy- 
le dedi: "Peygamberimiz (s.a.a) ?ogunlukla yiizii kibleye dontik o- 
larak otururdu." 

31- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle deniyor: "Peygambe- 
rimize (s.a.a) hayir dua etsin diye getirilen cocuklan efendimiz co- 
cuklarm ailelerini onurlandirmak iQin kucagma ahrdi. Kimi zaman 
kucukler kucagmda ?is ederlerdi. Bunu gorenler baginp gaginnca, 
'Qocugun sidigini kesmeyin de isini bitirsin.' derdi. Sonra cocuga 
hayir dua eder veya ad takardi. Ailesi bu durumdan son derece 
memnun olurdu. Peygamberimizi, cocuklarimn kucagmda cis et- 
mis olmasmdan rahatsiz olmus gormezlerdi. Onlar gittikten sonra 



Maide Suresi 116-120 439 

Peygamberimiz elbisesini yi-kardi." [s.25] 

32- Yine ayni eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) 
hayvan sirtmdayken hie kimsenin yanmda yaya yurumesine izin 
vermezdi. Mutlaka yanindakini de binegine alirdi. Eger adam bin- 
meyi reddederse 'Onumden git ve istedigin yerde bulusahm' der- 
di." [s.22] 

33- Yine ayni eserde Ebu'l-Kasim Kuft'nin, Kitab'ul-Ahlak adli 
eserde soyle dedigi nakledilir: "Rivayetlerden edindigimiz bilgiye 
gore Peygamberimizin (s.a.a) sahsi icin intikam aldigi asla gorul- 
memistir. her zaman affeder, karsi tarafm kusurunu bagislardi." 

34- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore Peygamberimiz 
(s.a.a) arkadaslanndan birini uc gun gormeyince ne oldugunu so- 
rardi. Eger yolculuga cikmissa, ona dua eder; eger evinde olursa, 
onu gormeye gider ve eger hasta oldugunu ogrenirse, ziyaretine 
kosardi." [s.19] 

35- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore Enes b. Malik soyle 
diyor: "Peygamberimize (s.a.a) hizmet ettigim dokuz yil boyunca 
bana, '§u isi soyle yapsaydm ya.' dedigini veya herhangi bir konu- 
da beni azarladigmi hi? hatirlamiyorum." [s.16] 

36- ihya'ul-Ulum'da verilen bilgiye gore Enes b. Malik soyle di- 
yor: "Peygamberimizi (s.a.a) hak uzere gonderen Allah adma 
yemin ederim ki, hosuna gitmeyen hicbir is \g\n bana, 'Bunu niye 
yaptin?' dedigi olmadi. Esleri ne zaman beni azarlamaga kalkissa- 
lardi, 'Birakm onu, onun yaptigi kitap ve takdir geregidir' derdi." 
[c.7, s.112] 

37- Yine ayni eserde Enes b. Malik'ten soyle rivayet eder: "Kim 
olursa olsun, ashabmdan biri veya bir baskasi Resulullah'i (s.a.a) 
kendisini cagirdiginda ona, "Lebbeyk=buyur" diye karsilik verirdi." 1 

[c.7, s.145] 

38- Yine ayni eserde soyle nakledilir: "Peygamberimiz (s.a.a), 
ashabmi onurlandirmak ve gontillerini almak \g\n onlan kunyeleri 
ile ?aginrdi. Kunyesi olmayanlara ise kunye takardi ve o adam ar- 
tik Peygamberin kendisine verdigi kunye ile gagrihrdi. Qocuklu ka- 



il- [Bu rivayet, ihya'ul-Ulum adli eserde ayni sekilde yer almistir; ama riva- 
yetin ravisi Enes degildir.] 



440 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dinlara oldugu gibi, cocuksuz kadmlara da kunye takardi. Hatta 
cocuklara bile kunye takarak onlarm gonullerini hos ederdi." [c.7, 
s.115] 

39- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore, Peygamberimiz 
(s.a.a) yanma gelenleri kendi minderine oturturdu. Eger adam o- 
turmak istemese israr ederek ona minderinde oturmayi kabul et- 
tirirdi. [c.7, s.H4] 

40- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Aclan'm 
soyle dedigini nakleder: "Bir gun imam Cafer Sadik'm (a.s) yanin- 
da idim. sirada bir dilenci geldi. imam kalkti ve hurma dolu bir 
sepetin yanma gitti ve bir avuc hurma alarak dilenciye verdi. Son- 
ra bir dilenci daha geldi. imam yine yerinden kalkarak ona da bir 
avuc hurma verdi. Arkasmdan bir baska dilenci daha geldi. imam 
yine kalkti ve ona da bir avuc hurma verdi. Bir sure sonra yine bir 
baska dilenci gelince, 'Bize de, sana da Allah nzk versin.' dedikten 
sonra sozlerine soyle devam etti: 

"Peygamberimiz (s.a.a) kendisinden dunya mail bir sey iste- 
yen herkese istedigini verirdi. Bir gun kadinm biri oglunu Peygam- 
bere gonderdi. Gonderirken ogluna, 'Git ve ona isteyecegin seyi 
soyle. Eger 'Verecek bir seyimiz yok' derse, 'Bana sirtmdaki gom- 
legi ver, de.' diye tembih etti. Cocuk da annesinin dedigini yapmca, 
Peygamberimiz (s.a.a) gomlegini cikararak ?ocugun oniine atti. 
(Baska bir nushaya gore gikarip cocuga verdi.)" 

"Ama yuce Allah, onu infakta, ne israf, ne de cimrilik etmeyip 
mutedil olmasi yonunde terbiye etmek amaciyla su egitici mesaji 
indirdi: Elini boynuna baglanmi§ yapma (cimri olma), tamamen 
de agma. Sonra kmanir, hasret iginde kalirsm." (isra, 29] [Furu-i Kafi, 

c.4, s.55, h:7] 

41- Yine ayni eserde Cabir'e dayanilarak verilen bilgiye gore 
imam Bakir (a.s) soyle diyor: "Peygamberimiz (s.a.a) hediye olarak 
verilen yiyecekten yer, fakat sadakadan yemezdi." [Furu-i Kafi, c.5, 

s.143, h:7] 

42- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore Musa b. imran b. Bezt' 
soyle dedi: "Bir gun imam Riza'ya (a.s) 'Camm sana feda olsun, 
insanlann rivayet ettiklerine gore Peygamberimiz (s.a.a) bir yere 
giderken kullandigi yolu degistirerek baska bir yoldan donerdi. Bu 
rivayet dogru mu?' diye sordum. imam bana su cevabi verdi: 'Evet, 



Maide Suresi 116-120 441 

dogrudur. Ben de cogu zaman oyle yaparim. Sen de oyle yap.' Ar- 
dindan imam, 'Bil ki eger boyle yaparsan, daha 90k nzk elde eder- 
Sin.' dedi." [Furu-i Kafi, c.5, s.314, h:14] 

43- el-ikbal adh eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle imam 
Muhammed Bakir'dan (a.s) soyle nakleder: "Peygamberimiz 
(s.a.a) her zaman gtines dogduktan sonra evden cikardi." [s.28i] 

44- el-Kafi adh eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah 
b. MugTre'den, o da admi verdigi bir raviden soyle nakleder: "Pey- 
gamberimiz (s.a.a) bir eve girince, girdigi zaman toplulugun kapi- 
ya en yakin olan noktasma otururdu." [Usui-l Kafi, c.2, s.662, h:6] 

Ben derim ki: Bu rivayete, Taberst'nin torunu da Miskat'ul- 
Envar adh eserinde, el-Mehasin ve diger kaynaklara dayanarak yer 
vermistir. [s.204] 

45- Peygamberimizin (s.a.a) temizlik ve suslenme ile ilgili siin- 
netleri ve edepleri konusunda, Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle 
deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) basmi ve sakahni sidr ile yikardi." 

46- el-Caferiyyat adh eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle Ca- 
fer b. Muhammed'den (a.s), o da dedelerinden imam Ali'nin (a.s) 
soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) sik sik sa?la- 
rmi tarayip dtizeltirdi. Qogu zaman taranirken su kullanir ve 'Su 
mtimin i?in yeterli guzel kokudur' derdi." [s.156] 

47- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore 
Peygamberimiz (s.a.a) soyle dedi: "Mecusiler sakallanni kisaltip 
biyiklanni uzatirlar. Biz ise biyiklanmizi kisaltip sakallanmizi uzati- 
riZ." [c.l, s.76, h:334] 

48- el-Kafi adh eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle imam 
Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet eder: "Tirnaklari kesmek Pey- 
gamberin (s.a.a) siinnetidir." 

49- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde soyle deniyor: "Riva- 
yete gore kesilen saclari, tirnaklari ve kani topraga gommek siin- 
nettir." [c.l, s.74, h:94] 

50- Yine ayni eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle Muham- 
med b. Muslim'in soyle dedigini nakleder: "imam Muhammed Ba- 
kir'a (a.s) kma ile sag boyama konusu soruldu. imam da bu soru- 
ya, 'Peygamberimiz (s.a.a) kma ile saclarim boyardi. iste onun biz- 



442 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

de bulunan boyanmis saci!' diye cevap verdi." [el, s.69, h:53] 

51- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) vucuduna yag surerdi. Vucudunun entarisi di- 
smda kalan bolgelerine yag suren biri yag surer, sira entarisinin 
altma gelince yag surme isini kendisi yapardi. [s.35] 

52- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde imam Ali'den (a.s) 
soyle nakleder: "Koltuk alti tuylerini almak kotu kokuyu giderir. 
Bunu yapmak temizliktir ve temizlik Peygamberimizin (s.a.a) em- 
rettigi bir stinnettir." [el, s.68, h:264] 

53- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimizin (s.a.a) bir surme kalemi vardi. Her gece onunla goz- 
lerine surme cekerdi. Kullandigi surme, ismid (Antimon) surmesi 
(tasi) idi. [s.34] 

54- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Usa- 
me'ye dayandirdigi rivayette imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedi- 
gini nakleder: "Disleri misvaklamak (fircalamak), Peygamberin 
(S.a.a) SUn-netidir." [Furu-i Kafi, c.3, s.23, h:2] 

55- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi rivayet 
zinciriyle Hz. Ali'nin (a.s) 400 kelimelik hadisinde soyle dedigini ri- 
vayet eder: "Disleri misvaklamak Allah'i razi eden, Peygamberin 
(s.a.a) sunneti olan ve agzi temizleyen bir uygulamadir." 

Ben derim ki: Peygamberin (s.a.a) dislerini misvakladigi [ve 
bunu kendinden bir sunnet olarak biraktigi] konusunda, her iki 
mezhep kanah ile nakledilen 90k sayida rivayet vardir. 

56- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore 
imam Sadik (a.s) soyle diyor: "§u dort sey peygamberlerin ahla- 
kmdandir: Gtizel koku surunmek, ustura ile tiras olmak, vucuttaki 
istenmeyen tuyleri nure (kil doken bir ilag gesidi) ile temizlemek 
ve eslerle 50k yatip kalkmak." [el, s.77, h:i20] 

57- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah 
b. Sinan'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nakleder: 
"Peygamberimizin (s.a.a) bir misk hokkasi vardi. Her abdestten 
sonra onu islak eline ahrdi. Boylece disan giktigmda yaydigi temiz 
kokudan onun gelmekte oldugu anlasihrdi." [Furu-i Kafi, c.6, s.515, 

h:3,] 

58- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore Pey- 



Maide Suresi 116-120 443 

gamberimiz (s.a.a) kendisine ikram edilen her itirdan surunur ve 
"Kokusu guzel ve tasmmasi kolay." derdi. Eger kokudan surunmez 
ise, parmagim icine batinp koklardi. [s.34] 

59- Ayni eserde verilen biliye gore Peygamberimiz (s.a.a) Ud 
agacinm buhanni koklardi. [s.34] 

60- Zahtret'ul-Mead adh eserde verilen bilgiye gore Peygam- 
berimizin (s.a.a) en sevdigi koku turu misk idi. 

61- el-Kafi adi eserde muellif kendi rivayet zinciriyle ishak 
Tavil Attar'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakle- 
der: "Pey-gamberimiz (s.a.a) yemek icin yaptigi harcamadan daha 
cogunu koku icin yapardi." [Furu-i Kafi, c.6, s.512, h:i8] 

62- Ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle imam Cafer 
Sadik'tan (a.s) imam Ali'nin (a.s) soyle dedigini nakleder: "Biyikla- 
ra guzel koku surmek, peygamberlerin ahlakmdandir ve amelleri 
yazan meleklere saygi gostermektir." [Furu-i Kafi, c.6, s.5io, h:5] 

63- Yine ayni eserde muellifin kendi rivayet zinciriyle Seken 
Hazzaz'a dayandirdigi hadiste imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle de- 
digi rivayet edilir: "Bulug cagmdaki her erkegin her cuma gunu bi- 
yiklarmi kisaltmasi, tirnaklanni kesmesi ve guzel koku surunmesi 
gerekir. Peygamberimiz (s.a.a) cuma gunii olunca eger yanmda 
guzel koku yoksa, eslerinden birinin kokulu bas ortusunu ister, 
suda islattiktan sonra onunla yuzunu ovardi." [Furu-i Kafi, c.6, s5ii, 
h:10] 

64- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi rivayet 
zinciriyle Ammar'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugu- 
nu nakleder: "Peygambere (s.a.a) Ramazan Bayrammda guzel 
koku hediye edildiginde, kokuyu ikram etmeye once eslerinden 
baslardi." 1 

65- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) cesitli yaglar surunurdu. Qogunlukla menekse 
yagi suriinur ve "Bu, yaglann en iyisidir." derdi. [s.33] 

66- Peygamberimizin (s.a.a) yolculukla ilgili adabi hakkmda, 



1- [Men La Yahzuruh'ul-Fakih kitabinin c.2, s, 113. hadisinde bu rivayet 
mursel olarak nakledilmistir. Fakat ayni kitabm c.4, s.l70'de bu hadis bu se- 
netle dipnotta rivayet edilmistir.] 



444 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi rivayet zinci- 
riyle Abdullah b. Sinan'dan imam Muhammed Bakir'm (a.s) soyle 
buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) persembe gunleri 
yola cikardi." [c.2, s.173, h:3] 

Bu anlamda 90k sayida hadis vardir. 

67- Eman'ul-Ahtar ve Misbah'uz-Zair adh eserlerde, Avarif ul-Me- 
arif adh eserin soyle rivayet ettigi yer ahr: "Peygamberimiz (s.a.a) 
yolculuga cikarken yaninda su bes seyi tasirdi: Ayna, surmelik, ta- 
rak, misvak ve -bir rivayete gore- makas." 

Ben derim ki: Mekarim'ul-Ahlak ile el-Caferiyat adh eserlerde 
de bu rivayet nakledilmistir. 

68- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde ibn-i Abbas'a dayanilarak 
verilen bilgiye gore, Peygamberimiz (s.a.a) yiiriirken yorgun ve 
tembel olmadigi anlasilacak sekilde yururdu. [s.22] 

69- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi rivayet 
zinciriyle Muaviye b. Ammar'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle 
buyurdugu nakledilir: "Peygamberimiz (s.a.a) yolculuklan sirasin- 
da yokus asagi inerken, 'La ilahe illallah' ve yokus yukan Qikarken, 
'Allahu Ekber' derdi." [c.2, s.179, h:i] 

70- Kutb'un Lubb'ul-Lubab adh eserinde verilen bilgiye gore, 
Peygamberimiz (s.a.a) yolculuk sirasmda konakladigi yerden ay- 
nlmak istediginde, orada mutlaka iki rekat namaz kilar ve "Ko- 
nakladigimiz yerler sahitlik etsinler diye bu namazlan kihyorum" 
derdi. 

71- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore, 
Peygamberimiz (s.a.a) [yolculuga cikan] muminlerle vedalasirken 
soy-le dua ederdi: "Allah, takvayi yol azigmiz yapsm. Sizi butun ha- 
yirlara yoneltsin. Butun isteklerinizi yerine getirsin. Dininizi ve 
dunyanizi tehlikelerden korusun. Sag, salim ve bol ganimetlerle, 
karlarla donmenizi nasip etsin." [c.2, s.179, h:i] 

Ben derim ki: Peygamberimizin (s.a.a) vedalasma sirasmdaki 
dualan ile ilgili farkh rivayetler vardir. Fakat farkhhklarina ragmen, 
sag salim ve bol ganimetlerle donme temennisi hepsinde vardir. 

72- el-Caferiyat adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle i- 
mam Cafer Sadik'tan (a.s), o da dedelerinden imam Ali'nin (a.s) 
soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) Mekke'den 



Maide Suresi 116-120 445 

(hacdan) gelen birine soyle dua ederdi: Allah ziyaretlerini kabul 
etsin, gunahlanni affetsin ve harcadiklarmin yerini doldursun." 

[s.75] 

73- Peygamberimizin (s.a.a) giyimle ilgili adabi hakkinda, ih- 
ya'ul-Ulum adh eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) izar, 
rida, gomlek ve cubbeden ne bulursa onu giyerdi. Yesil elbiseler 
hosuna giderdi. Cogunlukla beyaz elbise giyerdi ve 'Beyaz kumasi 
dirilerinize giydirin ve olulerinize kefen yapm.' derdi." 

"Savasta veya baska zamanlarda islemeli kaftan giyerdi. ince 
atlastan kaftani vardi. Bu kaftanm yesil rengi beyaz tenine guzel 
giderdi. Butun elbiseleri topuklanndan asagi inmezdi. izan ise 
bunlann uzerinde daha kisa olur ve bacaklarmin ortasma kadar 
inerdi. Bel bagi ile bu izan baglardi. Bazen namazda ve namaz di- 
smda bu bel bagmi acardi." 

"Zaferan ile boyanmis bir abasi vardi. Kimi zaman sadece bu- 
na burunerek namaz kildinrdi. Kimi zaman sadece kisaya buru- 
niir, uzerinde baska elbise olmazdi. Keceden yapilmis bir boy elbi- 
sesi vardi. Onu giyer ve 'Ben bir kulum, koleler gibi giyinirim' derdi. 
Sirf Cuma gunleri giydigi, diger elbiselerinden ayn iki kat elbisesi 
vardi. Kimi zaman bir izar giyer, uzerinde baska bir elbise olmazdi. 
izarm uclarim omuzlan arasinda baglardi. Cenaze namazlarim bu 
kiyafetle kildigi da olurdu." 

"Bazen evinde tek bir izar icinde, izara burunmus, sol ucunu 
sag omzuna ve sag ucunu da sol omzuna atmis halde namaz ki- 
lardi ve bu izar esi ile munasebet halinde sirtmda bulunan izan o- 
lurdu. Geceleri sadece izar icinde namaz kildigi da olurdu. [Ashnda 
bu izar bir tur garsaf gorevini yapmaktaydi. §6yle ki:] izarm bir 
kismim kendi uzerine baglar, diger tarafmi eslerinden biri uzerine 
sarkitir, namazmi oyle kilardi." 

"Siyah renkli bir elbisesi vardi. Onu birine hediye etti. Esi 
Ummii Seleme, 'Anam-babam sana feda olsun, o siyah elbiseye 
ne oldu, ne yaptm onu?' dedi. 'Onu birine giydirdim.' dedi. Esi, 'Si- 
yah renkli olma-sina ragmen siyahhgma senin beyaz tenin kadar 
yakisan bir sey gormedim.' dedi." 

"Enes der ki: 'Uclari baglanmis kilime buriinerek bize ogle 
namazi kildirdigi olurdu.' Yuzuk takardi. Kimi zaman evden cikar- 



446 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

ken bir seyi hatirlasm diye yuzugune iplik baglardi. Mektuplan 
(resmt yazilan) yuzugu ile miihiirler ve 'Yazilan muhurlemek, toh- 
mete maruz kalmak-tan daha iyidir.' derdi." 

"Peygamberimiz (s.a.a) bazen sangi altmda ve bazen sanksiz 
olarak fes giyerdi. Kimi zaman da fesini basmdan cikanp online 
sutre yaparak namaz kilardi. Kimi zaman da sangi bulunmaz, ba- 
sma ve alnma bir ortu baglardi. Peygamberimizin 'Sehab=bulut' 
adinda bir sangi var-di. Onu imam Ali'ye hediye etmisti. Bu yuzden 
bazen imam Ali (a.s) uzaktan bu sankla gorununce Peygamberi- 
miz, 'Ali, Sehab (bulut) icinde size geldi' diye espri yapardi." 

"Peygamberimiz (s.a.a) elbise giyerken sag tarafindan giyin- 
meye baslar ve 'Mahrem yerimi orten ve insanlara karsi suslene- 
cegim bu elbiseyi bana giydiren Allah'a hamdolsun.' derdi. Elbise- 
sini cikarirken de sol yanmdan cikarmaya baslardi. Yeni bir elbise 
giyince, eskisini bir yoksula verir ve 'Kim eskimis elbisesini Allah 
nzasi icin bir yoksula giydirirse, o yoksul bu elbiseyi giydigi surece, 
ister olti olsun, ister haytta, o kimse Allah'm guvencesi, korumasi 
ve hayn altmda olur.' derdi." 

"ici lif dolu, tabaklanmis deriden bir dosegi vardi. Boyu iki ar- 
sm, eni de bir arsmdan fazla idi. Gittigi yerlerde ikiye katlanip alti- 
na serilmek i?in bir de abasi vardi. Altmda baska bir sey olmayan 
(kuru) bir hasir uzerinde yattigi da olurdu." 

"Binek hayvanlarma, silahma ve esyasma isim takma huyu 
vardi. Sancagmm adi Ukab, savaslarda yanmda bulundurdugu kih- 
cmm adi Zulfikar idi. Bunun dismda Mihzen, Rusub ve Kadip adla- 
nnda kiliQlan vardi. Kilicinm sapi gumus islemeli idi. Deriden bir 
kayisi vardi. Bu kayisin uzerinde ug gumus halka vardi. Okunun 
adi Ketum ve ok kesesinin adi Kafur idi. Devesinin adi Adba, ati- 
nin adi Duldul, merkebinin adi Ya'fur ve sutunu igtigi koyunun adi 
Ayne idi." 

"Seramik bir matarasi vardi. Onu abdest almak ve su icmek 
icin kullanirdi. insanlar, akillan baslannda ku?uk gocuklarmi Pey- 
gamberimize gonderirlerdi. Bu gocuklar hie kimse tarafindan en- 
gellenmeden Peygamberimizin (s.a.a) yanma giderlerdi. Eger ma- 
tarasmda su bulurlarsa igerler, ugur beklentisi ile ytizlerine ve vu- 
cutlanna surerlerdi." [c.7, s.130] 



Maide Suresi 116-120 447 

74- el-Caferiyat adh eserin imam Cafer Sadik'a (a.s), onun de- 
delerine, dedelerinin de imam Ali'ye (a.s) dayanarak verdigi bilgi- 
ye gore, Peygamberimiz (s.a.a) dikisli fes giyerdi... Zat'ul-Fuzul adi 
ile anilan bir zirhi vardi. Uzerinde iic gumus halka bulunan bu zir- 
hm bir halkasi on tarafmda, iki halkasi da arka tarafmda idi... 

[s.184] 

75- el-Aval? adh eserde bir rivayete dayanarak verilen bilgiye 
gore, Peygamberin (s.a.a) siyah bir sangi vardi. Onu basma takip 
namaz kilardi. 

Ben derim ki: Rivayet edildigine gore, Peygamberimizin (s.a.a) 
sangi uc veya bes kat idi. 

76- el-Hisal adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle imam 
Ali'nin (a.s) dort yuz kelimelik hadisinin bir yerinde soyle dedigini 
nak-leder: "Pamuklu elbise giyin. Qunku o, Resulullah'm (s.a.a) el- 
bisesidir. Peygamberimiz (s.a.a) sadece zorunlu durumlarda tuylu 
ve yiinlu elbise giymistir." [s.162] 

Ben derim ki: Bu rivayeti Seyh Saduk aynca mursel olarak ve 
SafvanT de Kitab'ut-Tarif adh eserinde nakletmistir. Bu rivayet sa- 
yesinde, Peygamberimizin (s.a.a) yiinlu elbise giydigi yolundaki 
onceden gecen rivayetin anlami da a?ikhk kazaniyor. Dolayisiyla 
bu iki rivayet arasinda celiski yoktur. 

77- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi rivayet 
zinciriyle ismail b. Muslim'den, o da imam Sadik'tan (a.s) babasi 
imam Muhammed Bakir'm (a.s) soyle dedigini nakleder: "Pey- 
gamberin (s.a.a) alt ucu demirli kucuk bir asasi vardi. Ona daya- 
nirdi. Ramazan ve Kurban Bayrami namazlarinda onu elinde bu- 
lundururdu." [el, s.323, h:2] 

Bu rivayet el-Caferiyyat adh eserde de yer almistir. 

78- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Hisam b. 
Salim'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakleder: 
"Pey-gamberimizin (s.a.a) ytizugu gumtistendi." [Furu-i Kafi, c.6, 

s.468, h:l] 

79- Yine ayni eserde muellifin kendi rivayet zinciriyle Ebu Ha- 
tice'ye dayandirdigi hadiste imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigi 
nakledilir: "Yuzuk tasi yuvarlak olmahdir." Ardmdan imam soyle 
buyurdu: "Resulullah'm (s.a.a) ytizugu oyle idi." [Furu-i Kafi, c.6, s.468, 



448 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

h:4] 

80- el-Hisal adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Abdur- 
rahim b. Ebu Bilad'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigni 
nakleder: "Peygamberimizin (s.a.a) iki yuziigu vardi. Birinin uze- 
rinde 'La ilahe ilallah, Muhammedun Resulullah (Allah'tan baska 
ilah yoktur ve Muhammed Allah'm resuludur)', oburunun uzerinde 
de 'Sadakallahu (Allah'm dedigi dogrudur)' diye yaziyordu." [s.6i] 

81- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Hiiseyin b. 
Halid'den, imam Riza'nm (a.s) bir hadiste soyle buyurdugunu nak- 
leder: "Peygamberimiz (s.a.a), Hz. AM (a.s), imam Hasan (a.s), i- 
mam Hiiseyin (a.s) ve diger imamlar sag ellerine yuzuk takarlar- 
di." 

82- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde imam Sadik'tan (a.s), Hz. A- 
li'nin (a.s) soyle buyurdugu nakledilir: "Peygamberler gomleklerini 
salvarlarmdan once giyerlerdi." [s.ioi] 

Ben derim kk Bu rivayet el-Caferiyyat adh eserde de yer almis- 
tir. Degindigimiz konularla ilgili 90k sayida rivayet vardir. 

83- Peygamberimizin (s.a.a) evi ve onunla ilgili adabi hakkin- 
da, ibn-i Fahd'm et-Tahsin adh eserinde soyle deniyor: "Peygambe- 
rimiz (s.a.a) tugla uzerine tugla koymadan vefat etti." 

84- Lubb'ul-Liibab adh eserde verilen bilgiye gore imam (a.s), 
"Mescitler peygamberlerin toplanti yerleridir" dedi. 

85- el-Kafi adh eserde, muellif kendi rivayet zinciriyle 
Sekuni'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakle- 
der: "Peygamberimiz (s.a.a) yazm evinden ?ikarken persembe gu- 
nii gikar, kism soguklar nedeniyle evine donmek isteyince, cuma 
gunii donerdi." [Furu-i Kafi, c.6, s.532, h:14] 

Ben derim ki: Bu rivayet miirsel olarak el-Hisal adh eserde 
[s.39i] de yer almistir. 

86- Allame HillT'nin kardesi Seyh AM b. Hasan b. Mutahhar (Al- 
lah her ikisine de rahmet etsin) tarafmdan yazilan el-Uded'til- 
Kaviyye adh eserde, Hz. Hatice'den (r.a) soyle nakledilmistir: 
"Resulullah (s.a.a) eve gelince su ister ve namaz i?in temizlik ya- 
pardi. Sonra uzatmadan iki rekat namaz kilar, arkasmdan yatagi- 
na girerdi." 

87- el-Kafi adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Abbad b. 



Maide Suresi 116-120 449 

Suheyb'in imam Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet ettigini nakle- 
der: "Peygamberimiz (s.a.a) hicbir dusmana gece pususu kurma- 
mistir." [Furu-i Kafi, c.5, s.28, h:3] 

88- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle gecer: "Peygamberi- 
mizin (s.a.a) dosegi bir aba idi. Yastigi ise, icine hurma lifi doldu- 
rulmus bir deri idi. Bir gece aba ikiye katlanmisti. Sabah olunca 
Peygamberimiz (s.a.a), 'Bu gece bu dosek (rahat oldugu icin) na- 
maza kalkmama engel oldu.' dedi ve doseginin tek kat olarak se- 
rilmesini emretti. Onun bir de icinde hurma lifi doldurulmus deri- 
den bir dosegi vardi. Aynca bir yere gittiginde iki kat yapilarak al- 
tma serilen bir abasi vardi." [s.38] 

89- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore imam Muhammed 
Bakir (a.s) soyle diyor: "Resulullah (s.a.a) uykudan kalkar kalkmaz 
mutlaka Allah icin secdeye kapanirdi." [s.39] 

90- Peygamberimizin (s.a.a) kadmlar ve evlatlarla ilgili adabi 
konusunda, Seyh Murtaza'nm Risalet'ul-Muhkem ve'l-Mutesabih 
adh eserinde Tefsir-i Nu'mant'ye dayanilarak verilen bilgiye gore 
imam (a.s) AM soyle dedi: "Sahabtlerden birkac kisi esleri ile yata- 
ga girmeyi, gundiizleri yiyip igmeyi ve geceleri uyumayi kendileri- 
ne yasakladilar. Ummu Seleme bunu Peygamberimize (s.a.a) ha- 
ber verince, Peygamberimiz (s.a.a) ashabmin yanma gitti ve onla- 
ra soyle dedi: Eslerinizden uzak duruyorsunuz oyle mi? Oysa ben 
hem eslerimle yataga girerim, hem gundiizleri yer i?erim ve hem 
de geceleri uyurum. (Bunlar benim sunnetimdir.) Kim benim sun- 
netimden yuz ?evirirse, benden degildir..." 

Ben derim kk Bu anlamdaki rivayetler birgok kanaldan nakle- 
dilmis olarak hem Sunn?, hem de Sit kitaplarda yer almistir. 

91- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet ziciriyle ishak b. 
Ammar'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nakleder: 
"Kadmlan sevmek, peygamberlerin ahlakmdandir." [Furu-i Kafi, c.5, 
s.320, h:lves.321, h:7] 

92- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet ziciriyle Bekkar b. 
Ker-dem'in ve birden fazla baska ravilerin imam Cafer Sadik'tan 
(a.s) soyle rivayet ettiklerini nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) soy- 
le dedi: "Benim goz aydinhgim namazda ve haz kaynagim da ka- 
dmlarda karar kihndi." [Furu-i Kafi, c.5, s.320, h:i] 



450 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

Ben derim k\: Yaklasik bu anlami tasiyan rivayetler baska ka- 
nallardan da gelmistir. 

93- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore, 
Peygamberimiz (s.a.a) bir kadmla evlenmek isteyince birini onu 
gormeye gonderirdi... [c.3, s.245, h:2] 

94-Tefsir'ul-Ayyas?'de Huseyin b. Bint-i ilyas'a dayanilarak veri- 
len bilgiye gore imam Riza (a.s) soyle dedi: "Yuce Allah, geceleri 
ve kadmlan sukunet sebebi yapti. Evliligi geceleyin yapmak ve 
yemek yedirmek siinnettendir." [el, s.37i] 

95- el-Hisal adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle imam 
Ali'nin (a.s) dort yuz kelimelik hadisinin bir yerinde soyle dedigini 
nakleder: "Qocuklarmizi yedinci gunlerine girdiklerinde tiras edin 
ve saclarimn agirhgi miktannda bir fakir Muslumana sadaka verin. 
Peygamberimiz (s.a.a) Hasan ve Huseyin icin ve diger evlatlan icin 
boyle yapti." [c.2, s.619] 

96- Peygamberimizin (s.a.a) yeme-icme ve sofra ile ilgili adabi 
hakkinda, KuleynT el-Kafi adh eserde kendi rivayet zinciriyle Hisam 
b. Salim ve baskalarmdan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini 
nakleder: "Peygamberimizin (s.a.a) en sevdigi sey, devamh a? ve 
Allah korkusu halinde olmakti." [Ravzat'ui-Kafi, c.8, si29, h:99] 

97- TabersT, el-ihticac adh eserde kendi rivayet zinciriyle Musa 
b. Cafer'den, o da babalarmdan Hz. Huseyin b. Ali'nin (hepsine se- 
lam olsun), imam Ali'nin (a.s) §amh bir Yahudinin sorularma ver- 
digi cevap-lan rivayet ettigi uzun hadisin bir bolumunde soyle yer 
aldigmi nakleder: "Yahudi imam'a, 'Halk, isa'nm zahit oldugunu i- 
leri stiruyor. Dogru mu?' diye sordu. imam Yahudiye su cevabi 
verdi: Evet, oyle idi. Muhammed (s.a.a) ise peygamberlerin en za- 
hidi idi. Cariyeler dismda on tic esi oldu. Buna ragmen yemek arti- 
gi ile oniinden kaldinlan bir sofrasi hig olmadi. H\g bugday ekmegi 
yemedi. Arka arkaya tig gece doyasiya arpa ekmegi yedigi hi? ol- 
madi." [c.l, s.335] 

98- Seyh Saduk'un el-Emal? adh eserinde verilen bilgiye gore 
Ays b. Kasim soyle dedi: "imam Sadik'a (a.s), 'Peygamberimizin 
(s.a.a) doyasiya bugday ekmegi hi? yemedigini soyledigi yolunda 
babandan bir hadis rivayet ediliyor, dogru mu?' diye sordum. Bana 
soyle cevap verdi: Hayir, dogru degil. Peygamberimiz (s.a.a) bug- 



Maide Suresi 116-120 451 

day ekmegi hi? yemedi ve doyasiya arpa ekmegi de hi? yemedi." 

99- Kutb'un ed-Daavat adli eserinde soyle deniyor: "Rivayet 
edildigine gore, Peygamberimiz (s.a.a) hi? yaslanarak yemek ye- 
medi. Sadece bir kere yaslanarak yemege basladi, arkasmdan 
hemen yere oturdu ve 'Allahim, ben senin kulun ve resulunum' 
dedi." 

Ben derim ki: Bu anlamdaki rivayetleri KuleynT ve Seyh TusT 
?ok kanalli olarak nakletmislerdir. Aynca Seyh Saduk, Barktve ez- 
Ziihd adli eserde Huseyin b. Said de bu anlami i?eren hadisler ri- 
vayet etmislerdir. 

100- el-Kafi adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Zeyd-i 
Sehham'dan soyle rivayet eder: "imam Cafer Sadik (a.s), 'Pey- 
gamberimiz (s.a.a) peygamber oldugu giinden vefat ettigi giine 
kadar hi?bir zaman bir seye yaslanarak yemek yemedi. Koleler 
gibi yemek yer ve koleler gibi otururdu.' buyurdu. Kendisine, 'Ni?in 
boyle yapiyordu?' diye sordum. 'Allah'a karsi al?ak gonullulugunu 
gostermek i?in.' cevabmi verdi." [Furu-i Kafi, c.6, s.27, h:i] 

101- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Hati- 
ce'den soyle nakleder: "Benim de yanlannda oldugum bir sirada 
Besir Dehhan, imam Cafer Sadik'a (a.s), 'Peygamberimiz (s.a.a) 
sagma veya soluna yaslanarak yemek yer miydi?' diye sordu. i- 
mam bu soruya 'Hayir, Peygamberimiz (s.a.a) sagma veya soluna 
yaslanarak yemek yemezdi. koleler gibi oturur, oyle yerdi.' diye 
cevap verdi. Ben, 'Ni?in oyle yapiyordu?' diye sordum. 'Yuce Allah- 
'a karsi al?ak gonullulugunu gostermek i?in.' cevabmi verdi." [Furu-i 
Kafi, c.6, s.271, h:7] 

102- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Cabir'den 
imam Muhammed Bakir'm (a.s) soyle dedigini rivayet eder: 
"Resulul-lah (s.a.a) koleler gibi yemek yer, koleler gibi otururdu. 
Toprak uzerinde yemek yer ve uyurdu." [Furu-i Kafi, c.6, s.27i, h:i] 

103- ihya'ul-Ulum adli eserde verilen bilgiye gore, Peygambe- 
rimiz (s.a.a) yemek yerken namazdaki insanm oturusu gibi dizleri- 
ni ve ayaklanni birlestirerek otururdu. Yalniz dizlerinin ve ayakla- 
rmm birini oburti uzerine koyardi ve "Ben bir kulum, kole gibi otu- 
rur ve kole gibi yemek yerim." derdi. [c.7, s.121] 

104- SafvanT'nin Kitab'ut-Tarif adli eserinde verilen bilgiye go- 



452 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

re, imam AM (a.s) soyle dedi: "Peygamberimiz (s.a.a) sofraya otur- 
dugunda koleler gibi oturur ve sol uyluguna yaslanirdi." 

105- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde ibn-i Abbas'tan soyle riva- 
yet eder: "Peygamberimiz (s.a.a) yerde oturur, koyunu ayaklan a- 
rasma alip sagar ve kolelerin davetlerine icabet ederdi." 

106- el-Mehasin adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Ham-mad b. Osman'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini 
nakleder: "Resulullah (s.a.a) yemek yerken parmaklarim yalardi." 

[s.443, h:313] 

107- el-ihticac adh eserde Mevaltd'us-Sadiktn adh eserden 
nakledilerek soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) her cesit ye- 
megi yerdi. Allah'm helal kildigi yiyecekleri, yemek yedikleri za- 
man ailesi ve hiz-metcileri ile beraber yerdi. Ayni sekilde yemege 
cagirdigi Muslumanlarla birlikte de yerdi. Onlar neyin uzerinde 
yiyorlardiysa, onun uzerinde ve onlann yediginden [veya onlar ye- 
digi siirece] yerdi. Yalniz eger misafir gelirse, [ailesi ve hizmetcile- 
riyle degil,] misafiri ile birlikte yerdi... En sevdigi yemek, kalabahk 
topluluk ile birlikte yenen yemekti." 

Ben derim ki: Rivayetteki "Onlar neyin uzerinde yiyorlardiysa" 
ifadesinden maksat, sofra ve biiyiik tepsi gibi seylerdir. "Ve ma 
ekelu" ifadesinin orijinalindeki "ma" edati, ya mevsuledir [yani on- 
lann yediginden] ya da tevkitiyedir [yani onlar yedigi siirece]. "Yal- 
niz eger misafir gelirse" ifadesi, "ailesi ve hizmet?ileri ile beraber" 
ifadesinden yapilmis bir istisnadir. [Yani misafir gelince, ailesiyle 
yemezdi, misafiri ile birlikte yerdi.] 

108- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle ibn-i 
Kad-dah'tan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakle- 
der: Resu-lullah (s.a.a) bir toplulukla birlikte yemege oturunca, 
yemege ilk baslayan ve yemekten en son el ?eken kisi olurdu. Bu- 
nu topluluk yemek yesin diye yapardi. [Fiiru-i Kafi, c.6, s.285, h:2] 

109- Ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. 
Muslim'e dayandirdigi bir hadiste imam Muhammed Bakir'dan 
(a.s) Hz. Ali'nin (a.s) soyle dedini nakleder: "Peygamberler aksam 
yemegini aksam namazmdan sonra yerlerdi. Aksam yemegini 
yemeyi ihmal etmeyin. Ciinkii aksam yemegi yememek vucudun 
harap olmasina yol a?ar." [Fiiru-i Kafi, c.6, s.288, h:2] 



Maide Suresi 116-120 453 

110- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Anbese b. 
Necad'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nakleder: 
"Peygamberimizin (s.a.a) online, icinde hurma bulunan bir sofra 
geldiginde yemeye mutlaka hurmadan baslardi." [Furu-i Kafi, c.6, 

s.345, h:2] 

111- el-Kafi ve Sahifet'ur-Riza adh eserlerde, rivayet zinciriyle 
imam Riza'ya (a.s) dayandinlan bir hadiste imamm, dedelerinden 
(hepsine selam olsun) soyle naklettigi yer alir: "Peygamberimiz 
(s.a.a) hur-ma yediginde, cekirdegini once elinin sirtina koyar, son- 
ra atacagi yere atardi." 

112- el-ikbal adli eserde, Tarih-i Nisabur? adli eserin ikinci cil- 
dinde Hasan b. Bisr'in hayati bolumunde muellifin belirttigi kendi- 
ne has rivayet zinciriyle soyle rivayet ettigi nakledilir: "Resulullah 
(s.a.a) ye-mek yerken her iki lokma arasmda Allah'a hamdederdi." 
[s.116] 

113- el-Kafi'de muellifin kendi rivayet zinciriyle Veheb b. Abd-i 
Rabbih'den soyle naklettigi yer alir: "Bir defasmda imam Cafer 
Sadik-m (a.s) dis aralanni temizledigini gorunce, ona baktim. Bu- 
nun uzerine imam bana, 'Peygamberimiz (s.a.a) dis aralanni te- 
mizlerdi. Boyle yap-mak agizm temiz olmasmi saglar.' dedi." [Furu-i 
Kafi, c.6, s.376, h:3] 

114- Mekarim'ul-Ahlak adli eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) su i?erken once besmele ?ekerdi... Suyu birden 
yutmaz (soluk almayarak bir nefeste i?mez), yudum yudum sora- 
rak icerdi ve "Ciger agnsi (siroz), suyu birden yutmaktan olur." 
derdi. [s.3i] 

115- el-Caferiyyat adli eserin imam Cafer Sadik'a (a.s), onun 
da dedelerine dayanarak verdigi bilgiye gore, imam AM (a.s) soyle 
dedi: "Peygamberimizi (s.a.a) bir?ok kez gozetledim. suyu tig ne- 
feste i?erdi. Her i?iste besmele ?eker ve her i?isten sonra 
hamdederdi. Ona nigin boyle yaptigini sordugumda bana, 'Ey AM! 
Hamdi Allah'a karsi olan siikretme gorevimi yerine getirmek i?in, 
besmele cekmeyi de her-hangi bir hastaliga ve derde yakalanma- 
yayim diye yapiyorum.' dedi." [s.161] 

116- Mekarim'ul-Ahlak adli eserde soyle rivayet edilmistir: 
"Peygamberimiz (s.a.a) su i?erken, i?tigi tabaga nefes vermez, ne- 
fes alip vermesi gerektiginde su kabmi agzindan uzaklastinr, oyle 



454 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

nefes ahp verirdi." [s.3i] 

117- ihya'ul-Ulum adh eserde soyle nakledilir: "Peygamberi- 
miz (s.a.a) et yerken basim ete dogru egmez, eti agzma getirir ve 
isirarak yerdi, dislerine ahp kopanrdi... Ozellikle et yedigi zaman 
ozellikle ellerini iyice yikar ve arkasmdan islak elleri ile yuzunu 
ovardi. [c.7, s.126] 

118- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) bir?ok yemek ?esidini yerdi. [s.26] 

Ben derim ki: TabersT, boyle dedikten sonra Peygamberimizin 
(s.a.a) yedigi bazi yemek ?esitlerini sayiyor. Ekmek, et cesitleri, 
kavun, karpuz, seker, uzum, nar, hurma, sut, keskek, yag, sirke, 
hindiba, horoz ibigi (bir tur ?i?ek), lahana gibi... Peygamberimizin 
(s.a.a) hurmayi sevdigi, baldan 90k hoslandigi ve en sevdigi mey- 
venin nar oldugu da rivayet edilmistir. 

119- Seyh TusT el-Emalt adli eserinde kendi rivayet zinciriyle 
Ebu Usame'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurdugunu nak- 
leder: "Peygamberimizin (s.a.a) yemegi, buldugu kadan ile arpa 
ekmegi, tatlisi hurma ve yakacagi, hurma agacinm yapraklan ve 
dallan idi." 

120- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle soyle deniyor: "Pey- 
gamberimiz (s.a.a) sicak yemegi sogutur, oyle yerdi ve 'Allah bize 
ates yedirmemistir. Sicak yemegin bereketi yoktur.' derdi." 

"Yemege baslarken besmele ?ekerdi. Uc parmagi ile ve oniin- 
den yerdi, baskasmin ontinden yemezdi. Online yemek kondu- 
gunda sofradakilerden once o yemege baslar, arkasmdan digerle- 
ri baslardi. Yemekte su uc parmagini kullanirdi: Bas parmak, onu 
izleyen (onun yanmdaki) parmak ve orta parmak. Kimi zaman 
ddrduncii parmagmdan da yararlanirdi, onu da kullanirdi. Avucu- 
nun butunu ile de yedigi olurdu. iki parmakla yemezdi ve 'iki par- 
makla yemek yemek, seytanm yemek yeme tarzidir.' derdi. Bir 
gun ashabi ona paluze getirdiler. Onlar ile birlikte yedikten sonra, 
'Bu, neden yapihyor?' diye sordu. Ashabi, 'Yag ile bah kanstinyo- 
ruz, gordugun gibi oluyor.' dediler. Peygamberimiz (s.a.a), 'Bu iyi 
bir yemektir.' dedi." 

"Elenmemis arpa ekmegi yerdi. Hi? bugday ekmegi yemedi. 
Arpa ekmegini de hi? doyasiya yemedi. Oliinceye kadar hi? sofra- 



Maide Suresi 116-120 455 

da yemek yemedi. [Hep yerde yemek yedi.] Kavun, uzum, hurma 
yer ve hurmanm cekirdeklerini koyuna yedirirdi. Sogan, sanmsak, 
pirasa ve icinde 'megafir (zamk)' bulunan bal yemezdi. Megafir, 
armin karninda kalan agac kahntisidir. An bu kalmtiyi bala akitir 
ve o bal da agizda koku birakir." 

"Hie yemegi kottilemezdi. Online gelen yemek hosuna giderse 
yerdi. Hosuna gitmezse birakir, fakat baskalarimn onu yemesine 
engel olmazdi. Yemek yedigi canagi siyinr ve 'Yemek tabagmm 
sonu, yemegin en bereketli bolumudur' derdi. Yemegi bitirdiginde 
kullandigi uc parmagim teker teker yalardi. Yemekten sonra elle- 
rini tertemiz oluncaya dek yikardi. Tek basma yemek yemezdi." 

[s.28] 

Ben derim ki: Ravinin "Bas parmak, onu izleyen parmak ve or- 
ta parmak" seklindeki ifadesi, guzel bir edep ornegidir. Qunku ravi 
"onu izleyen parmak" yerine bu parmagin Arapga'daki admi 
(sebbabe=seb-beden, soven) soylemiyor. Qunku bu parmagin kok 
anlammdaki sovme anlammin, Peygamberimizin parmagi ile 
irtibatlanmasmi istemedi. 

Bu rivayette Peygamberimizin (s.a.a) paluze yediginden soz 
ediliyor. Bu rivayet el-Mehasin adh eserde muellifin kendi rivayet 
zinciriyle Yakup b. §uayb'dan aktardigi hadise zittir. Bu rivayete 
gore imam Cafer Sadik (a.s) §6yle diyor: "imam AM (a.s), birka? 
dostu ile birlikte Kufe meydanmdayken kendisine bir tabak paluze 
hediye edildi. imam dostlanna, 'Uzatm ellerinizi.' dedi. Dostlan da 
ellerini ona dogru uzattilar. da uzatti. Fakat hemen uzattigi elini 
geri ?ekti ve 'Peygamberimizin (s.a.a) bunu yemedigi birden hati- 
rima geldi de bu yiizden ondan yemek istemedim.' dedi." [s.140, 

h:135] 

121- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) §am'dan getirilen cam masrapalardan su icer- 
di. Su igmede ahsap, deri ve seramik masrapalar kullandigi da o- 
lurdu. [s.3i] 

Ben derim ki: Bu rivayetin bas tarafmm yaklasik bir benzeri el- 
Kafi'de ve el-Mehasin'de de nakledilmistir. Orada soyle deniyor: 
"Pey-gamberimiz (s.a.a) Sam isi masrapalardan su i?mekten hos- 
lanir ve 'Bunlar kullandiginiz su kaplannin en temiz olanlandir.' 
derdi." [Fiiru-i Kafi, c.6, s.386, h:8] 



456 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

122- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde soyle rivayet edilir: "Pey- 
gamberimiz (s.a.a) avucu ile de su icerdi. Suyu avucuna doldurur 
ve 'Elden daha temiz bir su kabi yoktur.' derdi." [s.3i] 

123- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Abdul- 
lah b. Sinan'dan soyle nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) Kurban 
Bayramlannda, biri kendi adma ve oburu kesecek kurban bula- 
mayan fakir Muslumanlar adma olmak tizere iki koc kurban eder- 
di." [Usul-i Kafi, c.2, s.415, h:l] 

124- Peygamberimizin (s.a.a) hela adabi hakkinda, §ehid-i Sa- 
nt, §erh-i Nefliyye adh eserinde soyle rivayet eder: "Resullah'i 
(s.a.a) kucuk veya buyiik abdest bozarken hi? kimse gormemis- 
tir." 

125- el-Caferiyyat adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Cafer b. Muhammed'den, o da dedelerinden imam Ali'nin (a.s) 
soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) abdest boz- 
mak istediginde basini orter, arkasmdan pisligi toprakla orterdi. 
Ttikurmek isteyince de tuktirugu uzerine toprak atardi. Tuvalete 
gidecegi zaman da basini orterdi." [s.30] 

Ben derim ki: Hela (tuvalet) yapmak adeti, Araplarda islam'- 
dan sonra ortaya cikti. Rivayetlerden edindigimiz bilgilere gore, 
Araplar islam'dan once bos arazilere cikarak abdest bozarlardi. 

126- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Huseyin 
b. Halid'in soyle dedigini nakleder: "Bir defasmda imam Riza'ya 
(a.s) dedim ki: 'Bize nakledilen bir hadise gore, Peygamberimiz 
(s.a.a) (idrar veya buyiik abdest) temizligini yuzugu parmagmday- 
ken yapiyordu. imam Ali (a.s) de oyle yapiyordu. Oysa Peygambe- 
rimizin (s.a.a) yuzugunun tasinda, 'Muhammedun Resulullah' ya- 
zisi vardi.' imam, 'Ravilerin soyledikleri dogrudur.' dedi. 'Biz de 
boyle yapsak olur mu?' diye sordum. Bana, 'Onlar yuzuklerini sag 
ellerine takarlardi. Oysa siz yuzuklerinizi sol ellerinize takiyorsu- 
nuz.' karsillgmi Verdi..." [Furu-i Kafi, c.6, s.474, h:8] 

Ben derim ki: Yaklasik ayni anlamda bir rivayet, el-Caferiyyat 
ve Mekarim'ul-Ahlak adh eserlerde AyyasT'nin Kitab'ul-Libas adh 
eserinden naklen imam Sadik'a dayanarak rivayet edilmistir. 

127- Peygamberimizin (s.a.a) musibetler, belalar, olum olayla- 
n ve bunlarla ilgili konulardaki adap ve ahlaki hakkinda, Meka- 



Maide Suresi 116-120 457 

rim'ul-Ahlak adh eserde soyle deniyor: "Peygamberimiz (s.a.a) vu- 
cudunda bir sivilce ciktigim gorunce Allah'a sigmir, O'na karsi aciz- 
ligini, gucsuzlugunu dile getirir, O'na yalvanyordu. Kendisine, 'Ey 
Allah'm Resulu, bu onemsiz bir seydir.' diyenlere de, 'Allah isteyin- 
ce kucuk bir seyi buyutur ve buyuk bir seyi de kucultur.' diye cevap 
verirdi." [c.2, s.413] 

128- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Cabir'den imam Muhammed Bakir'm (a.s) soyle buyurudgunu nak- 
leder: "Tabutu dort kosesinden omuza almak sunnettir. Daha faz- 
la kisinin ona omuz vermesi fazladan bir seydir." [Furu-l Kafi, c.3, 

s.168, h:2] 

129- Kurb'ul-isnad adh eserde Huseyin b. Tureyf'e, onun Huse- 
yin b. Ulvan'a, onun imam Cafer Sadik'a (a.s), onun da babasma 
dayanarak verdigi bilgiye gore, imam Ali'nin (a.s) oglu imam Ha- 
san (a.s) bir defasmda dostlan ile birlikte otururken onlerinden bir 
cenaze gecti. Yanmdakilerden bazilan ayaga kalkti, fakat imam 
Hasan (a.s) ayaga kalkmadi. Cenaze gegtikten sonra oradakiler- 
den biri, "Allah sana afiyet versin, niye ayaga kalkmadin? Oysa 
Peygamberimiz (s.a.a) oniinden cenaze gecerken ayaga kalkardi." 
dedi. imam ona su cevabi verdi: "Peygamberimiz (s.a.a) sadece 
bir kere cenaze oniinden gecerken ayaga kalkti. Bir Yahudinin ce- 
nazesi ge?iyordu ve yol dardi. Peygamberimiz (s.a.a) cenazenin, 
basmdan yuksekte olmasini istemedigi \g\n ayaga kalkti." [s.42] 

130- Kutb-u RavendT, ed-Daavat adh eserinde soyle rivayet 
eder: "Peygamberimiz (s.a.a) cenaze arkasmda yiiriirken oldukca 
uzgiin olur, cokca tefekkure dalar ve 90k az konusurdu." 

131- el-Caferiyyat adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
imam Cafer b. Muhammed'den (a.s), o da dedelerinden Hz. Ali'nin 
(a.s) soyle buyurdugunu nakleder: "Resulullah (s.a.a) oltilerin go- 
mtilmesi sirasmda mezara uq avug toprak atardi." 

132- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Zurare'ye dayandirdigi bir hadiste imam Muhammed Bakir'm (a.s) 
soyle dedigini nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) Hasimogullarimn 
olulerine baska bir Muslumanm olusiine yapmadigi bir sey yapardi 
ki, o da sudur: Hasimtlerden birinin cenaze namazini kildirdiktan 
ve mezar topragma su doktukten sonra elini toprak uzerine ko- 
yardi. Oyle ki, mezar topraginda parmaklannm izi Qikardi. Bu yuz- 



458 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

den bir yabanci veya Medine halkindan bir yolcu mezarligm onun- 
den gecerken, uzerinde Peygamberimizin (s.a.a) el izi bulunan ye- 
ni mezan goriince, 'Muhammed'in ailesinden kim oldu?' diye so- 
rardl." [Furu-i Kafi, c.3, s.168, h:l] 

133- Sehid-i Sant'nin Miisekkin'ul-Fuad adh eserinde imam A- 
li'den (a.s) soyle rivayet edilir: "Peygamberimiz (s.a.a) insanlan te- 
selli ederken, 'Allah size ecir versin ve rahmet eylesin.' diye dua 
ederdi. Onlan kutlarken de, 'Allah sizin icin mubarek kilsm ve Al- 
lah devamh size bereket versin.' derdi. 

134- Peygamberimizin (s.a.a) abdest ve gusul ile ilgili adabi 
hakkinda, Kutb, Ayat'ul-Ahkam adli eserinde Suleyman b. 
Bureyde-den, o da babasmdan soyle nakleder: "Peygamberimiz 
(s.a.a) onceleri her namaz icin ayri abdest aliyordu. Fakat Mekke'- 
nin fethedildigi yil birkac namazi ayni abdestle kildi. Bunun uzeri- 
ne Omer, 'Ey Allah'm Resulu, daha once yapmadigin bir isi yaptm, 
(sebebi nedir)?' diye sordu. Peygamberimiz (s.a.a) de, 'Bilerek boy- 
leyaptim.' dedi." 

135- el-Kafi adli eserde muellif kendi raivayet zinciriyle Zurare- 
nin soyle dedigini nakleder: "Bir defasmda imam Muahmmed Ba- 
kir (a.s) bize, 'Peygamberin nasil abdest aldigmi size anlatayim 
mi?' diye sordu. Bizim, 'Evet' dememiz uzerine icinde azicik suyun 
bulundugu bir kap isteyerek onune koydu. Sonra kollanni sivadi. 
Arkasmdan sag avcunu suya daldirdi ve 'Eger avu? temiz ise boyle 
yapilir.' dedi. Sonra bir avug dolusu su alarak alnma goturdu ve 
besmele cekerek suyun sakallarmin ucuna kadar akmasmi sagla- 
di. Sonra elini bir kere yuzu ve alninm gorunen boliimu uzerinde 
yuruttu. Arkasmdan sol elini suya daldinp bir avuc dolusu su aldi. 
Sonra bu suyu sag dirseginin uzerine akitti. Arkasmdan avucunu 
sag kolu uzerinde yuruterek suyun parmak uglanndan akmasmi 
sagladi. Sonra sag elini suya daldinp bir avuQ dolusu su aldi. Son- 
ra bu suyu sol dirseginin uzerine akitti. Arkasmdan avucunu sol 
kolu uzerinde yuruterek suyun parmak uclarmdan akmasmi sag- 
ladi. Arkasmdan sol elinin islakhgi ve sag elinin islakhk kalmtisi ile 
basmm on bolumunu ve ayaklannin ustunu meshetti." 

"Arkasmdan, 'Allah tek oldugu igin tek olani sever. Abdest al- 
mak igin uc avug su yeterlidir. Bir avucu ile yuz, iki avucu ile de 



Maide Suresi 116-120 459 

kollar yikanir. Sag elin islakhgi ile basin on kismi meshedilir ve bu 
islakhgm kalmtisi ile sag ayagm ustu ve sol elin islakhgi ile sol a- 
yagin ustu meshedilir.' dedi." 

"Arkasmdan sozlerini soyle bagladi: Adamm biri imam Ali'ye 
(a.s) Peygamberimizin (s.a.a) nasil abdest aldigmi sordu. da ona 
Peygamberimizin (s.a.a) abdest alma seklini boyle anlatti." [Furu-i 
Kafi, c.3, s.25, h:4] 

Ben derim ki: Bu rivayetin icerigi Zurare, Bukeyr ve baskalan 
aracihgi ile degisik yollardan rivayet edilmis ve bu rivayet KuleynT, 
Sa-duk, Seyh TusT, AyyasT, Mufid, KeracekT ve baskalan tarafmdan 
nakledilmistir. Bu konuda Ehlibeyt imamlanndan (hepsine selam 
olsun) gelen rivayetler sayica cok ve miitevatirlik derecesine yakm 
saglamhktadir. 

136- Mufiduddin TusT el-Emalt adh eserinde kendi rivayet zin- 
ciriyle Ebu Hureyre'den soyle nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) 
abdest ahrken organlarmin sag taraflarmdan yikamaya baslardi." 
[c.l, s.397] 

137- et-Tehzib adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu 
Ba-sir'den soyle nakleder: "imam Cafer Sadik'a (a.s) abdest hak- 
kmda sordugumda, buyurdu ki: Peygamberimiz (s.a.a) bir mudd 
su (yaklasik 750 gr.) ile abdest ahr ve bir sa' (yaklasik ug kilo) su 
ile guslederdi." [c.l, si36, h:28] 

Ben derim ki: Bu rivayetin benzeri baska bir yoldan imam Mu- 
hammed Bakir'dan (a.s) nakledilmistir. 

138- Uyun-u Ahbar'ir-Riza adh eserde muellif kendi rivayet zin- 
ciriyle imam Riza'dan (a.s), o da babalarmdan (hepsine selam ol- 
sun) Peygamberimizin (s.a.a) soyle dedigini nakleder: "Biz Ehli- 
beyt'iz. Bize, sadaka almak helal degildir. Bize, ozenerek abdest 
almamiz emredildi ve biz esek ile kisragi ?iftlestirmeyiz." [c.2, s.28] 

139- et-Tehzib adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ab- 
dullah b. Sinan'dan imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle buyurudgunu 
nakleder: "(Abdestte) agza ve buruna su vermek Peygamberimizin 
(s.a.a) siinnetlerindendir." [c.l, s.79, h:52] 

140- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Muaviye 
b. Ammar'in soyle dedigini nakleder: "imam Cafer Sadik'm (a.s) 
soyle dedigini duydum: Resulullah (s.a.a) bir sa' (yaklasik tic kilo) 



460 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

miktarmdaki su ile guslederdi. Eslerinden biri ile birlikte yikandi- 
ginda ise bir sa' ve bir mudd su kullanirdi." [el, s.137, h:74] 

Ben derim ki: Bu rivayetin benzerini KuleynT de el-Kafi adh e- 
serinde kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. Muslim'den o da 
imam Cafer Sadik'tan (a.s) nakletmistir. Oradaki rivayette, "Her i- 
kisi ayni kaptan yikanirlardi." deniyor. 1 Seyh de ayni rivayeti baska 
biryoldan nakletmistir. 

141- el-Caferiyyat adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
imam Cafer Sadik'tan babasmm (her ikisine selam olsun) soyle 
dedigini naklediyor: "Bir defasmda Hasan b. Muhammed, Cabir b. 
Abdullah'a Peygamberimizin (s.a.a) nasil guslettigini sordu. Cabir 
de, 'Peygamber (s.a.a) tic kere avucunu su ile doldurarak basin- 
dan asagi dokerdi.' karsiligmi verdi. Hasan b. Muhammed, 'Benim 
saclarim, gordugun gibi gurdur.' dedi. Cabir de ona, 'Ey hur adam, 
bu sozii hi? soyleme. Cunku Peygamberimizin (s.a.a) saclari se- 
ninkilerden daha gur ve daha hos idi' diye cevap verdi." [s.22] 

142- Seyh Saduk'un, el-Hidaye adh eserinde verilen bilgiye go- 
re imam Sadik (a.s) soyle dedi: "Cuma gunii guslu, yolculukta ve 
yolcu-luk dismda erkek-kadin herkes icin gerekli olan bir sunnettir. 
Cuma giinu (cuma guslu niyetiyle) gusletmek, hem bir temizlik ve 
hem de iki cuma arasinda islenen gunahlar i?in bir keffarettir. 
Cuma guslunun sebebi sudur: Ensar Muslumanlari hafta boyunca 
develerinin ve diger hayvanlannin isleri ile ugrasirlar ve cuma gii- 
nu mescide geldiklerinde, insanlar koltuk alti kokulanndan rahat- 
siz olurlardi. Bu yuzden yuce Allah Peygamberimize (s.a.a) cuma 
giinu gusletmeyi emretti ve ardmdan bu uygulama siinnet haline 
geldi." [s.23] 

Ben derim ki: Ramazan Bayrammda ve diger bayramlarda 
gusletmenin yam sira daha bircok gusullerin, Peygamberimizin 
(s.a.a) siinnetlerinden oldugu hakkmda rivayetler vardir. insallah 
ileride bunlann bazilarma deginecegiz. 

143- Peygamberimizin (s.a.a) namaz ve namazla ilgili adap ve 
sunnetleri hakkmda, el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinci- 
riyle Fudayl b. Yesar, Abdulmelik ve Bukeyr'den soyle dediklerini 



1- [Fiiru-i Kafi, c.3, s.22, h:5] 



Maide Suresi 116-120 461 

nakleder: "imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini isittik: "Pey- 
gamberimiz (s.a.a) farz namazlann iki kati kadar mustehap na- 
maz kilar ve farz orucun iki kati kadar mustehap oruc tutardi." [Fii- 

ru-i Kafi, c.3, s.44, h:3] 

Bu rivayeti Seyh TusT de nakletmistir. 

144- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Hannan'dan soyle nakleder: "Ben de yanlannda oturuyorken Amr 
b. Harts, imam Cafer Sadik'a (a.s), 'Sana feda olayim, bana Pey- 
gamberimizin (s.a.a) namazi hakkmda bilgi ver.' dedi. imam ona 
su cevabi verdi: Peygamberimiz (s.a.a) ogleyin (ogle namazmdan 
once) sekiz rekat nafile ve dort rekat farz kilardi. Sonra (ikindi 
namazmdan once) sekiz rekat nafile ve dort rekat farz kilardi. Ak- 
samleyin once uc rekat farz, daha sonra dort rekat nafile kilardi. 
Yatsi namazmi da dort rekat olarak kilardi. Sekiz rekat da gece 
namazi ve uc rekat vitir kilardi. Sabah vaktinde iki rekat nafile ve 
arkasmdan iki rekat farz kilardi." 

"Ben de kendisine, 'Kurbanin olayim, eger benim bundan da- 
ha 90k namaz kilmaya gucum yeterse, 90k namaz kildim diye Al- 
lah beni azaba carptmr mi?' diye sordum. 'Hayir, ama seni sunneti 
terk ettigin icin azaba carptmr.' karsiligmi verdi." [FiirQ-l Kafi, c.3, 

s.443, h:5] 

Ben derim ki: Bu rivayetten anlasildigma gore, yatsi namazm- 
dan sonra oturarak kilman iki rekathk vtiteyre namazi gundelik bu 
elli rekata dahil degildir. iki rekat oturarak kilman bu namaz, bir 
rekat ayakta kilman namaza bedeldir ve bir rekat olarak hesapla- 
nir. Dolayisiyla bu namaz ile namazlann sayisi elli bir rekata u- 
lasmis olur. Ateme adi ile de anilan bu namaz, vitir namazimn ye- 
rini tutmak uzere sunnet edilmistir. Soyle ki, bu namazi kilan kim- 
se eger vitir namazma kalkmadan once oltirse, vitir namazmi kil- 
mis sayihr. Nitekim KuleynT, el-Kafi adh eserinde kendi rivayet zin- 
ciriyle Ebu Basir'den soyle naklediyor: "imam Cafer Sadik (a.s), 'Al- 
lah'a ve ahiret guniine inanan kimse vitir namazi kilmadan uyu- 
masm.' dedi. Kendisine, 'Yatsi namazmdan sonraki iki rekati mi 
kastediyorsun?' diye sordum. 'Evet, o iki rekat bir rekat sayihr. 
Kim bu namazi kilar da olurse vitir namazi kilmis olarak olmus o- 
lur. Eger olmez ise gecenin sonunda vitir namazmi kilar.' dedi." 

"Kendisine, 'Bu namazi Peygamberimiz (s.a.a) kildi mi?' diye 



462 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

sordum. 'Hayir.' dedi. 'Peki nigin?' diye sormam uzerine, 'Qiinkii 
Peygam-berimize (s.a.a) vahiy geldigi icin o gece olup olmeyece- 
gini bilirdi. Onun dismdakiler bunu bilemez. Bu yuzden Peygamber 
o namazi kilmadi, ama kilmmasmi emretti.' dedi..." 

imamm "o namazi kilmadi" demekteki maksadi, diger bazi ri- 
vayetlerden anlasilacagi uzere, o namazi devamh kilmadigi, bazen 
kihp bazen kilmadigi seklindedir. imamm sozleri eger boyle yo- 
rumlanirsa, bu rivayet Peygamberimizin (s.a.a) o namazi kildigi yo- 
lundaki diger rivayetlerle celismez. 

145- et-Tehzib adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Ziirare-den soyle nakleder: "imam Muhammed Bakir'dan (a.s) soy- 
le dedigini isittim: Peygamberimiz (s.a.a) zeval vakti girmeden 
gunduz hicbir namaz kilmazdi. Gunesin golgesi yanm parmak ka- 
dar olunca, sekiz rekat nafile kilardi. Gunesin golgesi bir dirsek 
boyu olunca ogle farzini kilardi. Ogle farzindan sonra ise iki rekat 
namaz kilardi. Yine ikindi vakti girmeden iki rekat namaz kilardi. 
Golge iki dirsek boyu uzayinca ikindi farzini kilardi. Gunes battigi 
zaman aksam farzini kilardi. §afak [=gunbatimmdaki kizilhk] kay- 
boldugunda yatsi namazmin vakti girer. §afak kaybolunca aksam 
vakti sona erer ve yatsi vakti girer. Gecenin u?te biri ge?ince de 
yatsi vakti sona erer." 

"Peygamberimiz (s.a.a) yatsi (namazm)dan sonra gece yansi 
olun-caya kadar higbir namaz kilmazdi. Gece yansi olunca, on tic 
rekat na-maz kilardi ki, bu on tic rekata vitir namazi ile sabah far- 
zindan onceki iki rekathk nafile namazi da dahildir. Tanyeri aganp 
da ortahk aydmlanmca sabah farzini kilardi." [c.2, s.262, h:82] 

Ben derim ki: Bu rivayet ikindi vaktindeki nafile namazini bu- 
tunii ile kapsamiyor. Bu husus baska rivayetlerden biliniyor. 

146- Yine ayni eserde mtiellif kendi rivayet zinciriyle Muaviye 
b. Veheb'den soyle nakleder: imam Cafer Sadik'tan (a.s), Pey- 
gamberimizin (s.a.a) namazlan hakkmda bilgi verirken soyle de- 
digini isittim: "Peygamberimize (s.a.a) su dolu bir kap getirilir, bu 
kabm agzi bir bezle ortulerek bas ucuna konurdu. Kendisi de mis- 
vakmi doseginin al-tma koyduktan sonra bir sure uyurdu. Uyanmca 
oturur ve gok yuzune bakardi. Arkasmdan Al-i imran suresinin 
"Goklerin ve yeryuzunun yaratili§mda..." [Al-i imran, 190] ifadesi ile 



Maide Suresi 116-120 463 

baslayan birkac ayetini okurdu. Arkasmdan dislerini misvaklar, 
temizlik yapardi (abdest ahrdi). Sonra kalkip mescide giderek dort 
rekat nafile namaz kilardi. Rukuu, kiraati oraninda ve secdesi de 
rukuu oraninda uzun olurdu. 'Ne zaman basim kaldiracak?' dedir- 
tecek kadar uzun sure rukuda kahr ve 'Ne zaman basini kaldira- 
cak?' dedirtecek kadar uzun sure secdede kahrdi." 

"Sonra yatagma donerek Allah diledigi sure uyurdu. Sonra u- 
yanarak o ayetleri okur ve gozlerini gokyuzunde gezdirirdi. Arka- 
smdan dislerini misvaklayip temizlik yapar (abdest ahr) ve kalkip 
mescide gider ve daha onceki uzunlukta dort rekat nafile namaz 
kilardi." 

"Sonra yatagma donup tekrar bir sure uyurdu. Sonra uyanip 
oturur ve Al-i imran suresindeki o ayetleri okurdu. Arkasmdan 
gokyuzune bakar, dislerini fircalar, temizligini yapar ve kalkip 
mescide giderdi. Vitir namazmdan sonra sabah vaktine ait iki re- 
kathk nafile namazi ki-lar, arkasmdan sabahm farzmi kilmaya qi- 

kardl." [c.2, s.334, h:233] 

Ben derim kk Bu konu el-Kafi adh eserde de iki yoldan nakle- 
dilmis olarak yer almistir. 

147- Rivayete gore, Peygamberimiz (s.a.a) tanyerinin agarma- 
smin baslangicmda kildigi sabah nafilesini kisa tutar ve bu na- 
mazdan sonra sabah farzmi kilmaya cikardi. 

148- el-Mehasin adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Amr b. Yezid'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nakle- 
der: "Kim vitir namazmda yetmis kere 'Estagfirullahe rabbt ve 
etubu ileyhi (Rab-bim olan Allah'tan af diler, ona tovbe ederim)' 
der ve buna bir yil boyunca devam ederse, Allah onu (Kur'an'da 
sozu ge?en), 'Seher vakitlerinde bagi§lanma dileyenler' (Ai-i imran, 
17) arasina yazar." 

"Peygamberimiz (s.a.a) vitir namazmda yetmis kere istigfar 
eder ve yedi kez '(Allah'im!) Bu, cehennem atesinden sana sigman 
kimsenin (perisan) halidir.' derdi..." [s.53, bab:62, h:80] 

149- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde verilen bilgiye gore 
Peygamberimiz (s.a.a) vitir namazmda su kunut duasmi yapardi: 
"Allah'im, beni hidayete erdirdiklerinle birlikte hidayete erdir. Afi- 
yete ka-vusturduklannla birlikte bana da afiyet ver. islerini ustlen- 



464 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

diklerinle birlikte benim de islerimi ustlen. Verdiklerini benim icin 
bereketli kil. Takdir ettiklerinin kotuluklerinden beni koru. Sen 
htikmedersin, ama hi? kimse sana karsi hukmedemez. Ey Kabe'- 
nin Rabbi, seni noksanhklardan tenzih ederim. Senden af dilerim. 
Sana tovbe ederim. Sana iman ve tevekkiil ederim. Ey rahmet e- 
dici, guc-kuvvet yalniz sendedir." [el, s.308, h:i] 

150- et-Tezhib adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Ebu 
Hatice'nin imam Cafer Sadik'tan (a.s) soyle rivayet ettigini nakle- 
der: "Peygamberimiz (s.a.a) ramazan ayi geldiginde mtistehap 
namazlarim arttinrdi. Ben de arttinyorum. Oyleyse siz de arttinn." 
[c.3, s.60, h:7] 

Ben derim ki: imam bu arttirma ile ramazan ayinm nafile na- 
mazi olan bin rekatlik teravih namazmi kastediyor. Peygamberi- 
miz (s.a.a) bu namazi elli rekatlik gunluk namazlarmin icindeki 
nafile namazlarm dismda kilardi. Bu namazin kihnma sekli ve ra- 
mazan gecelerine bolusturulmesi hususunda 90k sayida rivayet 
vardir. Ehlibeyt imamlanndan (hepsine selam olsun) gelen rivayet- 
lere gore, Peygamberimiz (s.a.a) bu teravih namazmi tek basina 
kilardi, onun cemaatle kilinmamasim yasaklar ve "Nafileler ce- 
maatle kilmmaz." derdi. 

Peygamberimizin (s.a.a) kildigi baska nafileler de vardir. Bun- 
lar dua kitaplannda nakledilmistir. Konumuz dismda kaldiklan i- 
q\n burada onlara deginmedik. Bunlann yam sira Peygamberimi- 
zin (s.a.a) namazlarla, dualarla ve zikirlerle ilgili bazi adap ve sun- 
netleri vardir. Bunlan ogrenmek isteyenler bu konularm ele alm- 
ma ihtimalinin oldugu eserlere basvursunlar. 

151- el-Kafi adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Yezid b. 
Halife'den soyle nakleder: "Bir defasmda imam Cafer Sadik'a (a.s) 
'6-mer b. Hanzele, senden yana namaz vakitleri hakkinda bize bil- 
gi getirdi' dedim. imam, '0 bize yalan baglamaz.' dedi... Dedim ki: 
'Omer bir de soyle dedi: 'Aksam namazimn vakti gtinesin battigi 
vakittir. Yalniz Peygamberimiz (s.a.a) yolculukta acele ettigi za- 
manlarda aksam namazmi geriye birakip yatsi namazi ile birlesti- 
rirdi.' Dogru mu?' imam, 'Evet, dogru soylemistir.' dedi." [c.3, s.276, 
h:6] 

152- et-Tehzib adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Talha 
b. Zeyd'den, o da imam Cafer Sadik'tan, o da babasmdan (her iki- 



Maide Suresi 116-120 465 

sine selam olsun) soyle nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) yagmur- 
lu gecelerde aksam namazini kisa tutar ve yatsi namazmi one a- 
larak iki namazi bir arada kilardi ve 'Merhamet etmeyene mer- 
hamet edilmez.' derdi." [c.2, s.32, h:47] 

153- Yine ayni eserde muellif kendi rivayet zinciriyle ibn-i Ebu 
Umeyr'den, o da Hammad'dan, o da Halebt'den imam Cafer Sa- 
dik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) 
yolculuk sirasinda ve acele bir isi ciktigi zamanlarda, ogle ile ikin- 
di ve aksam ile yatsi namazlarim birlestirerek kilardi..." [c.3, s.32, 
h:118] 

Ben derim ki: Bu konuda KuleynT, §eyh TusT, oglu ve §ehid-i 
Evvel (Allah hepsine rahmet etsin) tarafmdan nakledilmis 90k sa- 
yida rivayet vardir. 

154- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi riva- 
yet zinciriyle Muaviye b. Veheb'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle 
dedigini nakleder: "Sicak gunlerde muezzin ogle namazimn ezani- 
ni okumaya geldiginde Peygamber (s.a.a) ona, 'Ebrid, ebrid.' derdi. 

Ben derim ki: §eyh Saduk "ebrid, ebrid" kelimesinin acikla- 
masiyla ilgili olarak soyle demistir: "Bu kelime 'bend' kokunden 
turemis ve 'cabuk ol, cabuk ol' anlammdadir." Fakat bana oyle ge- 
liyor ki bundan maksat, sicakhgm siddetinin kaybolmasi ve hava- 
nin serinlemesi \g\n namazm geriye birakilmasidir. Nitekim Ala'nin 
kitabmda Muhammed b. Muslim'in verdigi su bilgi bunu gosteri- 
yor. Muhammed b. Muslim diyor ki: "Bir defasmda ben Peygam- 
berimizin (s.a.a) Mescidinde namaz kilarken imam Muhammed 
Bakir (a.s) yanimdan gegti. Daha sonra benimle karsilastiginda, '0 
saatte sakm farz namaz kilma. Farz namazini siddetli sicakta mi 
kihyorsun?' dedi. Ben de ona, 'Hayir, ben o zaman nafile kihyor- 
dum.' cevabmi verdim." 

155- ihya'ul-Ulum adh eserde soyle rivayet edilir: "Peygambe- 
rimiz (s.a.a) namaz kilarken biri yanma gelip oturdugunda nama- 
zini cabuklastirarak adama doner ve 'Bir istegin mi var?' diye so- 
rardi. Adamm istegini karsiladiktan sonra tekrar namaza donerdi." 
[c.7, s.113] 

156- Cafer b. Ahmed KumrnT, Zuhd'un-Nebi adh eserinde soyle 
der: "Peygamberimiz (s.a.a) namaza durdugunda, Allah korku- 
sundan benzi saranrdi ve gogsunden veya karnmdan korkuya ka- 



466 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

pilmis kimselerin seslerine benzer bir ses gelirdi." 

Ben derim ki: Boyle bir rivayet ibn-i Fehd ve baskalari tarafm- 
dan da nakledilmistir. 

157- Yine ayni eserde soyle yer ahr: "Bir baska rivayete gore, 
Pey-gamberimiz (s.a.a) namaza durdugu zaman bir yana atilmis, 
bos bir elbise gibi olurdu. 

158- Bihar'ul-Envar adli eserde verilen bilgiye gore Ayse soyle 
dedi: "Peygamberimiz (s.a.a) ile normalde karsilikli konusurduk. 
Fakat namaz vakti gelince, bize karsi sanki birbirimizi 
tanimiyormusuzgibi olurdu." 

159- Mufiduddin TusT, el-Mecalis adli eserinde kendi rivayet 
zinciriyle Hz. Ali'nin (a.s), Muhammed b. Ebu Bekr'i Misir valiligine 
tayin ettigi zaman ona yazdigi mektubun bir yerinde soyle dedigini 
rivayet eder: "...Sonra rukuuna ve secdene dikkat et. Qiinkii Pey- 
gamberimiz (s.a.a) namazi herkesten eksiksiz kilmakla birlikte 
herkesten daha az zamanda kilardi." 

160- el-Caferiyyat adli eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
imam Cafer Sadik'tan (a.s), o da babalanndan Hz. Ali'nin (a.s) soy- 
le dedigini nakleder: "Resulullah (s.a.a) namazda esnedigi zaman 
sag eli ile agzmi kapatirdi." [s.26] 

Bu rivayetin benzeri, ed-Deaim adli eserde de yer almistir. 

161- Seyh Saduk ilel'us-Serayi adli eserde kendi rivayet zinci- 
riyle Hisam b. Hakem'den, imam Musa Kazim (a.s) ile arasmda 
ge?en uzun konusmamn bir yerinde soyle dedigini nakleder: "Nicin 
rukuda 'Subhane Rabbiy'el-aztmi ve bihamdihi (Buyuk Rabbimi, 
O'na hamd-ederek noksanhklardan tenzih ederim)' derken, sec- 
dede 'Subhane Rab-biy'el-a'la ve bihamdihi (En yiice Rabbimi, O'- 
na hamdederek noksanhklardan tenzih ederim)' deniyor?' diye 
sordum. imam bana su cevabi verdi: 

"Ey Hisam! Peygamberimiz (s.a.a) miraca ?iktiktan sonra na- 
maz kilarken ve gordugu yiice Allah'm azametini zihninde tazele- 
yince, mafsallan titredi ve kendini dizleri uzerine egilmis buldu ve 
'Subhane Rabbiy'el-aztmi ve bihamdihi' demeye basladi. Bir sure 
sonra rukudan dogrulup yiice Allah'i oncekinden daha yuksekte 
gorunce, yuz ustu kapanarak 'Subhane Rabbiy'el-a'la ve 
bihamdihi' demeye basladi. Bu sozleri yedi kere tekrarlaymca \q\ri\ 



Maide Suresi 116-120 467 

saran korku dindi. iste bu yuzden bu sozler rukuda ve secdede 
siinnet oldu." [c.2, s.332, h:4] 

162- Seyh Verram b. Ebu Firas'm Tenbih'ul-Havatir adh eserin- 
de verilen bilgiye gore Nu'man soyle dedi: "Peygamberimiz (s.a.a) 
saflanmizi ok dizer gibi duzgun yapardi, oyle ki artik biz boyle 
yapmaya ahstik. Bir ara bu duzgunlugu umursamadigimizi gordu. 
Bir sure sonra bir gun one cikip namaza durdu. Tarn tekbir ala- 
cakken, icimizden birinin gogsunun online ciktigim gorunce, 'Ey 
Allah'm kullan, saflannizi duzeltin. Yoksa aranizda aynlik cikar.' 
dedi." [c.2, s.49i] 

163- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore ibn-i Mesud soyle 
dedi: "Peygamberimiz (s.a.a) namaza basladigimizda, eli ile omuz- 
lanmizdan tutarak, 'Saflannizi duzgun yapm, egri-bugru durmaym. 
Yoksa kalp-lerinize aynlik duser.' derdi..." 

164- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi riva- 
yet zinciriyle Davud b. Husayn'dan, o da Ebu Abbas'tan imam Ca- 
ter Sa-dik'm (a.s) soyle buyurdugunu nakleder: "Peygamberimiz 
(s.a.a) ilk once ramazanin ilk on gunu itikafa girdi. Bir sonraki yil 
ikinci on giinunde itikafa girdi. Fakat sonra hep son on gunu itika- 
fa girmeyi adet edindi." [c.2, s.123, h:20] 

165- Yine ayni eserde verilen bilgiye gore, imam Cafer Sadik 
(a.s) soyle dedi: "Bedir Savasi ramazan ayinda olmustu. Bu yuzden 
Peygamberimiz (s.a.a) o yil itikafa giremedi. Fakat ertesi yil on 
gunu o yil icin ve on gunu bir onceki yil icin olmak uzere yirmi gun 
itikafa girdi." [c.2, s.120, h:3] 

Ben derim ki: Buna ve bir onceki rivayete KuleynT, el-Kafi adh 
eserde yer vermistir. [Furu-i Kafi, c.4, s.175, h:2] 

166- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle 
Halebi'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nakleder: 
"(Ramazan ayinm) son on guniine girilince, Peygamberimiz (s.a.a) 
camide itikafa girerdi. Onun icin kil bir cadir kurulur, carsafi duru- 
lur ve dosegi katlanirdi. Oradakilerden biri, 'Kadmlarla iliskiyi ke- 
ser miydi?' diye sordu. imam 'Hayir, kadmlarla iliskiyi kesmezdi.' 
dedi." [Furu-i Kafi, c.4, s.175, h:l] 

Ben derim ki: Bu konuda 90k sayida rivayet vardir. Rivayette 
sozii edilen kadmlarla iliskiyi kesmemekten maksat, ulemamn 



468 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

dedigi ve diger rivayetlerin de ifade ettigi gibi, cinsel iliski kurma- 
nm serbestligi degil, onlarla gorusup konusmamn caiz olusudur. 

167- Peygamberimizin (s.a.a) orucla ilgili adap ve sunnetleri 
hakkinda, Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde muellif kendi ri- 
vayet zinciriyle Muhammed b. Mervan'dan nakleder ki: imam Ca- 
ter Sa-dik'm (a.s) soyle dedigini isittim: "Peygamberimiz (s.a.a), 
'Hi? bozmuyor.' denecek kadar 50k oruc tutar, sonra 'Hi? oruc 
tutmuyor.' denecek kadar uzun zaman oruc tutmazdi. Sonra gun 
asm oruc tutmaya basladi. Sonra pazartesi ve persembe gunleri 
oruc tutmayi adet edindi. Sonra bu tutumundan donerek her aym 
uc gununde oruc tuttu. Bu gunler aym ilk persembesi, aym ortala- 
rma rastlayan carsamba gunu ve aym son persembesi idi. Pey- 
gamberimiz bu tarz oruc icin, 'Bu omur boyu oruc tutmaya bedel- 
dir.' derdi." 

"Babam (a.s) soyle derdi: Allah'm, kendisine; 'Peygamberimiz 
(s.a.a) soyle yapardi.' dendiginde, 'Daha 90k namaz kilmaya ve 
daha 90k orug tutmaya calistigim \g\n Allah beni azaba 
?arptirmaz.' diyen bir kimseden daha 50k nefret ettigi kimse ola- 
maz. sanki demek istiyor ki, Peygamberin (s.a.a) gucii yetmedi- 
gi igin daha fazla ibadet yapamadi." [c.2, s.48] 

168- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle Muham- 
med b. Muslim'den imam Cafer Sadik'm (a.s) soyle dedigini nak- 
leder: "Peygamberimiz (s.a.a) peygamberliginin ilk doneminde, 
'H\g bozmuyor.' dedirtecek kadar 50k oru? tutar ve sonra 'H\g oru? 
tutmuyor.' dedirtecek kadar uzun bir sure oructan uzak kahrdi. 
Sonra bole yapmaktan vazgecerek gun asm oruc tutmaya basladi. 
Bu, Davud Peygamberin (a.s) oru? tutma seklidir. Sonra boyle 
yapmaktan vazge?erek tesrik gtinlerinde (her aym on tig, o dort ve 
on besinci gunlerinde) orug tutmaya basladi. Sonra bundan da 
vazgegerek bu Lie gunii, aym uc on gunune bolusturdu. Aym ilk ve 
son persembe gununu ve orta carsamba guniinu orug tutuyordu. 
Vefatmin onceki doneminde boyle yapiyordu." [c.4, s.90, h:2] 

Bu konu ile ilgili 90k sayida rivayet vardir. 

169- Yine aym eserde muellif kendi rivayet zinciriyle abid 
Anbe-se'den soyle nakleder: "Resulullah (s.a.a) saban ve ramazan 
aylan ile her aym uc gununde oruc tutma ahskanhgi oldugu halde 



Maide Suresi 116-120 469 

vefat etti." [c.4, s.91, h:7] 

170- Ahmed b. Muhammed b. isa'nm, en-Nevadir adh eserin- 
de AM b. Nu'man'a, onun da Zar'a'ya dayanarak verdigi bilgiye go- 
re Semaa soyle dedi: "Bir defasmda imam Cafer Sadik'a (a.s), 
'Peygamberimiz (s.a.a) saban aymda oruc tuttu mil?' diye sordum. 
'Evet, ama hep-sini tutmadi' dedi. Kendisine, 'Peki kac gununde 
oruc tutmadi?' dedim. 'Tutmadigi gunler oldu.' diye cevap verdi. Uc 
kez ayni soruyu sordum, yine ayni cevabi aldim. Tutmadigi gunler 
oldu.' sozune yeni bir sey eklemedi. Ayni soruyu ertesi yil sordum. 
Aldigim cevap ayni oldu." 

171- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde Enes'in soyle dedigi rivayet 
edilir: "Peygamberimizin (s.a.a) oruc tuttugu gtinlerdeki yemegi if- 
tarda ve sahurda genellikle tek cinsten bir icecekti. Kimi zaman 
bu icecek sutten ibaret olurdu, kimi zaman da igine ekmek dog- 
ranmis su olurdu..." [s.32] 

172- el-Kafi adh eserde muellif kendi rivayet zinciriyle ibn-i 
Kad-dah'm imam Cafer Sadik'tan (a.s) soyle naklettigini rivayet 
eder: "Pey-gamberimiz (s.a.a) orucunu taze hurma mevsiminde 
taze hurma ile ve kuru hurma mevsiminde kuru hurma ile acardi." 
[Furu-i Kafi, c.4, s.153, h:5] 

173- Yine ayni eserde KuleynT, kendi rivayet zinciriyle SekunT- 
den o da imam Cafer Sadik'tan (a.s) babasi imam Muhammed 
Bakir'm (a.s) soyle dedigini nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a) oru?- 
lu gunlerinde helva bulamadigi zaman su ile orucunu agardi. Bazi 
rivayetlere gore ise kimi zaman kuru uziimle iftar ederdi." [Furu-i 
Kafi, c.4, s.152, h:l] 

174- el-Muknia adh eserde verilen bilgiye gore Al-i Muham- 
med-den (hepsine selam olsun) soyle nakledilir: "Bir iQim su ile bi- 
le olsa sahura kalkmak mustehaptir." Yine rivayet edilmistir ki: 
"En faziletli sahur yemegi hurma ile kavrulmus undur. Qiinku Pey- 
gamberimiz (s.a.a) sahurda bunlan yerdi." [s.50] 

Ben derim ki: Bunlar orucla ilgili uygulanan sunnetlerdir. Sirf 
Peygamberimizin (s.a.a) uyguladigi bu konudaki sunnetlerden biri 
"Savm-i Visal" diye anilan ve sadece Peygamberimize has ozellik- 
lerden biri sayilan kesintisiz orugtur. Bu oruc bir gunden fazla bir 
sure iftar etmeksizin tutulur. Peygamberimiz (s.a.a) bu orucu 
ummetine yasaklamisti. Bu konuda, "Siz bu oruca dayanamazsi- 



470 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

niz. Benim icinse Allah katinda beni yedirip icirip doyuracak bir 
seylerim var.' dedi." [Tehzib'iil-Ahkam, c.4, s.307, az bir farkla] 

175- Mekarim'ul-Ahlak adh eserde verilen bilgiye gore, Pey- 
gamberimiz (s.a.a) cogu zaman harise yer ve sahuru da onunla 
yapardi. [s.29] 

176- Men La Yahzuruh'ul-Fakih adh eserde soyle rivayet edilir: 
"Peygamberimiz (s.a.a) ramazan ayi girdiginde, elindeki biitiin e- 
sirleri serbest birakir ve butun dilencilere sadaka verirdi." [c.2, s.6i, 
h:10] 

177- Daaim'ul-islam adh eserde imam Ali'den (a.s) soyle riva- 
yet edilir: "Ramazamn son on gununde Resulullah (s.a.a) yatagi, 
dosegi diirer ve kendini ibadete verirdi. Ramazamn yirmi iicuncu 
gecesi aile fertlerini uyandinr ve uyanmayanlarin yuzlerine su ser- 
perdi. Hz. Fa-tima (a.s) da o gece ailesinin hicbir ferdini uyutmazdi. 
Uyumasinlar diye o gun onlara az yemek yedirirdi. geceye gun- 
duzden hazirlanir ve 'Gercek mahrum, bu gecenin haynndan mah- 
rum olandir.' derdi." [el, s.289] 

178- el-Mukni' adh eserde soyle yer ahr: "Kurban Bayrammda 
na-mazdan sonra, Ramazan Bayrammda ise namazdan once bir 
seyler ye-mek siinnettir." [s.46] 

179- Peygamberimizin (s.a.a) Kur'an okuma ve dua konula- 
nndaki adabi hakkinda, Seyh Tusi el-Mecalis adh eserinde kendi 
rivayet zinciriyle Ebu'd-Diinya'dan imam Ali'nin (a.s) soyle buyur- 
dugu-nu rivayet eder: "Peygamberimizi (s.a.a) Kur'an okumaktan 
ahkoyan tek hal cunupluk idi." 

180- Mecma'ul-Beyan adh eserde Ummii Seleme'den soyle 
nekl-eder: "Peygamberimiz (s.a.a) Kur'an okurken her ayetin so- 
nunda ara verirdi." [c.io, s.378] 

181- Ebu'l-Futuh Tefsirinde soyle naklediliyor: "Peygamberimiz 
(s.a.a) 'Musebbihat' diye anilan sureleri okumadan uyumazdi ve 
'Bu surelerde bin ayetten daha faziletli bir ayet var.' derdi. (imam- 
dan) 'Musebbihat sureleri hangi surelerdir?' diye sormalan uzeri- 
ne, 'Bunlar Hadtd, Hasr, Saff, Cuma ve Tegabun sureleridir.' karsi- 
hgmi vermistir." [ell, s.30] 

Ben derim ki: Bu rivayete, Mecma'ul-Beyan adh eserde de 
irbaz b. Sariye'den nakledilerek yer verilmistir. [c.9, s.226] 



Maide Suresi 116-120 471 

182- ibn-i Ebu Cumhur'un ed-Durer'ul-Lealtadh eserinde Cabir- 
den soyle nakleder: "Peygamberimiz (s.a.a), Tebareke (Mulk) ve 
Elif Lam MTm Tenztl [Secde]' surelerini okumadan uyumazdi. 

183- Mecma'ul-Beyan adh eserde soyle gecer: Hz. Ali'den (a.s) 
bir hadisinde soyle rivayet edilmistir: "Peygamberimiz (s.a.a), 'A'la' 
suresini okumayi severdi. ilk defa 'Subhane Rabbiy'el-A'la (yuce 
Rab-bim noksanliklardan munezzehtir.)' diyen kisi Mikail'dir." 
[c.10, s.473] 

Ben derim ki: Bu rivayetin bas tarafi ed-Durr'ul-Mensur'dan 
nakledilerek Bihar'ul-Envar adli eserde yer almistir. Peygamberi- 
mizin (s.a.a) Kur'an okurken, ya da bazi sureleri veya belirli ayetle- 
ri okurken ne dedigi hakkinda baska rivayetler vardir. isteyenler 
onlarm bulunabilecekleri kaynaklara basvurabilirler. 

Peygamberimizin (s.a.a) Kur'an'a sanlmaya, anlami uzerinde 
dusunmeye, gosterdigi yolu izlemeye, onun nuru ile aydinlanmaya 
tesvik eden bircok konusmalan ve a?iklamalan vardir. Peygamber 
efendimiz (s.a.a) insanlara telkin ettigi kemallerin oncusu ve her 
hayra dogru kosanlann onde geleni idi. Meshur rivayete gore o, 
"Hud suresi sa?lanmi agartti." 1 diyen kisidir. Rivayete gore 2 ibn-i 
Mesud soyle dedi: "Bir defasmda Peygamberimiz (s.a.a) bana 
Kur'an'dan birka? ayet okumami emretti. Ben de ona Yunus sure- 
sinden bir par?a okudum. "Orada insanlarm tumu gergek 
mevlalan olan Allah'a dondiirulurler..." (Yunus, 30) ayetine sira gel- 
diginde, mubarek gozlerinin yaslarla doldugunu gordum." 

Bu saydiklanmiz, 3 Peygamberimizin (s.a.a) siinnetlerinden ve 
edeplerinden segmelerdir. Bunlann cogu hakkinda Sit ve Sunn? 
kaynaklardan gelen ?ok sayida rivayet ve her iki mezhebe ait ki- 
taplarda tekrarlanan nakiller vardir. Kur'an bu sunnetleri ve edep- 
leri teyit etmekte, hi?birini reddetmemektedir. Hidayet eden Al- 
lah'tir. 



1- Resul-i Ekrem (s.a.a) bu soziiyle, yuce Allah'm Hud suresindeki su ayeti- 
ne isaret etmektedir: "0 halde... emrolundugun gibi dosdogru ol." (Hud, 112) 

2- Bu hadise burada, kendi orijinal nakliyle degil, anlami olarak yer veril- 
mistir. 

3- Biz biitiin bu hadisleri, Peygamberimizin sunnet ve adabi ile ilgili olarak 
onceleri yazdigimiz "Siinen'un-Nebi" adh kitabimizdan naklettik. 



472 El-Mizan Fi Tefsir'il-Kur'an - c.6 

KOLELiK VE KOLELE^TJRME HAKKINDA 

Kur'an-i Kerim'in "Eger onlan azaba garptinrsan, onlar senin 
kullanndir." (Maide, 118) ifadesi, koleligin ve kullugun anlamini a- 
cikca ortaya koyan bir cumledir. Gerci Kur'an'da bu anlami iceren 
ayetlerin sayisi coktur, ama bu ayet bu konuda akla uygun bir ge- 
rekce getiriyor ve bu gerekce su gercegi ortaya koyuyor: Eger or- 
tada bir kul varsa, akil § unu kesin olarak kabul eder ki onun efen- 
disi, onun uzerinde azaba carptirma tasarrufunda bulunabilir. 
Qunku efendisi onun malikidir. 

Aklm kul hakkmda azabi caiz gormesi ve agir tasarruflan mu- 
bah kilmasi, ancak agir olmayan diger tasarruflan mubah gorme- 
sinden sonra soz konusu olabilir. Buna gore efendi, kulu uzerinde 
diledigi zaman ve diledigi gibi tasarrufta bulunmaya yetkilidir. Ak- 
lm bu konuda istisna ettigi tasarruflar, sadece cirkin gordugu ta- 
sarruflardir. Bunlan caiz gormemesi, bu tasarruflarm kendilerinin 
cirkin, igrenc olmalanndan kaynaklanir. Yoksa kul, kul olmasi ha- 
sebi ile efendinin her turlu tasarrufuna aciktir. 

Bunun gerekli kildigi sonu?, kulun yukumluluklerinde efendi- 
sine itaat etmesi, efendisinin isteklerine uymasidir. Kul, efendisi- 
nin razi ol-madigi higbir iste kendi basma hareket etme hakkina 
sahip degildir. Nitekim su ayetlerde bu gercege kismen isaret edi- 
liyor: "Bilakis (onlar) onurlu, degerli kullardir. O'ndan once soz 
soylemezler ve onlar, sadece O'nun emri He hareket ederler." 
(Enbiya, 26-27) "Allah, hiQbir §eye gucii yetmeyen ve baskasmm 
mail olan bir kole He katimizdan kendisine verdigimiz guzel rizk- 
tan gizli ve agik olarak harcayan (hiir) bir kimseyi misal verir. Hig 
bunlar bir olurlar mi?" (Nahl, 75) 

Kur'an'm isiginda kolelik ve kulluk meselesini gesitli yonleri ile 
birkac bolum halinde incelemek yerinde olur: 

1-Yuce Allah'a Kullugu Esas Kabul Etmek 

Kur'an'da insanlan Allah'm kullan sayan pek 90k ayet vardir. 
islam cagrisi bu temel esasa dayanir: "insanlar kuldur ve Allah on- 
lann gergek mevlalan, efendileridir. Hatta bunun da otesinde gok- 
lerdeki ve yerdeki varliklann tumu kul olarak adlandinhr. Qok sa- 



Maide Suresi 116-120 473 

yidaki melekler ile cinler bu varhklara ornektir. §u ayette 
buyruldugu gibi: "Goklerde ve yerde bulunanlann tumu Rahman'a 
kul olarak geleceklerdir. " (Meryem, 93) 

Hie suphesiz, yuce Allah'a ubudiyet (kulluk) kavrami, objektif 
bir analize, yani keli